SİTE HAKKINDA BİZE YAZIN İRTİBAT YARDIM
   DOWNLOAD LİNKLER SORU-CEVAP ARŞİVİ SİTE HARİTASI
      MEAD
         Ölüm: Ebedi Aleme Giriş
         Kur'an-ı Kerim ve Ölüm
         Ehl-i Beyt'in Nazarında Ölümün Hakikati
      ÖLÜMDEN KORKMANIN NEDENLERİ
         1- Ölümü, Yokluk ve Her Şeyin Fani Olup Son Bulması Ol. Görmek
         2- Ölümün Hakikatini Bilmemek
         3- İnsanın Dünya Hayatına Olan Aşırı Düşkünlüğü Neticesinde Ahiret Hayatını Unutması
         4- Amel Dosyasının Günahlarla Dolu Olması
      İNSANLIK ALEMİ VE MEAD
         Mecusilik Dininde Mead İnancı
         Yahudilik Dininde Mead İnancı
         Hıristiyanlık Dininde Mead İnancı
         İslam Dininde Mead İnancı
      Kur'an ve Meadı İnkar Eden Materyalistler
      Kur'an-ı Kerim'in Meadı İnkar Eden Materyalistlere Cevabı
      MEADIN İMKANINI İSPATLAYAN DELİLLER
         1- İlk Yaratılış Meadın Mümkün Olduğunu Gösterir
         2- Tabiatın Öldükten Sonra Tekrar Dirilmesi Meadın Mümkün Olduğunu Kanıtlıyor
         Tabiatın Öldükten Sonra Diriltilme Deliline Yapılan İtiraz
         3- İnsanın Yaratılış Süreci Meadın Mümkün Olduğunu İspatlıyor
         4- İlahi Kudretin Sonsuzluğu Meadın Mümkün Olduğunu Belgeliyor
      MEADI GEREKTİREN DELİLLER
         1- Allah'ın Adaleti Meadı Gerektirir
         2- Evrendeki Genel Hareket Meadı Zorunlu Kılıyor
         3- İlahi Hikmet Meadı Gerektirir
         4- Allah Teala'nın Va'di Meadın Olmasını Muhakkak Kılıyor
      BERZAH ALEMİNE GİRİŞ
         Kur'an-ı Kerim'de Berzah
         Hadisler Işığında Berzah Hayatı
         Kabir Suali
         Kabirde (Berzahta) Nelerden Sorulacağız?
         Berzahta Kimler Sorguya Çekilecekler?
         Kabir Sıkması
         Kabir Sıkmasının Nedenleri
         Ders Verici Bir Öykü
         Ruhun Bu Dünya İle Olan Bağlantısı
      Ölen İçin Yapılan Hayırlı Amel
         Vehhabi Zihniyetlilerin İtirazı
      Konunun Kitap ve Sünnetteki Yeri
         Kur'an-ı Kerim ve Ölen İnsan İçin Yapılan Hayır Amel
         Ölen İnsanın Hayatta Olan İnsanların Yaptığı Hayır Amellerden Yarar Göreceğine Delalet Eden Hadisler
         Ölen İnsanın Kendine Verilen Selamı Duyup Cevapladığını ve Ölen İnsanın Hayatta Bulunanların Duasından Yararlandığını Bil. Hadisler
         Ölen İnsanların, Hayatta Bulunanların Onlar için Okuduğu Kur'an'dan Yararlandıklarını Bildiren Hadisler
         Ölen İnsanların, Hayatta Bulunanların Onlar İçin Yaptığı Namaz, Oruç Gibi Hayır Amellerden Yararlandığını Belirten Hadisler
      Kıyamet Alametleri
         Göklerin Ve Yıldızların Durumu
      Sûr'a Üfleme
      Meadın Niteliği
         Ebedi Hayata Doğru
         Mahşer Aleminde İnsanların Durumu
         Amel Dosyasının Sahibine Verilmesi
         İlahi Adalet Mahkemesi
      Kimler şahitlik Yapacaktır?
         Birinci Şahid Hak Teala
         İkinci Şahid Her Ümmetin Kendi Peygamberi
         Üçüncü Şahid Hz. Resulullah (s.a.a)
         Dördüncü Şahid Ehl-i Beyt İmamları
         Beşinci Şahid Kur'an-ı Kerim
         Altıncı Şahid Bedenin Organları
         Yedinci Şahid Bedenin Derisi
         Sekizinci Şahid Melekler
         Dokuzuncu Şahid Amel Defteri
         Onuncu Şahid Yeryüzü
         On Birinci Şahid Zaman Dilimleri
         On İkinci Şahid Amelin Kendi Tecessümü
      Hesap
         Kim Sorgulayacaktır?
         Kıyamet Günü Nelerden Sorgulanacağız?
         Hesabı Kolay OlanlarHesabı Kolay Olanlar
         Hesabı Zor olanlar
         Muhasebesiz Cennete Gidecekler
         Muhasebesiz Cehenneme Gidecekler
      Kul Hakkı
      Mizan ve Terazi
      Sırat Köprüsü
      Şefaat
         Hadislerde Şefaat
         Kimlere Şefaat Olunacak?
         Kimlere şefaat olunmayacak?
         Kimler Şefaat Edecekler?
      Cennet
      Cehennem
      CENNETİ KAZANMANIN YOLLARI
         1- İman ve Salih Amel
         2- Takva
         3- Güzel Ahlak
         4- Cihad ve Şehadet
         5- Heva ve Hevese Uymamak
         6- Zorluklar ve Nefsi Baskılar Karşısında Sabır ve Sebat
         7- Doğru Yolda İstikamet Göstermek
         8- Tevella ve Teberra
         9- Namaza Önem Vermek
      Cehennemde Ebedi Kalınacak mı?
      Cehennem Azabı Ebedi Olarak Devam Edecek mi?
      Cennet ve Cehennemin Var Oluşu

Kıyamet Alametleri

Kur'an-ı Kerim ve Ehl-i Beyt İmamları'nın sözlerinden elde edilen şudur ki, kıyamet koptuğu zaman insanlar yeniden dirilecek, bu dünyaya ait olan nizam değişikliğe uğrayacak ve ayrı bir alem söz konusu olacaktır.

Biz karşılaşacağımız o alem hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Kur'an-ı Kerim kıyamet koptuğu zaman meydana gelecek bazı olaylara şöyle değinmektedir:

"Ey insanlar! Rabbinizden sakının. Şüphe yok ki, o kıyamet saatinin sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün, her süt veren anne emzirdiğini unutup geçecek, her hamile karnındaki çocuğunu düşürecektir. O gün insanları da sarhoş olmuş görürsün; oysa onlar sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir." [1]

"Yer, şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldığı; yer, içindekileri dışarı çıkardığı ve insan: "Ona ne oluyor?" dediği zaman..." [2]

"Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından da tek bir çarpma ile birbirlerine çarpışıp parça parça olacağı zaman..." [3]

"Denizler fışkırtılıp taşırıldığı zaman..." [4]

Göklerin Ve Yıldızların Durumu

"Güneş dürüldüğü zaman, yıldızlar bulanıklaşıp döküldüğü zaman, dağlar yürütüldüğü zaman..."[5]

"Ay karardığı, güneş ve ay birleştirildiği zaman, o gün insan der ki: "Kaçacak yer nerede?" [6]

"Gök, erimiş maden gibi olacağı gün; dağlar atılmış rengarenk yün gibi olduğu zaman...." [7]

"Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle; o duman insanları sarıp kuşatıverir. İşte bu acıklı bir azaptır" [8]

Sûr'a Üfleme

Kur'an-ı Kerim iki Sur'a üfleme olayından bahsediyor. Birincisi Allah Teala'nın istisna ettiği kimseler dışında bütün canlıları öldürecektir. Ansızın meydana gelecek olan bu korkunç olayın ilki kıyamet koptuğu an olacaktır. İkincisi ise, ölen canlıları dirilterek mahşere toplama özelliğine sahiptir ve mahşer günü gerçekleşecektir.

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Sur'a üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde ve yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra Sur'a bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar." [9]

Yine Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Onlar çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar. O zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler. Sur'a (ikinci defa) üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar. Vay halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın va'dettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir." [10]

Zikredilen bu ayetlerden ve Ehl-i Beyt İmamları'nın sözlerinden anlaşılan şudur ki: Sûr'a üfleme olayı bir gerçek olmakla beraber, öldürücü ve diriltici olmak üzere iki özelliğe sahiptir.

Bilindiği gibi ses dalgaları şiddetli olduğu taktirde, bir anda karşısındaki her türlü engeli aradan kaldırabilir. Dolayısıyla İsrafil ismindeki meleğin Allah'ın emriyle Sûr'a üfürmesi sonucu ondan çıkan ses dalgalarının az bir zaman içerisinde bütün canlıların ölümüne sebep olması kesinlikle hayret edilecek bir şey değildir.

Hz. Ali (a.s) Sûr'dan çıkan sesin gücünü şöyle beyan buyurmuştur: "Sûr'a üfürüldüğü zaman, kalpler durur, diller tutulur, yüksek dağlar ve kayalar öyle birbirine çarpar ki toz duman olur. Yerleri sanki önceden orda dağ ve kaya yokmuş gibi düzgün olur." [11] 

Hz. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) bu korkunç olayı açıklayan uzunca bir hadiste şöyle buyurmuştur: "Allah (c.c) İsrafil'e Sûr'u ile yeryüzüne inmesi için emir verir. O da Beyt-ül Mukaddes'e iner, kıbleye doğru yönelip, bir defa Sûr'a üfler, İsrafil'in kendi dışında göklerde ve yerde olan canlılar; büyük bir ıstırap yaşadıktan sonra ölürler. Sonra Allah'ın dilediği bir süreden sonra hesap günü tekrar dirilirler." Ravi diyor, İmamın sözleri buraya varınca baktım ki, İmam ağlıyor. [12]

Meadın Niteliği

Tarih boyunca insanlık alemi mead hususunda meadın gerçekleşeceğini kabul edenler, meadı reddedenler ve mead konusunda tereddüt ve şüphe içinde olanlar olmak üzere üç gruba ayrılmıştır.

Meadı reddedenler, insan ruhunu maddenin bir çeşit kimyasal ürünü olarak görmekle birlikte, herhangi bir ilahi dini de kabul etmeyen materyalist düşünceli filozoflardır. Bu düşünceye sahip olan filozoflar, insan ruhunun madde ötesi (mücerret) bir varlık olduğunu kabul etmediklerinden, tabii olarak insanın ölmekle yok olup gittiğine de inanmaktalar. Öte yandan evrenin ve insanın ilim ve hikmet sahibi bir yaratıcısının olduğuna da inanmadıklarından ve herhangi bir ilahi dini de kabul etmediklerinden, öldükten sonra çürüyerek yok olup giden insanın tekrar iade edilmesini de kabul etmemekteler. Sonuç olarak meadın olacağını da kabul etmiyorlar. Kur'an-ı Kerim'in tabiriyle onların mantığı şudur ki: "Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız; tekrar diriltilmeyiz." [13] "Hayat, ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız; za­manın geçişinden başka bizi yokluğa sürükleyen başka bir şey yoktur." [14]

Meadın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda tereddüt ve şüphe içinde olanlar ise, insan ruhunun hakikatinin ne olduğunda tereddüt içinde olan filozoflardır. Onlar, ne bir takım ilahiyatçı filozoflar gibi insan ruhunun ölüm ile yok olmayan madde ötesi (mücerret) bir varlık olduğunu söyleyebiliyorlar, ne de materyalist filozoflar gibi, insan ruhunun yalnızca maddenin bir çeşit kimyasal ürünü olduğunu ileri sürebiliyorlar. Aksine, bu konuda tereddüt ve şüphe içinde olduklarını ve insan ruhunun hakikatinin ne olduğunu bilmediklerini açıklıyorlar. Dolayısıyla da insanın öldükten sonra bedeninin çürüyüp dağılmasıyla tamamıyla yok olup gittiği, yoksa çürüyüp gidenin sadece insanın bedeni olup, ruhunun varlığını sürdürdüğünü kestiremiyorlar. Öte yandan herhangi bir ilahi dine de mensup olmadıklarından, onları meadın olacağına inandıran bir dini inanç da söz konusu olmadığı için bu konuda şüphe ve tereddüt içinde olmaktan başka bir yolları kalmıyor. Eski Yunan filozoflarından Calinos'un bu görüşte olduğu kaydedilmektedir.

Meadın gerçekleşeceğine inanlar ise, bu konuda üç ayrı görüş ortaya atmışlardır:

1- Mead sadece insan nefsi ve ruhu içindir. Yani, insan ruhu öldükten sonra herhangi bir bedeni olmaksızın varlığını sürdürecek, dünya hayatında ihsan ehli olan iyi ruhlardan olursa, bedensel olmayan akli mükafatlar alacak, dünya hayatında kötülük ehli olan bedbaht ruhlardan olursa da, bedensel olmayan cezalarla cezalandırılacaktır.

Bu görüşü savunanlar, insan ruhunun ölmekle yok olmayan madde ötesi (mücerret) bir varlık olduğuna inanan herhangi bir ilahi din mensubu olmayan ilahiyatçı filozoflarla, herhangi bir ilahi din mensubu olmakla birlikte, aynı felsefi görüşü paylaşan bazı dindar filozoflardır.

Ancak bir ilahi dini kabul etmekle birlikte felsefi düşüncelerini öne çıkaran bu tip filozoflar, Kur'an-ı Kerim gibi ilahi kitaplarda ve ilahi din önderlerinin açıklamalarında yer alan kıyametteki cismani mükafat ve cezaların da, bizlere anlaşılır olması için o tabirlerle açıklandığını, yoksa maksadın akli mükafatlar ve cezalar olduğunu kaydediyorlar. İslam dünyasından Meşşai felsefesini savunan bazı filozof ile bazı kelamcılar da bu görüşü kabul edenler arasındadır.

2- Mead sadece insanın bu dünyada olan bedeni içindir. Bu görüşü, insan nefsinin mücerret oluşunu kabul etmeyen ilahi din mensubu bazı kelamcılar ortaya atmıştır.

Bu kelamcılara göre, insan ruhu, öldükten sonra bedensiz olarak varlığını sürdürebilecek mücerret bir varlık değildir. Dolayısıyla da insan ruhunun bedensiz olarak varlığını sürdürdüğünü ileri süren filozofların akli mükafat ve cezalandırmaya dair olan görüşleri doğru değildir. Öte yandan ilahi din, kıyamet gününün geleceğini ve o günde insanların tekrar diriltilip hesaba çekilerek, iyi ve kötülerin hak ettikleri mükafat veya cezanın kendilerine verileceğini bildirdiğine göre, kesinlikle bu bedensel bir diriliş şeklinde olacaktır. Yani onlar: "İnsanın öldükten sonra dağılıp giden bedeni, tekrar dizilip eski haline getirilerek, kıyamet gününde va'dedilen hadiseler gerçekleşecektir" diyorlar.

3- Mead, insanın hem nefsi hem de bedeni içindir. Herhangi bir ilahi dine mensup olup olmadığı bilinmeyen eski Yunan felsefesinin bazı ilahiyatçı filozoflarıyla, İslam dini mensubu olan filozof ve kelamcılarının büyük bir çoğunluğu bu görüşü benimsemişlerdir.

Büyük filozof Sadr-ül Müteallihin şöyle diyor: "Tahkik ehli filozoflarla şeriat ehli meadın hak oluşunda ittifak etmişlerdir. Ancak meadın niteliği hususunda ihtilaf etmişlerdir.

a) Müslümanlar'ın büyük bir çoğunluğu ile, fakihlerin ve hadisçilerin geneli meadın sadece cismani (bedensel) olacağını kabul etmişlerdir. Zira onlara göre ruh, daha ince bir madde olup, suyun çiçek içerisinde ve zeytin yağının zeytin içerisinde yayıldığı gibi beden içerisinde yayılmıştır. Dolayısıyla da mead sadece bedensel olacaktır. Zira insanın hakikatinde cisim ve madde dışında başka bir şey yoktur ki, kıyamet günü onun da iade edilmesi söz konusu edilsin.

b) Filozofların büyük bir çoğunluğu ile, Meşşai felsefesinin takipçileri meadın sadece ruhani yani, akli olacağını benimsemişlerdir. Onlara göre beden, cevher ve ilinekleriyle birlikte ruhun ondan ilişkisini kesmesinden sonra yok olup gidiyor. Bu yüzden artık bedenin kendi bizzat iade olunamaz. Çünkü yok olanının iade edilmesi imkansızdır. Ruha gelince, ruh mücerret bir varlıktır. Onun yok olması veya fani olması imkansızdır. O halde ruh, ölüm ile bedenden ilişkisi kesilince tecerrüt alemine döner. Dolayısıyla da mead sadece mücerret olan ruh içindir.

c) Filozofların büyüklerinden büyük bir çoğunluk, irfan büyükleri ve Hüccet-ül İslam Gazali, Ka'bi, Halimi, Rağib İsfahani gibi kelam ehlinin büyükleriyle, Şeyh Müfit, Ebu Cafer Tusi, Seyit Murtaza, Allame Hilli ve Muhakkik Tusi gibi, Ehl-i Beyt mektebinin önde gelen uleması meadın hem cismani, hem de ruhani olacağına kail olmuşlardır. Zira ruh mücerret bir varlıktır ve onun tekrar bedene dönmesinde hiçbir mahzur görülmemektedir.

Sonra meadın hem cismani hem de ruhani olacağını kabul eden bu grup, kıyamet günü ruhun taalluk bulacağı bedenin, işbu dünyadaki bedenin kendisi mi, yoksa misli mi olacağı hususunda ihtilaf etmişlerdir.

Yine bedenin dünyadaki bedenin kendisi veya misli olacağını savunanlar, o bedenin dünyadaki bedenin bütün organ, şekil ve çizgiler açısından aynı veya misli olup olmayacağı hususunda da ihtilafa düşmüşlerdir.

Zahir olan şudur ki; hiçbir kimse, ahiretteki bedenin dünyadaki bedenin her açıdan aynı veya misli olacağını gerekli görmemiştir. Hatta Müslümanlar'ın büyük bir çoğunluğunun sözü, kıyametteki bedenin şekil açısından dünyadaki bedenden farklı olacağı doğrultusundadır. Bazıları buna, cennet ve cehennem ehlinin sıfatlarıyla ilgili olarak; cennet ehlinin on sekiz yaşında gençler olacağı, cehennem ehlinin ise Uhud dağı gibi kocaman dişleri olacağına dair olan hadisleri ve Allah Teala'nın; "...Derileri kızardıkça, azabı tatsınlar diye derilerini tazeleriz" [15] ayeti ile, "Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini yaratmaya muktedir olmaz mı?" [16] ayetini de delil getirmişlerdir.

Eğer; "Bu durumda kıyamet günü cismi lezzetlerle mükafatlanan ve cismi acılarla cezalandırılan bedenin itaat veya isyan eden bedenin kendisi olmaması gerekir" derseniz; cevabında denir ki; bu hususta önemli olan idraktir. İdrak ise araç aracılığıyla olsa bile ruha aittir. Ruh ise bakidir. İşte bunun içindir ki, çocukluk döneminden ihtiyarlık dönemine kadar kişinin şekli, miktarı, ilineği, organ ve güçlerinin bir çoğu değişmesine rağmen, onun aynı şahıs olduğunda tereddüt edilmez. Keza gençlik döneminde bir suç işleyen kimse, ihtiyarlık döneminde cezalandırılırsa, bu suçsuz olanı cezalandırmak sayılmaz.

Mead konusundaki görüşler bundan ibarettir. Ancak ileride de göreceğiniz üzere, hak görüş; kıyamet günü hem ruh, hem de beden açısından kişinin kendisinin geleceğidir. Nefsi işbu dünyadaki nefsinin kendisi, bedeni de işbu dünyadaki bedeninin aynı olacaktır. Öyle ki, eğer onu görürsen, (gerçi birine demir diğerine altın denecek kadar, bir çok değişimler ve evrimlerden geçmiş olsa bile), dünyadaki o kişinin kendisini gördüğünü söylersin. Kim bunu inkar ederse, şeriatı ve Kur'an-ı Kerim'in bir çok nas olan ayetlerini inkar etmekle birlikte, hikmet açısından da eksik olduğu anlaşılır." [17]

Ancak burada şunu belirtmeliyiz ki, ruhani meadı savunan Müslüman Meşşai filozoflar cismani meadı da inkar etmiyorlar. Aksine, cismanî meadın olacağına da inanıyorlar. Ancak onların sözü şudur ki; şimdilik biz hikmet ilkeleri ile ancak ruhani meadı ispat edebiliyoruz. Cismani meada gelince, her ne kadar onu hikmet ilkeleriyle ispatlayamazsak bile, hak şeriat onun olacağını bildirdiği için ona da inanıyoruz.

Meşşai felsefesinin en büyük liderlerinden olan İbn-i Sina, en büyük eserlerinden biri olan "Eş-Şifa" kitabında şöyle yazıyor: "Şu bilinmelidir ki, meadın bir kısmı ancak şeriatın bildirmesiyle kabul edilen meaddır. Onun ispatı için şeriat ve nübüvvet haberini tasdik etmekten başka bir yol yoktur. O, kıyamet günü bedenin haşrine dair olan meaddır. Bedene ait hayır ve şerler açıktır. Onların açıklanmasına bir gerek yoktur. Zaten efendimiz Hz. Muhammed (s.a.a)'in getirdiği hak şeriat, bedenin saadet ve bedbahtlığı hususunda yeterli açıklamada bulunmuştur.

Meadın diğer bir kısmı ise, akli burhanlarla idrak edilen ve nübüvvetin tasdik ettiği kısmıdır. O ise burhanı metotlarla ispatlanan ruhların saadet ve bedbahtlığıdır. Gerçi şimdilik bizim aklımız bunun niteliğini idrak etmekten de acizdir. İlahi filozofların bu tür saadete ulaşma arzuları bedeni saadete ulaşmaktan daha fazladır. Hatta onlar bedeni saadete, kendilerine verilse bile, iltifat etmez ve Hak Teala'nın kurbundan ibaret olan bu saadet karşısında onu büyüksemezler. Öyleyse, bu saadet ve karşıtı olan bedbahtlığının açıklamasını yapalım. Çünkü bedeni saadet ve bedbahtlık şeriat açısından kesin olup fazla bir açıklamayı gerektirmez." [18]

Bu açıklamalardan anlaşıldı ki, mead hususunda, onu mutlaka inkar eden, onun olup olmayacağında şüphe eden, meadın sadece cismani olacağına inanan, meadın sadece ruhani olacağını savunan ve meadın hem cismani hem de ruhani olacağına inanan olmak üzere beş görüş mevcuttur. Şimdi bu görüşleri özet olarak gözden geçirelim.

Meadı mutlak olarak inkar eden materyalistlere gelince, biz hem kitabımızın tevhid bölümünde bu evrenin ilim ve hikmet sahibi bir yaratıcısı olduğunu ispatlamakla onların materyalist dünya görüşlerinin batıl olduğunu ispatladık, hem de kitabımızın mead bölümünün başlangıcında insan ruhunun ölmekle yok olmadığını ve meadın mümkün olduğunu, hatta daha ötesi meadın zorunlu olduğunu ispatlamakla onların büyük bir yanılgı içinde olduklarını açıkça ortaya koyduk. O halde bu görüş devreden çıkmıştır.

Meadın vuku bulup bulmayacağı konusunda şüphe içinde olan bazı Yunan filozoflarına gelince, kitabımızın başlangıcında ortaya koyduğumuz meadın mümkün ve daha ötesi zorunlu olduğunu gösteren delillerimiz, aynı zamanda onların da cevabıdır.

Ayrıca ilgili felsefe kitaplarında insan ruhunun madde ötesi (mücerret) bir varlık olduğu kesin felsefi ve ilmi kanıtlarla ispatlandığına göre, onların bu görüşlerinin temelsiz bir görüş olduğu ve şüphelerinin de yersiz olduğu ortaya çıkmaktadır.

Meadın sadece cismani olacağına inanlara gelince, onlar insan ruhunu mücerret (soyut) bir varlık olarak görmediklerinden bu görüşü benimsemişlerdir. İlgili felsefe kitaplarında kesin burhanlarla ruhun mücerret olduğu ispatlandığına göre, bu görüşü savunmanın da bir dayanağı kalmıyor.

Meadın sadece ruhani (akli) olacağını savunanlar ise, bu görüşlerine, insan ruhunun madde ötesi (mücerret) bir varlık olmasına karşın, bedeninin öldükten sonra tamamıyla yok olup gittiğini, yok olup giden bir şeyin de aynen iade edilmesinin imkansız olduğunu, insan ruhunun başka bir bedene taalluk bulmasının ise, tenasüh (reankarnasyon) olacağını, onun da muhal olduğunu gerekçe göstermişlerdir.

Bu görüşün de cevabı şudur ki; insan ruhu, ne dünya hayatında, ne de öldükten sonra hiçbir zaman bedensiz kalmıyor ki, öldükten sonraki hayatı yalnızca akli bir hayat olsun. İnsan ruhu öldükten sonra bulunduğu berzah aleminde de kendi bedeniyle birliktedir. Kıyamet aleminde de yine kendi bedeniyle birlikte olacaktır. Ancak her alemdeki bedeni o aleme uygun bir bedendir. O halde insan ruhu kıyamette başka bir bedene taalluk bulmuyor ki, bu reankarnasyon sayılsın veya kıyamet günü iade edilen insanın zaman süreci içerisinde tahlil olup giden ve insan bedeni olmaktan çıkarak başka bir varlığın bedeni olan madde parçaları değildir ki, bunun bir takım mahzurları olduğu iddia edilsin. Kıyamet günü insan ruhu bizzat kendi bedeniyle haşrolunacaktır.

 Ancak açıktır ki, insanın kıyamet günündeki bedeni kıyamet alemine uygun olacaktır. Nitekim insanın kıyametteki beden özelliğini açıklayan ilahi açıklamalar da bunu göstermektedir. Keza insanın berzah alemindeki beden özelliklerini belirten ilahi açıklamalar da bunu kanıtlıyor.

Kısacası, Kur'an-ı Kerim'de geçen meadla ilgili ayetler, Hz. Resulullah ve Ehl-i Beyt İmamları'nın mead hususundaki sözleri ışığında elde edilen şudur: Allah Teala insanı bizzat kendi bedeniyle haşredip, ona yaptığının karşılığını verecektir.

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: " İnsan, bizim onun kemiklerini kesin olarak bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip ( yeniden) düzene koymaya gücümüz yeter." [19]

 Yine şöyle buyurmuştur: "Kendi yaratılışını unutarak bizim için misal biçti. "Çürümüş, bozulmuşken bu kemikleri kim diriltecekmiş?" dedi. Ey Resulüm! De ki: "Onları, ilk defa yaratıp inşa eden diriltecek. O, her yaratılanı bilendir." [20]

Allah Teala'nın çürüyen kemiklere tekrar hayat vermesini, insanların kıyamette kabirlerinden kalkmalarını, insanın topraktan yaratılıp toprağa dönüşmesini ve özellikle insanların uzuvlarının, yaptıklarına şahitlik edeceklerini içeren ayetleri göz önüne aldığımızda, insanın bizzat kendi bedeniyle haşrolunacağı kesinlik kazanır.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Teala ölüleri kabirlerinden, kuşların, yırtıcı hayvanların yuvalarından ve savaş meydanlarından (onlara yem oldukları taktirde) aktarıp yeniden hayat verecektir." [21]

Yine Hazret başka bir hutbede şöyle buyurmuştur: "Allah yerde gömülü olanları dışarı aktaracaktır. Onları çürüyüp dağınık oldukları halde yeniden bir araya getirip hayat verecektir." [22]

Demek ki, hak görüş insanın hem ruhani hem de cismani meadı olacağıdır. Ancak insanın berzahtaki bedeni bulunduğu o aleme uygun bir beden olduğu gibi, ahiretteki bedeni de o aleme uygun bir beden olacaktır.

İbn-i Sina'nın "Felsefi ilkelerle cismani meadı ispatlayamadığı" sözüne gelince, bu husus İbn-i Sina için zor gelmiştir. Ama İslam aleminde öyle filozoflar olagelmiştir ki, hem meadı ruhaniyi, hem de mead-ı cismaniyi felsefi ve akli ilkelerle ispatlamıştır. Bu filozoflardan biri Ehl-i Beyt mektebinin büyük filozoflarından Sadr-ül Müteallihin'dir.

Sadr-ül Müteallihin, hem en büyük felsefi eseri olan "Esfar-ül Erbaa" adlı kitabının mead bahsine ayırdığı dokuzuncu cildinde, hem de diğer bir çok eserlerinde, hem meadı cismaniyi, hem de meadı ruhaniyi felsefi metotlarla ispatlamıştır. Biz Sadr-ül Müteallihin'in "Şevahid-ür Rübubiyye" kitabında takrir ettiği mead-ı cismani ve mead-ı ruhaniyi ispat metodunu özetleyerek buraya aktarıyoruz.

Sadr-ül Müteallihin mead-ı cismaniyi ispatlamak için bir takım ilkeler beyan etmiştir. Onlardan bazıları şöyledir:

1. İlke: Her tabii varlığın asıl içeriği ve hakikatini oluşturan onun sureti ve en son faslının menşeidir. Cinsleri ve yüksek ve orta fasıllarına gelince, onlar ancak o şeyin levazımından (zorunlu sıfatlarından) olur.

Keza her tabii bileşimin varlığı, onun kemal yönünü oluşturan suretinin varlığıyla tahakkuk bulur. Onun maddeye (güce) muhtaç olması ise, sadece varlığını bizatihi tek başına sürdürmekten aciz kalmasından kaynaklanır. Yoksa varlığının hakikati tabii bileşime bağlı değildir. Çünkü madde bir şeyin hakikatini taşıyan güçten ibarettir. Madde (kuvve) ve madde yerinde olan şeyler ise, maddi varlıklarda müphem olarak (belirsiz olarak) muteberdir. Kişinin organları ve bedeni devamlı olarak değişim halinde olup her gün yenilendiği halde, suretinin tamamı olan nefsi baki olup bedeninin hüviyetini koruduğu için, ömrünün başından sonuna kadar kişi hem beden, hem de ruh açısından aynen bakidir. (Yani, bedendeki birliği ve bağlantıyı koruyan ruh, insan ömrünün başlangıcından sonuna kadar baki kaldığı için, bedenin maddesinde meydana gelen değişim ve yenilenme onun ayniyetini ortadan kaldırmamaktadır.)

2. İlke: Her şeyin teşahhus bulması, ister maddi bir varlık olsun, ister mücerret (soyut) varlık olsun ona ait olan varlıkla gerçekleşir. Şeyin (nesnenin) ilineklerine gelince, o kişinin levazımındandır. Hakikatini teşkil eden içeriklerinden değil. Dolayısıyla da ilineklerin hem nicelik hem de niteliğinin değişmesi mümkündür. Bu değişim kişinin ayniyetini değiştirmez.

3. İlke: Cevheri varlığa sahip olan bir şahsın varlığının tekamül ederek daha üstün bir varlık niteliğini alması mümkündür. Bu değişim ve tekamül onun birlik ve şahsiyetinin bekasına bir halel getirmez. Onu başka bir şahıs kılmaz.

Bu ilkeler bilindikten sonra anlaşılıyor ki, kıyamet günü mahşere gelecek olan şahıs, hem ruh, hem de beden açısından kişinin kendisidir. Bedeninde meydana gelen miktar ve benzeri açıdan değişikler ise, onun şahsiyetinin baki olmasına bir halel getirmemektedir. Çünkü bedenin teşahhusu (bireyselleşmesi) bir maddeye bağlı olan ruh iledir. Ruh ise, bedenin özellikleri değişse bile bakidir. Dolayısıyla kişinin şahsiyeti ve ayniyeti bakidir. Meselâ, sen önceden gördüğün bir insanı uzun bir aradan sonra gördüğünde mutlaka onun cismi özellikleri değişip yenilenmiş olacaktır. Buna rağmen sen o insanın önce gördüğün insanın aynı olduğundan şüphe etmezsin. Bunun sırrı şudur ki, ruh baki kaldığı sürece bedenin bir takım değişimlere uğraması, hatta yenilenmesi o insanın birliğine ve ayniyetine bir zarar getirmemektedir.

İşte kıyamet günü haşrolunacak insanın hali de böyledir. Onun bedeninde bir takım değişim ve tekamülün olması onun ayniyetini ne beden, ne ruh açısından bozmamaktadır. O kişi işbu dünyadaki kişinin kendisidir. Ruhu da o ruhtur, bedeni de o bedendir. Yani, her ne kadar meydana gelen değişim, dünyadaki beden demir ise altın olacak kadar bir yönden farklılık doğurmuşsa de, hem ruh, hem de beden o kişinin kendi ruh ve bedenidir. Bu farklılık onun ayniyetini bozmamaktadır. Söz gelimi altına dönüşen, işbu dünyadaki demirin kendisi, ruh da o ruhun kendisidir." [23]

Ebedi Hayata Doğru

Kur'an-ı Kerim ebedi hayatın başlangıcını şöyle beyan etmektedir: "O gün ki, yer başka bir yere gökler de başka göklere çevrilecek, insanlar kabirlerinden her şeye hakim olan Allah'ın huzuruna çıkacaklar." [24] "Sur'a (ikinci defa) üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar. Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın va'dettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir." [25]

"O sizi çağıracağı gün, tam bir hürmetle onun emrine koşacaksınız ve zannedeceksiniz ki, kabirlerinizde pek az bir müddet kaldınız." [26]

Mahşer Aleminde İnsanların Durumu

Kur'an-ı Kerim mahşer günü ve o günde insanların durumu hakkında şöyle buyurmaktadır: "O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün buy­ruk, yalnız Allah'ındır." [27]

"O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir dâvetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısıl­mıştır; artık bir hırıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin." [28]

"O gün kişi kendi kardeşinden, anasından ve babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır, ancak kendi derdi ile ilgilenir."[29]

"O gün öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır. Güler sevinç içindedir. Ve o gün öyle yüzler vardır ki üzerini toz bürümüştür." [30]

"O gün, muttakiler hariç bütün dostlar birbirlerine düşmandır." [31]

"Allah'ın huzuruna çıkacaklarını inkar edenler gerçekten hüsrana uğramışlardır. Nihayet kendilerine kıyamet ansızın geldiği zaman, ağırlıklarını sırtlarında taşıyarak: "Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı vah bize yazıklar olsun!" derler. Dikkat edin, o işleyip yüklendikleri ne kötüdür." [32]  

Hz. Ali (a.s) kıyamet gününde meydana gelen dehşet verici olayları şöyle beyan buyurmaktadır: "O gün insanlar niyaz ve huşu içerisinde aceleyle mahşere doğru yol alacak, sessiz olarak saflara dizilecek. Hepsi göz önünde olup nida eden sesini onlara duyuracaktır. Hepsi teslim olup zilletini kabul edecektir. O günde hile ve bahane kapıları kapalıdır. Ümitler kesilir, kalpler gamlı sesler kısılır, yüzlerinden ter dökülür, ıstırap ve korku onları sarar. Hak ve batılın bir birinden ayırt edilmesi ve amellerin karşılığının verilmesi için bir nida eden tarafından yükselen sesin azametinden kulaklar çınlar." [33]

Amel Dosyasının Sahibine Verilmesi

Kur'an-ı Kerim kıyamet günü herkes mahşerde toplanınca, amel defterlerinin dağıtılarak herkesin amel defterinin kendine verileceğini belirtiyor. "Amel defterleri dağıtıldığı zaman..." [34] Ancak bu amel defterleri bazılarına sağ tarafından, bazılarına ise sol tarafından verilecektir.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "Her insanın işlediklerini boynuna dolamışız. Kıyamet günü de onun için, önünde açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız." [35]

"Her kişinin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü, ki kendisiyle o kötülük arasında uzun bir mesafe olmasını diler, hazır bulacağı günü bir düşünün. Kullarına karşı şefkatli olan Allah size kendinden korkmanızı emreder." [36]

"Amel defteri ortaya konur, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, "Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bı­rakmadan hepsini saymış!" derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez." [37]

"Kitabı sağından verilen "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der. [38]

"Kitabı sol eline verilmiş olan ise der ki: "Eyvahlar bana keşke kitabım bana verilmeseydi."[39]

Hz. İmam Caferi Sadık (a.s) şöyle buyurdular: "Kıyamet koptuğu zaman insanın amel defteri kendine verilecek ve okuması için emir olunacaktır. Ravi diyor: İmam'a: "Acaba o insan amel defterinde bulunanları (dünyadaki yaptıklarını) tanıyabilecek midir?" dedim. İmam: "Allah ona sanki şimdi yapmış gibi her an konuştuğunu, attığı her adımı, yaptığı her şeyi hatırlatacaktır. Dolayısıyla amel defterini alanlar: "Eyvah halimize bu nasıl bir amel defteridir ki, büyük küçük ne varsa sayıp tespit etmiştir" diyecektir." [40]

İlahi Adalet Mahkemesi

Bütün canlıların mahşer alanına toplanıp amel defterleri insanlara dağıtıldıktan sonra ilahi mahkeme kurulacaktır. Herkesin amel defteri açılıp okunacak ve hakkında hak ettiği hüküm verilecektir. Kıyamette kurulacak ilahi mahkeme bir açıdan dünya mahkemelerine benzemektedir. O büyük mahkemenin de hakimi, amellerin ölçüleceği ölçeği, dinlenecek şahidleri vardır. Ancak o mahkemenin dünya mahkemelerinden farkı şudur ki, o mahkemenin hakiminin yanılması, taraf tutması veya birine haksızlık etmesini söz konusu olmadığı gibi, şahidlerinin de hata etmesi imkansızdır.

Ayrıca o mahkemede kullanılacak ölçeğin dakik olduğu gibi, verilen hüküm kesin, hükmü uygulayanlar da kararlıdır. O mahkemede Allah'ın kendilerine konuşma izni verdiği doğru konuşanlar hariç, kimsenin konuşma hakkı olmayacak ve her şeyden haberdar olan sonsuz adalet sahibi Hak Teala ile insanın kendi vicdanı hakimliğini yapacaktır.

Kimler şahitlik Yapacaktır?

Kur'an-ı Kerim kıyamet gününde on şahidin dinleneceğini açıklıyor. Bu şahidler Allah Teala'nın kendisi, her ümmetin kendi peygamberi, Hz. Resulullah, masum imamlar, kişinin kendi organları, kişinin derisi, melekler, amel defterleri, yer küre, zaman dilimleri ve insanın kendi amelinin tecessüm etmesidir.

Birinci Şahid Hak Teala

Kur'an-ı Kerim kıyamet günü Hak Teala'nın kulların gizli ve açık bütün amellerine tanıklık edeceğini belirtiyor.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "Allah onların neyi gizlediklerini ve neyi aşikâr ettiklerini bilir. Çünkü o bütün kalplerin özünü bilendir." [41]

"De ki: Ey kitap ehli, Allah yapmakta olduklarınıza şahid iken ne diye Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?" [42]

"Allah kıyamet günü aralarında hükmünü verecek, hak ve batılı ayıracaktır; doğrusu Allah, her şeye şahittir." [43]

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Gizli hallerde de Allah'a isyan etmekten sakının. Zira kıyamet günü, hiçbir şeyin gizli kalmadığı şahidin kendisi aynı zamanda hakimdir." [44]

İkinci Şahid Her Ümmetin Kendi Peygamberi

Kur'an-ı Kerim, kıyamet günü her ümmetin peygamberinin kendi ümmetinin yaptıklarına tanıklık edeceğini belirtiyor.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "O gün her ümmetten bir kişiyi onlara şahid tutarız. Seni de onlara şahid getiririz...." [45]

Yine Allah Teala şöyle buyurmuştur: "O gün her ümmetten bir şahid çıkarır ve "kesin delilinizi ortaya koyun" deriz. O za­man, gerçeğin Allah'a ait olduğunu, uydurduklarının kendilerini bırakıp kaçtığını anlarlar." [46]

Gerçi bu ayetlerde her ümmetten getirileceği belirtilen şahidlerin o ümmetlerin peygamberleri olduğu açıklanmamışsa da, bu şahidlerin o ümmetlerin peygamberleri olduğu açıktır. Zira ilahi mahkemede tanıklık yapabilecek şahidin, ilk olarak ister açık ister gizli şahidi olacağı kimselerin her halûkardaki durumundan haberdar olması gerekir.

Sonra şahitlik edeceği olayı, ister açıkta yapılmış olsun ister gizlide, dış görünümüyle değil, asıl sahip olduğu hakiki yönüyle bilmesi şarttır. Yani hem ilmi, gizli ve açık, bütün amelleri ve hatta kulun kalbinden geçeni bile bilecek kabiliyette olmalıdır, hem de şahitlik edeceği konularda hata yapmaması ve hıyanet etmemesi için masum olmalıdır.

Açıktır ki, bu sıfatlar ancak ilahi peygamberlerde ve masum imamlarda olabilir. O halde her ümmetten getirileceği belirtilen şahitten maksat, her ümmetin kendi peygamberidir. Nitekim, Allah Teala ilahi bir peygamber olan Hz. İsa'nın şahitliğini şöyle açıklamıştır: "...Ben onların içinde olduğum müddetçe, onlara şahid idim. Beni yanına aldığında artık onları gözetleyen Sen oldun." [47]

Üçüncü Şahid Hz. Resulullah (s.a.a)

Kur'an-ı Kerim, kıyamet günü Hz. Resulullah (s.a.a)'in hem kendi ümmetine, hem de diğer ilahi peygamberlere şahitlik yapacağını belirtmiştir.

 Allah Teala şöyle buyuruyor: "Her ümmetten peygamberlerini birer şahid olarak getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahid olarak getirdiğimiz zaman bakalım kafirlerin hali ne olacak!" [48]

Yine Allah Teala şöyle buyuruyor: "Peygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu kavmim, bu Kur'an'ı büsbütün terk etti" der." [49]

Hz. Ali (a.s) Hz. Resul (s.a.a)'in kendi ümmetine ve diğer peygamberlere yapacağı şahitliği şöyle beyan ediyor: "O gün peygamberler Allah'ın huzuruna varacaklar. Allah onlardan görevlerini nasıl yerine getirdiklerini soracak. Peygamberler: "İlahi mesajı ümmetimize ilettik" diye cevap verecekler. Sonra ümmetlerden, peygamberlerin risaleti hususunda sorulacaktır. Onlar, risaleti ve peygamberlerin ilahi mesajı ilettiklerini inkar edeceklerdir. Nitekim, Allah Teala: "Andolsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere de, gönderilen elçilere de soracağız" buyuruyor. [50]

Ümmetler: "Bize uyarıcı ve müjdeleyici gelmedi" dediklerinde, peygamberler Hz. Muhammed (s.a.a)'i şahitliğe davet edecekler. Hazret, peygamberleri tebliğlerinde tasdik edip, inkarcıları yalanlayacak ve her ümmete hitaben şöyle buyuracaktır: "Evet sizlere uyarıcı ve müjdeleyici gelmiştir. Allah her şeye kadirdir." Allah Teala: "Her ümmetten peygamberlerini birer şahid olarak getirdiğimiz ve seni de onlara şahid olarak getirdiğimiz zaman bakalım inkar edenlerin halleri ne olacak!" [51] buyuruyor. Hazret'in şehadetinden sonra artık inkarcılar mahkum ve mağlup olacaklardır.

Yine Hz. Resul (s.a.a) kendi ümmetinin Ehl-i Beyt'ine karşı yaptıklarına ve itaat etmediklerine şahitlik edecektir." [52]

Dördüncü Şahid Ehl-i Beyt İmamları

Kıyamet gününde insanların yaptıklarına şahitlik yapacak dördüncü gurup İmamlardır.

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Böylece sizi şerefli ve orta halli bir ümmet karar verdik ki, insanlar üzerine hak şahidler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun." [53]

Yine Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Allah uğrunda gereği gibi cihad edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'an'da, peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için size Müslüman adını veren O'dur. Artık, namaz kılın, zekât verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!" [54]

Gerçi bu ayeti kerimelerde ümmetin tamamına hitap edilmiştir. Ama açıktır ki; maksat, ümmetin tüm fertleri değildir. Zira kıyamet gününde şahitlik yapacak kişi, şahitlik yapacağı insanın fiillerinin dış görünüşüne değil, hakikatinin ne olduğuna ve tarafın his yoluyla algılanması imkansız olan iman küfür, riya, sadakat gibi kalple kazanılan manevi durumlarına tanıklık edecektir. Oysa ümmetin çoğunluğu, bu gibi hakikatleri algılama imkanına sahip değillerdir.

Sonra şahitlik yapacak kimsenin en azından adil, takvalı sadık ve emin olması gerekir. Oysa ümmetin bütün fertlerinin bu özelliklere sahip olmadığı açıktır. Öyle ki, bir kilo buğday veya bir kilo meyvenin kime ait olduğu gibi küçük konularda bile onlardan bazılarının tanıklığına itimat edilemez.

O halde kıyametteki tanıklığın fiillerin hakikatine ve kişinin iman, takva nifak ve küfür gibi manevi hallerine olacağından ve bunun da tanıklık yapacak kişinin basiret güzünün açık olmasını gerektirdiğinden ve yine şahitlik yapacak kimsenin adil, sadık ve emin olması gerektiğinden ayette geçen ümmet lafzından ümmetin bütün fertlerinin kastedilmediği anlaşılmaktadır. Çünkü ümmetin fertlerinin tamamının böyle olmadığı ve ancak pek azınlık bir grubunun bu özelliğe sahip olduğu açıktır. Demek ki, zikredilen ayetlerde ümmet kelimesi çoğulu ifade etse de, maksat ümmetten bir guruptur.

Peki, o grup kimdir? Acaba o grup, Kur'an-ı Kerim'in ve Hz. Resulullah'ın paklığına, masumluğuna, ilmine, imanına ve takvasına tanıklık ettiği, Kur'an'ın eşi olarak ümmete emanet buyurduğu Ehl-i Beyt İmamları'ndan gayri kim olabilir? Zaten Ehl-i Beyt İmamları'ndan gayri ümmetin hiçbir ferdi böyle bir makama sahip olduğunu da iddia etmemektedir.

Sadece Ehl-i Beyt İmamları'dır ki, bu ayetlerden kendilerinin kastedildiğini buyurmuşlardır.

Usul-u Kafi kitabının imamet bölümünde nakledilen bir hadiste şöyle yazıyor: "Bureyd-il İcli dedi ki: "Hz. Ebu Abdullah İmam Sadık (a.s)'a: "Ve böylece insanlara şahid olasınız ve Resul da size şahid olsun diye, sizi orta ümmet kıldık" [55] ayeti hakkında sordum. İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Orta ümmet biziz ve biz, Allah'ın yaratıklarına olan şahidleri ve yeryüzündeki hüccetleriyiz." Ben: -Babanız İbrahim'in dini... [56] ayeti hususunda ne dersin?" dedim. İmam şöyle buyurdu: "Bu ayette yalnızca bizler kastedilmişiz. -O sizi önceden Müslüman olarak adlandırmıştır.- Yani, önceki kitaplarda -Ve bunda- Yani, Kur'an'da -Resul size şahid olsun diye- [57] Resulullah (s.a.a) Allah'tan, bize iblağ ettiği hususlarda bize şahittir. Biz ise, insanlara şahidiz. Her kim bizi tasdik ederse, biz de onu kıyamet günü tasdik ederiz, her kim de bizi tekzip ederse, biz de onu kıyamet günü tekzip ederiz." [58]

Yine Zübeyri Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)'ın Allah Teala'nın "Ve böylece insanlara şahid olasınız ve Resul da size şahid olsun diye, sizi orta ümmet kıldık" ayeti hakkında şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Allah Teala'nın bu ayetten bütün kıble ehli olan tevhid ehlini mi kastettiğini sanıyorsun? Acaba Allah Teala dünyada iken üç kilo hurma için tanıklığı kabul edilmeyen birinden kıyamet günü tanıklık yapmayı isteyip, bütün geçmiş ümmetler önünde onun tanıklığını mı kabul edecek? Asla böyle değildir. Allah Teala yaratıklarından böyle bir şey istememiştir" [59]

Kıyamet gününde Hz. Resulullah ve Ehl-i Beyt İmamları'nın tanıklık edeceğine delalet eden diğer bir ayet de Allah Teala'nın: "De ki: "İstediğinizi işleyin; Allah, peygamberi ve mü'minler işlediklerinizi gö­recektir. Hepiniz, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size, işlediklerinizi bildirecektir" [60] ayetidir. Bu ayette geçen mü'minlerden maksat da Ehl-i Beyt imamlarıdır.

Bu hususta Ehl-i Beyt İmamları'ndan bize ulaşan rivayetlere baktığımızda, şu elde edilmektedir ki; Allah Teala, ümmetin yaptıklarını peygamber ve onun Ehl-i Beyt'ine, özel vasıtalarla göstermektedir. Numune olarak o rivayetlerden bazılarına değiniyoruz.

 Ebu Besir dedi ki: "Hz. Ebu Abdullah İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: "Her sabah iyileriyle kötüleriyle ameller, yani kulların amelleri Hz. Resulullah (s.a.a)'a sunulur. O halde sakının. İşte Allah Teala'nın "...Yapın yaptıklarınızı! Yakında amelinizi Allah ve Resulü görecek..." [61] ayetinin anlamı budur" dedi ve sustu." [62]

Yakup bin Şuayb dedi ki: "Hz. Ebu Abdullah İmam Sadık (a.s)'dan Allah Azze ve Celle'nin "...Yapın yaptıklarınızı! Yakında amelinizi, Allah, Resulü ve mü'minler görecektir..." [63] ayetini sordum. İmam (a.s): "Onlar imamlardır" dedi." [64]

 Sümaa dedi ki: "Hz. Ebu Abdullah İmam Sadık (a.s)'ın şöyle buyurduğunu duydum. "Ne olmuş size, niçin Resulullah (s.a.a)'ı üzüyorsunuz?" Bu arada adamın biri, "Nasıl Hz. Resulullah'ı üzüyoruz?" dedi. Bunun üzerine İmam (a.s): "Amelinizin o Hazret'e sunulduğunu bilmiyor musunuz? Amelleriniz içerisinde bir isyan gördü mü üzülüyor. O halde Resulullah'ı üzmeyin ve onu sevindirin" dedi." [65]

O halde bu ayetlerde geçen ümmet ve mü'minlerden maksat, ümmetin tamamı olmayıp sadece Allah Teala'nın özel inayetine mazhar olan Ehl-i Beyt İmamları'dır. Bu, ayetlerde belirtilen görevin mahiyeti ve Ehl-i Beyt İmamları'nın tefsirinden anlaşılmaktadır. Bu lafızların ilk bakışta çoğul anlamı ifade etmesi, delil olduğu yerde özel kişilere tahsis edilmesine engel teşkil etmez.

Zira Kur'an-ı Kerim'de bu tür kullanışlar çoktur. Yani, çoğulu ifade eden lafız kullanıldığı halde, özelin kastedildiği tabirler Kur'an-ı Kerim'in beyan üsluplarından biridir.

Örneğin, "Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan vasıflarıdır. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekinci­lerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp salih amellerde bulunanlara, bağışlama ve bü­yük ecir va'detmiştir." [66] ayetinde geçen "onunla birlikte olanlar" lafzı ilk bakışta hazretin ashabının tamamını içerdiği halde ashaptan bazılarının kastedildiği açıktır. Çünkü Hazret'in yanında olup da nifak sıfatına bürünenlerin sayısı az değildi.

Yine Kur'an-ı Kerim'in İsrailoğulları'na hitaben "... Sizi hükümdar kıldı..." [67] buyurduğunu görüyoruz. Açıktır ki, hükümdar olan onların sadece bazılarıydı. O halde ilk bakışta çoğulu içeren lafızlardan özel bir kitlenin kastedilmesi Kur'an-ı Kerim'in beyan üsluplarındandır. Yukarıda zikrettiğimiz ayetler de bu numunedendir.

Beşinci Şahid Kur'an-ı Kerim

Kıyamet günü şahitlik yapacaklardan biri de Kur'an-ı Kerim'dir. Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlu hesaba çağrılırken Kur'an-ı Kerim en güzel bir şekilde onun önünde gelecek ve: "Ey Rabbim! Ben Kur'an'ım bu ise senin kulundur. O beni tilavet etmekte kendini yorar, geceleyin uzun uzun beni tilavet eder ve ağlardı. Rabbim! O beni razı ettiği gibi sen de onu razı et" diyecektir.

Bunun üzerine, Allah Azze ve Celle o kula sağ elini uzat diyecek ve sağını kendi rızası, solunu ise kendi rahmetiyle dolduracak, sonra da ona: "İşte bu cennet sana mubah kılınmıştır, oku ve yüksel" denilecektir. O ise okuduğu her ayetle bir derce yukarı çıkacaktır." [68]

Altıncı Şahid Bedenin Organları

Kur'an-ı Kerim, kıyamet günü insanın dil, el, ayak gibi organlarının Allah Teala'nın izniyle konuşma imkanını bularak insanın yaptıklarına tanıklık edeceğini belirtiyor.

 Kur'an-ı Kerim şöyle buyurmuştur: "O gün, dilleri, elleri ve ayakları onların yaptıklarına şahitlik edecektir." [69]

Yine şöyle buyurmuştur: "İşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıkla­rına şahitlik eder." [70]

Yedinci Şahid Bedenin Derisi

Kur'an-ı Kerim, kişinin bedeninin derisinin de onun yaptıklarına tanıklık edeceğini belirtmiştir.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında on­ların aleyhinde şahitlik ederler. Derilerine: "Aleyhimize niçin şahitlik ettiniz?" derler. Derileri onlara: "Bizi, her şeyi konuştu­ran Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O'dur ve O'na döndürülüyorsunuz" ceva­bını verirler." [71]

Şunu belirtmeliyiz ki, beden organlarının ve derisinin kıyamet gününde tanıklık etmesinin niteliği bizce bilinmemektedir. Bu gün bile parmak izleriyle suçluların ortaya çıkarıldığı nazara alınınca, Allah Teala'nın sonsuz kudreti karşısında bunun garipsenecek bir şey olmadığı açıktır.

Ancak Ehl-i Beyt İmamları, kıyamet günü aleyhte tanıklık edecek olan organların inkarcıların organları olduğunu, mü'minlerin organlarının ise böyle bir tanıklık etmeyeceklerini belirtmişlerdir.

Bu hususta İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Bedenin organları mü'minin aleyhine şahitlik etmeyecektir. Bu sadece ilahi azaba müstahak olanlar için geçerlidir. Mü'minin amel defteri sağ eline verildiğinde onu okuyacak ve zerre kadar zulme uğramayacaktır.

Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Bir gün bütün insanları önderleriyle (İmamlarıyla) beraber çağırırız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitaplarını okurlar. Onlara kıl kadar haksızlık edilmez." [72]

Sekizinci Şahid Melekler

Kur'an-ı Kerim insanın bulûğ çağına erdiğinden itibaren yaptıklarını gözetleyip kaydetmekle görevli olan meleklerin onunla beraber olduğunu ve kıyamet günü olunca da onların tanıklık yapacağını belirtmektedir.

Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır bi­rer gözcü olarak söylediği her sözü zapt ederler." [73]

Yine Hak Teala şöyle buyurmuştur: "Ve herkes beraberinde bir sevk eden ve bir şahid ile gelir." [74]

Dokuzuncu Şahid Amel Defteri

Kur'an-ı Kerim insanın küçük büyük bütün eylemlerinin yazıldığı bir kitabın olduğu, kıyamet günü olunca da o kitabın ortaya konup okunacağını buyurmaktadır.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "...Şüphesiz elçilerimiz, yaptığınız hileleri yazmaktadırlar." [75]

Yine Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "İnsanların yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır. Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır." [76]

Yine Hak Teala şöyle buyuruyor: "Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır. Onlara denir ki: "Bugün, size işlediğinizin karşılığı verilecektir. Bu kitabımız gerçekten sizin aleyhinize konuşur. Biz yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk." [77]

Yine Allah Teala şöyle buyuruyor: "Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı bir kitap olarak önüne çıkarırız. Kitabını oku, bugün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin." [78]

Yine Hak Teala şöyle buyurmuştur: "Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün. Onlar: "Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bı­rakmadan hepsini saymış!" derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez." [79]

Onuncu Şahid Yeryüzü

Kur'an-ı Kerim yeryüzünün Allah Teala'nın izniyle kıyamet günü konuşarak üzerinde olup bitenleri anlatacağını belirtmektedir.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "İşte o gün, yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır." [80]

Bir hadiste şöyle yazıyor: "Hz. Resulullah (s.a.a) Zelzele Sûresi'ni okurken "İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır" ayetine gelince, "Yerin neleri anlatacağını biliyor musunuz? Cebrail bana kıyamet günü olduğunda yerin üzerinde vaki olan bütün olup bitenleri anlatacağını bildirdi" buyurdu." [81]

Yine hadislerde, Hz. Resulullah (s.a.a)'in bir yerden orada iki rekat namaz kılmadan ayrılmadığı ve: "Yerin benim namaz kılmama tanıklık etmesi için böyle yapıyorum" buyurduğu nakledilmiştir. [82]

Ebu Kahmas diyor: "Hz. İmam Sadık (a.s)'a: "Kişi, nafile namazlarını bir yerde mi kılmalı, yoksa değişik yerlerde mi kılmalı?" diye sordum. İmam (a.s): "Hayır, değişik yerlerde kılmalı. Zira yer ona tanıklık edecektir" buyurdu." [83]

On Birinci Şahid Zaman Dilimleri

Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları'ndan gelen hadislerde, insanın ömrü süresince geçirdiği ay ve gün gibi zaman dilimlerinin de insanın yaptıklarına şahitlik yapacağı bildirilmiştir.

Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Ademoğluna gelen her yeni gün, ona şöyle seslenir: "Ey Ademoğlu! Ben yeni bir günüm, ben sana şahitlik edeceğim. Öyleyse, bende hayır amel işle ki, kıyamet günü senin hayrına tanıklık edeyim. Çünkü sen bir daha beni asla bulamayacaksın." [84]

Yine o Hazret şöyle buyurmuştur: "Gece olunca nida eder, onun sesini insan ve cinlerden başka bütün yaratıklar işitir. O, şöyle der: "Ey Ademoğlu! Ben, bende olan her şeyle birlikte şahitlik edeceğim. Öyleyse, benden bir şey almaya çalış. Çünkü eğer güneş doğarsa, artık bende hayrını artırmaz, yaptığın bir günah için de af dileyemezsin." [85]

Hz. Resulullah şöyle buyurmuştur: "Bilin ki; nasıl ki, Allah Teala sizlere, adil şahid tutarak canınız, dininiz ve malınız için ihtiyatlı olmanızı emretmişse, öylece kendisi de kulları hakkında ihtiyat ederek onlara şahidler tayin etmiştir. O halde kendinizle ilgili işlerde şahid tutunuz. Allah Teala'nın da her kuluna bütün yaratıklarından şahidleri ve takipçileri vardır. Onlar, o kulu önünden ve arkasından korur ve onun yaptığı amelleri, konuştuğu sözleri ve bakışlarını kaydederler. Onun bulunduğu yer parçası da Rabbinin onun leh veya aleyhine olan şahidlerindendir. Geceler, gündüzler ve aylar da Allah'ın onun leh veya aleyhine tanıklık yapacak şahidleridir. Kulun amellerini zapteden melekler de Allah'ın kulunun leh veya aleyhine tanıklık edecek şahidleridir. Nice saadetli kişiler var ki, kıyamet günü bunların tanıklığı ile saadete ererler, nice de bedbaht kişiler var ki, kıyamet günü bunların tanıklığıyla bedbaht olurlar. Kıyamet günü olunca Allah Azze ve Celle bütün yaratıklarını bir vadide toplayacak, onların tamamı göz önünde olup, nida edenin sesini duyacaklardır. Geceleri, gündüzleri mahşere getirip, yer parçalarını ve ayları kulların amellerine tanıklık etmeye davet edecektir. Kim, salih amel yapmış olursa, organları, üzerinde yaşadığı yer parçacıkları, ömrünü geçirdiği, ayları, yılları, günleri, geceleri ve bütün saatleri onun lehine tanıklık edecek ve böylece o ebedi saadete kavuşacaktır. Kim de kötü amel sahibi olursa, organları, üzerinde yaşadığı yer parçaları, ömrünü geçirdiği ayları, yılları, gündüzleri, geceleri ve bütün saatleri onun aleyhine tanıklık yapacak, böylece o ebedi bedbahtlığa ulaşacaktır. Öyleyse, kıyamet günü için amel edin, feryad-u figan günü olup herkesin bir araya toplanacağı gün için azık hazırlayın. İlahi takvayla isyanlardan kaçının ki, kurtuluş beklenilsin. Bilin ki, kim Recep ve Şaban aylarının hürmetini korur ve Allah'ın en büyük ayı olan Ramazan ayına oruç tutarak kavuşturursa, bu aylar kıyamet günü onun lehine tanıklık edip, kendilerinin ihtiramını koruduğunu bildirecekler. O gün bir nida eden: "Ey Receb, ey Şaban, ey Ramazan bu kulun sizde yaptığı ameli nasıldı? Nasıl Allah'a itaat ederdi?" diye nida edecektir. Bunun üzerine, Recep, Şaban ve Ramazan ayları: "Ey Rabbimiz! Bu kulun bizden sana itaat etmek için yardım almaktan başka bir şey yapmadı. Senin fazlına hazırlanmaktan başka bir şey talep etmedi. Senin rızanı ve muhabbetini kazanmak için çaba harcayıp durdu" diye cevap verecekler. Bunun üzerine, Allah Teala bu ayların yönetimiyle görevli olan meleklere: "Siz bu tanıklık için ne dersiniz?" buyuracaktır. Onlar da: "Ey Rabbimiz! Recep, Şaban ve Ramazan ayları doğru söylüyorlar. Bu kulunu, sana itaat etmekte ciddi, senin rızanı kazanmakta çaba gösteren, iyilik ve ihsan işinde koşan biri olarak gördük. O, bu ayları peş peşe oruç tutmaktan sevinç ve neşe duyardı. Onlarda senin rahmetini ve affını arzu ederdi. Senin yasaklarından sakınır, senin teşvik ettiğin şeylere de koşardı. O; karnıyla, şehvetiyle, gözüyle, kulağıyla ve bütün organlarıyla oruç tutardı. O, bu aylarda gündüzleri susuz kalıp oruç tutar, geceleri de uyak kalıp ibadet ederdi. O, bu aylarda fakirlere ve öksüzlere çok yardım ederdi. Onun, senin kullarına çok ihsan ve iyiliği dokunurdu. O, bu aylara güzel arkadaşlık eder, onlardan ayrılırken de güzel ayrılırdı. O, bu aylar sona erdikten sonra senin haramlarına yaklaşmazdı. Bu kulun ne güzel bir kul idi!" cevabını verirler. İşte o zaman, Cenab-ı Hak o kulun cennete götürülmesini emreder. Melekler onu hediyeler ve ikramla karşılarlar. Onu nur bineğine bindirip, bitişi olmayan nimetlere, eskimeyen ve sakinleri çıkarılmayan, gençleri ve hizmetçileri ihtiyarlamayan, neşesi kesilmeyen, yenileri eskinmeyen ve neşesine bulut çökmeyen, eve (cennete) götürürler. Orada onlara ne bir zahmet, ne de bir yorgunluk dokunur. Onlar orada azaptan eman bulurlar, kötü muhasebeden korunurlar. Onların yeri ne de yüce, ne de kerametli bir yerdir." [86]

On İkinci Şahid Amelin Kendi Tecessümü

Kur'an-ı Kerim ayetleri ve Hz. Resul ile Ehl-i Beyt İmamları'ndan gelen hadislerden istifade ettiğimiz diğer bir konu da insanın öldükten sonra berzah aleminde ve kıyamet günü dünyada yaptığı amellerinin tecessüm ederek karşısına dikileceği konusudur. Amelin tecessüm etmesi gerçekte bizzat amelin kendisinin insanın yaptıklarına tanıklık etmesidir.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "O gün herkes yaptığı iyilikleri önünde hazır görür. Kötülükleri de... O gün kendisiyle o kötülüğün arasında uzun bir mesafe olmasını arzular..." [87]

Bu ayeti kerime kıyamet günü bizzat insanın yaptığı iyilik ve kötülüğün tecessüm ederek insanın önünde hazır olacağını ve kötülük işleyenin kendisiyle yaptığı kötülüğün arasında uzun bir mesafe olmasını arzulayacağını buyurmaktadır.

Yine Allah Teala şöyle buyuruyor: "Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır." [88]

Bu ayeti kerime de haksız yere yenen yetim malının kıyamet günü karna tıkınmış ateş şeklinde tecessüm edeceğini beyan buyurmaktadır.

Yine Hak Teala şöyle buyuruyor: "Artık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başka­sıyla karşılık görmezsiniz." [89]

Bu ayeti kerimeden insanın kıyamet günü amelinden gayri bir şeyi bulamayacağı anlaşılmaktadır. Bu da insanın amelinin kıyamet günü tecessüm ederek ona döneceğini kanıtlamaktadır.

Hadislere gelince, bu konu daha açık bir şekilde ortaya konmuştur. Hz. Resulullah Kays bin Asim'e şöyle buyurmuştur: "Ey Kays! Şüphesiz seninle beraber defnedilecek bir arkadaşın olacak. Seninle beraber defnedilecek o arkadaşın canlıdır, sen ise ölüsün. Eğer o arkadaşın kerim olursa, sana ikram edecek ve eğer alçak tabiatlı ve cimri olursa sana acı çektirecektir. Sonra o seninle haşrolacak, sen de onunla beraber mahşere geleceksin ve sen ondan gayri kimseden sorulmayacaksın. Öyleyse, o arkadaşının salih olmasına çalış ki, eğer salih olursa, onunla arkadaş olursun, ama eğer fasit olursa, ondan gayri kimseden korkmazsın. İşte o senin kendi amelindir." [90]

Biz berzah aleminden bahsederken bu anlamı ifade eden bir çok hadise işaret ettik. İsteyen o bölüme müracaat edebilir.

Görüldüğü üzere, bu hadiste insanın amelinin tecessüm edip tanıklık yapacağı açık bir şekilde beyan edilmiştir.

Amellerin tecessüm etmesi mantığa aykırı bir olay değildir. Günümüzde, dünyada hiçbir şeyin yok olmadığı sabit olmuştur. Hatta amellerimiz bile çeşitli enerjilere dönüşmektedir. Konuştuklarımız özel ses dalgaları şeklinde havada dağılmaktadır. Dağılan ses dalgaları bir takım engellere, (etraftaki duvarlara ve bizlerin bedenlerine) çarptıktan sonra başka bir enerjiye dönüşmektedir. O enerjinin de defalarca başka şeylere dönüşmesi mümkündür. O halde yapılan ameller yok olup gitmemektedir.

Yine bilim adamlarının yaptıkları deneylere göre, maddede ve enerji arasında yakın bir ilişki vardır. Başka bir deyimle madde ve enerji bir gerçeğin tecellileridirler. Madde yoğunlaşarak cime dönüşen enerjidir. Enerji ise onun dağılışıdır. Dolayısıyla belli şartlar altında birbirlerine dönüşmeleri mümkündür. Bu değerlendirmeye göre, sözlerimiz ve yaptıklarımız ortadan kaybolmamaktadır ve kainatı var edenin emri ile, tekrar bir araya toplanıp cisme dönüşmesi hiçte akıl almaz bir şey değildir.

O halde insanların yaptıkları çeşitli şekillerde zahir olabilirler. İyi ameller nimetlere, kötülükler ise azaba dönüşebilir.

İşte bunun içindir ki, Kur'an-ı Kerim: "Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar ve yakında alevli bir ateşe atılacaklardır." [91] buyurarak, yetim malını haksız yere yemenin, görünürde lezzetli bir yemeği yemek gibi görünse bile,  kıyamet günü ateş yemeğe dönüşeceğine işaret etmektedir.

Hz. Resulullah (s.a.a)'dan naklettiğimiz hadis ise bu gerçeği daha açık olarak ortaya koymuştur.

O halde amellerimizin dış görünüşünün haricinde bir de gerçek yüzü vardır. Amellerin bu gerçek yüzü bu dünyada gizli kalsa da ahirette meydana çıkarak kişinin leh veya aleyhine şahitlik edecektir.

Hesap

Kıyamet günü tüm mahlukat, dünyada büyük ve küçük yaptıklarından dolayı hesaba çekileceklerdir.

Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere de soracağız, peygamberlere de."[92]

Yine Allah Teala şöyle buyurmuştur: "...Mutlaka yapmakta olduğunuz şeylerden sorguya çekileceksiniz." [93]

Yine Allah Teala Hz. Lokman'ın oğluna şöyle nasihat ettiğini buyuruyor: "Ey oğulcuğum! Yaptığın iş, bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da ve bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa da, Allah onu ge­tirip meydana kor. Doğrusu Allah latiftir, haberdardır." [94]

Yine Hak Teala şöyle buyurmuştur: "Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekini açıklasanız da saklasanız da Allah Teala sizi ondan hesaba çeker. İstediğini bağışlar, istediğine azap verir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir." [95]

Kim Sorgulayacaktır?

Şüphe yok ki, yaratıkları bizzat sorgulayacak olan Allah Teala'dır. Allah Teala şöyle buyuruyor: "Doğrusu onların dönüşü Bize'dir. Şüphesiz sonra hesaplarını görmek de Bize düşmektedir"[96]

Yine Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratıl­maz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz." [97]

Yine Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "İnkar edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir." [98]

Yine Hak Teala şöyle buyurmuştur: "O, kulların üstünde yegane Hakim'dir, size koruyucular gönderir. Artık bi­rinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar, sonra gerçek Mevlalarına döndürürler. Haberiniz olsun, hüküm O'nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir." [99]

Bir hadis-i şerifte şöyle yazıyor: "Bedevi bir Arap Hz. Resul-ü Ekrem'e gelerek: "Yaratıkların muhasebesini kim üstlenecektir?" diye sordu. Hazret: "Allah Teala muhasebe edecektir" buyurdular. Bedevi Arap: "Bizzat kendi mi sorgulayacak?" dedi. Hazret: "Evet" buyurdular. Bunun üzerine o bedevi Arap gülmeye başladı. Hazret ona: "Ey Arap! Niçin gülüyorsun?" dediler. O Arap: "Çünkü büyük makam sahibi, kudret bulunca af eder ve muhasebe edince de müsamaha gösterip çok incelemez" dedi. [100]

Hz. Emir-ül Mü'minin Ali (a.s)'a: "Allah bunca yaratıkları nasıl sorgulayacaktır?" diye soruldu. Hazret: "Onca varlığa nasıl rızk veriyorsa, öylece de hesaba çekecektir" cevabını verdi. Bu arada Hazret'e: "Yaratıklar O'nu görmezken nasıl onları sorgulayabilir?" şeklinde soruldu. Hazret: "Nasıl ki, onlar O'nu görmezken onlara rızk veriyorsa, öylece de onları sorgulayacaktır" [101] buyurdu.

Ancak Kur'an-ı Kerim bir de insanın kendi kendini sorgulayacağını buyurmaktadır. Allah Teala şöyle buyuruyor: "Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı bir kitap olarak önüne çıkarırız. "Kitabını oku, bugün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin" deriz.[102]

O halde kıyamet günü bir de insanın kendisi kendini, kendi vicdanında muhasebe edip kendi hakkında hüküm verecektir.

Burada şunu da belirtmeliyiz ki, Ehl-i Beyt İmamları'ndan bize ulaşan hadislerde kulların sorgulamasına katılacak üçüncü makamın, her ümmetin peygamberi ile Allah Teala'nın her peygamberden sonra kulları arasında hüccet olarak tayin ettiği imamlar olacağı belirtilmiştir. Hatta bazı müfessirler "Doğrusu onların dönüşü Bize'dir. Şüphesiz sonra hesaplarını görmek de Bize düşmektedir" [103] ayetinde ve benzeri ayetlerde Allah Teala'nın tekil kip yerine çoğul kipini kullanmasının buna işaret ettiğini yazmışlardır.

 Fakat biz bahsin uzamaması için bu hadislere değinmiyoruz. İsteyenler ilgili kitaplarda bu hadisleri görebilirler.

Kıyamet Günü Nelerden Sorgulanacağız?

Gerçi yukarıda işaret ettiğimiz ayetlerden insanın bütün amel ve durumlarından sorgulanacağı anlaşılıyorsa da, hem Kur'an-ı Kerim, hem de hadislerde bazı şeylerin önemli olduğu ve özellikle sorgulanacağı belirtilmiştir.

Bunlardan biri Allah Teala'nın insana verdiği nimetleridir. Bu konuda Allah Teala şöyle buyuruyor: "Sonra o gün, nimetlerden muhakkak sorguya çekileceksiniz." [104]

Allah Teala'nın insana bahşettiği, insanın yararına olup, tekamül ve mutluluğuna sebep olan her şey nimettir, ister zahiri (aşikar) nimet olsun; hayat, sağlık vb. gibi, ister batınî (gizli) nimet olsun, idrak ve akıl gibi. İnsan nimetlerden dolayı sorgulanırken bu nimetleri gerektiği gibi, gerektiği yerlerde kullanıp kullanmadığından sorgulanacaktır. Yoksa yüce kerem sahibi Hak Teala verdiği ekmek ve suyu sormaktan çok yücedir. Allah Teala'nın insana bahşettiği manevi nimetlerin başında beşeri hidayet için gönderdiği peygamberler ve insanlara önder tayin ettiği imamlar gelmektedir. İşte Ehl-i Beyt İmamları'nın; "Kıyamet günü insanlar, biz Ehl-i Beyt'in velayet ve sevgisinden sorguya çekilecekler" buyruğu bu kategoriye girmektedir.

Cemil diyor; Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)'a Allah Teala'nın "Sonra o gün, nimetlerden muhakkak sorguya çekileceksiniz" [105] ayetini sorduğumda, İmam (a.s) şöyle buyurdular: "Bu ümmet kendilerine verilen iki nimetten sorgulanacaklardır. İlk olarak Resulullah (s.a.a)'den sonra onun Ehl-i Beyt'inden." [106]

İbrahim bin Abbas es- Suli şöyle diyor: "Hz. İmam Rıza (a.s)'ın huzurunda bulunduğumuz bir gün, Hazret: "Dünyada hakiki bir nimet yoktur" buyurdu.

Bu arada orada bulunan fakihlerden bazıları Allah Teala'nın "Sonra o gün, nimetlerden muhakkak sorguya çekileceksiniz" ayetini okuyarak, bu nimetin soğuk su olduğunu söyledi.

Bunun üzerine, Hz. İmam Rıza yüksek sesle; "Bu sizin tefsirinizdir. Siz ayeti böyle tefsir edip çeşitli anlamlara yorumluyorsunuz" buyurdu.

Bu sırada fakihlerin bazıları nimetten maksadın soğuk su, bazıları güzel yemekler, diğer bazıları ise uygu lezzeti olduğunu ileri sürdüler.

Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Babam babası aracılığıyla bana şunu nakletti ki, Allah Teala'nın bu ayetiyle ilgili sizin bu görüşleriniz Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)'a söylendiğinde Hazret sinirlenerek şöyle buyurdu: "Allah Azze ve Celle kullarına ihsan ettiği şeyden dolayı onları sorgulayarak minnet vurmaz. Nimetten dolayı minnet vurmak yaratıklara yakışmayan bir eylemdir. O halde nasıl kullara yakıştırılamayan böyle bir şey yüce yaratıcıya isnat edilebilir? Nimetten maksat biz Ehl-i Beyt'in sevgisi ve velayetidir. Allah Teala tevhid ve nübüvvetten sonra onu soracaktır. Zira kul gereğince ona vefa ederse, bu onu nimetleri bol olan cennete götürür."[107]

Peygamber-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdular: "Kıyamet günü kul adımını atmadan dört şeyden sorgulanacaktır:

1- Ömrünü nasıl tükettiğinden

2- Gençliğini nasıl geçirdiğinden

3- Mal varlığını nasıl kazanıp nerede harcadığından

4- Biz Ehl-i Beyt'in sevgisinden" [108]

Allah Teala insanın organlarına yaptıkları sorulacağını bildiriyor. Allah Teala şöyle buyuruyor: "Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur." [109]

Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) bu ayetle ilgili olarak: "Kulak işittiği şeylerden, göz bakıp gördüğü şeylerden, kalp de itikat ettiği şeylerden sorgulanacaktır" buyurdu.

Bazı hadislerde kıyamet günü kula sorulacak ilk amelin namaz olacağı, eğer namazı kabul edilirse, diğer amellerinin de muhasebe edileceği, aksi taktirde diğer amellerinin hesabına bakılmayacağı yer almıştır.

Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kulun ilk muhasebe edilecek ameli namazıdır. Eğer namazı kabul edilirse, diğer amelleri de kabul olacaktır ve eğer namazı kabul edilmezse, diğer amelleri de reddedilecektir." [110]

Hesabı Kolay Olanlar

Kolay bir hesaptan geçenler, iman sahibi olup amel defterleri sağ ellerine verilenlerdir. Onların küçük günahları ve sürçmeleri olsa da, Allah Teala onların hatalarından geçip hesaplarını kolaylaştıracaklardır.

Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Kimin amel defteri kendisine sağından verilirse, işte o, kolay bir hesaba çekilir ve arkadaşlarının yanına sevinçle döner." [111]

Hz. Resulullah (s.a.a)'a: "Kolay hesap nedir?" diye sorulunca, Hazret: "Kişinin amel defterine bakılır ve geçilir" buyurdu.

 Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Üç sıfat kimde olursa, Allah onun hesabını kolay tutup cennetine götürecektir.

1- Sana vermeyen ve mahrum bırakana ihsan edip verenlerden olasın

2- Senden akrabalık ve dostluk bağını kesenle irtibat kurasın

3- Sana zulüm edeni affedesin." [112]

Hesabı Zor olanlar

Allah Teala kıyamet günü bazılarının zor hesaptan geçirileceklerini bildiriyor. Allah Teala şöyle buyuruyor: "...Ve kötü muhasebeden korkarlar" [113]

Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Teala kıyamet günü kuluna verdiği akıl oranında hesabı üzerinde dikkat edecektir." [114]

Hammad bin Osman diyor: "Hz. İmam Cafer Sadık bazı mü'min kardeşlerinin şikayette bulunduğu bir kişiye: "Niçin falan kardeşin senden şikayet ediyor?" dedi. O adam: "Hakkımı incesiyle hesap edip almamın da mı şikayeti olur?" dedi. Bunun üzerine İmam (a.s) sinirli bir vaziyette oturarak şöyle buyurdu: "Sanki sen inceden inceye hesap ettiğinde kötülük etmediğini mi sanıyorsun? Acaba Allah Teala'nın mü'minlerden hikaye ettiği "Onlar kötü muhasebeden korkarlar" sözlerinde mü'minlerin Allah Teala'nın onlara zulüm etmesinden mi korktuklarını nakletmek istiyor? Hayır andolsun Allah'a ki, onların korktuğu Allah Teala'nın hesapta dikkat edip ince hesaba tutmasıdır. İşte Allah Teala hesapta dikkat edip incelemeyi kötü hesap saymıştır. O halde kim hesabında inceden inceye dikkat ederse kötülük yapmıştır." [115]

Bu hadisten kıyamet gününde zor hesaba tutulacakların, bu dünyada kardeşlerinin hatalarını bağışlamayan, onlara zorluk çıkaran borçlu olan kardeşlerinin durumlarını gözetmeyen kimseler olacağı anlaşılmaktadır.

Muhasebesiz Cennete Gidecekler

Kur'an-ı Kerim ayetleri ve Hz. Resulullah ve Ehl- Beyt İmamları'ndan gelen hadislerden kıyamet günü bazı insanlar amellerinin muhasebe edilmesine gerek duyulmaksızın cennete gireceklerdir.

Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) babaları aracığıyla Hz. Resulullah (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kıyamet günü olunca, Allah Teala bütün yaratıkları bir meydanda toplayacak. Sonra Allah tarafından bir münadi: "Sabır ehli nerededir?" diye seslenecektir. Onun sesini orada bulunanların en sonunda bulunanlar da önünde bulunanlar gibi duyacaklardır. Bunun üzerine, bir grup insan ayağa kalkacaktır. Onları bir grup melek istikbal edecek ve onlara: "Sizi sabır ehli kılan sabrettiğiniz şey neydi?" diyecekler. Onlar: "Biz nefsimizi Allah'a itaat etmek ve isyan etmek konusunda sabrettirdik" cevabını vereceklerdir. Bunun üzerine Allah Teala tarafından bir münadi: "Kullarım doğru söylüyor, yol açın onlar muhasebesiz cennete girsinler" diye seslenecektir. Sonra yine Allah tarafından bir münadi: "Fazl ve ihsan ehli nerededir?" diye seslenecektir. Onun bu sesini orada bulunanların en sonunda bulunanlar ön saflarda bulunanlar gibi duyacaktır. Bu arada bir grup ayağa kalkacaktır. Melekler onların önüne gelip; "Sizi fazl ve ihsan ehli kılan fazlınız neydi?" diyeceklerdir. Onlar: "Dünyada iken bize saygısızlık yapıldığında onu tahammül eder ve kötülük yapıldığında onu af ederdik" cevabını verirler. Bunun üzerine, Allah katından bir münadi: "Kullarım doğru söylüyor, önlerini açın muhasebesiz cennete girsinler" diyecektir. Sonra Allah tarafından bir münadi: "Allah'ın evindeki komşuları nerededir?" diye seslenecektir. Bu münadinin sesini orada bulunanların en sonunda bulunanlar, ön saflarda bulunanların duyduğu gibi duyacaktır. Bu arada bir grup insan ayağa kalkacaktır. Onları da melekler istikbal edip; "Sizi bu gün Allah'ın evinde komşusu kılan, dünyada yaptığınız ameliniz neydi?" diye soracaklar. Onlar: "Biz Allah için birbirimizi sever, Allah için birbirimize bahşiş eder, Allah için birbirimizi ziyaret ederdik" cevabını verirler. Bunun üzerine, Allah katından bir münadi: "Kullarım doğru söylüyor, önlerini açın onlar muhasebesiz olarak cennette Allah'ın komşuluğuna gitsinler" diye seslenecektir." Sonra İmam (a.s) şöyle devam etti: "İşte bunlar Allah'ın evinde O'nun komşularıdır. İnsanlar korkarlar, ama onlar korkmazlar. İnsanlar muhasebeye çekilirler, ama onlar muhasebeye çekilmezler." [116]

Muhasebesiz Cehenneme Gidecekler

Kur'an-ı Kerim ve hadislerden kafir ve müşriklerin kıyamet günü muhasebesiz cehenneme gidecekleri anlaşılmaktadır.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "De ki: "Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?" Onlar ki; dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı. Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlar için tartı koymayacağız." [117]

Hz. İmam Rıza (a.s) babaları aracılığıyla Hz. Resulullah (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Allah Azze ve Celle Allah'a şirk koşanlar hariç bütün yaratıkları muhasebe edecektir. Şirk koşanları ise, muhasebe etmeksizin cehennem ateşine atılmalarını emredecektir." [118]

Hz. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "...Allah'ın kulları! Bilin ki, şirk ehli için terazi kurulmayacak ve amel defterleri açılmayacaktır." [119]

Kul Hakkı

Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları'ndan gelen hadisler, kıyamet gününde insanların bir birlerinin haklarına olan tecavüz ve zulmünü Allah Teala'nın bağışlamayacağını belirtiyor.

Hz. Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurdular: "Ey insanlar! Günahlar; bağışlanacak olan, bağışlanmayacak olan ve ümit ve korku içinde olduğumuz günah olmak üzere üç kısımdır.

Bağışlanacak olan günah, Allah Teala'nın kulun dünyada iken cezalandırdığı günahıdır. Zira Allah Teala kulunu günahından dolayı iki defa cezalandırmaktan daha adil, daha yücedir.

Bağışlanmayacak günah ise, kulların birbirlerine karşı olan zulümleridir. Çünkü yaratıklar kıyamet günü Allah Teala'nın huzuruna çıktıklarında kendi izzetine yemin ederek şöyle buyuracaktır: "Andolsun kendi izzet ve celalime ki, hiçbir zalimin zulmü benden geçmeyecektir. Velev ki, o zulüm, el ile ele vurmak veya tırnaklamak, ya da boynuzlu bir koyunun boynuzsuz bir koyunla dövüşmesi olsun.

Böylece Allah Teala hiçbir kimsenin kimse üzerinde bir hakkı kalmayıncaya kadar kulların bazısının bazısına karşı yaptığı zulmü kısas edecek, sonra onları muhasebeye tutacaktır.

Korku ve ümit içinde olduğumuz üçüncü kısım günaha gelince, Allah Teala'nın kulunun gizleyip tevbe etmeyi inayet ettiği günahıdır. Böylece o kul günahından dolayı korku içinde olup, Rabbinin rahmetini ümit etmektedir. Biz de onun hakkında onun kendi hakkında taşıdığı duyguları aynen taşıyor, onun için rahmeti ümit edip azap gelmesinden de korkuyoruz." [120]

Yine Hz. Emir-ül Mü'minin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mahşer günü Cenab-ı Hak kullarına hitaben şöyle buyuracaktır: "Bu gün, aranızda adaletle hükmedeceğim. Bu gün, katımda kimseye zulmedilmeyecektir. Bu gün, zayıfın hakkını zorbadan alacağım. Bu gün, mazlumun yararına, zalimden sevaplarını (varsa) alıp mazlumun amel defterine yazmakla, yada mazlumun günahını zalime ilave etmekle intikam alacağım. Bu gün, sadece mazlumun kendi hakkından geçip bağışladığı kimseler hariç, kimse bu sarp yoldan geçemeyecektir."[121]



[1]- Hac: 1, 2

[2]- Zelzele: 1, 3

[3]- Hakka: 14

[4]- İnfitar: 3

[5]- Tekvir: 1, 3

[6]- Kıyamet: 8, 10

[7]- Mearic: 8, 9

[8]- Duhan: 10, 11

[9]- Zümer: 68

[10]- Yasin: 49. ayetten 52. ayete kadar

[11]- Nehc-ül Belağa, Hutbe: 195

[12]- Bihar-ül Envar: c. 6 s. 324

[13]- Mü'minun: 37

[14]- Câsiye: 24

[15]- Nisa: 56

[16]- Yasin: 81

[17]- Esfar-ül Erbaa c. 9 s. 165, 166

[18]- Eş-Şifa İbn-i Sina'nın İlâhiyat bölümü s. 423

[19]- Kıyamet: 3, 4

[20]- Yasin: 78, 79

[21]- Nehc-ül Belağa: Hutbe: 83

[22]- Nehc-ül Belağa Hutbe: 109

[23]- Şevahid-ür Rübubiyye s. 261, 262..

[24]- İbrahim: 48

[25]- Yasin: 49. ayetten 52. ayete kadar

[26]- İsrâ: 52

[27]- İnfitar: 119

[28]- Taha: 108

[29]- Abese: 34, 35, 36, 37

[30]- Abese: 34, 40

[31]- Zuhruf: 67

[32]- En'am: 31

[33]- Nehc-ül Belağa hutbe: 83

[34]- Tekvir: 10

[35]- İsra: 13

[36]- Al-i İmran: 30

[37]- Kehf: 49

[38]- Hakka: 19,20

[39]- Hakka: 25

[40]- Nur-us Sakaleyn Tefsiri c. 3 s. 267

[41]- Hud: 5

[42]- Ali İmran: 98

[43]- Hac: 17

[44]- Gürer-ül Hikem s. 128

[45]- Nahl: 89

[46]- Kasas: 75

[47]- Maide: 117

[48]- Nisa : 41

[49]- Furkan: 30

[50]- A'raf: 6

[51]- Nisa: 41

[52]- İhticac s. 242

[53]- Bakara: 143

[54]- Hac: 78

[55]- Bakara: 138

[56]- Hac: 78

[57]- Hac: 78

[58]- Usul-u Kafi c. 1 s. 190

[59]- Tefsir-i Nur-üs Sakaleyn c. 1 s. 113

[60]- Tevbe: 105

[61]- Tevbe: 105

[62]- Usul-u Kafi c. s. 219

[63]- Tevbe: 105

[64]- Usul-u Kafi c. 219

[65]- Usul-u Kafi c. 1 s. 219

[66]- Fetih: 29

[67]- Maide: 20

[68]- Bihar-ül Envar c. 7s. 268

[69]- Nur: 24

[70]- Yasin: 65

[71]- Fussilet: 21

[72]- İsra: 71, Bihar-ül Envar c. 7 s. 318

[73]- Kaf: 17, 18

[74]- Kaf: 21

[75]- Yûnus: 21

[76]- Kamer: 52, 53

[77]- Câsiye: 23, 29

[78]- İsra: 13, 14

[79]- Kehf: 49

[80]- Zelzele: 4, 5

[81]- Dürr-ül Mensur: c. 6 s. 380

[82]- El Mizan: c. 6 s. 337

[83]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 318

[84]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 325

[85]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 325

[86]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 315, 316

[87]- Al-i İmran: 30

[88]- Nisa: 10

[89]- Yasin: 54

[90]- İlm-ül Yakın c. 2 s. 1079 naklen Emali-i Es-Saduk s. 51

[91]- Nisa: 10

[92]- A'raf: 6

[93]- Nahl: 93

[94]- Lokman: 16

[95]- Bakara: 284

[96]- Ğaşiye: 25, 26

[97]- Enbiya: 47

[98]- Nur: 39

[99]- En'am: 62

[100]- İlm-ül Yakin: c. 2 s. 1171

[101]- Bihar-ül Envar: c. 7 s. 271

[102]- İsra: 14

[103]- Ğaşiye: 25, 26

[104]- Tekasûr: 8

[105]- Tekasûr: 8

[106]- Mizan-ül Hikmet c. 2 s. 411, Bihar-ül Envar c. 7 s. 272

[107]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 273

[108]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 258

[109]- İsrâ: 36

[110]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 276

[111]- İnşikak: 7, 8

[112]- Nur-us Sakaleyn c. 5 s. 537

[113]- Ra'd: 21

[114]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 267

[115]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 266

[116]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 171

[117]- Kehf: 103

[118]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 260

[119]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 259

[120]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 265

[121]- Bihar-ül Envar c. 7 s. 268