Yaratanla yaratılmış arasındaki benzerliği reddeden ayetler hangileridir? Bu ayetler Allah’ın ruhunu insana üflemesi meselesiyle nasıl bir uyum sağlamaktadır?

2014/02/18
Soru
Kur’an’da Allah’ın yaratılmışlara benzerliğini reddeden ayetler hangileridir? Bu benzerliği reddeden ayetler ‘Allah’ın ruhunu insana üflemesi’ meselesiyle uyuşuyor mu?

Tevhid inancından, ister insan olsun ister başka şey, hiç bir şeyin Allah’a benzeme imkanının olmadığı manası çıkmaktadır. Kur’an’da birçok ayet yaratanla yaratılmış arasındaki benzerliği reddetmektedir. Örneğin:

 

1- ‘Ve ona, bir tek eşit ve benzer yoktur.’

 

2- ‘Ona hiçbir benzer yoktur’

 

3- ‘Artık Allah'a eşit varlıklar tanımayın; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir ve siz bilmezsiniz.’

 

Allah, ‘ruhumdan insana üfledim’ diye buyuruyorsa bu, Allah’ın ruhu olduğu ve ondan biraz insana üflediği anlamında değildir. Zira böyle bir şey insanın Allah’ın şeriki olmasını gerektirir. İnsan ruhu Allah’ın ruhunun bir parçası olamaz, çünkü Allah Teala’nın mukaddes zatı, Hz. Adem’in bedenine üflenecek şekilde bölünüp ayrılan bir zat değildir. Ruhta alem-i emir’den olup diğer yaratılmışlar gibi yaratılıp insan bedenine üflenmiştir.

 

Kaldı ki, Allah Teala, Hz. Adem’in ruhunu kendisine nispet verip ‘Benim ruhum’ diye buyurmuşsa bu, Kabe-i Muazzama’yı kendisine nispet verip ‘Benim evim’ diye buyurması gibidir; yine benim peygamberim, benim kulum, benim cennetim, benim ateşim (cehennemim) vb. bu türdendir. Ruhun Allah’ın olması teşrif-î izafidir, yani Allah, ruhun kendisinin olduğunu söylemekle gerçekte onu şereflendirmektedir.

Ayrıntılı Cevap

Soru iki bölümden oluştuğu için konuyu iki bölümde ele alacağız:

1. Bölüm: Allah’ın yaratılmışlara benzerliğini reddeden ayetler hangileridir?

Cevabın anlaşılabilmesi için her şeyden önce Allah’ın ‘bir’ olduğu manasına gelen tevhid’in kısımlarını bilmek gerekir. Bunlar:

1- Çokluğu reddetmek: Yani Allah birdir.

2- Bileşimi reddetmek: Yani Allah’ın bilfiil ve bilkuvve parçaları yoktur.

3- Zat’ta zait (fazla) sıfatların olduğunu reddetmek: Zat’a ait sıfatların zat’ın kendisiyle bir olduğu ve zait sıfatların onda olmadığına inanmak.

4- Fiilde tevhid: Allah Teala, yapmak istediği işlerinde başkasına ihtiyacı yoktur.

5- Tesir-i İstiklali: Yaratılmışların yaratana muhtaçtıklarının delilidir.[1]

Daha iyi bir ifadeyle tevhidin kısımları şunlardır: Zati,[2] sıfati[3] ve ef’ali (yaratmada ve rububiyette)[4] tevhid, ibadette tevhid, malikiyet, hakimiyet ve kanun koymada tevhid ve itaatta tevhid.

Tevhid’in manasından anlaşılan şey, ister insan olsun ister başka şey, hiç bir şeyin Allah’a benzeme imkanının olmadığıdır.

Yaratanla yaratılmış arasındaki benzerliği reddeden pek çok ayet vardır. Konuyu şöyle özetleyebiliriz: Kur’an’da tevhidin çeşitlerinden her biri (zat, sıfat, fiiller vs.) hakkında gelen ayetler yaratılanla yaratan arasındaki benzerliği tümüyle reddetmektedir. Onlardan bazıları şunlardır:

1- Zatta tevhidi ispat eden ayetler: Enbiya/22 ve 25, Müminin/191, Ahkaf/4, Şura/11, Fatır/15 vs. gibi.

Allah’ın başkalarına benzemesini açıkca reddeden ayetlere örnek olarak ‘Ve ona, bir tek eşit ve benzer yoktur.’[5] ve ‘Ona hiçbir benzer yoktur’[6] ayetlerini gösterebiliriz.

2- Yaratmada tevhidi ispat eden ve Allah’ın, başkalarından örnek ve yardım almadan yaratmaya koyulduğunu ispat eden ayetler.[7]

3- Varlık aleminin idaresinde Allah’ın ortağı olmadığını gösteren ve rububiyette tevhidi ispat eden ayetler.[8]

4- İlahi rububiyyet ve yaratıcılık ispat olduktan sonra tapınmaya yalnız ve yalnız O’nun layık olduğu sonucu ortaya çıkar ve kimse kendisini O’nun yerin koyamaz. Buna ibadette tevhid denir.[9]

5- Hakimiyet, malikiyet ve itaatta tevhidi ispat eden ayetler. Yaratmak ve tedbir Allah’tan olduğundan, hakimiyet ve malikiyet hakkıda yalnız Onun ve Onun izin verdiği kimselerindir.[10] İtaat yalnızca Ona edilir.[11]

Bu yüzden Kur’an buyuruyor: ‘Artık Allah'a eşit varlıklar tanımayın; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir ve siz bilmezsiniz.’[12]

Fatiha ve İhlas sureleri tevhidin kısımlarının zikredildiği önemli surelerindendir. Örneğin Fatiha suresinin bazı ayetleri zat ve sıfatlarda tevhide[13] delalet ederken bazılarıda ibadette tevhide[14] delalet ederler.

İkinci Bölüm: Bu ayetleri, Allah’ın ruhunun insanda üflenmesini söyleyen ayetlerle nasıl bir araya getirebiliriz?

Yukarıdaki ayetlerle ‘Allah’ın ruhunun insana üflenmesi’ hakkındaki ayetlerin arasındaki tezaddın giderilmesi için ‘ona ruhumdan üflediğim zaman’ ayetinin geniş bir şekilde incelenmesi gerekir, böylece ayetin maksadının ortaya çıkmasının yanı sıra ondan kaynaklanan tezadda giderilmiş olur.

Allah Teala, insan bedenini ele aldıktan sonra ruh konusunu ele almış ve ‘ona ruhumdan üflediğim zaman’ diye buyurmuştur. Arapçada üfleme anlamına gelen Nefh, lügatta bir cisimin içine ağızla veya başka bir araç vesilesiyle hava üflemek şeklinde mana edilmiştir. Ama bu kelime kinaye olarak bir şeye etki etmek veya hissedilmeyen bir şeyi ona telkin etmek şeklinde de kullanılmıştır. Ayetten maksat insanda ruh icad etmektir, zira Allah, üflemekten ve cismaniyetten münezzehtir.

Ruh ise lügatte, hayatın kaynağı olan şeye denir. Her canlı onunla hisseder ve iradesiyle hareket eder. İnsan ruhu, onun ‘Ben’ dediği şeydir. İnsanın insaniyeti ruhladır. İnsanın idrak, irade ve fiileri bedenle gerçekleşir.

‘Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir.’[15] ayet-i kerimesine göre ruh, ‘Emir’ ve ‘Alem-i Emir’ türündendir.[16]

Peki emir nedir? Kur’an buyuruyor: ‘Emri, bir şeyin yaratılmasına taalluk eder, birşeyi yaratmayı dilerse ona ol der, hemen oluverir.’[17]

Bu açıklamadan sonra asıl konuya ve tezaddın giderilmesine geçiyoruz:

1- Allah’ın ‘Ruhumdan ona üfledim’ buyruğu, Allah’ın ruhu olduğu ve ondan bir parçasını insana üflediği manasına gelmez. Zira bunun gereği insanın Allah’ın şeriki olmasıdır. Oysa ki Allah-u Teala’nın mukaddes zatı parçalardan oluşmamış ki, onun bir parçasını Hz. Adem’in bedenine üflesin.[18] Aksine ruh alem-i emr’den olup Allah’ın diğer mahlukları gibi bir mahluktur ve insan bedenine üflenmiştir.[19]

2- Allah’ın kendi ruhunu Hz. Adem’e nispet verip ‘Ruhumdan üfledim’ diye buyurması, Kabe’yi kendisine nispet vermesi gibidir. Yani Kabe için ‘Benim evim’ diye buyururken, benim peygamberim, benim kulum, benim cennetim, benim ateşim (cehennemim), benim göğüm, benim yeryüzüm buyurması hep aynı türdendir.[20] Ruhun Allah’ın olması teşrif-î izafidir. Yani Allah, ruhun kendisinin olduğunu söylemekle gerçekte onu şereflendirmektedir.

İmam Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: ‘Allah’ın onu (ruhu) kendisine nispet vermesi ve ‘benim ruhum’ diye buyurması, Allah’ın seçkinlerinden olmasından dolayıdır.’[21]

Şeyh Saduk (r.a) Tevhid ve Maani’l-Ahbar adlı kitaplarında Muhammed b. Müslim’in şöyle dediğini rivayet eder: ‘İmam Bakır’dan (a.s) Allah’ın -Azze ve Celle- ‘Ruhumdan’ sözünün manası hakkında sorduğumda şöyle buyurdu: Allah’ın seçip yarattığı ruhtur ve kendisine nispet vermiştir. Bütün ruhlara üstün kılmıştır. Bu yüzden onun Adem’e üfürülmesini emretti.’[22]

Kafi’de kendi senediyle Muhammed b. Müslim’in şöyle dediğini rivayet edilir: ‘İmam Bakır’dan (a.s) ‘Allah Teala’nın Adem’i kendi suretinde yarattığını rivayet ederler’ dediğimde şöyle buyurdu: Adem’in sureti yaratılmış olup hadistir. Allah Teala onu diğer suretlerin içinden seçmiştir. Diğer suretlerden daha iyi olduğu için kendisine nispet vermiştir. Nitekim Kabe’yi kendisine nispet vererek ‘Benim evim’ diye buyurduğu gibi ruhu kendisine nispet vererek ‘Ruhumdan ona üfledim’[23] diye buyurmuştur. Demek ki, ‘Benim ruhum’dan maksat insan ruhunun kaynağı ve kökü olan melekut alemden -ne ki maddi aleminden- olduğunu bildirmek içindir.’[24]

Netice şu ki, Allah’ın ruhunun Adem’e üflenmesinden maksat Allah’ın zatının bir parçası değil, Allah tarafından insana üflenen yüce ruhtur. Dolayısıyla ‘Kendi ruhumdan ona üfledim’ ayeti ile yaratıcıyla yaratılmışın birbirlerine benzeliği olmadığını söyleyen ayetler arasında herhangi bir tezat yoktur.

------------------
[1] -Muhammed Taki Misbah Yezdi, Amuzeş-i Akaid, s.135, 7. Baskı, Neşr-i Beynelmilel, Tahran, HŞ. 1381.

[2] -Tevhidin bu mertebesi, vahidî tevhid ve ahadî tevhid diye iki kısıma ayrılır. Vahidî Tevhid, bir varlığın varlığını zorunlu bilmek, ondaki her türlü şirk, eş ve benzerliği reddeden tevhiddir; ahadi tevhid ise, her türlü akli, harici ve vehmi bileşimi Allah’tan beri bilmek ve Onun hiç bir şekilde bileşeninin olmadığını kabul etmektir; yani Hak Teala, genel vacibu’l vücud kavramının tek ferdi olup başka bir fert ve rakibi yoktur (bir fertle sınırlı olan genel), hatta onun için başka bir fert düşünmek bile imkansızdır. Felsefede böyle bir vahdete, vahdet-i hakka-î hakikiye derler. Bu da sayı, cins, tür vb. vahdetin karşısındadır.

[3] -Sıfat tevhidi bir çeşit nazari ve itikadi tevhid olup müminlerin iman ve itikadıyla ilgilidir. Manası ise zatî ve kemalî sıfatların zatla ve birbirleriyle ayniyeti demektir. Ayetlerden bazılarını birbirleriyle cem’ ettiğimizde bu iddia ispat edilmiş olur. Örneğin, ilim, kudret vb. gibi ilahi sıfatlara işaret eden ayetler onların Allah’ın sıfatları olduğunu ispat etmekteler. Allah’ın muhtaç ve misli olmadığına delalet eden ayetler ise sıfatların zatla ayniyyetini ispat ediyorlar. Zira sıfatlar zata fazlalık olurlarsa o zaman Allah Teala’nın kemalinde o fazla sıfatlara muhtaçlığını ve Onun mümkün varlıklara benzerliğini gerektirir.    

[4] -Kur’an’dan istifade edilen fiillerde tevhid meselesi, ne ilahi etkiyi beşerin fillerinden tümüyle nefyeden ve tefvize inanan Mutezili’nin görüşüyle uyuşmaktadır, ne de cebre inanan Eşaire (kesb teorisi) ile. Halbu ki, cebir ve tefviz hatasına düşmeden fiillerde tevhidi ve ilahi adaleti kabul etmek için yalnızca Ehl-i Beyt mektebindeki ‘Bel Emrun Beyne’l-Emreyn’ (Aksine iş ikisinin arasındadır) görüşüne yönelmeli ve demeliyiz ki: Allah’ın failiyeti, diğer varlıkların failiyetinin boylamında yer almaktadır ve Allah’ın diğer varlıklarla olan sebebiyet ilişkisi birbirlerinin enlemesine değil boylamasınadır. Yani Allah, insanların kendi iradeleriyle bir şeyi yapmaları ya da yapmamalarını irade etmiştir. Buna göre, insanların fiilleri ilahi iradeye dayandığından ilahi adalete zarar vermeden fiilde tevhid ispatlanmış olur. Öte yandan cebirde söz konusu olmamaktadır.

Kelamcılar, fiilde tevhidi, yaratmada tevhid ve rububiyette tevhid diye ikiye ayırmış ki her ikiside teorik tevhidin kısımlarından olup müminlerin itikadıyla irtibatlıdır.  

[5] -Tevhid/4

[6] -Şura/11

[7] -Bk: Saffat/96; En’am/101-102; Fatır/3; Zümer/62; Ğafir/62; Haşr/24; A’raf/54; Furkan/2; Ta-Ha/50...

[8] -Bk: Yunus/3 ve 31; En’am/164; Enbiya/22 ve 56

[9] -Bu konu için bkz: Enbiya/25; Al-î İmran/64; Yasin/61-62; Hicr/99; Ankebut/56; Nahl/36; Nasır Mekarim Şirazi, Tefsir-i Nümune, c.27, s.447, Dar-ul Kütüb-i İslamiyye Yayınları, Tahran, 1. Baskı: HŞ. 1374. Belirtmek gerekir ki tapınmak, Allah, Rab veya tesirde müstakil olan varlığın karşısında yapılan amele denir. Yani, birinin ilahlığına inanmaktan kaynaklanan ameldir. Başka bir ifadeyle ubudiyyet mabudun karşısındaki huzunun son derecesidir. Demek ki, huzu, huşu ve başkalarına tevessül etmek ibadet sayılmaz. Eğer öyle olsaydı Kur’an’ın müminlere, anne ve babaya huzu etmeyi istemesi şirk ve putperestlik sayılırdı. Daha fazla bilgi için bkz: Nasır Mekarim Şirazi, a.g.e. c.1, s.245, ve c.22, s.387, Dar-ul Kütüb-i İslamiyye Yayınları, Tahran, 1. Baskı: HŞ. 1374; Abdulhüseyin Hüsrevpenah, Kalemrov-i Din, s.45-46.        

[10] -Bu konu için bkz: Yusuf/40 (Teşrii Hükümet); Al-i İmran/26 (Tekvini Hükümet); Bakara/247, Fatır/13; Sad/26; Maide/44,45,47; En’am/114; Şura/10.

[11] -Bu konu için bkz: Nisa/59, 69 ve 80; Al-i İmran/33.

[12] -Nahl/74.

[13] - الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعالَمینَ؛ الرَّحْمنِ الرَّحیمِ؛ مالِکِ یَوْمِ الدِّینِ

[14] - إِیَّاکَ نَعْبُدُ وَ إِیَّاکَ نَسْتَعینُ؛ اهْدِنَا الصِّراطَ الْمُسْتَقیمَ .

[15] -İsra/85

[16] - Nasır Mekarim Şirazi, a.g.e. c.12, s.253.

[17] -Yasin/82.

[18] -Bkz: Muhammed Cevad Necefi Humeyni, Tefsiri-i Asan, c.9, s.56, 1. Baskı, Neşr-i İslamiyye, Tahran, HK.1398.  

[19]- İmam Sadık’tan (a.s) Allah’ın Hz. Adem’in (a.s) bedenine üflediği ruh hakkında sorduklarında şöyle buyurdu: O yaratılmış ruhtu; İsa’nın da ruhu yaratılmıştır. (el-Kafi, c.1, s.133)  

[20] -Şeyh Saduk, İtikadat (Seyyid Muhammed Ali Hasani, Tercüme-i Hasani), s.9, 1. Baskı, Neşr-i İslamiyye, Tahran, HŞ.1371.

[21]-Tabersi, İhticac (Behrad Caferi) c.2, s.160, 1. Baskı, Neşr-i İslamiyye, Tahran, HK.1381.

[22] -et-Tevhid, s.170, Bab:27, H.1; Maan-il Ahbar, s.16-17.

[23] -el-Kafi, c.1, s.134; Şeyh Saduk, et-Tevhid, s.103, H.18, Camia-yı Müderrisin Yayınları, Kum, HK. 1398 (HŞ.1357); Muhammed Hüseyin Tabatabai, el-Mizan, (Seyyid Muhammed Bagır Musevi Hemedani), c.12, s.257, Defter-i İntişarat-ı Camia-yı Müderrisin-i Havzay-ı İlmiyye-yi Kum, Kum, 5. Baskı, HŞ.1374.

[24] -Muhsin Kıraati, Tefsir-i Nur, c.10, s.126, Merkez-i Ferghengi-i Dersha-i Ez Kur’an, Tahran, HŞ.1383.

Yeni Makale ve Video öğeleri

Yeni Kitaplar

  • Peşaver Geceleri

    Pakistan'ın Peşaver şehrinde, gazete ve önemli dergilerin muhabirlerinden dört kişi ve Ehlisünnet ...
  • Tekfirci Vahabiler

    İslam'ın fikirsel tarihi iniş çıkışlar, değişimler, muhtelif teori, görüş ve düşüncele ...