<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Adalet &#8211; Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</title>
	<atom:link href="https://www.caferilik.com/genel/caferiilikte-inanc-esaslari/adalet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.caferilik.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Jun 2020 22:12:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.8.10</generator>
	<item>
		<title>İnsan ve İrade</title>
		<link>https://www.caferilik.com/insan-ve-irade/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/insan-ve-irade/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2020 22:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4651</guid>

					<description><![CDATA[<p>51. &#160; İnsanın irade ve özgürlüğü, kesin ve açık bir gerçektir ve insan aşağıda işaret edeceğimiz çeşitli yollarla bunu anlayabilir: a) Herkesin vicdanı, insanın bir şeyi yapıp yapmamaya karar vermekte serbest olduğuna tanıklık eder ve bu apaçık konuda şüphe eden kimsenin, hiçbir açık hakikati kabul etmemesi gerekir. b) Herhangi bir toplumda -ister dindar olsun ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/insan-ve-irade/">İnsan ve İrade</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>51. &nbsp;</a></p>



<p>İnsanın irade ve özgürlüğü, kesin ve açık bir gerçektir ve insan aşağıda işaret edeceğimiz çeşitli yollarla bunu anlayabilir:</p>



<p>a) Herkesin vicdanı, insanın bir şeyi yapıp yapmamaya karar vermekte serbest olduğuna tanıklık eder ve bu apaçık konuda şüphe eden kimsenin, hiçbir açık hakikati kabul etmemesi gerekir.</p>



<p>b) Herhangi bir toplumda -ister dindar olsun ve ister ol-masın- çeşitli kişiler hakkında yapılan övgü ve kınamalar, öven veya kınayan kişinin, failin kendi işlerinde serbest ve özgür kabul ettiğini göstermektedir.</p>



<p>c) İnsanın irade ve serbestliği görmezlikten gelinirse, din ve şeriat düzeni de boş ve faydasız olacaktır. Çünkü eğer her insan, daha önce kendisi için belirtilen yolu izlemek zorundaysa ve ondan bir kıl payı sapamazsa, bu durumda emir ve nehiy, vaad ve vaîd, mükâfat ve cezanın hiçbir anlamı olmayacaktır.</p>



<p>d) Tarih boyunca sürekli birey veya beşer toplumunu ıslah etmeye çalışan, bu yolda planlar hazırlayıp sonuca varan insanların olduğunu görmekteyiz.</p>



<p>Açıktır ki, bu konu insanın mecbur oluşuyla bağdaşmamaktadır; çünkü cebir görüşüne göre, bu çabaların tümü boş ve sonuçsuz olacaktır.</p>



<p>Bu dört delil, irade ve serbestlik ilkesini sağlam ve şüphe edilmez bir gerçek kılmaktadır.</p>



<p>Elbette, beşerin irade ve serbestlik ilkesinden, onun tamamen kendi başına bırakıldığı ve Allah-u Teâlâ&#8217;nın onun fiilinde hiçbir etkisi olmadığı sonucunu almamak gerekir. Çünkü tefviz olan böyle bir inanç, insanın sürekli Allah&#8217;a muhtaç olduğu ilkesiyle çelişmekte ve yine Allah&#8217;ın güç ve yaratıcılık dairesini sınırlandırmaktadır. Oysa durum daha farklıdır; bunu bir sonraki ilkede açıklayacağız.</p>



<p><a>52. &nbsp;</a></p>



<p>Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vefatından sonra Müslümanlar arasında söz konusu olan meselelerden biri de, insanın fiilinin nasıl gerçekleştiğiydi. Bir grup cebir görüşünü seçerek insanı mecbur bir fail kabul ederken, diğer bir grup da bu görüşün zıddını kabul ederek insanın kendi başına bırakılmış bir varlık olduğunu ve onun fiillerinin Allah Teâlâ&#8217;ya isnat edilmeyeceğini savundular. Her iki grup da gerçekte fiilin ya insana ya da Allah&#8217;a isnat edilmesi gerektiğini, ya insan gücünün ya da Allah&#8217;ın gücünün etkili olması gerektiğini düşünüyorlardı.</p>



<p>Oysa burada masum Ehlibeyt İmamlarımızın gösterdiği üçüncü bir yol daha vardır. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:</p>



<p>Ne cebir söz konusudur ne de tefviz; bu ikisinin arasında bir şeydir.<a href="#_ftn1">[1]</a></p>



<p>Yani fiil insana isnat edilmesine rağmen, Allah&#8217;a da isnat edilmektedir. Çünkü fiili yapan faildir; fakat buna rağmen faili ve sahip olduğu gücü Allah yarattığı için de fiil Allah&#8217;tan ayrılmaz.</p>



<p>Ehlibeyt&#8217;in (a.s) insanın fiilinin gerçeğini beyan etmekteki metodu, Kur’ânı Kerim&#8217;de açıklanan şeydir. Bu semavî kitap, bazen fiili faile isnat ettiği hâlde Allah&#8217;a da isnat etmektedir; yani her iki nispeti de kabul etmektedir. Nitekim şöyle buyuruyor:</p>



<p>Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı.<a href="#_ftn2"><strong>[2]</strong></a></p>



<p>Bundan maksat şudur: Hz. Resulullah (s.a.a) bir şeyi yaptığında, bu işi kendinin müstakil gücüyle değil, Allah&#8217;ın gücüyle yapmıştır. Dolayısıyla, her iki isnat da doğrudur.</p>



<p>Başka bir ibaretle, her şeyde Allah&#8217;ın güç ve kudreti vardır; tıpkı elektrik kablosundaki elektrik santralından kaynaklanan elektrik akımı gibi. Elbette elektrik düğmesine bizim basmamızla lamba yanmaktadır. &#8220;Lambayı biz yaktık.&#8221; diye söylememiz doğru olduğu gibi, &#8220;Lambanın aydınlığı elektrik akımından kaynaklanmaktadır.&#8221; dememiz de doğrudur.</p>



<p><a>53. &nbsp;</a></p>



<p>Biz, insanın irade ve serbestliğine inanmakla birlikte Allah Teâlâ&#8217;nın ezelden beri işlerimizden haberdar olduğuna ve bu iki inanç arasında da bir çelişki olmadığına inanıyoruz. Bu ikisinin bir araya toplanmayacağına inananlar, Allah Teâlâ&#8217;nın ezelî ilminin insanın fiilinin &#8220;iradî olarak&#8221; gerçekleşeceğine taalluk ettiğine ve doğal olarak da böyle ezelî bir ilmin, insanın özgürlüğüyle çelişmeyeceğine dikkat etmeleri gerekir.</p>



<p>Başka bir tabirle, Allah&#8217;ın ilmi, insanın fiilinin gerçekleşeceğine taalluk ettiği gibi, onun fiilinin nasıl (insanın irade ve isteğiyle) gerçekleşeceğine de taalluk etmiştir. Böyle bir ezelî ilim, insanın irade ve serbestliğiyle çelişmesi bir kenara dursun, onu sağlamlaştırmaktadır da; çünkü eğer fiili insanın irade ve isteğiyle gerçekleşmezse, bu durumda Allah&#8217;ın ilmi gerçeği göstermeyecektir. Çünkü ilmin gerçek görüntüsü, bir şeye taalluk ettiği şekilde gerçekleşmesidir.</p>



<p>Doğal olarak eğer Allah&#8217;ın ilmi, insanın fiil ve eyleminin onun iradesiyle gerçekleşmesine, yani insanın yapmak istediği eylemi serbest ve özgürce yapmasına taalluk etmişse, bu durumda fiil zorunluluk ve cebirle değil, bu özellikle gerçekleşmelidir.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; Tevhid-i Saduk, 59. bab, 8. hadis.</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; Enfâl, 17</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/insan-ve-irade/">İnsan ve İrade</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/insan-ve-irade/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaza ve Kader</title>
		<link>https://www.caferilik.com/kaza-ve-kader/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/kaza-ve-kader/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2020 22:09:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4649</guid>

					<description><![CDATA[<p>48. &#160; Kaza ve kader, Kitap ve sünnette geçen ve aklî delillerle de teyit edilen İslâm&#8217;ın kesin inançlarındandır. Kaza ve kader hakkında birçok ayet vardır; onlardan bazıları şöyledir: Kur’ânı Kerim kader hakkında şöyle buyuruyor: Biz her şeyi bir kadere (ölçüye) göre yarattık.[1] Yine şöyle buyuruyor: Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kaza-ve-kader/">Kaza ve Kader</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>48. &nbsp;</a></p>



<p>Kaza ve kader, Kitap ve sünnette geçen ve aklî delillerle de teyit edilen İslâm&#8217;ın kesin inançlarındandır.</p>



<p>Kaza ve kader hakkında birçok ayet vardır; onlardan bazıları şöyledir:</p>



<p>Kur’ânı Kerim kader hakkında şöyle buyuruyor:</p>



<p>Biz her şeyi bir kadere (ölçüye) göre yarattık.<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p>Yine şöyle buyuruyor:</p>



<p>Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu bilinmeyen bir miktar ile indiririz.<a href="#_ftn2"><strong>[2]</strong></a></p>



<p>Kaza hakkında da şöyle buyuruyor:</p>



<p>Bir şeyi yaratmak istedi mi, ona sadece &#8216;ol&#8217; der, o da hemen oluverir.<a href="#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></p>



<p>Yine şöyle buyuruyor:</p>



<p>O, sizi çamurdan yaratıp, sonra bir süre koymuştur.<a href="#_ftn4"><strong>[4]</strong></a></p>



<p>Bu ayetlere ve bu konudaki rivayetlere nazaran hiçbir Müslüman kaza ve kaderi inkâr edemez. Ancak bu meseleyi tüm ayrıntılarıyla bilmek gerekmez ve esasen böyle dakik meseleleri idrak etme kapasitesi olmayanların bu meselelere girmeleri doğru değildir; çünkü bazen bu meselelere girdiklerinde kendi inancında yanılarak veya tereddüde düşerek sapabilirler.</p>



<p>İşte bu nedenle Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) bu gruba hitaben şöyle buyurmaktadır:</p>



<p>Karanlık bir yoldur, o yolu kat etmeyin; derin bir okyanustur, ona girmeyin; Allah&#8217;ın sırrıdır onu keşfetmekte kendinizi sıkıntıya sokmayın.<a href="#_ftn5">[5]</a></p>



<p>Elbette İmam&#8217;ın bu uyarısı, böyle dakik konuları kavrama gücüne sahip olmayan kimselere yöneliktir; çünkü bu konuda bahsetmek onların sapmasına neden olabilir. Bunun en açık delili, o hazretin kendisinin çeşitli yerlerde kaza ve kaderi açıklamasıdır.<a href="#_ftn6">[6]</a></p>



<p>Dolayısıyla, biz de kendi marifetimiz ölçüsünce, Kur’ânı Kerim, rivayetler ve akıldan yararlanarak onu açıklıyoruz:</p>



<p><a>49. &nbsp;</a></p>



<p>&#8220;Kader&#8221; lügatte &#8220;ölçü ve miktar&#8221;, &#8220;kaza&#8221; ise &#8220;kesinlik&#8221; anlamındadır.<a href="#_ftn7">[7]</a> Sekizinci İmam Ali b. Musa (a.s) kaza ve kaderin tefsirinde şöyle buyuruyor:</p>



<p>Kader bir şeyin bakî kalıp yok olması açısından ölçüsünü almak, kaza ise bir şeyin kesinlik kazanması ve gerçekleşmesidir.<a href="#_ftn8">[8]</a></p>



<p>Bir şeyi ölçmeye &#8220;kader&#8221; ve onun kesinlik kazanıp gerçekleşmesine de &#8220;kaza&#8221; denildiğini bildikten ve bu iki terimin sözlük anlamını açıkladıktan sonra, bu iki terimin anlamlarını belirtelim:</p>



<h3><a>a) Kader</a></h3>



<p>Varlıklardan her biri, mümkünü&#8217;l-vücûd olması hasebiyle, belli bir varlık ölçüsüne sahiptir; örneğin cansız varlıkların ölçüsü bitki ve hayvanlardan farklıdır. Yine ölçülü varlık âleminde her şeyi Allah Teâlâ yarattığı için doğal olarak takdir de Allah&#8217;ın takdiri olacaktır. Ayrıca, bu miktar ve ölçüm Allah&#8217;ın fiili olması hasebiyle &#8220;fiilî takdir ve kader&#8221;, ve Allah Teâlâ&#8217;nın yaratmadan önce bilmesi hasebiyle de &#8220;ilmî takdir ve kader&#8221; denilmektedir. Gerçekte kader inancı, eşyanın özellikleri bakımından Allah&#8217;ın yaratıcılığına inanmaktır ve bu fiilî takdir Allah Teâlâ&#8217;nın ezelî ilmine dayanmaktadır; sonuçta ilmî kader inancı, gerçekte Allah Teâlâ&#8217;nın ezelî ilmine inanmaktadır.</p>



<h3><a>b) Kaza</a></h3>



<p>Değindiğimiz gibi, &#8220;kazâ&#8221; bir şeyin varlığının kesinlik kazanması anlamındadır. Açıktır ki, her şeyin varlığının kesinleşmesi sebep ve sonuç düzeni üzerine olup, o şeyin tam sebebinin gerçekleşmesine bağlıdır. Sebep ve sonuç düzeni Allah&#8217;a vardığı için de gerçekte her şeyin kesinleşmesi O&#8217;nun kader ve iradesine bağlıdır. Bu, Allah Teâlâ&#8217;nın fiil ve yaratma makamında kazasıdır ve bu kesinlik hakkında Allah&#8217;ın ezelî ilmi, O&#8217;nun zatî kazasıdır.</p>



<p>Buraya kadar söylediklerimiz Allah Teâlâ&#8217;nın -ister zatî olsun, ister fiilî- tekvinî kazâ ve kaderiyle ilgiliydi. Bazen de kaza ve kader teşri âlemiyle ilgilidir. Yani asıl ilâhî teklif ve teşri Allah Teâlâ&#8217;nın kazasıdır; onun farz ve haram oluşu gibi özellik ve niteliği de, Allah Teâlâ&#8217;nın teşriî takdiridir. Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s), kazâ ve kaderin gerçeğini soran bir adama cevabında, kaza ve kaderin bu merhalesine değinerek şöyle buyurmuştur:</p>



<p>Kazâ ve kaderden maksat, itaate emretmek ve günahtan sakındırmak; insana, iyi işleri yapma ve çirkin işleri terk etme gücü vermek; onu Allah Teâlâ&#8217;ya yaklaşmaya muvaffak etmek; günahkârı kendi hâline bırakmak; mükâfat ve ceza vaadi vermektir; bunlar Allah Teâlâ&#8217;nın bizim amellerimizdeki kaza ve kaderidir.<a href="#_ftn9">[9]</a></p>



<p>Müminlerin Emiri İmam Ali&#8217;nin (a.s) burada, bu soruyu soran kişiye cevabında, sadece teşriî kaza ve kaderi açıklamakla yetinmesinin sebebi, soruyu soranın veya orada bulunanların durumunu gözetmesi olabilir. Çünkü o gün tekvinî kaza ve kaderden ve sonuçta insanın amellerinin kaza ve kader dairesi içinde yer alışından, cebir ve iradenin varlığı anlaşılıyordu; çünkü İmam (a.s) hadisin devamında şöyle buyuruyor:</p>



<p>Bunun aksini zannetme; çünkü böyle bir sanı amelin bâtıl olmasına neden olur.</p>



<p>Bundan maksat, insanın fiilinin değerinin, iradeye dayanmasına bağlı olmasıdır; insanın amel ve fiilinde mecbur olmasıyla da bu değer yok olur.</p>



<p>Sonuç şudur: Kazâ ve kader konusu, bazen tekvin ve bazen de teşridir ve her iki kısmın da iki merhalesi vardır:</p>



<p>1- Zatî (amelî)</p>



<p>2- Fiilî.</p>



<p><a>50. &nbsp;</a></p>



<p>İnsanın fiillerinde kaza ve kader, onun irade ve serbestliğiyle en küçük bir çelişki içinde değildir. Çünkü Allah Teâlâ&#8217;nın insan hakkında takdiri, onun özel failiyetidir ve o da şudur: O iradeli ve serbest bir faildir, her amelin fiil ve terki onun iradesindedir. İnsan hakkında Allah&#8217;ın kazası, O&#8217;nun iradesinden sonra fiilin kesinleşmesidir. Başka bir tabirle: İnsanın yaratılışı irade ve özgürlükle iç içe ve ölçülüdür. İnsan kendi iradesiyle bir fiilin sebeplerini oluşturduğunda, Allah&#8217;ın kazası, onu bu yolla geçerli kılmasıdır.</p>



<p>Bazı kişiler; günahkâr oluşlarını Allah&#8217;ın takdir ettiğini söyleyerek, gittikleri yoldan başka bir yolun olmadığını sanmışlardır; oysa akıl ve vahiy bu sanıyı çürütmektedir. Çünkü akıl açısından, insan kendi kararıyla yolunu seçmiştir ve dinimiz açısından da o, şükreden ve hayırsever veya kötü ve nankör bir kişi olabilir.</p>



<p>Nitekim şöyle buyuruyor:</p>



<p>Biz ona yolu gösterdik: (O) ya şükredici veya nankör olur.<a href="#_ftn10"><strong>[10]</strong></a></p>



<p>Asr-ı Saâdet&#8217;te putperestlerden bir grup, sapıklıklarını Allah&#8217;ın iradesinin ürünü sanarak, &#8220;Allah istemeseydi, biz putperest olmazdık&#8221; diyorlardı! Kur’ânı Kerim onların sanısını şöyle nakletmektedir:</p>



<p>(Allah&#8217;a) ortak koşanlar diyecekler ki: Allah isteseydi, ne biz ne de babalarımız ortak koşmazdık ve bir şeyi de haram yapmazdık.<a href="#_ftn11"><strong>[11]</strong></a></p>



<p>Sonra onlara cevap olarak şöyle buyruluyor:</p>



<p>Onlardan önce yalanlayanlar da öyle demişlerdi de nihayet azabımızı tatmışlardı.</p>



<p>Son olarak şunu da hatırlatalım ki, Allah Teâlâ&#8217;nın varlık âleminde, bazen insanın saadete ermesiyle ve bazen de zarar görüp mutsuz olmasıyla tamamlanan genel sünnetleri, O&#8217;nun kaza ve kaderinin örneklerindendir; kendi iradesiyle o ikisinden birini seçen ise insandır.</p>



<p>Daha önce, &#8220;İslâm&#8217;ın bakış açısından insan&#8221; konusunda da bundan bahsetmiştik.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; Kamer, 49</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; Hicr, 21</p>



<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>&#8211; Bakara, 117</p>



<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>&#8211; En&#8217;âm, 2</p>



<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>&#8211; <em>Nehcü&#8217;l-Belâğa</em>, hikmetli sözler, 287.</p>



<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>&#8211; <em>Tevhid-i Saduk</em>, 60. bab, 28. hadis; <em>Nehcü&#8217;l-Belâğa</em>, hikmetli sözler, 88.</p>



<p><a href="#_ftnref7">[7]</a>&#8211; <em>Mekayizi&#8217;l-Lügat</em>, c.5, s.63, 93; <em>Müfredat-ı Râgıb</em>, kaza ve kader kelimesi.</p>



<p><a href="#_ftnref8">[8]</a>&#8211; <em>Usûl-i Kâfî</em>, c.1, s.158.</p>



<p><a href="#_ftnref9">[9]</a>&#8211; <em>Tevhid-i Saduk</em>, s.380.</p>



<p><a href="#_ftnref10">[10]</a>&#8211; İnsân, 3</p>



<p><a href="#_ftnref11">[11]</a>&#8211; En&#8217;âm, 148</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kaza-ve-kader/">Kaza ve Kader</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/kaza-ve-kader/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adl-i İlâhî</title>
		<link>https://www.caferilik.com/adl-i-ilahi/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/adl-i-ilahi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2020 22:05:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4646</guid>

					<description><![CDATA[<p>44. &#160; Tüm Müslümanlar Allah&#8217;ı adil bilmektedir ve adalet Allah&#8217;ın cemal sıfatlarından biridir. Bu inancın temeli, Allah-u Teâlâ&#8217;nın Kur’ânı Kerim&#8217;de her türlü zulümden tenzih edilişi ve O&#8217;nun &#8220;adaleti ayakta tutan, uygulayan&#8221; olarak anılmasıdır; nitekim şöyle buyuruyor: Allah zerre kadar haksızlık etmez.[1] Ve yine şöyle buyuruyor: Allah insanlara hiç zulmetmez.[2] Başka bir yerde ise şöyle buyurmaktadır: [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/adl-i-ilahi/">Adl-i İlâhî</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>44. &nbsp;</a></p>



<p>Tüm Müslümanlar Allah&#8217;ı adil bilmektedir ve adalet Allah&#8217;ın cemal sıfatlarından biridir. Bu inancın temeli, Allah-u Teâlâ&#8217;nın Kur’ânı Kerim&#8217;de her türlü zulümden tenzih edilişi ve O&#8217;nun &#8220;adaleti ayakta tutan, uygulayan&#8221; olarak anılmasıdır; nitekim şöyle buyuruyor:</p>



<p>Allah zerre kadar haksızlık etmez.<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p>Ve yine şöyle buyuruyor:</p>



<p>Allah insanlara hiç zulmetmez.<a href="#_ftn2"><strong>[2]</strong></a></p>



<p>Başka bir yerde ise şöyle buyurmaktadır:</p>



<p>Allah kendisinden başka tanrı olmadığına şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de O&#8217;ndan başka tanrı olmadığına adaletle şahitlik ettiler.<a href="#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></p>



<p>Bu ayetlerin dışında, akıl da apaçık bir şekilde yüce Allah&#8217;ın adil olduğuna hükmetmektedir. Çünkü adalet, kemal sıfatı ve zulüm ise noksanlık sıfatıdır; insan aklı Allah Teâlâ&#8217;nın tüm kemallere sahip olduğuna, zat ve fiil makamında her türlü eksiklik ve kusurdan münezzeh olduğuna hükmetmektedir.</p>



<p>Esasen zulüm ve haksızlık, şu etkenlerden birinin ürünüdür:</p>



<p>1- Fail, zulmün çirkinliğini bilmemektedir (bilinçsizlik).</p>



<p>2- Fail, zulmün çirkinliğini bilmekte; ama adaleti uygulama gücüne sahip değildir veya o zulme ihtiyacı vardır (acizlik ve ihtiyaç).</p>



<p>3- Fail, zulmün çirkinliğini bilmekte ve adaleti uygulama gücüne de sahip bulunmaktadır; fakat işleri hikmet üzere olan bir kişi olmadığı için çirkin işleri yapmaktan çekinmektedir (cahillik ve aptallık).</p>



<p>Açıktır ki bu etkenlerin hiçbiri Allah Teâlâ&#8217;da söz konusu değildir; dolayısıyla, yüce Allah&#8217;ın fiillerinin tümü adalet ve hikmet üzeredir.</p>



<p>Bu istidlâl, Hz. Resuli Ekrem&#8217;den (s.a.a) nakledilen bir rivayette yer almıştır.<a href="#_ftn4">[4]</a> Şeyh Saduk şöyle rivayet ediyor: Bir Yahudi, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) huzuruna gelerek birtakım sorular sordu; bu sorulardan biri Allah&#8217;ın adaletiyle ilgiliydi. Hz. Resulullah (s.a.a) Allah Teâlâ&#8217;nın zulmetmeyeceği hakkında şöyle buyurdu:</p>



<p>Allah Teâlâ zulmün çirkinliğini bildiği ve ona ihtiyacı olmadığı için zulmetmez.<a href="#_ftn5">[5]</a></p>



<p>Adliyye (Şia ve Mu&#8217;tezile) mütekellimleri de Allah&#8217;ın adaleti bahsinde bu istidlâli getirmişlerdir.<a href="#_ftn6">[6]</a></p>



<p>Bu ayetler ışığında, Müslümanlar Allah&#8217;ın adil oluşunda ittifak etmiş, fakat adaletin tefsirinde ihtilâfa düşmüşler ve her biri şu iki görüşten birini benimsemişlerdir:</p>



<p>a) Akıl fiillerin iyi ve kötü oluşunu idrak etmekte, iyi fiili failinin mükemmelliğinin ve kötü fiili ise onun eksikliğinin bir belirtisi olarak kabul etmektedir. Allah Teâlâ da zatı itibariyle tüm kemallere sahip olduğu için O&#8217;nun fiili mükemmel ve beğenilirdir ve O&#8217;nun kutlu zatı her türlü çirkin fiilden münezzehtir.</p>



<p>Şu noktayı da hatırlatmamız gerekir ki, akıl hiçbir zaman Allah Teâlâ hakkında bir hüküm vermez ve Allah&#8217;ın kesinlikle adil olması &#8220;gerekir&#8221; demez; burada aklın işi Allah Teâlâ&#8217;nın fiilinin gerçeğini keşfetmektir. Yani Allah Teâlâ&#8217;nın zatının, mutlak zatının mükemmelliği ve O&#8217;nun her türlü eksiklikten münezzeh oluşu, O&#8217;nun fiilinin de en mükemmel ve eksiklikten münezzeh olması gerektiğini ve sonuçta kullarına adaletle davranacağını ortaya koymaktadır. Kur’ânı Kerim&#8217;in bu ayetleri de insanın akıl vasıtasıyla idrak ettiği şeyleri teyit etmekte ve vurgulamaktadır. Bu ise İslâmî kelam ilminde &#8220;aklî iyilik ve kötülük&#8221; denilen şeydir. Bu görüşün taraftarlarına &#8220;Adliyye&#8221; denmektedir ve İmamiyye bunların başında gelir.</p>



<p>b) Bu görüşün karşısında yer alan diğer bir görüş, aklın, hatta genel olarak bile- fiillerin iyi ve kötü olduğunu teşhis etmekten aciz olduğunu; fiillerin iyi ve kötü olduğunu tanımanın tek yolunun vahiy olduğunu vurgulamaktadır! Allah&#8217;ın yapılmasını emrettiği şey iyi ve yapılmasını nehyettiği şey ise kötüdür. Bu görüşe göre, eğer Allah, suçsuz birinin cehenneme veya günahkâr birinin ise cennete götürülmesini emrederse, bu iş iyilik ve adaletin özüdür! Bu grup şöyle diyor: &#8220;Allah&#8217;ı adil olarak nitelendiriyorsak, sırf Kur’ânı Kerim&#8217;de böyle tavsif edildiği içindir.&#8221;</p>



<p><a>45. &nbsp;</a></p>



<p>Aklî iyilik ve kötülük (husn ve kubh) biz Şiîlerin inançlarının birçoğunun temelini oluşturduğu için, aşağıda özetle çok sayıdaki delillerden sadece ikisine işaret ediyoruz:</p>



<p>a) Her insan, hangi mezhep ve inanca sahip olursa olsun ve dünyanın neresinde yer alırsa alsın, adaletin güzelliği ile zulmün çirkinliğini ve yine ahdine sadık kalmanın güzelliği ile sözünde durmamanın çirkinliğini, &#8220;iyiliğe iyilikle karşılık verme&#8221;nin güzelliğini ve &#8220;iyiliğe karşı kötülük yapma&#8221;nın kötülüğünü anlamaktadır. Beşer tarihini incelememiz, bu gerçeğe tanıklık eder ve şimdiye kadar aklıselim sahibi bir kişinin bu konuyu inkâr ettiğine rastlanmamıştır.</p>



<p>b) Aklın, fiillerin iyi ve kötü olduğunu tamamen idrak edemediğini ve insanların iyi ve kötüyü tanımak için şeriata müracaat etmeleri gerektiğini kabul edecek olursak, bu durumda hatta şer&#8217;î iyilik ve kötülüğü de ispatlamanın imkânsız olduğunu kabul etmek zorundayız. Çünkü eğer Allah Teâlâ&#8217;nın bir fiilin iyi ve diğer bir fiilin ise kötü olduğunu bildirdiğini kabul edecek olursak; biz O&#8217;nun sözünde yalan olması ihtimalini verdiğimiz sürece, bu haberden onların iyi ve kötü olduklarını anlayamayız. Bunu anlamak için daha önce; yalanın çirkinliği ve Allah Teâlâ&#8217;nın bu çirkin sıfattan münezzeh olduğunun ispatlanması gerekir ve bu ise akıl yolu dışında imkânsızdır.<a href="#_ftn7">[7]</a></p>



<p>Ayrıca; Kur’ânı Kerim ayetlerinden, aklın, birtakım fiillerin iyi ve kötü olduklarını idrak etme gücüne sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Allah Teâlâ insanların akıl ve vicdanını hükmetmeye çağırarak şöyle buyuruyor:</p>



<p>Biz Müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç, neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz (öyle)?!<a href="#_ftn8"><strong>[8]</strong></a></p>



<p>Yine şöyle buyuruyor: <strong></strong></p>



<p>İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?<a href="#_ftn9"><strong>[9]</strong></a></p>



<p>Burada cevap vermemiz gereken bir soru söz konusu olmaktadır. Allah Teâlâ Kur’ânı Kerim&#8217;de şöyle buyuruyor:</p>



<p>O, yaptığından sorulmaz, ama onlar, (kullar) sorulurlar.<a href="#_ftn10"><strong>[10]</strong></a></p>



<p>Şimdi burada akla takılan soru şudur: Allah Teâlâ kendisini sorguya tabi tutulmaktan üstün görmektedir; o hâlde O, yaptığı fiillerin hiçbirinden sorumlu tutulmaz; oysa aklî iyilik ve kötülüğe göre, eğer Allah&#8217;ın kötü bir iş yaptığı kabul edilecek olursa, &#8220;Neden yaptın?&#8221; diye sorguya tâbi tutulmayı gerekir.</p>



<p>Cevap: Allah&#8217;ın sorguya tabi tutulmamasının nedeni O&#8217;nun hekim oluşu, işlerini bir hikmet üzere yapışıdır; işleri hikmet üzere olan bir fail ise, hiçbir zaman kötü bir iş yapmaz ve sürekli hikmet, güzel iş yapmanın gereğidir; dolayısıyla bu soru tamamen yersizdir.</p>



<p><a>46. &nbsp;</a></p>



<p>İlahî adaletin tekvin, teşri ve ceza kanunlarında çeşitli tecellileri vardır; aşağıda her birini ayrı ayrı açıklayacağız:</p>



<p><strong>a) Tekvinî Adalet:</strong> Allah Teâlâ her varlığa lâyık olduğu şeyi verir; yaratırken ve icat ederken hiçbir zaman kabiliyetleri görmezlikten gelmez. Kur’ânı Kerim şöyle buyuruyor:</p>



<p>Rabbimiz, her şeye yaratılışını verip sonra onu doğru yola iletendir.<a href="#_ftn11"><strong>[11]</strong></a></p>



<p><strong>b) Teşriî Adalet:</strong> Allah, manevî kemalâtı kazanmaya layık olan insanı, peygamberler göndererek ve din kanunları vaz&#8217; ederek hidayet eder ve yine insanı gücünün yetemeyeceği şeyle mükellef kılmaz. Nitekim şöyle buyuruyor:</p>



<p>Allah adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder; fahşâdan, münkerden ve bağy(azgınlık)den men eder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.<a href="#_ftn12"><strong>[12]</strong></a></p>



<p>Adalet, iyilik ve akrabalara yardımda bulunmak insanın kemale ermesine neden olduğu ve geri kalan üç amel ise onun alçalmasına sebebiyet verdiği için, ilk üç fiili farz kılmış ve son üç fiilden de alıkoymuştur.</p>



<p>Yine Allah&#8217;ın insanı gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef etmeyeceği hakkında şöyle buyuruyor:</p>



<p>Biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz.<a href="#_ftn13"><strong>[13]</strong></a></p>



<p><strong>c) Cezaî Adalet:</strong> Allah Teâlâ mükâfat ve ceza bakımından hiçbir zaman mümin ve kâfire, iyi ve kötüye bir gözle bakmaz; her insana hak ettiği ve lâyık olduğu mükâfat ve cezayı verir. Dolayısıyla, peygamberler vasıtasıyla tekliflerini insanlara tebliğ edip hücceti tamamlamadıkça, kesinlikle onları cezalandırmaz; nitekim şöyle buyurmaktadır:</p>



<p>Biz elçi göndermedikçe (hiçbir kimseye) azap edecek değiliz.<a href="#_ftn14"><strong>[14]</strong></a></p>



<p>Yine şöyle buyuruyor:</p>



<p>Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez.<a href="#_ftn15"><strong>[15]</strong></a></p>



<p><a>47. &nbsp;</a></p>



<p>Allah Teâlâ insanı yaratmış ve onu yaratmakla da bir hedefi amaçlamıştır. İnsanın yaratılışından hedef ise, Allah&#8217;a kulluk ve ibadet sayesinde gerçekleşecek olan istenilen kemale ulaşmaktır. İnsanın böyle bir hedefe yönelmesi, Allah Teâlâ tarafından birtakım ön hazırlıkların yapılmasını gerektirirse, Allah Teâlâ o ön hazırlıkları yapacaktır; aksi durumda, insanın yaratılışı hedefsiz olur. Bu nedenle insanları hidayet etmek için peygamberler göndermiş, onlara mucizeler ve açık deliller vermiştir. Yine kullarını itaate yönlendirmek ve onları günahtan sakındırmak için, mesajlarında cezalandırıp mükâfatlandıracağını vaat etmiştir.</p>



<p>Bu söylediklerimiz, &#8220;Adliyye&#8221; kelamında, iyilik ve kötülük kuralının dallarından sayılan ve birçok itikadî konuların temelini oluşturan &#8220;Lütuf ilkesi&#8221; olarak ifade edilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; Nisâ, 40</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; Yûnus, 44</p>



<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>&#8211; Âl-i İmrân, 18</p>



<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>&#8211; Tevhid-i Saduk, Etfal babı, 13. hadisin altında, s.397-398.</p>



<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>&#8211; Cuma gününün duasında şöyle geçer: &#8220;Aceleyi ancak bir şeyin yok olmasından korkan yapar ve zulme ancak zayıfın ihtiyacı var.&#8221;</p>



<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>&#8211; Keşf-ul Murad, s.305.</p>



<p><a href="#_ftnref7">[7]</a>&#8211; Muhakkik Tusî&#8217;nin <em>Tecrîdu&#8217;l–İ&#8217;tikad</em> kitabındaki tabiri bu delili vurgulamaktadır. Muhakkik şöyle diyor: Eğer iyilik ve kötülüğü ispatlamanın yolu sadece şeriat ve dinle sınırlı tutulursa, fiillerin iyi ve kötü oldukları tamamen nefyedilir; ne şer&#8217;an ve ne de aklen ispatlanmaz.</p>



<p><a href="#_ftnref8">[8]</a>&#8211; Kalem, 35-36</p>



<p><a href="#_ftnref9">[9]</a>&#8211; Rahmân, 60</p>



<p><a href="#_ftnref10">[10]</a>&#8211; Enbiyâ, 23</p>



<p><a href="#_ftnref11">[11]</a>&#8211; Tâhâ, 50</p>



<p><a href="#_ftnref12">[12]</a>&#8211; Nahl, 90</p>



<p><a href="#_ftnref13">[13]</a>&#8211; Müminûn, 90</p>



<p><a href="#_ftnref14">[14]</a>&#8211; İsrâ, 15</p>



<p><a href="#_ftnref15">[15]</a>&#8211; Enbiyâ, 47</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/adl-i-ilahi/">Adl-i İlâhî</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/adl-i-ilahi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
