<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İmam Mehdi (a.s) &#8211; Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</title>
	<atom:link href="https://www.caferilik.com/makaleler/ehl-i-beyta-s/imam-mehdi-a-s/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.caferilik.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2020 10:18:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.8.10</generator>
	<item>
		<title>İmam Mehdi&#8217;nin Babasının Adı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-mehdinin-babasinin-adi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2923</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bazıları, Hz. Mehdi&#8217;nin babasının adının Abdullah olduğunun ileri s&#252;rm&#252;şlerdir. Bu g&#246;r&#252;ş bir &#231;ok sahih hadisle &#231;elişmektedir, &#246;zellikle Ehl-i Beyt kaynağından gelen m&#252;tavatir ve sahih hadisler uyarınca Hz. Mehdi&#8217;nin 12. İmam olduğu ve babasının 11. İmam olan Hasan Askeri olduğu bildirilmiştir. &#214;rnek olarak Cabir b. Abdullah Ensari&#8217;nin Peygamberden naklettiği 12 İmam&#8217;ın isimlerini i&#231;eren hadisi zikredebiliriz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdinin-babasinin-adi/">İmam Mehdi&#8217;nin Babasının Adı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>
	&nbsp;</h1>
<p>
	Bazıları, Hz. Mehdi&rsquo;nin babasının adının Abdullah olduğunun ileri s&uuml;rm&uuml;şlerdir. Bu g&ouml;r&uuml;ş bir &ccedil;ok sahih hadisle &ccedil;elişmektedir, &ouml;zellikle Ehl-i Beyt kaynağından gelen m&uuml;tavatir ve sahih hadisler uyarınca <strong>Hz</strong>. <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin 12. İmam olduğu ve babasının 11. İmam olan Hasan Askeri olduğu bildirilmiştir. &Ouml;rnek olarak Cabir b. Abdullah Ensari&rsquo;nin Peygamberden naklettiği 12 İmam&rsquo;ın isimlerini i&ccedil;eren hadisi zikredebiliriz. Ama <strong>Hz.</strong> <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin babasının isminin Abdullah olduğunu s&ouml;yleyenler ise bu hususta zayıf olan bazı hadislere isnat etmişlerdir. &Ouml;rneğin Ebu Davud, Zaide&rsquo;den o Asım&rsquo;dan, o Zer&rsquo;den o da Abdullah&rsquo;dan nakleder ki Peygamber (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
	&ldquo;<strong>Eğer d&uuml;nyada sadece bir g&uuml;n kalsa dahi Allah o g&uuml;n&uuml; o kadar uzatacak ki sonunda benden veya benim Ehl-i Beytim&rsquo;den olan birisini g&ouml;nderecektir, Onun ismi benim ismimle, babasının ismi babamın ismi ile denktir. Yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır</strong>.&rdquo;</p>
<p>
	&ldquo;Babasının ismi babamın ismi ile aynıdır&rdquo; c&uuml;mlesine g&ouml;re İmamım babasının adı Abdullah&rsquo;tır. Ama Ehl-i Beyt&rsquo; mektebine g&ouml;re m&uuml;tevatır olan hadislere g&ouml;re İmamın babasının adı Hasan&rsquo;dır.</p>
<p>
	&ldquo;El Beyan&rdquo; kitabında Gencii Şafii, bu hadisin altında ş&ouml;yle der:</p>
<p>
	&ldquo;Tirmizi bu hadisi zikrederken<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Babasının ismi babamın adı ile aynıdır&rdquo; c&uuml;mlesini nakletmemiştir ve hafızlarımızın ve g&uuml;venilir ravilerin rivayetinde sadece &ldquo;onun ismi benim ismimle denktir.&rdquo; c&uuml;mlesi ge&ccedil;er. Bunun rivayetindeki &ldquo;babasının ismi babamın ismi ile aynıdır&rdquo; c&uuml;mlesi fazlalıktır ve o b&ouml;yle eklemeler yapmayı adet edinmiştir.&rdquo;</p>
<p>
	Sonra diyor ki: &ldquo;Bu konudaki son s&ouml;z şudur: Doğrusu İmam<br />
	Ahmed, bu hadisi b&ouml;ylece nakletmesine rağmen m&uuml;snedinin bir&ccedil;ok yerinde sadece &ldquo;onun ismi benim ismimle aynıdır&rdquo; şeklinde nakleder.&rdquo;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	Hafız Ebu Nuaym &ldquo;Menakıb-ul Mehdi&rdquo; adlı kitabında bu hadisi bir&ccedil;ok raviden nakleder. Onların hepsi Asım b. Ebu N&uuml;cud&rsquo;dan o da&nbsp; Zer&rsquo;den o da Abdullah&rsquo;dan o da Resulullah&rsquo;dan naklederler. Bu hadisi muhtelif yollarla Asım&rsquo;dan tıpkı bizim naklettiğimiz gibi (&ldquo;babasının ismi babamın ismi ile aynıdır&rdquo; c&uuml;mlesi olmadan) nakledenlerden bazıları şunlardır:</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	S&uuml;fyan bin Uyeyne,&nbsp;</p>
<p>
	Fitr bin Halife,</p>
<p>
	Ameş,</p>
<p>
	Ebu İshak S&uuml;leyman bin Firuz el Şeybani,</p>
<p>
	S&uuml;fyan-ı Sevri,</p>
<p>
	Şube,</p>
<p>
	Vasıt bin Haris,</p>
<p>
	Yezid bin Muaviye Ebu Şeybe,</p>
<p>
	S&uuml;leyman bin Karem,</p>
<p>
	Cafer-i Ahmer,</p>
<p>
	Kays bin Rebi&rsquo;le S&uuml;leyman bin Karem ile evlatları aynı senet ile naklederler.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Selam Ebu M&uuml;nzir, Ebu Sehap Muhammed bin İbrahim-i Kenani de muhtelif raviler vasıtasıyla Asım&rsquo;dan naklederler.</p>
<p>
	&Ouml;mer bin &Uuml;beyd-i Tanafisi,</p>
<p>
	Ebu Bekir bin Ayyaş,</p>
<p>
	Ebu Cuhaf Davud bin Ebul Afv,</p>
<p>
	Osman bin Şebrime,</p>
<p>
	Abd&uuml;lmelik bin Ebu Ganiyye.</p>
<p>
	Muhammed bin Ayyaş,</p>
<p>
	Bu zat hadisin senedini zikrederek der ki: Bu hadisi bize Ebu Gassan ve Kays tahric ettiler.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Amr bin Kays-ı Melai,</p>
<p>
	Ammar bin Zerik,</p>
<p>
	Abdullah bin Hekim bin C&uuml;geyr-i Esedi,</p>
<p>
	&Ouml;mer bin Abdullah bin B&uuml;şr,</p>
<p>
	Ebu&rsquo;l Ahves,</p>
<p>
	Sa&rsquo;d bin Hasan bin Uht-i Sa&rsquo;lebe,</p>
<p>
	Muaz bin Hişam, Der ki: Babam bana bu hadisi Asım&rsquo;dan Nakletti.</p>
<p>
	Yusuf bin Yunus,</p>
<p>
	Galip bin Osman,</p>
<p>
	Hamza&rsquo;t&uuml;z Ziyat. Şeyban,</p>
<p>
	Hakem bin Hişam,</p>
<p>
	Ve Asım&rsquo;ın dışındakiler de bu hadisi Zer&rsquo;den naklederler. &Ouml;rneğin Amr bin Merve, Zer&rsquo;den nakleder. T&uuml;m bu raviler &ldquo;Onun ismin benim ismim ile aynıdır.&rdquo; şeklinde naklederler.</p>
<p>
	Yalnız Ubeydullah bin Musa&rsquo;nın Zaide&rsquo;den o da Asım&rsquo;dan naklettiği rivayette &ldquo;ve babasının ismi babamın ismidir&rdquo; şeklinde ge&ccedil;er. Akıl sahibi her insan bilir ki bir&ccedil;ok imamın naklinin aksi olan bu fazlalığın itibarı yoktur. En iyisini Allah bilir.&rdquo;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Buna g&ouml;re bu rivayetin sıhhatinin ve itibarını kaybetmesi kesindir. Ayrıca bu fazlalığın Abbasoğulları&rsquo;nın icatlarında olma ihtimali de y&uuml;ksektir. Abbasoğulları&rsquo;nın kendi siyasi hedefleri ve &ccedil;ıkarları uğruna hadis uydurmak i&ccedil;in yalancıları satın alarak g&ouml;revlendirmeleri onların adetlerindendir. Bu konuya El Ağani kitabının yazarı a&ccedil;ık&ccedil;a nakleder.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	Veya Abdullah-ı Mahzin taraftarlarının onun oğlu Muhammed bin Abdullah-ı Mahz&rsquo;ın&nbsp; Nefs-i Zekiyye&rsquo;nin mehdilik iddiaları ile ilgili olarak uydurmaları da m&uuml;htemeldir.</p>
<p>
	El Fahri &ldquo;El Adab-us Sultaniyye ve&rsquo;d D&uuml;vel&rsquo;ul İslamiyye&rdquo; adlı kitabının 16. Sayfasında &ldquo;Nefs-i Zekiyye&rsquo;nin Kıyamı&rdquo; başlığı adı altında ş&ouml;yle nakleder:</p>
<p>
	&ldquo;&#8230;.İşin başlangıcında zuhur edecek olan Mehdi&rsquo;nin o olduğuna dair halkın arasında s&ouml;ylentiler yayıldı. Onun babası oğlu Muhammed-i Nefs-i Zekiyyenin m&uuml;jdelenen Mehdi olduğunu halk kitleleri arasında yaymağa başladı. O aynı zamanda &ldquo;Babasının ismi babamın ismi ile aynıdır&rdquo; c&uuml;mlesini de hadise ekleyerek rivayet ediyordu. Ama İmam Cafer bin Muhammed-i Sadık, Abdullah-ı Mahz&rsquo;a oğlunun bu makama ulaşamayacağını s&ouml;yl&uuml;yordu&#8230;&rdquo;</p>
<p>
	&nbsp;G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi; <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin babasının isminin Abdullah olduğunu ispatlayan hi&ccedil; bir delil yoktur. Oysa ki onun on ikinci İmam olduğuna ve babasının isminin Hasan Askeri olduğuna dair yakın oluşturacak derecede &ccedil;eşitli deliller mevcuttur.</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; Sahih-i Tirmizi c:2 s:36</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; M&uuml;sned-i Ahmed bin Hanbel c:1, s:376-377-430-448</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; El Beyan fi Ahbar-ı Sahib-iz Zaman s:93-96 Beyrut Baskısı (1979) ve s:483 Necef baskısı (1970)</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; Fakih c:2 s:81. Mansur&rsquo;ın Mehdi i&ccedil;in biat alması olayı. Bu konuda Muti İbni-i Eyas, Mansur&rsquo;a yaranmak i&ccedil;in ona hitap ederek dedi ki: Filanca ve filanca peygamberden naklederler ki&nbsp; peygamber ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
			&ldquo;Bizden olan Mehdi, Muhammed bin Abdullah&rsquo;tır ve annesi bizden değildir. Yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;mle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır&#8230;.&rdquo;</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdinin-babasinin-adi/">İmam Mehdi&#8217;nin Babasının Adı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Mehdi (a.s)’ın Uzun Ömrü</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-sin-uzun-omru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2924</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ayetullah Şehid Muhammed Bakır Sadr Bir d&#252;nya kurtarıcısına inanmak İslam&#8217;a has bir inan&#231; değildir. Dini bir sığınakları olan t&#252;m milletlerde b&#246;yle bir g&#252;n&#252;n beklentisi mevcuttur. Hatta denilebilir ki bu intizar ve bekleyiş her insanın derinliklerinden y&#252;kselen gizli bir feryat ve fitri bir duygudur. T&#252;m insanlar İlahi risaletin ger&#231;ekleşeceği ve herkesin kendi nihai kemal ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-sin-uzun-omru/">İmam Mehdi (a.s)’ın Uzun Ömrü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>
	&nbsp;</h1>
<p align="right">
	Ayetullah Şehid Muhammed Bakır Sadr</p>
<p>
	Bir d&uuml;nya kurtarıcısına inanmak İslam&rsquo;a has bir inan&ccedil; değildir. Dini bir sığınakları olan t&uuml;m milletlerde b&ouml;yle bir g&uuml;n&uuml;n beklentisi mevcuttur. Hatta denilebilir ki bu intizar ve bekleyiş her insanın derinliklerinden y&uuml;kselen gizli bir feryat ve fitri bir duygudur. T&uuml;m insanlar İlahi risaletin ger&ccedil;ekleşeceği ve herkesin kendi nihai kemal ve r&uuml;şd derecesine ereceği bir g&uuml;n&uuml; g&ouml;zlemekteler. Maddi ideolojilere inanan kimseler dahi kendi ekollerinin t&uuml;m d&uuml;nyaya ve akıllara hakim olacağı, t&uuml;m akılları ve g&ouml;n&uuml;lleri kendisine cezb edeceği bir g&uuml;n&uuml;n beklentisi i&ccedil;inde bulunmaktadırlar.</p>
<p>
	<strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;in varlığına inanmak, zillet ve donukluğa yer vermeyen g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve dinamik bir hakikatı ifade etmektedir. Zira O&rsquo;nun mekteb ve ideali her t&uuml;rl&uuml; zul&uuml;m, bozukluk ve haksızlığa karşı savaş vermektir.</p>
<p>
	Zul&uuml;m saraylarının insanlara baskı yaptığı, insanların tecav&uuml;z ve zul&uuml;mle meşgul olduğu, kısacası yaşam koşullarının tamamen tabii halinden &ccedil;ıktığı ve anormal bir hale geldiğini g&ouml;ren her akıllı ve zeki insan bu durumun devam edemeyeceğini ve sorumluluğunun şuurunda mesut, uyanık ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir insanın ilahi risalet ve mesajlarıyla &uuml;mit verici y&uuml;z&uuml;n&uuml; insanlara aşikar kılacağını, melekuti bir nida kan ve kılı&ccedil; hareketiyle bu doğal olmayan koşulları icad eden sahte ve hayali tanrıların temel ve esaslarını yerle bir edeceğini ve yalancı maske ve &ouml;rt&uuml;leri &ccedil;ekip par&ccedil;alayacağını bilir ve b&ouml;yle bir g&uuml;n&uuml;n beklentisi i&ccedil;inde olmanın gerekliliğine iman eder.</p>
<p>
	İslam&rsquo;ın en kıymetli semerelerinden biri olan bu intizar <em>(Kurtarıcı bekleme)</em> meselesi, tarihte en parlak sayfaları doldurmakta, zulme uğrayan mazlumların duygularını kabartmakta ve fikirlerin değişmesiyle gaybet meselesini ger&ccedil;eğe, geleceği de hali hazıra d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rerek d&uuml;nya insanlarının kulağına ş&ouml;yle fısıldamaktadır:</p>
<p>
	Bu kurtarıcı sizin yanınızda ve sizin aranızda bulunmaktadır. O, sizin yaşamakta olduğunuz &ccedil;evrede yaşamaktadır. O sizleri g&ouml;r&uuml;yor, sizler de onu&#8230; Fakat onu tanımıyorsunuz. O da zul&uuml;m ve acılar i&ccedil;inde kavrulan bir &ccedil;evrede yaşayan tertemiz ruhlu, inan&ccedil;lı ve de sorumluluğunun şuurunda olan kimseler gibi eziyet ve ızdırap &ccedil;ekmektedir. Zira o, canlı hazır bir &ouml;nder ve İmamdır. Sosyal problemler ve meşakkatlere o da ortaktır. Ama O, s&uuml;kut g&ouml;revinin sona ereceği ıslah yanlısı ve zulme uğramış insanlar tarafından kıvılcımların &ccedil;akılacağı ve &ouml;nemli anı beklemektedir. İşte o zaman g&uuml;&ccedil;l&uuml; elini uzatacak, tarihin mazlumlarını kurtarmaya koşacak ve zalimlerin k&ouml;k&uuml;n&uuml; kazıyarak bu bekleyişe son verecektir. O da bu cehennemi ortamdan rahatsızlık duymaktadır. Batıl s&ouml;z ve amellerden, insanlık dışı hareketlerden ızdırap duymaktadır. Ama yine de kendisine s&ouml;z verilmiş olan o g&uuml;n&uuml; beklemekten başka &ccedil;aresi yoktur&#8230;.</p>
<p>
	Ama buna rağmen yine de insanlık toplumunun yanı başında, kendini gam ve kederlere ortak kılmış ve İslam&rsquo;ın asıl ve de canlı şiar ve hareketlerine b&uuml;y&uuml;k bir i&ccedil;tenlikle yardım etmektedir.</p>
<p>
	Mesuliyet y&uuml;k&uuml;n&uuml; kendi omuzlarından atabilmek maksadıyla mektebi olumsuz bir şekilde ortaya koymaya, b&uuml;t&uuml;n mesuliyet ve sorumlulukları onun &uuml;st&uuml;ne yıkmaya &ccedil;alışanlara Hazret: &ldquo;Sizler de sorumlusunuz&rdquo; diye haykırmaktadır. Zira İslam&rsquo;ı kabul etmiş ve m&uuml;min bir kimse olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Uyanık olunuz.! Sorumluluk y&uuml;kleyen İslam ve onun asil semerelerinden sadece biri olan bekleyiş, işte bundan başka bir şey değildir.</p>
<p>
	Bazı kimseler intizar olayına olumsuz bir g&ouml;zle bakmakta. Bu canlı ve yapıcı hakikat karşısında bir takım yanlış değerlendirmelere ve anlaşmazlıklara d&uuml;şmektedirler ki, onlar şundan ibarettir:</p>
<p>
	1- Nasıl olur da bir insan 10 asır &ouml;nce, d&uuml;nyaya gelmiş ve şimdiye kadar &ouml;ylece hayatta kalmıştır?</p>
<p>
	Her insanı bir m&uuml;ddet sonra &ouml;l&uuml;m&uuml;n kucağına iten bu doğal yaşam kanunu nasıl olur da <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkında işlemez hale getirilmiştir.</p>
<p>
	2- Ni&ccedil;in Allah-u Teala <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a &ouml;zel bir imtiyaz tanısın ki? &Ouml;l&uuml;m ve yaşlılıkla i&ccedil; i&ccedil;e olan zaman aşımı ve &ouml;mr&uuml;n doğal kanunu ni&ccedil;in <strong>Hz.</strong> <strong>Mehdi</strong>&rsquo;ye gelince ge&ccedil;erliliğini kaybetmiştir.</p>
<p>
	Ayrıca vaat edilen bu s&ouml;z konusu şahıs, cismani y&ouml;nden diğer insanlarla hi&ccedil;bir farkı olmadığı gibi şu andaki toplumda bilfiil yaşamakta, zamanın ge&ccedil;mesiyle &ouml;mr&uuml; ge&ccedil;mekte ve d&uuml;nyanın huzursuzluklarından da etkilenmektedir.</p>
<p>
	3- D&uuml;nyanın kurtarıcısı olan <strong>Mehdi</strong> &ouml;zel ve m&uuml;şahhas bir fert olarak algılanırsa; bu şahıs on birinci İmamın oğludur. H. 255 yılında d&uuml;nyaya gelmiştir. Babası (İmam Hasan-ı Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>) 260 yılında vefat etmiştir. Babası &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde o beş yaşlarında bir &ccedil;ocuktu. Dolayısıyla da babasının faziletli, verimli mektebinden hakkıyla faydalanamamıştır.</p>
<p>
	O zaman nasıl olur da gelecekte fevkalade ilmi ve fikri g&ouml;r&uuml;ş sahibi olmayı gerektiren dini bir &ouml;nderliği &uuml;stlenebilir?</p>
<p>
	4- Nasıl olur da hayat ve yaşamı hi&ccedil;bir ilmi delile dayanmayan ve sadece teori olarak ortaya s&uuml;r&uuml;len bir &ouml;ndere iman edebiliriz?</p>
<p>
	Bu hususta tek delil ve sened Hz. Peygamber ve masum İmamlardan nakledilen rivayetlerdir. Ve bu şer&rsquo;i nakiller, tabiat ilimlerinin a&ccedil;ık kanun ve esasları karşısında hi&ccedil; bir zaman ikna edici konumda değildirler.</p>
<p>
	5- Bir ferdin, ne kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve kudretli olursa olsun tek başına derin bir i&ccedil;timai değişiklik icat edebilmesi ve milletleri, zaman s&uuml;resi ve tarihi olaylar sonucu oluşması gereken o tarihi merhaleye ulaştırabilmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>
<p>
	6- Nasıl olur da bir fert d&uuml;nyanın zul&uuml;m ve kudretlerini yıkar, seri bir hareketle b&uuml;t&uuml;n g&uuml;&ccedil;lere galip gelir; ve yıllar boyunca askeri, siyasi ve iktisadi g&uuml;&ccedil; sayesinde kendi muhalif ve rakiplerini yok eden ve kalplerde b&uuml;y&uuml;k bir korku ve vahşet meydana getiren zorbaların elini kesebilir; baskı ve de zul&uuml;m kanunları yerine adalet ve insaf ilkelerini getirebilir?</p>
<p>
	Bunlar, haktan habersiz olan bir takım kimselerin <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin g&uuml;&ccedil; ve eylemi hakkında sordukları sorulardır.</p>
<p>
	Bizler ise ilahi yardım ve başarı sayesinde bu sayfalarda kalemin g&uuml;c&uuml;n&uuml;n yettiğince, s&ouml;z konusu sorulara cevap vermeye &ccedil;alışacağız.</p>
<h2>
	Nasıl Olur da Mehdi&rsquo;nin &Ouml;mr&uuml;</h2>
<h2>
	Bu Kadar Uzun Olabilir?..</h2>
<p>
	<em>Mehdi&rsquo;nin &ccedil;ocukluk d&ouml;neminden yaşlılık ve nihayet &ouml;l&uuml;m anına kadar hesaplandığında 1140 sene yaşaması gerekir. Acaba onun normal bir insanın tam 14 katı kadar bir zaman yaşaması m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?</em></p>
<p>
	İmkan kelimesi 3 şekilde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir:</p>
<p>
	1- Ameli imkan</p>
<p>
	2- İlmi imkan</p>
<p>
	3- Mantıksal ve felsefi imkan</p>
<p>
	1- Ameli imkandan maksat, insan i&ccedil;in ger&ccedil;ekleştirmesi ve pratiğe ge&ccedil;irmesi m&uuml;mk&uuml;n olan bir imkandır. &Ouml;rneğin: G&uuml;n&uuml;m&uuml;z insanı denizlerin altında yaşayabilmekte, g&ouml;kleri kendi hakimiyeti altına alabilmekte ve Aya rahat bir şekilde ayak basabilmektedir.</p>
<p>
	2- İlmi imkandan maksat ise şudur: İnsanoğlu &ouml;ğrenmek istediği bir &ccedil;ok olayların sırrını bu g&uuml;n &ccedil;&ouml;zebilmiş değilse de ilmi ilerleme ve sırların keşfi ona g&uuml;n&uuml;n birinde bu hedefine ulaşabilme imkanını sağlayacaktır. Astronomlara bu g&uuml;n me&ccedil;hul olan Z&uuml;hre ve G&uuml;neş k&uuml;resinin musahhar kılınması gibi. Bu g&uuml;nde bilginler, t&uuml;m g&uuml;&ccedil;leriyle &ccedil;alışmakta ve uzay gemilerinin hem hızını artıracak, hem de onu eritici ışınlardan koruyacak bir yapıya kavuşturabilmenin &ccedil;arelerini bulmak i&ccedil;in araştırmalarda bulunmaktadırlar.</p>
<p>
	Bu ideal, pratik bir d&uuml;zeye ulaşabilmiş değilse de, uzayı yaran ve ayın m&uuml;sahhar kılınması teorisini pratik kılan astronomi ilmi, ona g&uuml;n&uuml;n birinde Z&uuml;hre ve G&uuml;neş k&uuml;resinin de fethedileceği m&uuml;jdesini vermektedir.</p>
<p>
	3- Mantıki ve felsefi imkandan maksat ise: Akıl a&ccedil;ısından muhal (olmazlık &#8211; imkan dışı) sayılıyor olmamasıdır. &Ouml;rneğin &uuml;&ccedil; portakal&rsquo;ın kesilmeksizin iki eşit par&ccedil;aya b&ouml;l&uuml;nmesi akli a&ccedil;ıdan muhaldır. Burada akıl &ldquo;&uuml;&ccedil; portakal&rdquo; &ldquo;tek&rdquo; olduğundan iki eşit par&ccedil;aya b&ouml;l&uuml;nmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir&rdquo; şeklinde bir h&uuml;k&uuml;m verir. Sayıların taksim edilmesinin şartı &ccedil;ift olmasıdır.</p>
<p>
	Oysa bu &ldquo;tek&rdquo;tir. Neticede bu &uuml;&ccedil; portakalın hem &ldquo;tek&rdquo; ve hem de &ccedil;ift olması gerekiyor, ki bu bir &ccedil;elişkidir. &Ccedil;elişki ise mantık ve felsefe a&ccedil;ısından imkansızdır.</p>
<p>
	Ama ateşin i&ccedil;ine girip de yanmamak veya olduk&ccedil;a sıcak olan g&uuml;neş gezegenine gitmek mantıksal veya felsefi a&ccedil;ıdan imkansız değildir. Zira, eğer biz &ldquo;sıcaklığı az olan bir cismin, sıcaklığı &ccedil;ok olan başka bir cisimden hararet alıp da, onunla aynı oranda bir sıcaklığa sahip olmadığını farz edecek olursak; b&ouml;yle bir şeyi sabit kılan deney bilimleri kanunlarına muhalefet etmiş oluruz.</p>
<p>
	Ama bizler bu teoride hi&ccedil; bir &ccedil;elişki g&ouml;rmemekteyiz. Hepimizin bildiği gibi, mantıksal ger&ccedil;eğin &ccedil;alışma ve n&uuml;fuz alanı, ilmi alandan &ccedil;ok daha geniştir.</p>
<p>
	Aynı şekilde ilmi alan da, pratik alandan daha geniş ve daha kapsamlıdır. Bir insanın &ouml;mr&uuml;n&uuml;n binlerce yıla varması mantıksal ve felsefi a&ccedil;ıdan m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Akıl b&ouml;yle bir şeyi imkansız saymadığı gibi burada &ccedil;elişki de s&ouml;z konusu değildir.</p>
<p>
	Ancak bir insanın &ouml;mr&uuml;n&uuml;n binlerce yıla ulaşmasının pratik a&ccedil;ıdan m&uuml;mk&uuml;n olmadığı da &ccedil;ok a&ccedil;ıktır. Zira deniz altında yaşamak veya aya gitmek gibi sabit kılınmış bir şey değildir. Hepimiz de g&ouml;r&uuml;yoruz ki insan, sağlık ilmi ve fizyoloji kudretiyle gece g&uuml;nd&uuml;z durmadan &ccedil;alıştığı halde kendi &ouml;mr&uuml;n&uuml; tabii halinden &ccedil;ıkarabilmiş ve uzatabilmiş değildir.</p>
<p>
	Ama ilmi ger&ccedil;ekler, b&ouml;yle bir şeyi olası kabul etmekte ve bunu reddetmemektedir. Zira fizyoloji ilmi sabit kılmıştır ki, insan bedeni milyonlarca h&uuml;creden meydana gelmiştir. Bu h&uuml;creler zaman aşımı neticesinde ihtiyarlamakta yok olmakta ve yerine yeni h&uuml;creler almaktadır. İnsan hayatı da işte bu program sayesinde devam etmektedir. İnsanı ihtiyarlatan, h&uuml;creleri faaliyet ve yenilemeden alıkoyan ve beraberinde &ouml;l&uuml;m&uuml; getiren fakt&ouml;r; insanın dış d&uuml;şmanlarıdır.</p>
<p>
	Değişik yollardan bedene giren zararlı ve zehirli mikroplar, h&uuml;crelerle savaşmakta ve onu eskitip yıpratarak g&uuml;&ccedil;s&uuml;z d&uuml;ş&uuml;rmekte, bazen de onu mağlup ederek beraberinde &ouml;l&uuml;m&uuml; getirmektedirler. İhtiyarlık, h&uuml;crelerin dış d&uuml;şmanlarla savaşması ve yenilgiye uğraması sonucunda oluştuğuna g&ouml;re, tabii ilim ve fizyoloji kanunları bu savaşın olmadığı bir ortamda hayatın bekasının imkanını kabul etmekte ve bunu bir olasılık olarak değerlendirmektedir. Aynı şekilde; fizyoloji uzmanları, bazı fertlerin daha gen&ccedil; yaştayken ihtiyarlık ve yenilgiye uğrayıp &ccedil;abucak yıkıldığını, bazı fertlerin ise ihtiyarlık yaşlarında dahi dinamik ve din&ccedil;liğini kaybetmediğini ıspatlamıştır.</p>
<p>
	Nitekim fizyoloji bilginleri, bazı hayvanların &ouml;mr&uuml;n&uuml; kendi tabii &ouml;m&uuml;rlerinin bir ka&ccedil; katına &ccedil;ıkarmış ve bunu pratikte ispatlamışlardır. Bu y&uuml;zden bir insanın asırlar boyu yaşayıp &ouml;m&uuml;r s&uuml;rd&uuml;rmesi, mantık ve ilmi imkanlar dahilindedir. Ama beşerin ilim g&uuml;c&uuml;, şimdiye kadar yapılan aralıksız &ccedil;alışmalara rağmen bu teoriyi pratiğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rememiştir.</p>
<p>
	İlim ve felsefe a&ccedil;ısından <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin &ouml;mr&uuml;n&uuml;n bu kadar uzun olması ilgin&ccedil; ve şaşırtıcı olmadığı a&ccedil;ıklandıysa da yine şu mesele aydınlık kazanmamıştır. Bilim adamları bu konuda şaşkın şaşkın dolaşır ve şimdiye kadarki &ccedil;alışmaları bir netice vermemişken nasıl <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> bu &ccedil;&ouml;z&uuml;lmeyen teoriyi kendisi i&ccedil;in pratize etmiştir?</p>
<p>
	Ayrıca bilim adamlarının bir muamma veya ilmi bir sırrı &ccedil;&ouml;zebilmek i&ccedil;in, uzun yıllar boyunca aralıksız &ccedil;alıştıklarını da &ccedil;ok iyi bilmekteyiz. Ama sonunda bir bilim adamı, yaptığı aralıksız &ccedil;alışmaların sonunda, beyninde tutuşan ilmi bir kıvılcım neticesinde o ilmi sırrı keşfetmiş ve insanları &ouml;l&uuml;mden kurtarmıştır. &Ouml;l&uuml;me sebep olan bir takım dertlerin veya gelecekte kanser ilacının keşfi gibi&#8230;</p>
<p>
	İlmi birikimlerin yardımıyla, ilmi bir sırrı keşfederek d&uuml;nya bilim adamlarını şaşkınlığa d&uuml;ş&uuml;ren ve ilmi g&ouml;r&uuml;şleri amelen de sabit kılan bir bilim adamı sonu&ccedil;ta diğerleri tarafından da kabul g&ouml;rmekte ve geriye zihinlerde hi&ccedil;bir sorun da bırakmamaktadır.</p>
<p>
	&Ouml;yleyse ilmi hazinelerini Allah&rsquo;tan almış olan <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> i&ccedil;in b&ouml;yle bir şeyin imkanı neden olmasın ki?</p>
<p>
	Bilim adamlarının ilmi kudreti daha bu sırrı &ccedil;&ouml;zmemiş ve y&uuml;zlerce yıl telaş sonucunda, bu hakikate ulaşmamışken ilahi marifet ve yardım sayesinde o y&uuml;z yıllık yolu bir lahzada katedebilmiştir. Nitekim atası Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih </em>bu y&uuml;z yıllık yolu bir lahzada katetmiş ve Hakkın bir tek işaretiyle Mescid-&uuml;l Haram&rsquo;dan Mescid-&uuml;l Aksa&rsquo;ya gitmiştir. Hakkın buyruğu &uuml;zere İslam Peygamberinin eliyle o g&uuml;nlerde pratiğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;len sırrı, ilim ancak y&uuml;zlerce yıl sonra keşfedebilmiştir. Ayrıca Kur&rsquo;an&rsquo;da Allah&rsquo;ın kudretinden bazı &ouml;rnekler verilmektedir ki onların vahy ve ilahi marifet vesilesiyle keşfettikleri sırları karşısında beşerin ilmi kudreti aciz kalmaktadır.</p>
<p>
	Kur&rsquo;an&rsquo;ın haber verdiği Nuh Peygamber <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> gibi&#8230; O kendi kavmi arasında tam 950 yıl yaşadı. Tufan&rsquo;dan sonra da kendisi ve kendisine uyanlar i&ccedil;in yep yeni bir d&uuml;nya kurdu.</p>
<p>
	Şunu bilmemiz gerekir ki, Nuh&rsquo;un &ouml;l&uuml;m ve yokluk u&ccedil;urumuna doğru giden karanlık bir d&uuml;nyayı bir anda hayata d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmesi ve ideal bir &ccedil;evre oluşturabilmesi, <strong>İmam-ı Zaman</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;mr&uuml;n&uuml;n uzunluğuna karşılık daha ilgin&ccedil; ve şaşırtıcıdır.</p>
<p>
	D&uuml;nya ıslahat&ccedil;ıları, bir toplumu kendi tarihsel seyri i&ccedil;inde tutabilmek, aydın ve m&uuml;sait bir &ccedil;evre oluşturabilmek i&ccedil;in y&uuml;zlerce yıl zahmet &ccedil;ektikleri halde o (<strong>Mehdi</strong>), kısa bir zaman diliminde bu işi başaracak ve bin yıllık yolu bir lahzada aşabilecektir.</p>
<h3>
	Mucize ve Uzun &Ouml;m&uuml;r</h3>
<p>
	&Ouml;mr&uuml;n doğal kanununun, değişmeyen tabii bir kanun olduğunu belirtip <strong>Hz. Mehdi</strong> ve Hz. Nuh&rsquo;un &ouml;mr&uuml;n&uuml; de bu doğal kanuna aykırı bir şey olarak algılayacak olursak, o zaman bazı şahısların &ouml;mr&uuml;n&uuml;n uzunluğunu ve hayatının s&uuml;rmesini Kur&rsquo;an ifadesiyle &ldquo;harikulade&rdquo; ve &ldquo;mucize&rdquo; olarak değerlendirmek gerekir.</p>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin &ouml;mr&uuml; sadece bir ferde &ouml;zg&uuml; bir mucize değildir. Zira yaşlılık ve ihtiyarlık kanunu, hareket a&ccedil;ısından eşit olsunlar diye hararetin sıcak bir cisimden sıcağı az olan bir cisme intikal etmesi kanunundan daha &ouml;nemli değildir.</p>
<p>
	Nitekim tevhit kahramanı İbrahim hakkında bu kanun işlemez hale geldi. Nemrud&rsquo;un adamları İbrahim&rsquo;i ateşin i&ccedil;ine attıklarında Allah&rsquo;ı Z&uuml;&rsquo;l Celal tarafından:</p>
<p>
	&ldquo;<strong>Ey ateş, İbrahim&rsquo;e karşı soğuk ve esenlik ol!</strong>&rdquo; emri verildi ve İbrahim hi&ccedil; bir zarar g&ouml;rmeden tehlike alanından kurtuldu.</p>
<p>
	Veya Musa vesilesiyle denizin yarılması ve kendisi ile taraftarlarının oradan ge&ccedil;mesi. Fravun ve askerlerinin ise boğulması&#8230; Veya İsa&rsquo;yı &ccedil;armıha germek i&ccedil;in gelen Rumlara Hazretin bir benzeri g&ouml;sterilmesi gibi&#8230;</p>
<p>
	Allah-u Teala bir mucize yaratarak Romalılara asılan kişiyi &ldquo;İsa&rdquo; olarak g&ouml;sterdi ve b&ouml;ylece de evinin d&uuml;şmanların muhasarası altında olduğu bir ortamda o grubun arasından dışarı &ccedil;ıkmış ve hi&ccedil; kimse de Onu tanıyamamıştı. Allah-u Teala kendi kudretiyle peygamberlerini, d&uuml;şmanlarının g&ouml;z&uuml;nden gizlemişti. Bunların hepsi ve benzeri binlerce &ouml;rnekler Allah-u Teala&rsquo;nın istediği kimseler hakkında doğal kanunları bir m&uuml;ddet iptal ettiğinin canlı &ouml;rnekleridir.</p>
<p>
	Yaşlılık ve ihtiyarlık da dahil olmak &uuml;zere hikmet ve maslahat &uuml;zere <strong>Mehdi</strong> hakkında iptal edilen kanunlar gibi&#8230;</p>
<p>
	Zira Allah Teala, bir şahsın uhdesine bırakılan &ouml;nemli bir g&ouml;revi yerine getirebilmesi i&ccedil;in yaşaması ve hayatını s&uuml;rd&uuml;rmesini maslahat g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; takdirde, b&ouml;yle bir şeyi mutlaka tahakkuk ettirir.</p>
<p>
	Nitekim sağlıklı olan bir şahıstan hayat ve yaşamının geri alınmasını irade buyurduğunda da daha gen&ccedil; yaşlardayken bile onun hayatına son verir.</p>
<p>
	Bu y&uuml;zden de bu t&uuml;r bir olayın ilmi yasaları ge&ccedil;ersiz hale getirdiğini d&uuml;ş&uuml;nmemek gerekir. Zira doğal yasaların kaynağı, varlık arasında var olan zorunlu ilişkilerdir. &Ouml;yleki ilki (sebebi) geldiğinde, ikincisi de (sonu&ccedil;) hemen ardından gelmektedir. Zaten ilim de, iki zaruri şey arasında sebebi bir ilgi ispat etmek i&ccedil;in değil; var olan ilişkilerin aydınlatılması ve genişletilmesi i&ccedil;in &ccedil;alışmaktadır.</p>
<p>
	Mucize ise, bu ilişkileri ortadan kaldırdığında artık birincinin (sebep) gelişiyle, ikincisi (sonu&ccedil;) gelmemektedir. Ateş ve yakıcılık arasında var olan ilişki gibi&#8230; Ateş geldiğinde artık yakmamaktadır. Bu y&uuml;zden de mucizenin g&ouml;revi, var olan zorunlu ilişkileri m&uuml;sebbebden ayırmak değildir. Dolayısıyla da mucize değişmez doğal yasaların ihlalidir ve &ldquo;bu nasıl olmaktadır?&rdquo; diye itiraza da yer kalmamaktadır. Belki mucize, iki bilinen ve a&ccedil;ık şeyin yakınlık ve birlikteliğinden bir istisna durumudur ki, zorunluluk yasasını ihlal etmediği gibi, muhal bir şeyle de sonu&ccedil;lanmamaktadır.</p>
<p>
	T&uuml;mevarım mantığını esas aldığımızda &ccedil;ağdaş ilmi g&ouml;r&uuml;şler de t&uuml;mevarımın g&ouml;revinin iki şey arasındaki zorunlu ilişki ve ilgilerin keşfi olmadığını, belki sadece g&ouml;r&uuml;nen iki şey arasındaki yakınlık, birliktelik ve uyumun devamı ile ortak bir y&ouml;n&uuml;n varlığına delalet etmek olduğunu belirttiğini g&ouml;rmekteyiz.</p>
<p>
	Bu ortak y&ouml;n&uuml;, zati bir gereklilik esasına bağlı olarak d&uuml;ş&uuml;nmek m&uuml;mk&uuml;n olduğu gibi kainat nizamının gerektirdiği ve daima g&ouml;r&uuml;nenler arasında ilgi kuran bir hikmet esasıyla d&uuml;ş&uuml;nmek m&uuml;mk&uuml;n ve olasıdır. İşte bu hikmet ve kainatın muhkem kanunu bazen bir takım istisnalar vucuda getirmektedir ki, adına &ldquo;mucize&rdquo; denmektedir.</p>
<h2>
	Geleceğin &Ouml;nderi Nasıl Olur Da</h2>
<h2>
	&nbsp;Kamil Olabilir?</h2>
<p>
	<em>Geleceğin &ouml;nderi daha beş yaşlarındayken babasını kaybetti. &Ouml;yleyse daha &ccedil;ocuk yaşlarındayken nasıl oldu da fazilet &ccedil;eşmesinden i&ccedil;erek kendisini bir &ouml;rnek ve rehber olmaya hazırlayabildi?</em></p>
<p>
	Cevap olarak demek gerekir ki: Evet, İmam <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> babasını kaybettikten sonra bizzat kendisi &uuml;mmetin İmamet ve rehberlik makamına oturdu.O daha &ccedil;ocuk yaşlarındayken bile ruhi ve fikri a&ccedil;ıdan rehberliğin b&uuml;t&uuml;n şart ve gereklerine haiz durumdaydı. &Uuml;stelik bu yaş ve şartlarda rehberlik makamına oturan ilk İmam da o değildi. Ondan &ouml;nceki İmamlar da yaş a&ccedil;ısından olduk&ccedil;a gen&ccedil; idiler.&Ouml;rneğin İmam Cevad daha sekiz yaşlarındayken &uuml;mmetin &ouml;nderliği makamına oturdu. Aynı şekilde İmam Hadi dokuz yaşındaydı.</p>
<p>
	<strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin babası İmam Hasan-ı Askeri ise 28 yaşlarındayken İmamet makamına ge&ccedil;tiler. Onlardan en gen&ccedil; olanı ise <strong>İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>idi. Bunların kendi ruhi, fikri ve tecr&uuml;bi hazinelerini halk arasından ele ge&ccedil;irme ve toplamaları gibi bir sorun ve ihtiya&ccedil;ları da yoktu. Aksine t&uuml;m hazinelerini ilahi ilimler kapısından hi&ccedil;bir zahmet ve tecr&uuml;be olmaksızın elde etmişlerdi.</p>
<p>
	Bu meselenin izahının, bir ka&ccedil; nokta ve mukaddime sonrası daha da bir aydınlık kazanacağı kanısındayız:</p>
<p>
	1- Mutahhar İmamların hilafet ve &ouml;nderliği, Abbasi, Fat&icirc;mi ve benzeri hanedanlar gibi kudret n&uuml;fuzu veya veraset usul&uuml;yle değildir. Belki fikri ve ruhi a&ccedil;ıdan sahip oldukları &uuml;st&uuml;n kudretler sebebiyle &ouml;nderlik makamına layık g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şlerdir. Bu &uuml;st&uuml;n kudretler onların &ouml;nderlik makamında bulunmalarının esasını teşkil ediyordu. Halk onlarda b&ouml;ylesi fikri, ruhi ve manevi zenginliği g&ouml;r&uuml;nce kendi istek ve rızalarıyla onları &ouml;nderlik makamına se&ccedil;mekteydi.</p>
<p>
	Yani bir yandan &ouml;nderlik şartlarına sahip oldukları sebebiyle İmamet makamına se&ccedil;ilmeleri ilahi bir g&ouml;revlendirme ve se&ccedil;im idi. Diğer yandan da halk, onlarda b&ouml;yle bir ilahi derece ve kudreti (amelen de) m&uuml;şahede edince, hemen onların h&uuml;k&uuml;met ve idaresine canı g&ouml;n&uuml;lden itaat ediyorlardı.</p>
<p>
	2- İslam&rsquo;ın ortaya &ccedil;ıktığı ilk d&ouml;nemlerde d&uuml;nya onların (İmamların) yetişkinliğine Allah vergisi &uuml;st&uuml;n zeka ve kudretlerine şahid idi. İmam Muhammed B&acirc;gır ve İmam Cafer-&icirc; Sadık zamanında bu mekteb ve hareket, toplumda varolan imkanlar sayesinde daha da bir gelişme kaydetti.</p>
<p>
	&Ouml;yle ki, kendi mekteb ve okullarında binlerce g&uuml;&ccedil;l&uuml; fakih ve şuurlu m&uuml;fessir yetiştirildi. İslam toplumunu derin bir fikri hareketle ileri g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler ve gerekli meselelerden haberdar ettiler.</p>
<p>
	Bu y&uuml;zden Hasan b. Ali Veşşa diyor ki: Ben Kufe mescidine girdiğimde tam 900 &acirc;limin bir araya gelip de Cafer b. Muhammed hakkında konuştuklarını g&ouml;rd&uuml;m.</p>
<p>
	3- İslami ilimlerinin ilerlemesi ve halkın ilmi şuuru, İslam &uuml;mmetine &ouml;nder olacak şahsın fikri ve ilmi a&ccedil;ıdan herkesten daha &uuml;st&uuml;n olması gerektiğini ortaya &ccedil;ıkarmaktadır. Dolaysıyla da ilim ve kem&acirc;lde Resulullah&rsquo;ın varisi olan kimselerin dışında hi&ccedil; kimse bu şartlara sahip değildir.</p>
<p>
	4- Ehl-i Beyt mektebinde yetişen İslam&rsquo;ın ger&ccedil;ek &ouml;nderleri, halk yığınları arasında yarattıkları ruhi ve fikri etkinlikler sebebiyle, daima zamanın halife ve idarecilerini karşılarında buluyorlardı. Zira, zamanın idarecileri bu ıslah edici program ve &ccedil;alışmalar karşısında uzun bir s&uuml;re tutunamayacaklarını &ccedil;ok iyi biliyorlardı. Onlar n&uuml;fuz, tasallut ve h&uuml;k&uuml;mdarlıklarını s&uuml;rd&uuml;rebilmek i&ccedil;in halk yığınlarının ruhi ve fikri a&ccedil;ıdan baskı altında olmalarını istiyorlardı. Halktan binlercesi şuurlu ve sorumluluğunun bilincinde olan ger&ccedil;ek &ouml;nderlerini savundukarı i&ccedil;in &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;yor, yine binlercesi de karanlık zindan k&ouml;şelerinde korkun&ccedil; işkenceler g&ouml;r&uuml;yorlardı.Ama hi&ccedil; birisi İmamları ve Ehl-i Beytin &ouml;nderliğine var olan g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve haklı inan&ccedil;larından d&ouml;nm&uuml;yorlardı. Bununla birlikte hepsi de Allah&rsquo;a daha yakın olabilmek i&ccedil;in, hak teklifin edası ve ilahi sorumluluk yolunda başlarına gelen her t&uuml;rl&uuml; musibet ve meşakkatlere tam huzur i&ccedil;inde tah&uuml;mm&uuml;l ediyorlardı.</p>
<p>
	5- Peygamberin varisi olan İslam &ouml;nderleri, İmamlar ve &uuml;mmetin b&uuml;y&uuml;k rehberleri, kendilerini halktan ayrı g&ouml;rm&uuml;yorlardı. Saray ve l&uuml;ks villalarda, tam bir ilgisizlik ve itinasızlık i&ccedil;inde ayyaşlık ve eğlenceyle meşgul olan tarihin despot idarecileri gibi değillerdi.</p>
<p>
	Aksine daima kendilerini savunmasız halk kitlelerinin dert ve işkencelerine dert ortağı ediyorlardı. Sadece hakim sınıf tarafından zindanlara atıldığı veya uzak bir b&ouml;lgeye s&uuml;rg&uuml;n edildiği zamanlar halktan uzak kalıp, onlarla olan ilişkilerini kısıtlamak zorunda kalıyorlardı. B&uuml;t&uuml;n bu hakikatler, İslam muhaddislerinin naklettikleri rivayetlerde tafsilatıyla kaydedilmiştir. Halk i&ccedil;indeki vekillerine yazdıkları mektuplar, yaptıkları hatırlatmalar ve Hac merasimi sonrası Mekke yolu &uuml;zerinde kendilerini g&ouml;rmeye gelen dostlarına yaptıkları konuşmaların hepsi de ger&ccedil;ek &ouml;nderlerin risalet ve dini vazifelerini eda ettiklerinin a&ccedil;ık &ouml;rnek ve misalleri konumundadırlar.</p>
<p>
	6- Mutahhar İmamlar zamanındaki sultanlar, İmamların halk arasındaki ruhi ve fikri &ouml;nderliklerinden endişe duyuyorlardı. Her an alaşağı edileceklerinden korkuyorlardı. Bu y&uuml;zden de b&uuml;t&uuml;n g&uuml;&ccedil;leriyle onlardan bu &ouml;nderlik makamını almaya veya en azından halk kitleleriyle olan sıkı ilişkilerini kesmeye &ccedil;alışıyorlardı. Bu arzularına erişebilmek i&ccedil;in de hi&ccedil; bir cinayet ve zul&uuml;mden geri kalmıyorlardı. Katı kalplilikle İmamlara iziyet ediyorlardı. Neticede du şuurlu halk ve İmamların vefalı dostları bu durumdan rahatsızlık duyuyor, galeyana geliyorlardı.</p>
<p>
	&Ouml;nderin vazifeleri, risalet g&ouml;revinin edası ve halk yığınlarının İmamların eli altında terbiye edilmeleri hususunda, dediklerimizden de anlaşılmaktadır ki, babası zamanında &ccedil;ocukluk &ccedil;ağında olan 12&rsquo;nci İmam da İmamet ve rehberliğin b&uuml;t&uuml;n şartlarına sahip idi.Nasıl olur da o &ccedil;ocuk, şartlara sahip değilken İmamet ve rehberlik iddiasında bulunabilir ve b&uuml;y&uuml;k deliller ile İslami rehberliğin şartlarına aşina olan ve teribiye edilmiş halk da onun bu davetini kabul edip &ouml;nderliğine teslim olabilir?</p>
<p>
	Bilgi ve şuurluluk a&ccedil;ısından toplumun g&uuml;zidesi ve İslam&rsquo;ın esas ve kanunları hususunda tam bir bilgiye sahip olan bir grup, yaş&ccedil;a k&uuml;&ccedil;&uuml;k olan bir kimsenin fikri a&ccedil;ıdan da &ccedil;ocuk olduğunu g&ouml;rm&uuml;ş olsaydı, kesinlikle kendisine tabii olmazdı. Eğer İmam, fikri olarak yetişkin olmasaydı, İmamet ve &ouml;nderliği m&uuml;ddetince ruhi ve fikri a&ccedil;ıdan hataya d&uuml;car olur ve halk da onun bu &ccedil;ocuk&ccedil;a ve yetkin olmayan fikirlerinden mutlaka haberdar olurdu. Ehl-i Beyt&rsquo;i yok etmek isteyen, bu isteklerine erişebilmek i&ccedil;in y&uuml;zlerce bilgin ve edib kiralayan ve İslam &uuml;mmetinin rehberi makamında olan kimselerin, zayıf noktalarını bulmaya &ccedil;alışan sultanlar; nasıl olur da, fikri ve, ilmi a&ccedil;ıdan hi&ccedil; bir bahane bulamıyorlardı?</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bunlar, gen&ccedil; rehberin yetkinliğini g&ouml;stermektedir. &Ouml;yle bir İmam ki, yaş&ccedil;a k&uuml;&ccedil;&uuml;k olmasına rağmen; fikir, ruh ve ilim a&ccedil;ısından eşsiz ve benzersizdir. &Ouml;yle bir İmam ki, &ouml;nderlik ve rehberlik kudreti, kendi &ccedil;ağdaşı olan t&uuml;m alim ve bilginlerin ilgisini &ccedil;ekmişti. Bu olay, ilahi mektebin ilk tarihi &ouml;rneği değildir. Belki ilahi risaletler yolunda bir &ccedil;ok &ouml;rnekler de mevcuttur. Nitekim Kur&rsquo;an-ı Kerim bazı yerlerde onlardan bahsetmiştir.</p>
<p>
	Mesela İsa b. Meryem daha beşikte iken annesinin g&uuml;nahsız olduğuna şehadette bulunuyor, kendisini bir &ouml;nder ve peygamber olarak tanıttıktan sonra ş&ouml;yle s&ouml;yl&uuml;yordu;</p>
<p>
	<strong>&nbsp;&ldquo;İsa dedi ki: Ş&uuml;phe yok ki ben Allah&rsquo;ın kuluyum, bana kitap vermiş ve beni peygamber kılmıştır&rdquo;</strong></p>
<p>
	Aynı şekilde Yahya hakkında da ş&ouml;yle buyuruluyor:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Ey Yayha, azim ve kuvvetle kitabı al. Ve ona &ccedil;ocukken peygamberlik verdik&rdquo;</strong></p>
<h3>
	Mehdiye Nasıl İnanalım?</h3>
<p>
	<strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin &ouml;mr&uuml;n&uuml;n uzunluğu ve &ouml;nderlik yetkinliğinden bahsettikten sonra şu sorunla karşılaşıyoruz: B&uuml;t&uuml;n bu s&ouml;ylenenler sadece <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin varlığını olası kılmaktadır. Ama tarih a&ccedil;ısından <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin v&uuml;cudunu ispatlayan kesin bir delile sahip değiliz ki?</p>
<p>
	<strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin ink&icirc;labı ve onun eliyle meydana gelecek olan evrensel değişiklik, genelde nebevi hadis ve rivayetlerle, &ouml;zelde de mutahhar İmamlar aracılığıyla nakledilmiştir..</p>
<p>
	Peygamber ve İmamların s&ouml;z ve hadisleri &ouml;yle bir seviyededir ki, hi&ccedil; kimse i&ccedil;in <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin varlığı ve inkılabı hakkında hi&ccedil; bir ş&uuml;phe ve teredd&uuml;de yer bırakmamaktadır. <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin inkılabı&rsquo;nın varlığı hakkında Peygamberden yaklaşık 400, masum İmamlardan ise 6000&rsquo;e yakın hadis (Şia&rsquo;da İmamların s&ouml;z&uuml; de hadis kabul edilmektedir) nakledilmiştir. Bu b&uuml;y&uuml;k rakam bu iddiayı ispat ve bu konudaki her t&uuml;rl&uuml; ş&uuml;phe ve teredd&uuml;d&uuml; giderecek en b&uuml;y&uuml;k delil ve şahid konumundadır. &Ouml;yle ki, biz, İslami mevzuların hi&ccedil; birisi hakkında bu kadar rivayet ve kaynağa sahip değiliz. Yine bizler, bu kadar sağlam delillere sahip değiliz. Bu delilleri kısaca iki gruba ayırabiliriz:</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	1- İslam&icirc; delil</p>
<p>
	2- İlmi delil</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>1- İslami Delil: </strong></p>
<p>
	Mevcut olan &ccedil;ok sayıda rivayetler, dini &ouml;nderlere inanan kimseler i&ccedil;in <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin varlığı ve ink&icirc;labı husunda hi&ccedil; bir ş&uuml;phe ve teredd&uuml;de yer bırakmamakta ve Ona, bu konunun boş, efsane ve hayali bir şey olmadığını, belki tarihi tecr&uuml;belerle de ispatlanmış bir hakikatı ifade ettiğini bildirmektedir.</p>
<p>
	Peygamber ve Hidayet İmamlarından nakledilen y&uuml;zlerce delil ve rivayetin hepsi, vaad edilen <strong>Mehdi</strong>&rsquo;den bahsetmektedir. Hepsi de &ccedil;ok a&ccedil;ık bir şekilde <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin Fatıma&rsquo;nın sevgili &ccedil;ocuklarından H&uuml;seyn&rsquo;in dokuzuncu kuşaktan evladı olduğunu a&ccedil;ıklamaktadır. İmamlar, Hazretin gaybeti meselesine &ouml;zel bir ilgi duyduğundan, onun gaybet ve zuhurunun şart ve sıfatlarını a&ccedil;ıklama hususunda hi&ccedil; bir şeyi esirgemeyerek konuya tam bir a&ccedil;ıklık kazandırmışlardır.</p>
<p>
	Bu meseleye şehadette bulunan, sadece rivayet ve nakillerin &ccedil;okluğu değil elde başka bir takım deliller de vardır ki, bu s&ouml;z konusu rivayetlerin esas ve temelini daha da g&uuml;&ccedil;lendirmekte ve muhkem kılmaktadır.</p>
<p>
	Bu rivayetler genellikle Şia ve S&uuml;nni kitaplarının meşhur ve g&uuml;venilir olanlarından alınmıştır. Nebevi hadislerin &ccedil;oğu Buhari, M&uuml;slim, Tirmizi, Ebu Davud, Musned-i Ahmed b. Hanbel ve Mustedrek-i Hakim&rsquo;de yer almıştır. &Uuml;stelik Hz. Peygamberin halifelerinin 12 kişi olduğunu bildiren Buhari: İmam Cevad, İmam Hadi ve İmam Hasan-ı Askeri zamanlarında yaşamıştır. Bu da s&ouml;z konusu hadisin, Peygamberden nakledildiğini g&ouml;stermektedir. Zira İmamların sayısı daha 12 yi bulmamışken, Peygamber <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> kendi halifelerinin 12 kişi olduğunu bildirmektedir. Buharinin kendisi 11. İmam zamanında yaşamıştır. Bu rivayet ve benzeri nakiller ink&acirc;r edilmez bir hakikatı g&ouml;stermektedir. Zira daha İmamların sayısı 12&rsquo;yi bulmamışken, bu hadis, hadis kitaplarında yer almış, kayda ge&ccedil;miştir. Yani bu hadisler, konuşma ve s&ouml;zleri ilahi vahy esası &uuml;zerine olan ve hi&ccedil;bir zaman kendi şahsi istek ve arzuları doğrultusunda konuşmayan bir ferdin diliyle, ilahi bir hakikat ve ger&ccedil;eği g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermektedir. Bu İmamların ilki Ali b. Ebu Talib, sonuncusu ise İmam Hasan Asker-i&rsquo;nin oğlu Mev&rsquo;ud (vaadedilmiş) Mehd&icirc;&rsquo;dir.</p>
<p>
	<strong>2- İlmi Delil:</strong></p>
<p>
	Bu delil Gaybet-i Suğra (k&uuml;&ccedil;&uuml;k gizlilik) zamanında yaşayan bir halkın, 70 yıllık terc&uuml;besidir. Bu d&ouml;nem İslam &uuml;mmetinin &ouml;nderi. <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin hayatı&rsquo;nın ilk yıllarını teşkil etmektedir.</p>
<p>
	İmam,zahir&rsquo;de halkın g&ouml;zlerinden gizli yaşıyordu. Ama kalp ve fikriyle, kendi dostlarıyla uyum ve beraberlik i&ccedil;indeydi. Aniden gaybet zamanı başlayınca M&uuml;sl&uuml;manlar zor ve buhranlı bir d&ouml;neme girdi. Zira uzun yıllardır bizzat kendi İmamlarıyla g&ouml;r&uuml;şmeye, sorunlarını ve vazifelerini bizzat kendisine sorup, cevaplarnı da bizzat kendisinden almayı adet etmişlerdi. Ama bu zor şartlara rağmen İmam <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> bir an dahi, İslam &uuml;mmetin&rsquo;den gaflette değildi. B&uuml;t&uuml;n emirlerini ve &uuml;mmetin sorunlarını &ouml;zel vekilleri aracılığıyla insanlara ulaştırıyordu. Bu 70 yıllık zaman zarfında, aracı olarak İmamla temasta bulunan ve Niyabet-i has (&ouml;zel vekillik) g&ouml;revini &uuml;stlenenlerin sayısı d&ouml;rt idi. Bu d&ouml;rt kişi şunlardır:</p>
<p>
	1- Osman, Said-&uuml;l Amri</p>
<p>
	2- Muhammed b. Osman b. Said-&uuml;l Amri</p>
<p>
	3- Ebul Kasım El H&uuml;seyin b. Ruh</p>
<p>
	4- Ebul Hasan Ali b. Muhammed-i Semeri</p>
<p>
	Bu d&ouml;rt kişi sırasıyla biri diğerinin yerine ge&ccedil;iyordu. Şialar tarafından s&ouml;z konsu edilen her t&uuml;rl&uuml; soru ve meseleleri İmama iletiyor, cevabını ise yazılı ve s&ouml;zl&uuml; olarak alıp sahibine iletiyorlardı. B&uuml;t&uuml;n yazıların hepsi de aynı yazı bi&ccedil;imi ve &ouml;zel bir stil ile bizzat hazret tarafından kaleme alnıyordu. Son vekil olan Semeri, Gaybet-i Suğra d&ouml;neminin sona erdiğini ve bundan b&ouml;yle artık Gaybet-i Kubra (b&uuml;y&uuml;k gizlilik) d&ouml;nemi-nin başladığını ve artık hi&ccedil; kimse İmamla halk arasında vekil olarak yer almıyacağını bildirmiştir. Bu d&ouml;nemde şialar kendi sorunlarını naib-i amm (genel naib) olan şartları haiz m&uuml;ctehidlere g&ouml;t&uuml;rmeli, yani din ve d&uuml;nya işlerinde bilgili m&uuml;ctehidlere baş vurmalıdırlar.M&uuml;ctehidler de b&ouml;ylece yazılı ve s&ouml;zl&uuml; olarak şiaların problem ve sorunlarını &ccedil;&ouml;zmeye &ccedil;alışsınlar. İslam&rsquo;ın hakimiyet ve tanıtılması yolunda &ccedil;aba sarfetsinler. İslam&rsquo;ın şuurlu ve bilgili nesline &ouml;zen g&ouml;stererek, İslami hedeflerin ger&ccedil;ekleşmesi yolunda halk kitleleriyle işbirliğinde bulunsunlar ve onlara &ouml;nderlik etsinler.</p>
<p>
	&Ouml;zel vekillerin, aracı olduğu yetmiş yıllık zaman boyunca Hazretin konuşma ve haketlerinde en k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir yanlışlık ve zıtlık g&ouml;r&uuml;lmemiştir.</p>
<p>
	Acaba onların tam 70 yıl yalan s&ouml;yledikleri ve &uuml;stlendikleri g&ouml;revin tersine davrandıkları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir mi?</p>
<p>
	Onların hayat metodunda b&ouml;yle bir tasavvur ve d&uuml;ş&uuml;ncenin varlığı kabul edilemez. B&ouml;yle bir ihtimal d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez. Zira bu d&ouml;nemde, aralarında hi&ccedil; bir ilişki bulunmaksızın hepsi aynı g&ouml;r&uuml;ş, aynı ideal ve aynı mantıkla; İmam adına halkla konuşuyor, s&ouml;z s&ouml;yl&uuml;yorlardı.</p>
<p>
	Eğer ger&ccedil;ekten de ortada bir ger&ccedil;ek olmasaydı bu m&uuml;ddet i&ccedil;erisinde s&ouml;z ve fikirlerinde bir takım s&uuml;r&ccedil;meler g&ouml;r&uuml;l&uuml;r, neticede İslam milleti onların hareket ve davranışları karşısında k&ouml;t&uuml;mser olurdu. Halbuki bu m&uuml;ddet zarfında halkın t&uuml;m&uuml; onları tam bir inan&ccedil;, g&uuml;ven ve imanla karşılıyordu. Zaten ilim a&ccedil;ısından ihtimal esasıyla da d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lecek olursa, b&ouml;yle bir şey imkansızdır. Yani tam 70 yıl boyunca &ouml;zel bir şekilde halkın hayatına yalanların hakim olması, bunun da &ouml;tesinde; halkın bu yalanlarla hayatını d&uuml;zenlemesi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez. Gaybet-i Suğra d&ouml;neminde edindiğimiz ilmi tecr&uuml;beler bizlere viladet, hayat, gaybet ve Gaybet-i Kubra zamanındaki &ldquo;niyabet-i amm&rdquo; meselesini de ispat etmektedir.</p>
<p>
	Bu da g&ouml;stermektedir ki, <strong>Mehdi</strong> (a.f.), bir takım sebepler y&uuml;z&uuml;nden halkın g&ouml;zlerinden gizlenmiş ve bir g&uuml;n yeniden ortaya &ccedil;ıkarak kendisini t&uuml;m d&uuml;nyaya g&ouml;sterecektir.</p>
<h3>
	Ni&ccedil;in İmam-ı Zaman (Mehdi), Gaybet M&uuml;ddetince Kıyam Etmedi?..</h3>
<p>
	Kendisini, toplumu fesaddan kurtarmaya hazırlanmış olan bir ferdi, hangi sebepler bu g&ouml;revinden alıkoymakta ve onun yetmiş yıllık toplumla olan ilişkisini kesmekte, sonra da Gaybet-i Kubra d&ouml;neminde belirsiz bir m&uuml;ddet i&ccedil;in toplumla olan ilişkisini t&uuml;m&uuml;yle koparmaktadır?</p>
<p>
	Halbuki gaybet-i suğra d&ouml;neminde ve gaybet-i k&uuml;bra d&ouml;neminin ilk başlarında; Hazretin kıyamı i&ccedil;in, şartlar da olduk&ccedil;a verimli ve uygundu. Zira o zamanın hakimleri techizat ve askeri kudret a&ccedil;ısından, bug&uuml;nk&uuml; dereceye ulaşmamıştı. Dolaysıyla da kıyam daha kolay ve başarılı bir şekilde sonu&ccedil;lanabilirdi.</p>
<p>
	Toplumsal değişiklik ve mazlum halk kitlelerini tarihin cabbar h&uuml;k&uuml;mdarlarının elinden kurtarmak, m&uuml;said şart ve ortamları gerektirmektedir. Bazen de insanın ş&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; olur; iş, ilahi bir memuriyet ve risalet olunca ve bitmek t&uuml;kenmek bilmeyen ilahi bir g&uuml;&ccedil; de işin i&ccedil;indeyse; artık bir takım &ouml;zel maddi şart ve unsurlara ne ihtiya&ccedil; vardır?</p>
<p>
	Ama bilinmelidir ki, b&uuml;t&uuml;n ilahi yardım ve teyidler, maddi sebebler kanalıyla şekillenmektedir. Gaybi unsurların, maddi unsurlarla sıkı bir ilişkisi vardır. Bu y&uuml;zden de cihan beş asır cahiliyye d&ouml;nemi yaşadı. Ta ki, Hz. Muhammed&rsquo;in risaleti i&ccedil;in m&uuml;said ortam ve şartlar oluştu. Yani o zaman cihan, ilahi bir kurtarıcıyı kabullenmek i&ccedil;in hazır bir hale gelmişti.</p>
<p>
	Bu mesele olduk&ccedil;a a&ccedil;ık ve bedihidir ki, bir hareket veya akım ancak ve ancak toplumdan destek g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; zaman başarıya ulaşabilir. İlahi s&uuml;nnetler de g&ouml;stermektedir ki, Allah-u Teala daima illetler, sebepler ve m&uuml;said ortamlar vasıtasıyla iradesini ger&ccedil;ekleştirmektedir. İlk &ouml;nce bir ortam oluşturmakta daha sonra da istediği değişiklik ve evrimleri ger&ccedil;ekleştirmektedir. Mesela İslam, uzun s&uuml;ren bir fetret (duraklama) d&ouml;neminden sonra gelmiş ve adeta bu fetret d&ouml;nemi, İslam&rsquo;ın gelişi i&ccedil;in uygun bir atmosfer oluşturmuştur.</p>
<p>
	Bu olay bazı &ouml;zel durumlarda meydana gelen mucizeden olduk&ccedil;a farklıdır. O buhranlı ortam ve &ouml;zel hususlarda alınan kararlar olayı bir tek hareketle neticelendirmektedir.Gaybi yardımlar doğal şart ve gerek&ccedil;eler &uuml;zere şekillenmekte ve ilahi yardım bir tek kıvılcımla v&uuml;cuda gelmektedir. Nemrud&rsquo;un adamlarının İbrahim i&ccedil;in yaktıkları ateşin onu yakmaması, Peygamberin başı &uuml;st&uuml;nde yalın kılı&ccedil; duran yahudinin elinden kılıcının d&uuml;şmesi veya Hendek savaşında kafir ve m&uuml;şriklerin kalplerine korku ve vahşet d&uuml;ş&uuml;ren ve onların yenilmesine ve dağılmalarına sebep olan şiddetli r&uuml;zgarın esmesi gibi&#8230;</p>
<p>
	Bu y&uuml;zden <strong>Mehdi</strong> (a.f)nin kıyamıda doğal bir şekilde şekillenerek v&uuml;cuda gelecektir. <strong>İmam Mehdi</strong>&rsquo;nin t&uuml;m alemi ıslah etmek istediğinden; t&uuml;m d&uuml;nyanın, kendi risaletini hemen kabulleneceği bir duruma gelmiş olması gerekiyor. Zira, eğer sadece, &ouml;nderlik liyakati ve m&uuml;sait ortamın varlığı şart olsaydı; bu, Hz. Peygamber zamanında vardı.Ve dolaysıyla da b&ouml;yle bir ıslah&rsquo;ın o zamanda peygamber&rsquo;in g&uuml;&ccedil;l&uuml; eliyle v&uuml;cuda gelmiş olması gerekirdi. <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin evrensel memuriyet ve risaleti, &ouml;zel bir konuma sahip olduğundan t&uuml;m d&uuml;nya&rsquo;da kapsamlı bir değişkenliğin v&uuml;cuda gelmesi, zul&uuml;m, sitem, ve bezginliğin t&uuml;m d&uuml;nya&rsquo;yı kaplaması, d&ouml;rt bir yandan gelen baskı ve zorlukların, halkı tam bir patlama noktasına getirmiş olması gerekiyor.B&ouml;ylece evrensel ıslahat&ccedil;ı (<strong>Mehdi</strong>)nin bir tek feryadıyla esaret zincirleri koparılsın, halk kitleleri ellerini ona doğru uzatsın ve risaleti herkes&ccedil;e kabul edilsin.</p>
<p>
	Bu cevap ve bilgi neticesinde insan&rsquo;ın, &ldquo;İmam b&uuml;t&uuml;n bu askeri g&uuml;&ccedil; ve teknolojik silah ve te&ccedil;hizatlara karşı nasıl olur da galip gelebilir?&rdquo; diye sorabileceği gibi, sorunun cevabı da kendiliğinden anlaşılmaktadır. Zira s&uuml;per g&uuml;&ccedil;ler, askeri g&uuml;&ccedil; ve teknolojik silahlar a&ccedil;ısından g&uuml;&ccedil;l&uuml; olmalarına rağmen ruhi y&ouml;nden bir y&ouml;nelgiyle karşı karşıya gelecektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insani ruhun temelden hastalandığı, bozulduğu bir ortamda, bu techizat, ara&ccedil; ve gere&ccedil;lerden istifade edebilmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir. T&uuml;m insanlığın ruhi s&uuml;kunet ve huzurdan mahrum olduğu, insanların hayret ve şaşkınlık i&ccedil;inde ne yapacağını bilmez bir hale geldiği ortamda, savaş techizatının insanlar i&ccedil;in hi&ccedil; bir faydası olamaz.</p>
<h3>
	B&ouml;yle Bir Rehber Nasıl Olur Da Bu D&ouml;nemde Zafere Ulaşabilir?..</h3>
<p>
	Ge&ccedil;miş b&ouml;l&uuml;mlerde yer alan soruların ardından bir de insanın aklına şu soru takılabilir:&rdquo;Bir insan ne kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve kudretli de olsa, bu kompleks ve &ouml;nemli d&ouml;nemde zafer&rsquo;e ulaşabilir mi? Acaba değişiklik ve hareket v&uuml;cuda getirmek sadece bu insana mahsus bir şey midir?&rdquo;</p>
<p>
	Bu soru, şu g&ouml;r&uuml;ş a&ccedil;ısından s&ouml;z konusu edilmektedir: İnsan tabiatta adeta ikinci etken konumundadır. Asıl etken, kendisini &ccedil;epe&ccedil;evre kuşatan maddi etkenlerdir. Dolayısıyla da insan ne kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve kudretli de olsa bu etkenlere dikkat etmek zorundadır.</p>
<p>
	Başka bir yerde de belirttiğimiz gibi, tarihin iki asıl kutubu vardır:</p>
<p>
	1- İnsan</p>
<p>
	2- İnsanı &ccedil;epe&ccedil;evre saran maddi g&uuml;&ccedil;ler.</p>
<p>
	İnsana tesir ettiği ve onu bir yere kadar değiştirdiği gibi insanda bu maddi g&uuml;&ccedil;ler &uuml;zerinde etkili olmakta ve değişiklik v&uuml;cuda getirmektedir.</p>
<p>
	Hareketin maddeden başlayıp, insanda sona erdiği farzedilecek olursa; aynı suret ve miktarda insandan maddeye y&ouml;nelik bir hareket ve değiştirmenin meydana geldiği de bir ger&ccedil;ektir.</p>
<p>
	B&ouml;ylece tarihi seyir ve değişiklikte, hem insanın ve hem de maddi fakt&ouml;rlerin etkisi s&ouml;z konusudur. Eğer insanın gaybi ve semavi ilişkilerini de g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alacak olursak; tarih, tahavv&uuml;l ve değişikliğinin en &ouml;nemli etkeni, insan olacaktır. Nitekim bu etken; peygamberler tarihinde a&ccedil;ık bir şekilde g&ouml;r&uuml;lmektedir. Hz. Muhammed <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> gaybi ve ilahi ilişkiler esası &uuml;zere tek başına derin ve k&ouml;kl&uuml; bir tarihi hareket v&uuml;cuda getirdi. &Ccedil;ok kısa bir m&uuml;ddet zarfında &ouml;yle bir medeniyet v&uuml;cuda getirdi ki; onu &ccedil;epe&ccedil;evre kuşatan hi&ccedil; bir maddi etkenin b&ouml;yle bir hareket ve değişikliği bu s&uuml;ratle v&uuml;cuda getirebilmesi olası değildir. Dolayısıyla b&uuml;y&uuml;k İslam Peygamberi vasıtasıyla oluşan bu değişikliğin, bir benzerinin onun soyundan olan insanlığın gelecekteki b&uuml;y&uuml;k &ouml;nderi <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> tarafından da v&uuml;cuda getirilmesi olası ve m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<h3>
	Mehdi Zamanında Değişiklik Nasıl Olacaktır?.</h3>
<p>
	Kitabın sonunda da şu soruyla karşılaşıyoruz:&rdquo;Hakkın yasaları ve toplumsal adalet, zul&uuml;m ve zorbalık d&uuml;zenlerine nasıl galip gelecektir&rdquo;?</p>
<p>
	Bu soruya cevap verebilmek i&ccedil;in ilk &ouml;nce <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin zuhur ettiği g&uuml;n&uuml; ve o g&uuml;n meydana gelecek olan hadisleri iyice bilmek gerekiyor. B&ouml;ylece o asırda meydana gelecek olan değişikliği de bilmiş oluruz.Zira her ne kadar da olsa, o g&uuml;n hakkında tam ve yeterli bir bilgiye sahip değiliz. Dolaysıyla da ilmi bir takım verilere de her hangi bir h&uuml;k&uuml;mde bulunamayız. Ama zihni ve fikri varsayımlar ve tasavvurlarla bir h&uuml;kme varabilmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p>
	A&ccedil;ık ve rahat bir şekilde denebilecek tek s&ouml;z şudur:</p>
<p>
	İnsanlık ve beşer tarihi m&uuml;ddetince v&uuml;cuda gelen değişiklik ve tecr&uuml;beler, bizlere bildirmektedir ki o zaman t&uuml;m cihan yeni bir risaleti kabule hazır bir duruma gelmiş olacaktır. Yani toplumda ruhi a&ccedil;ıdan tam bir hazırlık ve uygun bir atmosfer meydana gelecektir.</p>
<p>
	İşte bu ortamda &uuml;mit nuru parlayacak ve intiz&acirc;r (bekleme) d&ouml;nemi sona erecektir. <strong>Mehdi</strong> kendi risalet g&ouml;revini tamamlamak &uuml;zere zuhur edecektir. Halk kitleleri ve taraftarlarının himaytiyle fesat ateşini s&ouml;nd&uuml;recek ve zalimane kanun ve esaslar yerine toplumsal ve sosyal adaleti hakim kılacaktır. O g&uuml;n artık sapıklar, tecav&uuml;zler, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kler ve emniyetsizlikler sona erecek t&uuml;m canlılar tam bir g&uuml;ven ve emniyet i&ccedil;inde <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin adilce h&uuml;k&uuml;meti altında kendi yaşantısını s&uuml;rd&uuml;recektir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-sin-uzun-omru/">İmam Mehdi (a.s)’ın Uzun Ömrü</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaybet-i Suğra ve Kübra</title>
		<link>https://www.caferilik.com/gaybet-i-sugra-ve-kubra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seccat KARAKUŞ/Erenler 4-5 On birinci İmamın şehadetinden sonra, Hicri 260 yılından 329 yılına kadar yani 69 yıllık s&#252;re, İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın &#8220;Gaybet-i Suğra&#8221; &#8211;k&#252;&#231;&#252;k gizlilik- d&#246;nemidir.[i] O tarihten itibaren Hz. Mehdi (a.s)&#8217;ın zuhur edeceği zamana kadar ge&#231;en s&#252;re&#231; &#8220;Gaybet-i K&#252;bra&#8221; -b&#252;y&#252;k gizlilik- d&#246;nemidir. Gaybet-i Suğra&#8217;da halkın İmam Mehdi (a.s) ile irtibatı tamamen kesilmemekle beraber sınırlıydı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-i-sugra-ve-kubra/">Gaybet-i Suğra ve Kübra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	Seccat KARAKUŞ/Erenler 4-5</h5>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	On birinci İmamın şehadetinden sonra, Hicri 260 yılından 329 yılına kadar yani 69 yıllık s&uuml;re, İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın &ldquo;Gaybet-i Suğra&rdquo; &ndash;k&uuml;&ccedil;&uuml;k gizlilik- d&ouml;nemidir.<a href="#_edn1" name="_ednref1" title="">[i]</a> O tarihten itibaren <strong>Hz. Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın zuhur edeceği zamana kadar ge&ccedil;en s&uuml;re&ccedil; &ldquo;Gaybet-i K&uuml;bra&rdquo; -b&uuml;y&uuml;k gizlilik- d&ouml;nemidir.</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Gaybet-i Suğra&rsquo;da halkın <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s) ile irtibatı tamamen kesilmemekle beraber sınırlıydı. Ehl-i Beyt dostları, Ehl-i Beyt mektebinin b&uuml;y&uuml;klerinden olan &ldquo;&ouml;zel naipler&rdquo; vasıtasıyla sorunlarını İmam&rsquo;a iletip cevap alabiliyorlardı. Bu d&ouml;nem, halk ile İmam arasındaki irtibatın tamamen kesildiği ve halkın, İmam&rsquo;ın genel vekilleri olan Ehl-i Beyt mektebine bağlı m&uuml;&ccedil;tehit ve fakihlere başvurmakla g&ouml;revlendirildiği &ldquo;Gaybet-i K&uuml;bra&rdquo; d&ouml;nemine bir hazırlık olarak tanımlanabilir.</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Eğer Gaybet-i K&uuml;bra ansızın ve birden ger&ccedil;ekleşseydi, d&uuml;ş&uuml;ncelerin sapmasına ve zihinlerin onu kabullenmemesine sebep olabilirdi; ama Gaybet-i Suğra m&uuml;ddetince zihinler yavaş yavaş hazırlık kazandı ve daha sonra Gaybet-i K&uuml;bra başladı. Yine Gaybet-i Suğra zamanında, &ouml;zel naipler vasıtasıyla İmam (a.s) ile sağlanan irtibat ve bu s&uuml;re&ccedil; zarfında Ehl-i Beyt dostlarından bazılarının <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın huzuruna varmaları, onun doğum ve hayatı meselesini de daha fazla sabitleştirdi. Eğer Gaybet-i K&uuml;bra bunlardan &ouml;nce olmuş olsaydı, belki de bu mesele bu kadar a&ccedil;ık olmayacak ve bazıları ş&uuml;pheye d&uuml;şecekti. Allah Teala kendi hikmetiyle, (Peygamber (s.a.a) ve İmamlar (a.s)&rsquo;ın da bildirdikleri gibi) Ehl-i Beyt izleyicilerinin İmamlara olan inan&ccedil;larının sarsılmaması, <strong>Hz. Mehdi </strong>(a.s)&rsquo;ı ve ilahi kurtuluşu beklemeleri, gaybet zamanında Allah&rsquo;ın dinine sarılıp kendilerini eğitmeleri ve <strong>İmam Mehdi </strong>(a.s)&rsquo;ın kıyamı i&ccedil;in Allah&rsquo;ın emri gelinceye kadar dini vazifelerini yerine getirmeleri i&ccedil;in, tam gaybete hazırlık gayesiyle kısa m&uuml;ddetli &ldquo;Gaybet-i Suğra&rdquo; ve ondan sonra uzun m&uuml;ddetli &ldquo;Gaybet-i K&uuml;bra&rdquo; olmak &uuml;zere, <strong>İmam Mehdi</strong> i&ccedil;in iki &ccedil;eşit gaybet takdir etti.</p>
<h3>
	D&ouml;rt Sefir</h3>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Gaybet-i Suğra zamanında Ehl-i Beyt b&uuml;y&uuml;klerinden d&ouml;rt kişi <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın &ouml;zel naibi olmuştur. Onlar İmam&rsquo;ın huzuruna gider, halkın sorularını İmam&rsquo;a iletir, İmam&rsquo;ın da mektupların kenarına yazdığı cevapları halka iletirlerdi.</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Bu d&ouml;rt naibin dışında İmam (a.s)&rsquo;ın &ccedil;eşitli şehirlerde de vekilleri vardı; onlar da bu d&ouml;rt naip vasıtasıyla halkın meselelerini İmam (a.s)&rsquo;a ulaştırıyorlardı. İmam (a.s) tarafından onlara mektup ve fermanlar &ccedil;ıkarılmıştı.<a href="#_edn2" name="_ednref2" title="">[ii]</a> Merhum Seyyid Muhsin Emin&#39;in belirttiği gibi, d&ouml;rt kişi mutlak ve umumi temsilci idiler, diğerleri ise bazı hususi işler i&ccedil;in g&ouml;revlendirilmişlerdi. Bu vekiller arasında Ebu H&uuml;seyin Muhammed bin Cafer bin Esad, Ahmed bin İshak-ı Eş&rsquo;ari, İbrahim bin Muhammed-i Hamedani ve Ahmed bin Hamza bin Yesee gibi m&uuml;minler vardır.<a href="#_edn3" name="_ednref3" title="">[iii]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	D&ouml;rt naip ise sırasıyla şunlardır:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	1- Ebu Amr Osman bin Said-i Amri,</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	2- Ebu Cafer Muhammed bin Osman bin Said-i Amiri,</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	3- Ebu&rsquo;l-Kasım H&uuml;seyin bin Ruh Nevbahti,</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	4- Ebu&rsquo;l-Hasan Ali bin Muhammed Semeri.</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ebu Amr Osman bin Said, halkın g&uuml;venine mazhar olan &ccedil;ok değerli bir şahsiyet idi. İmam Hadi (a.s) ile İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın vekilliğini yapmıştır.<a href="#_edn4" name="_ednref4" title="">[iv]</a> O, <strong>İmam Mehdi </strong>(a.s)&rsquo;ın emri ile İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın kefenleme ve defnetme işlemini de &uuml;zerine almıştır.<a href="#_edn5" name="_ednref5" title="">[v]</a> Ona, Askeriyeye ait mahallede ikamet ettiğinden dolayı &ldquo;Askeri&rdquo; lakabı verilmişti. O, saray memurlarının, İmam (a.s)&#39;a yaptığı hizmeti farketmemeleri i&ccedil;in yağ satıcılığı yapar, <a href="#_edn6" name="_ednref6" title="">[vi]</a> Ehl-i Beyt dostlarının İmam Hasan Askeri ve İmam Ali Hadi (a.s)&rsquo;a g&ouml;nderdikleri humus ve zekatı yağ kaplarına koyarak İmam&#39;a ulaştırırdı.<a href="#_edn7" name="_ednref7" title="">[vii]</a> Ahmed bin İshak-i Kummi der ki: &ldquo;İmam Ali H&acirc;di&#39;nin (a.s) huzuruna m&uuml;şerref olup, arz ettim ki: &ldquo;Ben her zaman burada (Samirra&rsquo;da) olamıyorum, sadece burada bulunduğum zamanlar sizi ziyaret etme şerefine nail olabiliyorum, b&ouml;yle zamanlarda bir sorunla karşılaşırsam kime başvurayım?&rdquo;</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	İmam buyurdu ki: <em>&ldquo;Bu Ebu Amr (Osman bin Said-i Amri), g&uuml;venilir ve emin bir kişidir, size benim tarafımdan ne derse bendendir. Benim tarafımdan size ne ulaştırırsa benden ulaştırmıştır.</em>&rdquo;</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ahmed bin İshak der ki: &ldquo;İmam Ali H&acirc;di (a.s)&#39;ın vefatından sonra, İmam Askeri (a.s)&#39;ın yanına gittim ve aynı s&ouml;z&uuml;m&uuml; ona da tekrarladım, o hazret de değerli babaları gibi: &lsquo;<em>Ebu Amr, emin ve ge&ccedil;miş İmamlar&rsquo;ın g&uuml;venini kazanmış, benim hayatımda ve hayatımdan sonra inandığım kişidir. Size bir şey s&ouml;ylerse benden s&ouml;ylemiş ve bir şey size ulaştırırsa benden ulaştırmıştır</em>&rsquo; dedi.&rdquo; &nbsp;<a href="#_edn8" name="_ednref8" title="">[viii]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Bu değerli şahıs, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;dan sonra <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın fermanı &uuml;zerine naipliğini &uuml;stlendi. Ehl-i Beyt dostları sorunlarını ona iletiyor, İmam&#39;ın cevabı da onun vasıtasıyla onlara ulaşıyordu. <a href="#_edn9" name="_ednref9" title="">[ix]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ehl-i Beyt mektebinin b&uuml;y&uuml;k şahsiyetlerinden rahmetli Muhakkik Damad <em>&ldquo;Sırat-ı M&uuml;stakim&rdquo;</em> adlı kitabında ş&ouml;yle yazmıştır: &ldquo;Şeyh Osman bin Said-i Amri, İbn-i Ebi Ganim-i Gazvini&rsquo;nin &lsquo;İmam Ali H&acirc;di (a.s) vefat ettiği zaman evladı yoktu!&rsquo; dediğini, bunun &uuml;zerine Ehl-i Beyt dostlarının onunla kavga edip İmam&#39;a bir mektup yazdıklarını ve bunun &uuml;zerine İmam&rsquo;ın onu yalanlayan bir mektup yazdığını ve cevabının, Ehl-i Beyt dostlarına bir delil, mucize olması i&ccedil;in de bu mektubu m&uuml;rekkepsiz, yani kuru kalemle beyaz bir kağıdın &uuml;zerine yazdığını nakleder. İmam (a.s) tarafından verilen cevabın metni ş&ouml;yledir:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	<em>&ldquo;Bismillahirrahmanirrahim.</em></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	<em>Allah sizi ve bizi fitne ve sapıklıktan korusun. Sizlerden bir grubun din ve emir sahiplerinin doğumunda şek ve ş&uuml;phe ettiği bize ulaştı. Bu haber bizi &uuml;zg&uuml;n ve m&uuml;teessir etti, elbette bu &uuml;zg&uuml;nl&uuml;k asıl sizin i&ccedil;indir; bizim i&ccedil;in değil. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah ve hak bizimledir. Birinin bizlerden uzaklaşması korkmamıza sebep olmaz, bizi Allah yarattı, diğer yaratıkları da bizim h&uuml;rmetimize ihya etti. Niye ş&uuml;pheye kapılmışsınız? İmamlarınızdan (a.s) size ulaşan şeyin ger&ccedil;ekleşeceğini bilmiyor musunuz (ge&ccedil;miş imamlar <strong>Kaim</strong> (a.s)&rsquo;ın gaybet edeceğini bildirdiler)? Acaba Allah Teala&#39;nın, Adem&#39;in zamanından ge&ccedil;miş İmam&#39;ın zamanına kadar halkın sığınması i&ccedil;in sığınaklar ve aracılıklarıyla halkın hidayet bulacağı alametler bıraktığını ve bir bayrak gizlendiğinde diğer bir bayrağın a&ccedil;ığa &ccedil;ıktığını, bir yıldız battığında başka bir yıldızın doğduğunu g&ouml;rmediniz mi? Allah&rsquo;ın ge&ccedil;miş İmam (on birinci İmam)&rsquo;ın ruhunu aldıktan sonra kendi dinini batıl mı ettiğini sanıyorsunuz? Yaratıklarını kendine hidayet edecek sebep ve vesilelerden yoksun bıraktığını mı zannediyorsunuz? Asla b&ouml;yle değildir! Hoşlanmadıkları halde kıyamet kopuncaya ve Allah&#39;ın emri zahir oluncaya kadar da b&ouml;yle olmayacaktır. &Ouml;yleyse Allah&#39;tan korkun, bize teslim olun ve işleri bize bırakın, ben size nasihat ettim, Allah bana ve size şahittir. </em><a href="#_edn10" name="_ednref10" title="">[x]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Osman bin Said, &ouml;l&uuml;m&uuml;nden &ouml;nce <strong>İmam Mehdi </strong>(a.s)&rsquo;ın emriyle oğlu Ebu Cafer Muhammed bin Osman&rsquo;ı <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın vekil ve naibi olarak tanıttı.</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Muhammed bin Osman da babası gibi Ehl-i Beyt mektebinin b&uuml;y&uuml;klerinden olup takva, adalet ve y&uuml;celik bakımından Ehl-i Beyt dostlarının g&uuml;ven ve saygısını kazanmıştı. İmam Hasan Askeri (a.s) da onun ve babasının g&uuml;venilir ve itimat edilir olduğunu daha &ouml;nceden belirtmişti. Ehl-i Beyt mektebinin b&uuml;y&uuml;k şahsiyeti rahmetli Şeyh Tusi ş&ouml;yle yazar: &ldquo;B&uuml;t&uuml;n Ehl-i Beyt dostları onun adaleti, takvası, emanete sadık olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.&rdquo;<a href="#_edn11" name="_ednref11" title="">[xi]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Birinci naip Osman bin Said&rsquo;in vefatından sonra onun &ouml;l&uuml;m&uuml; ve oğlunun naipliği hakkında <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s) tarafından ş&ouml;yle bir tevki<a href="#_edn12" name="_ednref12" title="">[xii]</a> gelmiştir:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	<em>&ldquo;Doğrusu biz Allah&rsquo;tanız ve yine ona d&ouml;nenleriz. O&rsquo;nun emrine teslim ve O&rsquo;nun takdirine rıza g&ouml;stermişiz. Baban kutlu yaşadı ve tertemiz &ouml;ld&uuml;. Allah ona rahmet etsin, onu imamları ve efendilerine kavuştursun. &Uuml;st&uuml;n ve y&uuml;ce Allah&rsquo;a, İmamlar&rsquo;a yakınlık kastıyla onların işlerinde &ccedil;alışmaktan geri kalmadı. Allah onu nurlu kılsın; hatalarını bağışlasın.&rdquo;</em></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Tevki&rsquo;nin diğer bir kısmında ise ş&ouml;yle buyurmuştur:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	<em>&ldquo;Allah senin sevabını artırsın, bu musibetten dolayı sana g&uuml;zel sabır versin. Siz yaslı olduğunuz gibi biz de yaslıyız. O ayrılığıyla, seni de, bizi de yalnız bıraktı. Allah, g&ouml;&ccedil;t&uuml;ğ&uuml; yerde onu sevindirsin. Kutluluğunun en y&uuml;ce delili şu ki, Allah ona, kendisinden sonra yerine ge&ccedil;mesi, onun işini y&uuml;klenmesi ve onu rahmetle anmasını sağlamak i&ccedil;in senin gibi bir oğul vermiş. Ben, Allah&rsquo;a hamd olsun derim, &ccedil;&uuml;nk&uuml; onun yerine ge&ccedil;menle canlar huzur i&ccedil;inde; &uuml;st&uuml;n ve y&uuml;ce Allah&rsquo;ın seni onun yerine ge&ccedil;irmesiyle, g&ouml;n&uuml;ller rahatlamış oldu. Allah yardımcın olsun, sana g&uuml;&ccedil;, kuvvet versin, yardım etsin, başarı versin; dostun, koruyucun, g&ouml;r&uuml;p g&ouml;zetenin olsun.&rdquo; </em><a href="#_edn13" name="_ednref13" title="">[xiii]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ehl-i Beyt mektebinin &ouml;nde gelen şahsiyetlerinden olan Abdullah bin Cafer-i Humeyri der ki: &ldquo;Hen&uuml;z Osman bin Said d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;meden <strong>İmam Mehdi </strong>(a.s), bize kendi el yazısıyla g&ouml;nderdiği bir mektupta Ebu Caferi (Muhammed bin Osman bin Said-i Amiri), babasının yerine atadığını bize bildirmişti.<a href="#_edn14" name="_ednref14" title="">[xiv]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Yine <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın İshak bin Yakub-ı Kuleyni&rsquo;ye cevap olarak yazdıkları başka bir tevkide şunlar yer almıştır:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	<em>&ldquo;&#8230;ama Muhammed bin Osman-ı Amiri, Allah ondan ve babasından razı olsun, doğrusu ben ona inanıyorum. Onun benim tarafımdan yazdığı şey benim yazdığım şeydir.&rdquo;</em> <a href="#_edn15" name="_ednref15" title="">[xv]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Abdullah bin Cafer-i Humeyri der ki: &ldquo;Muhammed bin Osman&#39;dan <strong>Hz. Mehdi</strong>&#39;yi g&ouml;rd&uuml;n m&uuml; diye sordum buyurdu ki:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	-Evet, Onunla son olarak Ka&#39;be&#39;nin kenarında g&ouml;r&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;zde ş&ouml;yle buyurdu: <em>&ldquo;Allah&#39;ım! Bana vadesini verdiğin şeyi ger&ccedil;ekleştir.&rdquo;</em><a href="#_edn16" name="_ednref16" title="">[xvi]</a> Yine M&uuml;stacar&rsquo;de<a href="#_edn17" name="_ednref17" title="">[xvii]</a> onun: <em>&ldquo;Allah&#39;ım d&uuml;şmanlarımdan intikam al&rdquo; </em>dediğini g&ouml;rd&uuml;m.&rdquo;<a href="#_edn18" name="_ednref18" title="">[xviii]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Yine Muhammed bin Osman diyor ki: &ldquo;<strong>Hz. Mehdi</strong> (a.s) her yıl hac t&ouml;reninde hazır bulunur, milleti g&ouml;r&uuml;r ve tanır, halk da onu g&ouml;r&uuml;r, fakat tanımaz.&rdquo;<a href="#_edn19" name="_ednref19" title="">[xix]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Muhammed bin Osman kendisi i&ccedil;in bir mezar hazırlamış ve &uuml;zerini sace (bir &ccedil;eşit elbise ve bez) ile &ouml;rtm&uuml;şt&uuml; ve onun &uuml;zerine de Kur&rsquo;an&rsquo;dan ayetler ve Masum İmamların isimlerini yazmıştı, her g&uuml;n onun i&ccedil;ine giriyor ve bir c&uuml;z Kur&rsquo;an okuduktan sonra dışarı &ccedil;ıkardı.<a href="#_edn20" name="_ednref20" title="">[xx]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Bu değerli zat, &ouml;lmeden &ouml;nce &ouml;leceği g&uuml;n&uuml; haber vermiş ve haber verdiği g&uuml;nde de vefat etmiştir.<a href="#_edn21" name="_ednref21" title="">[xxi]</a> Bu zat,<strong> İmam Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın emriyle vefat etmeden &ouml;nce ziyaretine gelen Ehl-i Beyt b&uuml;y&uuml;klerinden bir gruba; Ebu-l Kasım H&uuml;seyn bin Ruh Nevbahti&rsquo;yi kendinden sonraki naip ve İmam ile irtibatı olan şahıs olarak tanıtarak: &ldquo;O, benim yerime ge&ccedil;ecektir, işlerinizde ona m&uuml;racaat ediniz&rdquo; buyurmuştur.<a href="#_edn22" name="_ednref22" title="">[xxii]</a> Ebu Cafer Muhammed bin Osman-ı Amiri Hicri 305 yılında vefat etmiştir.<a href="#_edn23" name="_ednref23" title="">[xxiii]</a></p>
<h3>
	H&uuml;seyn bin Ruh-i Nevbahti</h3>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ebu-l Kasım H&uuml;seyn bin Ruh Nevbahti, dost ve d&uuml;şman yanında &ouml;zel bir azamet ve değere sahipti. Akıl, takva, fazilet ve ileri g&ouml;r&uuml;şl&uuml;l&uuml;ğ&uuml;yle tanınır, &ccedil;eşitli fırkaların geneli onu sever ve sayardı. İkinci sefir Muhammed bin Osman-ı Amri&rsquo;nin zamanında bazı işlerin mesuliyetini taşıyordu. Muhammed bin Osman&rsquo;ın yakın dostları arasında Cafer bin Ahmed bin Mutil-i Kummi herkesten daha fazla onunla samimi ve irtibatta idi. Hatta Muhammed bin Osman&rsquo;ın hayatının son zamanlarında yemeği Cafer bin Ahmed&rsquo;in ve babasının evinde hazırlanıyordu. Ashab arasında Cafer bin Ahmed bin Mutil&rsquo;in ikinci sefirin yerine ge&ccedil;me ihtimali daha y&uuml;ksekti. Hatta Muhammed bin Osman ihtizar halindeyken Cafer bin Ahmed onun baş tarafında ve H&uuml;seyn bin Ruh ayak tarafında oturmuşlardı.<a href="#_edn24" name="_ednref24" title="">[xxiv]</a> Bu arada Muhammed bin Osman, Cafer bin Ahmed&rsquo;e d&ouml;nerek buyurdu ki: &ldquo;İşleri Ebu&rsquo;l Kasım H&uuml;seyn bin Ruh&rsquo;a bırakmam emredilmiştir.&rdquo; Bunun &uuml;zerine Cafer bin Ahmed yerinden kalkarak H&uuml;seyn bin Ruh&rsquo;un elinden tutup Muhammed bin Osman&rsquo;ın baş tarafına oturtmuş, kendisi de onun ayak tarafına ge&ccedil;miştir.<a href="#_edn25" name="_ednref25" title="">[xxv]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	<strong>Hz. Mehdi</strong> (a.s) tarafından, H&uuml;seyin bin Ruh hakkında gelen tevki ş&ouml;yledir:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	&ldquo;<em>Biz onu tanıyoruz, Allah Teala hayır ve rızasını ona tanıtsın ve h&uuml;km&uuml; ile ona yardımcı olsun, onun mektubundan haberdar olduk, bizce g&uuml;venilir ve inanılır bir kişidir. Kalbimizde onu sevindirecek kadar bir makam ve sevgisi var, Allah iyiliğini artırsın. Doğrusu Allah, her şeyin velisidir. Her şeye kadirdir, ortağı olmayan Allah&rsquo;a hamd olsun ve Allah&rsquo;ın selamı peygamber olarak g&ouml;ndermiş olduğu Muhammed&rsquo;e ve Ehl-i Beyt&rsquo;ine olsun.</em>&rdquo;</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Bu tevki hicri kameri 305 yılında, Şevval ayının 6&#39;sında, pazar g&uuml;n&uuml; g&ouml;nderilmiştir.<a href="#_edn26" name="_ednref26" title="">[xxvi]</a> Bir &ccedil;ok kitap yazmış olan Bağdat&#39;ın b&uuml;y&uuml;k kelam alimlerinden ve Nevbahti soyunun b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; olan Ebu Sehl-i Nevbahti&#39;den &ldquo;Ni&ccedil;in şeyh Ebul Kasım Huseyn bin Ruh sefirlik mevkisine erişti de, siz bu makama erişmediniz?&rdquo; diye sorduklarında ş&ouml;yle demiştir:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	-Onlar (İmamlar<em>&#8211;</em>a.s-), herkesten daha iyi bilirler ve se&ccedil;tikleri kimse daha liyakatli ve daha m&uuml;nasiptir. Ben davranış ve tartışması sert olan biriyim. Eğer ben <strong>Hz.</strong> <strong>Mehdi </strong>(a.s)&#39;ın sefiri olsaydım ve şimdi Ebul Kasım Huseyin bin Ruh&#39;un (sefirlik sebebiyle) bildiği gibi <strong>Hz. Mehdi</strong> (a.s)<em>&#39;</em>ın yerini bilseydim ve (İmam&#39;ın hakkında muhaliflerle tartışmaya girseydim ) zor durumda kalsaydım (kendimi kontrol edemeyip) İmam&#39;ın yerini bildirmem m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;. Ama Ebul Kasım (sır saklama ve ka&ccedil;ınmada &ouml;yle bir kişidir ki) eğer İmam onun g&ouml;mleği altında gizlense ve onu kesici aletlerle lime lime etseler, yine de ondan ayılmaz (ve onu d&uuml;şmana g&ouml;stermez).<a href="#_edn27" name="_ednref27" title="">[xxvii]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ebu&rsquo;l Kasım H&uuml;seyin bin Ruh, yaklaşık 21 yıl İmam&rsquo;ın naipliğini yapmış, &ouml;lmeden &ouml;nce İmam&rsquo;ın emriyle naipliği Ebu-l Hasan Ali bin Muhammed-i Semeri&rsquo;ye bırakmıştır. O, hicri 326 yılının Şaban ayında vefat etmiştir; mezarı Bağdat&rsquo;tadır.</p>
<h3>
	Ali bin Muhammed-i Semeri</h3>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	&ldquo;Muntehe&rsquo;l-Makal&rdquo; kitabının yazarı, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; sefir Ebu&rsquo;l Hasan Ali bin Muhammed-i Semeri hakkında ş&ouml;yle yazar: &ldquo;O, anlatılamayacak kadar b&uuml;y&uuml;k bir şahsiyete sahipti. Bu değerli zat, <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın emri ile H&uuml;seyin bin Ruh&rsquo;tan sonra İmam (a.s)&rsquo;ın sefiri olarak Ehl-i Beyt dostlarının sorunlarını halletmek i&ccedil;in g&ouml;revlendirilmiştir.&rdquo;<a href="#_edn28" name="_ednref28" title="">[xxviii]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Rahmetli Muheddis-i Kummi ş&ouml;yle yazar: &ldquo;Ebu&rsquo;l Hasan Semeri, bir g&uuml;n yanındaki insanlara, &lsquo;Allah size Ali bin Babaveyh-i Kumi&#39;nin mateminde m&uuml;k&acirc;fat versin, o, şu anda d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;&rsquo; buyurdu. Onlar saat, g&uuml;n ve ayı not aldılar; 17 veya 18 g&uuml;n sonra Ali bin Babaveyh-i Kumi&#39;nin o tarihte vefat etmiş olduğunu &ouml;ğrendiler.&rdquo;</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ali bin Muhammed Sameri Hicri 329 yılında vefat etmiştir.<a href="#_edn29" name="_ednref29" title="">[xxix]</a> Vefatından &ouml;nce Ehl-i Beyt dostlarından bir grup onun etrafında toplanarak: &ldquo;Senden sonra yerine ge&ccedil;ecek olan sefir kimdir&rdquo; diye sorduklarında şu cevabı vermiştir:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	&ldquo;Ben bu konuda bir kimseye vasiyet etmekle g&ouml;revli değilim.&rdquo;<a href="#_edn30" name="_ednref30" title="">[xxx]</a> Sonra da <strong>Hz. Mehdi</strong> (a.s) tarafından bu konuda g&ouml;nderilen h&uuml;km&uuml; Ehl-i Beyt dostlarına g&ouml;sterdi. Onlar da bu h&uuml;k&uuml;mden kopya aldılar, h&uuml;km&uuml;n metni mealen ş&ouml;yledir:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	<em>Bismillahirrahmanirrahim.</em></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	<em>Ey Ali bin Muhammed-i Semeri! Allah senin musibetinde kardeşlerinin m&uuml;kafatını arttırsın, sen altı g&uuml;n sonra d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;eceksin, onun i&ccedil;in, işlerini derleyip toparla; &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra yerine ge&ccedil;mek &uuml;zere birisi hakkında tavsiyede bulunma, doğrusu &ldquo;Gaybet-i K&uuml;bra&rdquo; başlamıştır ve Allah Teala izin vermedik&ccedil;e zuhur olmayacaktır. Zuhur, ancak O&rsquo;nun izniyle olacaktır. Bu da ancak uzun bir zaman sonra, kalplerin taş kesilmesi ve yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n zul&uuml;mle dolmasından sonra olacaktır. &Ccedil;ok ge&ccedil;meden izleyicilerimden beni g&ouml;rd&uuml;klerini -sefir unvanıyla irtibatta olduklarını- s&ouml;yleyenler gelecektir. Ama bilin ki, S&uuml;fyani&rsquo;nin &ccedil;ıkmasından ve y&uuml;ksek &ccedil;ığlık<a href="#_edn31" name="_ednref31" title=""><strong>[xxxi]</strong></a> duyulmasından &ouml;nce bu iddiada bulunan herkes yalan s&ouml;ylemektedir. G&uuml;&ccedil; ve kuvvet, ancak</em> <em>Allah&rsquo;tandır</em>.<a href="#_edn32" name="_ednref32" title="">[xxxii]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ger&ccedil;ekten de İmam&rsquo;ın buyurduğu gibi Ali bin Muhammed-i Semeri altı g&uuml;n sonra dar-ı faniden g&ouml;&ccedil;m&uuml;ş ve Helenci caddesinde, Ebu İtab Nehri&rsquo;nin kenarında toprağa verilmiştir.<a href="#_edn33" name="_ednref33" title="">[xxxiii]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	İmamın hususi sefirleri halkın en takvalı, en asaletlisi ve M&uuml;sl&uuml;manların en &ccedil;ok g&uuml;venip itimat ettikleri kimselerdi. Gaybet-i Suğra boyunca Ehl-i Beyt muhipleri soru ve m&uuml;şk&uuml;llerini onların vasıtasıyla İmam (a.s)&rsquo;a ulaştırıyor, İmam (a.s) da cevabını onların vasıtasıyla Ehl-i Beyt dostlarına g&ouml;nderiyordu. O zaman bu gibi irtibat herkes i&ccedil;in m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;, hatta y&uuml;ce şahsiyetli kimselerden bazıları hususi sefirler vasıtasıyla İmam&#39;ın (a.s) huzuruna gidip hazretle g&ouml;r&uuml;şmeye muvaffak bile oluyorlardı.</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Merhum Şeyh Tusi &ldquo;<em>İhticac</em>&rdquo; kitabında ş&ouml;yle yazar:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	&ldquo;İmam (a.s)&rsquo;ın a&ccedil;ık emri ve &ouml;nceki sefirin sonrakini tanıtması ve tayin etmesi olmadan İmam&rsquo;ın &ouml;zel vekillerinden hi&ccedil;biri sefirlik iddiasında bulunmamış, Ehl-i Beyt dostları da, <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s) tarafından onların s&ouml;zlerinin doğruluğu ve sefirliklerinin ger&ccedil;ekliğine delalet eden bir mucize ve alamet g&ouml;rmedik&ccedil;e, onların hi&ccedil;birinin s&ouml;z&uuml;n&uuml; kabul etmemişlerdir.&rdquo;<a href="#_edn34" name="_ednref34" title="">[xxxiv]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Gaybet-i Suğra&#39;nın m&uuml;ddetinin son bulmasıyla Gaybet-i K&uuml;bra d&ouml;nemi başlamış,&nbsp; şimdiye kadar da devam etmektedir. Gaybet-i Suğra d&ouml;neminde halk, hususi sefirler vasıtasıyla sorunlarının cevabını <strong>Hz. Mehdi </strong>(a.s)&#39;dan alabiliyorlardı. Gaybet-i K&uuml;bra d&ouml;nemi başladığı andan itibaren artık bunun m&uuml;mk&uuml;n olamayacağı bizzat <strong>İmam Mehdi</strong>&rsquo;nin kendisi tarafından hususi sefirler aracılığıyla Ehl-i Beyt dostlarına bildirilmiştir. Ancak bu d&ouml;nemde de Ehl-i Beyt muhipleri &ouml;yle sahipsiz olarak kendi başlarına bırakılmamış ve bu d&ouml;nemde sorunlarının halli i&ccedil;in hazretin umumi sefirlerine m&uuml;racaat etmeleri gerektiği, hususi sefirlerine verilen tevkilerle beyan edilmiştir.</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ehl-i Beyt mektebinin b&uuml;y&uuml;k şahsiyetlerinden olan rahmetli Keş&icirc; ş&ouml;yle yazar: &ldquo;<strong>Hz. Mehdi</strong> (a.s) tarafından g&ouml;nderilen tevkide ş&ouml;yle ge&ccedil;mektedir: <em>&lsquo;Artık dostlarımızın, bizce g&uuml;venilir olan kimselerin bizden naklettikleri şeylerde ş&uuml;phede kalmaları i&ccedil;in hi&ccedil;bir &ouml;z&uuml;r ve bahaneleri yoktur. Dostlarımız sırrımızı onlara bıraktığımızı ve onlara verdiğimizi bilmekteler.</em>&rdquo; <a href="#_edn35" name="_ednref35" title="">[xxxv]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Ehl-i Beyt mektebinin b&uuml;y&uuml;k şahsiyetleri olan Şeyh Tusi, Şeyh Saduk ve Şeyh Tabersi de, İshak bin Ammar&rsquo;dan ş&ouml;yle nakletmişlerdir: &ldquo;Mevlamız <strong>Hz. Mehdi</strong> (a.s) Ehl-i Beyt mektebi izleyicilerinin gaybet zamanındaki vazifeleri hakkında ş&ouml;yle buyurmuştur: <em>&lsquo;Karşılaştığınız</em> <em>olaylarda, hadislerimizi rivayet edenlere m&uuml;racaat ediniz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar, benim sizin &uuml;zerinize olan h&uuml;ccetlerimdir, ben de onlara Allah&rsquo;ın h&uuml;ccetiyim</em>.&rdquo;<a href="#_edn36" name="_ednref36" title="">[xxxvi]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	Merhum Tabersi de &ldquo;<em>İhticac</em>&rdquo; adlı kitabında İmam Sadık (a.s)&rsquo;ın ş&ouml;yle buyurduğunu nakleder:</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	&ldquo;<em>Nefsini kontrol altında tutan, dinini koruyan, heva ve hevesine muhalif olan, mevlasına (İmamlara -a.s-) itaat eden fakihlerden birini taklit etmek avam halk i&ccedil;in gereklidir</em>.&rdquo; <a href="#_edn37" name="_ednref37" title="">[xxxvii]</a></p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	B&ouml;ylece Gaybet-i K&uuml;bra d&ouml;neminde M&uuml;sl&uuml;manların meselelerini halletmek hususunda Ehl-i Beyt mektebine bağlı fakihler sorumlu kılınmıştır. Ger&ccedil;i Ehl-i Beyt mektebine bağlı fakihlerin, masum imama ulaşma imkanı olmayanların sorunlarını &ccedil;&ouml;zmede fetva ve h&uuml;k&uuml;m verme yetkileri, &ouml;nceki masum imamlar tarafından da beyan ve tasvip edilmiştir. Ama Ehl-i Beyt mektebine bağlı fakihlerin genel anlamdaki resmi g&ouml;revleri, Gaybet-i K&uuml;bra&rsquo;nın başladığı tarihten itibaren başlamış, <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın zuhuruna kadar da devam edecektir.</p>
<p style="margin-left:21.3pt;">
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="edn1">
<p>
			<a href="#_ednref1" name="_edn1" title="">[i]</a> &#8211; Rahmetli Seyyid Muhsin Emin <em>&ldquo;A&rsquo;yan&rsquo;uş Şia&rdquo;</em> adlı eserinde Gaybet-i Suğrayı 74 yıl olarak kabul etmiş ve onun başlangıcını İmam <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin doğumundan hesaplamıştır. (c.4, 3. kısım, s.15).</p>
</p></div>
<div id="edn2">
<p>
			<a href="#_ednref2" name="_edn2" title="">[ii]</a> &#8211; <em>el-<strong>Mehdi</strong>,</em> s.182.</p>
</p></div>
<div id="edn3">
<p>
			<a href="#_ednref3" name="_edn3" title="">[iii]</a> &#8211; <em>A&#39;yan&#39;uş-Şi&acirc;,</em> c.4, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; b&ouml;l&uuml;m, s.21.</p>
</p></div>
<div id="edn4">
<p>
			<a href="#_ednref4" name="_edn4" title="">[iv]</a> &#8211; <em>Muntehe&rsquo;l-Makal, El-<strong>Mehdi</strong></em>, s.181.</p>
</p></div>
<div id="edn5">
<p>
			<a href="#_ednref5" name="_edn5" title="">[v]</a> &#8211; <em>A&rsquo;yanu&rsquo;ş-Şia</em>, c.4, 3. b&ouml;l&uuml;m, s.16.</p>
</p></div>
<div id="edn6">
<p>
			<a href="#_ednref6" name="_edn6" title="">[vi]</a> &#8211; <em>A&rsquo;yanu&rsquo;ş-Şia,</em> c.3, 3. b&ouml;l&uuml;m s.16.</p>
</p></div>
<div id="edn7">
<p>
			<a href="#_ednref7" name="_edn7" title="">[vii]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.344.</p>
</p></div>
<div id="edn8">
<p>
			<a href="#_ednref8" name="_edn8" title="">[viii]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.344.</p>
</p></div>
<div id="edn9">
<p>
			<a href="#_ednref9" name="_edn9" title="">[ix]</a> &#8211; <em>el-<strong>Mehdi</strong></em>, s.181; <em>Biharu&rsquo;l-Envar, </em>c.51, s.346.</p>
</p></div>
<div id="edn10">
<p>
			<a href="#_ednref10" name="_edn10" title="">[x]</a> &#8211; <em>Envaru&rsquo;l-Behiyye</em>, s.324.</p>
</p></div>
<div id="edn11">
<p>
			<a href="#_ednref11" name="_edn11" title="">[xi]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.345-346; Şeyh Tusi&rsquo;nin &ldquo;<em>Gaybet</em>&rdquo; kitabı, s.216 ve 219; El Kunye ve&rsquo;l-Elkab c.3. s.230.</p>
</p></div>
<div id="edn12">
<p>
			<a href="#_ednref12" name="_edn12" title="">[xii]</a> -&ldquo; Tevki&quot; l&uuml;gatte bir şeyin kenarına yazma, ıstılahta ise padişah ve halifelerin emir ve fermanlarına denir. Şi&acirc; alimlerinin kitaplarında gaybet zamanında İmam-ı Zaman (a.s) tarafından Şi&acirc;lara ulaşan mektup ve fermanlara &quot;Tevkiyat&quot; denir.</p>
</p></div>
<div id="edn13">
<p>
			<a href="#_ednref13" name="_edn13" title="">[xiii]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.349; <em>Kemalu&rsquo;d-Din</em>, c.2, s.188, 38. hadis; <em>Gaybet-i Şeyh Tusi</em>, s.219-220.</p>
</p></div>
<div id="edn14">
<p>
			<a href="#_ednref14" name="_edn14" title="">[xiv]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.349.</p>
</p></div>
<div id="edn15">
<p>
			<a href="#_ednref15" name="_edn15" title="">[xv]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.349-350; <em>Gaybet-i Şeyh Tusi</em>, s.220; <em>Keşfu&rsquo;l-Gumme</em>, c.3, s.457.</p>
</p></div>
<div id="edn16">
<p>
			<a href="#_ednref16" name="_edn16" title="">[xvi]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.351.</p>
</p></div>
<div id="edn17">
<p>
			<a href="#_ednref17" name="_edn17" title="">[xvii]</a> -Mustacar, Rukn&#39;u Yemani&rsquo;ye yakın Ka&#39;be&#39;nin kapısının karşısında, g&uuml;nahkarların af edilmesi i&ccedil;in insanların sığındıkları bir yerdir.</p>
</p></div>
<div id="edn18">
<p>
			<a href="#_ednref18" name="_edn18" title="">[xviii]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.351.</p>
</p></div>
<div id="edn19">
<p>
			<a href="#_ednref19" name="_edn19" title="">[xix]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.351.</p>
</p></div>
<div id="edn20">
<p>
			<a href="#_ednref20" name="_edn20" title="">[xx]</a> &#8211; <em>el-Kuna ve&rsquo;l-Elkab</em>, Necef baskısı, c.3, s.267-268.</p>
</p></div>
<div id="edn21">
<p>
			<a href="#_ednref21" name="_edn21" title="">[xxi]</a> &#8211; <em>el-Kuna ve&rsquo;l-Elkab</em>, c.3, s.268.</p>
</p></div>
<div id="edn22">
<p>
			<a href="#_ednref22" name="_edn22" title="">[xxii]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c. 51, s.354-355; <em>Gaybet-i Şeyh Tusi</em>, s.326-327.</p>
</p></div>
<div id="edn23">
<p>
			<a href="#_ednref23" name="_edn23" title="">[xxiii]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.352.</p>
</p></div>
<div id="edn24">
<p>
			<a href="#_ednref24" name="_edn24" title="">[xxiv]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.353-354.</p>
</p></div>
<div id="edn25">
<p>
			<a href="#_ednref25" name="_edn25" title="">[xxv]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.354.</p>
</p></div>
<div id="edn26">
<p>
			<a href="#_ednref26" name="_edn26" title="">[xxvi]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.351; <em>Gaybet-i Şeyh Tusi,</em> s.227.</p>
</p></div>
<div id="edn27">
<p>
			<a href="#_ednref27" name="_edn27" title="">[xxvii]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51 s.359; <em>el-K&ucirc;nye ve&rsquo;l-Elkab</em>, c.1, s.91.</p>
</p></div>
<div id="edn28">
<p>
			<a href="#_ednref28" name="_edn28" title="">[xxviii]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.358 &#8211; 360.</p>
</p></div>
<div id="edn29">
<p>
			<a href="#_ednref29" name="_edn29" title="">[xxix]</a> &#8211; <em>Gaybet-i Şeyh Tusi</em>, s.242-243.</p>
</p></div>
<div id="edn30">
<p>
			<a href="#_ednref30" name="_edn30" title="">[xxx]</a> &#8211;<em> Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.360</p>
</p></div>
<div id="edn31">
<p>
			<a href="#_ednref31" name="_edn31" title="">[xxxi]</a> &#8211; &ldquo;S&uuml;fyani&rsquo;nin &ccedil;ıkışı&rdquo; ve &ldquo;y&uuml;ksek ses&rdquo; İmam-ı Zaman (a.s)&rsquo;ın zuhuruna yakın ger&ccedil;ekleşecek iki alamettir.</p>
</p></div>
<div id="edn32">
<p>
			<a href="#_ednref32" name="_edn32" title="">[xxxii]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.361; <em>Gaybet-i Şeyh Tusi</em>, s.242-243; merhum Şeyh Saduk&rsquo;un <em>Kemal-ud Din</em>&rsquo;i, c.2, s.193.</p>
</p></div>
<div id="edn33">
<p>
			<a href="#_ednref33" name="_edn33" title="">[xxxiii]</a> &#8211; <em>A&rsquo;yanu&rsquo;ş-Ehl-i Beyt</em>, c.4, 3. c&uuml;z, s.21; <em>Kamusu&rsquo;r-Rical</em>, c.7, s.512.</p>
</p></div>
<div id="edn34">
<p>
			<a href="#_ednref34" name="_edn34" title="">[xxxiv]</a> &#8211; <em>Biharu&rsquo;l-Envar</em>, c.51, s.362.</p>
</p></div>
<div id="edn35">
<p>
			<a href="#_ednref35" name="_edn35" title="">[xxxv]</a> &#8211; <em>el-<strong>Mehdi</strong>,</em> s.182- 183.</p>
</p></div>
<div id="edn36">
<p>
			<a href="#_ednref36" name="_edn36" title="">[xxxvi]</a> &#8211; <em>İhticac</em>, s.283.</p>
</p></div>
<div id="edn37">
<p>
			<a href="#_ednref37" name="_edn37" title="">[xxxvii]</a> &#8211; <em>el-<strong>Mehdi</strong></em>, s.182-183.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-i-sugra-ve-kubra/">Gaybet-i Suğra ve Kübra</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Mehdi (a.s) Hakkında Müslümanların ittifakı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-s-hakkinda-muslumanlarin-ittifaki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2921</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur&#8217;an&#8217;da Gayba İman Gayba ve gaybla ilgili hakikatlere inanmak peygamberlerin ilahi davetlerinin ekseni olup vahy ve n&#252;b&#252;vvete imanın gereklerindendir. Nitekim Bakara Suresi&#8217;nin ilk ayetlerinde Kur&#8217;an &#8220;gayba inananlar i&#231;in hidayet edici bir kitap&#8221; olarak tanıtlımıştır: &#8220;Bu bir kitaptır ki, kendisinde ş&#252;phe yok. Takva sahipleri i&#231;in de yol g&#246;stericidir. Onlar, gayba inanırlar.&#8221;[1] Gayb&#238; biligi, insanın kendi başına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-s-hakkinda-muslumanlarin-ittifaki/">İmam Mehdi (a.s) Hakkında Müslümanların ittifakı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>
	<span style="line-height: 1.2em; font-size: 13px;">Kur&rsquo;an&rsquo;da Gayba İman</span></h1>
<p>
	Gayba ve gaybla ilgili hakikatlere inanmak peygamberlerin ilahi davetlerinin ekseni olup vahy ve n&uuml;b&uuml;vvete imanın gereklerindendir. Nitekim Bakara Suresi&rsquo;nin ilk ayetlerinde Kur&rsquo;an <strong>&ldquo;gayba inananlar i&ccedil;in hidayet edici bir kitap&rdquo;</strong> olarak tanıtlımıştır: <strong>&ldquo;Bu bir kitaptır ki, kendisinde ş&uuml;phe yok. Takva sahipleri i&ccedil;in de yol g&ouml;stericidir. Onlar, gayba inanırlar.&rdquo;</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	Gayb&icirc; biligi, insanın kendi başına edinebileceği bir bilgi olamayıp sadece ilah&icirc; &ouml;ğrenim ve vahy yoluyla elde edebileceği ink&acirc;r edilmez bir ger&ccedil;ektir. Bineanaleyh &ldquo;gayb&rdquo;; Allah Teala&rsquo;nın kullarını, peygamberleri vasıtasıyla bilgilendirdiği, melekler, Arş, K&uuml;rs&uuml;, cennet, cehennem, ge&ccedil;miş ve gelecekle ilgili gizli olaylar gibi geniş bir hakikatler yelpazesini kapsamına almaktadır ki, Allah Teala peygamberleri vasıtasıyla halkı bu vb. konulardan haberdar kılmaktadır.</p>
<p>
	Buradaki bahsimiz gelecekle ilgili bir mevzu etrafında olduğundan; gelecekte vuku bulacak bazı olaylar hakkında semavi kitaplarda bildirilmiş olan birka&ccedil; gaybi meseleyi aşağıya aktarıyor, bu &ouml;rneklerden birka&ccedil;ına değiniyoruz:</p>
<p>
	Son Peygamber Hz. Muhammed <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in geleceğine dair daha &ouml;nceki peygamberlerin bunu haber vermeleri: <strong>&ldquo;Hani, Meryemoğlu İsa da &ldquo;ey İsrailoğlulları, ger&ccedil;ekten ben, sizin i&ccedil;in Allah&rsquo;tan g&ouml;nderilmiş bir el&ccedil;iyim. Benden &ouml;nceki Tevrat&rsquo;ı doğrulayıcı ve benden sonra, ismi &ldquo;Ahmed&rdquo; olan bir peygamberin de m&uuml;jdeleyicisiyim&rdquo; demişti. Fakat o, apa&ccedil;ık belgelerle onlara gelince &ldquo;Bu, a&ccedil;ık&ccedil;a bir b&uuml;y&uuml;d&uuml;r&rdquo; dediler.&rdquo;</strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	İsarailoğullarının yery&uuml;z&uuml;nde iki kere fesad &ccedil;ıkarıp -her ikisinde de- yenilgiye uğrayacakları haberi: <strong>&ldquo;Kitapta, İsrailoğullarına şu h&uuml;km&uuml; verdik: Muhakkak siz, yery&uuml;z&uuml;nde iki defa bozgunculuk &ccedil;ıkaracaksınız ve pek kibirli bir y&uuml;kselişle muhakkah kibirlenip y&uuml;kseleceksiniz. Nitekim o ikiden ilk -vaid- geldiği zaman, olduk&ccedil;a zorlu olan kullarımızı &uuml;zerinze g&ouml;nderdik de -sizi- evlerin aralarına kadar girip araştırdılar, bu yerine gitirilmiş bir vaiddi&rdquo;</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	&#8211; Romalıların Farsları yeneceği haberi: <strong>&ldquo;Elif L&acirc;m Mim. Rum-oruduları- yenilgiye uğradı.Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir&#8230;&rdquo;</strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	Allah Teala&rsquo;nın insanoğluna bildirdiği gayb&icirc; işlerin herbiri onun hayat ve alınyazısıyla belli bir ilişki i&ccedil;inde olup belli bir ama&ccedil;la ger&ccedil;ekleşmektedir.</p>
<p>
	1- Gayb&icirc; haberler ger&ccedil;ekleşince insanlar, peygambaerlerin peygamberlik iddialarının doğru olduğunu g&ouml;rmekte, iman ve inan&ccedil;ları, pekişmektedir.</p>
<p>
	2- Gelecekte vuku bulacak iyi veya k&ouml;t&uuml; olayaların haber verilip bildirilmesi, o olayların vuku sırasındaki zaman diliminde yaşayanların gerekli -doğru- tavrı takınabilmelerini sağlamaktadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu gayb&icirc; haberler verildiğinde, bunların vukuu sırasında takınılması gereken doğru tavırın nasıl olması gerektiği de genllikle bildirilmektedir.</p>
<p>
	3- B&uuml;t&uuml;n bunlardan daha da &ouml;nemli olanı şudur: Olumlu hadisler hakkında &ouml;ng&ouml;r&uuml; bulunup &ouml;nceden haber vermek aslında o olay i&ccedil;in uygun, fikri ve duygusal ortamı hazırlamak demektir. Olumsuz olayların bildirilmesi de, bunların karşısında fikr&icirc; ve duygusal engeller oluşturmak suretiyle, ilerleyip yayılmalarının &ouml;nlenmesini sağlamaktadır.</p>
<p>
	Bu &ouml;ng&ouml;r&uuml; -ve Kur&rsquo;an taabiriyle: bu gayb&icirc; haberlerin en &ouml;nemlilerin- den biri de Kur&rsquo;an-ı Kerim ve nebev&icirc; s&uuml;nnet ile bildirilmiş olan &ldquo;insanlığın gelceği ve insan topluluklarının kaderiyle ilgili haber&rdquo;dir ki buradaki bahsimizin ana temasını oluşturan bu haber &ouml;zetle ş&ouml;yle:</p>
<p>
	&ldquo;Sonunda b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n hakimiyeti Allah&rsquo;ın salih kullarının eline ge&ccedil;ecek, şirk ve k&uuml;fr&uuml;n k&ouml;k&uuml; kazılacaktır ki Hz. Peygamber efendimiz <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;den ulaşan haberlerde bu hususta etraflıca a&ccedil;ıklamalarda bulunulmuştur, bu hadisenin, adı &ldquo;Muhammed&rdquo;, Lakabı &ldquo;<strong>Mehdi</strong>&rdquo; olan <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> bir İmam vasıtasıyla ger&ccedil;ekleşeceği ve g&ouml;kten inen Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın o hazretin yardımcısı olacağı, onun zamanında İslam&rsquo;ın b&uuml;t&uuml;n d&uuml;yaya egemen olacağı, insanlığın harikul&acirc;de ve olağan&uuml;st&uuml; bir ilm&icirc; ve manev&icirc; ilerleme kaydedeceği, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyanın huzur, g&uuml;ven ve refaha kavuşacağı bildirilmiştir.&rdquo; Bu mevzu fevkalade &ouml;nemli olduğundan Hz. Resul-&uuml; Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> &uuml;zerinde bir hayli durmuş, &ouml;nemle vurgulamış ve &ccedil;eşitli boyutları &uuml;zerinde etraflı a&ccedil;ıklamalarda bulunmuştur. Nitemkim bug&uuml;n M&uuml;sl&uuml;-manlar arasında benzeri yorum ve tefsirlerde bulunulan pek az İslam&icirc; konu vardır ki, &ccedil;eşitli İslam mezhepleri arasında g&ouml;r&uuml;ş birliği ve ittifakta bulunulmuş olsun. Hatta bu hususta tam bir vahdet ve ittifaka ulaşabilmek ve yine diğer mevzularda ittifak sağlamaktan &ccedil;ok daha kolaydır. Keza Ehl-i S&uuml;nnete mensup bazı ulema, akidev&icirc; a&ccedil;ıdan s&uuml;nni olduğu halde <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> nin kimliği konusunda Şia akidesiyle aynı g&ouml;r&uuml;ş&uuml; paylaşır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Bu inancın İslam&icirc; olduğu ve &ouml;tedenberi, &ccedil;ağlar boyunca İslam ulemasının Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnete dayanarak bu hususta g&ouml;r&uuml;ş birliği i&ccedil;inde bulunduğu noktasına ışık tutucu bazı delilleri burada aktarmanın faydalı olacağı inancındayız.</p>
<h2>
	Kur&rsquo;an&rsquo;da Hz. Mehdi (a.s)</h2>
<p>
	İslam&rsquo;ın en &ouml;nemli kaynağı Kur&rsquo;an-ı Kerim diğer konularda olduğu gibi bu alanda da ayrıntılara girmeden genel ve t&uuml;mel olarak bahsetmekte ve iman sayesinde cihanş&uuml;mul adil bir h&uuml;kumetin ger&ccedil;ekleşeceğini haber vermektedir.</p>
<p>
	&Ouml;rnek olarak bu konuyu s&ouml;z konusu eden şu ayetleri g&ouml;sterebiliriz:</p>
<p>
	1- <strong>&ldquo;Andolsun, biz Zikir&rsquo;den sonra Zebur&rsquo;da da: Hi&ccedil; ş&uuml;phesiz arza salih kullarım varis olacaktır diye yazdık. Ger&ccedil;ek şu ki kulluk eden bir topluluk i&ccedil;in bunda (Kur&rsquo;an&rsquo;da) a&ccedil;ık bir mesaj vardır.&rdquo;</strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
<p>
	Herşeyden &ouml;nce ayette ge&ccedil;en bazı kelimelere dikkat etmek gerek:</p>
<p>
	Arz: Yer k&uuml;resine denilmektedir ve başka bir anlamda kullanıldığına dair &ouml;zel bir belirte&ccedil; olmadık&ccedil;a b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;n&uuml; kapsamına almaktadır.</p>
<p>
	İrs ve miras: L&uuml;gat anlamı, muamele ve alış-veriş etmeden elde edilen şeye denir. Ancak Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de bazı yerlerde salih bir kavmin salih olmayanlara galibiyet ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;, onların imkanat ve g&uuml;&ccedil;lerini ele ge&ccedil;irmesi anlamında kullanılmıştır.</p>
<p>
	Zebur: Her &ccedil;eşit kitap ve yazı anlamına gelmektedir; ancak Ahd-i kadim&rsquo;de &ldquo;Mezamir-i Davud&rdquo; diye anılan Hz. Davud&rsquo;un kitabı i&ccedil;in kullanılan bir tabirdir. Bu kitap Hz. Davud&rsquo;un Allah&rsquo;a yakarışlarını, &ouml;ğ&uuml;tlerini i&ccedil;ermektedir. Zebur&rsquo;un, Kur&rsquo;an&rsquo;dan &ouml;nceki b&uuml;t&uuml;n ilah&icirc; kitaplar i&ccedil;in kullanılır bir tabir olması ihtimali de vardır.</p>
<p>
	Zikir: Uyarma ve hatırlatma kaynağı olan her şeye zikri s&ouml;ylenir. Ancak yukarıdaki ayette Hz. Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kitabı &ldquo;Tevrat&rdquo; olarak tefsir edilmiştir. Bunun sebebi de ayette onun Zebur&rsquo;dan &ouml;nce olduğunun bildirilmesidir. Başka bir tefsire g&ouml;re &ldquo;Zikir&rdquo; Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;e işarettir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de bu tabir Kur&rsquo;an&rsquo;ın kendisi i&ccedil;in kullanılmıştır. &Ouml;rneğin Tekvir / 27&rsquo;de ş&ouml;yle ge&ccedil;er: <strong>&ldquo;O (Kur&rsquo;an), alemler i&ccedil;in yalnız bir zikrdir.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Dolayısıyla ayette ge&ccedil;en &ldquo;min ba&rsquo;dı&rdquo; kelimesi &ldquo;ayrıca&rdquo; ve &ldquo;ilaveten&rdquo; anlamına gelir.</p>
<p>
	Salih: Liyakat sahibi anlamındadır ve genel olarak kullanıldığında ise ister ilim a&ccedil;ısından olsun, ister ahlak, iman, takva, bilin&ccedil; ve y&ouml;netim a&ccedil;ısından her alandaki liyakat anlamına gelir.</p>
<p>
	Buna g&ouml;re ayetin alnamı ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	Biz, Kur&rsquo;an&rsquo;a ilaveten (veya Tevrat&rsquo;tan sonra) Zebur&rsquo;da da yery&uuml;z&uuml;n&uuml; benim salih ve liyakatli kullarım ele ge&ccedil;ireceklerdir; işte bu da kulluk ve ibadet edenlere (Allah&rsquo;a kulluk doğrultusunda ilerleyenlere hedeflerine ulaşmak i&ccedil;in) yeterlidir. Bu konunun Zebur&rsquo;da (b&uuml;t&uuml;n ilahi kitaplar anlamında olursa) zikredilmiş olması bu konunun b&uuml;t&uuml;n ilah&icirc; kitaplarda sabit ve kesin bir ilke olarak var olduğunu g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	Ama eğer burada Zebur&rsquo;dan maksat Hz. Davud <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kitabı olursa, burakdaki m&uuml;nasebeti Hz. Davud <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın hak, adalet ve insanların &ccedil;ıkarları doğrultusunda geniş ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir h&uuml;kumete sahip olması olabilir. Tabii Hz. Davud <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın h&uuml;kumeti b&ouml;lgesel olup yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n b&uuml;t&uuml;n&uuml;n&uuml; kapsamıyordu. Ama Zebur&rsquo;da, insanları &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, adalet ve emniyet ilkelerine dayanan cihanş&uuml;mul bir h&uuml;kumetin beklediği ona m&uuml;jdelenmiştir.</p>
<p>
	Yani, yeteri kadar liyakat kazanarak &ldquo;salih kullar&rdquo;ın kamil bir &ouml;rneği oldukları zaman, yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n b&uuml;t&uuml;n madd&icirc; ve manev&icirc; miras ve bağışlarının sahibi olacaklardır.</p>
<p>
	Yukarıkadi ayetin tefsirinden nakledilen bazı rivayetlerde bu alanda daha sarih ve a&ccedil;ık tabirler g&ouml;ze &ccedil;arpmaktadır.</p>
<p>
	&Ouml;rneğin, Mecma-ul Beyan tefsirinde yukarıdaki ayetin tefsirinde İmam B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan ş&ouml;yle nakledilmektedir:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Onlar Mehdi&rsquo;nin ahir zamanda gelecek olan ashabıdır.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Y&uuml;ry&uuml;z&uuml;n&uuml;n miras&ccedil;ısı, kendini yetiştiren ve bu b&uuml;y&uuml;k risalete layık olan o erkek ve kadınlar olacaktır.</p>
<p>
	İlgin&ccedil; olan şu ki: Ahd-i Kadim (Tevrat)ın bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; sayılan &ldquo;Mezamir-i Davud&rdquo;da bu konu farklı tabirlerle g&ouml;ze &ccedil;arpmaktadır. Mesela otuz yedinci mezmurda ş&ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; k&ouml;t&uuml;ler yok olacak ve Allah&rsquo;a tevekk&uuml;l edip sığınanlar ise yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n miras&ccedil;ısı olacaklardır. Kısa bir s&uuml;re sonra artık k&ouml;t&uuml;l&uuml;k kalmayacak ve kendi yerinde duracaktır, hikmet sahipleri ise yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n miras&ccedil;ıları olacaklardır.</p>
<p>
	Yine 37. mezmurda bu konu başka bir tabirle ş&ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p>
	&ldquo;&#8230;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah Teala&rsquo;ya teberr&uuml;k edenler yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n miras&ccedil;ısı olacaklardır. Ama O&rsquo;nun lanetine uğrayanlar ise yok olacaklardır ve doğrular yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n miras&ccedil;ısı olacak ve ebedi olarak orada kalacaklardır.&rdquo;<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>
<p>
	G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z gibi Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de ge&ccedil;en &ldquo;salihler&rdquo; kelimesi &ldquo;hikmet sahipleri&rdquo;, &ldquo;doğrular&rdquo;, &ldquo;tevekk&uuml;l edenler&rdquo; ve &ldquo;teberr&uuml;k edenler&rdquo; anlamlarını kapsamına alan genel bir anlama sahiptir.</p>
<p>
	2- Nur suresi 55. ayette zikrolunduğu gibi <strong>&ldquo;Allah, i&ccedil;inizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaadetmiştir: Hi&ccedil; ş&uuml;phesiz onlardan &ouml;ncekileri nasıl halife ettiyse (g&uuml;&ccedil; ve iktidar sahibi kıldıysa), onları da yery&uuml;z&uuml;nde halife edecek (g&uuml;&ccedil; ve iktidar sahibi kılacak), kendileri i&ccedil;in se&ccedil;ip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra g&uuml;venliğe &ccedil;evirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hi&ccedil; bir şeyi ortak koşmazlar. Kim ki bundan sonra k&uuml;fre saparsa, işte onlar fasık olandır.&rdquo;<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><strong>[8]</strong></a></strong></p>
<p>
	Bu ayette m&uuml;min ve liyakatli kullara &uuml;&ccedil; a&ccedil;ık vaad verilmiştir. Her vaad da &uuml;&ccedil; ilkenin olduğunu bilmekteyiz:</p>
<p>
	1- Vaad eden (burada Allah Teala&rsquo;dır).</p>
<p>
	2- Vaad olanlar (i&ccedil;inizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlar).</p>
<p>
	3- Vaad edilen şeyler. Vaad edilen şeyler de &uuml;&ccedil;t&uuml;r:</p>
<p>
	<strong>1- Yery&uuml;z&uuml;nde Halife Olma:</strong> Allah&rsquo;ın temsilcisi olarak yer y&uuml;z&uuml;nde h&uuml;kumet etme, yani hak ve adil h&uuml;kumet.</p>
<p>
	<strong>2- Dini Yerleştirip Sağlamlaştırmak:</strong> Allah&rsquo;ın h&uuml;k&uuml;mlerinin b&uuml;t&uuml;n yaşam alanlarına manev&icirc; n&uuml;fuzu ve hakimiyeti.</p>
<p>
	<strong>3- Korkuyu Emniyete &Ccedil;evirme:</strong> Korku ve emniyetsizliğe sebep olan b&uuml;t&uuml;n etkenlerin ortadan kaldırılması, b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;nde tam bir emniyet ve huzurun hakim oluşu.</p>
<p>
	Dini yerleştirip sağlamlaştırmaktan maksat, temkin kelimesinin kullanıldığı diğer yerlerden anlaşıldığı gibi İslam&icirc; talimlerin k&ouml;kl&uuml; bir şekilde b&uuml;t&uuml;n yaşam alanlarına etki etmesidir.</p>
<p>
	Bu &uuml;&ccedil; vaadın sonucu, insanları yetiştirme, insanlık ve Allah&rsquo;ın halis kulu olma ve b&uuml;t&uuml;n kalplerde t&uuml;m putların kılırması i&ccedil;in ortamların hazırlanmasıdır. <strong>(Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hi&ccedil; bir şeyi ortak koşmazlar.)</strong></p>
<p>
	B&ouml;ylece m&uuml;fessrilerin s&ouml;zleri ve bu ayetin n&uuml;zul sebebi hakkında kaydedilen şeylere de bir g&ouml;z atalım:</p>
<p>
	Bazı m&uuml;fessirler bu ayetin, Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in ashabı Medine&rsquo;ye hicret ettikten sonra indiğine inanmaktalar.</p>
<p>
	Yepyeni bir hareket başlamıştı; zul&uuml;m, cehalet ve cahiliyet d&ouml;neminin hurafeleriyle dolu olan eski ve &ccedil;&uuml;r&uuml;k toplumunun temellerini titreten bir hareket başlamıştı ve tabiatıyle d&ouml;rt bir yandan muhalefet sesleri y&uuml;kselmişti.</p>
<p>
	Bu ilah&icirc; inkılabın sayıları az ama fedak&acirc;r elemanları bu yeni dinin b&uuml;y&uuml;k etkinliğinden yararlanarak ger&ccedil;ek yeniliği getirdilerse de ancak muhaliflerin sayıları ve &ccedil;ıkardıkları g&uuml;r&uuml;lt&uuml;ler o kadar &ccedil;oktu ki onların hak s&ouml;zleri aralarında kayboluyordu.</p>
<p>
	Kabilelerin muhalefetleri o kadar &ccedil;oktu ki Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in ashabı her zaman hazıroldaydı, her akşam silahla uyuyor ve sabahları silahla, dar ve ağır savaş elbisesiyle uyanıyorlardı.</p>
<p>
	Bu durumun uzun bir s&uuml;re devam etmesi ger&ccedil;ekten &uuml;z&uuml;c&uuml; bir durumdu. &Ccedil;izme, zırıh, kılı&ccedil; ve kalkanla nasıl uyuyabilirlerdi?! Hem de kesik ve yarı uyanık bir şekilde.</p>
<p>
	Bazen bir gece rahat bir şekilde dinlenebilecekleri ve d&uuml;şman tarafından hi&ccedil; bir tehlikenin kendilerini tehdit etmediği bir zamanın gelmesini; namaz kılarken d&uuml;şmanın gafil avlamasından korkmayacakları ve geceleyin d&uuml;şman baskınından korkmadan serbest&ccedil;e ibadet edecekleri, putları kırarak Kur&rsquo;an&rsquo;ın adilane h&uuml;kumeti sayesinde huzurlu bir hayat yaşayacakları g&uuml;n&uuml; arzuluyorlardı.</p>
<p>
	Dolayısıyla bazen i&ccedil;inde bulundukları durumdan dolayı endişelerini dile getirerek birbirlerinden, &ldquo;Acaba b&ouml;yle bir g&uuml;n gelecek mi?&rdquo; diye soruyorlardı.</p>
<p>
	Bu sırada yukarıdaki ayet inerek onları m&uuml;jdeledi: Evet, b&ouml;yle bir g&uuml;n gelecek; bu Allah&rsquo;ın b&uuml;y&uuml;k vaadidir, değişmez ve kesin vaadi.</p>
<p>
	İslam tarihinde Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in Arap yarımadasına tamamen zaferiyle o g&uuml;n&uuml;n nasıl gelip &ccedil;attığını g&ouml;rd&uuml;k.</p>
<p>
	&nbsp;Bu ayetin n&uuml;zul sebebi tabii bir g&ouml;r&uuml;n&uuml;m arzetmektedir. Ancak Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;in muhtelif ayetleri ve onların n&uuml;zul sebepleriyle tanışan kimseler ayetlerin geniş anlamlarının hi&ccedil; bir zaman onların iniş nedenleriyle sınırlandırılamayacağını, aksine, n&uuml;zul sebebinin ayetin &ouml;rneklerinden biri olduğunu bilirler.</p>
<p>
	Bir ayeti onun n&uuml;zul sebebine has kılmak tıpkı zaruret gereği d&uuml;şmanla savaşmak i&ccedil;in elde ettiğimiz bir silahı her ne kadar kullanışlı, pahalı ve eşsiz de olsa o savaş bittikten sonra bir kenara bırakmak gibidir.</p>
<p>
	Elbette Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in yaşadığı asrın sonlarında bu ayetin geniş anlamından bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; ger&ccedil;ekleşmiştir. Fakat onun anlamının tamamının ger&ccedil;ekleşmesi ve yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n d&ouml;rt bir yanında hilafet olayı daha ger&ccedil;ekleşmemiştir ve d&uuml;nya bu olayı beklemektedir.</p>
<p>
	Yukarıdaki ayet b&uuml;t&uuml;n asırlarda, b&uuml;t&uuml;n liyakatli m&uuml;minleri sonunda cihanş&uuml;mul h&uuml;kumetin liyakatli kulların eline ge&ccedil;eceğini, birbirlerine bir top gibi pas veren bir grup bencil ve s&ouml;m&uuml;rgecinin elinde oyuncak olmayacağını m&uuml;jdelemektedir.</p>
<p>
	Dolayısıyla, rivayetlerde bu ayetin vaadı verilen <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> kıyamına tefsir olduğunu g&ouml;rmekteyiz. Mesela değerli m&uuml;fessir Taber&icirc; Mecma-ul Beytan tefsirinde İmam Seccad <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan ş&ouml;yle nakletmektedir:</p>
<p>
	&ldquo;Andolsun onlar bizim şiilerimiz (izleyicilerimiz)dirler. Allah Teala bunu bizden olan bir kişinin vasıtasıyla ger&ccedil;ekleştirecektir ve o bu &uuml;mmetin <strong>Mehdi</strong>&rsquo;sidir.</p>
<p>
	Daha sonra bu konuyu İmam B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ve İmam Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;tan nakletmektedir.</p>
<p>
	Sonra da ş&ouml;yle eklemektedir: Ayet mutlak olup b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n hilafetini kapsamına almaktadır. Bu ilah&icirc; vaad daha ger&ccedil;ekleşmediği i&ccedil;in onun ger&ccedil;ekleşmesini beklemek gerekir.</p>
<p>
	&ldquo;El-Burhan&rdquo; tefsirinde bu ayetin altında, bu ayetin <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;in kıyamına işaret ettiğine dair İmam B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ve İmam Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;tan &ccedil;eşitli rivayetler nakletmektedir.</p>
<p>
	Şunu da hatırlatmak gerekir ki: Ayette ge&ccedil;en minkum (sizden) kelimesinden anlaşılıyor ki, ortamın hazırlandığında cihanşumul bir inkılaba girişmek ve onların her y&ouml;nl&uuml; &ouml;nderliğinde tufana tutulan bu geminin kurtuluş sahiline oturması i&ccedil;in liyakatli, m&uuml;min ve salih bir azınlığın varlığı yeterlidir.</p>
<p>
	3- <strong>&ldquo;M&uuml;şrikler istemese de o dini (İslam&rsquo;ı) b&uuml;t&uuml;n dinlere &uuml;st&uuml;n kılmak i&ccedil;in peygamberlerini hidayetle ve hak dinle g&ouml;nderen O&rsquo;dur.&rdquo;</strong><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	Bu ayetin ne demek istediğini anlamak i&ccedil;in kendisinden &ouml;nceki ayete d&ouml;nmemiz gerekiyor. Tevbe 32&rsquo;de buyuruyor ki:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Ağızlarıyla Allah&rsquo;ın nurunu s&ouml;nd&uuml;rmek istiyorlar. Oysa k&acirc;firler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Bu ayetten iyi bir şekilde analşılıyor ki, Allah Teala İslam nurunu m&uuml;kemmelleştirmeyi irade etmiştir ve onun tam anlamıyla m&uuml;kemmelleşmesi de yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n tamamını kapsamasına bağlıdır.</p>
<p>
	Daha sonra daha a&ccedil;ık bir şekilde bu ger&ccedil;eği s&ouml;zkonusu ayette ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;M&uuml;şrikler istemese de o dini (İslam&rsquo;ı) b&uuml;t&uuml;n dinlere &uuml;st&uuml;n kılmak i&ccedil;in peygamberlerini hidayetle ve hak dinle g&ouml;nderen O&rsquo;dur.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Bu vaad &ccedil;ok az bir farkla Fetih suresinin 28. ayetinde de tekrar edilmiştir.</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Ki O, kendi peygamberlerini hidayetle ve hak olan din ile, diğer b&uuml;t&uuml;n dinlere karşı &uuml;st&uuml;n kılmak i&ccedil;in g&ouml;nderdi. (Bu b&uuml;y&uuml;k vaada) Şahid olarak Allah yeter.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Nihayet &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; kez bu b&uuml;y&uuml;k vaad Saff suresinin 9. ayetinde aynen Tevbe suresindeki tabirle ş&ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Peygamberlerini hidayet ve hak din &uuml;zere g&ouml;nderen O&rsquo;dur. &Ouml;yle ki onu (hak din olan İslam&rsquo;ı) b&uuml;t&uuml;n dinlere karşı &uuml;st&uuml;n kılacaktır; m&uuml;şrikler hoş g&ouml;rmese bile.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;in &uuml;&ccedil; s&uuml;resinde ge&ccedil;en bu ayetten bu ilah&icirc; vaadın &ouml;nemi ortaya &ccedil;ıkmaktadır.</p>
<p>
	Fakat burada &ouml;nemli olan ayetteki &ldquo;li yuzhirehu&rdquo; c&uuml;mlesinin anlamının a&ccedil;ıklığa kavuşmasıdır:</p>
<p>
	1- Acaba bu c&uuml;mledeki &ldquo;hu&rdquo; zamiri Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;e mı aittir yoksa &ldquo;hak din&rdquo;e mi? Birinci durumda ayetin anlamı Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in, ikinci durumda ise İslam dininin b&uuml;t&uuml;n dinlere galip geleceğidir.</p>
<p>
	Ama &ldquo;hak din&rdquo; bu kelimeye daha yakın olduğu i&ccedil;in edebiyat kurallarına g&ouml;re zamirin ona ait olması daha doğrudur (ger&ccedil;i sonu&ccedil;ta bu ikisi arasında &ouml;nemli bir fark da yoktur).</p>
<p>
	Ayrıca bir dinin diğer dinlere galibiyeti tabiri, bir kimsenin dinlere galibiyetinden daha uygundur.</p>
<p>
	2- Burada &ldquo;zuhur&rdquo; kelimesinden maksat nedir?</p>
<p>
	Ş&uuml;phesiz burada &ldquo;zuhur&rdquo; ortaya &ccedil;ıkma ve a&ccedil;ıklığa kavuşma anlamında değildir; aksine, galibiyet ve &uuml;st&uuml;n gelme anlamındadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu kelimenin en meşhur anlamlarından birisi, arap l&uuml;gatının meşhur kaynaklarından biri olan Kamus kitabında ş&ouml;yle ge&ccedil;er: &ldquo;zehere bihi ve aleyhi&rdquo;, &ldquo;ona galip geldi&rdquo; anlamındadır ve M&uuml;fredat-ı Rağib&rsquo;da ise ş&ouml;yle ge&ccedil;er: &ldquo;zehere aleyhi&rdquo;, &ldquo;ona galip oldu&rdquo; anlamına gelmektedir.</p>
<p>
	Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;in Mu&rsquo;min, Kehf ve T&ouml;vbe surelerinde ge&ccedil;en bir &ccedil;ok ayetinde bu kelime &ldquo;galibiyet ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;k&rdquo; alnlamında kullanılmıştır. &Ouml;rneğin:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Nasıl olabilir ki!.. Eğer size karşı galip gelirlerse, size karşı ne akrabalık bağlarını, ne de s&ouml;zleşme h&uuml;k&uuml;mlerini g&ouml;zetip/tanır-lar.&rdquo;</strong></p>
<p>
	<strong>&ldquo;Ey kavmim, bug&uuml;n m&uuml;lk sizindir, yery&uuml;z&uuml;nde de h&uuml;k&uuml;m sahibi kimselersiniz.&rdquo;</strong></p>
<p>
	<strong>&ldquo;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar &uuml;zerinize &ccedil;ıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Ancak bahis konusu şudur: Bu dinin diğer dinlere galibiyetinden maksat nedir?</p>
<p>
	M&uuml;fessirler bu konuda &uuml;&ccedil; tefsir beyan etmişlerdir.</p>
<p>
	1- Mantıklı zafer: İslamı genelde hurafelerde dolu olan diğer dinlerle karşılaştırdığımızda onun istidlalli mantığının diğer mantıklara galibiyeti ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Bu tefsirin taraftarları halis İslam tevhidini şirkle karışmış olan diğer tevhidlerle veya halis şirkle karşılaştırdığımızda İslam mektebinin diğer mekteplere &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; ortaya &ccedil;ıkmaktadır.</p>
<p>
	2- Maksat, d&uuml;nya &ccedil;apında ve genel bir galebe değil, b&ouml;lgesel olarak pratikte diğer dinlere galebe ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;kt&uuml;r.</p>
<p>
	Bu da ger&ccedil;ekleşmiştir; &ccedil;&uuml;nk&uuml; Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in d&ouml;neminde İslam Arap yarımadasına ve ondan sonra da d&uuml;nyanın b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;ne galip geldi ve &Ccedil;in duvarından -hatta &Ccedil;in duvarının &ouml;tesinden- Atlas okyanusunun sahiline kadar uzaman bu b&ouml;lgedeki diğer dinlerin mensupları genelde İslam dininin karşısında boyun eğmekteydiler. Hatta İslam h&uuml;kumetinin sultası bu noktalardan kalktıktan sonra bile yine İslam bu b&ouml;lgelerde dimdik ayakta duran bir din olarak bilindi.</p>
<p>
	3- Maksat k&uuml;lt&uuml;rel, iktisad&icirc; ve siyas&icirc; alanları kapsamına alan d&uuml;nya &ccedil;apında ve b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;nde pratikte ger&ccedil;ekleşen bir &uuml;st&uuml;nl&uuml;k ve galebedir. Bu tefsiri şii m&uuml;fessirleri dışında Ehl-i S&uuml;nnet alimlerinden bir grubu da benimsemiştir.</p>
<p>
	Kesinlikle bu vaad şimdiye kadar pratiğe ge&ccedil;irilmemiş olup sadece vaadı verilen <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın cihanş&uuml;mul h&uuml;kumetine tetabuk etmektedir. Onun h&uuml;kumetinde hak ve adalet her yeri alacak ve bu din d&uuml;nya &ccedil;apında b&uuml;t&uuml;n dinlere galip gelecektir.</p>
<p>
	Ancak elimizdeki deliller &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; tefsirin diğer tefsirlerden daha uygun oluşunu g&ouml;stermektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;:</p>
<p>
	1- &ldquo;Zuhur&rdquo; kelimesinden anlaşılan galebe ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;k zihni ve fikirsel galebe değil hissi, ayni ve pratikteki galebe anlamındadır. Dolayısıyla yukarıda Kur&rsquo;an&rsquo;dan saydığımız bu yerlerin hi&ccedil; birinde &ldquo;zuhur&rdquo; kelimsei zihni ve fikr&icirc; galebe anlamına gelmemiştir. &Ouml;nceki ayetlere d&ouml;nerek dikkat edecek olursak b&uuml;t&uuml;n bu ayetlerde bu kelimenin ayni ve pratikteki hiss&icirc; galebe ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;k anlamında kullanıldığını g&ouml;r&uuml;r&uuml;z.</p>
<p>
	2- &ldquo;Kulluh&rdquo; kelimesinin vurgulama olarak zikredilmesi bu &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n b&ouml;lgesel ve sınırlı olmadığını, aksine d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n dinleri kapsamına aldığını g&ouml;stermektedir ve bu da İslam dininin b&uuml;t&uuml;n dinlere galip ve &uuml;st&uuml;n gelmesi dışında imkansızdır.</p>
<p>
	3- Yukarıdaki ayetin tefsiri hakkında elimize nakledilen rivayetler &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; tefsiri g&uuml;&ccedil;lendirmektedir. &Ouml;rneğin şu rivayetler gibi:</p>
<p>
	a) Ayyaşi kendi senediyle İmran b. Meysem&rsquo;den, o da Ubade&rsquo;den ş&ouml;yle nakleder:</p>
<p>
	Emir-ul M&uuml;minin Hz. Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> <strong>&ldquo;Peygamberlerini hidayet ve hak din &uuml;zere g&ouml;nderen O&rsquo;dur&#8230;&rdquo;</strong> ayetini okuduğunda &ldquo;Acaba bu galebe ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;k ger&ccedil;ekleşti mi?&rdquo; diye sordu.</p>
<p>
	Oradakiler &ldquo;Evet&rdquo; dediler.</p>
<p>
	Bunun &uuml;zerine Hz. Ali ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Hayır, canım elinde olan Allah&rsquo;a andolsun ki bu galebe ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;k ancak yery&uuml;z&uuml;nde sabah ve akşam &ldquo;La ilahe illellah&rdquo; sesi y&uuml;kselmeyen bayındırlaşmış hi&ccedil; bir yer kalmazsa ger&ccedil;ekleşir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	2- İmam B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan nakledilen başka bir hadiste ş&ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p>
	&ldquo;Bu galebe ve &uuml;st&uuml;nl&uuml;k &Acirc;l-i Muhammed <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;den olan <strong>Mehdi</strong> kıyam edince ger&ccedil;ekleşecektir. &Ouml;yle ki, yery&uuml;z&uuml;nde Hz. Muhammed&rsquo;i (-s.a.a- onun peygamberliğini) ikrar etmeyen bir kimse kalmaz.&rdquo;<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>
<p>
	3- Mikdad b. Esved ş&ouml;yle der:</p>
<p>
	Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in &ldquo;Yery&uuml;z&uuml;nde İslam dininin girmediği toprak ve &ccedil;amurdan yapılmış bir ev ve (&ccedil;&ouml;lde) bir &ccedil;adır kalmaz.&rdquo; buyurduğunu duydum.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>
<p>
	Yukarıdaki ayetin tefsirinde bu anlamdaki diğer riayetlerde akledilmiştir.</p>
<p>
	Bu, sulh, cihanş&uuml;mul adalet, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya &ccedil;apında tevhid ve İslam&rsquo;a imanı vurgulayan Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;in ayetlerinden bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;d&uuml;r.</p>
<h2>
	Kur&rsquo;an&rsquo;da Yaradılışın Gayesi ve İslam&rsquo;ın Cihaşum&uuml;ll&uuml;ğ&uuml;</h2>
<p>
	Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de a&ccedil;ık&ccedil;a bildirlirdiği &uuml;zere insanlar sadece Allah&rsquo;a ibadet gayesiyle yaratılmışlardır. Zariat Suresi&rsquo;nin 56. ayetinde bu hususta ş&ouml;yle burulur: (siz &ccedil;evirin) Bu nedenledir ki b&uuml;t&uuml;n peygamberlerin m&uuml;şterek daveti &ldquo;Allah Teala&rsquo;ya ibadette bulunma ve tağuttan sakınma&rdquo; esasına dayalıdır: (siz &ccedil;evirin) (Nahl: 36)</p>
<p>
	Diğer tavaftan Allah Teala, Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de Hz. Peygamber Ekrem efendimize <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> buyurmaktadır ki bu ayetler, İslam&rsquo;ın cihanşum&uuml;l bir din olduğunu ve b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya hakim kılmak ve b&uuml;t&uuml;n bir insalığı k&uuml;f&uuml;r ve şirkten kurtararak kendisine ibadete y&ouml;neltmek istemekte ve kullarının İslam&rsquo;ın hayat verici d&uuml;sturlarına uymak ve onları uygulamak suretiyle tertemiz bir yaşama ulaşıp Allah&rsquo;ın rahmetine hak kazanmalarını dilemektedir. Allah Teal&acirc;&rsquo;nın insanlarla cinleri kendisine ibadette bulunmaları i&ccedil;in yaratmış olması ve İslam&rsquo;ı cihanşum&uuml;l bir din kapasitesiyle g&ouml;ndermiş bulunmasının vazge&ccedil;ilmez gerekleri; İslam&rsquo;ın salt &icirc;lahi ibadet ve cihanşumul programlarla te&ccedil;hizatlandırılmış olması ve g&uuml;n&uuml;n birinde yaradılış gayesinin -Allaha ibadet- egemenlik kurmasıdır ki, bu da <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili haber ve hadislerde sarih bir şekilde belirtilmiş durumdadır. Daha &ouml;nce m&uuml;şterek mazmunun &ouml;zetle verdiğimiz bu sahih hadis ve haberlere bin&acirc;en bu iş, asrın İmamı olan, vaadedilen ve beklenen <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın eliyle ger&ccedil;ekleştirilecek ve Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> da o hazretin yardımcısı olacaktır. Aksi takdirde yaradılış gayesi -Allah&rsquo;a ibdet ger&ccedil;ekleşmemiş olacak, sadece belli bir kesim ve belli bir mekanda tahakkuk bulduğu s&ouml;ylenebilecektir ki bu da İslam&rsquo;ın cihanşum&uuml;ll&uuml;k inancının bir teoriden ibaret buluduğu, g&uuml;nl&uuml;k hayata &icirc;ntikalen icrasının m&uuml;mk&uuml;n olmadığı, bu husustaki ayetlerin Kur&rsquo;an&rsquo;da -haş&acirc;- sırf birka&ccedil; satır daha işgal edebilmek i&ccedil;in indiğini ! s&ouml;ylemek demektir!</p>
<p>
	Binaenaleyh şu sonu&ccedil; ortaya &ccedil;ıkmaktadır: <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın eliyle İslam&rsquo;ın b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya egemen olacağı ve yerk&ucirc;re &uuml;zerinde, yaratılış gayesinin- sadece Allah&rsquo;a ibadet- tahakkuk bulacağı vaadine dair hadisler, Kur&rsquo;an-ı kerim&rsquo;deki ayetlere ve yaratılış felsefesine mutabık bir ger&ccedil;eği vurgulamakta olup, bu hadislerin inkarı; İslam&rsquo;ı cihanş&uuml;m&ucirc;l bir din olarak takdim eden ayetlerin -haşa- reddi demek olup, yaradılış gayesini b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada ger&ccedil;ekleştirme hususunda Allah Teal&acirc;&rsquo;nın -haşa- başarılı olamadığı manasına gelir!!</p>
<p>
	Binaenaleh bazılarının &ldquo;bu Mehdilik konusunun Kur&rsquo;an&rsquo;da ge&ccedil;mediği&rdquo; şeklindeki iddiaları kesinlikle ger&ccedil;ekle bağdaşmamaktadır. Esasen Kur&rsquo;an-ı kerim&rsquo;in hakikatleri beyan y&ouml;ntemi şudur: Kur&rsquo;an, İslam&rsquo;ın h&uuml;k&uuml;m ve emirlerinin genel prensiplerini s&ouml;yler ve bildirir, bunlarla ilgili tafsilatlı bilgi ve a&ccedil;ıklamayı ise Allah Teala, sevgili Resul&uuml; <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;le onun mutahhar Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;a yaptırır; bu taferruatlar onların s&uuml;nnetlerindedir. Mesela İslam&rsquo;ın zaruriyet-lerinden olan namaz i&ccedil;in Kur&rsquo;an&rsquo;da &ldquo;namaz kılın&rdquo; vb. tabirler ge&ccedil;er; bu durumda hadis ve s&uuml;nnete istinad etmeden ve sadece Kur&rsquo;an&rsquo;daki bu h&uuml;kme bakarak namazın b&uuml;t&uuml;n mahiyetini ve nasıl olması gerektiğini kim s&ouml;yleyebilir?! Sırf bu ayetlerle namazın c&uuml;zlerinin ne olduğu, farzlarının ne olduğu, ka&ccedil; rekat olduğu ve esasen &ldquo;rekat&rdquo;ın ne demek olduğu&#8230;vb. gibi daha y&uuml;zlerce sorunun net cevabını hadis ve s&uuml;nnete m&uuml;racat etmeksizin bulabilmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Binaenaleyh sırf Kur&rsquo;an&rsquo;da bu tafsilatlar ge&ccedil;miyor diye kalkıp da &ldquo;Bug&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların kıldığı namaz Kur&rsquo;an&rsquo;da net olarak anlatılmıyor, o halde bu namaz hakkında Kur&rsquo;an&rsquo;da ayet yoktur!&rdquo; diyebilmek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r? Elbette ki hayır! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; esasen Kur&rsquo;an-ı Kerim bu t&uuml;r tafsilat ve a&ccedil;ıklmaları Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in uhdesine bırakmış ve bunlar onun lisanıyla beyan edilmiştir ki <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> meselesi de bunlardan biridir. Binaenaleyh kaza kader, kıyamet, cennet, cehennem&#8230;vb. gibi akidev&icirc; konularla namaz, oru&ccedil;, hums, zekat,&#8230;vb. gibi ahk&acirc;m mevzuları gibi <strong>Mehdi</strong>lik olayı da Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de bildirilmiş, iblağ edilmiştir ve bu iblağlarla ilgili detaylı a&ccedil;ıklamaları Allah Teala hazretleri Resul&uuml;&rsquo;ne yaptırmış, o da bunları Ehl-i Beyt&rsquo;ine aktarıp &ouml;ğretmiştir,dolayısıyle de bu tafsilatlar Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ve Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;ının s&uuml;nnetinde aranmalıdır.</p>
<h2>
	Hz. Mehdi&rsquo;yle (a.s) İlgili Hadisler</h2>
<h3>
	Ehl-i S&uuml;nnet Kaynaklarında Hz. Mehdi&rsquo;yle (a.s) İlgili Hadisler</h3>
<p>
	Hz. Peygamber-i Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> İslam &uuml;mmetinin <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> inancını taşıması ve bu inancın pekişmesi i&ccedil;in yoğun bir &ccedil;aba g&ouml;stermiş, &ccedil;eşitli defalar <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zuhurunu m&uuml;jdelemiş, sahbeler bu m&uuml;jdeyi Hz. Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ten defalarca duymuş, nice sahabe bu hususta bir&ccedil;ok hadis rivayet etmiştir ki, bu hadis ve rivayetlerin b&uuml;y&uuml;k bir kısmı s&uuml;nni mahfil ve kaynaklarda ge&ccedil;mektedir.</p>
<p>
	Şimdi, s&ouml;zkonusu Şia ve S&uuml;nni kaynaklarında kayıtlı <strong>Hz. Mehdi</strong> aleyhisselamla ilgili hadisleri Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in bizzat kendisinden rivayet eden sahabeden bazılarını aktıralım:</p>
<p>
	1- Ali bin Ebu Talib <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em></p>
<p>
	2- Fatıma-i Zehra <em>sel&acirc;m&rsquo;ullahi aleyha</em></p>
<p>
	3- H&uuml;seyin bin Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em></p>
<p>
	4- Cabir bin Abdullah-i Ensar&icirc;</p>
<p>
	5- Ebu Eyyub-i Ensar&icirc;</p>
<p>
	6- Ebu Hureyre</p>
<p>
	7- Ammar bin Yasir</p>
<p>
	8- &Uuml;mm&uuml; Seleme</p>
<p>
	9- Talha bin Ubeydullah</p>
<p>
	10- Abdurrahman bin Avf</p>
<p>
	11- &Uuml;mm&uuml; Habibe</p>
<p>
	12- Abdullah bin Abbas</p>
<p>
	13- Ebu Said-i Hudr&icirc;</p>
<p>
	14- Abdullah bin Mesud</p>
<p>
	15- Enes bin Malik</p>
<p>
	16- Abdullah bin Amr</p>
<p>
	17- Sevban</p>
<p>
	18- Huzeyfe bin Yeman</p>
<p>
	19- Avf bin Malik</p>
<p>
	20- Abdullah bin Amr</p>
<p>
	21- Ali Hilali</p>
<p>
	22- Gurre&rsquo;t bin Ey&acirc;s</p>
<p>
	23- Abdullah bin H&acirc;ris</p>
<p>
	24- İmran bin Hasin</p>
<p>
	25- Ebu Tufeyl</p>
<p>
	26- Cabir-es Sedefi</p>
<h2>
	Şia Kitaplarında Hz. Mehdi <strong>(a.s)</strong>&rsquo;la İlgili Hadislerin Ravileri</h2>
<p>
	Şia, sekaleyn ve Sefine hadisleri gibi naslara dayanarak Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;tan sonra siyasi merciilik gibi ilmi merciliğin de Hz. Resul-&uuml; Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in mutahhar Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;ına tevdi edilmiş olduğuna inanır. Binaenaleyh &ccedil;eşitli İslam&icirc; konularda olduğu gibi <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> konusunda da Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in sahabelerinden başka, o hazretin mutahhar Ehl-i Beyt&rsquo;inden, yani Hz. Ali, Hz. Fatıma-i Zehra <em>sel&acirc;m&rsquo;ullahi aleyha</em>, İmam Hasan ve İmam H&uuml;seyin hazretleriyle, Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın diğer İmamlarından sahih hadisler nakleder. Bu nedenle, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkında hadisler nakleden sahabenin yanısıra, aynı hususta Ehl-i Beyt İmamlarından <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> hadis aktaran Ehl-i Beyt ashabından bir ka&ccedil; ismi de aktarmayı faydalı bulduk:</p>
<h3>
	Şia Kitaplarında Kayıtlı, Hz. Resulullah (s.a.a)&rsquo;ten Hz. Mehdi (a.s) Hakkında Hadis Rivayet Eden Bazı Sahabenin Adları:</h3>
<p>
	1- Hz. Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em></p>
<p>
	2- Hz. Fatıma <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em></p>
<p>
	3- İmam Hasan <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em></p>
<p>
	4- İmam H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em></p>
<p>
	5- Selman-ı Fars&icirc;</p>
<p>
	6- Ebuzer-i Gıf&acirc;ri</p>
<p>
	7- Abbas bin Abdulmuttalib</p>
<p>
	8- Abdullah bin Abbas</p>
<p>
	9- Cabir bin Abdullah-il Ens&acirc;ri</p>
<p>
	10- Ebu Said-i Hudri</p>
<p>
	11- Ebu Selm&acirc;</p>
<p>
	12- Abdullah bin &Ouml;mer</p>
<p>
	13- Enes bin Malik</p>
<p>
	14- Zeyd bin Sabit</p>
<p>
	15- Zeyd bin Erkam</p>
<p>
	16- &Uuml;mm&uuml; Seleme</p>
<p>
	17- Abdullah bin Mesud</p>
<p>
	18- Abdullah bin Amr</p>
<p>
	19- Huzeyfe bin Yeman</p>
<h3>
	Hz. Mehdi İle İlgili Hadisleri (a.s) M&uuml;minlerin Emiri Hz. Ali (a.s) Yoluyla Aktaran O Hazretin Bazı Ashabı<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">*</a></h3>
<p>
	1- Esbeğ bin Nebate</p>
<p>
	2- Alkame bin Kays</p>
<p>
	3- M&acirc;lik bin Zamra</p>
<p>
	4- Haris bin Abdullah el-Hars&icirc; el-Hamr&acirc;ni</p>
<p>
	5- Hers bin Şurb</p>
<p>
	6- İbn-i Ebi Cuheyfe es-Sev&acirc;i</p>
<p>
	7- Kumeyl bin Ziyad</p>
<p>
	8- Muhammed bin Hanefiyye</p>
<p>
	9- Hek&icirc;m bin Sa&rsquo;d</p>
<p>
	10- H&acirc;ris el-A&rsquo;ver el-Hemd&acirc;n&icirc;</p>
<p>
	11- Cabir bin Abdullah&rsquo;il Ensari</p>
<p>
	12- Ebuzer-i Gıf&acirc;ri</p>
<p>
	13- Nezal bin Subre</p>
<p>
	14- Selim bin Kays el-Hilali</p>
<p>
	15- İbn-ut Tufeyl Amir bin Vasile</p>
<p>
	16- Medlec bin Harun bin Said</p>
<p>
	17- Hibet&rsquo;el Aren&icirc;</p>
<p>
	Yukarıdaki isimlerden başka İmam Hasan <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, İmam H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ve diğer Ehl-i Beyt İmamlarının <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> ashabında da bir&ccedil;okları <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkında bu İmamlardan pek &ccedil;ok hadis naklinde bulunmuşlardır ki konuyu &ouml;zetle ele aldığımızdan onları da burada aktarmayı zaruri bulmuyor, vu hususta detaylı bilgi ve daha fazla isim isteyenlerin ilgili kaynaklara bakmalarını tasviye etmekle yetiniyoruz.</p>
<h3>
	Hz. Mehdi&rsquo;yle (a.s) İlgili Hadislerin Sayısı</h3>
<p>
	Yukarıda ismini aktardığımız sahabeden bazısı <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili bir&ccedil;ok hadis rivayet etmiştir. Bu c&uuml;mleden olmak &uuml;zere Abir&icirc;, &ldquo;İbraz&rsquo;ul Vehm&rsquo;il Meknun&rdquo; adlı eserinde, mevcut b&uuml;t&uuml;n kayanaklara ulaşma imkanı olmadığı halde, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili Ehl-i s&uuml;nnet kaynaklı y&uuml;z hadis tespit etmiştir. Şia yoluyla Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;tan naklonunan hadislerle birlikte bu rakamın y&uuml;zlerce hadisi aşacağı apa&ccedil;ık ortadadır. Nitekim Şi&acirc;nın <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkında İmam Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, Hz. F&acirc;tıma <em>aleyha&rsquo;s-sel&acirc;m</em> Hz. İman Hasan <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, Hz. İman H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ve diğer masum Ehl-i Beyt İmamları&rsquo;ndan naklettiği hadisler de bu rakama eklencek olursa <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislerin sayısı bini aşar (Bkz: Ahadis&rsquo;ul İmam&rsquo;il <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>)</p>
<h2>
	Hz. Mehdi <strong>(a.s)</strong> Hakkındaki Hadisleri İ&ccedil;eren Kitaplar</h2>
<p>
	Şia ve S&uuml;nni hadis kitapları i&ccedil;inde belli bir b&ouml;l&uuml;m ve babı <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislere ayırmayan veya en azından, o hazretle ilgili birka&ccedil; hadis nakletmeyen bir kaynak eser hemen hemen yok gibidir. Sadece bu bile, s&ouml;zkonusu yazarların bu mevzuya verdiği &ouml;nem, o hazrete beslediği inan&ccedil; ve mezbur hadislerin sıhhatine duyduğu itminanı ortaya koyucu niteliktedir. Bu nedenle de mevzumuza başlık yaptığımız &ldquo;&#8230; i&ccedil;eren kitaplar&rdquo; ibaresi yerine &ldquo;B&uuml;y&uuml;k hadis kitaplarının tamamı&rdquo; ibaresinin kullanılması daha yerinde olacaktır aslında. S&ouml;zkonusu bu kaynak eserlerden bazısını aktaralım:</p>
<h2>
	Hz. Mehdi&rsquo;yle <strong>(a.s)</strong> İlgili Hadisleri İ&ccedil;eren Şia Kayanaklarından Birka&ccedil;ı</h2>
<p>
	1- Usul-u K&acirc;fi</p>
<p>
	2- Keşf-ul Gumme Fi marifet&rsquo;il Eimme</p>
<p>
	3- İsbat&rsquo;ul Hudat</p>
<p>
	4- el-Av&acirc;lim</p>
<p>
	5- Bih&acirc;r&rsquo;ul Env&acirc;r</p>
<p>
	6- Emali-i S&acirc;duk</p>
<p>
	7- Tefsir&rsquo;ul Ay&acirc;ş&icirc;</p>
<p>
	8- Tefsir&rsquo;ul Burh&acirc;n</p>
<p>
	9- Tefsir&rsquo;u Kumm&icirc;</p>
<p>
	10- Tefsir-i Kenz&rsquo;ud Dek&acirc;ik</p>
<p>
	11- Hilyet-ul Ebr&acirc;r</p>
<p>
	12- Del&acirc;il&rsquo;ul İm&acirc;me</p>
<p>
	13- Muhtasar-ı Bes&acirc;ir&rsquo;ud Derec&acirc;t</p>
<p>
	14- Tefsir-u Fırat&rsquo;il K&ucirc;f&icirc;</p>
<p>
	15- Tefsir-i S&acirc;f&icirc;</p>
<p>
	16- Meaniy&rsquo;ul Ahbar</p>
<p>
	17- Tefsir-i Mecma&rsquo;ul Beyan</p>
<p>
	18- Tefsir-i Nur&rsquo;es Sekaleyn</p>
<p>
	19- el-Umde</p>
<p>
	20- Vesail&rsquo;uş Şia</p>
<p>
	21- Muktezab&rsquo;ul Eser</p>
<p>
	22- Kitab-ı Suleym bin Kays</p>
<p>
	23- Em&acirc;li-i T&ucirc;s&icirc;</p>
<p>
	24- Ğayet&rsquo;ul Mer&acirc;m</p>
<p>
	15- Men&acirc;kib-u Emir&rsquo;il M&uuml;&rsquo;minin</p>
<p>
	26- Kurb&rsquo;ul İsn&acirc;d</p>
<p>
	27- Em&acirc;li-i M&uuml;fid</p>
<p>
	28- Uyun-u Ahbar&rsquo;ir Rıza</p>
<p>
	29- el-İyk&acirc;z-u Min&rsquo;el Hecea</p>
<p>
	30- Sev&acirc;b&rsquo;ul A&rsquo;mal</p>
<p>
	33- et-Tafzil Li&rsquo;l Ker&acirc;cek&icirc;.</p>
<h2>
	Hz. Mehdi&rsquo;yle <strong>(a.s)</strong> İlgili Hadisleri İ&ccedil;eren Ehl-i S&uuml;nnet Kayanklarından Birka&ccedil;ı</h2>
<p>
	1- S&uuml;nen-i Ebu Davud;</p>
<p>
	2- Cami-i Tirmizi;</p>
<p>
	3- S&ucirc;nen-i İbn-i M&acirc;ce;</p>
<p>
	4- M&uuml;sned-i Ahmed;</p>
<p>
	5- Sahih-i İbn-i Hebban;</p>
<p>
	6- M&uuml;stedrek-i H&acirc;kim;</p>
<p>
	7- M&uuml;snef-i Ebubekir bin Ebi Şeybe;</p>
<p>
	8- el-Fiten: Naim bin Humm&acirc;d;</p>
<p>
	9- İksiyr-ul Esvet Ve&rsquo;s Sağir: Taber&acirc;ni;</p>
<p>
	10- el-Efr&acirc;d: Darikutni;</p>
<p>
	11- Marifet&rsquo;us Sahabe: el-B&acirc;rudi;</p>
<p>
	12- M&uuml;sned-i El H&acirc;ris bin Us&acirc;me;</p>
<p>
	15- Tarih-i İbn-i As&acirc;kir;</p>
<p>
	16- Tehzibe&rsquo;ul As&acirc;r: İbn-i Cerir;</p>
<p>
	17- Mu&rsquo;cem: Ebubekir bin el-Mukr&icirc;;</p>
<p>
	18- S&uuml;nen-i Ebu Amr el-Dan&icirc;;</p>
<p>
	19- el-Fiten: Ebu Anm Kafi;</p>
<p>
	20- M&uuml;sned-ul Firdevs: Deylemi;</p>
<p>
	21- Fevaid-ul Ahbar: Ebubekir el-İskaf;</p>
<p>
	22- A&rsquo;lam: Ebu H&uuml;seyin b. El-Menav&icirc;;</p>
<p>
	23- Delail-un Nubuvvet: Beyhak&icirc;;</p>
<p>
	24- S&uuml;nen-i Ebu Amr el-Mukr&icirc;;</p>
<p>
	25- Tarih-i İbn-i Cevz&icirc;;</p>
<p>
	26- M&uuml;sned-i Yahya b. Abdulhamid el-Aman&icirc;;</p>
<p>
	27- M&uuml;sned-i Ravyan&icirc;;</p>
<p>
	28- Tabakat-u İbn-i Sa&rsquo;d.</p>
<h2>
	Hz. Mehdi&rsquo;yle (a.s) İlgili Hadisler Hakkında Yazılan kitaplar</h2>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkındaki hadislerin pek &ouml;nemli ve fazla olması &ccedil;eşitli mezheplere mensup tanınmış İslam alimlerini, bu hadisleri b&uuml;y&uuml;k hadis kitaplarında kaydetmenin yanısıra onların doğruluk ve sihhatini ispatlama amacıyla başlıca bir&ccedil;ok eserler yazmaya da sevktemiştir ki bu da meselenin ehemmiyetini g&ouml;steren &ccedil;arpıcı noktalardan biridir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ccedil;eşitli mezheplere mensup İslam ulemasının, hakkında bunca telif ve tespiti gerekli bulup bunca kitap yazdığı akidevi mevzular &ccedil;ok nadirdir. Biz, s&ouml;zkonusu eserlerden sadece birka&ccedil;ını aşağıya aktarmakla yetineceğiz:</p>
<h2>
	İmam Mehdi (a.s) Hakkında Yazılmış Bulunan Şia Kitaplarından Birka&ccedil;ı</h2>
<p>
	1- Kemal-ud Din Ve Tamam-un Ni&rsquo;met: Şeyh Saduk (381).</p>
<p>
	2- el-Gaybet: Şeyh Tus&icirc; (460).</p>
<p>
	3- el-Gaybet: Nu&rsquo;man&icirc; (360).</p>
<p>
	4- el-Melahim: İbn-i Tavus (664).</p>
<p>
	5- el-Mehaccet-u F&icirc;ma Nezele Fi&rsquo;l K&acirc;im-il Huccet: Seyyid Haşim-i Behran&icirc; (1107)</p>
<p>
	6- el-Burhan-u Ala Sihhat-i Tul-i Omr-i Sahib-iz Zeman: Ebu-l Feth Muhammed b.n Osman el-Kere&ccedil;eki (449).</p>
<p>
	7- Tebsiret-ul Veliy Fimen Ree&rsquo;l K&acirc;im el-<strong>Mehdi</strong>: Seyyid Haşim bin Seyyid S&uuml;leyman el-Ketkan&icirc; el-Behran&icirc; (1107)</p>
<p>
	8- İlzam-un Nasib: Şeyh Ali el-Yezdi el-Hairi (1333).</p>
<p>
	9- Mikyal-ul Mekarim Fi Fevaid-id Dua lil K&acirc;im: Seyid Musevi (g&uuml;n&uuml;m&uuml;z alimlerinden).</p>
<p>
	10- Muntehab-ul Eser Fi&rsquo;l İmam&rsquo;is Sani Aşer: Ayetullah L&uuml;tfullah-is Saf&icirc; (g&uuml;n&uuml;m&uuml;z alimlerinden).</p>
<p>
	11- el-Fusul-ul Aşret-i Fi&rsquo;l Gaybe: Şeyh Mufid (413).</p>
<p>
	12- el-Mukni&rsquo;u Fi&rsquo;l Gaybe: Seyid Murtaza Alem-ul Huda (436).</p>
<p>
	13- Mu&rsquo;cem-u Ahadis-il <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, c.1-5 (g&uuml;n&uuml;m&uuml;z kitaplarından).</p>
<p>
	14- el-<strong>Mehdi</strong>: Seyid Sadruddin-i Sadr (g&uuml;n&uuml;m&uuml;z alimlerinden).</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h3>
	Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in İmam Mehdi (a.s) Hakkında Telif Edilen Kitaplarından Bazılarının İsimleri</h3>
<p>
	1- Menakıb-ul Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>: Ebu Naim-i İsfehani (430).</p>
<p>
	2- el-Erf-ul Verd&icirc; F&icirc; Ahbar&rsquo;il Mehdi: Suyuti (911).</p>
<p>
	3- el-Burhan-u Fi Alamet-i Mehdiyi Ahir-iz Zeman: Molla Ali el-Muttaki (975).</p>
<p>
	4- el-Kavl-ul Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar: İbn-i Hacer (974).</p>
<p>
	5- el-Meşreb-ul Verdi Fi Mezheb-il Mehdi: Molla Ali el-K&acirc;ri.</p>
<p>
	6- et-Tevzih-u Fi Tevatur-i Ma C&acirc;e Fi&rsquo;l Mehdiyy&rsquo;il Muntazar-i Ve&rsquo;r Rical-i ve&rsquo;l Mesih: Kadı Muhammed b.n Ali eş-Şevkan&icirc; (1250).</p>
<p>
	7- Ahadis-ul Mehdi ve Ahbar-ul Mehdi: Ebubekir bin Haysem.</p>
<p>
	8- el-Ahadis-ul Kadiye bi Huruc-il Mehdi: Muhammed bin İsmail el-Emir-el Yeman&icirc; (751).</p>
<p>
	9- Fevaid-ul Fikr-i Fi Zuhur-il Mehdi el-Muntazar: Mer&rsquo;a bin Yusuf el-Hanbeli (1033).</p>
<p>
	10- el-Beyan-u Fi Ahbar-i Sahib-iz Zeman: Allame Genc&icirc; eş-Şafi&icirc; (658).</p>
<h3>
	Bu Hadislerin &Ouml;zet Mezmunu</h3>
<p>
	Şi&acirc; ve S&uuml;nni kaynaklarında ge&ccedil;en bu hadislerdeki bazı teferruat ve deyiş farklılıklarını bir kenara bırakacak olursak, mezkur hadislerin m&uuml;şterek mazmunu &ouml;zetle ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	&ldquo;<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in mutahhar Ehl-i Beyt&rsquo;indendir ve adı da o hazretin adıdır, Hz. F&acirc;tıma <em>aleyha sel&acirc;m</em>&rsquo;ın soyundandır, ahir zamanda zuhur edecektir, yery&uuml;z&uuml;, tamamen zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduktan sonra, adalet ve hakla dolduracaktır. Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> onun zamanında g&ouml;kten inecek ve o hazretin arkasında namaz kılacaktır. Onun zamanında yery&uuml;z&uuml;nde fakir insan kalmayacaktır.&rdquo;</p>
<p>
	Şi&acirc; ve S&uuml;nni mezheplerinin uleması tarafından m&uuml;ştereken ve ittifakla kabul olunan hadislerin ortak mazmunu kısaca bundan ibaret olup, yukarıdaki mazmunda hi&ccedil;kimsenin ihtilafı bulunmadığı gibi bu mazununa katılmayan veya ters d&uuml;şen herhangi bir m&uuml;tevatir veya sahih hadis de ne sunni, ne Şia kaynaklarında mevcut değildir. Meşhur hadislerdeki farklı noktalar, yukarıdaki metin dışındaki bazı noktalardır; mesela O hazretin yery&uuml;z&uuml;ndeki devlet ve egemenliğinin ne kadar s&uuml;receği konusunda vb. konularda bazı hadislerde farklı ifadeler vardır ki bu hadislerin hi&ccedil;biri m&uuml;tevatir değildir. Ancak, mevcut hadisler &uuml;zerinde dikkatli bir inceleme yapılması halinde bu hadislerden hangisinin sahih olup olmadığını belirtmek ve doğru maznunu bulabilmek da kolaylıkla m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili bazı konular da, ya sunni veya Şia kaynaklarında m&uuml;tevatir durumdadır; mesala, Deccal&rsquo;in olağan&uuml;st&uuml; vasıfları konusunda s&uuml;nni kaynaklarında m&uuml;tevatire ulaşan rivayetlere karşılık, Şi&acirc; kaynaklarında Deccal&rsquo;in bu t&uuml;r vasıflarına dair hi&ccedil; bir sahih nakil yoktur. Zaten, bu t&uuml;r konuların reddi veya kabul&uuml; yukarıda belirttiğimiz b&uuml;t&uuml;n mezheplerce kabul edilen m&uuml;şterek mazmunu zerrece etkilemez.</p>
<p>
	Daha &ouml;nce aktardığımız mazmun, Şia ve S&uuml;nni hadislerindeki ortak ve m&uuml;tevatir noktaları kapsamakta olup bu noktalarda ne s&uuml;nni ve şii arasında, ne de bu iki mezhebin ayrıca kendi i&ccedil;inde hi&ccedil;bir ihtilafı yoktur. Ayrıca, b&uuml;t&uuml;n mezheplerin uleması da bu konuda tevat&uuml;r bulunduğundan m&uuml;ttefiktirler. <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislerin m&uuml;tevatir olduğunu vurgulayan Ehl-i S&uuml;nnet ulemasından birka&ccedil;ını aşağıya aktarıyoruz:</p>
<h2>
	Mehdi&rsquo;yle İlgili Hadisleri M&uuml;tevatir Bilen Ehl-i S&uuml;nnet Alimlerinden Bazılarının İsimleri</h2>
<p>
	1- Hafız Muhammed b. H&uuml;seyin el-Abir&icirc; &ldquo;Menakıb-i Şafi&icirc;&rdquo; kitabında ş&ouml;yle diyor: &ldquo;<strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin gelmesiyle ilgili hadisler m&uuml;tevatir ve ravilerinin &ccedil;ok olmasından dolayı ise m&uuml;stefizdir. <strong>Mehdi</strong> Peygamber&rsquo;in Ehl-i Beyt&rsquo;indendir, yedi yıl h&uuml;kumet yapacak, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle dolduracak, İsa&rsquo;yla kıyam edecek, Deccal&rsquo;ı Filistin&rsquo;de &ouml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in ona yardımda bulunacak, bu &uuml;mmete İmamlık yapacak, İsa da onun arkasında namaz kılacaktır.&rdquo;</p>
<p>
	2- Muhammed Resul el-Berzenci (&ouml;: h. 1103). &ldquo;el-İşaat-u li İştirat-is Saat&rdquo; kitabında ş&ouml;yle demiştir: &ldquo;<strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin varlığı, onun ahir-uz zamanda huru&ccedil; (kıyam) etmesi ve onun Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in Ehl-i Beyti&rsquo;nden ve Fatıma&rsquo;nın evlatlarından olması hakkındaki hadisler, manev&icirc; tevat&uuml;r haddine ulaşmıştır, &ouml;yleyse onu ink&acirc;r etmenin bir anlamı yoktur.&rdquo;</p>
<p>
	3- Şeyh Muhammed bin Ahmed-i Sefarin&icirc; el-Hanbel&icirc; (&ouml;: h.1188) &ldquo;Levaih&rdquo; kitabında &ldquo;Tenbih&rdquo; başğılı altında ş&ouml;yle demiştir: &ldquo;<strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin kıyamıyla ilgili rivayetler olduk&ccedil;a &ccedil;oktur; hatta manevi tevat&uuml;r haddine ulaşmıştır; tevat&uuml;r haddine ulaşması s&ouml;z&uuml; Ehl-i S&uuml;nnet alimleri arasında yaygındır; onların inan&ccedil;alarınan bile sayılmıştır.&rdquo;</p>
<p>
	4- Şafi&icirc; m&uuml;ft&uuml;s&uuml; Ahmed b. Zeyn&icirc; b.n Dihlan (&ouml;:1304). &ldquo;Futuhat-ul İslamiyye &ldquo; kitabında ş&ouml;yle demiştir: <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin zuhurunu zikreden hadisler &ccedil;ok ve m&uuml;tevatirdir; o hadisler i&ccedil;erisinde sahih, hasen ve zayıf olanları bulunmaktadır.&rdquo;</p>
<p>
	5- Kadı Muhammed b.n Ali eş-Şevkan&icirc; (&ouml;: h.1250) &ldquo;et-Tehzib-u Fi Tevat&uuml;r-i Ma C&acirc;e Fi&rsquo;l Mehdiyy&rsquo;il Muntezar-i Ve&rsquo;d Deccal&rsquo;i ve&rsquo;l Mesih&rsquo;i&rdquo; kitabında ş&ouml;yle diyor: <strong>Mehdi</strong> hakkında bulunması m&uuml;mk&uuml;n olan elli hadis nakledilmiştir. Bu hadisler i&ccedil;erisinde sahih, hasen ve zayıflığı giderilmiş bir takım zayıf hadisler de bulunmaktadır. Bu konudaki hadisler ş&uuml;phesiz m&uuml;tevatirdir. Bunlardan daha az olan hadislere bile, usulda kaydedilen b&uuml;t&uuml;n terimlere g&ouml;re tevat&uuml;r denilmektedir.&rdquo;</p>
<p>
	6- Seyid Muhammed Sıddık Hasan el-Kunci el-Buhar&icirc; (&ouml;:1307), &ldquo;el-İzaat-u Lima Kane Vema Yekunu Beyne Yedey-is Saet&rdquo; kitabının &ldquo;Kıyametten &ouml;nce vuku bulacak olaylar&rdquo; b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde ş&ouml;yle der: &ldquo;Kıyametten &ouml;nce vuku bulacak olaylar ger&ccedil;ekten &ccedil;oktur. O olaylardan biri <strong>Mehdi</strong> el-Mevud el-Muntazar el-Fatim&icirc; olayıdır. Bu olay kıyametten &ouml;nce vaki olacak ilk vakıadır. <strong>Mehdi</strong> hakkındaki hadisler ihtilaflı olmalarına rağmen olduk&ccedil;a &ccedil;ok ve tevat&uuml;r haddine ulaşmaktadır. Bu hadisler S&uuml;nen, Meacim ve Mesanid kitaplarında ge&ccedil;mektedir.</p>
<p>
	7- Ebu Abdullah Muhammed bin Cafer el-Ketani el-Maliki (&ouml;: 1345), &ldquo;Nazm-ul M&uuml;tenasir Fi&rsquo;l Hadis&rsquo;il M&uuml;tevatir&rdquo; kitabında ş&ouml;yle demiştir: &ldquo;Velhasıl Mehdi-i Muntazar hakkında nakledilen hadisler m&uuml;tevatirdir; b&ouml;ylece Deccal ve İsa bin Meryem&rsquo;in n&uuml;zulu hakkındaki hadisler de m&uuml;tevatirdir.&rdquo;</p>
<p>
	8- Hafız Suyut&icirc; (&ouml;: 911): Ebu-l Feyz-i Ğumar&icirc; &ldquo;İbraz-ul Vehm-il Meknun&rdquo; kitabında ş&ouml;yle demiştir: &ldquo;Suyut&icirc; &ldquo;Fevaid-ul Mutekasire Fi Ahadis-il M&uuml;tevatire&rdquo; adlı kitabında ve o kitabın &ouml;zeti olan &ldquo;Bi&rsquo;l Ezhar-il M&uuml;tenasire&rdquo; adlı kitapta ve diğer kitaplarında <strong>Mehdi</strong> hakkındaki hadislerin m&uuml;tevatir olduğun vurgulamıştır.&rdquo;</p>
<p>
	9- Şeyh Ahmed b.n Hacer eş-Şafi&icirc;, Hindistan&rsquo;da &ouml;len bir şahıs Mehdiliğini iddia eden bir grup hakkında sorulan bir sorunun cevabında ş&ouml;yle yazıyor: bunların itikatları batıl, kabih, a&ccedil;ık bir cehalet, &ccedil;irkin bir bid&rsquo;at ve kesin bir delalettir. Birincisine (batıl olduğuna) gelince bu s&ouml;z m&uuml;stefiz ve m&uuml;tevatir olan hadislerle &ccedil;elişmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadisler, <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in Ehl-i Beyt&rsquo;inden olduğunu ve yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n doğu ve batısına h&uuml;k&uuml;met edeceğini bildirmekteler&#8230;&rdquo;<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[13]</a></p>
<p>
	10- Şeyh Ahmed Ebu-s Surur bin Saba el-Hanef&icirc; mezkur grubun hakkındaki istifanın cevabında ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Bunların, kendi itikatlarına muhalefet etmelerinden dolayı d&ouml;v&uuml;lmeleri ve bu fikirlerinden vazge&ccedil;irilmeleri gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; (asıl) itikatları hakkında sahih nass ve m&uuml;tevatir hadisler vardır. <strong>Mehdi</strong> ile ilgili hadislerin ravileri &ccedil;ok olduğundan dolayı m&uuml;stefizdir. Ahir zamanda zuhur etmesi vaadedilen <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, seyidimiz İsa&rsquo;yla -Peygamberimize ve ona selam olsun- huruc (kıyam) edecektir.&rdquo;<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[14]</a></p>
<p>
	11- Nasirudin el-Elban&icirc; &ldquo;Havle-l Mehd&icirc;&rdquo; adlı makalesinde ş&ouml;yle diyor: &ldquo;<strong>Mehdi</strong> meselesine gelince bilinmesi gerekir ki, onun huruc (kıyam) etmesi hakkında &ccedil;ok sahih hadis vardır. Bu hadislerin bir kısmının senetleri sahihtir, onlardan bazılarını &ouml;rnek olarak zikredeceğim, daha sonra onun hakkındaki ş&uuml;pheleri gidermeye &ccedil;alışacağım&#8230;&rdquo; Makalesinin sonunda da ş&ouml;yle diyor: &ldquo;S&ouml;z&uuml;n kısası, <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin kıyamına olan akide sabittir; onunla ilgili hadisler Resulullah&rsquo;tan m&uuml;tevatir olarak nakledilmiştir. Bu inanca inanmak gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu mesele, gayb meselelerindendir, ona iman etmek takvalıların sıfatlarındandır. Nitekim Allah Teala ş&ouml;yle buyurmuştur: <strong>&ldquo;Elif, Lam, Mim. Bu, kendisinde ş&uuml;phe olmayan, muttakiler i&ccedil;in de kılavuz olan bir kitaptır. Muttaki olanlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve&#8230;&rdquo;</strong></p>
<p>
	<strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin huru&ccedil; (kıyam) etmesini ancak cahil ve kibirli insanlar ink&acirc;r eder. Allah Teala&rsquo;dan, ona (<strong>İmam Mehdi</strong>&rsquo;ye), Kitap ve s&uuml;nnette sabit olan her şeye iman etmek &uuml;zere bizi &ouml;ld&uuml;rmesini niyaz ederim.&rdquo;<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[15]</a></p>
<p>
	12- el-Ezher &uuml;niversitesinde usul-u din fak&uuml;ltesinin &uuml;stadlarından olan ve İbn-i Hacer-i Heysem&icirc; el-Mekki&rsquo;nin (&ouml;: 974) &ldquo;Sevaik-ul Muhrika&rdquo; kitabını tahkik ve tedkik yapan Ustaz Abdulvehhab Abdullatif, Sevaik kitabının onbirinci babının birinci b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde İbn-i Hacer&rsquo;in Tabaran&icirc;&rsquo;den <strong>Mehdi</strong> hakkında tahri&ccedil; ettiği hadisin dipnotunda ş&ouml;yle demiştir: &ldquo;<strong>Mehdi</strong> ile ilgili hadisler &ccedil;oktur. Bu konuda Ebu Naim de onlardan olmak &uuml;zere bir&ccedil;ok hafız, kitaplar te&rsquo;lif etmişlerdir. Suyuti de Ebu Naim&rsquo;in zikrettiklerini toplamış ve &ldquo;Urf-ul Verd&icirc; Fi&rsquo;l Ahbar-il <strong>Mehdi</strong>&rdquo; kitabında ona bazı hadisler de eklemiştir. İbn-i Hacar&rsquo;in de ayrıyeten <strong>Mehdi</strong> hakkında &ldquo;el-Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar&rdquo; adlı bir eseri vardır.&rdquo;<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[16]</a></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h3>
	Tevat&uuml;r&uuml;n Anlamı</h3>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislerin &ccedil;eşitli İslam mezhepleri ulemasınca m&uuml;tevatir olduğunu kabul edilmiş bulunduğunu b&ouml;ylece m&uuml;şahede ettikten sonra şimdi tevat&uuml;r&uuml;n ne demek olduğuna, semere ve sonucunun ne olduğuna bakalım:</p>
<p>
	M&uuml;tevatir hadis, yalan olması ihtimalini kensinlikle giderecek ve b&uuml;t&uuml;n rivayetlerin hata olabileceği ihtimalini ge&ccedil;ersiz kılacak kadar fazla ravi tarafından rivayet edilmiş olan hadistir. Bu da, mazmunu kesinlikle doğru hadis demektir. Binaenaleyh netice şu şekilde &ouml;zetlenebilir:</p>
<p>
	1- M&uuml;tevatir haberde &ouml;nemli olan ravilerin bireysel &ouml;zelliği değil, sayıca fazlalıklarıdır. Yani m&uuml;tevatir haberde &ccedil;eşitli mevzular nakillerindeki bireylerin tamamının biyogrofice teferruatıyla bilinen, sıka -g&uuml;venilir- veya &acirc;dil insanlar olma şartı yoktur Bilakis, bunlardan kiminin zayıf veya biyografik a&ccedil;ıdan belirsiz insanlar olması da pekala m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r, bu durumda kendi tariklerini zayıf kılmış olurlar, ama bu zaaf, tevat&uuml;r&uuml;n vasfını kesinlikle etkilemediği gibi, esasen bazı ravi veya haberleri zayıf olmayan m&uuml;tevatir hadis zaten yoktur.</p>
<p>
	2- M&uuml;tevatir haber; dinin usul ve zaruriyatında senet ve belge olarak ge&ccedil;erli kabul edilebilecek kadar kesin g&uuml;venilirdir.</p>
<p>
	M&uuml;tevatir haberin karşı noktasında &ldquo;haber-i vahid&rdquo; yer alır, bu da sadece 1-2 kişi tarafından aktarılımış haberdir ki sahih kabul edilmesi i&ccedil;in b&uuml;t&uuml;n ravilerinin sıka -g&uuml;venilir- olması şartı konulmuştur. Kaldı ki, sahih olması halinde bile, vahid haber sadece fıkh&icirc; konularda senet olarak ge&ccedil;erli olup itikad&icirc; usulde belgesel ge&ccedil;erliliği bulunmamaktadır.</p>
<h2>
	Hz. Mehdi&rsquo;yle <strong>(a.s)</strong> İlgili Hadislerde İbn-i Haldun&rsquo;un Senet M&uuml;nakaşası</h2>
<p>
	Buraya kadarki bahsimizde <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ile ilgili hadislerin m&uuml;tevatir hadislerden olduğunu ve b&ouml;ylesine &ccedil;eşitli insanlar ve ravilerle aktarılmış hadislerin nadir bulunduğunu, m&uuml;tevatir hadisin sıhhat şartının ravi ve yolların &ccedil;okluğu sayıldığını, ravilerin ferd&icirc; &ouml;zelliklerinin m&uuml;tevatirin sıhhat veya butlanını etkilemediğini, binaenaleyh her m&uuml;tevatirde olduğu gibi burada da kimi ravilerin zayıflığını hadisin m&uuml;tevatir ve doğru olduğuna hi&ccedil;bir halel getirmeyeceğini belirtmiştik. Bu nedenledir ki <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislerden bazısının zayıf olması nedeniyle hi&ccedil;bir İslam alimi kalkıp da bu hadislerin m&uuml;tevatirliğini raddedip <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> inancını ink&acirc;ra kalkışmış değildir asla. Dolayısıyle de diğer b&uuml;t&uuml;n m&uuml;tevatir ve kat&rsquo;i hadisler gibi bu hadisler de İslam ulemasınca ittifakla sahih ve doğru kabul edilmiştir. Bu arada sadece İbn-i Haldun, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> inancının b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlarca ittifakla kabul edildiğini itiraf ettiği halde, o hazret hakkında asırlarca nakledilmiş olan hadisler i&ccedil;inden 28&rsquo;ini se&ccedil;erek kendi zannınca bunların bir kısmını senet a&ccedil;ısından taz&rsquo;yif etme yoluna gitmiştir. Ancak, İbn-i Haldun&rsquo;un <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> inancını inkara kalkışmadığını ve o hazretle ilgili bazı hadislerin sıhhat ve doğruluğunu, bizzat onun da kabul etmiş bulunduğunun da altını &ccedil;izmek gerekir. Buna rağmen, bazı muasır yazarların, İbn-i Haldun&rsquo;un bu taz&rsquo;yiflerinden hareketle <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> inancının İslamiliğini ink&acirc;r yoluna gittikleri ve onun s&ouml;zlerinden, kendisinin asla &ccedil;ıkarmamış olduğu batıl neticeler &ccedil;ıkarma hatasına d&uuml;şt&uuml;klerini de &uuml;z&uuml;lerek belirtmekte yarar var. Bu &ouml;zet ilmi &ccedil;alışmada İbn-i Haldun&rsquo;un g&ouml;r&uuml;şlerinin tamamını belirtme ve tenkid etmenin m&uuml;mk&uuml;n olmayacağını ve esasen mevzunun dışına taşılacağıdan hareketle; Ehli-i S&uuml;nnet ulemasının daha &ouml;nce İbn-i Haldun &uuml;zerine gerekli eleştirileri zaten yaptığını ve Muhammed bin Ahmed bin Sıddık&rsquo;ın &ldquo;İbr&acirc;z&rsquo;ul Vehm&rsquo;il Meknun Min Kelam-ı İbn-i Haldun&rdquo; adlı eserinde meseleyi etraflıca ele alarak İbn-i Haldun&rsquo;un g&ouml;r&uuml;şlerinin Ehl-i S&uuml;nnet kayanaklarına aykırılığını ispatladığını ve <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislerin Şi&acirc; kitaplarında m&uuml;tevatirden de aşkın bulunmasına ve meseleyi ispata &ccedil;alışma gibi birşeye l&uuml;zum dahi olmamasına rağmen Şi&acirc; ulemasının da İbn-i Haldun&rsquo;a gerekli eleştirleri y&ouml;neltmiş olduğunu belirtmenin yeterli ve fayadalı olacağı kanaatindeyiz. Bununla birlikte burada kısaca onun s&ouml;zlerini eleştiriyoruz:</p>
<h3>
	İbn-i Haldun&rsquo;un Senet Tartışmasının Tenkidi</h3>
<p>
	a- İbn-i Haldun rical ve hadis ilminde uzman bir alim değildir, dolayısıyle de bu hususta &ouml;ne s&uuml;receği g&ouml;r&uuml;şlerin zaten hi&ccedil;bir ilm&icirc; gecerlilik taşımadığı ve bunların ilm&icirc; inceleme sayılmadığı Ehl-i S&uuml;nnet ulemasınca tespit edilmiştir. Mesela Seyyid Sıddıyk Gum&acirc;r&icirc; İbn-i Haldun i&ccedil;in ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&ldquo;Bu &ouml;nemli alanda onun bir yeri ve bir payı yoktur; ne de o bu ilimden bir &ouml;l&ccedil;ek alabilmiştir. Durum bu iken bu ilimde nasıl ona itimad edilebilir ve bu ilmin meselelerini araştırmada ona nasıl m&uuml;racaat edilebilir?!&rdquo;<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[17]</a></p>
<p>
	Yine onun hakkında Şeyh Ahmed Şakir&rsquo;in g&ouml;r&uuml;ş&uuml; şudur:</p>
<p>
	&ldquo;İbn-i Haldun bilgisi olmayan bir dala girmiş ve ehli olmadığı bir sahada o sahanın mutahassıslarıyla m&uuml;cadeleye girişmiştir. O mukaddime kitabında <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a ayırdığı b&ouml;l&uuml;mde a&ccedil;ık hatalara d&uuml;şm&uuml;ş ve bu alanda hatta muhaddislerin s&ouml;zlerini bile anlayamamıştır. Eğer o onların s&ouml;zlerini anlayacak olsaydı s&ouml;yledikleri s&ouml;zlerden hi&ccedil; birini s&ouml;zlemezdi.&rdquo;<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[18]</a></p>
<p>
	b- İbn-i Haldun, bu hususta sadece 28 hadisi ele almış ve daha sonra belirteceğimiz hatalı kıstaslarla bunları değerlendirerek &ccedil;oğunun zayıf olduğunu &ouml;ne s&uuml;rm&uuml;ş ve tabi bu arada bir kısmının doğruluğunu da itiraf etmiştir. Oysa ki, <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadisler 28 değil, y&uuml;zlercedir; bu durumda İbn-i Haldun mezkur hadislerin tamamına ulaşabilmiş olsaydı, doğruluğunu itiraf ettiği hadislerin sayısı da artacak ve onlarca hadisin sıhhatini kabul edecektir.</p>
<p>
	c- İbn-i Haldun, İslam hadis ve rical ulemasının ilmi &ccedil;alışma y&ouml;ntemlerine yeterince vakıf olmadığından, karşılaştığı hadisleri yanlış değerlendirmiş ve bu yanlış kıstaslarla, mezkur hadislerin de yanlış olduğu zehabına kapılmıştır. <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili bazı hadislerin zayıf olduğunu &ouml;ne s&uuml;rerken İbn-i Haldun&rsquo;un nassı şu olmuştur: &ldquo;Muhaddislerin yanında meşhur olan g&ouml;r&uuml;ş şudur: &ldquo;Cerh&rdquo; (bir raviyi yeren s&ouml;zler) ta&rsquo;dile (ravinin adil olduğuyla ilgili s&ouml;zler) &ouml;ncelik taşır. Eğer senedin bazı ravilerinin gaflet, hafıza bozuklğu, zaaf ve akıde bozukluğu gibi bir taan olursa bu o hadisin sıhhatine g&ouml;lge d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r ve o hadis zayıftır.&rdquo;</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi İbn-i Haldun zerrece hafıza zayıflığı veya mesela Şi&acirc; inancına sahib olma gibi ilgisiz nedenlerle <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hadislerinin ricallerini tezyif etmiş ve rical ulemasının &ccedil;oğunluğunun g&uuml;venilirliğini onaylanıp Kutub-&uuml; Sitte&rsquo;de kendisinden hadis naklinde bulunulmuş olan bir&ccedil;ok ricali reddetme yoluna gitmiştir.</p>
<p>
	Mesela Futr bin Halife, Abdurrezzak bin Hemmam&rsquo;us Sen&rsquo;&acirc;n&icirc; ve Emmar&rsquo;udduhn&icirc; gibi isimler aslında Sahihayn&rsquo;ın ricali oldukları halde İbn-i Haldun onları şiilikle su&ccedil;lamakta ve sırf bu nedenle rivayetlerinin zayıf olduğunu s&ouml;ylemek istemktedir. Halbuki bizzat İbn-i Haldun&rsquo;un da itiraf etmiş olduğu &uuml;zere Ahmed bin Hanbel, Yahya&rsquo;l Kıtan, İbn-i Muin ve Enneş&acirc;n&icirc;&rsquo;yle Icl&icirc; gibi tanınmış isimler &ldquo;Fert bin Halif&rdquo;in g&uuml;venilirliğini tasdik etmiş ve İbn-i Hacer, Abdurrezzak bin Hemmam-ı Sen&rsquo;&acirc;n&icirc; i&ccedil;in &ldquo; &ldquo;sika, hafız, meşhur yazar&rdquo;(1) tabirini kullanır. Aynı şekilde Ebu Zer&rsquo;a Demeşk&icirc;, Muammer, Hişam bin Yusuf, Ebu H&acirc;tem&rsquo;le İcl&icirc; onu pek &ouml;vm&uuml;şlerdir(2). Keza Imar&rsquo;udduheni&rsquo;yi de Ahmed bin Hanbel, İbn-i Muiyn&icirc;, Ebu Hatem, Nes&acirc;i ve diğerleri g&uuml;venilir ve emin saymaktadırlar. İbn-i Haldun&rsquo;un; rical ulem&acirc;&rsquo;sının tespitlerini doğru değerlendirmediğini g&ouml;rmek i&ccedil;in bunların doğru değerlendirmesini bizzat Şebk&icirc;, mezbur ibareleri ş&ouml;yle a&ccedil;ıklar: &ldquo;Hadis bilimcilerinin cerh, ta&rsquo;dile &ouml;ncelik taşır diyen meşhur olan kaideyi mutlak şekilde almaktan kesinlikle sakın. Doğru olan şu ki, kimin g&uuml;venilir olduğu ve adaleti sabit olur ve &ouml;v&uuml;c&uuml;leri &ccedil;ok ve cerhedenleri az olur ve onu cerh edenin cerhteki sebebi belli olursa, &ouml;rneğin mezheb&icirc; taassub vb. sebeplerden kaynaklandığı anlaşılırsa onun cerhine itina edilmez. Sonra ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	Anladık ki, itaatı, masiyetinden ve methedeni yereninden &ccedil;ok olan hakkında bir kimsenin cerhi, doğru şekilde cerhini yorumlasa da kabul edilmez. Eğer mezheb&icirc; taassub veya akran arasından olan d&uuml;nyev&icirc; &ccedil;ekişme gibi bir karine olursa ki, bu karineye istinaden yapılan cerhin mukabele amacıyla yapıldığı anlaşılırsa b&ouml;yle bir cerh kabul edilmez&#8230; Eğer biz mutlak şekilde cerhi ta&rsquo;dilden &ouml;ne ge&ccedil;irecek olursak o zaman İmamlardan hi&ccedil; birisi bundan kurtulmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hakkında ta&rsquo;n olmayan ve birilerinin helakına sebep olmayan hi&ccedil; bir İmam yoktur.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[19]</a>&ldquo;(3)</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, İbn-i Haldun&rsquo;un kıstaslarına (cerhin ta&rsquo;dile &ouml;nceliği) g&ouml;re Ehl-i S&uuml;nnet mezhep İmamlarının hi&ccedil;biri g&uuml;venilir değildir. Zira onların her biri bazı kimseler tarafından kınanmak suretiyle cerh edilmişlerdir, her ne kadar başkaları onları adil tanısalar da&#8230;</p>
<p>
	d- Şia olma veya &acirc;deta su&ccedil;muş&ccedil;asına şiilikle su&ccedil;lanmanın r&acirc;vi i&ccedil;in &ldquo;g&uuml;venilir değidir, zayıftır&rdquo; h&uuml;km&uuml;ne varmada yeterli bulunduğu İbn-i Haldun mantığına g&ouml;re Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in sıhahındaki onlarca ricali ve bu c&uuml;mleden olmak &uuml;zere Sahih-i Buhari&rsquo;yle Sahih-i M&uuml;slim&rsquo;deki onca r&acirc;vi ve ricali zayıf ve &ldquo;g&uuml;venilmez&rdquo; saymak gerekecektir. Nitekim Allame Şerefuddin &ldquo;el-M&uuml;racaat&rdquo; adlı tanınmış eserinde Sahih-i M&uuml;slim&rsquo;le Buhari&rsquo;deki ricallerden y&uuml;z&uuml;n&uuml;n Şi&acirc; veya şii olduğu iddia edilen kimselerden ibaret bulunduğunu yazar. Bu durumda Sahih-i M&uuml;slim, Buhari ve diğer Ehl-i S&uuml;nnet sahihlerindeki hadis ve rivayetlerin y&uuml;zlercesinin zayıf olduğunu s&ouml;ylemek gerekecektir ki; rical ulemasınca hafıza zayıflığı veya unutkanlık gibi nedenlerle &ldquo;zayıf&rdquo; olarak tespit edimiş bulunan zevat da buna eklencek olursa Sahih-i M&uuml;slim, Buhari ve diğer Ehl-i S&uuml;nnet sahihlerinde sahih bir hadis ve rivayet bulabilmek m&uuml;mk&uuml;n olmayacaktır artık.</p>
<p>
	İbn-i Haldun ve onun g&ouml;r&uuml;şlerine uyanlar, b&ouml;yle bir neticeyi kabullenmeye hazır mıdır ger&ccedil;ekten?! Bu durumda, s&ouml;zkonusu sahihlerdeki onca hadis ve rivayetler arasında ka&ccedil; tane &ldquo;Sahih&rdquo; hadis g&ouml;sterebileceklerdir acaba?!</p>
<p>
	e- <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadisler m&uuml;tevatir &ouml;l&ccedil;&uuml;lerinin de fevkindedir. Kaldı ki m&uuml;tavatir olayında ravinin senedi m&uuml;nakaşasına girmek anlamsız bir girişimdir ve doğrulanması veya reddi halinde, haberin sıhhat ve itibarını kesinlikle etkilememektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; daha &ouml;nce de hatırlattığımız gibi, m&uuml;tevatir hadiste ravilerin ve yolların &ccedil;okluğu m&uuml;tevatir hadisin g&uuml;venilir ve sahih olduğuna delalet eder; ravilerin ferd&icirc; vasıf ve tutumları değil. Binaenaleyh İbn-i Haldun&rsquo;un başlattığı tartışmaların tamamı doğru olsa bile -ki, değildir- bu durum Mehdev&icirc; hadislerin sıhhatini zerrece etkilemeyecektir.</p>
<p>
	Buraya kadar a&ccedil;ıklamalarımızdaki cevapları Ehl-i S&uuml;nnet kayanklarındaki usul ve hadisleri esas alarak aktardık. Şia hadislerine gelince; <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> konusunda Şi&acirc; kaynaklarında kayıtlı bulunan hadis ve haberler &ccedil;oklu ve sıhhat a&ccedil;ısından; bu t&uuml;r tartışma ve a&ccedil;ıklamalara l&uuml;zum dahi bırakmayacak bir haldedir ki daha sonraki bahislerimizde bu mevzu olanca netiliğiyle anlaşılacaktır zaten.</p>
<h2>
	Beşer&icirc; Tekam&uuml;l İlahi Hakimiyete Teslimiyetle Sonu&ccedil;lanacaktır</h2>
<p>
	İnsanlık tarihi b&uuml;t&uuml;n iniş &ccedil;ıkışlarına rağmen insanoğlunun kemal ve tekam&uuml;l&uuml;ne şahittir ki ilm&icirc;, tecr&uuml;b&icirc; ve d&icirc;n&icirc; boyutlarda bu kemal kolaylıkla m&uuml;şahede edilmektedir.</p>
<h2>
	İlm&icirc; Boyutta İnsanın Tekam&uuml;l&uuml;</h2>
<p>
	İnsanoğlu son d&ouml;nemlerde pozitif bilim ve teknolojide şaşırtıcı ilerlemeler kaydetmiş; fen bilimleri insani bilimler ve hatta tabiat&ouml;tesi bilimlerde de belli bir yol katetmiştir. Bir -iki asır &ouml;ncesine kadar imkansız gibi g&ouml;r&uuml;nen ve &ldquo;ham hayalden ibaret kurgular&rdquo; olarak telakki edilen bu ilerleme ve gelişmeler bug&uuml;n insanoğluna yepyeni bir medeniyet kazandırmıştır. Mesela insanoğlunun iletişim konusunda ulaştığı teknolojik seviye b&uuml;t&uuml;n insanlık i&ccedil;in &ldquo;cihanşum&uuml;l bir d&uuml;nya devleti&rdquo; fikrini geliştirmiş ve bunun ger&ccedil;ekleşmesinin m&uuml;mk&uuml;n olduğunu g&uuml;ndeme getirmiştir ki bizzat bu merhale bile, ister istemez ve farkında olmaksızın &ldquo;tek merkezden y&ouml;netilen ilahi bir devlet&rdquo;e doğru &ouml;nemli bir adımdır. Yeni teknolojik gelişmeler de giderek insanoğlunun hayatının yeni boyutlarına değişimler yaratmaktadır ki b&uuml;t&uuml;n bunlar, insanın kainatın hilkatiyle daha yakından tanışmasını ve Allah Teal&acirc;&rsquo;nın &acirc;fak ve enfusla -insanı i&ccedil; ve dış d&uuml;nyasıyla- ilgili ayetlerini gereğince kavramasını sağlayacak ve neticede insanoğlu Y&uuml;ce Rabbine daha bir yaklaşma imkanı bularak O&rsquo;nun &ccedil;izgisinde yaşayabilme şansını yakalayacaktır: &ldquo;&#8230;Biz, ayetlerimizi hem &acirc;fakta, hem kendi nefislerinde onlara g&ouml;stereceğiz&#8230;&rdquo;(Fussilet, 53)</p>
<h3>
	İnsanlığın &ldquo;Topluca Edindiği Tecr&uuml;be&rdquo;</h3>
<p>
	İnsanoğlunun edindiği tecr&uuml;belerin bazısı bir &uuml;lke veya sadece bir b&ouml;lgenin tecr&uuml;besiyle sınırlı olmaktadır ki bu t&uuml;r tecr&uuml;beler b&uuml;t&uuml;n insanoğluna malolmamakta, b&uuml;t&uuml;n insanlığın hafızasına ge&ccedil;memektedir. Buna karşılık; kimi tecr&uuml;beler de vardır ki şu veya bu şekilde b&uuml;t&uuml;n insanlar onu yaşamakta ve edinmektedirler; olumlu olup beğenilmesi halinde herkes&ccedil;e istenmekte, olumsuz olması halindeyse b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya bunun acısını yaşamakta ve ondan yaka silkmektedir. Mesela, yerk&uuml;re insanlarının tamamının hafızasına yerleşmiş ve &ldquo;herkesin edinmiş&rdquo; olduğu bu &ldquo;Topluca edinilmiş tecr&uuml;beler&rdquo;in biri de acı kapitalizm ve &ldquo;sosyalizm&rdquo; tecr&uuml;besidir. Bu acı tecr&uuml;be, akidev&icirc; ve k&uuml;lt&uuml;rel a&ccedil;ıdan dine; ekonomik a&ccedil;ıdan da &ouml;zel m&uuml;lkiyete karşı olan bir ideoloji ve devlet d&uuml;zeyinin uzun vadede başarılı olmayacağını, insanoğluna saadet ve huzur getirmeyeceğini b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya insanlarına g&ouml;stermiş oldu. Gerci insanoğlu Allah&rsquo;a iman edip O&rsquo;nun peygamberlerinin kulavuzluğunda y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş olsaydı bu acı tecr&uuml;beyi yaşayamayacaktı elbet; ama ne yazık ki s&ouml;zkonusu inan&ccedil; ve teslimiyeti g&ouml;stermemiş ve bunun ka&ccedil;ınılmaz bir sonucu olarak da mecburen bu acı tecr&uuml;beyi tatmıştır. Ş&uuml;pehsiz, bu &ldquo;toplu tecr&uuml;be&rdquo; den sonra insanoğlu alacağı iberti artık almış olup &ldquo;sosyalizm belası&rdquo;nı bir daha denemeye kalkışmayacaktır artık. B&ouml;ylece, insanoğlu &ldquo;Allah ve Resullerinin s&ouml;z ve yolunun ne derece doğru ve haklı olduğu bir kez daha anlaşılmış ve &ldquo;din ve dinin &ouml;nerdiği devlet sistemiyle insan arasındaki mesafe&rdquo; bu acı tecr&uuml;beden sonra biraz daha kapanmıştır. Bu arada edinilen tecr&uuml;belerin başarılı veya başarısız olmasının mutlaka bir sebepten kayanaklandığı ve asla &ldquo;tesad&uuml;fi&rdquo; olmadığı da bilinmelidir. S&ouml;zkonusu sebep ise, insanoğlunun v&uuml;cuduna ve ruhuna hakim olan yapı ve kurallara -fıtrata- uygun veya buna aykırı davranmasından başka birşey olmamıştır asla. İnsanoğlunun ilahi emir ve kuralları nazar-ı dikkate almadan sırf kendi d&uuml;ş&uuml;ncesine dayanarak koyduğu kanun ve uyguladığı projeler, kendi yapı ve fıtratına egemen olan ilahi sistemden b&icirc;haber ve kopuk olduğundan, genellikle b&uuml;y&uuml;k hatalar ve &ouml;nemli olumsuz neticeleri de beraberinde taşımaktadır ki bunların bir kısmı uzun vadede bilfiil ortaya &ccedil;ıkmakta ve insanoğlu yaptığının neticesini bizzat ve fiilen de g&ouml;rebilmektedir. Binaenaleyh insanoğlu olumsuz tecr&uuml;be ve edinimlerini tekrarlamamak veya en azından tedricen bunlardan uzaklaşmak zorundadır ki bu yanlışlardan geri atılan her adım, Allah Teal&acirc; ve insanoğlunun isteklerinin dengelendiği din terazisinde dengeye yaklaştıran bir adımdır aslında. Diğer taraftan bizler, inanan insanlar olarak Allah&rsquo;ın emirlerinin insan fıtratı ve doğasıyla uyumlu ve insan i&ccedil;in elzem olduğunu bilmekteyiz. İnsanoğlu kendi saadet ve huzuru i&ccedil;in olsun; bu harihi hakikatı tedricen kabullenmek zorundadır. Nitekim bu &ldquo;gidişat&rdquo; b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;nde Allah&rsquo;ın kanunlarına dayalı bir egemenliğin tedricen oluşmakta oluğunu g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	Meselenin daha iyi anlaşılması i&ccedil;in insanlığın din&icirc; y&ouml;nde ger&ccedil;ek tekam&uuml;l&uuml; hakkında ayrı bir kanunun bahsiyle daha bir zenginleştiğini netleştirmek de m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r, ne var ki mevzunun &ouml;zetle aktarılması zorunluluğu bizi bu kadarla iktifa etmek durumunda bıraktığından son olarak &ouml;ğrenmekte ve her ge&ccedil;en g&uuml;n insanlık tecr&uuml;besi biraz daha artırmaktadır; bu nedenledir ki insanoğlunun, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> eliyle kurulacak ilah&icirc; devlet nizamını kabul edebilmek yeteneği her ge&ccedil;en g&uuml;n biraz daha artmaktadır. Ger&ccedil;ekte beşerin tekam&uuml;l y&ouml;n&uuml;ndeki seyri ve hareketinin bir ciheti de b&ouml;ylesi bir h&uuml;kumetin tahakkuku i&ccedil;in zemin hazırlamaktadır.</p>
<h2>
	Eehl-i S&uuml;nnet Ulemasından Hi&ccedil; Kimse Mehdilik İnancını İnk&acirc;ra Kalkışmamıştır</h2>
<p>
	Buraya kadarki bahislerimizde İslam alimlerinin ister kaynak , ister &ouml;zel kitaplarda olsun, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, inancını vurguladıklarını, sahih ve m&uuml;tevatir hadis ve haberlerle bu İslam&icirc; inancı daima desteklediklerini belirttik. İslam ulemasının bu inancı kabul&uuml; ve bilfiil onayladığı hususu da dikkatten ka&ccedil;mamış, vurgulanması gereken bir diğer nokta da; İslam tarihi boyunca Mehdilik iddiasına girişen sahte Mehdilere karşı İslam ulemasının takındığı tavır ve g&ouml;sterdiği tepkinin niteliğidir. Nitekim İslam uleması bu gibi durumlarda Mehdilik inancını asla reddetmemiş, sadece bu iddiaya kalkışan şahısların, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkına hadislerde belirtilen &ouml;zellik ve alemtleri taşımadı-ğını s&ouml;ylemişlerdir. Mehdilik olayının İslam inan&ccedil;larıyla hi&ccedil;bir al&acirc;kası olmasa ve ilgili mevcut hadislerin bizzat Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;tan sadır olduğu kesin belglerle bilinmesyedi, s&ouml;zkonusu ulema elbette ki meseleyi halka a&ccedil;ıp s&ouml;yler; sadece o yalancı şahısları değil, meselenin aslını da b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle reddediverirlerdi. Halbuki ulema bunu yapmamıştır. Şimdi bu hadiselerden bir ka&ccedil;ına bakalım:</p>
<p>
	Ebu&rsquo;l Ferec ş&ouml;yle yazar: Muhammed bin Abdullah bin Hasan huruc ettiğinde, Medine&rsquo;nin fakihlerinden olan Muhammed bin İclan da onunla birlikte huruc etti. Muhammed bin Abdullah &ouml;ld&uuml;r&uuml;l&uuml;nce Medine valisi Cafer bin S&uuml;leyman Muhammed bin Iclan&rsquo;ı &ccedil;ağırtarak&rdquo; o yalancıya ni&ccedil;in katıldın?&rdquo; diye elinin kesilmesini emretti. Bu sırada o mecliste bulunan Medine&rsquo;nin fakih ve ricali şefaatte bulunup; arabuluculuk yaparak &ldquo;ey em&icirc;r; Muhammed bin Iclan Medine&rsquo;nin tanınmış &acirc;bid ve fakihlerindendir, onu affediniz, zira meseleyi ger&ccedil;ek zannetmiş ve Muhammed bin Abdullah&rsquo;ı; geleceği ve zuhuru rivayetlerde vaadedilmiş olan ger&ccedil;ek <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> sanma hatasına d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r!&rdquo;<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[20]</a></p>
<p>
	Yine, Muttaki-i Hind&icirc; diye meşhur olan Alauddin b. H&uuml;samuddin &ldquo;el-Burhan fi Alamat-i Mehdiy-i Ahir-uz Zaman&rdquo; adlı kitabında d&ouml;rt Ehl-i S&uuml;nnet mezhebinin alimlerinin &ldquo;Mehdilik inancının farz oluşu&rdquo; hakkındaki fetvalarını ve Hint b&ouml;lgesinde Mehdilik iddiasının bulunan bir kişinin bu iddiasının batıl olduğunu naklederek bu kitabın on&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; b&ouml;l&uuml;mde &ldquo;Mekke-i M&uuml;kerreme&rsquo;de bulunan arap ulemasının son zamanda &ccedil;ıkması vaadedilen <strong>Hz. Mehdi</strong> hakkındaki fetvaları&rdquo; başlığı altında ş&ouml;yle demiştir: Bu Mekke alimlerine y&ouml;neltilen soru ve cevabın metnidir:</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, bize hakkı g&ouml;ster ve ona uymaya bizi muvaffak kıl ve batılı g&ouml;ster ve ondan uzak durmayı bize nasib eyle.</p>
<p>
	Din &ouml;nderleri ve M&uuml;sl&uuml;manların yol g&ouml;stericileri olan değerli alimlerimiz (Allah onları te&rsquo;yid etsin) acem memleketlerinden birinde 910 yılda &ouml;len Hint asıllı Feruh isimli bir şahsın son zamanda &ccedil;ıkması vaad edilen <strong>Mehdi</strong> olduğuna ve bu <strong>Mehdi</strong>&rsquo;yi inkar edenin kafir olduğuna inanan bir grup hakkında g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;z nedir?</p>
<p>
	Sonra sizce vaadedilen <strong>Mehdi</strong>&rsquo;yi ink&acirc;r edenin h&uuml;km&uuml; nedir? Bize bu hususta fetva verin (Allah sizden razı olsun).</p>
<p>
	Bu soru 952 yılında yapılmıştır, muttaki Hindi bu soruya cevap veren d&ouml;rt mezhebin fakihlerinin fetvalarını şu şekilde kaydetmiştir:</p>
<p>
	1- İbn-i Hacer el-Heysemi&rsquo;nin fetvası.</p>
<p>
	2- Şeyh Ahmet Ebi Surur b. es-Seba el-Hanefi&rsquo;nin fetvası.</p>
<p>
	3- Şeyh Muhammed b. Muhammed el- Hattab&icirc; el-Maliki&rsquo;nin fetvası.</p>
<p>
	4- Şeyh Yahya b. Muhammed el-Hanbel&icirc;&rsquo;nin fetvası.</p>
<p>
	Bu d&ouml;rt fetvanın i&ccedil;erikleri ise kısaca ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	Şafii fıkhı: <strong>Mehdi</strong> ile ilgili hadislerin tevat&uuml;r derecesine ulaştığı a&ccedil;ık&ccedil;a bildirmiş ve onun hurucuyla ilgili m&uuml;tevatir nişaneleri zikrederek bu hususta kendi yazmış olduğu &ldquo;el-Kavl-ul Muhtasar fi Alamet-il <strong>Mehdi</strong> el-Muntazar&rdquo; adlı kitabına işaretle ş&ouml;yle demiştir: Eğer bu grubun <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin zuhurunu ink&acirc;r etmesi temelden s&uuml;nneti ink&acirc;r etmek anlamına gelirse onlar kafirdirler ve onlarla savaşmak farzdır. Ama bu grup s&uuml;nnete değil de sadece İslam İmamlarına karşı bir inat i&ccedil;in bunu yapıyorsa bu onlara bu akideyi iyice anlatmaya ve sonra da y&ouml;netici onların işlediği bu b&uuml;y&uuml;k su&ccedil;a ve bozuk akideye karşı hapis, d&ouml;vme gibi uygun g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; bir cezaya &ccedil;arptırması gerekir&#8230;</p>
<p>
	Hanefi fıkhı: S&ouml;zkonusu grup tarafından ortaya atılan iddianın batıl olduğuna fetva vererek ş&ouml;yle demiştir: o gruptakileri sahih naslarda ve sarih s&uuml;nnette ve ravilerinin &ccedil;ok olduğu i&ccedil;in tevat&uuml;r haddine ulaşan hadislerde yer alan bir şeye inan&ccedil; y&ouml;n&uuml;nden muhelefet ettikleri i&ccedil;in, şiddetle yok edilmeleri gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;tevatir ve m&uuml;steriz hadisler gereğince <strong>Hz. Mehdi</strong> son zamanda efendimiz İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ile huru&ccedil; edecektir.</p>
<p>
	Maliki fıkhı ise bu grubun iddiasının batıl olduğuna fetva verip ş&ouml;yle demiştir: S&ouml;zkonusu grubun, &ouml;len bir şahsın son zamanda zuhur etmesi vaadedilen <strong>Mehdi</strong> olduğuna inanmaları batıldır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu inan&ccedil; <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin vasıflarını ve zuhur alametlerini sahih bir şekilde a&ccedil;ıklayan hadislerle &ccedil;elişmektedir.</p>
<p>
	Hanbeli fakihleri ise ş&ouml;yle demiştir: Bu gurubun inancı son zamandaki <strong>Mehdi</strong>, onun zuhurunun nasıl başlayacağı, kendi vasıfları ve zamanında vuku bulacak olaylar hakkındaki sahih hadislerle &ccedil;eliştiği i&ccedil;in bozuktur ve bunda da hi&ccedil; bir ş&uuml;phe yoktur&#8230;</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi ulema, bu t&uuml;r sahte Mehdileri reddederken Mehdilik inancını asla raddetmemiş, bilakis, bu inanca temelde katıldıklarını vurgulamış ve s&ouml;zkonusu sahtek&acirc;rların bu girişiminin i&ccedil;y&uuml;z&uuml;n&uuml; ispatlamak i&ccedil;in de <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkındaki hadis ve rivayetlerden faydalanmışlardır.</p>
<p>
	Kısacası İslam tarihi boyunca bir tek M&uuml;sl&uuml;man alim Mehdilik inancını inkara kalkışmamış, hatta İbn-i Haldun&rsquo;un s&ouml;zlerinde de Mehdilik inancının temelini reddeder ibareler yer almamıştır. Olsa olsa Mehdilik konusunda ş&uuml;pheye d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r. Yani İbn-i Haldun&rsquo;un Yaşadığı d&ouml;nem olan hicri 8. yy&rsquo;a kadar hi&ccedil;bir İslam alimi Mehdilik inancını inkar etmemiş, bu hususta ş&uuml;pheye dahi rastlanmamıştır. İbn-i Haldun&rsquo;dan sonra da İslam uleması yazdıkları &ccedil;eşitli kitaplarla bu inancın doğruluğunu savunarak İbn-i Haldun&rsquo;u reddetmiş ve &ldquo;Mehdilik&rdquo;in tamamen İsl&acirc;mi bir akide olduğunu vurgulamışlardır.</p>
<h3>
	&Ouml;zetle:</h3>
<p>
	Buraya kadarki bahsimiz şu şekilde &ouml;zetlenebilir:</p>
<p>
	1- <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zuhuru gayb&icirc; meselelerden biri olup bizzat Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> tarafından defalarca sahabeye beyan edilmiştir.</p>
<p>
	2- Şia ve S&uuml;nni kaynaklarında onlarca sahabe bu hadisleri Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&lsquo;tan rivayet etmişlerdir.</p>
<p>
	3- Hz. Emir&rsquo;el M&uuml;&rsquo;minin İmam Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, İmam Hasan <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, İmam H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ve diğer Ehl-i Beyt İmamlarının <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ashabı, bu İmamlardan <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkında onlarca hadis aktarmışlardır</p>
<p>
	4- <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislerin &ccedil;okluğu ve ehemmiyetine binaen S&uuml;nni ve Şi&acirc; uleması, bu hadisleri i&ccedil;eren muteber kaynakların yanısıra sırf bu hadisler hakkında da ayırca &ccedil;eşitli eserler yazmışlardır.</p>
<p>
	5- Şia ve S&uuml;nni ulemasınca da &ouml;nemle vurgulandığı &uuml;zere <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkındaki hadisler m&uuml;tevatir olup, akidev&icirc; usul&uuml;n ispatı i&ccedil;in muteber ve h&uuml;ccet durumundadırlar.</p>
<p>
	6- <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili rivayetlerin tamamını; İslam&rsquo;ın b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya egemen olup diğer b&uuml;t&uuml;n dinlere de galebe &ccedil;alacağı yolundaki Kur&rsquo;an ayetleriyle mutabık ve uyumludur.</p>
<p>
	7- Mesleye mantık&icirc; a&ccedil;ıdan bakılacak olursa insanoğlunun ilm&icirc;, teknolojik ve dini sahalarda kaydettiği tedrirc&icirc; gelişme ve edinilen toplum tecr&uuml;belere binaen g&uuml;n&uuml;n birinde <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> tarafından kurulacak olan d&uuml;nya adelet devletinin l&uuml;zum ve hakkaniyetine inanacağı ve bunun can-ı g&ouml;n&uuml;lden kabule hazır olacağı g&ouml;r&uuml;l&uuml;r.</p>
<p>
	8- İslam tarihi boyunca Mehdiliğini inkar eden bir tek tanınmış alim mevcut değildir.</p>
<h2>
	İmam Mehdi Hakkında G&uuml;n&uuml;m&uuml;zdek Ş&uuml;phelerin Kaynağı</h2>
<p>
	İslam ulemasının Mehdilik konusundaki g&ouml;r&uuml;şleri gayet sahih ve hi&ccedil;bir ş&uuml;pheye yer bırakmayacak kadar net olduğu halde neden &ccedil;ağdaş bazı yazarların bu meseleyi inkara kalkıştığı sorusu g&uuml;ndeme gelmektedir. Sahi; Kur&rsquo;an ve ilgili hadisler apa&ccedil;ık ortada dururken ve bunlarda hi&ccedil;bir ekleme veya azaltma yapılmamışken konu neden saptırılmakta ve bu t&uuml;r ink&acirc;rların ardında ne gibi fakt&ouml;rler yatmaktadır?</p>
<p>
	Bu soruya &ouml;zetle verilecek cevap şudur: S&ouml;zkonusu inkarcılar <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı ink&acirc;r ederken ne Kur&rsquo;an&rsquo;a, ne de s&uuml;nnete dayan-mamaktadırlar. İnceleme ve konuşmalarında da İslami y&ouml;ntemlere baş-vurmamaktadırlar; mesela, konuyla ilgili ayet, hadis ve rivayetlerin niteliği ve anlamları &uuml;zerinde ilm&icirc; bir et&uuml;tde bulunmamaktadırlar. Nitekim, eğer Kur&rsquo;an ve s&uuml;nneti esas alıp İslami y&ouml;ntemlerle meselelere yaklaşacak olsalar da, hi&ccedil; ş&uuml;phesiz onlar da, asırlardır İslam ulemasının ulaştığı neticeye ulaşabilecek ve Mehdilik hakikatini kabul etmekten başka &ccedil;areleri kalmayacaktı ki daha sonra bunu etraflıca ele almaya ve meselenin saiklerini incelemeye &ccedil;alışacağız inşaallah.</p>
<h3>
	İslam&rsquo;da Mehdi İnancını İnk&acirc;ra Neden Olan Fakt&ouml;rler</h3>
<p>
	Mehdiliği inkar olayı, Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnette bulunmayan ve k&ouml;k&uuml; uzak tarihlere kadar varmayan yeni bir din&icirc; ve k&uuml;lt&uuml;rel opozisyondur. Bu yeni olumsuzluğun k&ouml;klerini, d&uuml;nyadaki k&uuml;lt&uuml;rel ve siyasi kutuplaşmaların etkilediği İslam d&uuml;nyasındaki benzeri etkileşme sahalarında aramak gerekir. Bilindiği &uuml;zere, d&uuml;nyadaki k&uuml;lt&uuml;rel gelişmeler ve son d&ouml;nemlerdeki mevcut siyasi bloklaşma ve kutuplaşmalar t&uuml;rl&uuml; etkenlerden kaynaklandığı gibi bunların İslam d&uuml;nyasındaki yanlışlık ve izleri de ayrıca ele alınması gereken &ouml;nemli konulardan biridir. Bu &ouml;zet bahiste b&ouml;ylesine geniş bir mevzuyu ayrıca ele almak m&uuml;mk&uuml;n olmadığından biz burada sadece &ldquo;d&uuml;nyadaki siyasi ve k&uuml;lt&uuml;rel kutupların bu kutuplaşmalarının İslam d&uuml;nyası &uuml;zerindeki bilhassa olumsuz iz ve yankıları&rdquo; &ccedil;er&ccedil;evesinde kısaca birka&ccedil; noktayı vurgulamakla yetineceğiz. Son d&ouml;nemlerde ortaya &ccedil;ıkan &ldquo;Mehdiliğin inkar&rdquo;ı olayında en &ouml;nemli etken şu &uuml;&ccedil;&uuml;d&uuml;r:</p>
<h3>
	1- M&uuml;steşrikler ve Batılı Yazarları Taklit</h3>
<p>
	Mehdilik inancı etrafında inkar ve ş&uuml;phe uyandırmaya y&ouml;nelik karekterlerin ardında yatan en &ouml;nemli fakt&ouml;r, ş&uuml;phesiz, oryantalistlerle batılı yazarlardan serdolunan g&ouml;r&uuml;şlerin kimi M&uuml;sl&uuml;manlar tarafından, dikkatle incelenmeden kabul g&ouml;rmesidir. Meselenin daha kolay anlaşılması i&ccedil;in batılı m&uuml;steşriklerin İslam&rsquo;a ve İslam&rsquo;ın Mehdilik inancına nasıl baktıklarını incelemek yeterli olacak ve o zaman kimi M&uuml;sl&uuml;man aydınların onlardan nasıl etkilenmiş olduğu ortaya &ccedil;ıkacaktır.</p>
<h3>
	Oryantalislerin İslam&rsquo;a Bakışı</h3>
<p>
	Son birka&ccedil; y&uuml;zyılda batılı oryantalistler s&ouml;m&uuml;r&uuml; ekseninde belli bazı İslami meselelerle bilhassa ilgilenir oldular; mezkur m&uuml;steşriklerin bu &ouml;zel konularda &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;kleri tez ve g&ouml;r&uuml;şler dikkatle incelenecek olursa bu g&ouml;r&uuml;şlerin genellikle ger&ccedil;eğe dayanmadığı ve d&uuml;nya s&ouml;m&uuml;r&uuml; sisteminin uzun vadeye y&ouml;nelik &ccedil;ıkarları doğrultusunda garazkar&acirc;ne gayeleri hedeflediği g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. S&ouml;zkonusu m&uuml;steşriklerin kimi de bu hususta g&ouml;r&uuml;ş belirtirken ya hıristiyanlık ve yahudiliğin etkisiyle ya da meselelere salt maddi ve beşeri pencerlereden baktıklarından neticede yine mevzunun sapmasına neden olmuş ve birtakım isl&acirc;mi hakikatleri tahrif etmişlerdir.</p>
<p>
	Dr. Cevad Ali &ldquo;Tarih-ul Arab fil İslam&rdquo; eserinde c.1, s.9-11&rsquo;de bu konuda ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	Hıristiyan oryantalistlerden bir &ccedil;oğu kilisenin din adamlarıdırlar veya batı ilahiyat fak&uuml;ltelerinde yetişmiş kimselerdirler. Bunlar İslam&rsquo;daki hassas konuları ele aldıklarında bunların hıristiyanlıktan alındığını ispatlayama &ccedil;alışırlar.</p>
<p>
	Yahudi oryantalistler ise, İslam&rsquo;da olan her şeyin yahudilikten alındığını israrla ileri s&uuml;rerler. Her iki grup da bu hususta kendi eğilimleri doğrultusunda şaftlı yargılarla hareket etmekteler.</p>
<p>
	Son M&uuml;sl&uuml;man olmuş olan Fransalı Oryantalist İtin Dine ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	Oryantalistlerin kendi eğilim ve hislerinden kurtulmaları imkansız olmasa da &ccedil;ok zor bir şeydir. Bu y&uuml;zden onlar peygamber ve sahabenin hayatını ger&ccedil;ek bi&ccedil;imi tamamen kaybolacak şekilde tahrif etmişlerdir. Onlar bilimsel araştırma ve eleştiri metoduna bağlı olduklarını &uuml;stelemekle birlikte, onların Muhammed hakkında yazdıkları kitaplarını okuyan birisi Muhammed&rsquo;in Almanca veya İtalyanca konuştuğunu zanneder. B&ouml;ylece oryantalist yazarın bağlı olduğu dil ve b&ouml;lgeye g&ouml;re Muhammed&rsquo;in de şekli değişime uğramaktadır.</p>
<p>
	Biz İslam tarihiyle ilgili bu yazılarda ger&ccedil;ek peşinde olsak ger&ccedil;ekten bir iz bulmamız m&uuml;mk&uuml;n olmayacaktır.</p>
<p>
	Oryantalistler bizlerce kendi hayallerinin &uuml;r&uuml;n&uuml; olan potreler &ccedil;iziyorlar. Onların sunduğu şahsiyetler ger&ccedil;eği bir yana, hatta Volter Sokot ve Elkendord Domes&rsquo;in efsanevi yazılarındaki hayali şahsiyetlerde de benzerine rastlanamaz.</p>
<p>
	Esasen s&ouml;zkonusu kesimden bundan başkasını beklemek safdillik olur. Zira kendisi yahudi veya hırıstiyan olan, ya da ateist ideolojiye sahip bir m&uuml;steşrik zaten İslam&rsquo;ı da, İslam peygamberini de inkar ediyor demektir; b&ouml;yle biri herhangi bir et&uuml;d&uuml;n de elbette ki Kur&rsquo;an ve s&uuml;nneti esas almayacak, vahye dayalı İslam senetlerini &ouml;l&ccedil;&uuml; kabul etmeyecektir. B&ouml;yle bir araştırmacının herhangi bir yorum mecburiyetinde kalması halinde meseleye hırıstıyanlık, yahudilik veya ateizm gibi pencerelerden yaklaşacağı ve mesela İslam dinini yorumlarken, bu dinin doğal fakt&ouml;rlerden kaynaklandığını ve değerlerini de hırıstiyanlık, yahudilik veya bir başka dinden aldığını ya da tamamen peygamberin kendi beşer&icirc; zekasının &uuml;r&uuml;n&uuml; olduğunu s&ouml;yleyeceği apa&ccedil;ık ortadadır. M&uuml;steşriklerin b&uuml;t&uuml;n inceleme, beyan ve eserlerine hakim olan atmosfer budur. Aşağıda s&ouml;zkonusu eserlerinden birka&ccedil; &ouml;rnek aktaracağımız aydın ve incelemeden ge&ccedil;en bu zevatın &ccedil;alışma ve d&uuml;ş&uuml;ncelerinin &uuml;r&uuml;n&uuml;n&uuml; &ldquo;İslam&rsquo;ın asalet ve &ouml;zsoyluluğunu inkar etme, Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnetin vahye dayalı hakikatlerini zedelemeye &ccedil;alışma veya hi&ccedil; olmazsa bu hakikatler &ccedil;evresinde ş&uuml;pheler uyandırma&rdquo; şeklinde h&uuml;lasa etmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p>
	Başka bir deyişle m&uuml;steşrikler ilgin&ccedil; bir ittifakla hep benzeri şeyleri yazıp yaymış ve İslam&rsquo;ın başka dinlerden kayanaklandığını, Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;in -neuzubillah- Allah&rsquo;ın vahyi olmayıp tabii şartlarda oluşan hadiselerdir ki Hz. Muhammed <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> tarafından Yahudilikten iktibas edildiğini ve bunlarda birtakım değişiklikler yapılarak Kur&rsquo;an&rsquo;ı oluşturduğunu ve bug&uuml;n hadis olarak rivayet edilen şeylerin onun s&ouml;zleri değil, halkın kendi s&ouml;zleri olduğunu, o s&ouml;ylemişse bile vahyle değil, yahudiler, hırıstiyanlar veya diğer kavimlerden iktibas edildiğini s&ouml;ylemek istemişlerdir,</p>
<p>
	Bu arada, s&ouml;zkonusu oryantalistlerin b&ouml;yle incelemelerde ilk adımda a&ccedil;ık&ccedil;a İslam ve İslam Peygamberini inkar ve Kur&rsquo;an&rsquo;ın vahye dayalı oluşunu sarahatle reddetme gibi bir yol izlemediklerini de hemen belirtelim. Her ne kadar bunu yapan bazı m&uuml;steşrikler olmuşsa da, genel ge&ccedil;er y&ouml;ntemleri &ccedil;ok daha farklı olmuştur. Aksi takdirde garazkar olduklarını herkes kolayca anlayacak, M&uuml;sl&uuml;man ve gayri m&uuml;slim herkes, onların eserleri ve g&ouml;r&uuml;şlerinde &ouml;ne s&uuml;ren bilimsellik ve araştırmacılığın sadece aldatıcı bir kılıf olduğunu &ccedil;abucak farkedecek ve oryantalizm b&uuml;t&uuml;n itibarını bir &ccedil;ırpıda yitirmiş olacaktı. Binaenaleyh oryantalistler İslam&rsquo;ı ve Kur&rsquo;an&rsquo;ı ink&acirc;r ve İslami hakikatleri tahrif hususunda daha &ccedil;ok, indirekt y&ouml;ntemlere başvurmuşlar; kimi zaman ilm&icirc; araştırmalar kılıfında, kimi zaman Hz. peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;i g&uuml;ya &ouml;v&uuml;yormuş ve onun şahs&icirc; zekasına &ccedil;ok hayranlık duyuyormuş gibi g&ouml;r&uuml;nerek kurnazca metodlarla yazdıkları s&ouml;zde &ldquo;ilm&icirc; tetkikleri&rdquo; nde, okuyucuyu şartlandırma ve kendi d&uuml;ş&uuml;nce ve emellerini ona ampoze etme yoluna gitmişlerdir. B&ouml;ylece okuyucunun; bilhassa M&uuml;sl&uuml;man okuyucunun; &uuml;rk&uuml;t&uuml;lmeden yazarla paralel d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p onunla birlikte adım atması ve yazarın bu g&uuml;ya &ldquo;bilimsel&rdquo;(!) ve &ldquo;tarafsız&rdquo;(!) incelemeleri neticesinde edindiği tespitlere, okuyucunun farkında dahi olmadan katılmısı sağlanmak istenmiştir. Bahsimizin bu kısımında m&uuml;steşriklerin bu y&ouml;ntemlerinden birka&ccedil; &ouml;rnek aktarıyor; detaylı incelemeler ve son kararı okuyucunun kendisine bırakıyoruz:</p>
<h2>
	Oryantalistlerin İslam Konusundaki G&ouml;r&uuml;şlerine Birka&ccedil; &Ouml;rnek</h2>
<h3>
	Oryantalislere G&ouml;re Hz. Resulullah&rsquo;ın (s.a.a) S&ouml;z Ve Haberleri, Onun Kendi Zeka ve Hayal G&uuml;c&uuml;n&uuml;n &Ucirc;r&uuml;n&uuml;d&uuml;r!</h3>
<p>
	Mc. Donald ş&ouml;yle der: Muhammed Mekke&rsquo;deki yahudilere yaslanmıştır. Ama onlar &ccedil;ok ge&ccedil;meden ona d&uuml;şmanlık beslemeye başlayınca başka yardımcılar bulmaya &ccedil;alışmaktan başka bir &ccedil;aresi kalmamıştır. B&ouml;ylece keskin zekası ile arapların babası olarak İbrahim&rsquo;e yeni bir y&ouml;n vermeye sevketmiş ve bu yolla da kendisini kendi d&ouml;neminin yahudiliğinden kurtarıp İbrahim&rsquo;in yahudiliğine bağlamayı başarmıştır.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[21]</a> Horovitz Tevrat maddesi altında ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Kur&rsquo;an&rsquo;da bu gibi a&ccedil;ık işaretlerin yanısıra aldığı kaynağı demeden Tevrattan aldığı ve bir &ccedil;ok yerde tekrarladığı h&uuml;k&uuml;m ve kıssalar mevcuttur.&rdquo;<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[22]</a></p>
<p>
	Peygamber, g&ouml;kten gelen el&ccedil;inin peygamberlerle konuştuğu kıssasını kendisi uydurmuş ve sonra da kendi risalet ve vahyini ondan aldığına inanmıştır. Belli olan şu ki, Cebrail İncil&rsquo;deki, m&uuml;jdelemeden haberi olmuş, ama, Cebrail&rsquo;e diye birisini bir vasıta olmadan tanıması m&uuml;mk&uuml;n olmadığı i&ccedil;in belki de bu hadisi bazı filozof ve din araştırmacılarından veya hanif din &uuml;zere olanlardan duymuştur. Ve onlara da bu mesele saptırılarak ulaşmıştır.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[23]</a></p>
<p>
	A.J Wensink, ise ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Salat (namaz) kelimesinin Kur&rsquo;an&rsquo;dan &ouml;nceki, edeb&icirc; eserlerde ismi ge&ccedil;mediğine g&ouml;re, belki de diğer simgelerini arap &uuml;lkelerinde yaşayan yahudi ve hıristiyanlardan almıştır.&rdquo;<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[24]</a> Diğer bir yerde de ş&ouml;yle diyor: Gold Zehir, Gold zehir beş vakitlik namaz hususunda Hutsma&rsquo;yı redderken beş vakitlik namazların belirlenişinin Farslara ait izlerin bulunduğuna inanıyor.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[25]</a></p>
<p>
	Mc. Donald Allah maddesiyle ilgili olarak ş&ouml;yle diyor: Allah&rsquo;ın isimlerinden biri de &ldquo;es-selam&rdquo;dır. Bu sıfat sadece Haşr suresinde yeralmış bulunmaktadır&#8230; Bu sıfat hırıstiyanların ibadetlerinde okunan ibarelerden Muhammed&rsquo;in hafızasında kalan bir kelime olabilir.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[26]</a></p>
<p>
	Allah maddesinde ş&ouml;yle diyor: A&ccedil;ıktır ki, yaratıcının sıfatlarını Muhammed İbranice&rsquo;den almış ve &ouml;zel anlamını kastetmeden işletmiştir.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[27]</a> Aynı zat &ldquo;ba&rsquo;l&rdquo; maddesiye ilgili olarak da aynı iddiayı tekrarlamış ve bu kelimenin Tevrat&rsquo;tan alındığını, sonra da ona başka bir anlam verilmeğe &ccedil;alışıldığını s&ouml;ylemiştir.<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[28]</a></p>
<h3>
	M&uuml;steşrikler Karşısında M&uuml;sl&uuml;manların Vazifesi</h3>
<p>
	M&uuml;steşriklerde bu t&uuml;r ifade ve beyanlara sık&ccedil;a rastlamak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r; Kur&rsquo;an, vahy ve s&uuml;nneti beşeri fikirlermiş&ccedil;esine takdim eden bu t&uuml;r m&uuml;steşrik vecizelerinin tamamına değinebilemek i&ccedil;in ciltler dolusu kitaplar yazmak gerekir aslında. Bu &ouml;rneklerle şunu a&ccedil;ıklamak istedik: M&uuml;steşriklerin bu t&uuml;r tespitleri genellikle bir inceleme hatası değil, kimi zaman &ouml;neceden hesaplanmış tavırlar, kimi zaman da araştırma y&ouml;ntem ve prensiplerinin doğru olmayışından kaynaklanmaktadır ki yahudi veya hırıstiyan bir m&uuml;steşrikin elinde ister istemez b&ouml;ylesi sonu&ccedil;lar doğurmaktadır. İşte bu noktada M&uuml;sl&uuml;man araştırmacılar İslam&rsquo;ın vazge&ccedil;ilmez hakikatlerinin m&uuml;dafaası i&ccedil;in kaleme sarılmalı ve bunun d&icirc;n&icirc; ve ilm&icirc; vazife olduğu bilincini taşıyabilmelidirler. O zaman mezkur oryantalistlerin y&ouml;ntem veya prensip hatalarını kolaylıkla tespit etderek İslam&rsquo;ın hakkaniyetini herkese ispatlama imkanı doğar. Oysa iş tam tersine olmuş ve bazı M&uuml;sl&uuml;man yazarlarla aydınlar, m&uuml;steşriklerin İslam&rsquo;a y&ouml;nelik bu aşikar saldırılarına karşı koyacakları yerde onları &ldquo;samimi araştırmacılar ve tarafsız bilimadamları (!)&rdquo; olarak kabul edip kendi eser ve konuşmalarında s&uuml;rekli oryantalistlerden iktibaslarda bulunup g&ouml;r&uuml;şlerini belge kabuletmek suretiyle onların g&uuml;ndemde tutulmasına vesile olmuş ve bu şarkiyatcıların İslam d&uuml;şmanı fikirlerinin M&uuml;sl&uuml;man toplumlara sızmasında ara&ccedil; olmak gibi b&uuml;y&uuml;k bir hataya d&uuml;şm&uuml;şlerdir. Bunun en bariz &ouml;rneklerinden biri y&uuml;ce İslam dininin Mehdilik inancıdır. M&uuml;sl&uuml;man yazar ve aydınların bir kısmı bu hususta yahudi ve hırıstiyan şarkiyat&ccedil;ıların g&ouml;r&uuml;şlerini olduğu gibi esas almış, kendi dinlerinin naslarına istinad edeceklerine, tutup oryantalistlerin kıstaslarına sarılmışlardır. Daha &ouml;nceki bahsimizde bu kistas ve maksatlı g&ouml;r&uuml;şlerden birka&ccedil; &ouml;rnek vefmiştik: şimdi kimi M&uuml;sl&uuml;man yazarların Mehdilik konusundaki &ouml;zel g&ouml;r&uuml;şlerini aktaracak ve bunların, s&ouml;zkonusu şarkiyat&ccedil;ıların g&ouml;r&uuml;şleriyle ne kadar aynı olup &ouml;rt&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, hatta bu M&uuml;sl&uuml;man yazarların kendilerinden bir tek c&uuml;mle ekleme ihtiyacı bile hissetmediğini hep birlikte g&ouml;receğiz:</p>
<h3>
	Şarkiyat&ccedil;ıların Hataları Bir Konuyla Sınırlı Değil, Usul ve Prensip Hatasıdır</h3>
<p>
	M&uuml;steşriklerin hatası, herhangi bir araştırmacının (m&uuml;steşriklere de araştırmacı diyebilmek m&uuml;mk&uuml;nse tabi!) pekala yapabileceği bir inceleme veya bulgu hatası değildir; onlarınki tamemen usul ve prensiplerden doğan temel inan&ccedil;lardan kaynaklanan batıllardır; yahudi, hırıstiyan veya maddeci olan her araştırmacı i&ccedil;in ka&ccedil;ınılmaz yanlışlardır bunlar. Konunun dışına taşmamak i&ccedil;in daha &ouml;nce aktardığımız &ouml;rnekler bu garazkar zevatın y&uuml;zlerce hata ve garazlarından sadece birka&ccedil;ını g&ouml;stermektedir. Şarkiyatcılar İslam&rsquo;la ilgili inceleme ve beyanlarında daima &ouml;nyargılı olmuşlar ve b&uuml;t&uuml;n g&ouml;r&uuml;ş ve beyanlarını &ldquo;Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve alihi vesellem&rsquo;in, haşa peygamber olmadığı, dolaysıyle Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnetin de vahye dayalı bulunmadığı&rdquo; şeklindeki inkarcı ve m&uuml;şrik bir inan&ccedil; sistemi &uuml;zerine bina etmişlerdir. B&ouml;yle bir batıl &ouml;nyargıyla hareket ettikleri ve bir zemine ayak bastıkları i&ccedil;in elde ettikleri sonu&ccedil; ve neticeler de batıl ve yanlış olmuş ve bu yanlış y&ouml;ntemle mesela Kur&rsquo;an&rsquo;la s&uuml;nnette ge&ccedil;en ve hırıstiyanlık, yahudilik veya diğer din ve g&ouml;r&uuml;şlerle benzeşen bir nokta bulduklarında bunu, &ldquo;demekki İslam falan dinden tezah&uuml;r edip ortaya &ccedil;ıkmış&rdquo; şeklinde değerlendirmelerde bulunmuş, hi&ccedil;bir benzeşme g&ouml;rmedikleri hususları da &ldquo;ilahi vahye dayanmayan ve tamamen doğal gerek&ccedil;elerden kaynaklanan veya Hz. Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in ya da M&uuml;sl&uuml;-manların hayat şartlarında şeklini bulmuş kurallar&rdquo; şeklinde yorum-lamışlardır!</p>
<h3>
	Bu Yanlış Y&ouml;ntemin Mehdilik Konusunda Doğurduğu Sonu&ccedil;</h3>
<p>
	Yahudi, hırıstiyan veya maddeci m&uuml;steşriklerin birtakım &ouml;nyargı ve g&acirc;r&acirc;zlardan hareketle yanlış neticelere ulaştıkları ve alabildiğine eleştirerek, her zaman yaptıkları gibi yahudilik, hırıstiyanlık veya benzeri bir başka batıl inanca yanaşma yoluna gidip &ldquo;maddi şartların doğruduğu ka&ccedil;ınılmaz neticeler &ldquo; ya da &ldquo;siyasi ve sosyal emellerin şekillendirdiği beşer&icirc; inan&ccedil; ve zeka &uuml;r&uuml;nleri&rdquo; şeklinde tahrifatlarla tanıtmaya &ccedil;alıştıkları nice isl&acirc;mi meslelerden biri de Mehdilik konusudur.</p>
<p>
	Mesela Donald&#8230; ş&ouml;yle der: &ldquo;Emeviler d&ouml;neminde İslam devletlerin varolan adalet ve bereberlik yetersizliği son zamanda <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin ortaya &ccedil;ıkacağı fikrinin oluşmasının sebeplerinden olacağı b&uuml;y&uuml;k br ihtimaldir.&rdquo;</p>
<p>
	Goldzhıer de fikrini ş&ouml;yle a&ccedil;ıklar: &ldquo;Aslında Yahudi ve Hıristiyan motiflerden doğup etkilenmiş olan Mehdilik d&uuml;ş&uuml;ncesi Zerd&uuml;ştl&uuml;ğ&uuml;n kalıplarından da etkilenip hayalci insanların hayal &uuml;r&uuml;nleriyle de yoğrulunca ortaya bug&uuml;nk&uuml; Mehdilik destanı &ccedil;ıkmış oldu! Sonra da Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in hadislerinden <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a dair alıntılarda bulunulmuştur ki bu hadislere sahih hadis kitaplarında rast-lamak m&uuml;mk&uuml;n değildir<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[29]</a></p>
<p>
	Van Volten aynı doğrultuda hareket ederek ş&ouml;yle der: Doğulular kehanet ve bilinmeyen gelecekten haber vermeğe ruh&icirc; y&ouml;nden eğilimlidirler. Bu y&uuml;zden kurtarıcıya inanmak doğu tabiatına uygundur. Bu ise o y&ouml;relerde bulunan cehalet ve zul&uuml;mden kaynaklanmaktadır. Bu y&uuml;zden bu t&uuml;r inan&ccedil;lar eski doğu halkları arasında varola gelmiştir. Volter ş&ouml;yle diyor. Abbasi h&uuml;k&uuml;mdarlarının zulm&uuml; Emeviler d&ouml;nemindeki zul&uuml;mden az olmamıştır. Bu ise, halkı yeni Abbasi d&uuml;zenin zulm&uuml;nden kurtulmak i&ccedil;in Mehdilik inancına sarılmaya sevketmiştir.</p>
<p>
	1.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Binaenleyh şarki yaratıcıların İslam&rsquo;da Mehdilik inancı yahudilik ve hrıstiyanlıktan alınma bir inan&ccedil;tır.</p>
<p>
	2- Kimi oryantalislere g&ouml;re de Mehdilik inancı o &ccedil;ağlarda mevcut zul&uuml;m ve baskı ortamının şartlarından kaynaklanmış sosyal bir tepkimedir ve d&icirc;n&icirc; hakikati yoktur.</p>
<p>
	Daha &ouml;nce de belirttiğimiz gibi, tarafsız araştırmacılar olduğu (!) zannedilen bu oryantalisler; kendi b&acirc;tıl dinleri ve hizmet ettikleri malum odaklardan aldıkları direktifler neticesinde İslam&rsquo;ı ve Kur&rsquo;an&rsquo;ı zaten reddetmekte ve bunları yahudilik, hrıstiyanlık veya insan zekasının &uuml;r&uuml;n&uuml; olarak telakki ettiklerinden, bundan başka bir tavır sergilemeleri ve ger&ccedil;eğe yakın durmaları da beklenmez elbet. Esasen s&ouml;zkonusu şarkiyat&ccedil;ıların Mehdilik konusunda bundan farklı bir tutum sergilemeleri şaşırtıcı olur.</p>
<h3>
	Batılı Oryantalistlerin Doğulu Taklit&ccedil;ileri</h3>
<p>
	S&ouml;zkonusu oryantalistlerin doğulu taklit&ccedil;ileri de Mehdilik konusunda onların fikirlerine destek verip onların b&acirc;tıl bulgu ve verilerini savunmaktan başka birşey yapmamışlardır. Aradaki tek fark, oryantalistlerin aksine, s&ouml;zkonusu taklit&ccedil;ilerin kendilerine M&uuml;sl&uuml;man bir araştırmacı g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; vermeleri ve İslam&icirc; meseleleri &ldquo;M&uuml;sl&uuml;man bir aydın ve yazar&rdquo; &uuml;nvanıyla tahrif etmiş olmalarıdır! Mesela Ahmet Emin şu iddiada bulunur:</p>
<p>
	&ldquo;Şia&rsquo;yı Mehdilik fikrini &ccedil;ıkarmaya ve ona sarılmaya sevkeden şey, Ali&rsquo;nin &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesi, Muaviye&rsquo;nin başa ge&ccedil;mesi, Hasan&rsquo;ın ona biat etmesi, sonra H&uuml;seyin&rsquo;in şehit d&uuml;şmesi, Emevilerin aleyhine yapılan hareketlerin yerilgiyle sonu&ccedil;lanması ve onların iktidarı elerinde bulundurmaları gibi vakıalar netisesinde oluşan Şia&rsquo;nın durumu olmuştur.&rdquo;</p>
<p>
	Yine onun &ouml;ğrencisi olan Sa&rsquo;d Muhammed Hasan da, Mehdilik inancını kimi zaman yahudilik ve hırıstiyanlığa bağlamaya &ccedil;alışmakta, kimi zaman da zul&uuml;m şartlarının doğurduğu zihn&icirc; bir hayal &uuml;r&uuml;n&uuml; olarak değerlendirme yoluna gitmektedir.</p>
<p>
	T&uuml;rkiyeli yazarlardan Ethem Ruhi Fığlalı da Marglıous&rsquo;un g&ouml;r&uuml;şlerini aynen iktibas etmiş ve ondan etkilenerek ş&ouml;yle diyebilmiştir:</p>
<p>
	&ldquo;Hz. H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın Kerbel&acirc;&rsquo;da hicri 61. (miladi 680) yılında Emeviler tarafından şehid edilmesi M&uuml;sl&uuml;manları hakikaten &ccedil;ok sarsmış ve bir &ldquo;kurtarıcı&rdquo;ya -duyulan- ihtiya&ccedil;, acil hale gelmişti.&rdquo; (Ethem Ruhi Fığlalı: İtik&acirc;di İslam Mezhepleri, s: 268)</p>
<p>
	Ve bir başka yerde de ş&ouml;yle diyor Fığlalı: &ldquo;Mutlak m&uuml;stebid idarecilerin h&uuml;km&uuml; altında ezilen kitleler, kendilerini karanlıklardan aydınlığa &ccedil;ıkaracak bir kurtarıcıyı, yani &ldquo;<strong>Mehdi</strong>&rdquo; yi daima beklemişlerdir. (Ae. s: 267)</p>
<p>
	İşin ilgin&ccedil; ve &uuml;z&uuml;c&uuml; tarafı sayın Fığlalı&rsquo;nın bu g&ouml;r&uuml;şlerine Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnette delil bulamadığından bir m&uuml;steşriki nass kabul etmesi ve bu satırlara belge olarak aktardığı dipnotta &ldquo;Modlang&rdquo;ın fikirlerini &ouml;l&ccedil;&uuml; ve dayanak almış olmasıdır!</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi bu taklit&ccedil;ilerin Mehdilik konusundaki tutumları yahudi ve hırıstiyan m&uuml;steşriklerin tavırlarıyla tıpatıp aynı olup zerrece farklılık arzetmemekte ve bu g&ouml;r&uuml;şlerde kendilerine ait tek c&uuml;mleye rastlanmamaktadır. Halbuki Mehdilik hakikatinin inkarı ve bunu yahudilik veya hırıstiyanlıkla a&ccedil;ıklama, ya da zalim ve zorba egemenlerin doğurduğu şartların sosyal bir tepkisi şeklinde değerlendirme hatasına İslam tarihinde rastlamak m&uuml;mk&uuml;n değildir; bilakis; İslam&rsquo;ın temel inan&ccedil;larından olan Mehdilik hakikatinin inkarı yahudilik ve hırıstiyanlıktan iktibas edilmiş bir tahrif ve saptırmaca olup; Mehdiliği inkara kalkışan İslam camiasındaki yazarların tamamı, bu fikirleri ya hırıstiyan, ya yahudi yazarlardan almışlardır.</p>
<p>
	Bu alanda Said Eyyub da diyor ki: &ldquo;Aldatıcılar aleminde bilginlik ve d&uuml;r&uuml;stl&uuml;k maskesi altında k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;z&uuml; tamamen &ccedil;&uuml;r&uuml;tmek isteyen niceleri vardır. Batılı Gold Zehir ve Volter gibi bazıları Mehdilik fikrini reddettikleri i&ccedil;in, burada da bir takım aydınlar onlara uymuşlardır. Bunun nedeni ise bunların hep Batıdan ne gelirse ona hayranlık duydukları i&ccedil;indir.&rdquo;<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[30]</a></p>
<p>
	Birka&ccedil; noktaya dikkat edilecek olursa mesele daha kolay anlaşılır: Herşeyden &ouml;nce; bu t&uuml;r iddiaları ilk başlatanın daima batılı hırıstiyan veya yahudi yazarlar olduğunu, mevcut &ouml;rnekler ve belgelerin de a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koyduğu &uuml;zere, M&uuml;sl&uuml;man ge&ccedil;inen taklit&ccedil;i yazarların daima onları izlemiş ve onların d&uuml;ş&uuml;ncelerini taklit etmiş bulunduğunu g&ouml;zden ırak tutmamak gerkir. İkinci &ouml;nemli nokta ise, bu taklit&ccedil;i yazarların genellikle takdim edilen ve ger&ccedil;ekte batı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne hayran ve batılı araştırmacı ve yazarların fikirlerinden kolayca etkilenen tipler olmasıdır.</p>
<p>
	&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; nokta da, s&ouml;zkonusu batı hayranı bu taklit&ccedil;ilerin; yahudi ve hırıstiyan m&uuml;steşrikleri ger&ccedil;ekten ciddi birer araştırmacı ve bilimadamı zannetmesi ve onların yazılı eserlerini bilimsel ve ciddi eserler olarak telakki etmesidir. Bu nedenledir ki mezbur yazarlarla s&ouml;zde aydınlar, &ccedil;eşitli İslam&icirc; konularda, ve bu c&uuml;mleden olmak &uuml;zere bilhassa Mehdilik konusunda fikir y&uuml;r&uuml;t&uuml;rken hep bu m&uuml;steşriklerin belgelerini oryantalistlerin inceleme beyanatlarında arama yoluna gitmişler, her nasılsa bunun kendilerine entellekt&uuml;el bir prestij kazandıracağını ve o zaman daha bir &ldquo;aydın&rdquo; (!) g&ouml;r&uuml;neceklerini d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şlerdir!</p>
<p>
	Mesela &ldquo;Ethem Ruhi Fığlalı&rdquo; Mehdilik mevzuna ayırdığı 22 sayfalık g&ouml;r&uuml;şlerinde tam 24 yerde Mc. Donald ve Goldzhceir gibi m&uuml;steşriklerin g&ouml;r&uuml;ş ve beyanatlarına atıfda bulunmuş ve İslam&rsquo;a ve İslam&icirc; meselelere nasıl baktıklarını daha &ouml;nce a&ccedil;ıklamış olduğumuz gibi g&ouml;sterme yoluna gitmiştir!! <a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[31]</a> Mehdiliğe inananları bu inancın ispatı i&ccedil;in Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnete başvururken; Mehdiliği ink&acirc;r edenlerin, bunu ispatlamak i&ccedil;in Yahudi ve Hıristiyan yazarlardan destek ve senet araması bile, aklı selim sahibi insanlar i&ccedil;in yeterince a&ccedil;ıklayıcı ve d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml;d&uuml;r. Hal b&ouml;yle iken, bu iki kutuptan hangisinin İsl&acirc;m&icirc; ve hangisinin yahudilikten kaynaklanmış olduğu apa&ccedil;ık ortadadır zaten.</p>
<h2>
	Fığlalı&rsquo;nın Hz. Mehdi Ve Hz. İsa (a.s) Hakkındaki G&ouml;r&uuml;şlerine Bir Eleştiri</h2>
<p>
	Ethem Ruhi Fığlalı T&uuml;rkiye&rsquo;de <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı ink&acirc;ra kalkışan yazarların ilk başta gelenlerinden biridir ve bilindiği &uuml;zere bug&uuml;n T&uuml;rkiye&rsquo;de <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı ink&acirc;ra yeltenenlerin tamamına yakın bir kısmı bu g&ouml;r&uuml;şlerini ondan almış olup, iddialarını onun g&ouml;r&uuml;şlerine dayandırmaktadırlar. Bu nedenle s&ouml;zkonusu yazarın mezbur mevzu etrafındaki g&ouml;r&uuml;şlerinin ciddi bir değerlendirmesini yapmanın gerekli ve faydalı olacağı inancındayız.</p>
<p>
	&ldquo;Ethem Ruh&icirc; Fığlalı&rsquo;nın bu konudaki en &ouml;nemli menfiliği, &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; g&ouml;r&uuml;şlerini Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnetten değil, yahudi ve hırıstiyan m&uuml;steşriklerden olması ve olaya onların penceresinden bakmasıdır&rdquo; demiştik. Bunun yanısıra s&ouml;zkonusu yazarın g&ouml;r&uuml;şlerinde kimi zaman meseleyi saptırma, kimi zaman da hakkı batıl gibi g&ouml;sterme gayretleri de var ki; bunlardan birka&ccedil;ını aktarmamız yeterli olacaktır sanıyoruz:</p>
<h2>
	1- Fığlalı&rsquo;nın Mehdilikle Ric&rsquo;at Konusunu Karıştırması</h2>
<p>
	Ethem Ruhi Fığlalı efendi son h&uuml;km&uuml;n&uuml; zaten &ouml;nceden vermiş olduğu y&uuml;ce İslam&rsquo;ın vazge&ccedil;ilmez hakikatlerinden olan Mehdilik ger&ccedil;eğini inkar edip M&uuml;sl&uuml;man halkın bu temel konu &ccedil;evresindeki inan&ccedil;larını tezyif yoluyla zihinleri bulandırmaya &ccedil;alıştığı i&ccedil;in; tıpkı selefleri olan şarkiyat&ccedil;ılarla onların doğulu taklitcilerinin yaptığının aynını yapmakta ve Mehdilik inancının bir İslam inancı olmadığını iddia yoluna giderek bu inancın yahudilik ve hırıstiyanlık inan&ccedil;larından İslam&rsquo;a ge&ccedil;miş olduğunu s&ouml;ylemek istemektedir. Ancak, bunu doğrudan doğruya s&ouml;ylemeye cesaret edemediği ve bu y&ouml;ntem de artık kalıplaşmış bir oryantalizm oyunu olarak yeterince tanındığı i&ccedil;in Ethem Fığlalı efendi oyunu biraz daha zarif kurallarla oynamakta ve m&uuml;steşriklerin g&ouml;r&uuml;şlerini aktardıktan sonra bu g&ouml;r&uuml;şleri kesin ifadelerle reddetmeyerek &ldquo;bu kanaatlerine katılmak pek m&uuml;mk&uuml;n g&ouml;r&uuml;lmemektedir&rdquo; şeklindeki ifadelerle meseleyi muğlak ve ş&uuml;pheli bir sınırda bırakmayı tercih etmektedir. Yazar, ilgin&ccedil; bir y&ouml;nteme daha başvurarak Mehdilik inancının Yahudilik veya Hıristiyanliktan kaynaklandığına katılmadığını s&ouml;ylemekte, ama bunu s&ouml;ylerken hemen ardından m&uuml;steşriklerin aksi cihetteki g&ouml;r&uuml;şlerini de dipnot d&uuml;şmekten kendini alamayarak dolaylı empoze y&ouml;ntemine başvurmaktadır. Bununla da yetinmeyen Fığlalı, garazk&acirc;r yazarların sık sık d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; bir konuma daha tenezz&uuml;l etmekte ve Mehdilikle ric&rsquo;at inancını karıştırmaya &ccedil;alışarak oryantalist seleflerinden geriye kalmamaya gayret etmekte ve &ldquo;İtikadi İslam Mezhepleri&rdquo; adlı kitabında ş&ouml;yle demektedir:</p>
<p>
	&ldquo;Daha sonraki devirlerde olduk&ccedil;a yaygınlaşan bu <strong>Mehdi</strong> fikri biraz sonra da temas edileceği &uuml;zere d&ouml;n&uuml;ş, yani &ldquo;ric&rsquo;at&rdquo; inanışı ile de karışık olmuş ve kurtarıcı olarak yeni bir şahıs beklemek yerine &ldquo;&ouml;len, fakat &ouml;lmediğine inanılan bir kimsenin yeniden gelişi&rdquo; ve d&ouml;n&uuml;ş&uuml; şeklinde anlaşılmaya başlamıştır.</p>
<p>
	Fığlalı&rsquo;nın buradaki kelime oyunu her ne kadar ustaca planlanmışsa da az bir dikkatle kolayca farkına varılabilmekte ve saptırmak istediği mesele bile olanca &ccedil;arpıklığıyla sırıtmaktadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ric&rsquo;at inancı Fığlalı&rsquo;nın kelime oynuyla tahrif etmeye &ccedil;alıştığı gibi &ldquo;&Ouml;len, ama &ouml;lmediğine inanılan kimsenin yeniden gelişi&rdquo; (s: 267) değil; &ldquo;&ouml;len ve &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne de inanılan kimsenin yeniden gelişi ve d&uuml;nyaya d&ouml;n&uuml;ş&uuml;&rdquo;d&uuml;r ki sayın Fığlalı şu ifadelerinde de aynı d&ucirc;n payeye d&uuml;şmekten kurtulamamaktadır:</p>
<p>
	&ldquo;Daha sonra, kurucusu olarak kabul edildiği Keysaniye fırkasınca &ouml;l&uuml;m&uuml; inkar edilmiş ve &ouml;lmez olarak Radva Dağı&rsquo;na yerleştirilmek suretiyle, orada d&ouml;neceği zaman beklenir olmuştur. B&ouml;ylece Muhammed bin el-Hanefiyye, daha sonraki İsna Aşeriyye şiilerinin gizli İmamı gibi &ldquo;el-Mehdiyy&rsquo;ul Muntazar&rdquo;, yani &ldquo;Beklenen <strong>Mehdi</strong>&rdquo; haline gelmiştir. Tabi bu durumda Mehdilik fikrine ric&rsquo;at inanışının da sokulmuş olduğu ve bilhassa şiilerce gizli İmamları i&ccedil;in benimsendiği g&ouml;r&uuml;lmektedir&rdquo;</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi Fığlalı burada ric&rsquo;ati&rdquo; &ouml;len ve &ouml;lmediğine inanılan birinin d&ouml;n&uuml;ş&uuml;&rdquo; şeklinde saptırırken İmamiye Şi&acirc;sının <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkındaki inancına &ccedil;ağrışını saptırmakta, zuhur ve gaybet olayıyla ric&rsquo;at meselesini kasıtlı bir şekilde birbirine karıştırarak bu konuları &ccedil;ok iyi bilmeyen M&uuml;sl&uuml;man dimağlarda ş&uuml;phe ve inkar izleri bırakmayı planlamaktadır. Daha sonra da Mehdilik ve ric&rsquo;at konusunu karıştırarak, ric&rsquo;atin tamamen yahudi ve hıristiyan inancı olduğunu iddia ediyor. Bununla varacağı sonu&ccedil; ise esasen <strong>Mehdi</strong> inancını yahudilikle hırıstiyanlığa bağlayarak, &ouml;nceden pl&acirc;nlamış olduğu şekilde zihinleri iğfal etmek olacaktır. Nitekim ric&rsquo;at konusunda, belirttiğimiz şekilde &ccedil;arpıttıktan sonra Fığlalı Bey, ağzındaki baklayı nihayet &ccedil;ıkarmakta ve &ldquo;Ş&uuml;phe yok ki ric&rsquo;at, daha &ouml;nce de ifade edildiği gibi, tamamen bir yahudi ve hırıstiyan akidesidir&rdquo; deyivermektedir!</p>
<p>
	Dolayısıyla, Fığlalı beyin, nice zahmetlere katlanarak ne yapıp edip Mehdilik konusunu ric&rsquo;ate ve ric&rsquo;at konusunu da yahudilik ve hıristiyanlığa irca ettiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Fakat &uuml;z&uuml;c&uuml; olan nokta, Fığlalı&rsquo;nın, yıllarca tahsil ve mutaaladan sonra Şia&rsquo;nın en se&ccedil;kin inan&ccedil;larından biri olan Mehdilik konusundan habersiz oluşu ve Şia&rsquo;daki Mehdilik inancının ric&rsquo;at meselesiyle hi&ccedil; bir ilgisinin olmadığını bilmeyişidir.<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[32]</a></p>
<h3>
	Şia İnan&ccedil;larında Ric&rsquo;atla Mehdilik Arasındaki Temel Fark</h3>
<p>
	Burada şunu belirtelim ki, Mehdilik inancı, gaybet ve zuhur meselesi ric&rsquo;at meselesinden tamamen farklı olduğu apa&ccedil;ık bellidir.Mehdilik inancı, gaybet ve zuhur konusu şu anlamdadır: Doğumundan bug&uuml;ne kadar ve zuhur edip d&uuml;nyayı adaletle dolduracağı g&uuml;ne kadar yaşıyor. Fakat şimdi o hazret gaybettedir; yani insanların arasında olup onların toplantılarına katılıp, hacda hacılar arasında olmasına rağmen insanlar her ne kadar onu g&ouml;rseler bile tanımazlar, o da &ccedil;ok az durumlarda &ouml;zel bir takım maslahatlardan dolayı kendisini tanıtmaktan sakınmaktadır. O bir g&uuml;n zuhur edecek, o g&uuml;n insanlar onu <strong>Mehdi</strong> olarak tanıyacaklar ve o yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle dolduracaktır.</p>
<p>
	Ama ric&rsquo;at ise şu anlamdadır: Sırf iman veya sırf k&uuml;f&uuml;rle d&uuml;nyada yaşadıktan sonra &ouml;len bir grup insan Allah&rsquo;ın emriyle dirilerek m&uuml;min olanların izzetle ve kafirlerin ise zilletle yaşaması i&ccedil;in d&uuml;nyaya d&ouml;neceklerdir. Dolayısıyla Fığlalı&rsquo;nın ric&rsquo;atı &ldquo;&Ouml;len, fakat &ouml;lmediğine inanılan kimsenin yeniden gelişi&rdquo; şeklindeki tanımı tamamen yanlıştır. Ric&rsquo;atın doğru tanımı &ldquo;&Ouml;len ve &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne inanılan kimsenin yeniden gelişi&rdquo;dir. Bunun da Şi&acirc;&rsquo;nın, <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin yaşadığı ve bir g&uuml;n zuhur edeceğiyle ilgili inancıyla hi&ccedil; bir ilgisi yoktur. Ayrıca, ric&rsquo;at ve <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin zuhuru ikisi de birbirinden tamamen farklı iki anlam olup mantık a&ccedil;ısından bu ikisi arasında hi&ccedil; bir gereksinim ve bağlantı yoktur. Yani eğer ric&rsquo;ate delalet eden hadisler olmadaydı <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin gaybet ve zuhuruna delalet eden hadislerden bazı insanların &ouml;ld&uuml;kten sonra bir g&uuml;n tekrar d&uuml;nyaya gelecekleri kesinlikle anlaşılmamaktadır.</p>
<p>
	Dikkat edilmesi gereken diğer &ouml;nemli nokta da şudur: İmamet ve Mehdilik inancı Şi&acirc;&rsquo;nın inan&ccedil; esaslarından biridir. Buna g&ouml;re Şi&acirc;, Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;tan sonra ilm&icirc; ve siyas&icirc; merciliğin on iki İmama mahsus olduğuna inanmaktadır. Dolayısıyla, Kur&rsquo;an tefsirinde, doğru s&uuml;nneti yanlışından tanımada, fıkıh, kelam ve diğer din&icirc; alanlarda Resul-i Ekrem&rsquo;den (s.a.a.) sonra on iki İmama ve bunlardan biri olan <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a m&uuml;racaat etmektedir. Ric&rsquo;at meselesi Şia&rsquo;nın &ldquo;İmamet ve Mehdilik&rdquo; ilkesine inanmasından kaynaklanan ayrıntılardan sadece birisidir. İşte bu y&uuml;zden, ric&rsquo;at konusunu hi&ccedil; bir zaman &ldquo;İmamet ve Mehdilik&rdquo; inancıyla bir sırada kabul edemeyiz. Dolayısıyla ric&rsquo;at konusu sadece &ldquo;İmamet ve Mehdilik&rdquo; konusunun kapsamına girmemekle kalmıyor, ortam a&ccedil;ısından da &ldquo;İmamet ve Mehdilik&rdquo; menzilesinde değildir.</p>
<h2>
	2- İslam&rsquo;ın Hz. İsa&rsquo;nın (a.s) G&ouml;ğe Aldığı ve N&uuml;zul Edeceği Alanındaki İnancını İnk&acirc;r Edilemez</h2>
<p>
	M&uuml;sl&uuml;manların Kur&rsquo;an ayetleri, Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ve Ehl-i Beyt İmamlarından rivayet edilen hadislere dayanarak g&ouml;r&uuml;ş birliği i&ccedil;erisinde olduğu meselelerden biri, Hz. İsa&rsquo;nın g&ouml;ğe ağdığı ve bir g&uuml;n yery&uuml;z&uuml;ne ineceği inancıdır. -Bu inancın delillerine ileride değineceğiz.- İslam&rsquo;a g&ouml;re yahudiler Hz. İsa&rsquo;yı &ouml;ld&uuml;rmemiş, salibe &ccedil;ekmemişler, aksine, Allah Teala onu ruhu ve bedeniyle g&ouml;ğe &ccedil;ekmiş, o, ahir zamanda g&ouml;kten inerek <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin yardımına koşacak, onun İmametinde namaz kılacaktır. Ne yazık ki bu İslam&icirc; inan&ccedil; da İslam&rsquo;ın &ldquo;<strong>Mehdi</strong>lik&rdquo; inancı gibi ş&uuml;pheye d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş ve hatta bu inancın bir İslam inancı olduğu ink&acirc;r edilmiştir. Fığlalı ilk &ouml;nce ayetlerin a&ccedil;ık&ccedil;a Hz. İsa&rsquo;nın (ruh ve bedeniyle) g&ouml;ğe ağmasına delaletini ink&acirc;r ederek kitabının 244. Saygasında ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&ldquo;Bir kere İsa b. Meryem&rsquo;in bedeniyle ve canlı olarak semaya &ccedil;ekildiği&rdquo; şeklinde bir a&ccedil;ıklama bize bu konudaki ayetlerin sınırını olduk&ccedil;a zorlayan bir davranış gibi g&ouml;z&uuml;k&uuml;yor.&rdquo;</p>
<p>
	Ve buna dayanarak Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; (bedenen g&ouml;ğe ağmadığını) ileri s&uuml;r&uuml;yor. Dolayısıyla Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kte olduğuna ve kıyamette &ouml;nce yere ineceğine delalet eden hadisler bu ayetlerle &ccedil;elişmektedir. Bu konu m&uuml;fessirleri bu ayetleri te&rsquo;vil etmeye mecbur etmiş ve dolayısıyla ş&ouml;yle demişlerdir:</p>
<p>
	İsa b. Meryem&rsquo;in ref&rsquo;i ve vefatıyla ilgili deliller yalnızca bu ayetlerden ibaret olsaydı bir bakıma mesela yoktu denebilirdi. Ama, hadislerde s&ouml;z konusu edilen İsa&rsquo;nın kıyamet d&uuml;n&uuml;nden &ouml;nce d&ouml;neceğine dair h&uuml;k&uuml;mlerin varlığı m&uuml;fessirleri ayetlerde ge&ccedil;en kelimelerin bilinen a&ccedil;ık anlamları dışında te&rsquo;vil (yorum) yoluna gitmek ve ayetleri hadislerdeki g&ouml;r&uuml;şler istikametinde a&ccedil;ıklamak zorunda bırakmıştır.&rdquo;</p>
<p>
	Hatta Fığlalı&rsquo;ya g&ouml;re M&uuml;sl&uuml;manların Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zul ve inişiyle ilgili inancı tamemen Yahudi ve Hıristiyan inancıdır. Dolayısıyla ref (g&ouml;ğe ağma, &ccedil;ekilme) kelimesi ge&ccedil;en bir ka&ccedil; ayeti naklettikten sonra ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&ldquo;G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi ayetlerde ref kelimesi daha &ccedil;ok manevi y&uuml;kseklik, &uuml;st&uuml;nl&uuml;k ve &uuml;stte oluş anlamlarına gelmektedir. Buna rağmen bir kısım m&uuml;fessirler Hz. İsa&rsquo;nın geri gelişine (ric&rsquo;at) dair haberlerin ger&ccedil;ekleştirmesini veya başka bir ifadeyle doğrulamasını sağlamak i&ccedil;in&#8230; insanları beşikte iken de, yetişkin iken de iyilerden olarak konuşacaktır (&Acirc;l-i İmran/46, M&acirc;ide/110) ve o kıyametin kopacağını bildirir ve (Zuhruf/61) ayetlerinin de işaret olduğunu belirtmişlerdir.&rdquo;</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi burada Fığlalı Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın inişine inanmayı ric&rsquo;at bilmektedir. Başka bir yerde de ric&rsquo;atle ilgili inancını ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor:</p>
<p>
	&ldquo;Ş&uuml;phe yok ki ric&rsquo;at daha &ouml;nce de ifade edildiği gibi tamamen bir yahudi ve hıristiyan akidesidir.&rdquo;</p>
<p>
	Fığlalı bu ifadesini tekrarlayarak Kur&rsquo;an&rsquo;ın sarih nasslarına ters d&uuml;şen konumda ayak diremekte, inat g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	Meseleyi tam tersine g&ouml;sterip ayetlerde Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n ve g&ouml;ğe &ccedil;ekilmediğini delirtildiğini iddia ettikten sonra, Fığlalı, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın canlı olarak g&ouml;ğe &ccedil;ekildiğini g&ouml;steren yery&uuml;z&uuml;ne n&uuml;zul ve inişiyle ilgili hadisleri &ouml;nemsiz g&ouml;stermeye &ccedil;alışmakta ve bu hadisleri vahid haber şeklinde takdim ederen, ilgili eserinin 253. sayfasında &ldquo;nitekim, Decaal&rsquo;ın &ccedil;ıkışıyla ilgili olan ahad haberlerde İsa b. Meryem <em>aleyha sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zulu a&ccedil;ık&ccedil;a belirtilmiştir&rdquo; demektedir.</p>
<p>
	Fığlalı, aynı kitabın 265. sayfasında da bu hadisleri ahad olarak tanımlamakta&#8230; B&uuml;t&uuml;n bu bulgu ve tetkiklerden sonra Fığlalı&rsquo;nın; Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın canlı olarak g&ouml;ğe ağdığı &ccedil;eklindeki Kur&rsquo;an ve İslam inancını sarahatle ink&acirc;r ettiğini ve ş&ouml;yle dediğini g&ouml;rmekteyiz:</p>
<p>
	a- Hz. İsa <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p>
<p>
	b- Hz. İsa&rsquo;nın <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> g&ouml;ğe ağması olan &ldquo;ref&rdquo;, o hazretin canlı olarak; yani ruhu ve v&uuml;cuduyla g&ouml;ğe y&uuml;kselmesi değil; makam ve değer a&ccedil;ısından y&uuml;kseltilmesi demektid.</p>
<p>
	c- Hz. İsa&rsquo;nın <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> tekrar yery&uuml;z&uuml;ne ineceğini bildiren rivayetler ahad haberler olup mazmunları Kur&rsquo;an&rsquo;a uymamaktadır.</p>
<p>
	Evet, Fığlalı&rsquo;nın mezkur konudaki g&ouml;r&uuml;şleri &ouml;zetle b&ouml;yle. Şimdi bunları Fığlalı Bey gibi yahudi ve hırıstiyan oryantalistlerin kitaplarıyla değil de; Allah&rsquo;ın kitabı ve O&rsquo;nun Resul&uuml; <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;nin s&uuml;nnetiyle değerlendirelim ve ne kadarının doğru, ne kadarının yalan olduğunu g&ouml;relim hep birlikte.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h3>
	a- Hz. İsa Ger&ccedil;ekten &Ouml;lm&uuml;ş m&uuml;d&uuml;r?</h3>
<p>
	Hz. İsa <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne dair Fığlalı&rsquo;nın &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; tek delili &Acirc;l-i İmran suresinin 55. ayet-i kerimesinde ge&ccedil;en ve &ldquo;ruhun &ccedil;ıkarılması&rdquo; anlamına gelen &ldquo;teveff&acirc;&rdquo; kelimesidir. Bu ayette me&acirc;len ş&ouml;yle buyruluyor:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Hani Allah, İsa&rsquo;ya demişti ki: &lsquo;Ey İsa, doğrusu senin ruhunu alacak ve seni kendime y&uuml;kselteceğim, seni k&uuml;fredenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete değin, k&uuml;fre sapanların &uuml;st&uuml;ne ge&ccedil;ireceğim. Sonra d&ouml;n&uuml;ş&uuml;n&uuml;z yalnızca banadır, hakkında anlaşmazlığa d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z şeyde, aranızda ben h&uuml;kmetedeğim&rdquo;</strong></p>
<p>
	Aynı k&ouml;k&uuml;n kullanıldığı bir ayet te Maide, 117&rsquo;deki, ş&ouml;yle buyrulmaktadır:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;&#8230;Onların i&ccedil;inde kaldığım s&uuml;rece ben onların &uuml;zerinde bir şahidim, benim d&uuml;nyada s&uuml;ren hayatıma son verdiğinde, &uuml;zerlerindeki g&ouml;zetleyici, Sendin, sen herşeyin &uuml;zerine şahid olansın&rdquo;</strong></p>
<p>
	Fığlalı&rsquo;ya g&ouml;re bu ayetlerde ge&ccedil;en arap&ccedil;a &ldquo;m&uuml;teveffik&rdquo; ve &ldquo;teveffeyten&icirc;&rdquo; terimleri a&ccedil;ık&ccedil;a Hz. İsa <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;l&uuml;m&uuml;ne delalette bulunduğu halde, m&uuml;fessirler, Hz. İsa <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın tekrar yery&uuml;z&uuml;ne ineceği yolundaki rivayetlere binaen Hz. İsa <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ink&acirc;r etmiş ve bu ayetleri tevilde bulunmuşlardır.</p>
<p>
	Halbuki Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de &ldquo;teveff&acirc;&rdquo; terimi sadece &ldquo;&ouml;l&uuml;m&rdquo; anlamında kullanılmış değildir, bu kelime, ruhun bedenden her t&uuml;rl&uuml; ayrılışı i&ccedil;in kullanılır; yani mesel&acirc; hem uyku, hem &ouml;l&uuml;m i&ccedil;in aynı kelime ge&ccedil;er Kur&rsquo;an&rsquo;da, nitekim Z&uuml;mes suresinin 42. ayetinde her iki anlamda da kullanılmıştır:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Allah, &ouml;l&uuml;mleri zamanında canları alır, &ouml;lmeyeni de uykusunda -bir t&uuml;r &ouml;l&uuml;m sokar- B&ouml;ylece, kendisi hakkında &ouml;l&uuml;m kararı verilmiş olanı-n ruhu-nu turar, &ouml;b&uuml;r&uuml;n&uuml; ise, adı belirlenmiş bir esele kadar salıverir. Ş&uuml;phesiz bunda; d&uuml;ş&uuml;nebilmekte olan bir kavim i&ccedil;in ger&ccedil;ekten ayetler vardır.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Ayetin arap&ccedil;asında da g&ouml;r&uuml;leceği &uuml;zere, &ldquo;teveff&acirc;&rdquo; kelimesi tekrarlanmaksızın ilgin&ccedil; bir şekilde hem &ldquo;&ouml;l&uuml;m&rdquo;, hem &ldquo;uyku&rdquo; halleri i&ccedil;in kullanılmıştır. Bu da s&ouml;zkonusu terimin &ouml;l&uuml;m olduğu kadar uykuyu da ifade edebileceğini ortaya koymaktadır:</p>
<p>
	Binaenaleyh Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;ğe y&uuml;kseltilmesiyle ilgili ayetlerde ge&ccedil;en &ldquo;teveff&acirc;&rdquo; teriminin &ouml;l&uuml;m&uuml; ifade ettiğini s&ouml;ylemek mesnedsiz bir iddiadan ibarettir. Hatta ayetteki y&uuml;kseltme ve teveff&acirc; terimleri arasında bir &ouml;ncelik ve sonralık sıralaması s&ouml;zkonusu olmasaydı bile, yine de Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; ve daha sonra sadece ruhunun g&ouml;ğe &ccedil;ekildiği gibi bir anlam &ccedil;ıkarılamayacaktı bundan.</p>
<p>
	&ldquo;Teveff&acirc;&rdquo;nın sadece uyku i&ccedil;in kullanıldığı ayetse En&rsquo;am suresinin 60. ayetidir, bu ayette ş&ouml;yle buyrulur:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Sizi geceleyin uyutan ve g&uuml;nd&uuml;z&uuml;n g&uuml;&ccedil; yetirip etkilemekte -yapıp kazanmakta- okduklarınızı bilen, sonra, adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten -yani uyandıran- da O&rsquo;dur. Sonra en son d&ouml;n&uuml;ş&uuml;n&uuml;z O&rsquo;nadır. Sonra, yapmakta olduklarınızı size O haber verecektir.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Kaldık ki, M&acirc;ide, 117&rsquo;de <strong>&ldquo;Benim d&uuml;nya hayatıma son verdiğinde&rdquo;</strong> şeklinde meali terc&uuml;me edilmiş olan ayet-i kerimede, pekala Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten inişinden sonra ve kıyametten &ouml;nce &ouml;leceğine işaret ediliyor olabilir.</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi Fığlalı&rsquo;nın Kur&rsquo;an m&uuml;fessirlerinin bir takım rivayetlerden etkilenerek mezbur ayetleri te&rsquo;vil ettiği yolundaki iddiası ger&ccedil;ekle zerrece bağdaşmayan asılsız bir iddiadır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; heryeden &ouml;nce, bu ayetler Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;l&uuml;m&uuml;ne delalette bulunmamaktadırlar, dolayısıyle de Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın halihazırda hayatta olduğu ve yery&uuml;z&uuml;ne ineceği yolundaki hadis ve rivayetlerle bağdaşmadığını s&ouml;yleyebilmek m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>
<p>
	Ayrıca, Fığlalı&rsquo;nın iddiası tamemen batıldır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ayetin arap&ccedil;asında ge&ccedil;en &ldquo;teveffeyteni&rdquo; ve &ldquo;seteveffik&rdquo; c&uuml;mlelerinin anlamı ister &ldquo;&ouml;l&uuml;m&rdquo; olsun, ister &ldquo;uykuda alma&rdquo; (başka bir tabirle ister Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> &ouml;lm&uuml;ş olsun ve ister olması) kesinlikle Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zul edeceğine delalet eden rivayetlerle &ccedil;elişmemektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu rivayetler Hz. İsa&rsquo;nın hayattayken g&ouml;kten ineceğini bildirmektedir. Ama onun daha &ouml;nce &ouml;l&uuml;p &ouml;lmediği rivayetlerin delaletinin sınırını aşar ve anlamını değiştirmez. Evet, rivayetler zımni olarak Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;ğe bedenen ağacağına, yani, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zahir zamanda yere nazil olması i&ccedil;in daha &ouml;nce g&ouml;ğe &ccedil;ekilmiş olması gerektiğine delalet eder. Elbette, ref&rsquo; ayetleri Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;ğe &ccedil;ekildiği konusuna iyice delalet eder ve ger&ccedil;ekte raf&rsquo; ayetleri Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zul edeceğine delalet eden hadislerin doğru olduğuna diğer bir tanıktır. Sonraki b&ouml;l&uuml;mde ref&rsquo; ayetleri hakkında daha geniş bilgi vereceğiz.</p>
<h3>
	b- Hz. İsa (a.s)&rsquo;nın G&ouml;ğe Y&uuml;kselmesiyle İlgili Ayetlerin Fığlalı Tarafından Tevili</h3>
<p>
	Kur&rsquo;an ayetleri &uuml;zerinde dikkatli bir incelemeden sonra Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın diğer peygamberler arasında &ccedil;ok farklı bir konumu olduğu ve sadece ona mahsus bu konumu kabul edebilmenin; ancak gaybe iman ve Allah Teala&rsquo;nın sonsuz kudret ve d&uuml;c&uuml;ne can-u g&ouml;n&uuml;lden inanmakla m&uuml;mk&uuml;n olabileceği g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Mesela Hz. Meryem-i Azr&acirc; hi&ccedil;bir erkekle teması olmadığı halde Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı doğurmuş ve bug&uuml;n bilinen tabiat kanunları ve pozitif bilimin sınırlarının &ouml;tesinde bir hadise vuku bulmuştur. Fığlalı efendi bunlara &ldquo;Allah&rsquo;ın değişmez kanunları&rdquo; diyor &ldquo;İtikadi A&ccedil;ıdan İslam Mezhepleri&rdquo;nin 270. sayfasında bunları tabiatın değişmez kanunlarını aşan ve Allah Teala&rsquo;nın -cc- tabiat&ouml;tesi kanunları &ccedil;er&ccedil;evesinde vuku bulan vakalardır. Hz. İsa <em>aeyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın hen&uuml;z beşikteyken konuşması ve peygamber olduğunu ilan etmesi, Allah&rsquo;ın izniyle &ouml;l&uuml;leri diriltmesi, &ccedil;amurdan yaptığı kuş maketlerine nefesinden ifleyince canlanıp u&ccedil;ması hep Fığlalı&rsquo;nın &ldquo;değişmez kanunları&rdquo;na aykırı hakikatlerdir.</p>
<p>
	Allah Teala&rsquo;nın izniyle Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;sterdiği bunca mucizeye inanan bir m&uuml;minin; Allah Teala&rsquo;nın Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı d&uuml;şmanlarının elinden mucizemsi bir şekilde kurtarabileceğine ve onu canlı olarak g&ouml;ğe &ccedil;ekebileceğine de elbette ki inanır ve iman eder.</p>
<p>
	Kur&rsquo;an&rsquo;da ağa&ccedil;ık bir şekilde beyan edilen bu mucizelere hi&ccedil;bir m&uuml;min ş&uuml;pheyle bakmaz ve Rabb&rsquo;ul &Acirc;lemin hazretlerinin herşeye kadir olduğunu, O&rsquo;nun izni sayesinde Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın hayatının bu t&uuml;r mucizelerle dolu bulunduğunu bilir ve buna can-u g&ouml;n&uuml;lden inanır. B&uuml;t&uuml;n bu sarih hakikatlere rağmen Fığlalı Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın canlı olarak g&ouml;ğe y&uuml;kseldiğini inkar etmekte ve meseleyi manev&icirc; y&uuml;celme şeklinde tevil ederek &ldquo;&#8230; bir kere; İsa b. Meryem&rsquo;in, bedeniyle semaya &ccedil;ekildiği şeklinde bir a&ccedil;ıklama, b&uuml;ze bu konudaki ayetlerin sınırını oduk&ccedil;a zorlayan bir davranış gibi g&ouml;z&uuml;kmektedir&rdquo; demekte ve ilahi mucizeleri pozitif bilim kurallarıyla a&ccedil;ıklayamayınca bunları tevil yoluna giden seleflerinin yolunu izlemektedir. Nitekim 20&rsquo;ye yakın ayeti &ouml;rnek vererek bunlarda ge&ccedil;en &ldquo;ref&rsquo;&ldquo; kelimesinin sadece manev&icirc; anlamda bir &ldquo;y&uuml;kselme&rdquo;yi ifade ettiğini iddia etmekedir. Şimdi, Fığlalı&rsquo;nın &ouml;rnek olarak aktardığı mezbur ayetleri teker teker okuyalım ve bunların ger&ccedil;ekten sadece manev&icirc; bir anlam taşıyıp tamımadıklarını hep birlikte g&ouml;relim:</p>
<p>
	1- <strong>&ldquo;Sizden kesin s&ouml;z almıştık, Tur Dağı&rsquo;nı &uuml;zerinize kaldırmıştırk (tepenize y&uuml;kseltmiştik)&rdquo;</strong> (rafa&rsquo;na) .Bakara, 63.</p>
<p>
	2- <strong>&ldquo;İbrahim ve İsmail Ev&rsquo;in (yani Ka&rsquo;be&rsquo;nin) temellerini y&uuml;kseltiyordu&rdquo;</strong> (yerfeu). Bakara, 127).</p>
<p>
	3- <strong>&ldquo;S&ouml;zvermeleri i&ccedil;in Tur&rsquo;u &uuml;zerlerine kaldırdık&rdquo;</strong> (refa&rsquo;n&acirc;) &#8230; Nisa, 154.</p>
<p>
	4- <strong>&ldquo;Ana babasını tahtın &uuml;st&uuml;ne &ccedil;ıkardı (oturttu)&rdquo;</strong> (refa&rsquo;a) Yusuf, 100.</p>
<p>
	5- <strong>&ldquo;Ey inananlar! Seslerinizi peygamberin sesini bastıracak şekilde y&uuml;kseltmeyin&rdquo;</strong> (l&acirc; terfa&rsquo;&ucirc;), Hucurat, 2.</p>
<p>
	6-<strong> &ldquo;O, g&ouml;ğ&uuml; y&uuml;kseltmiş&rdquo;</strong> (refa&rsquo;ahu), Rahman, 7.</p>
<p>
	7- <strong>&ldquo;Ve y&uuml;kseltilmiş</strong> (merf&ucirc;&rsquo;a) <strong>d&ouml;şekler &uuml;st&uuml;ndedieler&rdquo;</strong> V&acirc;kı&acirc;, 34.</p>
<p>
	8- <strong>&ldquo;Y&uuml;kseklik miktarını y&uuml;kseltti </strong>(refa&rsquo;a)<strong> onu d&uuml;zenledi&#8230; </strong>N&acirc;zi&acirc;t, 28.</p>
<p>
	9- <strong>&ldquo;Orada y&uuml;kseltilmiş </strong>(merf&ucirc;&acirc;) <strong>tahtlar vardır.&rdquo;</strong> Ğ&acirc;şiye, 13.</p>
<p>
	10- <strong>&ldquo;G&ouml;ğ&uuml;n nasıl y&uuml;kseltildiğine </strong>(rufi&acirc;t) <strong>bakmıyorlar mı?&rdquo;</strong> Ğaşiye, 18.</p>
<p>
	Buraya kadar sıralanan ayetlerde de g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi &ldquo;y&uuml;kseltme&rdquo; veya t&uuml;revleri anlamında ge&ccedil;en &ldquo;ref&rsquo;&ldquo; fiilinin k&ouml;k&uuml; bu on ayette hep madd&icirc; y&uuml;kseltme ve y&uuml;celtme, yukarı kaldırma, yukarı &ccedil;ekme, &uuml;zerine dikme &#8230; vb. gibi anlamlarda germektedir.</p>
<p>
	&ldquo;Ref&rsquo;&ldquo; k&ouml;k&uuml;n&uuml;n manev&icirc; anlamlarda kullanıldığı ayetler ise şunlardır:</p>
<p>
	1- <strong>&ldquo;Bu, İbrahim&rsquo;e, milletine karşı verdiğimiz h&uuml;ccetimizdir. Dilediğimizi derecelerle y&uuml;kseltiriz&rdquo;</strong> (nerf&acirc;&rsquo;u), En&rsquo;am, 83.</p>
<p>
	2- <strong>&ldquo;Verdikleriyle denemek i&ccedil;in sizi yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n halifeleri kılan ve kiminizi kiminize derecelerle &uuml;st&uuml;n kılan </strong>(refa&rsquo;a) <strong>O&rsquo;dur&#8230;&rdquo;</strong> En&rsquo;am, 165.</p>
<p>
	3- <strong>&ldquo;&#8230; Dilediğimizi derecelerle y&uuml;kseltiriz </strong>(nerfa&rsquo;&ucirc;)&#8230;<strong>&rdquo;</strong>, Yusuf, 76.</p>
<p>
	4- <strong>&ldquo;Allah&rsquo;ın, y&uuml;kseltilmesine ve i&ccedil;lerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde insanlar sabah-akşam O&rsquo;nu tesbih ederler </strong>(turfa&rsquo;&acirc;), Nur, 36.</p>
<p>
	5- <strong>&ldquo;&#8230; G&uuml;zel s&ouml;zler O&rsquo;na &ccedil;ıkar, o s&ouml;zleri de yararlı iş y&uuml;kseltir</strong> (yerfa&rsquo;uhu)&#8230;<strong>&rdquo;</strong> F&acirc;tır, 10.</p>
<p>
	6- <strong>&ldquo;&#8230; Birbirlerine iş g&ouml;rd&uuml;rmeleri i&ccedil;in kimini kimine derecelerle &uuml;st&uuml;n kıldık </strong>(refa&rsquo;n&acirc;)<strong>&rdquo;</strong> Zuhruf, 32.</p>
<p>
	7- <strong>&ldquo;Kıyamet koptupunda kimini al&ccedil;altacak ve kimini y&uuml;kseltecek </strong>(fari&rsquo;n&acirc;)<strong> olan o hadisenin vukuunu yalanlayacak kimse &ccedil;ıkmaz&#8230;&rdquo;</strong> V&acirc;kıa, 1-3.</p>
<p>
	8- <strong>&ldquo;&#8230;Allah, i&ccedil;inizden inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle y&uuml;kseltsin </strong>(yerfa&rsquo;&icirc;)<strong>&rdquo;</strong> M&uuml;cadele, 11.</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi bu 8 ayette de &ldquo;ref&rsquo;&ldquo; k&ouml;k&uuml; sadece manev&icirc; anlamda kullanılmıştır.</p>
<p>
	Ama mesel&acirc; &ldquo;refe&rsquo;n&acirc; mek&acirc;nen aleyh&acirc;&rdquo; ayetinde ge&ccedil;en ref&rsquo;in anlamı ne tam anlamıyla manev&icirc;, ne de salt maddi bir y&uuml;kseliş olmadığından bu iki şıkkın hi&ccedil;birinide yer vermedik.</p>
<p>
	Her iki kategetinin ayetleri incelendiğinde, madd&icirc; anlamda bir y&uuml;celiş ve y&uuml;kselmenin, manev&icirc; manadan daha ziyade kullanılmış olduğu g&ouml;r&uuml;lecektir. Bu nedenledir ki Fığlalı&rsquo;nın &ldquo;ayetlerde refe kelimesinin daha &ccedil;ok manev&icirc; &uuml;st&uuml;nl&uuml;k anlamında kullanıldığı&rdquo; yolundaki iddiası sadece yanlış değil; aynı zamanda ger&ccedil;eğin tam retsi bir cihettedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h4>
	Kur&rsquo;an, Hz. İsa&rsquo;nın (a.s) Ruhu ve V&uuml;cuduyla G&ouml;ğe Y&uuml;kseltildiğini Buyurmaktadır</h4>
<p>
	Bu ayetlerde her ne kadar &ldquo;ref&rdquo; k&ouml;k&uuml; daha ziyade madd&icirc; anlamda kullanılmışsa da, bu k&ouml;k&uuml;n Kur&rsquo;an&rsquo;da genellikle madd&icirc; manada kullanılması, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;ğe y&uuml;kselişinin de sadece madd&icirc; ve fizik&icirc; olduğu anlamını vermemektedir. Esasen &ldquo;ref&rdquo; veya t&uuml;rk&ccedil;esiyle &ldquo;y&uuml;kselme ve ağma&rdquo; k&ouml;k&uuml; mutlak bir fiil olup salt madd&icirc; veya salt manev&icirc; bir anlamla y&uuml;kl&uuml; değildir. Birlikte kullanıldığı isim veya sıfatın konumuna g&ouml;re madd&icirc; veya manev&icirc; anlam ifade edebilir. Mesel&acirc; Kur&rsquo;an&rsquo;da Hz. Yusuf <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın annesiyle babasını tahta &ccedil;ıkarıp oturttuğu buyrulurken kullanılan &ldquo;ref&rdquo; fiilinin manası, Hz. Yusuf&rsquo;un onları manev&icirc; anlamda tahta &ccedil;ıkarttığı ve mesel&acirc; sosyal konum ve prestijlerini y&uuml;celttiği şeklinde değildir elbette; bilinen anlamda, fizik&icirc; olarak bir &ldquo;tahta &ouml;ıkma ve oturma&rdquo;dır bu. Veya mesel&acirc;, Bakara 63&rsquo;le, Nisa 154&rsquo;te yine &ldquo;ref&rdquo; fiiliyle ge&ccedil;en &ldquo;Tur Dağı&rsquo;nın İsrailoğulları&rsquo;nın &uuml;zerine y&uuml;kseltildiği&rdquo; buyruğunda manev&icirc; bir mana kastediliyor değildir; yani Allah Teala İsrailoğulları&rsquo;nın karkup O&rsquo;na teslim olması ve emirlerine uyması i&ccedil;in Tur Dağı&rsquo;nın manevi değer ve konumunu y&uuml;celttiğini buyurmuyor borada; bilakis, Allah&rsquo;tan kokmaları i&ccedil;in, bizzat Tur Dağı&rsquo;nı fizik&icirc; olarak y&uuml;kseltip onların &uuml;zerine &ccedil;ıkardığını, tepelerine diktiğini buyurmaktadır. Binaenaleyh Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili ayetlerde kullanılan &ldquo;ref&rdquo; kelimesinin Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın manev&icirc; makamı i&ccedil;in mi, yoksa bizzat kendisi i&ccedil;in mi kullanıldığına bakmak gerekir; o zaman bu &ldquo;y&uuml;kselme&rdquo;nin manevi mi, yoksa madd&icirc; mi, olduğu kolaylıkla anlaşılacaktır.</p>
<p>
	S&ouml;zkonusu ayetlerde &ldquo;ref&rdquo; kelimesinin ge&ccedil;tiği ve Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;ğe &ccedil;ekilip y&uuml;kseltildiği yerde o hazretin manev&icirc; makam ve mevkiiyle ilgili bir ibare yer almaz, bilakis, bizzat Hz. İsa&rsquo;nın <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> kendisinin g&ouml;ğe &ccedil;ekilip y&uuml;kseltildiği buyrulur. Evet, yahudilerin &ouml;ld&uuml;rmek istediği, ama Allah Teala&rsquo;nın -cc- kudret ve mucizesiyle kurtulup g&ouml;ğe ağan Hz. İsa <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> Nitekim Nisa suresi&rsquo;nin 156. ayet-i Kerimesinde bu hakikat &ccedil;ok net bir şekilde anlatılmakta ve ş&ouml;yle buyrulmaktadır:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;oysa onu &ouml;ld&uuml;rmediler ve asmadılar, ama onlara &ouml;yle g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. Ayrılığa d&uuml;şt&uuml;kleri şeyde doğrusu ş&uuml;phededirler. Bu husustaki bilgileri ancak zanna uymaktan ibarettir. Kesinlikle onu &ouml;ld&uuml;rmediler, bilakis, Allah onu kendi katına y&uuml;kseltti. Kitap ehlinden olup da, &ouml;lmeden &ouml;nce İsa&rsquo;ya inanmayacak kimse yoktur.&rdquo;</strong></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi yukarıdaki ayet-i Kerimdede <strong>&ldquo;Allah onu kendi katına y&uuml;kseltti&rdquo;</strong> buyrulur veya <strong>&ldquo;onu &ouml;ld&uuml;rmediler&rdquo;</strong> denilirken &ldquo;o&rdquo;ndan kastedilen Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın bizzat kendisidir, manev&icirc; makamı değil. Nitekim <strong>&ldquo;Oysa onu &ouml;ld&uuml;rmediler&rdquo;</strong> buyruğunda da &ldquo;Manev&icirc; makamını veya ruhunu &ouml;ld&uuml;rmediler&rdquo; gibi bir anlam kastedilmemektedir. Her iki c&uuml;mlede de mevzu bizzat Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kendisidir; yoksa, fiilin zamir akindeki 3. tekil şahıs zamirini bir &ldquo;Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rdquo;, bir de &ldquo;onun manevi makamı veya ruhu&rdquo; şeklinde a&ccedil;ıklamak gerekir ki en avam edeb&icirc;yatlarda bile b&ouml;yle bir dilbilgi kural tersliğine rastlamak m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>
<p>
	Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın bu &ldquo;g&ouml;ğe &ccedil;ekilme&rdquo; olayında sadece ruhunun değil, v&uuml;cudunun da &ccedil;ekilmiş olduğunun bir diğer delili de, sırf ruhun g&ouml;ğe y&uuml;kselmesi olayının sadece Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a değil, b&uuml;t&uuml;n peygamberlere mahsus bir olay olmasıdır; b&uuml;t&uuml;n peygamberlerin ruhu, vefatlarından sonra g&ouml;ğe y&uuml;kselir. Halbuki vefatlarında ş&uuml;phe bulunmayan ve ruhu kesinlikle g&ouml;ğe y&uuml;kselmiş olan diğer peygamberlerin vafatı i&ccedil;in Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de &ldquo;refe&rsquo;e&rdquo; veya &ldquo;refe&rsquo;n&acirc;&rdquo; tabiri kesinlikle kullanılmamıştır, bu tabirin peygamberler i&ccedil;inde sadece Hz. İsa aleyhisselama mahuss olması, onun &ldquo;ref&rdquo;i, yani &ldquo;y&uuml;kselmesi ve g&ouml;ğe &ccedil;ıkması&rdquo;nın, b&uuml;t&uuml;n diğer peygamberlerin ruhunun g&ouml;ğe y&uuml;kselmesinden farklı bir olay olduğunu g&ouml;sterir ki, bu da o hazretin ruhunun yanısıra v&uuml;cudunun da g&ouml;ğe y&uuml;kselmiş olduğu manasına gelir. Aksi takdirde b&uuml;t&uuml;n peygamberlerin ruhu g&ouml;ğe y&uuml;kseldiğine g&ouml;re sadece Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>i&ccedil;in &ldquo;g&ouml;ğe &ccedil;ekildiği&rdquo; &ldquo;samaya y&uuml;kseltildiği&rdquo; ve &ldquo;yukarıya ağıldığı&rdquo; tabirinin kullanılmış olmasının bi&ccedil;bir ayrıcalığa delalet etmediğini s&ouml;yleyebilmek elbette ki m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>
<h3>
	c- Hz. İsa (a.s)&rsquo;nın N&uuml;zuluyla İlgili Hadislerin Tevat&uuml;r&uuml;</h3>
<p>
	Fığlalı, mezbur eserinde Hz. İsa <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zul&uuml;n&uuml;n, Deccal&rsquo;ın hurucuyla ilgili hadislerde zımnen bildirildiğini ve bu hadislerin haber-i vahid olduğunu ve mazmununun ise Kur&rsquo;an ayetleriyle bağdaşmadığını iddia ediyor.</p>
<p>
	Fığlalı efendimiz bu iddiasının da tutarsız olduğunu ve hakikatle bağdaşır yanı bulunmadığını hemen belirtelim; zira Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zuluna delalet eden hadisler Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarında tevat&uuml;r derecesine varmaktadır; nitekim Ehl-i S&uuml;nnet uleması da <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislerin tevat&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; a&ccedil;ıklarken veya meseleyi başlıca bir mevzu olarak ele alırken bu hususu bihassa burgulamaktadırlar ki biz burada s&ouml;zkonusu tanınmış ulemadan bazısının ismini aktarmamın faydalı olacağı kanısındayız:</p>
<p>
	1- el-Hafız b. Muhammed b. el-H&uuml;seyin el-&Acirc;bır&icirc;: <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zul&uuml; ve Deccal&rsquo;ın hurucu ile ilgili hadislerin tevat&uuml;r derecesine vardığını tespit eden bu alimden daha &ouml;nce de s&ouml;zetmiştik.</p>
<p>
	2- Gazi Muhammed b. Ali el-Şevk&acirc;n&icirc;: Bu Ehl-i S&uuml;nnet alimi de yukarıdaki &uuml;&ccedil; mevzuyu ele aldığı &ldquo;Beklenen <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, Deccal ve Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la İlgili Hadislerin M&uuml;tevatir Oluşu &Uuml;zerine Tekrar A&ccedil;ıklama&rdquo; adlı eserinde aynı noktayı vurgular.</p>
<p>
	3- Ebu Abdullah Muhammed b. Cafer el-Ket&acirc;n&icirc; el-M&acirc;lik&icirc;.</p>
<p>
	4- M&uuml;min b. Hasan M&uuml;&rsquo;min el-Şeblenc&icirc; ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	a) Savaik&rsquo;te ş&ouml;yle demiştir: Doğru olan g&ouml;r&uuml;ş <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin hurucunun İsa&rsquo;nın n&uuml;zulundan &ouml;nce oluşudur. Bazıları ise sonra olduğunu s&ouml;ylerler.</p>
<p>
	b) Hadisler Peygamber&rsquo;den tevat&uuml;r haddine ulaşmıştır ki, <strong>Mehdi</strong> Peygamber&rsquo;in Ehl-i Beyt&rsquo;indendir ve yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle dolduracaktır.</p>
<p>
	c) Hadislerde tevat&uuml;r şeklinde yeraldığına g&ouml;re <strong>Mehdi</strong> Şam&rsquo;daki Filistin toprağında Lud kapısında Deccal&rsquo;ı &ouml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in İsa&rsquo;ya yardım edecektir.</p>
<p>
	5- Keşm&icirc;r&icirc;: &ldquo;Hz. İsa <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın N&uuml;zul&uuml;yle İlgili M&uuml;tevatir Hadisler &Uuml;zerine&rdquo; adlı eserinde.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bunlar bir tarafa, Ehl-i S&uuml;nnet nezdinde <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zuhuruyla Deccal&rsquo;ın hurucuna dair hadislerin konusunu pekiştirenen &ouml;enmli kaynak sahihlerdir; Sahih-i M&uuml;slim&rsquo;le Sahih-i Buhari&rsquo;de bu konuya dair nakledilen hadisler tevat&uuml;r haddine varacak kadar &ccedil;ok ve nettir.</p>
<p>
	Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zuluyla ilgili m&uuml;tevatir hadislerin mazmununun Kur&rsquo;an&rsquo;la bağdaşmadığı konusuna gelince; Fığlalı Efendi&rsquo;nin diğer iddiaları gibi bu iddiası da ger&ccedil;eklere tamamen aykırıdır. Nitekim bahsimizin daha &ouml;nceki b&ouml;l&uuml;mlerinde Nisa seresinin 158. ayetiyle &Acirc;l-i İmran 55&rsquo;te Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zuluyla ilgili ayetlerde o hazretin ruhu ve bedeniyle g&ouml;ğe ağmış olduğunun sarahatle belirtildiğini vurgulamıştır; bu incelemeden sonra s&ouml;zkonusu mevzudaki hadislerle ayetler arasında hi&ccedil;bir uyumsuzluğun bulunmadığı kolaylıkla anlaşılmaktadır; Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten n&uuml;zul edeceğine dair eldeki hadislerle Kur&rsquo;an ayetleri arasında tam bir uyum olup her ikisi de birbirini pekiştirici niteliktedirler. Bu nedenledir ki Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten ineceği yolundaki İslam inancı, aslında Ehl-i S&uuml;nnet akidesinin vazge&ccedil;ilmez inan&ccedil;ları arasındadır ve usulden sayılır. Şiada da aynı inan&ccedil;, aynı hadde mevcuttur; ancak, Şia&rsquo;da eksen konu, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zuhurudur ve Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten inişi olayı, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zuhurunda vuku bulacak yan olaylardan biri durumundadır. Binaenaleyh Ehl-i S&uuml;nnet itikadına sahip bir s&uuml;nni ve Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m </em>itikadına sahip bir şii i&ccedil;in <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zuhur ve kıyamı kadar, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten ineceği ger&ccedil;eğini de inkar edebilmek m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>
<h2>
	3- Hz. Mehdi&rsquo;yle (a.s) İlgili Hadislerin İncelerken Hadis Biliminin Usul ve Prensipleri İhmal Edilemez</h2>
<p>
	Fığlalı diyor ki: &ldquo;Hadisler <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin kimliği hakkında da ayrılık g&ouml;stermektedir. Sınıflandırıldığı takdirde:</p>
<p>
	a- Hasan b. Ali&rsquo;nin.</p>
<p>
	b- H&uuml;seyin b. Ali&rsquo;nin.</p>
<p>
	c- Abbas b. Abdulmuttaliboğulları&rsquo;ndan birinin.</p>
<p>
	d- İsa b. meryem&rsquo;in.</p>
<p>
	e- Veya adı belirtilmemiş ve fakat İslam&rsquo;ın zaferi i&ccedil;in uğraşan her iyi ve doğru kişinin <strong>Mehdi</strong> olduğu, yahut da olabileceği anlaşılmaktadır.</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi mevcut haberlerden bunların b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle sahih olduklarını s&ouml;yleyebilmek ve ihtiva ettikleri m&uuml;balağa, tutarsızlık, t&acirc;rihi ve i&ccedil;tima&icirc; uygunsuzluk sebebiyle bunların doğrudan doğruya Hz. Peygamberden bu şekilde s&ouml;ylendiklerini ifade edebilmek bize g&ouml;re fevkal&acirc;de g&uuml;&ccedil; olmaktadır.&rdquo;</p>
<p>
	Evet, b&ouml;yle diyor Fığlalı&#8230; Rical bilimiyle diraye ilminin bilinen kuralları nazar-ı dikkate alınırsa <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>la ilgili hadisler konusunda bu t&uuml;r &ouml;nyargılarda bulunmamın ilm&icirc; bir ger&ccedil;eklik taşıyamayacağı kolaylıkla anlaşılır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu bilimlerde sırf falan meseleden veya m&uuml;şk&uuml;lden s&ouml;zetmek yetmez, birtakım &ouml;zel kıstaslar ve prensipler yardımıyla hadislerarası ihtilaflar veya benzeri meseleler -tabi eğer ger&ccedil;ekten varsa- haledilerek meselenin aslı ortaya konulur. Halbuki Fığlalı efendi bilerek veya bilmeyerek bu kıstasları g&ouml;rmezden gelmiştir. Her hal-&uuml; k&acirc;rda, şimdi ele almak istediğimiz bir ka&ccedil; noktaya dikkat edilir ve sahih m&uuml;tevatir hadisler de nazar-ı dikkate alınırsa <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kimliğinin gayet net olduğu ve Fığlalı&rsquo;yla benzerinin iddia ettiği gibi bir belirsizliğin s&ouml;zkonusu dahi edilemeyeceği g&ouml;r&uuml;lecektir:</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h3>
	İmam Mehdi (a.s) Hakkındaki Şia Hadislerinin Yekdiğeriyle Tam Bir Uyum ve İttifak Taşıyor Olması</h3>
<p>
	<strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m </em>hakkında Hz. Resul-&uuml; Ekrem <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih </em>ve onun mutahhar Ehl-i Beyt&rsquo;inin 12 İmamından Şia&rsquo;nın aktarmış olduğu hadislerin tamamı yekdiğeriyle mutabık ve uyumlu olup her hadis bir diğerinin sıhhat ve doğruluğunu onaylayıcı ve pekiştirici niteliktedir. Tabiri caizse bu hadisler tıpkı bir makinanın par&ccedil;aları gibidirler, her birinin konumu dikkatle incelendiğinde, diğerinin konum ve işlerine ışık tutmakta ve yekdiğerini onaylamaktadır. Şia kaynaklarında <strong>İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili olarak kayıtlı bulunan hadislerden şu ger&ccedil;ekler sarih olarak anlaşılmaktadır:</p>
<p>
	a- <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> aleyhisselam, Abbas b. Abdulmuttalip oğulları&rsquo; ndan değil, Hz. Resulullah&rsquo;ın <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> neslinden ve Hz. Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a Hz. Fatıma Zehra <em>aleyha sel&acirc;m</em>&rsquo;ın evlatlarındandır.</p>
<p>
	b- İmam Hasan <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın değil, İmam H&uuml;seyin <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m </em>soyundan gelmektedir.</p>
<p>
	c- <strong>Hz. Mehdi</strong> aleyhisselamın zuhuru sırasında g&ouml;kten nazil olup inecek olan Hz. İsa b. Meryem <em>aleyha sel&acirc;m </em><strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın yakın yardımcılarından ve o hazretin se&ccedil;kin ashabındandır.</p>
<p>
	d- <strong>İmam Mehdi</strong> hazretleri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>Hz. Resulullah&rsquo;ın <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> mutahhar Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın on iki masum İmamının 12.&rsquo;si ve onuncusu olup Hz. İmam H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın soyundan 9. İmam olup, İmam B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan sonra 7. ve İmam Rıza <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan sonra 4. İmamdır.</p>
<p>
	<strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>konusunda Şia kaynaklarında kayıtlı bulunan sahih hadisler o kadar &ccedil;ok, net ve detaylıdır ki, bu hadislerin yardımıyla, doğumundan gaybet-i suğra ve gaybet-i k&uuml;bra&rsquo;ya, hatta zuhur alametlerine, zuhur &ccedil;ağının nasıl bir &ccedil;ağ olacağına ve <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m </em>zuhurdan sonra neler yapacağına ve genel programının ne olduğuna dair b&uuml;t&uuml;n bilgileri teferruatlarıyla bulabilmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bu uyum ve mutabakatlar Ehl-i Beyt İmamlarının ilminin tamamen uyumlu ve yekdiğeriyle mutabık olduğunu g&ouml;stermenin yanısıra bu rivayetlerin tamamına yakın kısmının kesinlikle sahih olduğunu ve bunlar arasında uyduruk rivayetlerin &ccedil;ık nadir bulunduğunu ve &ldquo;Şia&rsquo;nın <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>hakkındaki inan&ccedil;larının ispatı i&ccedil;in Şia kaynaklarında ge&ccedil;en ilgili hadislerin yeterli olduğu&rdquo;nu ortaya koymaktadır. Bu kaynaklardaki hadisler, Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarına m&uuml;racaata gerek bırakmayacak kadar &ccedil;oktur. Nitekim Şia&rsquo;nın bu hususta Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarından da hadis nakletmesinin nedeni meselenin bizzat Ehl-i S&uuml;nnet i&ccedil;in de kolayca anlaşılmasını m&uuml;mk&uuml;n kılıp h&uuml;cceti tamamlamak ve Şia inan&ccedil;larının &ccedil;oğunun ispatını, bizzat Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarındaki belgelerle m&uuml;mk&uuml;n olduğunu bilfiil g&ouml;stermek i&ccedil;indir.</p>
<h3>
	Hz. İmam Mehdi (a.s) Hakkında Ehl-i S&uuml;nnet Kaynaklarında Ge&ccedil;en Hadislerleki Farklılığın En &Ouml;nemli Nedeni</h3>
<p>
	Mehdilik ve İmamet mevzuu İslam dininin en hassas ve en kkritik mevzuularındandır. Taşıdığı siyas&icirc; ve k&uuml;lt&uuml;rel &ouml;nem nedeniyle &ccedil;eşitli siyas&icirc; grup ve akımlar tarafından azami &ouml;l&ccedil;&uuml;de kullanılan ve siyasi ama&ccedil;lara malzeme edilen konuların başında gelmiştir. Mevcut karineler, İslam tarihi boyunca daha ziyade iki akım ve grubun bu inancı kendi ama&ccedil;ları doğrultusunda kullandıklarını g&ouml;stermektedir. Bunlardan birincisi siyasi iktidarı elinde bulunduran halifeler, ikincisi de bu halifeler i&ccedil;in daima bir tehdid unsuru olagelen Zeyd&icirc;ler olmuştur. Her iki kesim de iktidar i&ccedil;in her yola başvurmuş, hi&ccedil;bir y&ouml;ntemden ka&ccedil;ınmamaışlardır. Her iki grup da nebev&icirc; hadisleri tevil yoluyla veya dadis uydurma veya rivayetleri tehrif etmek suretiyle <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin kendilerinden olduğunu iddia etmişlerdir; hulefa arasında Abbasilerin sahte <strong>Mehdi</strong>&rsquo;siyle &ldquo;Zeydiler&rdquo;in Muhammed b. Abdullah&rsquo;ı bu konuda verilebilecek en bariz &ouml;rneklerdir; her ikisi de Mehdilik iddiasına kalkışarak iktidar yolunda bu İslam&icirc; inan&ccedil;la oynamaktan &ccedil;ekinmemişlerdir. Yegane gayeleri sırf iktidarı ele ge&ccedil;irmek veya elindeki iktidarı korumak olan bu iki g&uuml;ruhun karşısında yer alan grupsa Ehl-i Beyt yolunu izleyen Şia olmuştur; İmamiye Şiası Hz. Resul-&uuml; Ekrem&rsquo;in -s.a.a- sahih s&uuml;nnetini &ouml;ğrenmek i&ccedil;in bizzat o hazretin Ehl-i beyt&rsquo;ine m&uuml;racaat etmiştir. Ehl-i Beyt-i Resulullah&rsquo;ın <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> masum İmamları bu sahte Mehdilik iddialarını daima reddetmiş ve ger&ccedil;ek <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın isna aşer İmamların onikincisi olduğunu daima vurgulayarak o hazretin b&uuml;t&uuml;n vasıf ve &ouml;zelliklerini ayrıntılarıyla M&uuml;sl&uuml;manlara anlatmış, b&ouml;ylece gelecekte vukuu muhtemel her nevi sapma veya saptırma girişimlerinin ger&ccedil;ek y&uuml;z&uuml;n&uuml;n anlaşılmasını m&uuml;mk&uuml;n kılmışlardır. Şia hadis kitapları, Ehl-i Beyt İmamlarının bu t&uuml;r irşad ve aydınlatıcı bilgilendirme &ouml;rnekleriyle doludur, bu &ouml;rnekler dikkatle incelendiğinde, s&ouml;zkonusu iki siyasi akımın Şia kaynaklarına sızmayı başaramamış olduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Ne var ki hilafet akımı maalesef Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in hadis kitaplarına, Zeydilik akımı da Zeydiye&rsquo;nin kitaplarına n&uuml;fuz etmenin yolunu bulmuş ve bu iki akım, bu iki okul &uuml;zerinde g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;l&uuml;r tesirler bırakmıştır. Nitekim her iki okulun da hadis kitaplarında, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın Hz. Resulullah&rsquo;ın <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> evlatlarından ve o hazretin mutahhar Ehl-i Beyt <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;nın İmamlarından olduğuna dair yığınlarca hadis kayıtlı olmasına rağmen <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin Emevilerden, Abbasilerden veya Zeydiye İmamlarından biri oduğuna dair bazı rivayetlere de yer yer rastlanmaktadır ki bu iki siyasi okulun İslam k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nde bıraktığı izler dikkate alınacak olursa bu t&uuml;r rivayetlerin varlığına pek şaşılmaması gereketiği de kolayca anlaşılır tabi. Nitekim bu akımarın bin k&uuml;s&uuml;r yılık bir ge&ccedil;mişle İslam &uuml;mmetinin sosyal ve k&uuml;lt&uuml;rel hayatında hi&ccedil;bir iz bırakmamış olması esasen m&uuml;mk&uuml;n değildi zaten. Binaenaleyh bug&uuml;n Ehl-i S&uuml;nnet kitaplarındaki hadislerde <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>hakkında yer yer g&ouml;r&uuml;len tutarsız rivayetlerin en &ouml;nemli nedeni; tarih boyunca halifeler ve iktidar grubunun bu kitaplara n&uuml;fuz edebilmiş olması ve <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin Hz. Resulullah&rsquo;ın <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> soyundan ve Hz. Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la Hz. Fatıma <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın evlatlarından olduğuna dair bu kitaplarda ge&ccedil;en onca hadisin arasına; <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin Emevi veya Abbasi halifelerinden biri olduğuna dair birtakım uyduruk hadisler sokuşturmuş olmasından kaynaklanmaktadır. Fakat, daha sonra da etraflıca a&ccedil;ıklayacağımız &uuml;zere bu iktidar d&uuml;şk&uuml;n&uuml; uyduruk Mehdiler, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya adaleti yayamadıkları ve esasen beklenen ve vaadolunan <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın diğer işaret ve vasıflarına da sahip olmadıklarından meselenin aslı anlaşılmakta gecikmemiş ve Ehl-i S&uuml;nnet uleması bu uyduruk hadisleri ya red veya tevil yoluna gitmiş ve tabi, bu arada bu tevilin ger&ccedil;ek Mehdilikle ilgili sahih hadislerle aykırılık g&ouml;stermemesine de bilhassa dikkat etmişlerdir.</p>
<h3>
	Hz. İmam Mehdi (a.s) Hakkındaki Ehl-i S&uuml;nnet Hadislerinin Bu M&uuml;şk&uuml;l&uuml;n&uuml;n Halli İ&ccedil;in Ne Yapıldı?</h3>
<p>
	Genellikle halifeler ve iktidar mekanizmasının n&uuml;fuzundan kayaklanan bir olay olan &ldquo;Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarında <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili &ccedil;elişkili hadislerin bulunması&rdquo;, kimi &ccedil;ağdaş Ehl-i S&uuml;nnet yazarlarını bir İslam akidesi olan Mehdilik inancını b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n inkar yoluna itmiştir ki bu da, İslam tarihinde uzun bir ge&ccedil;mişi bulunmasa da, Ehl-i S&uuml;nnet tarihinde akidev&icirc; a&ccedil;ıdan &ouml;nemli bir d&ouml;n&uuml;ş ve merkezden uzaklaşma sayılır. Ancak bu yeni tavır hangi şekilde yorumlanırsa yorumlansın ink&acirc;rı m&uuml;mk&uuml;n olmayan bir ger&ccedil;ek vardır ve o da şudur: Ehl-i S&uuml;nnet uleması, <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın Hz. Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la Hz. Fatıma <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın evlatlarından olduğuna dair ulaşan sahih hadisleri daima teyid edip bu hadislerin m&uuml;tevatirliğinde ittifakta bulunduklarından diğer hadisleri ya uyduruk kabul etmiş, ya da onları, bu hadislerle &ccedil;elişmeyecek şekilde tevil etme yoluna gitmişlerdir ki bu hadislerdeki &ccedil;elişkileri giderme konusunda &ouml;nerdikleri &ccedil;&ouml;z&uuml;m yollarından birka&ccedil;ını burada ele almanın faydalı olacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz. Meselenin daha kolay anlaşılması i&ccedil;in Fığlalı&rsquo;nın g&ouml;ndeme getirdiği hadisleri ele alacak ve bu hadisler arasında sadece <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> soyundan ve Hz. İmam Ali, Hz. Fatıma ve Hz. İmam H&uuml;seyin <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m </em>evlatlarından olduğunu bildiren hadislerin doğru veya m&uuml;tevatir olduğunu; bu mazmunun dışında yer alan hadis ve rivayetlerin ise ya s&ouml;zkonusu kaynaklarda hi&ccedil; ge&ccedil;mediğini, ya da Ehl-i S&uuml;nnet ulemasının da g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne bin&acirc;en, sahih ve m&uuml;tevatir hadislerle &ccedil;elişmeyecek kadar zayıf bir-iki rivayetten ibaret olduğunu hep birlikte g&ouml;receğiz.</p>
<p>
	Şimdi gelelim Fığlalı&rsquo;nın &ldquo;Adı belirtilmemiş ve fakat İslam&rsquo;ın zaferi i&ccedil;in uğraşan her iyi ve doğru kişinin <strong>Mehdi</strong> olduğu yahut da olabileceği&rdquo; şeklinde aktardığı hadislere&#8230; İslam kaynaklarında bu t&uuml;r hadisler yoktur. Nitekim Fığlalı&rsquo;nın bu konuda aktardığı ve &ldquo;Mısır, Meymeniye, 1313 basımı ve Beyrut, D&acirc;r-u Sadr basımı M&uuml;sned-i Ahmed&rsquo;inin 3. cildinin 27. sayfasında ge&ccedil;tiğini iddia ettiği hadiste b&ouml;yle muğlak ve genel bir ifade kesinlikle bulunmamakta, bilakis, belli ve muayyan bir şahsa işaret olunmaktadır, işte Fığlalı&rsquo;nın aktardığı hadis: &ldquo;Ebi Said el-Hudr&icirc;, Hz. Resulullah&rsquo;tan <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ş&ouml;yle nakleder:</p>
<p>
	&nbsp;(s:51, 19-21 satırlar arap&ccedil;a)</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi bu hadis, Fığlalı&rsquo;nın iddiaından tamamen farklı bir mazmun taşımakta ve belli bir şahıstan s&ouml;zetmektedir.</p>
<p>
	Kaldı ki, daha &ouml;nce de velittiğimiz gibi, Fığlalı&rsquo;nın iddia ettiği mazmunda bir tek hadis bile yoktur İslam kaynaklarında zaten; eğer olsaydı Fığlalı ve benzerleri mutlaka onu aktarır, naklederlerdi.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bunlar bir tarafa; bu mazmunda bir hadis veya rivayet s&ouml;zkonusu kaynaklarda ge&ccedil;miş olsaydı bile, aynı kaynaklar dahi y&uuml;zlerce hadisi bir kenara bırakıp, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın belli bir şahıs olduğunu ve sadece kendisine mahsus birtakım &ouml;zellik ve işaretler taşıdığını belirten bunca rivayet g&ouml;rmezden gelip, Fığlalı ve selefi şarkiyat&ccedil;ıların &ccedil;antasından &ccedil;ıkan &ouml;yle bir hadis veya rivayete itibar, yine de m&uuml;mk&uuml;n olmazdı zaten.</p>
<p>
	Beklenen <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>olduğuna dair Fığlalı&rsquo;nın aktardığı mazmunsa sadece bir tek hadisten ibaret olup senedi ve metni ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	Yunus b. Abdul A&rsquo;la Muhammed b. İdris Şafii&rsquo;den, o da Muhammed b. Halid el-C&uuml;ndi&rsquo;den, o da Aban b. Salih&rsquo;ten, o da Hasan&rsquo;dan, o da Enes b. Malik&rsquo;ten rivayet etmiştir ki, Resulullah ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	İşler gittit&ccedil;e zorlaşır ve d&uuml;nya insanlara y&uuml;z &ccedil;evirir ve insanların hırsı artar ve kıyamet oncak k&ouml;t&uuml; insanların y&uuml;z&uuml;ne kopar; İsa&rsquo;dan başka bir <strong>Mehdi</strong> de yoktur.</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi baştan sona &uuml;mitsizliği aşılayan bu uyduruk hadisin kendi metnindeki &ccedil;elişki apa&ccedil;ık ortadadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadisin başında ge&ccedil;en &ldquo;İşler gittit&ccedil;e zorlaşır ve d&uuml;nya insanlara y&uuml;z &ccedil;evirir ve insanların hırsı artar ve kıyamet oncak k&ouml;t&uuml; insanların y&uuml;z&uuml;ne kopar&rdquo; mazmunda d&uuml;nyanın her g&uuml;n&uuml;n&uuml;n bir &ouml;nceki g&uuml;n&uuml;nden beter olacağı ve insanların g&ouml;z&uuml;n&uuml; her ge&ccedil;en g&uuml;n daha fazla hırs b&uuml;r&uuml;yeceği ve kıyametin başlangıcı olan &ldquo;d&uuml;nyanın sonu&rdquo;nda b&uuml;t&uuml;n insanların k&ouml;t&uuml;leşeceği s&ouml;ylenmekte, bu uyduruk hadisin sonlarına ise &ldquo;<strong>Mehdi</strong>, İsa&rsquo;dan başkası değildir&rdquo; denilerek, d&uuml;nyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin varlığını tasdik etmekte, ancak bu, <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> olduğunu iddia etmektedir. B&ouml;ylesine &ccedil;elişkili bir b Hz. Resul-&uuml; Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;i s&ouml;zleri olamayacağı apa&ccedil;ık ortadadır.</p>
<p>
	Beyhaki, Hakim Niş&acirc;b&ucirc;r&icirc; ve Zehebi&rsquo;yle (c: 2 535, hadis: 7479) İbni Kesir (Feten c: 2, s: 44), İbni H&acirc;cer (sev&acirc;ik) ve diğer tanınmış ehl-i s&uuml;nnet alimleri bu hadisleri ya reddetmiş, ya da <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın Hz. Resululah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın neslinden olduğuna delalet eden hadislere uygun d&uuml;şecek şekilde tevil etmişlerdir. Mağribi&rsquo;nin bu hadislerin uyduruk olduğuna dair g&ouml;sterdiği 8 noktadan birka&ccedil;ını &ouml;zetle aktarıyoruz.:</p>
<p>
	a- Bildin ki, yalnızca bu hadisi Muhammed b. Halid el-C&uuml;ndi nakletmiştir ve Ebu Hatem demiştir ki: O me&ccedil;hul (tanınmayan) birisidir. Ebu-l H&uuml;seyin el-İbri ve İbn-us Salah (kendi Emali&rsquo;sinde) bu adam hakkında aynı şeyi demişlerdir. İbn-i Abdulbirr ise onun hadisinin terkedildiğini s&ouml;ylemiş ve el-Ez&uuml;d&icirc; ise onun hadisinin kabul edilmediğini s&ouml;ylemiştir.</p>
<p>
	Buna g&ouml;re s&ouml;zkonusu ravi yalancı ve hadis uyduran birisidir. İbn-i Haldun&rsquo;un İbn-i Muin&rsquo;den onu g&uuml;venilir birisi saydığını nakletmesine gelince, İbn-i Muin&rsquo;in bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; alimlerce reddedilen bir g&ouml;r&uuml;şt&uuml;r. el-İbri ş&ouml;yle demiştir: Yahya onu g&uuml;venilir saymasına rağmen bu hadis ve tarih bilimcileri tarafından kabul edilmeyen bir g&ouml;r&uuml;şt&uuml;r.</p>
<p>
	b) Bu hadisin Hakim tarafından M&uuml;stedrek&rsquo;te ve Tabaran&icirc; tarafından es-Soğır&rsquo;de M&uuml;barek b. Sehim&rsquo;den, o da Abdulaziz b. Suhayb&rsquo;den o da Enes b. Malik&rsquo;ten naklettiği hadiste bu fazlalığın (İsa&rsquo;dan başka <strong>Mehdi</strong> yoktur) olmayışı s&ouml;z konusu ravinin yalancı olduğunu g&ouml;sterir. Mustadrek ve Tabareni&rsquo;nin nakli ş&ouml;yledir: Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Zaman gittik&ccedil;e zorlamış ve insanların hırsı gittik&ccedil;e artar ve insanlar insanları k&ouml;t&uuml;s&uuml;ne bağlı kalır.</em>&rdquo;</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi bu hadiste s&ouml;zkonusu batıl atıklık mevcut değildir. Bu da g&ouml;sterir ki, bu fazlalığı Muhammed b. Halid el-C&uuml;ndi tarafından yapılmıştır. Bu t&uuml;r fazlalıklar yapmak kimse ise onun onun adetlerindendir. Bu adam &uuml;zerinde ittifak olan bir diğer hadiste de batıl bir fazlalık yapmıştır. Bu da onun yalancı olduğunu tam olarak g&ouml;sterr. İbn-i Abdulbirr Temhid&rsquo;de, Yezid b. Abdulh&acirc;di&rsquo;nin hal terc&uuml;mesinde ş&ouml;yle diyor: Muhammed b. el-C&uuml;nd&icirc; el-Musenna b. es-Sabah&rsquo;tan, o da Amr b. Şuayb&rsquo;den, o da babasından, o da Şuayb&rsquo;ın b&uuml;y&uuml;k babasından ş&ouml;yle nakleder: İnsanlar d&ouml;rt mescide gitmek i&ccedil;in sefer ederler: Mescid-ul Haram, benim mescidim, Mescid-ul Aksa ve el-C&uuml;nd Mescidi.</p>
<p>
	Sonra İbn-i Abdulbirr ş&ouml;yle demiştir: Muhammed b. Halid&rsquo;in hadisi terkedilmiştir ve bu hadis sabit olmaz.</p>
<p>
	Abdulbirr&rsquo;in maksadı Mumadded b. Halid el-C&uuml;ndi&rsquo;nin kendi şehri olan C&uuml;nde şehri&rsquo;nin mescidine gitmek i&ccedil;in sefere &ccedil;ıkılabileceğine dair yaptığı fazlalığın doğru olmasıdır.</p>
<p>
	c) Bu rivayetin batıl olduğu ispatlayan diğer bir delil ise, yakiyn ifade eden m&uuml;tevatir hadislerle &ccedil;elişmesidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tevat&uuml;r haddine ulaşmış hadisler gereğince &ldquo;<strong>Mehdi,</strong> Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in evlatların-dandır. Usul alimlerinin a&ccedil;kıkladığı &uuml;zere bir hadisin kabul edilmesinin şartlarından biri, a&ccedil;ık ve yakın nas ile cem&rsquo;i edilmesi m&uuml;mk&uuml;n olma-yacak şekilde &ccedil;elişmemesidir.</p>
<p>
	Bu hadisle <strong>Mehdi</strong> hadislerini cem etmek i&ccedil;in bazı yollar zikretmişlerdir. Bunlardan bazılarını İbn-i Haldun ve Kurtub&icirc; Tezkire&rsquo;de, el-Ab&icirc; Şerh-i M&uuml;sl&uuml;m&rsquo;de, İbn-i Hacer el-Haysem&icirc; Sevaik-ul Muhrika&rsquo;da ve Yenabi-ul Mevedde&rsquo;nin sahibi kendi kitabında zikretmişlerdir. Ama b&uuml;t&uuml;n bu yorumlar uzaktır ve hadisin batıl olduğu ortadayken bu yollara başvurmaya gerek yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;tevatir ile batıl arasında &ccedil;elişki s&ouml;zkonusu olmaz.</p>
<p>
	d- Bu rivayetin batıl olduğunu isbat eden y&ouml;nlerden biri ise şudur ki, <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin geleceğini bildiren sadece Peygamber olmuştur; Peygamber&rsquo;in kendisi sadık olmasına ve s&ouml;ylediği şeyin heva ve hevese dayanmasına rağmen nasıl olabilir de kendisi &ouml;nce bir şeyin vuku bulacağını s&ouml;ylemiş olsun. Sonra da nu kendisi nefyetsin&#8230;<a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[33]</a></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi hadis, daha &ouml;nce bahsettiğimiz &ccedil;elişkiye ilaveten, Ğımari&rsquo;nin bu ikinci &ccedil;elişki hususundaki s&ouml;zleri başka bir deyişle şudur: Bu hadisi uyduran kimse, <strong>Mehdi</strong> diye birinin zuhur edeceğini nerden biliyordu? Bunun tek a&ccedil;ıklaması, onun, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> konu-sundaki hadisleri g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; veya duyduğu değil midir? O halde <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı inkar etmesi veya beklenen <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> olduğunu iddia emesi, bu hadisi uyduranın, s&ouml;zkonusu konudaki sahih hadisleri daha &ouml;nce g&ouml;r&uuml;p onlardan haberdar olduğunu; sonra da bu hadisi uydurarak o sahih hadisleri inkar yoluna gittiğini g&ouml;stermektedir.</p>
<h3>
	Abbasoğulları&rsquo;nın Mehdilikle İlgili Bazı Hadisleri Tahrifi</h3>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın Abbas bin Abdulmuttalib&rsquo;ın evlatlarından olduğu iddiasına gelince, bu konuda da ehl-i s&uuml;nnet kayanaklarında &ccedil;ok sayılı rivayet yer almıştır ki bunların tamamını &ldquo;Mu&rsquo;cem-i Ahadis el- <strong>İmam Mehdi</strong>, c: 1&rsquo;de, 101. hadisten 105. hadise kadarki kısımda bulabilmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Yazar, s&ouml;zkonusu hadisleri aktadıktan sonra ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	Bu yollar Abbasilerin hadis kaynaklarına n&uuml;fuzlarını anlayabiliriz. Onlar sahih ve m&uuml;tevatir hadislere rağmen <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin soyu konusunda bile hadis uydurmaya yeltenmişlerdir. Ama bu sorunun zorluğunu gideren şu ki alimler bu t&uuml;r hadislerin senetlerini bir bir incelemiş ve onların isnat y&ouml;n&uuml;nden sağlam olmadığını ravilerinin me&ccedil;hul, yalancılıkla veya Abbas oğullarına aşırı bağımlılıkları y&uuml;z&uuml;nden su&ccedil;lanan kimseler olduğunu ortaya koymuşlardır.</p>
<p>
	Yazar bunları aktardıktan sonra bu t&uuml;r uyduruk hadislerin ravilerinin ya zayıf ya da yalancı olduğu yolundaki bazı ehl-i s&uuml;nnet alimlerinin g&ouml;r&uuml;şlerini hatırlatmakta ve ş&ouml;yle demektedir:</p>
<p>
	&ldquo;Bu t&uuml;r hadislerin senetleri hakkındaki eleştiriden g&ouml;z yumsak bile, yine de sarih ve m&uuml;tevatir olan hadislerle muarıze edemez. Bu m&uuml;tevatir hadisler uyarınca <strong>Mehdi,</strong> Ali ve Fatıma&rsquo;nın soyundan olduğunu a&ccedil;ıklamıştır. Bu hadisler, en g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve en sağlam isnada sahiptirler. &Ouml;yel ki, bu hadislerden biri şer&rsquo;i h&uuml;km&uuml; isbatlamak i&ccedil;in yeterlidir.&rdquo; (1)</p>
<p>
	<strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın babasının adının &ldquo;Abdullah&rdquo; olarak ge&ccedil;tiği hadislerin mazmunu hep bu t&uuml;rdendir, şimdi kısaca buna da değinelim:</p>
<h3>
	imam Mehdi&rsquo;nin (a.s) Babasının Adıyla İlgili Hadisler</h3>
<p>
	Her iki fırkanın yoluyla hadisler tevat&uuml;r haddine ulaşmıştır ki, <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin ismi Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in hadisidir. Belli olan şu ki, alimler ve muhaddisler arasında <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin isminde ş&uuml;phe yoktur&#8230; Sadece ş&uuml;phe bazı hadislerde &ldquo;babasının ismi babamın ismidir&rdquo; diye var olan ziyadet hususundadır. Her iki fırkanın da alimleri bu fazlalığı eleştirmiştir. Belki de bu hususta var olan en g&uuml;&ccedil;l&uuml; tenkit el-Beyan kitabının sahibi Şafii&rsquo;ye aittir.</p>
<p>
	Şafii&rsquo;nin el-Beyan&rsquo;daki a&ccedil;ıklaması kısca ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	Bu hadisi İmam Ahmet ve Tirmizi diğer hafızlar s&ouml;zkonusu fazlalık olmadan nakletmişlerdir; hatta Hafız Eba Nuaym İsfahan&icirc; bu hadisi otuz isnatla nakletmiştir ve bu isnatlardan hi&ccedil; birinde s&ouml;z konusu fazlalık, yani &ldquo;Babasının ismi babamın ismidir&rdquo; ibaresi mevcut değildir.</p>
<p>
	B&ouml;ylece anlaşılıyor ki, bu fazlalığı Cerh ve ta&rsquo;dil alimlerinin (hadis ravileri &uuml;zerine inceleme yapan tarih&ccedil;ilerin) zayıf bildikleri ve hadislerde artırma yaptığına şehadet ettikleri zaidenin işidir&#8230;</p>
<p>
	İkinci asrın başlarında isimleri Muhammed ve babalarının isimleri ise Abdullah olan iki şahsın yani Muhammed b. Abdullah b. Hasan el-M&uuml;senna ile Mehdi-i Abbasi diye tanınan Muhammed b. Abdullah el-Mensur Mehdilik iddiasında bulunmaları ve bu iki şahsın yaranının <strong>Mehdi</strong> ile ilgili hadisleri bu zatlara tatbik etmek i&ccedil;in &ccedil;aba g&ouml;stermeleri de bu fazlalığın sonradan uydurulduğu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; g&uuml;&ccedil;lendirmektedir.</p>
<p>
	Ama bu t&uuml;r iddiaların batıl olduğu &ccedil;ok ge&ccedil;meden ortaya &ccedil;ıkmıştır; &ccedil;&uuml;nk&uuml; kendilerinin <strong>Mehdi</strong> oldukları iddia edilen şahıslar <strong>Mehdi</strong>&rsquo;deki olması gereken yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle doldurmak ve İslam&rsquo;ı d&uuml;nyaya hakim kılmak ve serveti bol bol dağıtmak gibi vasıfları ve zuh&uuml; nişaneleri taşımadıkları belli olunca onların <strong>Mehdi</strong> olmadıklarında hatta onlara uyan kimselerin yanında bile ş&uuml;phe kalmamıştır.</p>
<p>
	Buna g&ouml;re, bu fazlalığın bu iki şahıstan birinin &ccedil;ıkarı i&ccedil;in uydurulduğu ihtimali g&uuml;&ccedil;lenmektedir. Bu t&uuml;r hadisler <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin Abbas oğullarından veya &Uuml;meyye oğullarından olduğunu s&ouml;yleyen ve yalan ve uydurma olduğu hadis alimlerince a&ccedil;ık&ccedil;a bilinen hadislere benzemekteler.</p>
<h3>
	İmam Mehdi&rsquo;nin (a.s) İmam Hasan Mu&ccedil;teba&rsquo;nın (a.s) Evlatlarından Olduğunu İleri S&uuml;ren Hadisin Reddi</h3>
<p>
	Ebu Davud kendi S&uuml;nen kitabında <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin Hz. Hasan b. Ali b. Ebi Talib&rsquo;in soyundan olduğuna dair bir hadis neakletmiştir. Oysa ki, onlarca hadis <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın Hz. H&uuml;seyin&rsquo;in evlatlarından olduğunu s&ouml;ylemektedir.</p>
<p>
	İlk &ouml;nce bu hadislerin cerh etme yolunun var olduğunu a&ccedil;ıklayalım. Bizce Ebi Davud&rsquo;un naklettiği hadisle diğer hadisler arasında bir &ccedil;elişki yoktur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> hem Hz. H&uuml;seyin&rsquo;in hem de Hz. Hasan&rsquo;ın soyundandır. Ş&ouml;yle ki, &ccedil;&uuml;nk&uuml; İmam Ali Zeyn&uuml;labidin b. H&uuml;seyin&rsquo;in hanımı ve İmam Muhammed B&acirc;kır&rsquo;ın annesi Fatıma Hz. Hasan&rsquo;ın kızıdır.</p>
<p>
	B&ouml;ylece Hz. Muhammed B&acirc;kır hem anne ve hem de baba tarafından soyu Hz. Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a ulaşmaktadır. Anne tarafından Hz. Hasan&rsquo;a ve baba tarafından Hz. H&uuml;seyin&rsquo;e ulaşıyor. <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> ise bu soydandır.</p>
<p>
	Allah Teala buyurmuştur ki: &ldquo;Ve biz ona İshak&rsquo;ı verdik ve her birini de hidayet ettik. Ve Nuh&rsquo;u da &ouml;nceden hidayet ettik onun soyundan ise Davud, S&uuml;leyman, Eyyub, Yusuf, Musa ve Harun&rsquo;dur ve b&ouml;ylece iyilik yapanları m&uuml;kafatlandırırız; ve Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas (da bu soydandır;) hepsi de salihlerdendir.&rdquo; (Enbiya/84-85)</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi ayet-i kerimede İsa <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> Peygamberin soyuna annesi Meryem vasıtasıyla ilhak edilmiştir.</p>
<p>
	Bu hadisi Ebi Davut&rsquo;tan başka şekilde rivayet eden Ehl-i S&uuml;nnet alimleri de mevcuttur. Bu y&uuml;zden hadisin de bazı diğer hadislerde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi tahrife uğramış olması uzak bir ihtimal değildir.</p>
<p>
	Cizri Şafii (vefat:833 hicri) bu hususta Esme&rsquo;l Menakıb adlı eserinde ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	Doğru olan şu ki, H&uuml;seyin b. Ali&rsquo;nin soyundandır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Emirulm&uuml;minin Ali bunu şu hadiste a&ccedil;ık&ccedil;a beyan etmiştir:</p>
<p>
	Şeyh &Ouml;mer b. Hasan Rukki&#8230;. Ebi İshak&rsquo;tan o hazretin İmam H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a bakarak ş&ouml;yle buyurduğunu nakleder: &ldquo;Bu oğlum Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın buyurduğu gibi seyittir. Onun soyundan peygamberinizin ismiyle adlandırılan, yaratılışta peygambere benzeyen &#8230; bir kişi gelecektir. O yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle dolduracaktır.&rdquo; Ebu Davud da bu hadisi kendi S&uuml;nen&rsquo;inde bu şekilde rivayet etmiştir.<a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[34]</a></p>
<p>
	Seyyid Sadruddin-i Sadr bu hadisi (<strong>İmam Mehdi</strong>&rsquo;nin İmam Hasan&rsquo;ın soyundan olduğuna delalet eden hadis) &ldquo;el-Mehdi&rdquo; adlı eserinde altı y&ouml;nden reddetmiştir. O bu alanda ş&ouml;yle der: &ldquo;Usul-u Fıkıh kurallarına g&ouml;re Ebi Davud&rsquo;un rivayetine şu a&ccedil;ılardan istinat etmek doğru değildir:</p>
<p>
	1- Bu hadis Ebu Davud&rsquo;dan &ccedil;eşitli şekillerde nakledilmiştir. Mesela, Ukad-ud D&uuml;rer&rsquo;de ondan Hz. Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;nın, oğlu H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a bakarak b&ouml;yle buyurduğu rivayet edilir.</p>
<p>
	2- Ukad-u D&uuml;rer&rsquo;de, hafızlardan Trmiz&icirc;, Beyhaki, Nisai gibi bir grubun bu olayı aynen naklederek Hz. Ali&rsquo;nin İmam H&uuml;seyin&rsquo;e bakarak b&ouml;yle buyurduğunu s&ouml;ylediklerini belirtir.</p>
<p>
	3- Hasan ile H&uuml;seyin kelimesi &ouml;zellikle Kufi hattında birbirine &ccedil;ok yakın oldukları i&ccedil;in yazımda yanlışlığa d&uuml;ş&uuml;lm&uuml;ş olabilir.</p>
<p>
	4- Bu, Ehl-i S&uuml;nnet arasında meşhur olan nassa aykırıdır.</p>
<p>
	5- Bu senet ve delalet a&ccedil;ısından doğru olan bir &ccedil;ok hadisle &ccedil;elişmektedir.</p>
<p>
	6- Bu hadis Nefs-iz Zekiyye diye meşhur olan Muhammed b. Abdullah&rsquo;ı <strong>Mehdi</strong> g&ouml;stermek i&ccedil;in uydurulmuş olabilir.</p>
<h3>
	Resul-i Ekrem ve Ehl-i Beyt&rsquo;in, On iki İmam ve Hz. Mehdi&rsquo;yi Belirtmesi</h3>
<p>
	Muteber Şia ve Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarında rivayet edilen m&uuml;tevatir bir hadiste Resul-&uuml; Ekrem <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> kendisinden sonra, birbiri ardınca gelip dini koruyacak, İslam&rsquo;ı aziz kılacak Kureyş&rsquo;ten olan on iki halife ve İmamın m&uuml;jdesini vermiştir.</p>
<p>
	Ehl-i S&uuml;nnet alimleri, bu hadisi a&ccedil;ıklarken Peygamber&rsquo;in &ldquo;on iki İmam&rdquo;dan kimleri kastettiği hususunda net bir şey ortaya koymamış ve birbiriyle &ccedil;elişen &ccedil;eşitli g&ouml;r&uuml;şleri belirtmişlerdir.</p>
<p>
	Herbiri bir y&ouml;nde &ldquo;on iki İmam&rdquo; hadisyle de &ccedil;elişen bu g&ouml;r&uuml;şlerin &ouml;nemli ve olarak sorunun hi&ccedil; birinin Kur&rsquo;an ve S&uuml;nnetten bir delili olmayışı ve hepsinin &ldquo;bence bu b&ouml;yledir&rdquo; mantığıyla ortaya atılan şahsi g&ouml;r&uuml;şleri oluşudur.</p>
<p>
	Ancak bu konuda Resul-i Ekrem <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ve Ehl-i Beyt İmamlarından gelen m&uuml;tevatir hadisler &ldquo;on iki İmam&rdquo;ın kimler olduğu hususunda hi&ccedil; bir teredd&uuml;te yer bırakmamaktadır. Şia bu hadislere dayanarak Resul-i Ekrem&rsquo;dan sonra dinin koruyucusu olan &ldquo;on iki İmam&rdquo;ın Ehl-i Beyt İmamları olduğuna inanmaktadır. Bunların ilki M&uuml;&rsquo;minlerin emiri Hz. İmam Ali <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>, sonra Hz. İmam Hasan <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m,</em> sonra Hz. İmam H&uuml;seyin <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>, sonra da Hz. İmam H&uuml;seyin <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın soyundan olan dokuzuncu İmamdır ki, bunların sonuncusu on birinci İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu Muhammed Mehdi <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dır.</p>
<p>
	Şia kaynaklarında bu sahih ve m&uuml;tevatir hadisleri g&ouml;ren bazı Ehl-i S&uuml;nnet alimleri de Peygamber <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın &ldquo;on iki İmam&rdquo;dan kimleri kastettiği hususunda Şia&rsquo;nın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; kabul etmişlerdir. Bunların i&ccedil;inde bu noktadan haraketle Şiiliği se&ccedil;enlerde olmuştur.</p>
<p>
	&ldquo;On iki İmam&rdquo;in Şia&rsquo;nın kabul ettiği Ehl-i Beyt İmamları olduğunu ifade eden y&uuml;z&uuml; aşkın sahih ve m&uuml;tevatir hadislerin karşısında; Mehdi&rsquo;nin, &Uuml;meyyeoğulları, Abbasoğulları veya İmam Hasan M&uuml;&ccedil;teba&rsquo;nın oğullarından olduğunu s&ouml;yleyen, senet ve i&ccedil;erik bakımından zayıf olan, ayrıca aynı zamanda birbiriyle de &ccedil;elişen bir iki rivayete itibar edilemez.</p>
<h2>
	4- Bir &Ccedil;elişki ve İki Hata</h2>
<p>
	Fığlalı, ilgili eserinin bir başka yerinde yine Mehdilik inancını tezyif edebilmek i&ccedil;in ş&ouml;yle diyor.</p>
<p>
	&ldquo;Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de Mesih gibi <strong>Mehdi</strong> konusuna Buhari (256- 870) ve M&uuml;slimin (261-874) hadis kitaplarında &ldquo;<strong>Mehdi</strong>&rdquo;den hi&ccedil; s&ouml;zedilmez. İmam Azam Ebu Hanife, El Eş&rsquo;&acirc;n&icirc;, El Matu&icirc;d&icirc; gibi ilk s&uuml;nn&icirc; alimlerinin de ondan s&ouml;z ettikleri g&ouml;r&uuml;lmemektedir. (272- 273)</p>
<p>
	Evet, Fığlalı b&ouml;yle diyor mezbur eserinde Ama bu s&ouml;zlerinde Fığlalı bey pek ciddi olmasa gerek&#8230; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; herkes gibi biz de biliyoruz ki Fığlaı efendi s&ouml;zkonusu hadisleri M&uuml;slim&rsquo;le Buhari&rsquo;nin sahihlerinde bulsaydı bile o hadisleri yine kabul etmeyecekti. Keza Ebu Hanife&rsquo;nin Mehdilik inancını tasdiklemesi halinde onu da kabul edecek değildi Fığlalı. Nitekim Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten n&uuml;zul edeceği yolunda sahih hadislerin hem M&uuml;slim&rsquo;de, hem Buhari&rsquo;de kayıtlı olduğunu ve Ebu Hanife&rsquo;nin de kitabında bunu kaydetmiş, bulunduğunu herkes gibi Fığlaı da bilir. Ama buna rağmen Fığlalı, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten n&uuml;zul edeceği itikatının bir islam inancı olmadığını iddia edebilmekte ve hem Sahih-i M&uuml;slim&rsquo;i, hem Sahih-ı Buhari&rsquo;yi hem Ebu Hanife&rsquo;yi hi&ccedil;e sayarak ehl-i s&uuml;nnet kaynaklarındaki bunca belgeyi k&uuml;stah&ccedil;a g&ouml;rmezden gelmektedir. Zira bu &ouml;nyargılarla hareket eden sayın Fığlalı&rsquo;nın aslında Mehdilik ve Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zulu gibi isam dininin esas inan&ccedil;larını tezyif ve inkar ediğ bu konuda M&uuml;sl&uuml;manların zihinlerini bulandırmak gibi &ccedil;irkin emellerle kalem &ccedil;aldığını v ebu yolda hem şia, he s&uuml;nni kaynaklarındaki onca. hakikati &ouml;rtbas etmekten &ccedil;ekinmediğini M&uuml;sl&uuml;man camia farketmiş bulunmaktadır artık. <strong>Mehdi</strong>lik ve Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zul&uuml; inancını islam akaidinden &ccedil;ıkarıp soyutlama emeliyle hareket eden Fığlalı efendi bu &ccedil;irkin emelini ger&ccedil;ekleştirebilmek i&ccedil;in Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislerin m&uuml;tevatir olmayıp haber-i vahid olduğu; <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadislerin de Sahihayn&rsquo;da bulunmadığı gibi tamamen asılsız iddialarla mezkur hadisleri tezyif yoluna gitmektedir. halbuki her iki hadisleri tezyif yoluna gitmektedir. Halbuki her iki iddisı da asılsızdır Fığlalı&rsquo;nın&#8230; Nitekim Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zul&uuml; hadislerinin m&uuml;tevatir olmadığı ve <strong>Hz. İmam Mehdi</strong>&rsquo;yle ilgili hadislerin de Sahihayn&rsquo;da bulunmadığı idiasının her ikisi de ger&ccedil;ek dışıdır. Fığlalı efendinin bu garazk&acirc;r iddiasının tam ersine; Hz. İsa&rsquo;nın n&uuml;zuluyla <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ilgili hadisler m&uuml;tevatir olduğu gibi <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadisler de sahihayn&rsquo;da bol miktarda mevcuttur. Nitekim daha &ouml;nce verdiğimiz belgelerde Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zuluyla ilgili hadislerin hem m&uuml;tevatır olduğunu, hem Sahihayn da kayıtlı bulunduğunu g&ouml;rm&uuml;ş ve bunu tasdikleyen bir&ccedil;ok ehl-i s&uuml;nnet aliminin ismini de aktarmıştık. Bu nedenle aynı belgleri burada yine tekrarlama l&uuml;zumu olmasa gerek&#8230; Ne var ki, Fığlalı efendi bunca sarih belge ve kaynağı kasıtlı olarak g&ouml;rmezden gelmekte ve artık nedeni anlaşılmış olan bu karanlık tavrında ısrar g&ouml;stererek Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten ineceğini haber veren hadislerin ahad olduğunu iddia etmekte ve tutarsız ifadeler kullanarak ş&ouml;yle demektedir:</p>
<p>
	&ldquo;&#8230; Nitekim Decel&rsquo;ın &ccedil;ıkılıyla ilgili ahad haberlerde (219 İsa bin Meryem&rsquo;in n&uuml;zul&uuml;, yani -g&ouml;kten- inişi a&ccedil;ık&ccedil;a belirtilmiştir&#8230;&rdquo;</p>
<p>
	Daha da ilgin&ccedil; olanı, Fığlalı&rsquo;nın buasılsız iddisasına delil olarak El- Men&acirc;r Tefsiri&rsquo;nin yazarını şahid g&ouml;stermesi ve ilgili bl&uuml;m&uuml;n dipnotunda ş&ouml;yle demesidir:</p>
<p>
	&ldquo;21) Kış: Tefsir&rsquo;ul Men&acirc;r, Kahire, 1368 3/ 317 ve: Ez Zebidi, Sahih-i Buhari, Muhtasar-ı Tecrid-i Terc&uuml;mesi, Ankara/1969-4/532. Ancak, bu arada, bu konudaki haberlere m&uuml;tevatir diyenler de vardır. msli bk: İbni Kesir, Kitab&rsquo;ın nihayer ve el- Fıten ve&rsquo;l Melahim, K&acirc;hire, trz. 1/ 24 el- Keşmir&icirc;, et- Tasrih bi- m&acirc; Tevatere fi Nuzul&rsquo;il Mesih, Hakeb, 1358&rsquo;de Muhammed Şefi&rsquo;in mukaddemesi s: 56. Ensari, el- Feth&rsquo;ur Rabbani Fi&rsquo;r Redd-i Ale&rsquo;l kadıy&acirc;n&icirc;, dlhi, 1312 (23)&rdquo;</p>
<p>
	Halbuki el- Menar tefsirinin yazarının bir batı hayranı olduğunu ve bu nedenle de bu gibi konular dahi beyanatının islami bir delil olarak g&ouml;sterilemeyeceğini b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlar bilmektedir bu g&uuml;n. Kaldı ki bu yazarın g&ouml;r&uuml;şleri muteber olsaydı dahi sayın fığlalı&rsquo;nın &ouml;ncelikle, onca islam aliminin bu hadislerin m&uuml;tevatirliğini tasdik ettikleri yolundaki &ouml;rnekleri vermesi ve&rdquo;&#8230; ancak bu arada bu konudaki haberlere &ldquo;ahad&rdquo; diyenler de vadır&rdquo; şeklinde g&ouml;r&uuml;şlerini serdetmesi gerekirdi.</p>
<p>
	Fığlalı&rsquo;nın bilhassa iki yerde bu ısrarı g&ouml;stererek Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zuluyla ilgili hadisleri hep ahad iddiasıyla takdie &ccedil;alışmasının nedeni, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın bir g&uuml;n g&ouml;kten ineceği hakiakatini islam inan&ccedil;ları b&uuml;t&uuml;n&uuml;nden &ccedil;ıkarma emelinden başka bir şey değildir. İslamın &ccedil;ihanşumulluğ&uuml;ndan dehşete kapılan m&uuml;stekbirlerin korkulu r&uuml;yası&rsquo;nın da <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zulu ve Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın da g&ouml;kten inerek o hazretin yardımıcısı oldacağı &ldquo;inancını balatalayabilmek i&ccedil;in &ccedil;ırpınıp duran sayın Fığlalı efendi, dikkatli M&uuml;sl&uuml;manların pek yabancısı olmadısğı o malum &uuml;slupla ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&ldquo;&#8230; maamifih, durum ne olursa olsun; bu konudaki hadislere ne kadar&rdquo; ahad haberlerdir, itikadi y&ouml;nden dikkate alınmayabilir&rdquo; denilirse denilsin, Mesih&rsquo;in kıyametten &ouml;nce n&uuml;zul&uuml; meselesine, hemen, b&uuml;t&uuml;n islam alimlerince &ldquo;m&uuml;tlak&rdquo; olarak bakılmış ve bakılmakta ve b&ouml;ylece &ldquo;Mesih&rsquo;e intizar&rdquo;, kıyametle ilgili haberlerin vazge&ccedil;ilmez unsuru olarak karşımızda durmaktadır. Ne varki, bu konu, &uuml;zerinde bunca titizlikle durulmasına rağmen bir &ldquo;iman esası&rdquo; değildir.</p>
<p>
	Evet, b&ouml;ylece diyor sayın Fığlalı&#8230; Oysa, defalarca vurgulandığı &uuml;zere islam uleması, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten ineceğine dair hadislerin m&uuml;tevatir olduğunda m&uuml;ttefiktirler. Keza ge&ccedil;mişte ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bunun b&uuml;t&uuml;n islam ulemasınca &ldquo;mutlak&rdquo; kabul edilip imanın esaslarından sayılmış olduğu da bilinmektedir. Binaenaleyh &ldquo;islam ulemasının &ouml;tedenberi bu konu &uuml;zerinde titizlikle durmuş olması bu hadislerin m&uuml;tevatir olduğunu g&ouml;sterir.&rdquo;</p>
<p>
	Bu yalın ger&ccedil;eklere rağmen, Fığlalı bu meseleyi &ldquo;iman esası değildir&rdquo; şeklinde değerlendirirken ilm&icirc; y&ouml;ntemlerden uzaklaştığı kadar islam akaidinden de uzak d&uuml;şmekte bu iki kaviyerin hi&ccedil;birine yakışmayan bir ciddiyetsizlikle bunca net ve sarih bir hadiseyi elinden geldiğince muğlak ve m&uuml;pehm g&ouml;stermeye &ccedil;alışmaktadır. Halbuki sayın Fığlalı &ldquo;iman esasları&rdquo; derken &ouml;nce bununla neyi katettiğini a&ccedil;ıklayıp kendi anldığı &ldquo;iman esasları&rdquo;nın bir tarifini vermeli ve bu esasların şer&rsquo;i delillerle tespit yollarını izah ettikten sonra bu esaslar &ccedil;evresinde g&ouml;r&uuml;ş serdetme c&uuml;retinde bulunmalıydı ki, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zulu konusunda fikir beyanında bulunması o zaman edep ve ilim &ccedil;er&ccedil;e-vesinde bir hareket sayılabilir belki. Bunu yapmadğından kendisini bir&ccedil;ok sorunun ardından gizlemiş olmaktadır; mesela, Fığlalı&rsquo;ya g&ouml;re, bir meselenin imanın esaslarından sayılabilmesi i&ccedil;in Kur&rsquo;an&rsquo;da tafzilatlı bir şekilde ge&ccedil;mesi şart mıdır, değil midir? B&ouml;yle bir mazmunun m&uuml;tevatir hadis ve rivayetlerde de ge&ccedil;mesi şart mıdır, yoksa kat&rsquo;i olan ahbar-ı ahadda bulunması yeterli midir? Keza şu soru: Sayın Fığlalı efendi i&ccedil;in İslam ulemasının akidev&icirc; bir konuda icma etmesi herhangi bir &ouml;nem ve anlam taşımakta mıdır; yoksa o, b&uuml;t&uuml;n islam ulemasının islam akaid ve inan&ccedil;larından saydığı bir akidev&icirc; konuyu inkar etmenin, bireyin imanına hi&ccedil;bir zarar vermeyeceği inancında mıdır?! Bu t&uuml;r sorulra net cevaplar verilmedik&ccedil;e Fığlalı&rsquo;nın &ldquo;imanın esası&rdquo;yla neyikastettiği de a&ccedil;ıklık kazanmayacaktır. Bizce, şia ve s&uuml;nni, b&uuml;t&uuml;n islam uleması tarafından ittifakal kabul edilen ve Kur&rsquo;an&rsquo;da bulunduğu ya da hakkındaki hadislerin m&uuml;tevatir olduğu vurgulanmış olan inan&ccedil;lar İslam akaid ve inan&ccedil;larıdırlar; aksi takdirde yerinden kalkan her m&uuml;teceddidin &ldquo;şu konudaki hadisler m&uuml;evatir değil&rdquo; vb. iddialarla cahil&acirc;ne veya garazkar g&ouml;r&uuml;şler serdediğ kesinleikle islami olan ve imanın esaslarından sayılan bi rkonuyu inkara kalkışması s&ouml;zkonusu olabilecektir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h3>
	Bir Hadisi Sahiheyn&rsquo;de Bulunmaması, Ehl-i S&uuml;nnet İtikadlarına G&ouml;re O Hadisin Sahih ve M&uuml;tevatir Olmasına Engel Teşkil Etmez</h3>
<p>
	Fığlalı efendinin <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkında Sahihayn&rsquo;da hadis bulunmadığı iddiasının da ger&ccedil;ekle alakasız olduğunu daha &ouml;nce belirtmiştik. Bundan sonraki bahsimizde bizzat Sahihan&rsquo;dan aktaracağımız hadisler bu konuda ger&ccedil;eğin olduğu gibi g&ccedil;zler &ouml;n&uuml;ne serilmesine yetecektir zaten. Ancak, asıl bilinmesi gerken nokta, Sahihan&rsquo;da bulunmamış olsaydı bile <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ile ilgili hadislerin reddinin yine de m&uuml;mk&uuml;n olamayacağıydı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ehl-i s&uuml;nnette, bir hadisin sahih ve m&uuml;tevatir olması şartı, Sahihayn&rsquo;da kayıtlı bulunması değildir, nitekim ehl-i s&uuml;nnet ulemasınca kesinlikle sahih veya m&uuml;tevatir kabul edilen nice hadisler vardır ki Sahihan&rsquo;da kayıtlı değildir. Keza bir hadisin Sahihan&rsquo;da kaydedilmemiş olması, Şeyheyn-i Sahihan, yani M&uuml;slim&rsquo;le Buhari nezdinde o hadisin veya varisinin zayıf olduğu gibi bir mana taşımaz. Nitekim ne Buhari&rsquo;nin ne de M&uuml;slim&rsquo;in &ldquo;Sahihan&rsquo;larında b&uuml;t&uuml;n sahih hadisleri biraraya gitirebildikleri &ldquo;veya &ldquo;bu eserlerde kayıtlı b&uuml;&uuml;tn hadislerin sahih, kaytılı olmayan b&uuml;t&uuml;n hadislerinse zayıf olduğu&rdquo; şeklinde bir iddiası yoktur; bilakis, Buhari&rsquo;yle M&uuml;slim&rsquo;in beyanları bunun tam tersi cihettedir; İbni &Ouml;mer, &ldquo;Ulum&rsquo;el Hadis&rdquo; adlı eserinde ş&ouml;yle yazar: &ldquo;Buhari&rsquo;yle M&uuml;slim, b&uuml;t&uuml;n sahih hadisleri Sahihan&rsquo;da kaydetmiş değildir; esasen b&ouml;yle bir hassasiyet de g&ouml;stermemişlerdir&rdquo;. Buhari&rsquo;nin ş&ouml;yle dediği bilinmektedir: &ldquo;Kitabında sahih olandan başka şey yazmadım, ama hadisler pek fazla olduğundan bazı sahih hadisleri bu kitaba almaktan vazge&ccedil;tim&rdquo;. M&uuml;slim&rsquo;in de şu s&ouml;z&uuml; meşhurdur: &ldquo;Benim bildiğim ve bu kitaba (Sahih-i M&uuml;slim&rsquo;e) kaydettiğim herşey sahih değildir, ben sadece her kes tarafından ittifakla kabul edilmiş olan şeyleri bu kitapta topladım.&rdquo; Hafız bin Hacer, &ldquo;Feth&rsquo;ul B&acirc;ri&rdquo;nin muhaddemesinde &ldquo;İsmail&icirc; Buhari&rsquo;den naklen ş&ouml;yle rivayet eder: &ldquo;Ger&ccedil;i bu kitapta sahih olanlar dışında bir hadis yazmadım, ama bu kitaba almadığım sahih hadislerin sayısı, kaydettiklerinden &ccedil;ok daha fazladır.&rdquo;</p>
<p>
	Nevev&icirc;, Sahih-i M&uuml;slim&rsquo;e yazdığı şerhin &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde bazılarının, M&uuml;slim&rsquo;le Buhari&rsquo;yi bazı hadisleri birtakım şartlarla yazma ve aktarma durumunda bıraktıklarından, M&uuml;slim&rsquo;le Buhari&rsquo;nin o hadisleri Sahihan&rsquo;da iktibas edemediklerini yazar ve ş&ouml;yle der. &ldquo;Bu şart koşma ve mecbur bırakma olayında hi&ccedil;bir mantık yoktur aslında. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu ikisi, b&uuml;t&uuml;n hadisleri biraraya toplayıp kaydetme niyeti taşımıyordu zaten; bilakis, b&uuml;t&uuml;n hadisleri yazmadıklarını ve tıpkı b&uuml;t&uuml;n meseleleri değil, sadece bazı meseleleri derleyerek kaydeden bir fakih gibi, kendileirnin de sadece bazı hadisleri yazıp kaydedebildiklerini bizzat kendileri s&ouml;ylemektedir kitaplarında .&rdquo; (Şeyh Abdulhasan el- İbad, Mecelle&#8230;.)</p>
<h3>
	Sahihayn&rsquo;da Hz. Mehdi&rsquo;nin (a.s) Zuhuruyla İlgili Hadisler</h3>
<p>
	Buhari&rsquo;de Hz. İsa bin Meryem <em>aleyha sel&acirc;m</em>&rsquo;ın g&ouml;kten inişi babında Ebu Hureyre&rsquo;den rivayetle ş&ouml;yle nakledilir: &ldquo;Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> buyurdu ki: Meryemoğlu g&ouml;kten size inince ve İmamanız kendinizden biri olduğunda ne yapacaksınız?&rdquo;</p>
<p>
	M&uuml;slim&rsquo;in sahihde Cabir tarafından Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in ş&ouml;yle buyurduğu rivayet edilir: Benim grubumdan olanbir takım, hak &uuml;zere savaşacak, m&uuml;cadele edecektir ki, kıyamete değin zafer onlarındır. İsa bin Meryem indiğinde onların emiri &ldquo;gel bize İmam olup, namaz kıldır&rdquo; derler, İsa ise &ldquo;hayrı&rdquo; der, &ldquo;sizden kiminiz kiminize em&icirc;r olacaktır (kendi aranızdan bir size em&icirc;r olur) &ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah Teala bu &uuml;mmeti (M&uuml;sl&uuml;manları) aziz kılmıştır.&rdquo;</p>
<p>
	Sahihan&rsquo;da yazılan bu hdislerde her ne kadar &ldquo;<strong>Mehdi</strong>&rdquo; adı ge&ccedil;miyorsa da, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zul&uuml; sırasında M&uuml;sl&uuml;manların İmamlığını &uuml;stlenecek birinden s&ouml;zedilmektedir. S&uuml;nen, &uuml;snedler ve diğer kaynaklarda bu ve Sahihan&rsquo;da ki diğer hadislerin tefsiri yapılmış ve s&ouml;zkonusu salih insanın adının &ldquo;Muhammed&rdquo; olduğu, Ali bin Ebu Talib&rsquo;in oğlullarından olup &ldquo;<strong>Mehdi</strong>&rdquo; adıyla tanındığı&rdquo; belirtilmiştir. Sahihan dışında başka&ccedil;a diğer kaynaklarada da <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkında daha bir&ccedil;ok hadis kayıtlıdır ki bunların tamamını bu &ouml;zet bahse sığdırabilmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Burada bunlardan sadece birka&ccedil;ına değinmek ve bazı senetleri belirtmekle yetindik.</p>
<p>
	Bu husustaki muteber hadislerden biri de Haris bin Ebu &Uuml;same&rsquo;nin M&ucirc;sned&rsquo;inde Cabir&rsquo;den rivayetle, Hz. Resulullah&rsquo;tan -asv- aktardığı şu hadis-i şeriftir: &ldquo;İsa g&ouml;kten indiğinde, onların em&icirc;r&icirc; olan <strong>Mehdi</strong> &ldquo;namazı sen kıldır&rdquo; der, İsa &ldquo;hayrı&rdquo; der, &ldquo;em&icirc;r sizsiniz, Allah Teala bu &uuml;mmeti sizinle şereflendirmiştir.&rdquo;</p>
<p>
	İbn&rsquo;el Gıym &ldquo;El- Menar&rdquo;da &ldquo;Bu hadisin senetleri m&uuml;kemmeldir&rdquo; der. bizzat bu hadis, Sahih-i M&uuml;slim&rsquo;de ge&ccedil;en &ldquo;em&icirc;r&rdquo;den maksadın <strong>Mehdi</strong>&rdquo; olduğunu g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	Şeyh Sadık Hasan &ldquo;El- İz&acirc;e&rdquo; adlı eserinde <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zuhuruyla ilgili pek &ccedil;ok hadis nakleder ki en sonuncusu, Cabir&rsquo;in hadisidir. Bu hadisi a&ccedil;ıklarken &ldquo;bu hadiste ge&ccedil;en &ldquo;em&icirc;r&rdquo;den maksat <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;den başkası olamaz, diğer hadisler de bunu net olarak a&ccedil;ıklayıcı niteliktedir&rdquo; der. (bk: Şeyh Abdulhasan El- İb&acirc;d Meelle-i &#8230;)</p>
<p>
	Bu arada şunu da hemen belirtelim ki İbni Hacer&#8230;</p>
<p>
	Sayın Fığlalı&rsquo;nın marifetleri bunlar eğil sadece; islamda Mehdilik inancı ve Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zul&uuml; akidesini tezyif edebilmek i&ccedil;in Fığlalı Bey&rsquo;in başvurduğu daha nice y&ouml;ntemler daha var ki, M&uuml;sl&uuml;man camianın daha sonraki benzerlerine rastladığında, meselenin nereden kayanaklandığını koylayca farkedebilmesi i&ccedil;in bu Bizan oyunlarndan birka&ccedil; &ouml;rnek daha aktarmanın faydalı olacağı inancındayız:</p>
<p>
	5- Zalle Fırkaların Propagandası <a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">*</a></p>
<p>
	Fığlalı, bu mevzulara girerken ikide bir sapık bazı fırkaları g&uuml;ndeme getirmekte ve bunların ger&ccedil;ek y&uuml;zlerini a&ccedil;maksızın, adeta m&uuml;teber ve sahih islami cemaatlermiş&ccedil;esine bunların g&ouml;r&uuml;şlerine sık sık yer verecek propagandalarını yapmaktadır.Mesela Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zuluyla ilgili 20 sayfalık yazısının 6 sayfasını Kadıy&acirc;n&icirc;lerin g&ouml;r&uuml;şlerine ayırmış ve kadıyanilerle B&acirc;biler gibi sapık grupları isl&acirc;mi tarikatlermiş gibi g&ouml;stermek istemiştir.</p>
<p>
	Bunun, k&ouml;hnemiş bir propaganda y&ouml;ntemi olduğunu belirtmeye hacet g&ouml;rm&uuml;yoruz.</p>
<p>
	M&uuml;sl&uuml;man okuyucunun islama teslimiyeti ve dinine duyduğu samimiyet, d&uuml;r&uuml;stl&uuml;k ve saflığı k&ouml;t&uuml;ye kullanan Fığlalı, M&uuml;sl&uuml;man okuyucunun pek &ccedil;oğunun bu gibi &ouml;zel ihtisasları gerektiren dallarda arap&ccedil;a, Kur&rsquo;an, hadis, s&uuml;nnet, rical&#8230;vb. ilm&icirc; kaynaklara m&uuml;racaatla hakkı batıldan ayrabilme imkanına sahip bulunmadığını ve b&ouml;yle bir ilm&icirc; seviyeye sahip olmadığını bildiğinden tam bir oryantalist gibi davranmaktan &ccedil;ekinmemekte ve zihinleri elinden geldiğince bulundurarak M&uuml;sl&uuml;manların inan&ccedil;larından gevşeklik ve &ccedil;atlaklar yaratmaya &ccedil;alışmaktadır. B&ouml;ylece M&uuml;sl&uuml;manı şaşkınlığa d&uuml;ş&uuml;rerek &ccedil;eşitli g&ouml;r&uuml;ş ve fikirlerin kavşağında kendi d&icirc;n&icirc; inan&ccedil;larını kaybetmesini sağlayacktır; &ccedil;&uuml;nk&uuml; sayın Fığlalı i&ccedil;in, esasen M&uuml;sl&uuml;man okuyucunun, kendi islami inan&ccedil;ları yerine mesel&acirc; Kadıyanilik veya B&acirc;biliği ikame etmesi ve imanının esaslarını kaybetmesi hi&ccedil; mi hi&ccedil; &ouml;nemli değildir!</p>
<p>
	Ancak, &ldquo;araştırmacı&rdquo;lık (!) iddiasında bulunan şahıs kim olursa olsun &ldquo;mezhepler tarihi a&ccedil;ısından bir bakış&rdquo; gibi kılıflarla bu t&uuml;r sapık g&ouml;r&uuml;şlerin propagandasını yapmanın M&uuml;sl&uuml;man camianın tepki ve nefretini kazanmaktan başka işe yaramayacağı bilinmelidir.</p>
<h2>
	6- Hakikatlerin &Ouml;rtbas Edilmesi</h2>
<p>
	Fığlalı; islam tarihinde k&uuml;lt&uuml;r ve hizmetleriyle kadar belirleyici bir rol oynamış bulunan ve halihazırda d&uuml;nya M&uuml;sl&uuml;manlarının 1/4&rsquo;&uuml;n&uuml; oluşturan İmamiye okulunu şianın diğer kolları arasında &ouml;nemsizmiş gibi g&ouml;steren yolunda &ouml;zel bir &ccedil;aba sarfetmekte ve Şia i&ccedil;inde kitapla s&uuml;nnetten ayrılmamış olan İsna aşer İmamlarına bağlı bağlı Caferi mezhebini, tarihte varlığı bile tartışılan ya da k&ouml;kl&uuml; bir akide ve k&uuml;lt&uuml;rel sahiğ bulunmadığı i&ccedil;in zamanla yok olup giden fırkalrdan biri gibi takdim etmeye &ccedil;alışmaktadır okuyucusuna&#8230; Nitekim Ehl-i Beyt okulunun hakkaniyetini gizleyebilmek i&ccedil;in bu okulun kendisini gizlemeye &ccedil;alışarak şianın kollarına kendiliğinden kollar ekleyip meseleyi dalandırıp budaklandırmakta ve k&acirc;h Sipaiyye gibi var dahi olmayan fırkalardan bahsedip, k&acirc;h islam&icirc; bir temele dayanmadığından zamanla yok olup giden fırkaları g&uuml;ndeme getirmek suretiyle Ehl-i Beyt okulunun şecere-i tayyibesinin meyvesini gizleyebilmek i&ccedil;in okuyucunun dikkatini s&uuml;rekli başka y&ouml;nlere &ccedil;ekmeye &ccedil;alışmaktadır. Aslında nedeni &ccedil;ok iyi bilinen bir garazk&acirc;rlık &ouml;rneği daha sergileyerek islam mezheplerinin g&ouml;r&uuml;şlerinden bahsederken İmamiyeden &ouml;zellikle bahsetememeye &ccedil;alıştığı da g&ouml;zden ka&ccedil;mıyor bu arada&#8230; Mesela Mehdilik konusunda şianın akidelerini ele aldığı 10 sayfaya yakın bir bahsinde Beyabiye ve Bahailik gibi fırkalara &uuml;&ccedil; sayfa ayırırken, İmamiye okuluna bir sayfa ancak ayırabilmiş sayın araştırmacı (!) yazar!</p>
<h2>
	7- Uyduruk Alimler &Uuml;retme</h2>
<p>
	Fığlalı&rsquo;nın Mehdiliği inkar yolunda başvurduğu iğren&ccedil; y&ouml;ntemlerden biri de uyduruk alimler &uuml;reterek islama tarihine bu bid&rsquo;ati sokan israiliyat&ccedil;ı seleflerini aratmamasıdır. Ş&ouml;yle diyor sayın Fığlalı:</p>
<p>
	&ldquo;&#8230;Ne var ki, alimler bu hadislerin sıhhati hakkında ş&uuml;pheye d&uuml;şm&uuml;ş olmalarına rağmen bu konuda halka tesir edememişler ve &ldquo;Beklenen <strong>Mehdi</strong>&rdquo; (el-Mehdiyy&rsquo;il Muntazar) veya &ldquo;s&ouml;z verilmiş <strong>Mehdi</strong> (el Mehdiyy&rsquo;il Mev&rsquo;ud ) fikri s&uuml;nni, şii ve diğer mezheplerin muhtelif tabakalarında pek renkli şekilde yaşatılmıştır.&rdquo;</p>
<p>
	Sahi, Fığlalı efendinin &ldquo;Mehdilik konusunda ş&uuml;phede oldukları&rdquo; nı iddia ettiği bu alimleri kimlerdir acaba?</p>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zuhuru ve Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın n&uuml;zulunu ş&uuml;pheli bulan bu alimlerin adı, sanı, yazdıkları bir eser veya belirttikleri bir hadis veya rivayetin kayıtlı olduğu bir tek kaynak olsun g&ouml;stermekte midir sayın Fığlalı?</p>
<p>
	Hayır.</p>
<p>
	Fığlalı&rsquo;nın hi&ccedil;bir zaman olumlu cevap veremeyeceği sorulardır bunlar.</p>
<p>
	But&uuml;r &ldquo;alimler&rdquo; islam tarihinde hi&ccedil; var olmamıştır &ccedil;&uuml;nk&uuml;.</p>
<p>
	Fığlalı, burada da selefleri olan batılı m&uuml;steşriklerin metodunu izlemekte ve &ccedil;oğu okuyucunun teferruatlı inceleme imkanına sahip olmayışını &ccedil;irkin bir şekilde kullanarak, kendi sapık fikirlerini &ldquo;islam alimlerinin g&ouml;r&uuml;şleri&rdquo;miş&ccedil;esine aktarmaktadır.</p>
<p>
	İslam alimlerinin <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;yle ilgili hadisleri kaynak eserlerinde kaydetmiş olduklarını, o hazretin zuhur ve kıyamını hak bildiklerini ve aynı alimlerin bu hususta ciltler dolusu kitaplar yazıp &ldquo;<strong>İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili hadisler m&uuml;tevatir ve sahihtir&rdquo; dediklerini bilmemekte midir sayın Fığlalı ger&ccedil;ekten.</p>
<p>
	Bu soruya da olumsuz cevap verebilmek m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>
<p>
	Bahsimizin başında uzunca bir listesini verdiğimiz alimlerin pek &ccedil;oğunu &ccedil;ok iyi bildiği halde sayın Fığlalı efendi onları pekal&acirc; g&ouml;rmezden gelmekte ve ne fıkıhta, ne usulde, ne de ricalde ileri bir ihtisası olmayan İbni Haldun&rsquo;a mal bulmuş mağribi gibi sarılmaktadır.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n inan&ccedil; ve tavsiyelerine Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnetten senet g&ouml;sterip bu iki aslı kendi beşer&icirc; fikirlerine tercih eden onca ilimi bir &ccedil;ırpıda silip atarak kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; vahye ve s&uuml;nnete efdal tutan ve ancak işine geldiği zaman &ldquo;islam alimleri de ş&ouml;yle diyor&#8230;&rdquo; diyebilme utanmazlığını sergileyen ilk kalem olmadığı gibi, sonuncusu da olmayacaktır bu yazar efendi.</p>
<p>
	Ancak, ister şia, ister s&uuml;nni olsun bug&uuml;n b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların isl&acirc;m&icirc; bir uyanış i&ccedil;inde olduğu ve din&icirc; h&uuml;k&uuml;mleri şu veya bu iddiacılardan değil, peygamberlerin varisleri olan ulemadan &ouml;ğrenmeyi tercih ettiği ve M&uuml;sl&uuml;man kitlelerin, ulemanın izinde y&uuml;r&uuml;mekte olduğu bilinmelidir.Fığlalı ve benzerleri, ulemanın b&uuml;t&uuml;n uyarılarına rağmen hatalarını d&uuml;zeltme gibi bir kaygı taşımakta ve kendi fikirlerini Kitaba ve s&uuml;nnete tercih bid&rsquo;atında ısrarlarını s&uuml;rd&uuml;rmektedirler.</p>
<p>
	İslam uleması b&ouml;ylelerinin ıslahı i&ccedil;in iyiyi emredip k&ouml;t&uuml;den menetme vazifesini ifa etmekteyse de &ldquo;bir topluluk kendisini d&uuml;zeltmedik&ccedil;e Allah onları d&uuml;zeltmeyecek&rdquo;&#8230;tir.</p>
<h3>
	<strong>Hz. Mehdi </strong>(a.s) İnancı; Yahudiler ve Hırıstiyanlar</h3>
<p>
	Bahsimizin daha &ouml;nceki kısımlarında bazı m&uuml;steşriklerle onlara uyan bazı batı hayranı yenilik&ccedil;i s&ouml;zde M&uuml;sl&uuml;man yazarların Mehdilik inancının yahudilik ve hırıstiyanlıktan islama ge&ccedil;tiği iddiasında bulunduklarını belirtmiştik. İslam &uuml;lkelerinde bu ihanetin dikkatli M&uuml;sl&uuml;manlar tarafından farkedildiğini bilen Fığlalı gibi birtakım &uuml;nvanlı yazarlar da her ne kadar y&uuml;ce islam dinindeki Mehdilik inancını Yahudilikle Hıristiyanlığa yamamaya &ccedil;alışmaktasalar da, bunun &ccedil;irkin bir iftira olduğunun artık anlaşılması nedeniyle doğrudan doğruya değil de, dolaylı yollardan aynı emeli ger&ccedil;ekleştirmeye &ccedil;alışmaktadırlar. T&uuml;rkiye&rsquo;de de bunu en sarih şekilde Fığlalı yapıyor bug&uuml;n. Hırıstiyanlarla Yahudiler arasında Mehdilik değil, &ldquo;İsa Mesih&rdquo; mefhumu tanınmış olduğundan ve diğer taraftan şakiyat&ccedil;ılar &ouml;tedenberi islam dinini bir vahy&icirc; din olarak değil, beşeri bir d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml; şeklinde takdim edip bu y&uuml;ce dini Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın şahs&icirc; fikirleriymiş&ccedil;esine g&ouml;sterme yoluna gittiklerinden sadece Mehdilik hususunda değil; tevhidle n&uuml;buvvetten, şeriatin ibadet ve diğer konulardaki h&uuml;k&uuml;mlerine varıncaya kadar islam dininin b&uuml;t&uuml;n boyutlarını ya Yahudilik ve Hıristiyanlığa yamamaya, yada bu y&uuml;ce dini, zaman ve mekanın şartlarının doğurduğu bir netice şeklinde değerlendirmeye gayret g&ouml;steregelmişlerdir.</p>
<p>
	&nbsp;Ne var ki y&uuml;ce islam Peygamberinin Allah&rsquo;ın el&ccedil;isi olduğu ve Kur&rsquo;an&rsquo;ın, haşa, onun kendi fikirleri değil, Allah Teal&acirc; tarafından ona vahyedilmiş il&acirc;h&icirc; emirler olduğu hakikatine iman etmiş bir M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;z&uuml;yle bu meseleye bakacak olursak şunu s&ouml;ylememiz gerekir: Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de de a&ccedil;ık&ccedil;a belirtildiği &uuml;zere Hz. İsa ve Hz. Musa <em>aleyhum&#39;us-sel&acirc;m</em>, Allah Teal&acirc; tarafından g&ouml;nderilmiş hak peygamberler olup İncil ve Tevrat&rsquo;la gelmiş ve insanları eşi ve ortağı olmayan Allah&rsquo;a, kendi peygamberliklerine, kıyamete, cennet ve cehennemin hak olduğuna ve diğer gayb&icirc; hususlara imanda bulunmaya davet etmiş ve bu c&uuml;mleden olmak &uuml;zere y&uuml;ce islam peygamberi Hz. Resul-&uuml; Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın kendilerinden sonra zuhur edip peygamberlikle geleceğini de yine kendi &uuml;mmetlerine bildirmişlerdir. Binaenaleyh, aynı ilahi menb&acirc;dan kaynaklanması ve aynı ilahi hedefleri g&ouml;zetiyor bulunması cihetiyle bu &uuml;&ccedil; ilahi dinin bir&ccedil;ok ortak ve benzer y&ouml;nler taşıyor olması gayet tabii olduğu gibi, zaruridir de. Nitekim olaya ş&ouml;yle bir g&ouml;z atılacak olursa Allah&rsquo;a iman, ahirete, kıyamete ve peygamberlerin hakkaniyetine inanma ve Kur&rsquo;an, İncil ve Tevrat&rsquo;ta isimleri ge&ccedil;en hak peygamberlere iman etme gibi bir&ccedil;ok m&uuml;şterekler taşıdığı kolayca g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Her &uuml;&ccedil; dinin mensupları, yekdiğerinden etkilenmeden ve sadece kendi kitaplarının emir ve beyanları gereği bu hakikatlere inanır ve bunları gayet iyi bilirler.bu nedenledir ki Mehdilik gibi &ouml;nemli bir gayb&icirc; haberin, Kur&rsquo;an&rsquo;da olduğu gibi, diğer sem&acirc;v&icirc; dinlerin kitaplarında da belirtilmiş bulunması gayet tabiidir aslında; nitekim a&ccedil;ıklamasına daha &ouml;nce de değindiğimiz gibi, Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de de buna işaretle ş&ouml;yle buyrulmaktadır:( 65,4. satır)</p>
<p>
	Ne var ki islam diniyle Hırıstiyanlık ve Yahudilik dinleri arasında bug&uuml;n &ccedil;ok &ouml;nemli bir fark vardır ki, o da, bu iki dinin kitabının tahrife uğranması, son kitap olan Kur&rsquo;an&rsquo;ın ise her nevi tahrif ve bozulmadan korunmuş olmasıdır. Aynı şekilde, islam peygamberine ait nice hadislerin tevat&uuml;r veya muhtelif g&uuml;&ccedil;l&uuml; karineler vasıtasıyla o hazrete ait s&ouml;zler olduğunu ispatlamak kabildir bug&uuml;n.Oysa Hz. Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a nazil olmuş bulunan ve Allah&rsquo;ın vahyi olan Tevrat&rsquo;la İncil&rsquo;in aslı bug&uuml;n mevcut değildir ve maalesef yine bu dinlerin mensupları tarafından tahrife uğramış bulunmaktadır. Nitekim bug&uuml;n Tevrat&rsquo;la İncil&rsquo;de; semavi bir kitabın vah&icirc; muhtevasıyla asla bağdaşmayan ve hi&ccedil;bir senediyet de taşımayan bozulma ve tahriflere sık sık rastlanabilmektedir. Binaenaleyh bug&uuml;nk&uuml; Tevrat ve İncil&rsquo;deki metinlerin hangisinin ger&ccedil;ek ilahi vahy ve hangisinin sonradan uydurma ve tahrif olduğu konusunda başvurulabilecek yegane g&uuml;venilir kaynak, Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;le kat&rsquo;i s&uuml;nnetten ibarettir. Bu nedenle, Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;deki bir mevzuya aynen veya az bir farkla Tevrat ve İncil&rsquo;de de rastlanılması halinde bir M&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in bunun anlamı; o metnin ilahi vahy olup her &uuml;&ccedil; peygamber tarafından tebliğ edildiği ve insanların kaderi &uuml;zerindeki etki ve &ouml;nemi nedeniyle ilahi peygamberlerin m&uuml;şterek tebliğ ekseninde yer aldığıdır. Daha &ouml;nce de belirttiğimiz &uuml;zere <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili ayet ve hadisler de, Kur&rsquo;an ve kat&rsquo;i s&uuml;nnetle sabit olup bu konudaki hadisler &ccedil;eşitli islam mezhepleri nezdinde m&uuml;tevatir ve sahihtirler ve bunlara iman da, y&uuml;ce islam dininin zaruri şartlarından ve elzem inan&ccedil;larından sayılır.</p>
<h3>
	Mehdiliği İnkar Hadisesinin Diğer Nedenleri</h3>
<p>
	M&uuml;steşrikler ve doğu beldelerindeki yerli taklit&ccedil;ilerden başka, Mehdilik inancını inkar etme şeklinde tezah&uuml;r eden bu yeni bidatın iki nedeni daha var ki bunları kısaca:</p>
<p>
	1- Ehl-i Beyt-i Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın mutahhar yolu ve s&uuml;nnet-i nebeviyyeye teslimiyet olan Şia mektebini sindirmeye y&ouml;nelik siyasi emeller.&rdquo;</p>
<p>
	2- İman zaafı ve &ccedil;ağdaş entellekt&uuml;el hastalıkların başında gelen &ldquo;gayba iman edememe ve bu hususta Allah Teal&acirc;&rsquo;ya karşı tam bir teslimiyet g&ouml;stermeme&rdquo; bedbahtlığı.&rdquo;şeklinde &ouml;zetlemek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Bahsimizi daha fazla genişletmemek i&ccedil;in bu iki fakt&ouml;r &uuml;zerindeki incelememizi bir başka fırsata tevdi ediyoruz.</p>
<h3>
	&Ccedil;eşitli Şartlar Altında Hz. Mehdi<strong> (a.s)</strong>&rsquo;a İmanma Olayı</h3>
<p>
	Daha &ouml;nce de vurguladığımız gibi islam &uuml;lkelrindeki kimi yazarlar, şarkiyat&ccedil;ı oryantalistleri taklit ederek <strong>Mehdi</strong> inancının, Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> taraftarlarının arzu ve emellerinin ger&ccedil;ekleşmesi yolunda bir temenni olduğu tahrifatına destek vermiş ve Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> taraftarlarının zalim halifelerin zul&uuml;m ve baskısı altında bulundukları ve bu durumu değiştirebilmek i&ccedil;in ellerinden de hi&ccedil;bir şey gelmediğinden, &uuml;mitsizliğe kapılmamak ve morallerini yitirmemek amacıyla b&ouml;yle bir temenniyle teselli bulduklarını iddia etmişlerdir ki, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bu tahrifatın belirgin isimlerinden biri, isminin &ouml;n&uuml;ne &ccedil;eşitli &uuml;nvanlar da eklemiş bulunan sayın Fığlalı efendidir.</p>
<p>
	Halbuki, Mehdilik inancı sadece Ehl-i Beyt taraftarlarına, sadece Şiaya veya sadece S&uuml;nniye mahsus bir inan&ccedil; olmayıp b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların ortak akidesi ve en g&uuml;&ccedil;l&uuml; inan&ccedil;larındandır. Nitekim ister egemen g&uuml;&ccedil;lerin yanında yer alıp onları destekleyenler, ister Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;nın hakkani-yetini savunup onların iktidarda olması gerektiğine inanarak bu y&uuml;zden &ccedil;eşitli baskı ve zul&uuml;mlere muhatap olanlar hi&ccedil;bir zaman Mehdilik inancını inkar veya tekelleştirme yoluna gitmemiş, her iki akım da bu islam&icirc; inancı kabul ettiklerini daima a&ccedil;ıklamış, bildirmişlerdir. Kaldı ki Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> taraftarları ve Şia, tarih boyunca her zaman ve aralıksız olarak egemen g&uuml;&ccedil;lerin baskısı altında bulunmuş değildirler; bilakis, Safeviler d&ouml;neminde olduğu gibi onlar da kimi zaman iktidar olmuş ve h&uuml;kumeti ellerinde bulundurmuşlardır, ama yine de Mehdilik inancı onlarda da zerrece zaafa uğramamış, bu inan&ccedil;ta gevşeme-mişlerdir. Hatta sonu&ccedil; bunun tam tersi olmuş ve şia uleması bu d&ouml;nemde <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;la ilgili değerler eserler yazabilme fırsatına kavuşmuştur. B&uuml;t&uuml;n bunlar bir tarafa, esasen bu t&uuml;r iddia ve yorumlar temelinden batıldır aslında; &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu durumda Allah&rsquo;a, ahirete, hesap g&uuml;n&uuml;ne, cennet ve cehenneme inanmanın da sosyal ve siyasi zorluklar ve &ccedil;etin şartların bir &uuml;r&uuml;n&uuml; olduğunu s&ouml;ylemek gerekecektir, zira bu inan&ccedil;lar i&ccedil;in de aynı yorumu yapmak ve &ldquo;fakir ve zul&uuml;m altındaki insanlar haklarını elde edemedikleri ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; zalimlerden haklarını alamadıkları i&ccedil;in kendilerine teselli ve moral vermek amacıyla bu inan&ccedil;ları zihinlerinde kurup hayal etmiş ve zalim zenginlerin cehenneme, mazlum fakirlerle yoksulların ise cennete girmesini sağlayacak bir tanrıya inanma ihtiyacı hissetmişlerdir&rdquo; demek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Nitekim bazı batılı felsefeciler aynı batıl yorumdan hareketle b&ouml;yle akımlar bile oluşturmuşlardır. Oysa ki insan topluluklarında Allah&rsquo;a ve gayba iman olayının, Allah&rsquo;ın g&ouml;nderdiği peygamberlerin tebliğleri neticesinde k&ouml;kleşip ger&ccedil;ekleştiği ve onların g&ouml;sterdiği mucizelerle pekişip g&uuml;&ccedil;lendiği herkes&ccedil;e bilinmektedir bug&uuml;n.</p>
<p>
	Evet; Allah Teala gaflete kapılan ve kibirlenen insanları kendisine getirmek ve Y&uuml;ce Yaratıcılarının sonsuz g&uuml;&ccedil; ve kudretine iman edip isyan ve tuğyandan vazge&ccedil;melerini sağlamak i&ccedil;in kimi zaman onları zor şartlar altına sokmaktadır; Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de de buyrulduğu &uuml;zere: &ldquo;(arap&ccedil;a s:66, sondan 4. satır) Binaenaleyh zor şartlar, Allah&rsquo;a ve gayba iman gibi, peygamberlerin davetinin temelini teşkil eden hakikatlara inanma yolunda uygun bir ortamdır sadece. Nitekim Allah Teala da peygamberlerini a&ccedil;ık deliller, burhanlar ve mucizelerle g&ouml;nderdiği zaman, halkın inanmasını kolaylaştırmak i&ccedil;in bizzat bu t&uuml;r ortamlar yaratmaktadır. <strong>İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a iman olayı da bunun gibidir; Hz. Resul-&uuml; Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> efendimiz Kur&rsquo;an ayetleri ışığında hakikati tebliğ edip &ldquo;yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve k&ouml;t&uuml;lekle dolunca, onu adalet ve doğrulukla dolduracak bir <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin zuhurunu m&uuml;jdelemiş bulunmaktadır ki insanların sosyal ve siyasi a&ccedil;ıdan &ccedil;etin şartlarda bulundukları d&ouml;nemlerde bu inanca daha fazla sarılmaları ve o hazretin zuhurunu daha bir iştiyak ve vecdle beklemeleri gayet doğal bir hadisedir.Ama ister zor, ister rahat şartlarda olsun; insanların <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a inanmalarının nedeni bu şartlar değil, bizzat Kur&rsquo;an ve Allah&rsquo;ın Resul&uuml; <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> tarafından yapılan il&acirc;hi tebliğ ve bildirilen sağlam haberdir; şartlar ve mekanların rol&uuml; ise ancak bu habere duyulan inan&ccedil; ve o hazrete beslenen ilgiyi tahrik edip pekiştirmekten ibarettir.Nitekim ge&ccedil;miş &uuml;mmetlerin Allah Teal&acirc;&rsquo;ya ve gayba imanlarının nedeni de şu veya bu şartlar değil, peygamberlerin tebliğleri ve ulaştırdıkları mesaj, verdikleri haber ve g&ouml;sterdikleri mucizelerdir.</p>
<p>
	Buraya kadar yapılan incelemeyi &ouml;zetlemek istersek şu noktalar ortaya &ccedil;ıkar:</p>
<p>
	İslam inan&ccedil;ları arasında en belirgin ve en tanınmış olanlarından biri de <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a zuhuru ve kıyamı inancıdır. Kitap ve s&uuml;nnette belirtilmiş ve alametleri b&uuml;t&uuml;n teferruatlarıyla bildirilmiş olan bu muazzam hakikat b&uuml;t&uuml;n islam mezheplerinin ulemasınca ittifak olunan nadir konulardan olup, islam d&uuml;şmanları ve d&uuml;nya istikbarı i&ccedil;in korkulu bir r&uuml;ya sayıldığından &ouml;tedenberi yozlaştırılmaya &ccedil;alışılmış; bilhassa yakın &ccedil;ağlarda, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki canlı &ouml;rneklerinden de anlaşılacağı &uuml;zere şarkiyat&ccedil;ılar olarak bilinen Avrupalı doğu uzmanları olan oryantalistler tarafından inkarına kalkışılmış ve bu batılı entellekt&uuml;ellerin islam &uuml;lkelerindeki taklit&ccedil;ileri tarafından M&uuml;sl&uuml;man-ların zihni bulandırılarak <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ger&ccedil;eği etrafında ş&uuml;pheler oluşturulmak istenmiştir ki bu meşum girişimler g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde daha bir yoğunluk kazanmış durumdadır.</p>
<p>
	Bu konunun devamında İmamiye mektebi a&ccedil;ısından Mehdilik olayını inceleyecek ve bu a&ccedil;ıdan <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kimliği ve gaybetin felsefesini ele alacağız inşaallah.</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; Bakara, 2.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; Saf, 6.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; İsr&acirc;, 4-5.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; Rum 1-3.</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> &#8211; Fadlullah b. Ruzbehan-i Hunci-i İsfehani (&ouml;: 927 Hicri) gibi ki, &ccedil;ok mutaassıp bir s&uuml;nni olmasına rağmen &ldquo;Vesilet-ul Hadim ile-l Mahdum&rdquo; adlı kitabında beklenen Mehdi&rsquo;nin, Muhammed b. Hasan-ul Askeri olduğunu itifar ediyor. Daha fazla a&ccedil;ıklama i&ccedil;in Resul Caferiyan tarafından tadvin edilen bu kitabın mukaddimesinin &ldquo;Oniki İmam S&uuml;nnilerinin ortaya &ccedil;ıkma zemineleri&rdquo; faslına m&uuml;racaat edilebilir.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> &#8211; Enbiya/105-106.</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> &#8211; Yukarıdaki c&uuml;mleler, 1878 miladisinde Londra&rsquo;da mukaddes kitapları yabancı dillere &ccedil;evirme heyeti tarafından Fars&ccedil;aya &ccedil;evrilen Tevrat&rsquo;tan aldık.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> &#8211; Nur/55.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> &#8211; Tevbe/33.</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> &#8211; Mecma-ul Beyan tefsiri, Saff suresinin 9. ayetinin altında.</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> &#8211; Tefsir-i Burhan, c.2, s.121.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &#8211; Mecma-ul Beyan, Tevbe suresinin 33. ayetinin altında.</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">*</a> Bu isimlerden bazıları, aynı zamanda Hz. Resulullah&rsquo;ın da (s.a.a) sahabesidir.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[13]</a> &#8211; Muttaki Hindi, &ldquo;el-Burhan fi Alamet-i Mehdiyyi Ahir-iz Zaman&rdquo;.</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[14]</a> &#8211; Ae.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[15]</a> &#8211; el-Elban&icirc; Havl-el Mehdi: 644. -Temedd&uuml;n-&uuml;l İslam&icirc; dergisinin yayınladığı bir makaledir- Dimeşk, yıl: 22 Zilkaade / 1271 hicri.</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[16]</a> &#8211; İbn-i Hacer-i Meysemi, &ldquo;Sevaik-ul Muhrika, s.165, dipnot:1.</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
<p>
			<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[17]</a> &#8211; Sıddık Gumari, İbraz-ul Vehm-il Meknun min Kelam-i İbn-il Haldun.</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
<p>
			<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[18]</a> &#8211; Difa-un anil K&acirc;fi&rsquo;den naklen, c.1, s.221.</p>
</p></div>
<div id="ftn20">
<p>
			<a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[19]</a> &#8211; Sebki, Tabakat-uş Şafiiyye, c.4, s.188. Dr. Takiyyuddin en Nedv&icirc;. İlm-i Rical-il Hadis&rsquo;ten naklen, s.125.</p>
</p></div>
<div id="ftn21">
<p>
			<a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title="">[20]</a>&#8211; Mak&acirc;til-ut Talibiyn, s: 193</p>
</p></div>
<div id="ftn22">
<p>
			<a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title="">[21]</a> &#8211; Dairet-ul Maarif-il İslamiyye, 2, 562 (arap&ccedil;a terc&uuml;mesinden)</p>
</p></div>
<div id="ftn23">
<p>
			<a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title="">[22]</a> &#8211; Dairet-ul Maarif-il İslamiyye, c.6, s.1-2.</p>
</p></div>
<div id="ftn24">
<p>
			<a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title="">[23]</a> &#8211; Dairet-ul Maarif-il İslamiyye, 6, 276 (arap&ccedil;asından).</p>
</p></div>
<div id="ftn25">
<p>
			<a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title="">[24]</a> &#8211; Dairet-ul Maarif-il İslamiyye, c.14, s.277.</p>
</p></div>
<div id="ftn26">
<p>
			<a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title="">[25]</a> &#8211; Dairet-ul Maarif-il İslamiyye, c.14, s.282.</p>
</p></div>
<div id="ftn27">
<p>
			<a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title="">[26]</a> &#8211; Dairet-ul Maarif-il İslamiyye, c.2, s.562.</p>
</p></div>
<div id="ftn28">
<p>
			<a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title="">[27]</a> &#8211; Dairet-ul Maarif-il İslamiyye, c.2, s.564.</p>
</p></div>
<div id="ftn29">
<p>
			<a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title="">[28]</a> &#8211; Dairet-ul Maarif-il İslamiyye, c.3, s.694.</p>
</p></div>
<div id="ftn30">
<p>
			<a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title="">[29]</a>&#8211; el-Akide Veşşeri&acirc;t-i fi İslam: Godizhıeır, fars&ccedil;a. terc: M. Yusuf Musev&icirc;, Ali Hasan Abudlkadir, Abdulaziz Abdulhak, 1959 2. baskı, Mısır: Dar&rsquo;ul kitab&rsquo;ul Hadisiye ve: Bağdad, Mektebet-ul Musenn&acirc;, s: 83.</p>
</p></div>
<div id="ftn31">
<p>
			<a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title="">[30]</a> &#8211; Said Eyyub&rsquo;un &ldquo;Akidet-ul Mesih-id Deccal&rdquo; adlı kitabından, s.361 naklen.</p>
</p></div>
<div id="ftn32">
<p>
			<a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title="">[31]</a>&#8211; Bkz: &Ccedil;ağımızda Hik&acirc;di İslam Mezhepleri, s: 266, 288</p>
</p></div>
<div id="ftn33">
<p>
			<a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title="">[32]</a> &#8211; Bu arada yeri gelmişken ric&rsquo;atin fer&rsquo;i, Mehdilik inancınınsa Şi&acirc;&rsquo;nın vazge&ccedil;ilmez asl&icirc; akidelerinden olduğunu ve ric&rsquo;atin tezyifiyle Mehdiliğin tezyifi sonucuna gidilmeyeceğini de hemen belirtelim. Kaldı ki ric&rsquo;at inancı hakkında Kur&rsquo;an&rsquo;da, muteber Şi&acirc; ve Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarında yeterlice delil vardır.</p>
</p></div>
<div id="ftn34">
<p>
			<a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title="">[33]</a> &#8211; Ahmet b. Muhammed b. Es-Sıddık el-Gemari İbraz-ul Vehm min Kelam İbn-i Haldun.</p>
</p></div>
<div id="ftn35">
<p>
			<a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title="">[34]</a> &#8211; Cezeri Dimeşki Şafii Esm-el Menakib, s.165-168.</p>
</p></div>
<div id="ftn36">
<p>
			<a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title="">*</a> &#8211; T&uuml;rk&ccedil;ede yanlış telaffuzla &ldquo;dalle&rdquo; denilen &ldquo;sapmış fırka&rdquo;lar. Dalalet (-zelalet) ten t&uuml;remiştir.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-s-hakkinda-muslumanlarin-ittifaki/">İmam Mehdi (a.s) Hakkında Müslümanların ittifakı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlahi İnayet Ve Zamanın İmamı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/ilahi-inayet-ve-zamanin-imami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdullah TURAN &#160; Şii&#8217;siyle, S&#252;nni&#8217;siyle İslam &#252;mmeti genel olarak, Hz. Mehdi konusunda g&#246;r&#252;ş birliği i&#231;erisindedir. Her iki grubun uleması da onu, Resulullah&#8217;ın soyundan ve Hz. Fatıma selamullahi aleyha&#8217;nın neslinden olduğunu kabul etmektedirler. Muteber kitaplarda bu bağlamda muvassak ve m&#252;tevatir hadisler naklolunmuştur. Kur&#8217;an-ı Kerim de, diğer semavi kitaplarda olduğu gibi Hz. Mehdi aleyhi&#8217;s-sel&#226;m&#8217;ın cihanş&#252;mul adil h&#252;k&#252;metinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ilahi-inayet-ve-zamanin-imami/">İlahi İnayet Ve Zamanın İmamı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="right">
	Abdullah TURAN<br />
	&nbsp;</p>
<p>
	Şii&rsquo;siyle, S&uuml;nni&rsquo;siyle İslam &uuml;mmeti genel olarak, Hz. Mehdi konusunda g&ouml;r&uuml;ş birliği i&ccedil;erisindedir. Her iki grubun uleması da onu, Resulullah&rsquo;ın soyundan ve Hz. Fatıma <em>selamullahi aleyha&rsquo;nın</em> neslinden olduğunu kabul etmektedirler. Muteber kitaplarda bu bağlamda muvassak ve m&uuml;tevatir hadisler naklolunmuştur. Kur&rsquo;an-ı Kerim de, diğer semavi kitaplarda olduğu gibi Hz. Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın</em> cihanş&uuml;mul adil h&uuml;k&uuml;metinden ve onun rehberliğinden s&ouml;z etmektedir. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi</em> <em>ve alih</em> ve diğer hidayet imamlarından bu konuda rivayet edilen &ccedil;ok sayıda hadisler, Hz. Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın</em> İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın</em> oğlu olduğu ve halen hayatta bulunduğu, ancak ilah&icirc; hikmet gereği gaybete &ccedil;ekildiği hususunda hi&ccedil;bir şek ve ş&uuml;pheye yer bırakmamıştır. Kast ve garazı olmayan hak talibi herkes, eğer meseleye dikkatlice eğilirse, kesinlikle bu hakikate ulaşır ve onu kabul eder.</p>
<p>
	Y&uuml;ce Allah&rsquo;tan, İslam&rsquo;ın usul ve &ouml;ğretilerini sağlıklı bir bi&ccedil;imde anlayıp idrak etmekte bizlere yardımcı olmasını ve ger&ccedil;ekleri anlamayı bizlere ve t&uuml;m hakikat aşıklarına inayet eylemesini, bizleri hatalardan, yanlış inan&ccedil; ve anlayışlardan, taassuplardan kurtarmasını niyaz ediyoruz. <strong>&ldquo;Rabbimiz! Bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi saptırma; katından bize bir yardım ihsan et. Ş&uuml;phesiz ki, sen &ccedil;ok bağışlayansın.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Şunu hatırlatmak gerekir ki, İmam Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> bir şahıstır; bir sınıf veya grupta mehdilik tecelli etmez. Şiilik tarihi boyunca t&uuml;m Şiiler, ayrıca Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;ten bir &ccedil;ok alim İmam Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın,</em> Resulullah&rsquo;ın &ccedil;ocuklarından olacağını kabul etmektedirler. Ehl-i S&uuml;nnet itikadında incelenmesi gereken şey, o İmam&rsquo;ın doğup doğmadığı ve buna benzer diğer &ouml;zellikleridir. Biz bu makalede, Allah&rsquo;ın yardımıyla bu meseleyi ilahi inayet ve toplumsal hayat &ccedil;er&ccedil;evesinde ele alacağız.</p>
<h2>
	İnsanın Toplumsal Hayatının Devamı İlah&icirc; H&uuml;ccetin Varlığının Gerektirir</h2>
<p>
	N&uuml;b&uuml;vvete imandan sonra en &ouml;nemli konulardan biri de, asrın imamının imametine inanmaktır. T&uuml;m M&uuml;sl&uuml;manlar bu inancı paylaşmaktadırlar. Allah Resul&uuml;&rsquo;n&uuml;n &ldquo;Zamanının imamını tanımadan &ouml;len kimse, cahiliye &ouml;l&uuml;m&uuml;yle &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r&rdquo; hadisi şerifi, bu mevzunun &ouml;nemini a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermektedir.</p>
<p>
	İslam kelamcıları ve filozoflarının bu konuda getirdikleri akl&icirc; deliller de olduk&ccedil;a &ccedil;oktur. Biz burada sadece bir delili a&ccedil;ıklamakla yetineceğiz. O delil, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın yaratılış ve din d&uuml;zeninin korunmasına g&ouml;sterdiği &ouml;zeni ifade eden &ldquo;İnayet Delili&rdquo;dir. Bir başka deyişle de Allah Teala&rsquo;nın &ldquo;Tekvin&icirc; ve Teşri&icirc; İnayeti&rdquo; olarak tabir edilen delildir.</p>
<h2>
	İnayet Ne Demektir?</h2>
<p>
	İnayet; bir işin en g&uuml;zel şekilde ger&ccedil;ekleşmesi ve en k&uuml;&ccedil;&uuml;k noktasının dahi belirsiz kalmaması i&ccedil;in azami derecede gayret edip, &ouml;zen g&ouml;stermek demektir.</p>
<p>
	&Ouml;rneğin; bir mimarın bina yapımındaki inayeti (&ouml;zen ve titizliği), binanın kolonlarına dikkat etmesini gerektirdiği gibi, kanalizasyona uzanan borularının eğimine dahi dikkat etmesini icap ettirmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; binanın herhangi bir k&ouml;şesi veya bah&ccedil;esinde su toplanması, mimarın binanın bu b&ouml;l&uuml;m&uuml;ne gereken &ouml;zen ve titizliği g&ouml;stermediğini yansıtır. Tabii ki, insanın inayet ve &ouml;zeni, Allah Teala&rsquo;nın inayet ve &ouml;zenine kıyas edilemez.</p>
<h2>
	Hikmet Sahibi Olan Allah&rsquo;ın İnayeti ile İnsanın İnayeti Arasındaki Fark</h2>
<p>
	İnsanın kendi işine g&ouml;sterdiği inayet ve &ouml;zen ile Allah Teala&rsquo;nın, mukaddes zatından sadır olan fiillerine g&ouml;sterdiği inayet ve &ouml;zen elbette ki kıyas edilemeyecek kadar farklı farklı şeylerdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kişi kendi işine inayet (&ouml;zen) g&ouml;stermekle kendi ihtiya&ccedil;larını temin edip noksanlıklarını giderir. Fakat y&uuml;ce Allah hi&ccedil;bir noksanlığı, hi&ccedil;bir ihtiyacı olmayan, varlığı kendisinden olan, t&uuml;m kemallere sahip bulunan y&uuml;ce bir zattır. K&acirc;inat ve k&acirc;inattaki b&uuml;t&uuml;n varlıkların ihtiya&ccedil;larının karşılanması ve noksanlıkların giderilmesi, O&rsquo;nun inayetinin sonu&ccedil;larıdır. <strong>&ldquo;Allah onların s&ouml;ylediklerinden m&uuml;nezzeh, y&uuml;ce ve beridir.&rdquo;</strong></p>
<h2>
	Allah Teala&rsquo;nın İlim ve Kudretteki İnayeti</h2>
<p>
	İslam Filozofları, Allah Teala&rsquo;nın inayetini iki kısma ayırmışlardır.</p>
<p>
	1- İlimde inayet; buna &ldquo;ilm-i ina&icirc;&rdquo; de denmektedir.</p>
<p>
	2- Fiilde inayet; bu ise bir işi sağlam ve muhkem yapmak demektir.</p>
<p>
	Yukarıdaki iki terimin a&ccedil;ıklaması ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	1) İlm-i İna&icirc;; bu terimi, ilk olarak İbn-i Sina gibi, Meşşa Felsefesi mektebinin mensupları g&uuml;ndeme getirmişlerdir. Bunun anlamı, Allah Teala&rsquo;nın kendi fiilini &ouml;nceden bildiğidir. Allah Teala&rsquo;nın ilmi, O&rsquo;nun y&uuml;ce zatıyla varolan, t&uuml;m hakikatleri g&ouml;steren &ldquo;&ouml;z ilim&rdquo; şeklindedir. Y&uuml;ce Allah&rsquo;ın zatının aynı olan ilmi, varlık &acirc;leminin t&uuml;m&uuml;n&uuml; g&ouml;sterir ve varlık &acirc;lemi g&ouml;r&uuml;nen ve g&ouml;r&uuml;nmeyeni ile birlikte, o ilim ile v&uuml;cuda gelmiştir. Buna g&ouml;re İlm-i ina&icirc;, k&acirc;inatın kemalatı ve m&uuml;kemmel yaratılış nizamına taalluk eden ayrıntılı zati ilimdir.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ın hikmet ve inayeti, mevcut olan her yaratığın kendi hedef ve gayesine ulaşmasını icap ettirmektedir.</p>
<p>
	Bu ilmin, k&acirc;inata yansıması sonucu k&acirc;inattaki t&uuml;m varlıkların bir hedefe doğru hareket ettiğini, somut bir gaye ve sonuca varmak i&ccedil;in &ccedil;alıştığını g&ouml;rmekteyiz.</p>
<p>
	2) Fiilde inayet, bundan maksat, eşyanın yaratılışı ve k&acirc;inatın tanzimine taalluk eden inayetidir. Yani, Allah Teala&rsquo;nın meydana getirdiği Tekvin d&uuml;zeni, en g&uuml;zel, en sağlam ve en cazip d&uuml;zendir. Tekvin (yaratılış) d&uuml;zeni, en iyi, en g&uuml;zel ve en sağlam d&uuml;zen olduğu gibi, Teşrii (yasama) d&uuml;zeni (Allah&rsquo;ın, insanların eğitilip yetiştirilmesi i&ccedil;in koyduğu kanunlar d&uuml;zeni) de d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilecek en m&uuml;kemmel ve en iyi d&uuml;zendir. Hatta Y&uuml;ce Allah&rsquo;ın Teşri d&uuml;zenine olan inayetinin (&ouml;zeninin) Tekvin (yaratılış) d&uuml;zenine olan inayetinden daha fazla olduğu da s&ouml;ylenebilir.</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanın, yaratılış hedefi olan manevi miracını ve tekam&uuml;le doğru olan seyr-u s&uuml;lukunu başarıyla sona erdirmesi i&ccedil;in yaratılış d&uuml;zeni, yağmur, r&uuml;zgar, bulut, g&uuml;neş vs. ona hizmet etmektedir.</p>
<p>
	Bunun i&ccedil;in Tekvin d&uuml;zeni insanların terbiyesi ve tekam&uuml;l&uuml; i&ccedil;in bir vesiledir. Yani Tekvin d&uuml;zeninin m&uuml;him hedefi budur. Peygamberler ile vasiler de bu &ouml;nemli hedefin zaruretine binaen g&ouml;nderilmişlerdir. B&uuml;t&uuml;n bu evren ve i&ccedil;indekiler, insanların tekam&uuml;l dersi &ouml;ğrenmeleri i&ccedil;in birer medrese h&uuml;km&uuml;ndedir, peygamberler ve belirledikleri vasiler de, insanların &ouml;ğretmenleridir. Bug&uuml;n ise Allah&rsquo;ı tanıma medresesinin en b&uuml;y&uuml;k &uuml;stadı, Allah&rsquo;ın en b&uuml;y&uuml;k velisi ve Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&rsquo;in</em> son vasisi olan Hz. Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dır. Hepimiz şunu iyi biliyoruz ki; eğer &uuml;stat olmazsa sınıf ve medresenin varlığının bir anlamı kalmaz ve tamamen anlamsız olur. Bu konuyu iki yolla a&ccedil;ıklayabiliriz:</p>
<p>
	Birincisi, illet (neden) yoluyla; buna Limmi yol da denilir. İkincisi ise yaratılış yoluyla; buna da İnni yol denilmektedir.</p>
<h2>
	Y&uuml;ce Allah&rsquo;ın Yaratılışa Olan İnayeti (&Ouml;zeni)</h2>
<p>
	Kudret sahibi olan Allah&rsquo;ın yaratılışa olan inayeti (g&ouml;sterdiği &ouml;zeni) &ldquo;Limmi&rdquo; yolla, yani illetten (nedenden) yola &ccedil;ıkarak a&ccedil;ıklanabilir; yani: Y&uuml;ce Allah zatı gereği ğanidir ve yaratılışın t&uuml;m kemalat ve g&uuml;zellikleri O&rsquo;na d&ouml;nmektedir. O yaratılıştan bir fayda sağlamaz. Halbuki insan, her ne kadar hayır ve g&uuml;zel işte bulunursa, bu onun tekam&uuml;l&uuml;ne yol a&ccedil;ar. Diğer yaratıklarda da durum aynıdır.</p>
<p>
	Bunun i&ccedil;in daha &ouml;nce de değindiğimiz gibi y&uuml;ce Allah, yaratılış d&uuml;zenini tam bir g&uuml;zellik ve sağlamlıkla yaratmıştır; Tekvin&icirc; d&uuml;zene &ouml;zen g&ouml;sterdiği gibi terbiye ve din d&uuml;zeni olan Teşri d&uuml;zenine de &ouml;zen g&ouml;stermiştir. Bir başka tabirle; tekvin &acirc;leminin insanların eğitim g&ouml;r&uuml;p gelişmeleri i&ccedil;in bir ara&ccedil; olduğunu s&ouml;yleyebiliriz. &Acirc;lemlerin Rabbi olan Hikmet sahibi Allah insanların yaratılışında, asıl ve nihai hedefe ulaşmaları i&ccedil;in, t&uuml;m imkan ve gere&ccedil;leri hazırlamıştır. Bu bağlamda Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de &ccedil;ok sayıda ayet vardır.</p>
<h2>
	Tekvin D&uuml;zeni</h2>
<p>
	Yaratılış d&uuml;zeni ger&ccedil;ekten de şaşırtıcı ve ilgin&ccedil;tir. O kadar akıl almaz ve fevkaladedir ki, bilim adamları, her ge&ccedil;en g&uuml;n muhtelif bilim dallarında yeni sırlar keşfediyor, keşfedilen her yeni şeyde de hayret ve şaşkınlıkları daha da &ccedil;ok artıyor. S&ouml;z buraya uzamışken konumuzun daha da bir netlik kazanması ve aydınlanması i&ccedil;in burada Korsi Moris&rsquo;in bir kitabına g&ouml;z atmak yerinde olacaktır.</p>
<p>
	O ş&ouml;yle yazıyor:</p>
<p>
	&ldquo;Gerektiğinde hem mikroskobun ve hem de d&uuml;rb&uuml;n&uuml;n g&ouml;revini yapan g&ouml;z&uuml;n ilgin&ccedil; yapısı, kolaylıkla a&ccedil;ılıp kapanan ve doğrulup b&uuml;k&uuml;len insan v&uuml;cudunun eklemlerinin hayret verici &ouml;zelliği, insanlar ve diğer canlı varlıkların kendi soylarını devam ettirmek i&ccedil;in başvurdukları karmaşık ve kapalı d&ouml;llenme ve &uuml;reme yolları, insan v&uuml;cudunda ger&ccedil;ekleşen ilgin&ccedil; kimyasal aksiyon ve reaksiyonlar, gıda maddesinin kana karışıp h&uuml;crelere aktarılması i&ccedil;in, sindirim sisteminde ger&ccedil;ekleşen aksiyonların yanı sıra tabiatın y&uuml;zlerce diğer ilgin&ccedil; y&ouml;n&uuml; ve g&uuml;zelliği bilginlerin dikkatini &uuml;zerine toplamıştır. Bilginler, b&uuml;t&uuml;n bunlar &uuml;zerinde yaptıkları inceleme ve araştırmalarla bu d&uuml;nyanın bir plan ve program &uuml;zerine yaratılmış olduğu sonucuna varmışlardır. Y&uuml;ce Allah&rsquo;ın varlığının en iyi delillerinden biri, &ccedil;evre ile mutlak bir uyumun oluşudur. İnsanın yery&uuml;z&uuml;ndeki varlığı ve kendisi ile &ccedil;evresi i&ccedil;in ge&ccedil;erli olan ilgin&ccedil; kurallar, genel plan ve programın bir kısmını oluşturmaktadır.&rdquo; <a href="#_edn1" name="_ednref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	Moris, kitabının başka bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde de ş&ouml;yle yazıyor:</p>
<p>
	&ldquo;Şimdiye kadar sindirim ve sindirim sisteminin &ccedil;alışma şekli hakkında y&uuml;zlerce, belki de binlerce kitap yazılmıştır; fakat her yıl bu alanda yeni keşifler yapılmaktadır. O kadar yeni şeyler yazılmasına rağmen, konu s&uuml;rekli tazedir ve yeniliğini korumaktadır. Eğer biz sindirim sistemini bir laboratuara ve gıda maddelerini de laboratuara d&ouml;k&uuml;len ham maddeye benzetirsek, sindirme eyleminin ne kadar m&uuml;kemmel bir şekilde ger&ccedil;ekleştiğine şaşıp kalırız. Gıda maddesini alan her h&uuml;cre, i&ccedil;teki bir ateşle gıda maddesini yakıp v&uuml;cutta hareket oluşturuyor. Fakat hepimiz biliyoruz ki; ateş k&ouml;r&uuml;k olmadan tutuşmaz. Bunun i&ccedil;indir ki, tabiat gıda maddesini h&uuml;crelerde yakan, oksijen, hidrojen ve karbonik asidini ayrıştıran ve b&ouml;ylece v&uuml;cudun ateşini temin eden bazı yanıcı kimyasal bileşimler &uuml;retmektedir. Normal ateşte g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi ateşten buhar, su ve karbonik asit y&uuml;kselir. Bu durum v&uuml;cuttaki yanma ve yakma olayında da aynıdır. Kan, karbonik asidi ciğerlere ulaştırıyor ve karbonik asidin dışarı atılmasıyla, insan hayatının aslını oluşturan solunum olayı ger&ccedil;ekleşiyor. B&uuml;t&uuml;n bu işler muntazam bir tertip ve d&uuml;zenle ger&ccedil;ekleşiyor.&rdquo; <a href="#_edn2" name="_ednref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	Bu sahada &ccedil;alışan uzmanlar, vazifesini yapması i&ccedil;in, insana gerekli olan her şeyden yeterince verildiğini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Eğer insan v&uuml;cudunun yapısını bir binanın yapısıyla karşılaştırırsak, mimarın, tabii afetlere karşı direnmesi i&ccedil;in binanın mimarisinde gerekli olan t&uuml;m &ouml;n tedbirlere yer vermesi gibi, bu &acirc;lemin yaratıcısının da insanın yaşamını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;p, kemale ermesi i&ccedil;in t&uuml;m ara&ccedil;, gere&ccedil; ve imkanları insanoğlunun emrine verdiğini ve hi&ccedil;bir şeyi esirgemediğini g&ouml;r&uuml;r&uuml;z.</p>
<p>
	Bizim v&uuml;cudumuzun en &ouml;nemli &ouml;zelliklerinden biri şudur ki; v&uuml;cudumuzun &ccedil;oğu organları &ccedil;ift yaratılmıştır. Halbuki &ccedil;iftlerden biri, hayatımızın s&uuml;rmesi i&ccedil;in s&uuml;rekli olarak lazım olmayabilir. Bir başka deyişle &ccedil;iftlerden birini diğerinin faaliyetini aksatmadan devre dışı bırakabiliriz. &Ouml;rneğin b&ouml;breklerden birini bizim v&uuml;cudumuzun aksiyon ve reaksiyonunu pek de etkilemeyecek bir şekilde v&uuml;cuttan alabiliriz. Eğer kalp gibi bazı organlar &ccedil;ift yaratılmamışlarsa, bunlar beklenmedik hadiselere karşı azami bir direniş g&ouml;sterebilecek bir yapıya sahiptirler.</p>
<p>
	İnsan v&uuml;cudundaki hararet sistemi de bunun gibidir. Hi&ccedil;bir termometre senelerce b&ouml;ylesine g&uuml;zel ve dakik bir şekilde işleyemez. &Ouml;yle dakik bir şekilde işliyor ki, en k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir rahatsızlık baş g&ouml;sterdiğinde uyarı sinyalleri veriyor. Ateşin y&uuml;kselmesi, bu uyarı sinyallerinden birine &ouml;rnek olarak g&ouml;sterilebilir.</p>
<p>
	Bu ilgin&ccedil; v&uuml;cut yapısının bir diğer hayret verici mekanizması ise, savunma mekanizmasıdır. Bu mekanizma tecr&uuml;beli ve &ccedil;evik bir komutanın emrindeki b&ouml;l&uuml;kler gibi &ccedil;alışıyor.</p>
<p>
	S&ouml;z&uuml;n kısası, evrendeki varlıklar hakkında binlerce kitap yazılmıştır. İnsanoğlu, kainatın baştan başa kanun, d&uuml;zen, uyum, bağımlılık, illet ve malullerle dolu olduğunu, b&uuml;t&uuml;n bunların belirli bir hedefe doğru hareket etmekte olduğunu ve insanın işlerliği, faaliyeti ve tekam&uuml;le doğru seyri i&ccedil;in gerekli olan her şeyin yeterince verildiğini anlamıştır.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bunlar, Allah Teala&rsquo;nın kendi yaptıklarına olduk&ccedil;a ehemmiyet verdiğini g&ouml;stermektedir. Her şeyin varması gereken noktaya doğru hareket etmesi i&ccedil;in, oluşumu (tekvini) itibarıyla y&uuml;ce Allah tarafından y&ouml;nlendirildiğine g&ouml;re, mahlukatın en şereflisi ve en m&uuml;kemmeli olan insanın kılavuzsuz, rehbersiz ve başıboş bırakıldığını s&ouml;ylemek insafsızlık olmaz mı?</p>
<p>
	Evet, nasıl ki t&uuml;m varlıklar m&uuml;debbir olan Allah&rsquo;ın tedbir ve iradesiyle belirli ve hikmetli bir hedefe doğru hareket ediyorlarsa, insan da y&uuml;ce Allah&rsquo;ın h&uuml;ccet ve kılavuzunun rehberliği sayesinde olgunluk ve tekam&uuml;l yolunu kat edebilir. Toplum d&uuml;zeni de, adil bir rehber ve m&acirc;sum bir İmam olmadan, sarsıntı, kayma ve d&uuml;zensizlikten korunamaz. Bu sarsıntı, kayma ve d&uuml;zensizliğin &ouml;n&uuml;n&uuml;n alınması, t&uuml;m insan&icirc; değerlerin korunması ve insanların iyi bir şekilde terbiye edilip eğitilmesi i&ccedil;in, ilah&icirc; dinin m&uuml;fessir ve yorumcuya ihtiyacı vardır. Bu yorumcu, Allah&rsquo;ın belirlediği kimseden başkası olamaz. Ayrıca, bu dinin h&uuml;k&uuml;mlerini de ancak bu şahıs y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe ge&ccedil;irilebilir.</p>
<p>
	Yukarıdaki iki nokta, İslam Peygamberinin vefatından sonraki İslam toplumunun, şimdiye kadar ge&ccedil;irmiş olduğu s&uuml;recin dikkatlice incelenip m&uuml;talaa edilmesiyle iyice anlaşılır. O zamandan bug&uuml;ne dek, &ouml;zellikle de g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, insan&icirc; değerlerin nasıl &ccedil;eşitli şekillerde yorumlandığı ve her yerde adalet, demokrasi, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, insan severlik, barış ve insanlara hizmetten s&ouml;z edilmekte olduğunu g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. H&uuml;rriyet deniliyor; ama hangi anlamda bir h&uuml;rriyet kastediliyor? İslam deniliyor; ama kimin yorum ve anlayışına dayalı bir İslam&rsquo;dan s&ouml;z ediliyor? Bu &ouml;nemlidir.</p>
<p>
	H&uuml;rriyetten maksat, yabancıların hegemonyasından kurtulmak mı? Yoksa t&uuml;m nefs&icirc; istek ve arzuların temin edilmesi ve hi&ccedil;bir sınır tanımaz, ipe sapa gelmez, herhangi bir hukuka bağlı kalınmaksızın lakayt&ccedil;a bir yaşam s&uuml;rd&uuml;rmek mi? Hangi anlamda adalet? Ve bunu kim belirliyecek?</p>
<p>
	Toplumun birinde, eşcinsellik, kadının kadınla ve erkeğin erkekle evlenmesi serbest!! Başka yerde ise başka sapıklıklar! Bu g&uuml;n s&uuml;per g&uuml;&ccedil;ler mazlumları korumak, insanoğluna hizmet etmek ve insan haklarını temin etmek bahanesiyle hangi cinayeti işlemekten geri kalıyorlar? H&uuml;rriyet ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k maskesiyle gelip, bizim ve d&uuml;nyanın diğer mazlumlarının ger&ccedil;ek insan&icirc; ve ilah&icirc; değerlerini yok ediyorlar ve geniş &ccedil;aplı propaganda ara&ccedil;larından yararlanarak, kendi kof ve muhtevasız k&uuml;lt&uuml;rlerini inan&ccedil;lı gen&ccedil;lerimizin beyinlerine empoze ediyorlar. Bu işi başarıyla ger&ccedil;ekleştirdikten sonra da varımızı yoğumuzu yağmalayıp inan&ccedil; ve itikadımızda hurafeler ve sapıklıklar oluşturarak, inan&ccedil;larımızı rotasından &ccedil;ıkarıp ayrı bir y&ouml;ne kanalize ediyorlar. Acaba bu h&uuml;rriyet midir? Bu zorbalıklar ve talan etmeler adalet midir?!!</p>
<p>
	Şuna yakinen inanmak gerekir ki; insanın y&ouml;nlendiricisi ve kılavuzu yalnız Allah&rsquo;tır, insan onun kanun ve kurallarına ittiba etmekle menzil-i maksut olan ulv&icirc; hakikat ve tekam&uuml;le ulaşabilir. Bu kanunların da konuşan dili ve ger&ccedil;ek uygulayıcısı Allah&rsquo;ın emriyle M&acirc;sum bir İmam&rsquo;dan başkası olamaz.</p>
<p>
	Konunun devamında, g&uuml;ndeme getirilmesi m&uuml;mk&uuml;n olan sorulara cevap vereceğiz.</p>
<h2>
	Birinci soru:</h2>
<p>
	&ldquo;İnayet Kanıtı&rdquo;nı kabul etsek bile biz bu d&ouml;nemde Hazret-i Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın</em> &ouml;zellikleriyle belirlenmesinin, hikmet sahibi Allah&rsquo;ın inayeti (&ouml;zeni)&rsquo;nin bir sonucu olduğunu nereden anlayabiliriz? Bu İmam&rsquo;ın yery&uuml;z&uuml;nde hazır olduğu ve amellerimizi m&uuml;şahede ettiği halde gaybette olduğunu ve g&ouml;zlerin onu g&ouml;rmediğini nasıl ve nereden bilebiliriz?</p>
<h2>
	Cevap:</h2>
<p>
	Bu sorunun cevabı a&ccedil;ıktır; ama yine de meselede herhangi bir gizlilik kalmaması i&ccedil;in aşağıdaki noktalara dikkatinizi &ccedil;ekiyoruz.</p>
<p>
	a) Her zaman ve mekanın dini olan, dinamik bir mektep olarak İslam&rsquo;ın, ilim ve tekniğin gelişmesiyle her ge&ccedil;en g&uuml;n daha da artıp karmaşık boyutlar kazanan insanoğlunun yeni meseleleri ve ihtiya&ccedil;larına cevap vermesi gereklidir. Şu bir ger&ccedil;ektir ki, İslam&rsquo;ın &ccedil;ok y&ouml;nl&uuml; ve doğru bir şekilde beyan edilmesi ancak İmam&rsquo;ın varlığıyla m&uuml;mk&uuml;n olabilir.</p>
<p>
	b) İslam cihanş&uuml;mul bir h&uuml;k&uuml;met kurma iddiasındadır. Bu cihanş&uuml;mul h&uuml;k&uuml;metin idaresini ve rehberliğini, t&uuml;m insanların temiz ve p&acirc;k fıtratlarıyla kolaylıkla kabul edebilmeleri i&ccedil;in, p&acirc;k ve m&acirc;sum bir insanın &uuml;stlenmesi gerekir. Ancak b&ouml;ylelikle hem İslam&rsquo;ın ger&ccedil;eklerinin idrakinde bir kayma olmaz, hem de mensuplarının doğru d&uuml;r&uuml;st bir şekilde İslam&rsquo;ın emirlerini yerine getirip, kanun ve kurallarına uymaları sağlanmış olur. Bu cihanş&uuml;mul rehber (ruhlar ona feda olsun), vahyin idraki ve beyanı alanında m&acirc;sum olan İmam Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan başka kim olabilir?</p>
<p>
	c) Varlık alemi ve onda varolan dakik ve ince d&uuml;zenin m&uuml;şahede ve m&uuml;lahazası t&uuml;m&uuml;yle, her şeyin her zaman ve mekanda, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın inayetinin kapsamında olduğunu g&ouml;stermektedir. Durum b&ouml;yle iken İslam başta olmak &uuml;zere t&uuml;m semavi dinlerin vaad ettikleri cihanş&uuml;mul h&uuml;k&uuml;met rehbersiz olabilir mi? Kesinlikle hayır. Halkın ve mukadderatının sarsıntıya uğrayıp zedelenmemesi i&ccedil;in bu h&uuml;k&uuml;metin rehberinin, dinin sahibi ve el&ccedil;isi, yani Allah ve Peygamber tarafından belirlenmesi gerekir. Varlık aleminde insanları yaratıp, mukadderatını me&ccedil;hule ve belirsizliğe terk etmek, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın inayet ve şanına yakışmaz. İşte bu delilden dolayı, Zamanın İmamı &ldquo;Hz. Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın varlığı, beşeriyetin hayatını s&uuml;rd&uuml;rebilmesinin ka&ccedil;ınılmaz gereklerinden biridir.</p>
<h2>
	İkinci Soru:</h2>
<p>
	İslam dininin m&uuml;kemmel bir din olması hasebiyle, eğer t&uuml;m d&uuml;nya insanları İslam&rsquo;ın t&uuml;m kanunlarıyla amel ederlerse, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z d&uuml;nyasında insanların maruz ve m&uuml;ptela kaldıkları sorunlar ve dertler baş g&ouml;stermeyecektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İslam&rsquo;ın t&uuml;m kanun ve prensipleri, y&uuml;ce İslam Peygamberi tarafından beyan edilmiştir. Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de de buyruluyor:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Yaş kuru ne varsa a&ccedil;ıklayıcı olan bu kitapta bulunmaktadır.&rdquo;</strong> <a href="#_edn3" name="_ednref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Bu sebeple, İslam&rsquo;ı a&ccedil;ıklaması i&ccedil;in m&acirc;sum İmamın v&uuml;cudunun varlığına ne gerek vardır?</p>
<h3>
	<strong>Cevap:</strong></h3>
<p>
	İslam Peygamberi&rsquo;nin kendi programını tam ve m&uuml;kemmel bir şekilde a&ccedil;ıkladığı ve hi&ccedil;bir şeyi eksik bırakmadığı, ş&uuml;phe g&ouml;t&uuml;rmez bir konudur. Fakat bu program, zamanın muhtelif dilimlerinde ve her yerde insanların hayatlarının t&uuml;m aşamalarında y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe ge&ccedil;irilmesi gerekli olan bir program olduğu i&ccedil;in, bu programın yorumlamasında &ccedil;ıkan ihtilaflarda, ilimleri vehb&icirc; olan ve kendileri ise m&acirc;sum olan, yaşayan bir imam ve &ouml;ndere, yani Peygamber&rsquo;in vasisine ihtiya&ccedil; duyulmaktadır. Bunu ş&ouml;yle a&ccedil;ıklayabiliriz:</p>
<p>
	a) İslam d&uuml;nyası Resul-i Ekrem&rsquo;in vefatından sonra, dinin ahkamı ve &ouml;ğretileri alanında şiddetli ihtilaflara maruz kaldı. Aşağıdaki tarih&icirc; numuneler bu iddianın doğruluğunu ispatlayan en bariz &ouml;rneklerdir.</p>
<p>
	Birinci Halife d&ouml;neminde M&uuml;sl&uuml;manlar arasında cenaze namazında ka&ccedil; tekbir s&ouml;yleneceği hususunda ihtilaflar vardı. Bir grup d&ouml;rt tekbir, bir grup ise beş tekbir getiriyorlardı. Bunlardan her biri Peygamber&rsquo;e uyduklarını s&ouml;yl&uuml;yorlardı. Nihayet ikinci halife &Ouml;mer b. Hattab, bu ihtilaflar bir kenara itilerek asgari sayı olan d&ouml;rt tekbir kabul edilsin dedi. Bunun i&ccedil;in hilafete bağlı &ccedil;evrelerce cenaze namazı d&ouml;rt tekbirle kılınmaktadır.</p>
<p>
	Dikkat ederseniz, daha birka&ccedil; g&uuml;n &ouml;nce kendi aziz rehberini yitiren M&uuml;sl&uuml;man topluluğu, cenaze namazı gibi en basit bir meselede g&ouml;r&uuml;ş ayrılığına d&uuml;ş&uuml;p birka&ccedil; gruba ayrılıyor, sonu&ccedil; olarak da Ehl-i Beyt mektebine g&ouml;re, <a href="#_edn4" name="_ednref4" title="">[4]</a> Resulullah&rsquo;tan gelmeyen bir şeyi kabul ediyor. Bu t&uuml;r ihtilaf ve g&ouml;r&uuml;ş ayrılıklarına; Allah&rsquo;ın sıfatları, Allah&rsquo;ın adaleti, ahiret, peygamberlik, kaza ve kader gibi konular, &ouml;rnek olarak verilebilecek şeylerdendir.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bu olumsuzluklar, sorunlar, g&ouml;r&uuml;ş ayrılıkları, &ccedil;ekişmeler ve tartışmalar, Allah Resul&uuml;n&uuml;n vasisi olan, m&acirc;sum ve vahye aşina bir &ouml;ndere (Ehl-i Beyt İmamlarına) uyulmamasından kaynaklanmıştır.</p>
<p>
	S&ouml;z&uuml;n kısası, İslam dini, vahyin hakikatini hi&ccedil;bir ipham ve belirsizliğe yer bırakmadan halka a&ccedil;ıklayacak ve zihinlerdeki soruları cevaplandıracak bir m&uuml;fessir ve a&ccedil;ıklayıcıya ihtiya&ccedil; duymaktadır. B&ouml;yle bir insan, ilah&icirc; vahiy hakkında sağlıklı ve m&uuml;kemmel bir bilgiye sahip olmalı, gaybın sırlarını ebedi ilah&icirc; kaynaktan alıp, Allah Resul&uuml; gibi beyan etmelidir. B&ouml;yle bir şahsın Hidayet İmamlarından başka birisi olmadığı ve onların dışında hi&ccedil;bir kimsenin bu makama layık olmadığı a&ccedil;ık olan bir ger&ccedil;ektir. Bu g&uuml;n ise Resulullah&rsquo;ın en son vasisi İmam Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> bu makamı &uuml;stlenmiştir. O, vahyin tebliğinde hata etmeyen tek kişidir, dinin ahkamını uygulamakta zerre kadar kaymayan yine odur. Bir başka ifadeyle; ilim, amel, tebliğ ve uygulamada m&acirc;sum olan odur.</p>
<p>
	b) Dinlerin sonuncusu olan İslam&rsquo;ın, t&uuml;m d&ouml;nemlerde toplumunun sorunlarına cevap vermesi ve t&uuml;m olaylar ve gelişmelerde aktif rol oynaması gerekir.</p>
<p>
	Bunun i&ccedil;in dini beyan eden, belirsizlikleri bertaraf eden, ilah&icirc; hakikatleri a&ccedil;ıklayan kişinin, Allah Resul&uuml; gibi olması, onun nuruyla parlaması ve m&acirc;sumluk makamın haiz olması gerekmektedir. Zamanımızda ise On iki İmamın sonuncusu ve İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu İmam Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan başka, bu işi yapabilecek birisi yoktur.</p>
<p>
	Sonu&ccedil; olarak, İslam&rsquo;ın temeli ve Resulullah&rsquo;ın risaleti nasıl y&uuml;ce Allah&rsquo;ın inayetinin bir sonucu ise, t&uuml;m asırlar ve zamanlarda İslam&rsquo;ın, zamanın şartlarına g&ouml;re a&ccedil;ıklanması ve bu iş i&ccedil;in Resulullah&rsquo;ın mukaddes varislerden bir Hidayet İmamının varlığı da, y&uuml;ce Allah&rsquo;ın kullarına olan inayeti ve tevecc&uuml;h&uuml;n&uuml;n en bariz sonu&ccedil;larından biridir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, ancak b&ouml;yle bir şahıs cihanş&uuml;mul bir İslam&icirc; h&uuml;k&uuml;met k&uuml;rs&uuml;s&uuml;ne dayanıp, ilahi vahyi a&ccedil;ıklayarak, adalet ve eşitliği d&uuml;nyaya iade edebilir.</p>
<h2>
	&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; soru:</h2>
<p>
	Eğer Hz. Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> bu g&uuml;n hazır bulunsaydı, İslam ve ahk&acirc;mını beşeriyete tebliğ edip beyan etmiş olsaydı, o zaman s&ouml;yledikleriniz kabul edilebilirdi. Fakat siz, İmam&rsquo;ın gaib olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorsunuz. O İmam gaibtir; biz de bu d&ouml;nemde yaşıyoruz ve onun huzuruna varıp g&ouml;r&uuml;şmekten mahrumuz. Bu da g&ouml;steriyor ki, İslam ahkamının uygulanması m&acirc;sum olmayanların elinde bulunmaktadır. Bu durum sizin daha &ouml;nceki a&ccedil;ıklamalarınızla &ccedil;elişmiyor mu?</p>
<h2>
	Cevap:</h2>
<p>
	G&uuml;neşin ışığının ulaşmasını engelleyen, bizim g&uuml;nahlarımızdır. Bizim durumumuz g&uuml;neşin &ouml;n&uuml;n&uuml; kapatan ve yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n, direkt olarak g&uuml;neş ışığının bereketlerinden yararlanmasını engelleyen bulutlara benzer. Şu meşhur s&ouml;zde de beyan edildiği gibi; &ldquo;Dilenci tembel ise, ev sahibinin su&ccedil;u ne?&rdquo;</p>
<p>
	Evet; o y&uuml;ce zatı g&ouml;r&uuml;p, nurlu y&uuml;z&uuml;n&uuml; temaşa etmek liyakat gerektirir ve manev&icirc; hazırlık ister. Eğer herhangi birisi, dinin tavsiyelerine ve buyruklarına uymak, emirleriyle amel etmek ve sakındırdığı şeylerden ka&ccedil;ınmak suretiyle gerekli olan liyakati kedisinde oluşturursa, kuşkusuz o Hidayet İmamıyla buluşup, g&ouml;r&uuml;şecektir. Zaten Ehl-i Beyt&rsquo;in adet ve geleneği, ihsan, kerem ve fazilette bulunmaktan başka bir şey değildir.</p>
<p>
	Akl-ı selim sahibi olan herkes, nasıl verimli bir bah&ccedil;e ile &ccedil;orak bir toprağa yağan yağmurun letafet ve tabiatının aynı olduğunu, ama bu yağmur sonucu bah&ccedil;ede &ccedil;eşitli tat ve renkte meyveler ve g&uuml;ller yetiştiğini, &ccedil;orak toprakta ise işe yaramaz bitkilerin bittiğini kabul ediyorsa, bu konuda da Allah&rsquo;ın kendi hikmeti baliğası ve mutlak velayeti gereği, gerekli olan inayeti g&ouml;sterip, İmam-ı Zaman&rsquo;ı (Hz. Mehdi&rsquo;yi) yarattığını ve kendisine y&uuml;ce ilah&icirc; bilgiler verdiğini kolaylıkla kabul eder. Fakat maalesef insanlar maddi d&uuml;nyada, i&ccedil;inde boğuldukları şehvet, gazap ve &ccedil;eşitli ferd&icirc; ve toplumsal g&uuml;nahlardan dolayı bu liyakati kaybetmişlerdir. Ancak ne zaman bu engelleri kaldırıp zuhuruna ortam hazırlarsak, o İmam gayb perdesinden &ccedil;ıkıp, insanların hidayetini ve mukadderatını eline alacaktır.</p>
<p>
	İmam-ı Zaman, her ne kadar halkın geneli tarafından g&ouml;r&uuml;lm&uuml;yorsa da bulutun arkasındaki g&uuml;neş misali, insanlar onun v&uuml;cudundan yararlanmaktalar. Ayrıca, onun vazifelerinin bir kısmını da, eksik ve noksan da olsa, ilim ve takva a&ccedil;ısından y&uuml;ksek mertebede bulunan, ger&ccedil;ek İslam&icirc; bir idrak ve anlayışa sahip olan ve m&uuml;mk&uuml;n olduğu kadar siyasi ve sosyal şartları idrak edip anlayan dirayetli alimler yerine getirmektedir.</p>
<h2>
	D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; soru:</h2>
<p>
	Siz, İmam Mehdi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın gıyabında İslam ulemasının, İslam ahk&acirc;mını a&ccedil;ıklayıp uygulamaya koyabileceklerini s&ouml;yl&uuml;yorsunuz. Durum b&ouml;yle iken m&acirc;sum imamın varlığına ne gerek var? Bu durumda, artık İmam&rsquo;ın gaybeti muammasını konuşmak ve &ccedil;&ouml;zmek zorunda da kalmayız?</p>
<h2>
	Cevap:</h2>
<p>
	Y&uuml;ce Allah&rsquo;ın teşrideki (kanun koymadaki) kasıt ve gayesi, İslam ulemasının &ouml;nderliğiyle sağlanmıyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, onlar m&acirc;sum değillerdir ve onların İslam&rsquo;ı anlamada s&uuml;rekli doğruyu bulacakları da beklenemez. Fıkıh tarihinde, m&uuml;&ccedil;tehitlerin hata ettiklerine defalarca rastlanmaktadır. Fetva farklılıkları olarak tabir edilebilen bu hata ve yanlışların, İslam&icirc; meselelerin ger&ccedil;eğinin idrak edilememesinden kaynaklandığı ortadadır.</p>
<p>
	İkincisi, t&uuml;m M&uuml;sl&uuml;manların kabul edecekleri İslam&icirc; rehberin, kamil bir insan olması gerekir.</p>
<p>
	İslam&icirc; birlik, ancak t&uuml;m milletlerin aynı programa uyup, bir rehber ve lidere tabi oldukları takdirde cihanş&uuml;mul olarak ger&ccedil;ekleşebilir. Fakat bu g&uuml;n hatta d&uuml;nya M&uuml;sl&uuml;manları arasında bile bu birliktelik yoktur ve İslam muhtelif şekillerde halk kitlelerine sunulmaktadır. Cafer&icirc;, Hanef&icirc;, Şafi&icirc;, Malik&icirc;, Hanbel&icirc;, Zeyd&icirc; ve diğer İslam alimleri farklı metotlar ve kalıplara sahiptirler. Bazen de bir &ccedil;ok meselelerde birbirlerine karşı cepheleşebiliyorlar. &Ouml;te yandan gurur, kibir, cehalet ve gericilik, İslam toplumunun rehberliğini yapacak olan adil bir m&uuml;&ccedil;tehidin kabul g&ouml;rmesini engelleyen başlıca fakt&ouml;rlerdendir.</p>
<p>
	S&ouml;z&uuml;n kısası, İslam bir hayat nizamı olarak, ancak sonsuz maneviyata sahip ve gayb &acirc;leminden ilham alan k&acirc;mil bir insan tarafından insanlık &acirc;lemine sunulduğu takdirde, t&uuml;m d&uuml;nyaya yayılır, d&uuml;nyanın d&ouml;rt bir yanında insanların hayatının t&uuml;m boyutlarına hakim olup, pratiğe ge&ccedil;er. Elbette bunun ger&ccedil;ekleşmesi i&ccedil;in insanların &ccedil;eşitli nizamları deneyip hatalarını anlaması ve hakka boyun eğmekten başka b&uuml;t&uuml;n yolların &ccedil;ıkmaz olduğunu anlamaları gibi, bir&ccedil;ok &ouml;n şartların oluşması da gereklidir. İşte o zaman peygamberlerin vaad ettiği cihanş&uuml;mul adalet ve tek din&icirc; rehberlik şekillenmiş olacaktır. Bu d&uuml;zenin rehberliğini yapacak olan mukaddes zatın &ouml;zelliklerini, Peygamber efendimizin m&uuml;tevatir hadisleri ve m&acirc;sum İmamlardan gelen muvassak rivayetlerde g&ouml;r&uuml;yoruz. İşte bu cihanş&uuml;mul rehber, İmam Hasan Askeri aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın oğlu Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;dır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="edn1">
<p>
			<a href="#_ednref1" name="_edn1" title="">[1]</a> &#8211;&nbsp; Korsi Moris, Yaratılışın Sırrı.</p>
</p></div>
<div id="edn2">
<p>
			<a href="#_ednref2" name="_edn2" title="">[2]</a> &#8211;&nbsp; Yaratılışın Sırrı, s. 140-142.</p>
</p></div>
<div id="edn3">
<p>
			<a href="#_ednref3" name="_edn3" title="">[3]</a> &#8211; En&rsquo;am/59.</p>
</p></div>
<div id="edn4">
<p>
			<a href="#_ednref4" name="_edn4" title="">[4]</a>&#8211; Ehl-i Beyt İmamlarının a&ccedil;ıkladığına g&ouml;re, cenaze namazının tekbirleri beş tekbirdir. D&ouml;rt tekbir olarak kılmak bid&rsquo;attır.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ilahi-inayet-ve-zamanin-imami/">İlahi İnayet Ve Zamanın İmamı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Mehdi (a.s)’dan  Nakledilen Bazı Dualar</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-sdan-nakledilen-bazi-dualar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2922</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fahrettin G&#252;ven Kur&#8217;an ve s&#252;nnette yer alan delillerin yanısıra Ehl-i Beyt&#8217;i tanımanın yollarından biri de tevhit, n&#252;b&#252;vvet, fıkıh, tefsir ve ahlak gibi &#231;eşitli konularda onlardan bize ulaşan s&#246;zlerdir. Burada bu s&#246;zlerden bir b&#246;l&#252;m&#252;n&#252; oluşturan dua&#8221; ve m&#252;nacatlara işaret etmek istiyoruz. Sahife-i Seccadiye, Mefatih-ul Cinan, Misbah-ul Muteheccid, İkbal-ul Ama&#8217;l ve Sahife-i Meh-diyye gibi kitaplarda kayıtlı olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-sdan-nakledilen-bazi-dualar/">İmam Mehdi (a.s)’dan  Nakledilen Bazı Dualar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="right">
	Fahrettin G&uuml;ven</p>
<p>
	Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnette yer alan delillerin yanısıra Ehl-i Beyt&rsquo;i tanımanın yollarından biri de tevhit, n&uuml;b&uuml;vvet, fıkıh, tefsir ve ahlak gibi &ccedil;eşitli konularda onlardan bize ulaşan s&ouml;zlerdir. Burada bu s&ouml;zlerden bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; oluşturan dua&rdquo; ve m&uuml;nacatlara işaret etmek istiyoruz. <em>Sahife-i Seccadiye</em>, <em>Mefatih-ul Cinan</em>, <em>Misbah-ul Muteheccid</em>, <em>İkbal-ul Ama&rsquo;l </em>ve <em>Sahife-i Meh-diyye </em>gibi kitaplarda kayıtlı olan bu du&acirc;lar incelendiğinde Ehl-i Beyt&nbsp; İmamlarının bu du&acirc;larda tevhid, ahlak&icirc; erdemler, toplumsal ilişkiler ve insan&icirc; tekam&uuml;l gibi konuları işlediklerini ve bu konularda fevkalade y&uuml;ce beyan ve &ouml;ğretiler beyan ettiklerini g&ouml;r&uuml;r&uuml;z.</p>
<p>
	&Ouml;yle ki, bu y&uuml;ce &ouml;ğretilerin &ouml;rneğini Kur&rsquo;an ve Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in s&ouml;zlerinden başka hi&ccedil; bir yerde bulamayız.</p>
<p>
	Bu, Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın başkalarının asla kavuşamayacağı ilah&icirc; makamlara sahip olup Allah indinden verilen vehbi ilime sahip olduklarını ortaya koymaktadır.</p>
<p>
	&Ouml;ten yandan Ehl-i Beyt İmamlarının bu duaları halka &ouml;ğretmeleri onların insanları Allah yoluna hidayet etme ve terbiye etme vazifesini &uuml;stlendiklerini de g&ouml;sterir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu dualar, hem &ouml;ğreticidir hem de dolaylı pratik tavsiye ve telkinler i&ccedil;ermesi, ruhta bıraktığı k&ouml;kl&uuml; etki hasebiyle de eğiticilik y&ouml;n&uuml;nden eşsiz bir &ouml;nem ve &ouml;zelliğe sahiptir.</p>
<p>
	Bizler bu du&acirc;ları okumak ve yaşamakla Allah&rsquo;a yaklaşabilir, y&uuml;ce irfan&icirc; bilgilere erişebilir ve ruh&icirc; erdemlerimizi artırarak derun&icirc; &ccedil;ekişmelerimizi yok edebiliriz.</p>
<p>
	Elbette, bu dualardan her biri insanın bulunduğu marifet ve kemal seviyesi ve &ccedil;eşitli hallerinden &ouml;ncelikle belli birine hitap etmekte ve eğiticilik y&ouml;n&uuml;nden belirli bir gayeyi g&uuml;tmekteler. Kelime ve c&uuml;mlelerin di-zilişi ve du&acirc;nın b&ouml;l&uuml;mleri arasındaki tertip, du&acirc; edenin d&uuml;zenli bir fikr&icirc; ve ruh&icirc; akımı ge&ccedil;irerek ruh&icirc; ve manevi kemal ve marifete ulaşmasını sağlayacak şekildedir. Bu y&uuml;zden bu dualardan daha iyi yararlanmak i&ccedil;in kendi ruh&icirc; ve ahlak&icirc; yapımıza uygun ve yatkın bir duayı okumamız daha faydalı olur. Ger&ccedil;i bu duaların her biri insan i&ccedil;in sayısız faydaları i&ccedil;ermektedir.</p>
<p>
	Bu du&acirc;ların her birinin hangi gayeyle inşa olunduğunu ve ne gibi y&uuml;ce &ouml;ğretilere sahip olduğunu a&ccedil;ıklamak uzun bir incelemeye konu olabilecek mustakil bir mevzudur. Bizim buradaki hedefimiz Ehl-i Beyt&rsquo;in fazilet ve &ouml;ğretileriyle aşina olmak isteyenlerin İmam Zeyn&rsquo;&uuml;l-Abidin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın du&acirc;larını i&ccedil;eren Sahife-i Seccadiye, <strong>Hz. Mehdi</strong>-&rsquo;nin du&acirc;larını i&ccedil;eren Sahife-i Mehdiyye&rsquo;ye ve &ccedil;eşitli İmamların du&acirc;larını i&ccedil;eren İkbal-ul A&rsquo;mal gibi kitaplara m&uuml;racaat edebileceklerini dile getirmek ve bu dualardan bazı &ouml;rnekler sunmaktır.</p>
<p>
	Burada yeri gelmişken Sorbon &Uuml;niversitesi Şia bilimcisi Prof. Henry Corbin&rsquo;in Merhum Allame Tabataba&icirc; ile iki yıllık muzakerelerinden sonra <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a inanmanın &ouml;nemi ve <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın du&acirc;ları hakkındaki s&ouml;z ve duygularını Merhum Allame Tabataba&icirc;&rsquo;den naklen zikretmek istiyoruz. Merhum Allame, Corbin hakkında ş&ouml;yle demiştir:</p>
<p>
	Corbin: &ldquo;D&uuml;nyada canlı ve dinamik bir mezhep varsa o da Şiiliktir.&rdquo; diyordu. &ldquo;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Şia, yaşayan bir İmamın var olduğuna ve bunun gerekliliğine inanıyor. <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> inancı, Şiiliği s&uuml;rekli canlı ve diri tutmaktadır.&rdquo; diyordu. &ldquo;Yahudilikte gayb alemiyle olan irtabat, Hz. Musa&rsquo;nın &ouml;l&uuml;m&uuml;yle kesildi; Hıristiyanlıkta Hz. İsa&rsquo;nın &ouml;l&uuml;m&uuml;yle bu bağ koptu; M&uuml;sl&uuml;manların diğer fırkaları da Hz. Muhammed <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in vefatıyla aynı duruma d&uuml;şt&uuml;ler. Ama Şia, gayb alemiyel irtibatta olan &ldquo;<strong>İmam</strong>&rdquo; ve &ldquo;<strong>Veli</strong>&rdquo;nin sağ olması gerektiğine inanarak bu irtibatı s&uuml;rekli korumuştur.&rdquo; Corbin, &ouml;zellikle <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> inancından &ccedil;ok etkilenmiş ve b&uuml;y&uuml;k bir ruhi inkılaba uğramıştır. <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan nakledilen duaları i&ccedil;eren &ldquo;Sahife-i Mehdiye&rdquo; ile İmam Zeyn&uuml;l Abidin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan nakledilen duları i&ccedil;eren &ldquo;Sahife-i Seccadiye&rdquo;yi &ccedil;ok okur ve onlardaki duaların y&uuml;ce i&ccedil;eriklerinin etkisinde kalarak ağlardı.&rdquo; <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	Şimdi ise &ouml;rnek olarak <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;zel naibleri aracılığıyla m&uuml;minlere &ouml;ğrettiği dualardan bazı &ouml;rnekleri birlikte okuyalım.</p>
<h2>
	D&uuml;nya ve Ahiret İşleriyle İlgili Dua</h2>
<p>
	&ldquo;Allah&rsquo;ım, bize, sana itaat etmek muvaffakiyetini, isyandan uzaklaşmayı, niyetin doğruluğunu ve ihtiramları korunması gereken kimseleri tanımayı ihsan et; bize hidayete erişmek ve ona sabit kalmakla ikramda bulun; dillerimizi doğruluk ve hikmetle g&uuml;&ccedil;lendir; kalplerimizi ilim ve m&acirc;rifetle doldur; karınlarımızı haramdan ve ş&uuml;pheli şeylerden arıt; ellerimizi zul&uuml;m ve tecav&uuml;zden alıkoy; g&ouml;zlerimizi k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden ve hıyanetten koru; kulaklarımızı boş s&ouml;z ve gıybete kapat.</p>
<p>
	Alimlerimize, d&uuml;nyaya d&uuml;şk&uuml;n olmamayı ve hayırseverliği; &ouml;ğrencilere ciddi &ccedil;alışmayı ve rağbeti; dinleyenlere uymayı ve &ouml;ğ&uuml;t almayı ihsan et.</p>
<p>
	M&uuml;sl&uuml;manların hastalarına şifa ve rahatlık, &ouml;l&uuml;lerine şefkat ve rahmet, yaşlılarımıza vakar ve ağır başlılık, gen&ccedil;lerimize hakka d&ouml;n&uuml;ş ve t&ouml;vbe, kadınlarımıza haya ve iffet, zenginlerimize al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml;l&uuml;k ve c&ouml;mertlik, fakirlerimize sabır ve kanaat l&uuml;tfet.</p>
<p>
	Gazilere galibiyet, tutsaklara kurtuluş, emir sahiplerine adalet ve şefkat, emir altındakilere (halka) insaf ve g&uuml;zel huy nasip et.</p>
<p>
	Hacılara, ziyaret&ccedil;ilere, yol azıkları ve nafakalarını bereketli kıl; onlara farz kıldığın hac ve umreyi eda etmelerini m&uuml;yesser eyle; ey merhametlilerin en merhametlisi, fazlın ve rahmetinle dualarımızı kabul buyur.&rdquo;</p>
<h2>
	Al-i Yasin Duasıyla Meşhur Olan Peygamber ve Ehl-i Beyt&rsquo;ine Salavat G&ouml;nderme Hakkındaki Dua</h2>
<p>
	&ldquo;Selam olsun Al-i Yasin&rsquo;e (Hz. Muhammed&rsquo;in Ehl-i Beyt&rsquo;ine); selam olsun sana ey Allah&rsquo;ın davet&ccedil;isi ve ayetlerinin mazharı; selam olsun sana ey Allah&rsquo;ın rahmet kapısı ve O&rsquo;nun dininin koruyucusu; selam olsun sana ey Allah&rsquo;ın halifesi ve hakkın yardımcısı; selam olsun sana ey Allah&rsquo;ın h&uuml;cceti ve iradesinin (rızasının) kılavuzu.</p>
<p>
	Selam olsun sana ey Allah&rsquo;ın kitabını okuyan ve onu a&ccedil;ıklayan; selam olsun sana gece ve g&uuml;nd&uuml;z saatlerinde; selam olsun sana ey Allah&rsquo;ın yery&uuml;z&uuml;ndeki son h&uuml;cceti; selam olsun sana ey Allah&rsquo;ın ruhlar aleminde kullardan aldığı ve sağlamlaştırdığı misakı; selam olsun sana ey Allah&rsquo;ın kefil olduğu vaadi.</p>
<p>
	Selam olsun sana ey dikilmiş bayrak, bağışlanmış ilim, halkın sığınağı, Allah&rsquo;ın geniş rahmeti ve kesin olan vaadi.</p>
<p>
	Selam olsun sana kalktığında ve oturduğunda, selam olsun sana (Kur&rsquo;an) okuyup a&ccedil;ıkladığında, namaz kılıp ve kunut tuttuğunda, r&uuml;ku ve secde ettiğinde; selam olsun sana la ilahe illallah ve Allah-u Ekber dediğinde, selam olsun sana, hamd ettiğinde ve mağfiret dilediğinde; selam olsun sana sabahladığında ve akşamladığında; selam olsun sana gecenin karanlığında ve g&uuml;nd&uuml;z&uuml;n aydınlığında.</p>
<p>
	Selam olsun sana ey g&uuml;ven kaynağı İmam; selam olsun sana her halinde ey &uuml;mit kaynağı olan &ouml;nc&uuml;.</p>
<p>
	Ey velim. Sen şahit ol ki, ş&uuml;phesiz ben Allah&rsquo;tan başka bir ilahın olmadığına, O&rsquo;nun tek olup ortağı bulunmadığına, Muhammed&rsquo;in O&rsquo;nun kulu ve el&ccedil;isi olduğuna, ondan ve Ehl-i Beyt&rsquo;inden başka bir habibin ol-madığına tanıklık ediyorum.</p>
<p>
	Sen ey velim! Sen şahit ol ki, Emir-ul M&uuml;minin Ali, Hasan, H&uuml;seyn, Ali b. H&uuml;seyn, Muhammed b. Ali, Cafer b. Muhammed, Musa b. Cafer, Ali b. Musa, Muhammed b. Ali, Ali b. Muhammed, Hasan b. Ali Allah&rsquo;ın h&uuml;ccetleridir; senin de Allah&rsquo;ın h&uuml;cceti olduğuna şehadet ediyorum.</p>
<p>
	Yine şehadet ediyorum ki, &ouml;l&uuml;m haktır, nekir ve m&uuml;nker haktır, (&ouml;ld&uuml;kten sonra) haşrolmak haktır, sırat haktır, mizan (terazi) haktır, dirilmek haktır, hesap haktır, cennet ve cehennem haktır, cennetle m&uuml;jdelenmek ve cehennemle korkutulmak haktır.</p>
<p>
	Ey velim! Sizinle muhalefet eden bedbaht olmuştur, size itaat eden mutluluğa ermiştir. &Ouml;yleyse seni şahit kıldığım şeyde tanıklık et. Ben senin dostunum, d&uuml;şmanından uzağım. Sizin razı olduğunuz şey haktır, sevmediğiniz şey batıldır, emrettiğiniz şey maruftur (iyi ameldir) ve sakındırdığınız şey ise m&uuml;nkerdir.</p>
<p>
	Ey velim! Ben ortağı olmayıp tek olan Allah&rsquo;a, O&rsquo;nun el&ccedil;isine (Peygambere), Emir-ul M&uuml;minin&rsquo;e ve sizin hepinize evvelinizden sonuncunuza dek iman etmişim, yardımım sizin i&ccedil;in hazırdır, dostluğum size halistir. Amin; ya Rabbel alemin. (Ya Rab! Bu dualarımı kabul buyur).&rdquo;</p>
<h2>
	Bu Ziyaretten Sonraki Dua</h2>
<p>
	&ldquo;Allah&rsquo;ım, rahmetinin Peygamberi ve nurunun kelimesi olan Mu-hammed&rsquo;e rahmet et. Kalbimi yakin, g&ouml;ğs&uuml;m&uuml; iman, fikrimi sebat, azmimi ilim, kuvvetimi amel, dilimi doğruluk, dinimi katından olan ba-siret, g&ouml;z&uuml;m&uuml; ziya (ışık), kulağımı hikmet, dostluğumu Muhammed ve &Acirc;l-i Muhammed&rsquo;e dostluk ve velayet nuruyla doldur; ki sana kavuşarak ahd ve misakına vefa etmiş olayım da rahmetin beni sarmış olsun; Ey Mevla! Ey &ouml;v&uuml;lm&uuml;ş!</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım! Yery&uuml;z&uuml;ndeki h&uuml;ccetin, beldelerinde halifen, halkı yoluna &ccedil;ağıran, adaleti uygulamaya davet eden, halkı emrine sevk eden, m&uuml;&rsquo; minlerin velisi olan, kafirleri yok eden, karanlıkları aydınlatan, hakkı aşikar kılan, hikmet ve doğruyla konuşan, yery&uuml;z&uuml;ndeki kelimen olan, korkarak emrini bekleyen, şefkatli veli, kurtuluş gemisi, hidayet nişanesi, ve halkın g&ouml;z&uuml;n&uuml;n nuru olan ve (İmamet) ridasını giyen, &uuml;z&uuml;nt&uuml;leri gideren, d&uuml;nyayı zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adaletle dolduracak olan Muhammed b. Hasan&rsquo;a (<strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;ye) &ouml;zel rahmetinle rahmet eyle. Ş&uuml;phesiz sen her şeye kadirsin.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, evliyanın soyundan olan veline salat g&ouml;nder; o evliya ki, onların itaatını farz ettin, onların hakkını gerekli kıldın, &ccedil;irkinliği onlardan giderdin ve onları arındırdın. Allah&rsquo;ım, ona yardımda bulun, onunla dinine yardım et, yine onunla dostlarına, Şiilerine ve yardımcılarına yardım et; bizi de onun yardımcılarından kıl.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, onu, her asi, azgın ve b&uuml;t&uuml;n yaratıklarının şerrinden koru. Onu &ouml;n&uuml;nden, arkasından, sağından, solundan koru. Onu himaye et, k&ouml;t&uuml; bir şeyin ona ulaşmasına engel ol, onun vasıtasıyla Peygamberini ve Peygamberinin Ehl-i Beyt&rsquo;ini (onların ortaya koyduğu mektebi) koru, onunla adaletini aşik&acirc;r kıl, onu yardımınla destekle; ona yardım edene yardımda bulun, yardımlarını ondan kesenleri yardımcısız bırak; onunla k&uuml;fr&uuml;n elebaşlarını yok et; onun vasıtasıyla, yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n doğusunda ve batısında, karasında ve denizindeki kafir ve m&uuml;nafıkları ortadan kaldır, onun vesilesiyle yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle doldur ve peygamberin olan Muhammed&rsquo;in dinini aşikar et.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım! Beni, onun yardımcı, Şia ve takip&ccedil;ilerinden kıl; Al-i Mu-hammed&rsquo;in arzu ettikleri ve d&uuml;şmanlarının korktukları şeyi (mevlamızın zuhuruyla) bana g&ouml;ster; ey celal ve kerem sahibi ve rahmet edenlerin en merhametlisi olan Allah, duamı kabul buyur.&rdquo;</p>
<h2>
	&Uuml;z&uuml;nt&uuml;lerin Giderilmesi Hakkındaki Dua</h2>
<p>
	&ldquo;Allah&rsquo;ım; bela (ve imtihan) b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş, İmamımızın gizliliği aşik&acirc;r olmuş, umutlar kesilmiş, perdeler kalkmış, yery&uuml;z&uuml; daralarak g&ouml;ğ&uuml;n rahmeti &ouml;nlenmiş; ey Rabbim, yardım dilenilecek, kendisine şikayet g&ouml;-t&uuml;r&uuml;lecek, zorlukta ve kolaylıkta dayanılacak olan sensin.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım! Muhammed ve Al-i Muhammed&rsquo;e rahmet eyle, onlara itaat etmeyi bizlere farz kıldın, bu vesileyle onların makamlarını bize ta-nıttın; &ouml;yleyse onların hakkı h&uuml;rmetine g&ouml;z yumup a&ccedil;mak gibi veya daha kısa bir zamanda gam ve &uuml;z&uuml;nt&uuml;y&uuml; bizden gider.</p>
<p>
	Ey Muhammed, Ey Ali, sorunumun &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; i&ccedil;in bana yetin &ccedil;&uuml;nk&uuml; siz yeterlisiniz; bana yardım edin &ccedil;&uuml;nk&uuml; siz yardım edensiniz. Ey Mev-lam, ey zamanın sahibi olan İmam, benim feryadıma yetiş, benim feryadıma yetiş, benim feryadıma yetiş.&rdquo;</p>
<h2>
	Şerden Korunmak Hakkındaki Dua</h2>
<p>
	&ldquo;Rahman ve Rahim Allah&rsquo;ın adıyla. Ey kulların sahibi, ey k&uuml;f&uuml;r gruplarını yenilgiye uğratan, ey kapıları a&ccedil;an, ey sebepleri var eden! La ilahe illallah, Muhammed&rsquo;un Resulullah hakkı h&uuml;rmetine bizim elde etmeye kadir olmadığımız bir sebep var et. Allah&rsquo;ın salat ve selamı Mu-hammed ve O&rsquo;nun evladına olsun.&rdquo;</p>
<h2>
	Meb&rsquo;as G&uuml;n&uuml;ndeki Dua</h2>
<p>
	<strong><em>Hz. Mehdi</em></strong><em>&rsquo;nin 3. naibi olan Ebu&rsquo;l Kasım H&uuml;seyn bin Ruh <strong>İmam Mehdi</strong>&rsquo;nin ş&ouml;yle buyurduğunu rivayet etmiştir: Recep ayının 27&rsquo;sinde on iki rekat namaz kıl, her iki rekattan sonra ş&ouml;yle de:</em></p>
<p>
	&ldquo;Hamd Allaha ki, oğul edinmemiştir, m&uuml;lk&uuml;nde ortağı yoktur ve acizlik y&uuml;z&uuml;nden kendine dost da edinmemiştir. Pek b&uuml;y&uuml;k bil O&rsquo;nu ve b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; de bildir.&rdquo; (İsra/111)</p>
<p>
	&ldquo;Ey &ouml;m&uuml;r boyunca azığım, ey zorlukta sahibim, ey velinimetim, ey istek anında imdat&ccedil;ım, ey ihtiya&ccedil; zamanı &ccedil;arem, ey gıyabımda koruyucum, ey yalnızlıkta bana yeterli olanım, ey tehlike anında munisim! Sen ayıbımı &ouml;rtensin; &ouml;yleyse sana hamd olsun. Sen, s&uuml;r&ccedil;memden vazge&ccedil;ensin; &ouml;yleyse &ouml;vg&uuml; sana mahsustur. Sen, yıkıldığımda &uuml;z&uuml;nt&uuml;m&uuml; giderensin; &ouml;yleyse hamd sana layıktır.</p>
<p>
	Muhammed ve Al-i Muhammed&rsquo;e salat g&ouml;nder; ayıbımı &ouml;rt, korkuma g&uuml;ven bağışla, yanılmamı affet, g&uuml;nahlarımı bağışla, k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerimden ge&ccedil; ve beni cennet ehlinin arasına al; cennet ehline verdiğin doğru vaad &uuml;zere.&rdquo;</p>
<p>
	<em>Namaz ve duadan sonra, Hamd, İhlas, Kafirun, Nas, Felak, Kadr sureleri ve Ayet-el K&uuml;rsiyi yedi defa oku, sonra yedi defa da ş&ouml;yle de: &ldquo;Allah, Allah, benim rabbimdir, O&rsquo;na bir şeyi ortak koşmuyorum.&rdquo; Sonra istediğin şeyi iste.</em></p>
<h2>
	Gaybet D&ouml;nemindeki Dua</h2>
<p>
	<em>Merhum Şeyh Saduk, <strong>Hz. Mehdi</strong> </em><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın Gaybet-i Suğra d&ouml;nemindeki &ouml;zel naiblerinden şu duayı <strong>İmam Mehdi</strong>&rsquo;den nakletmektedir:</em></p>
<p>
	&ldquo;Allah&rsquo;ım, kendini bana tanıt, eğer kendini bana tanıtmazsan resul&uuml;n&uuml; tanıyamam; Allah&rsquo;ım resul&uuml;n&uuml; bana tanıt, eğer resul&uuml;n&uuml; bana tanıtmazsan h&uuml;ccetini tanıyamam; Allah&rsquo;ım h&uuml;ccetini bana tanıt, eğer h&uuml;ccetini tanıtmazsan dinimden saparım; Allah&rsquo;ım cahiliye &ouml;l&uuml;m&uuml;yle beni &ouml;ld&uuml;rme; ve hidayet ettikten sonra kalbimi kaydırma.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, beni hidayet etmenle Peygamberden sonra itaat etmeyi bana kıldığın farzı kabul ettim. B&ouml;ylece emir sahibi olan Emir-ul M&uuml;minin Ali&rsquo;nin, Hasan ve H&uuml;seyn&rsquo;in, Ali ve Muhammed&rsquo;in, Cafer ve Musa&rsquo;nın Ali ve Muhammed&rsquo;in, Ali ve Hasan&rsquo;ın ve <strong>H&uuml;ccet&rsquo;ul Kaim&rsquo;il Mehdi</strong>&rsquo; nin -senin selamın onların hepsine olsun- velayetlerine boyun eğdim ve onlara uydum.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, &ouml;yleyse beni dininde sabit kıl, itaatinde gayretlendir, kalbimi veliyy-i emrine karşı yumuşak kıl, yaratıklarını sınadığın şeylerden beni muaf et, halktan gizlediğin ve senin izninle onlardan gayıb olan ve (zuhur etmek i&ccedil;in) emrini bekleyen veliyy-i emrine itaat etmekte beni sabit kıl. Allah&rsquo;ım, velinin işini aşik&acirc;r etmek ve gaybet perdesinden &ccedil;ıkarak kıyam etmesi i&ccedil;in izin vereceğin uygun zamanı sen (daha) iyi bilirsin. &Ouml;yleyse bu gaybete karşı beni sabırlı kıl, ki ertelediğin şeyin &ccedil;abuk olması ve &ccedil;abuklaştırdığın şeyin ertelenmesini istemiyeyim, &ouml;rtt&uuml;ğ&uuml;n şeyin perdesini kaldırmayayım, sakladığın şeyi araştırmayayım, tedbir ve kararın hususunda seninle m&uuml;nazaa etmeyeyim, &ldquo;Ni&ccedil;in, nasıl ve neden dolayı veliyy-i emrin zuhur etmiyor, oysa ki yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;mle dolmuştur?&rdquo; demeyeyim ve b&uuml;t&uuml;n işlerimi sana bırakayım.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, ben velliyy-i emrini a&ccedil;ık&ccedil;a ve emrini uyguladığı halde bana g&ouml;stermeni istiyorum. Şunu da biliyorum ki, g&uuml;&ccedil;, kudret, burhan, h&uuml;ccet (delil), meşiyyet ve irade senin elindedir. &Ouml;yleyse veliyy-i emrini, a&ccedil;ık&ccedil;a konuşabildiği, nişanelerinin belirginleştiği, sapıklığı yok edip hidayete sevkettiği ve cehaletten kurtardığı halde onu g&ouml;rebilmeyi bana ve b&uuml;t&uuml;n m&uuml;minlere nasib eyle.</p>
<p>
	Ey Rabbim, onun a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;lmesini muyesser eyle; onu g&ouml;rmekle bizi, g&ouml;zleri aydınlanan kimselerden kıl, bizi onun hizmetinde bulundur; onun yolu &uuml;zere &ouml;ld&uuml;r, onun grubunda haşret.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım onu, b&uuml;t&uuml;n yaratıklarının şerrinden koru; onu kendi korumanla, &ouml;n&uuml;nden, arkasından, sağından, solundan, yukarısından ve aşağısından koru; &ouml;yle korumakla koru ki, artık onunla koruduğun kimse yok olmaz; bu yolla da Resul&uuml;n&uuml; ve resul&uuml;n&uuml;n vasisinin yolunu sağlamlaştır.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, onun &ouml;mr&uuml;n&uuml; uzat, &ouml;m&uuml;r s&uuml;resini artır, veli ve &ouml;nder kıldığın şeyde ona yardımda bulun, ona ikramını &ccedil;oğalt. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o doğru yol bulmuş hidayet&ccedil;i, hidayet olmuş kıyam edici, p&acirc;k, muttaki, tertemiz, (Rabbinin verdiğine) razı ve hoşnut, sabreden, &ccedil;aba g&ouml;steren ve &ccedil;ok ş&uuml;kredendir.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, gaybet zamanının uzaması ve haberinin bizden kesilmesinden dolayı yakini bizden alma; onu anmayı, onu beklemeyi, ona iman etmeyi, zuhur edeceğine yakini olmayı, ona dua etmeyi, ona salat g&ouml;ndermeyi bize unutturma; gaybetinin uzamasıyla, zuhur ve kıyamından bizi umutsuz etme; onun hakkındaki yakinimizi, Resul&uuml;n&uuml;n kıyamına ve indirdiğin ayetlere olan inancımız gibi sağlam kıl. Kalplerimizi ona iman etmede g&uuml;&ccedil;l&uuml; kıl; bizi onun eliyle hidayet et, b&uuml;y&uuml;k ve doğru yola g&ouml;t&uuml;r. Bizi ona itaat etmekte g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve ona uymakta sebatlı kıl. Yine bizi onun hizbinde, ona yardım edenler ve onun işine razı olanlar arasında kıl.</p>
<p>
	Bu inancı hayatta ve &ouml;l&uuml;m anında bizden alma; bu inan&ccedil;ta ş&uuml;phe etmediğimiz, ahdi bozmadığımız, ş&uuml;pheye kapılmadığımız ve onu yalanlamadığımız halde canımızı al.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, onun ferecini yakınlaştır, yardımınla onu te&rsquo;yit et; ona yar-dım edenlere yardımda bulun, yardım etmeyerek onu yalnız bırakanları yalnız bırak; onunla d&uuml;şmanlık yapan ve onu tekzip edenlere gazap et; onunla hakkı aşikar kıl; onunla zulm&uuml; yok et; onun vesilesiyle m&uuml;min kullarını zilletten kurtar; beldeleri ihya et, azgınları &ouml;ld&uuml;r, dalalet başlarını kır, zalim ve kafirleri zelil et, m&uuml;nafıkları, ahdi bozanları ve yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n doğusunda ve batısında, denizinde ve karasında, dağında ve ova-sında olan b&uuml;t&uuml;n m&uuml;lhitleri (kafirleri) yok et; ta ki, onlardan hi&ccedil; kimse ve hi&ccedil; bir eser baki kalmasın. Beldelerini onlardan temizle ve kullarının g&ouml;n&uuml;llerine, onların yok olmasıyla şifa ver.</p>
<p>
	Onun vesileyle dininden mahvolanı yenile, h&uuml;km&uuml;nden ve dininden değişeni ıslah et; ta ki, onun vesilesi ve onun eliyle dinin yepyeni olsun; onda hi&ccedil; bir eğrilik ve bid&rsquo;at kalmasın; &ouml;yle ki, onun uyguladığı adalet ile kafirlerin ateşlerini s&ouml;nd&uuml;resin. Ş&uuml;phesiz o, kendin i&ccedil;in halis kıldığın (se&ccedil;tiğin), dininin yardımı i&ccedil;in razı olduğun, ilminle se&ccedil;tiğin, g&uuml;nahlardan koruduğun, eksikliklerden m&uuml;nezzeh ettiğin, gizlilere vakıf kıldığın, kendisine nimet verdiğin ve pisliklerden arıttığın kulundur.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, &ouml;yleyse ona, onun tertemiz olan babalarına ve se&ccedil;kin şiilerine salat g&ouml;nder, onları en &uuml;st&uuml;n arzularına ulaştır ve bu duayı bizden, her &ccedil;eşit ş&uuml;phe, riya ve ş&ouml;hretten halis kıl; ta ki, bu du&acirc; vasıtasıyla senden başkasını kastetmeyelim ve senin rızandan başkasını istemeyelim.</p>
<p>
	Ey Allah; Peygamberimizi yitirmiş olmamızı, velimizin (&ouml;nderimizin) gaybetini, zamanın bize olan zorluğunu, fitnelerin &uuml;zerimize &ccedil;&ouml;kmesini, d&uuml;şmanların bize karşı birbirlerine destek olmalarını, onların &ccedil;ok bizim ise sayımızın az olmasını sana şikayet ediyoruz. Allah&rsquo;ım, &ouml;yleyse onu, acil bir zafer, senden taraf g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir yardım ve adalet&ccedil;i bir İmamın zuhuruyla gider; ey alemlerin Rabbi olan hakkın ilahı!</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, adaletini kullarının arasında aşikar etmede ve beldelerindeki d&uuml;şmanlarını &ouml;ld&uuml;rmede kendi veline izin vermeni istiyoruz; ta ki, zul&uuml;m i&ccedil;in, kırmadığın hi&ccedil;bir temel, yok etmediğin hi&ccedil;bir yapı, zayıflatmadığın hi&ccedil;bir g&uuml;&ccedil;, yıkmadığın hi&ccedil;bir direk (destek), k&ouml;reltmediğin hi&ccedil;bir kılı&ccedil; ve silah, devirmediğin hi&ccedil;bir bayrak, &ouml;ld&uuml;rmediğin hi&ccedil; bir kahraman, hor ve hakir etmediğin hi&ccedil;bir ordu bırakmayasın.</p>
<p>
	Ey Rabbim, onları par&ccedil;alayıcı taşınla taşla, keskin kılıcınla onları vur, su&ccedil;lulardan geri d&ouml;nmeyecek gazabınla onları cezalandır, kendi d&uuml;şmanlarını, dinin d&uuml;şmanlarını ve Resul&uuml;n&uuml;n d&uuml;şmanlarını, velinin ve m&uuml;min kullarının eliyle cezalandır.</p>
<p>
	Ey Allah; velini, yery&uuml;z&uuml;ndeki h&uuml;ccetini, d&uuml;şmanlarının korkusundan emanda kıl; ona mani olana mani ol; ona hile yapana hile yap; ona k&ouml;t&uuml; kasıtta bulunanı bedbahtlığa d&uuml;ş&uuml;r; fesatlarının k&ouml;k&uuml;n&uuml; ondan kes; onun vesilesiyle d&uuml;şmanların kalplerini korkut, ayaklarını sars, a&ccedil;ık&ccedil;a ve aniden onları azabına d&uuml;&ccedil;ar et. Azabını onlara şiddetlendir, kullarının arasında onları zillete d&uuml;ş&uuml;r, beldelerinde onlara lanet et, cehennemin en aşağı tabakasında onlara yer ver, en şiddetli azabını onlara indir, onları ateşe at, &ouml;l&uuml;lerinin kabirlerini ateşle doldur, onları yakıcı ateşine vasıl et; &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar namazı zayi ettiler, heva ve heveslerine uydular, se&ccedil;kin kullarını hor ve hakir ettiler.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, velin vesilesiyle Kur&rsquo;an&rsquo;ı ihya et, karanlığı olmayan ebedi nurunu bize g&ouml;ster, onun vesilesiyle &ouml;l&uuml; kalpleri dirilt, yanan g&ouml;ğ&uuml;slere şifa ver, dağınık fikirleri hak &uuml;zere topla, tatil olan hadleri (şer&rsquo;i tazirleri) ve terk edilmiş h&uuml;k&uuml;mleri ikame et; ta ki, zahir olmamış hi&ccedil; bir hak ve parlamamış hi&ccedil; bir adalet baki kalmasın.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım bizi, onun y&acirc;ranlarından, onun h&uuml;k&uuml;metini takviye eden, onun emrini yerine getiren, onun işine razı olan, onun verdiği h&uuml;k&uuml;mlere teslim olan ve yaratıklarından (korkarak) takiyyeye ihtiya&ccedil; duymayanlardan kıl.</p>
<p>
	Ey Rabbim, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri gideren, &ccedil;ağırdığında &ccedil;aresiz kalana icabet eden, b&uuml;y&uuml;k sıkıntılardan kurtaran sensin. &Ouml;yleyse her &ccedil;eşit zararı velinden uzaklaştır, vaadettiğin gibi onu yery&uuml;z&uuml;nde halifen kıl.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım, bizi, Al-i Muhammed&rsquo;in d&uuml;şmanlarından kılma, Al-i Muhammed&rsquo;e kin besleyenlerden de kılma; ben bundan sana sığınıyorum; &ouml;yleyse beni koru; sana sığınıyorum, &ouml;yleyse bana sığınak ver.</p>
<p>
	Ey Rabbim; Muhammed ve Al-i Muhammed&rsquo;e salat g&ouml;nder; beni onların makamı h&uuml;rmetine d&uuml;nya ve ahirette kendi katında kurtuluşa eren ve mukarreblerden kıl.&rdquo;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> M&uuml;zakereti Allame Tabatabai ba Prof. Corbon. Bu eserin T&uuml;rk&ccedil;e terc&uuml;mesi &ldquo;S&ouml;yleşiler&rdquo; adı altında İnsan Yayınları tarafından yayınlanmıştır.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-sdan-nakledilen-bazi-dualar/">İmam Mehdi (a.s)’dan  Nakledilen Bazı Dualar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaybet Dönemİnde Mümİnlerİn Vazİfelerİ</title>
		<link>https://www.caferilik.com/gaybet-doneminde-muminlerin-vazifeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2907</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; B&#252;t&#252;n insanlık tarihinin genel akışını nazara alırsak, insanın fikir ve d&#252;ş&#252;nce alanında bir medine-i fazile peşinde olduğu gibi, pratik hayatında da b&#246;yle bir arzunun ger&#231;ekleşmesi i&#231;in &#231;ırpındığını g&#246;r&#252;r&#252;z. İnsan toplumsal ve ferdi hayatında se&#231;tiği bazı prensiplerin doğruluk ve yanlışlığını aklen keşfedebilse de bunu bizzat yaşayarak, tecr&#252;be ederek ve deneyerek de g&#246;rmek ve ikna olmak [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-doneminde-muminlerin-vazifeleri/">Gaybet Dönemİnde Mümİnlerİn Vazİfelerİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n insanlık tarihinin genel akışını nazara alırsak, insanın fikir ve d&uuml;ş&uuml;nce alanında bir medine-i fazile peşinde olduğu gibi, pratik hayatında da b&ouml;yle bir arzunun ger&ccedil;ekleşmesi i&ccedil;in &ccedil;ırpındığını g&ouml;r&uuml;r&uuml;z.</p>
<p>
	İnsan toplumsal ve ferdi hayatında se&ccedil;tiği bazı prensiplerin doğruluk ve yanlışlığını aklen keşfedebilse de bunu bizzat yaşayarak, tecr&uuml;be ederek ve deneyerek de g&ouml;rmek ve ikna olmak ister. Bu y&uuml;zden dinde zorlama, yani insanların kalben doğruluk yolunu se&ccedil;meleri zorlamayla m&uuml;mk&uuml;n olmadığına g&ouml;re, t&uuml;m insanlığın hakka y&ouml;nelip kalben İslam&rsquo;ı benimseyebilmesi i&ccedil;in zamana ihtiya&ccedil; vardır. İnsan toplulukları &ccedil;eşitli sistemleri ve hayat y&ouml;ntemlerini bizzat deneyip onların &ccedil;ıkmaz yol olduğuna, insanlık adına bir hayat tecr&uuml;besi olarak da kanaat getirmelidir.</p>
<p>
	Bir a&ccedil;ıdan gaybet d&ouml;nemi insanlık i&ccedil;in Allah tarafından verilen b&ouml;yle bir fırsattır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilgilerin yazılı olarak &ccedil;oğaltılmasının yaygınlaştığı Hicri 300 yılından sonra ve hele g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde iletişim ara&ccedil;larının sağladığı kolaylık neticesinde, artık hak mektebin Ehl-i Beyt mektebi olduğunu teorik olarak anlamada &ouml;nemli bir engel ortadan kalkmıştır. Bu y&ouml;nde bir eksiklik var, bu imkanlardan yararlanmama hususundadır. Başka bir ifadeyle, artık teori ve fikir alanında toplumlara h&uuml;ccet tamamlanmıştır. Hakkı &ouml;ğrenmek isteyen onu kolaylıkla &ouml;ğrenebilir ve aklı onun doğruluğuna kanaat getirebilir. Şimdilik insanlığın eksik kaldığı yan onun pratikteki tecr&uuml;be yetersizliğidir.</p>
<p>
	İnsan toplumları bizzat tekniksel ilerlemelerle birlikte tekrar g&uuml;n-deme gelen &ccedil;eşitli cahili sistemleri yaşamalı ve onların &ccedil;ıkmaz yol ol-duğuna şahit olmalı ki, Allah&rsquo;ın h&uuml;cceti insanlara tamamlansın ve top-lumlar hakkı kabul edip yaşamaya, yani Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın zuhur edip b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada İslam&rsquo;ın &ouml;z&uuml; olan Ehl-i Beyt mektebini hakim kıl-maya hazrılanmış olsunlar.</p>
<p>
	Ama uzun s&uuml;ren bu gaybet d&ouml;neminde ve bizim tabirimizle insanlığın tecr&uuml;be d&ouml;neminde, her fert ve toplum kendilerine verilen bilgi ve yaşadığı veya şahit olduğu tecr&uuml;beler &ccedil;er&ccedil;evesinde sorumludur. Bildiği hakkı yaşamalı ve onu savunmalıdır. &Ouml;zellikle Ehl-i Beyt mektebini tanımak bahtiyarlığına ulaşan ve zamanın imamının kim olduğunu bilen kimse, kendisine verilen bu paha bi&ccedil;ilmez bilgi ve marifetten dolayı mesuliyeti herkesten daha &ccedil;oktur.</p>
<p>
	Biz bu makalede gaybet d&ouml;neminde Ehl-i Beyt mektebini tanıma şerefine nail olmuş ve zamanın İmamı olan Hz. Mehdi&rsquo;yi tanıyarak ca-hiliye hayatından kurtulmuş olanların bu d&ouml;nemdeki ağır y&uuml;k&uuml;ml&uuml;l&uuml;klerinden bir kısmını b&uuml;y&uuml;k alimlerin eserlerinden yararlanarak derlemeye &ccedil;alıştık ve bu alanda &ouml;zellikle takvalı b&uuml;y&uuml;k alim Seyyid Muhammed Taki Musevi&rsquo;nin &ldquo;Mikyal-ul Mekarim&rdquo; (Erdemlerin &Ouml;l&ccedil;eği) adlı değerli eserinden yararlandık.</p>
<p>
	Umarız ki, Allah bizleri ve m&uuml;min kardeşlerimizi bu yolda muavaffak kılar.</p>
<p>
	Ayetullah Seyyid Muhammed Taki Musevi, adı ge&ccedil;en eserinde gaybet d&ouml;neminde yapılması ve uyulması gereken 80 noktaya işaret et-miştir ki, biz bunlardan birka&ccedil;ının aşağıda aktarılmasının faydalı olacağına inanıyoruz. M&uuml;minler bu noktalara riayetle, hayatlarına yeni bir &ccedil;ekid&uuml;zen vererek yaşamlarını o hazretin rıza ve hoşnutluğu doğrultusunda tanzim eder ve zuhur hazırlığına hız kazandırmış olurlar, inşaallah:</p>
<p>
	1- Hazret-i Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın &ouml;zelliklerini, vasıflarını bilmeli ve zuhur edeceği sıradaki alamet ve olaylardan da haberdar olmalıdır.</p>
<p>
	Bu, aklen ve naklen her m&uuml;minin &uuml;zerine d&uuml;şen bir vazifedir.</p>
<p>
	Akli delili şudur: Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m kendisine itaatin farz olduğu bir İmam olduğundan, bu makamı haksız iddia edenlerin karşısına &ccedil;ıkabilmek i&ccedil;in onun &ouml;zel sıfatlarını bilmek ka&ccedil;ınılmazdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ancak bu sıfatları bilmekle, yalan yere Mehdilik iddiasında bulunacak olanları tanımak m&uuml;mk&uuml;n olacaktır.</p>
<p>
	Nakli delillere gelince: &Ccedil;ağın İmamının tanınmasını sağlayacak &ouml;zellik ve hususiyetleri bilmenin her m&uuml;mine farz olduğuna dair &ccedil;ok sayıda hadis ve rivayet vardır. Nitekim bir hadiste ş&ouml;yle buyurulmaktadır: &ldquo;&Ccedil;ağının imamını tanımadan &ouml;len biri, cehalet &ouml;l&uuml;m&uuml; &uuml;zere &ouml;l&uuml;r.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn1">[1]</a></p>
<p>
	2- Hazret-i Mehdi&rsquo;ye sevgi beslemek:</p>
<p>
	Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın da aralarında bulunduğu Ehl-i Beyt aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m&rsquo;ı sevmek b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlara farzdır. Bu husus bir&ccedil;ok ayet ve hadiste tasrih edilmiştir. Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de Allah Teala ş&ouml;yle buyur-maktadır: &ldquo;&#8230;De ki, peygamberliğim karşılığında yakınlarımı sev-meniz dışında sizden hi&ccedil;bir &uuml;cret ve karşılık istemiyorum.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn2">[2]</a></p>
<p>
	&Acirc;l-i Muhammed&rsquo;den (Ehl-i Beyt&rsquo;ten) olan Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı sevme hakkında da &ouml;zellikle hadisler nakledilmiştir. İlgili kaynaklarda bu nakillere sık&ccedil;a rastlamak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn3">[3]</a></p>
<p>
	3- Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın zuhurunun bekleyişi i&ccedil;inde olmak:</p>
<p>
	Gaybet &ccedil;ağında m&uuml;minlere d&uuml;şen en &ouml;nemli şer&rsquo;i vazifelerden biri de Hz. Mehdi&rsquo;nin (Allah onun zuhurunu &ccedil;abuklaştırsın) zuhurunun bekleyişi i&ccedil;inde bulunmak, kalben, fikren ve amelen buna mutabık bir hayat s&uuml;rd&uuml;rmektir.</p>
<p>
	Rivayetlerde Zuhuru Beklemenin &Ouml;nemi</p>
<p>
	İmam Rıza aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;dan rivayet edilen bir hadiste Peygamber salla&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&rsquo;in ş&ouml;yle buyurduğu ge&ccedil;er: &ldquo;&Uuml;mmetimin en &uuml;st&uuml;n ameli, bekleyiş i&ccedil;inde olmak ve Allah (c.c)&rsquo;dan gelecek olan zaferi dilemek-tir.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn4">[4]</a></p>
<p>
	Hz. Ali aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a &ldquo;Amellerin en &uuml;st&uuml;n&uuml; nedir?&rdquo; diye sorulduğunda &ldquo;(Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın zuhuruyla) aydınlığa &ccedil;ıkmayı beklemektir&rdquo; buyurdular.</p>
<p>
	Yine Emir&rsquo;&uuml;l M&uuml;&rsquo;minin Ali aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın ş&ouml;yle buyurduğu nakledil-miştir:</p>
<p>
	&ldquo;Hz. Mehdi&rsquo;nin zuhuruyla aydınlığa &ccedil;ıkmanın bekleyişi i&ccedil;inde olun ve Allah Teala&rsquo;nın rahmetinden &uuml;midinizi kesmeyin; zira Allah (c.c)&rsquo;ın nezdinde ibadetlerin en makbul&uuml; &ldquo;aydınlığa &ccedil;ıkma&rdquo;yı beklemektir.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn5">[5]</a></p>
<p>
	İmam Sadık aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m ş&ouml;yle buyururlar:</p>
<p>
	&ldquo;Bizi beklemek, Allah yolunda kanlar i&ccedil;inde kalmakla eşanlamlıdır.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn6">[6]</a></p>
<p>
	Bir başka rivayette de ş&ouml;yle buyurmaktadır:</p>
<p>
	&ldquo;Bizden kıyam edecek olan İmam&rsquo;ın şiilerine ne mutlu! Onlar gaybet d&ouml;neminde onun zuhurunu beklerler, zuhur ettiğinde de onun emrine girer, itaat ederler; Allah&rsquo;ın dostlarıdır onlar, ne bir korku s&ouml;z konusudur onlar i&ccedil;in, ne de zerrece h&uuml;z&uuml;n ve gam!&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn7">[7]</a></p>
<p>
	Ferec&rsquo;i, (Aydınlığa &Ccedil;ıkmayı) Beklemek</p>
<p>
	Hadislerde &ldquo;Ferec&rdquo; olarak ge&ccedil;en bu terim &ldquo;kolaylık, zafer, nusret ve aydınlığa &ccedil;ıkma&rdquo; anlamlarını taşır. &ldquo;Ferec&rdquo;i beklemek, işlerin d&uuml;zeleceğine, Allah&rsquo;ın h&uuml;k&uuml;m ve hakimiyetinin ger&ccedil;ekleşeceğine &uuml;mitli olup bunu istemek demektir. B&ouml;yle bir istek ve bekleyiş i&ccedil;inde olanın ise, bunu sağlayacak bir ortamı geliştirmek i&ccedil;in elinden geleni yapmaya &ccedil;alışacağı ortadadır; b&ouml;yle birisi kendisini mezkur mefkureye adayacak ve dinle siyaseti ayıran k&uuml;f&uuml;r, şirk ve nifak d&uuml;zenlerine karşı hakkın zaferi ve galebesi yolunda &ccedil;aba sarf edecektir.</p>
<p>
	Buna g&ouml;re, Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın bekleyişi i&ccedil;inde olan kimse, ahir zamanda zuhuru i&ccedil;in gerekli ortamı sağlama, zuhuru kolaylaş-tırabilme yolunda bilfiil ve bizzat elinden geleni yapan ve kendisini bu gayeye adayan kimsedir. Nitekim bir&ccedil;ok rivayette de ge&ccedil;tiği &uuml;zere; &ldquo;Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a ortam hazırlama hareketi&rdquo; doğudan başlayacaktır, başında da Hz. Fatıma Zehra selam&rsquo;ullahi aleyha&rsquo;nın soyundan gelen seyyidler olacak ve Ehl-i Beyt&rsquo;in aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m kanını istemek i&ccedil;in kıyam edecek-lerdir.&rdquo;</p>
<p>
	Hadislerde m&uuml;minlerden bu harekete katılmaları istenmiştir. Zira &ldquo;bu hareket İmam Mehdi hazretlerinin (Allah onun zuhurunu &ccedil;abuklaştırsın) zuhur ve kıyamını &ccedil;abuklaştıracak, gerekli ortamı hazırlamış olacak ve nihayetinde İmam zuhur edince bayrağı ve devleti -ellerindeki iktidarı- ona teslim edeceklerdir.&rdquo;</p>
<p>
	Buna g&ouml;re, ger&ccedil;ek anlamda Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı bekleyen kimse, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya adaleti yayacak bir devletin kurulmasına &ccedil;alışan kimse demektir. B&ouml;yle biri bıkıp usanmadan ve ara vermeksizin, Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın zuhurunun &ouml;n hazırlıklarını ve mukaddimelerini hazır-lamaya adayacak kendisini. B&ouml;yle birisi zaten zul&uuml;mden bizzat bizar ve adalet i&ccedil;in bilfiil &ccedil;alışıp &ccedil;aba g&ouml;steren biri olacaktır. Aksi takdirde Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı bekleme olayı kof bir iddia ve asılsız bir slogan ol-maktan &ouml;teye ge&ccedil;emeyecektir. Bu nedenledir ki, bir hadis-i şerifte &ldquo;Fereci beklemek, bizzat ferectir&rdquo; buyurulmaktadır.<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn8">[8]</a> Zira ger&ccedil;ekten Fereci bekleyip Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın yery&uuml;z&uuml;nde adaleti yaymak &uuml;zere zuhur etmesini g&ouml;zleyen biri, her şeyden &ouml;nce kendi g&uuml;nl&uuml;k yaşa-mını adalet ve doğruluk prensipleri &uuml;zerine bina ve tanzim edecektir. Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın zuhur veya gaybetinin, b&ouml;yle birinin yaşam tarzı &uuml;zerinde herhangi bir değişiklik yaratmayacağı ise apa&ccedil;ık orta-dadır.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ın dininin zaferi ve Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın zuhuru demek olan &ldquo;Ferec&rdquo;i beklemek; hakkı, adaleti ve imanı kendi benliğine kazan-dırmış olmakla m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Bunun izleri de bireyin amel ve davranış-larına yansıyacaktır zaten.</p>
<p>
	B&ouml;ylesine b&uuml;y&uuml;k ve derin bir hakikate sırf lafla ulaşılamaz. Fereci (yani işlerin Allah&rsquo;ı razı edecek bir şekilde yoluna girmesini) beklemek nice sorumlulukları da beraberinde getirir. Kendi kaderi gibi toplumun, b&uuml;t&uuml;n insanlığın, hak, hakikat, fazilet ve erdemin kaderine karşı kayıtsız kalan birinin b&ouml;yle bir sorumluluğu &uuml;stlenmesi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez. &Ouml;yleyse &ccedil;evresinde olup bitenlere seyirci kalmak ve mevcut yanlışlık, zul&uuml;m ve haksızlıklara hi&ccedil; sesini &ccedil;ıkarmayıp Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın gelip her şeyi d&uuml;zeltmesini beklemek, &ldquo;Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın bekleyişi i&ccedil;inde olmak&rdquo; değildir.</p>
<p>
	Hz. Mehdi&rsquo;yi (a.s) beklemenin Hususiyetleri</p>
<p>
	Hz. Mehdi&rsquo;yi beklemek;</p>
<p>
	a) Masum, adil ve fazilet sahibi İmam&rsquo;ı tanımak ve ona inanmak,</p>
<p>
	b) Bu İmamın b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya adaleti yayacağına inanmak,</p>
<p>
	c) Ferdi planda adalet ve insani değerlere tutkun olmak,</p>
<p>
	d) Toplumsal alanda adalet inancına dayalı ve adaleti yayacak bir devletin kurulmasına &ccedil;alışmak,</p>
<p>
	e) Dini ve ahlaki emir ve kurallara ciddiyetle uymak, sorumluluk ve g&ouml;rev bilinci taşımak, demektir.</p>
<p>
	Bu anlamda onu beklemek, Allah&rsquo;ın dininin zafer ve galebesini bek-lekem demektir. B&ouml;yle bir &ldquo;bekleyiş&rdquo;in en b&uuml;y&uuml;k ibadet olacağı apa&ccedil;ık ortadadır. B&ouml;yle bir bekleyiş i&ccedil;inde olan gaybet &ccedil;ağında &ouml;lse bile, Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın zuhurunda onun saflarına katılıp Allah yolunda ci-had etmiş kimse gibi olur. Hadis-i şerifte de buyurulduğu &uuml;zere: &ldquo;Hz. Kaim Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı bekleyerek &ouml;len kimse, onun ordug&acirc;hında bulunan kimse gibidir&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn9">[9]</a></p>
<p>
	4- Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m i&ccedil;in kesintisiz duada bulunmak:</p>
<p>
	Zaman İmamı Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m: &ldquo;Kurtuluş i&ccedil;in &ccedil;ok duada bulunun &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu sizin kurtuluşunuza bir vesiledir&rdquo; buyurmuşlardır.<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn10">[10]</a></p>
<p>
	Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın işlerinin kolaylaşması ve zuhurunun &ccedil;abuklaşması i&ccedil;in sık sık dua etmek İmam aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a bizzat yardımcı olmakla eşdeğerdedir. Bu nedenledir ki, bizzat Ehl-i Beyt&rsquo;ten aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m ulaşan bir&ccedil;ok sahih hadiste, salavatın -&ouml;zellikle g&uuml;nl&uuml;k farz ibadet-lerden sonra- ş&ouml;yle getirilmesi tavsiye edilmiştir: &ldquo;Allahumme salli ala Muhammedin ve Al-i Muhammed ve accil ferecehum&rdquo; Yani &ldquo;Ey Allah&rsquo;ım Muhammed ve onun Ehl-i Beyt&rsquo;ine salat eyle ve onlarla ger&ccedil;ekleşecek kurtuluşu yakınlaştır.&rdquo;</p>
<p>
	Aynı şekilde Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m i&ccedil;in okunan ve Ferec Duası diye bilinen duayı devamlı okumak, hi&ccedil; terk etmemek, bilhassa secde halin-de, hatta ne zaman ve nasıl m&uuml;mk&uuml;n olursa bu duayı terenn&uuml;m etmek &ouml;nemle tavsiye edilmiştir. Mezkur dua ş&ouml;yledir: Allah&rsquo;a hamd ve Resu-l&uuml;ne salla&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih salat ve selamdan sonra ş&ouml;yle denilir:</p>
<p>
	&ldquo;Allahumme kun li veliyyike&rsquo;l H&uuml;cceti&rsquo;bn&rsquo;il Hasan&rsquo;il Askeri, salava-tuke aleyhi ve ala abaih, fi hazihi&rsquo;s s&acirc;eti ve fi kulli s&acirc;eh, veliyyen ve ha-fiza, ve kaiden ve nasira, ve deliylen ve ayna, hatta tuskinehu arzake tav&rsquo;a, ve tumettiahu fiyha tavila; birahmetike ya Erhamer-rahimin.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn11">[11]</a></p>
<p>
	5- Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın ayrılığına &uuml;z&uuml;lmek ve faziletlerini anlata-rak o İmamı hatırlamak.<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn12">[12]</a></p>
<p>
	6- Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın (Allah onun zuhurunu &ccedil;abuklaştırsın) adını veya lakaplarından birini duyunca saygı i&ccedil;in ayağa kalkıp ve sonra oturmak.</p>
<p>
	On iki İmam Şia&rsquo;sı bunu &ouml;teden beri yapagelmişlerdir. Bizzat Ehl-i Beyt İmamları aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m bu davranışı sergilemiş ve Hazretin adı gel-diğinde saygıyla yerlerinden doğrulup edeple oturmuşlardır. Bu konuda ulaşan sahih bir rivayette ş&ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p>
	&ldquo;Bir g&uuml;n, İmam Sadık aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın yanında Sahib&rsquo;uz Zaman Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın adı anıldı; İmam Sadık aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m O Hazrete saygı gayesiyle hemen yerlerinden doğruldular.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn13">[13]</a></p>
<p>
	Mişkat&rsquo;ul Envar&rsquo;da ş&ouml;yle nakledilir: Di&rsquo;bil, meşhur şiirini Hz. İmam Rıza aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a okuyup da bu arada Hz. Kaim (Mehdi) aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın adını getirince, İmam Rıza hazretleri aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m bir elini başının &uuml;ze-rine koyarak saygıyla yerlerinden kalkıp o Hazretin işlerinin kolaylaş-ması i&ccedil;in duada bulundular.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn14">[14]</a></p>
<p>
	7- Hazret-i Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m zuhur ettiğinde ona yardımcı olmaya ahdetmek:</p>
<p>
	Bu ahitleşme ve m&uuml;minin kalben aldığı bu b&uuml;y&uuml;k karar, aslında iman ve yakin etmiş olmanın alametlerindendir. Ayrıca İmam aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a yardımcı olacağına dair kendi kedine s&ouml;z verip ahitte bulunmak, bireyin kendini alakadar eden işlerde de adil ve d&uuml;r&uuml;st olma yolunda aldığı bir karardır ki, bu da hayırlı işe niyetlenmenin sevabını ona kazandırır. Nitekim insanlar niyetleriyle değerlenirler.</p>
<p>
	Abdulhamid Vasıt&icirc;, İmam Bakır aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;dan &ldquo;Kaim aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı g&ouml;remeden &ouml;l&uuml;rsek ne olur?&rdquo; diye sorduğunda, İmam ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;Sizden biri, &Acirc;l-i Muhammed&rsquo;in K&acirc;im&rsquo;ini -Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; takdirde ona yardımcı olacağına karar verirse, tıpkı onun saflarında kılıcıyla cihad etmiş gibi olur.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn15">[15]</a></p>
<p>
	8- Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı ziyaret:</p>
<p>
	Allah&rsquo;ın yery&uuml;z&uuml;ndeki son h&uuml;cceti olan Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı ziyaret etmek, muvahhid m&uuml;minin &uuml;zerine d&uuml;şen vazifelerden biridir. Ne zaman ve nerede olursa olsun İmamını anıp kendisine selamda bu-lunmak, bilhassa bazı &ouml;zel zaman ve durumlarda Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı hatırlayıp saygı g&ouml;sterisinde bulunmak, imanın nişanelerindendir ki, bu t&uuml;r amellerin tafsilatı, ilgili dua ve ziyaret kitaplarında mevcuttur.</p>
<p>
	9- Allah Teala&rsquo;dan (c.c) İmam vasıtasıyla şefaat istemek ve ona tevess&uuml;lde bulunmak:</p>
<p>
	Hadislerde, Allah&rsquo;ın has velilerine (evliyaullaha) tevess&uuml;lde bulun-mak ve onların y&uuml;z&uuml; suyu h&uuml;rmetine Hak Teala&rsquo;ya y&ouml;nelinmek tavsiye olunmuştur. Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a tevess&uuml;l hususunda da şu rivayet yeterlidir sanırız:</p>
<p>
	&ldquo;Allah&rsquo;ım! Zamanın velisi ve h&uuml;cceti kıldığın Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın y&uuml;z&uuml; suyu h&uuml;rmetine ve onun hakkı i&ccedil;in senden hacetimi dile-mekte ve istemekteyim&#8230;.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn16">[16]</a></p>
<p>
	Hz. Selman&rsquo;dan (r.a) ş&ouml;yle rivayet edilir:</p>
<p>
	Hz. Muhammed salla&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&rsquo;in ş&ouml;yle buyurduğunu duydum: &ldquo;Allah Teala buyuruyor ki: &ldquo;Benim nezdimde mahlukatın en &uuml;st&uuml;n&uuml; Muhammed ile kardeşi Ali&rsquo;dir, sonra da Allah&rsquo;a doğru vesile olan İmamlar gelirler. Benden bir şey dileyen, Muhammed ve onun masum soyu (Ehl-i Beyt&rsquo;i) vasıtasıyla dilesin&#8230;.&rdquo;</p>
<p>
	10- K&acirc;im aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın gaybeti d&ouml;neminde m&uuml;minlerin birbirini sabra davet etmesi:</p>
<p>
	M&uuml;minlerin &ouml;nemli vazifelerinden biri de, gaybet &ccedil;ağında ger&ccedil;ek an-lamda &ldquo;sabırlı olmak ve sabra davet etmek&rdquo;tir. Bunun da birka&ccedil; &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; vardır:</p>
<p>
	&ldquo;Birbirlerine sabrı tavsiye&rdquo;den maksat, m&uuml;minin evlatlarına, yakın-larına, dostlarına, akrabalarına ve m&uuml;min kardeşlerine, Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a inanmayı, gaybet s&uuml;resinin uzaması karşısında sabırlı ol-mayı, bu s&uuml;re&ccedil;te kendilerine ulaşan bela, fitne ve zorluklara tahamm&uuml;l etmeyi, zorluklar karşısında inancından d&ouml;nmeyip azim, sebat ve karar-lılıkla, hak bildiği yolda y&uuml;r&uuml;meyi tavsiye etmesidir. Burada şu noktayı &ouml;nemle vurgulamak gerekir ki, sabır zulm&uuml; kabullenmek demek olma-yıp, azim ve iradenin gevşememesi anlamına gelir. Ger&ccedil;ekte sabrın hak yolunda sebat g&ouml;stermek anlamına geldiğini Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;den de anlamak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p>
	Kur&rsquo;an-ı Kerim buyuruyor ki:</p>
<p>
	&ldquo;Ş&uuml;phesiz, &ldquo;Bizim Rabbimiz Allah&rsquo;tır&rdquo; deyip sonra (bu s&ouml;z &uuml;zerinde) sebat edenler -yok mu- onların &uuml;zerlerine melekler iner ve -derler ki- &ldquo;korkmayın, h&uuml;zne kapılmayın, size vaad olunan cennetle sevinin.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn17">[17]</a></p>
<p>
	Bu ayette de belirtildiği gibi &ldquo;sabır&rdquo;, inandıktan sonra şu veya bu sebeple inancında gevşememek, doğruluğuna inandığı yolu azim ve kararla s&uuml;rd&uuml;rmektir.</p>
<p>
	11- Nefsin tehzibi ve arıtılması:</p>
<p>
	&Ccedil;irkin sıfatlardan nefsin arıtılması ve g&uuml;zel ahlakla s&uuml;slenilmesi her zaman ve her d&ouml;nem i&ccedil;in gerekli amellerdendir: Ancak, gaybet devrin-de bunun bilhassa vurgulanmış olmasının nedeni, Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m ile birliktelik şerefine nail olma ve onun ashabına katılabilmenin ancak bu yolla -nefsin k&ouml;t&uuml;l&uuml;k ve &ccedil;irkinliklerden arıtılmasıyla- m&uuml;mk&uuml;n ola-bildiği i&ccedil;indir.</p>
<p>
	Nitekim Nu&rsquo;mani kendi senediyle İmam Sadık aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;dan ş&ouml;yle rivayette bulunur: &ldquo;Kaim aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın ashabından olmak isteyen kimse nefsini k&ouml;t&uuml; hal, alışkanlık ve davranışlardan temizleyip iyi ahlakla ahlaklanmalı ve bu haliyle zuhurunu beklemelidir. O kendisini bu şekilde temizler, yetiştirir ve bu halde &ouml;l&uuml;r de onun &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra zuhur ger&ccedil;ekleşirse, İmamı g&ouml;r&uuml;p ona ulaşanların sevabını kazanır. O halde gayretli olun ve onu bekleyin, ne mutlu size ey Allah&rsquo;ın rahme-tine muhatap olanlar!&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn18">[18]</a></p>
<p>
	12- Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı desteklemek ve ona yardımcı olabilmek i&ccedil;in bir araya gelme ve toplanma:</p>
<p>
	Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın ashabından olma şerefine nail olmak iste-yen kimseler, İslam&rsquo;ın &ouml;nem verdiği birlik ve beraberliğe ve ger&ccedil;ek an-lamda kalplerinin birbirine ısınmasına &ouml;nem vermelidirler. Bu noktaya riayet etmemek, onların Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;dan uzak kalmaları ve onu ziyaret etmekten mahrum olmalarının başlıca nedenlerinden biri sayılır. Nitekim Şeyh Mufid (r.a)&rsquo;e hitaben Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın g&ouml;nderdiği mektupta bu noktaya a&ccedil;ık&ccedil;a işaret olunmuştur. S&ouml;z konusu mektuptaki c&uuml;mle ş&ouml;yledir: &ldquo;Bizi izleyenler, kendilerinden alınan s&ouml;ze sadık kalır ve elele vererek kararlılıkla ahitlerine vefa g&ouml;sterirlerse, bize ulaşma ve bizi g&ouml;rebilme nimeti onlar hakkında ertelenmez.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn19">[19]</a></p>
<p>
	13- İmam aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın yakınlarına ve dostlarına saygı duymak:</p>
<p>
	İster Hz. Ali ve Hz. Fatıma aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m&rsquo;ın soyundan gelen seyyidler gibi kan bağıyla, ister ulama ve m&uuml;minler gibi manevi bağla Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a yakınlıkları olan herkese h&uuml;rmette bulunmak gerekir. Bu durumda, bizzat Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın kendisine h&uuml;rmette bulunul-muş demektir. Bu hususta da sahih rivayetler vardır.<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn20">[20]</a></p>
<p>
	14- Her y&ouml;n&uuml;yle İmamın amel ve ahlakını &ouml;rnek alarak ona benzemeye &ccedil;alışıp ona uymak:</p>
<p>
	İmanın kemali ve kıyamette o Hazretle birlikte olup cennette onun yanında bulunmak ancak İmamın amel ve ahlakını &ouml;rnek alarak, hayatını o y&ouml;nde d&uuml;zenlemek ve kendisini o doğrultuda yetiştirmekle m&uuml;mk&uuml;n olur.</p>
<p>
	Gurer&rsquo;ul Hikem&rsquo;de Hz. Ali aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın ş&ouml;yle buyurduğu rivayet edilir: &ldquo;Bizi seven, bizim yaptığımızı yapmalı ve takvayı kuşanmalıdır.<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn21">[21]</a></p>
<p>
	Usul-u K&acirc;fi&rsquo;de İmam B&acirc;kır aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;dan ş&ouml;yle nakilde bulunulur: &ldquo;Allah&rsquo;a itaat eden, bizim dostumuzdur; O&rsquo;na isyan eden bizim d&uuml;şma-nımızdır. Bizim dostluğumuza, ancak amel ve takvayla ulaşılır.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn22">[22]</a></p>
<p>
	Bu nedenledir ki, İmam Cafer Sadık aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m: &ldquo;Bizim i&ccedil;in iftihar vesilesi olun, y&uuml;zkarası olmayın!&rdquo; diye buyurmaktadır.<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn23">[23]</a></p>
<p>
	15- Din kardeşlerinin haklarına &ouml;zenle riayet:</p>
<p>
	Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın rıza ve hoşnutluğuna vesile olacak işlerden biri de, din kardeşlerinin birbirlerinin haklarına &ouml;zenle riayet etmeleri-dir. Bu da velayet ipine sımsıkı sarılmakla olur. Kitaplarda buna delalet eden pek &ccedil;ok hadis mevcuttur.</p>
<p>
	Bazı rivayetlerde İmam aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın m&uuml;minlerin babası sayıldığı ve m&uuml;minlerin de onun evlatları mesabesinde olduğu ge&ccedil;er. Bir babanın evlatlarına iyilikte bulunmak ve onları kollayıp g&ouml;zetmek, elbette ki biz-zat o babaya karşı da işlenmiş bir iyilik demektir.</p>
<p>
	Usul-i Kafi&rsquo;de Mualla bin Huneys&rsquo;ten şu hadis rivayet edilir:</p>
<p>
	&ldquo;İmam Sadık aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a m&uuml;&rsquo;minin m&uuml;&rsquo;min &uuml;zerindeki hakkını sor-dum &ldquo;M&uuml;&rsquo;minin yetmiş hakkı vardır&rdquo; buyurdular ve bunlardan sade-ce yedisini bana bildireceklerini s&ouml;ylediler:</p>
<p>
	&ldquo;O a&ccedil; olduk&ccedil;a, sen doymamalısın.</p>
<p>
	Onun giyeceği olmadık&ccedil;a, sen giyinmemelisin.</p>
<p>
	Onun kılavuzu olup kendisine yol g&ouml;stermelisin.</p>
<p>
	Onun elbisesi olmalısın (kusurlarını &ouml;rtmelisin).</p>
<p>
	Onun dili olmalısın (hakkını savunmalısın)</p>
<p>
	Eğer senin hizmet&ccedil;in varsa (ve onun hizmetcisi yoksa) kendi hizmet&ccedil;ini onun yatağını sermek ve işlerini g&ouml;rmek i&ccedil;in g&ouml;ndermelisin.</p>
<p>
	Kendin i&ccedil;in istediğin şeyi onun i&ccedil;in de istemelisin.</p>
<p>
	B&ouml;yle yapabilirsen, kendi velayetini bizim velayetimize, bizim velayetimizi de Allah&rsquo;ın velayetine bağlamış olursun.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn24">[24]</a></p>
<p>
	Yine İmam Sadık aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;dan ş&ouml;yle rivayet edilmektedir:</p>
<p>
	&ldquo;Bir M&uuml;&rsquo;mini memnun ve mesut eden, sadece onu memnun ettiğini zannetmesin. Allah&rsquo;a andolsun ki, bu işiyle bizi ve Allah&rsquo;ın Resul&uuml;n&uuml; salla&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih memnun ve mesut eder.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn25">[25]</a></p>
<p>
	İmam Musa K&acirc;zım aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m ş&ouml;yle buyururlar:</p>
<p>
	&ldquo;Bizim dostlarımızdan birinin bir dileğini yerine getiren, o dileği hepimiz (b&uuml;t&uuml;n Ehl-i Beyt İmamları) i&ccedil;in yerine getirmiş olduğunu bilsin!&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn26">[26]</a></p>
<p>
	İmam Rıza aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın da ş&ouml;yle buyurduğu bilinmektedir:</p>
<p>
	&ldquo;Bizi ziyaret edemeyenler, dostlarımızdan salih olanları ziyaret etsinler, b&ouml;ylelikle onlara, bizi ziyaret etmenin sevabı yazılmış olur.&rdquo;<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftn27">[27]</a></p>
<p>
	Bu hususta daha bir&ccedil;ok rivayet vardır; fakat konumuzun fazla uzamaması i&ccedil;in bu kadarıyla yetiniyoruz.</p>
<p>
	Kısacası bu d&ouml;nemde m&uuml;mine d&uuml;şen en b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rev, İmam Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın razı olmayacağı iş ve davranışlardan ciddiyetle ka&ccedil;ınmak ve İmam aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın beğenisini kazanabilecek bir davranış ve hayat tarzı benimseyerek s&uuml;rd&uuml;rmektir. Bunun nasıl olacağıysa apa&ccedil;ık ortada-dır. O İmam&rsquo;ın rızası, Allah&rsquo;ın rızasından başka bir şey olmadığına ve Allah&rsquo;ın rızası da, emretmiş olduğu ferd&icirc; ve sosyal din&icirc; vazifelerin ifası olduğuna g&ouml;re gaybet &ccedil;ağında bize d&uuml;şen, din&icirc; vazifelerimizi &ouml;zenle yerine getirmekten ibarettir.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ın salat ve selamı Resul&uuml;&rsquo;ne salla&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih ve onun pak soyundan gelen 12 hak vasisine ve bu c&uuml;mleden olmak &uuml;zere Ehl-i Beyt İmamlarının aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m onikincisi ve sonuncusu olan Hz. Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;a olsun.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım! Onun zuhurunu &ccedil;abuklaştır.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım! Onun işlerini kolaylaştır.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ım! Onun g&ouml;nl&uuml;n&uuml; daima mesrur eyle.</p>
<p>
	Bizlere, onun has yardımcılarından olma nimetini nasip eyle!</p>
<p>
	Bizlere, onun yılgınlık tanımaz askerlerinden olma nimetini nasip eyle!</p>
<p>
	Bizi onun ashabından, gaybet ve zuhurunda yakın yardımcılarından kıl!</p>
<p>
	<img loading="lazy" height="3" src="file:///C:UsersMuhammetAppDataLocalTempmsohtmlclip1 1clip_image001.png" width="208" />&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref1">[1]</a> &#8211; Usul-i Kafi, Kuleyni, c. 1, s. 371, 5. hadis.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref2">[2]</a> &#8211; Şura/23.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref3">[3]</a> &#8211; Mikyal&rsquo;ul Mekarim, c. 2, s. 200-250.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref4">[4]</a> &#8211; Bihar&rsquo;ul Envar, c. 52, s. 22.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref5">[5]</a> &#8211; a.g.e.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref6">[6]</a> &#8211; Kemal-ud Din, Şeyh Saduk (r.a), c. 2, s. 645, bab: 55, hadis 6.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref7">[7]</a> &#8211; Kemal-ud Din, Şeyh Saduk (r.a), c. 2, s. 357, bab: 33, hadis 54.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref8">[8]</a> &#8211; Bihar-ul Envar, c. 52, s. 128.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref9">[9]</a> &#8211; a.g.e. c. 52, s.125.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref10">[10]</a> &#8211; Mikyal&rsquo;ul Mekarim, s. 4.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref11">[11]</a> &#8211; Furu-i Kafi (Kuleyni), Kitab&rsquo;us Savm, Aynı dua Mefatih&rsquo;te de ge&ccedil;er.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref12">[12]</a> &#8211; Mikyal&rsquo;ul Mekarim, c. 2, s. 233 &#8211; 240.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref13">[13]</a> &#8211; Bihar&rsquo;ul Envar, c. 44, s. 276, hadis 1; Mikyal&rsquo;ul Mekarim&rsquo;den naklen.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref14">[14]</a> &#8211; Mikyal&rsquo;ul Mekarim, c. 2, s. 594.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref15">[15]</a> &#8211; Ravzat-ul Kafi, Kuleyni, Mikyal&rsquo;ul Mekarim&rsquo;den naklen, c. 2, s. 322.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref16">[16]</a> &#8211; Bihar&rsquo;ul Envar, Meclisi, c. 94, s. 35.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref17">[17]</a> &#8211; Fussilet, 30.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref18">[18]</a> &#8211; Bihar&rsquo;ul Envar, c. 53, s. 177.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref19">[19]</a> &#8211; Gaybet-i Nu&rsquo;mani, Muhammed bin İbrahim Numani, s. 106.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref20">[20]</a> &#8211; Mikyal&rsquo;ul Mekarim, c. 2, s. 177.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref21">[21]</a> &#8211; Gurer-ul Hikem, s.303.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref22">[22]</a> &#8211; Usul-i Kafi, Kuleyn&icirc; c.2, s.75, hadis: 3.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref23">[23]</a> &#8211; Usul-i Kafi, Kuleyni, c. 2, s. 77, hadis: 9.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref24">[24]</a> &#8211; a.g.e. s. 174, 14. Hadis, &ldquo;Hakk&rsquo;ul M&uuml;min&#8230;&rdquo; babı.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref25">[25]</a> &#8211; a.g.e. s. 189 &ldquo;İdhal-us Surur Ale&rsquo;l M&uuml;minin&rdquo; babı, 6. hadis.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref26">[26]</a> &#8211; a.g.e. s. 196 &ldquo;Kaza-ı hacet-i m&uuml;nin&rdquo; babı.</p>
<p>
	<a href="http://www.caferilik.com/makaleler/akaid-vazife.html#_ftnref27">[27]</a> &#8211; Kamil&rsquo;ul Ziyarat, İbn-i Kavleveyh, s. 319, 105. bab.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-doneminde-muminlerin-vazifeleri/">Gaybet Dönemİnde Mümİnlerİn Vazİfelerİ</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Sünnet Hadislerinden Örnekler</title>
		<link>https://www.caferilik.com/ehl-i-sunnet-hadislerinden-ornekler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ehl-i S&#252;nnet Hadislerinden &#214;rnekler 1-&#160; Ali (a.s)&#39;dan dedi ki: Allah Resul&#252; sall&#226;&#39;ll&#226;hu aleyhi ve alih ş&#246;yle buyurdu: &#34;D&#252;nyanın sonuna bir g&#252;n dahi kalsa, Allah zul&#252;m ve k&#246;t&#252;l&#252;kle dolmuş olan yery&#252;z&#252;n&#252; adaletle doldurması i&#231;in, bizden(veya benim Ehl-i Beyt&#39;imden) bir kişiyi g&#246;nderecektir.&#34; [1] 2- Ebu H&#252;reyre&#39;den dedi ki: Allah Resul&#252; (s.a.a) ş&#246;yle buyurdu: &#34;Eğer d&#252;nyanın &#246;mr&#252;nden sadece [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ehl-i-sunnet-hadislerinden-ornekler/">Ehl-i Sünnet Hadislerinden Örnekler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>
	<strong>Ehl-i S&uuml;nnet Hadislerinden &Ouml;rnekler</strong></h2>
<p>
	1-&nbsp; Ali (a.s)&#39;dan dedi ki: Allah Resul&uuml; <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
	&quot;D&uuml;nyanın sonuna bir g&uuml;n dahi kalsa, Allah zul&uuml;m ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kle dolmuş olan yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle doldurması i&ccedil;in, bizden(veya benim Ehl-i Beyt&#39;imden) bir kişiyi g&ouml;nderecektir.&quot; <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	2- Ebu H&uuml;reyre&#39;den dedi ki: Allah Resul&uuml; (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Eğer d&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml;nden sadece bir g&uuml;n kalmış olsa dahi, Allah o g&uuml;n&uuml; <strong>Mehdi</strong>&#39;nin h&uuml;k&uuml;mete ulaşması i&ccedil;in uzatacaktır.&quot; </em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	3-&nbsp; Ebu Said el-Hudri&#39;den dedi ki: Resulullah (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: &quot;Yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolmadık&ccedil;a kıyamet kopmaz.&quot; Sonra buyurdu ki: &quot;Sonra benim itretimden veya -teredd&uuml;t ravidendir- Ehl-i Beyt&#39;imden bir kişi zuhur edecek ve yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&quot; Bu hadisi H&acirc;kim el- M&uuml;stedrek&#39;inde tahri&ccedil; ettikten sonra, onun Şeyhayn&#39;in şartına g&ouml;re sahih hadis olduğunu, ancak onu tahri&ccedil; etmediklerini kaydetmiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	4-&nbsp; Huzeyfe&#39;den dedi ki: Resulullah (s.a.a) bize hutbe okudu ve bizim i&ccedil;in kıyamete kadar olacak olayları anlattı. Sonra da ş&ouml;yle buyurdu:<em> &quot;Eğer d&uuml;nyanın sonuna sadece bir g&uuml;n kalsa dahi, Allah Teala o g&uuml;n&uuml;, evlatlarımdan birini g&ouml;nderene kadar uzatacaktır; O&#39;nun ismi, benim ismimdir</em>.&quot;</p>
<p>
	Selman;&quot;Ey Allah&#39;ın Resul&uuml;! Hangi oğlundan olacak?&quot;diye sorduğunda, eliyle H&uuml;seyin&#39;in omzuna vurarak: <em>&quot;Bu oğlumdan.&quot; </em>buyurdu.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	5- Abdullah&#39;tan dedi ki: Resulullah (s.a.a.) ş&ouml;yle buyurdu: &quot;<em>Benim Ehl-i Beyt&#39;imden ismi benim ismim olan biri h&uuml;k&uuml;mete ulaşmadık&ccedil;a kıyamet kopmaz.&quot;</em> <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	6- Ebu H&uuml;reyre&#39;den dedi ki: Allah Resul&uuml; (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Eğer d&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml;nden sadece bir g&uuml;n kalsa dahi, Allah onu o kadar uzatır ki, benim Ehl-i Beyt&#39;imden bir kişi Deylem dağı ve Kostantaniye&#39;ye h&acirc;kim olur.&quot;</em><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><em><strong>[6]</strong></em></a></p>
<p>
	7-&nbsp; Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih ş&ouml;yle buyurmuştur: &quot;Doğrusu, Ali benden sonra &uuml;mmetimin İmamıdır ve (onun soyundan olan) <strong>Kaim Muntazar</strong> zuhur ettiği zaman yery&uuml;z&uuml;n&uuml;, zul&uuml;m ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;k ile dolduğu gibi adalet ve doğrulukla dolduracaktır. Beni beşir (m&uuml;jdeleyici) ve nezir (korkutucu) se&ccedil;ene andolsun ki, onun gaybetinde kendini yitirmeyenler, bulunmaz ila&ccedil; gibi azdırlar.&quot;</p>
<p>
	Bu sırada Cabir kalkarak: &quot;Ey Allah&#39;ın Resul&uuml;, evladın <strong>K&acirc;im&#39;</strong>in bir gaybeti mi vardır?&quot; diye sordu.</p>
<p>
	<em>Hazret: &quot;Evet, Rabbime andolsun, m&uuml;minler imtihan olup k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden arınacak, inanmayanlar helak olacaklar! Ey Cabir, bu Allah&#39;ın kullarından gizlediği ilahi işlerden bir iş ve onun esrarından bir sırdır, onda ş&uuml;phe etmekten ka&ccedil;ının. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; aziz ve y&uuml;ce olan Allah&#39;ın işlerinde ş&uuml;phe etmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r&quot; dedi. <a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><strong>[7]</strong></a></em></p>
<p>
	8-&nbsp; Hz. Ali (a.s), Hz. Resulullah (s.a.a)&#39;in ş&ouml;yle buyurduğunu nakletmiştir:</p>
<p>
	<em>&quot;H&uuml;seyin&#39;in evlatlarından biri &uuml;mmetim arasında kıyam etmedik&ccedil;e d&uuml;nya yok olmaz. O, yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;mle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır.&quot; <a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><strong>[8]</strong></a></em></p>
<p>
	9-&nbsp; Selman-i Farsi der ki: &quot;Allah Resul&uuml; <em>sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&#39;inin yanındaydık, Hz. H&uuml;seyin <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&#39;ı dizlerinin &uuml;zerinde oturtmuş, onun g&ouml;z ve dudaklarını &ouml;p&uuml;yordu. Bu sırada ş&ouml;yle buyurdu: &quot;<em>Sen efendisin, efendinin oğlusun ve efendinin kardeşisin. Sen imamsın, imamın oğlusun, imamın kardeşisin. Sen Allah&#39;ın h&uuml;ccetisin, Allah h&uuml;ccetinin oğlusun, Allah h&uuml;ccetinin kardeşisin ve sen dokuzuncusu <strong>Kaim</strong> olan, Allah&#39;ın dokuz h&uuml;ccetinin babasısın</em>.&quot; <a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	10-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Emir-ul M&uuml;minin Ali aleyhi&#39;s-sel&acirc;m buyurmuştur ki: &quot;Allah bir grubu getirecek ki, onlar Allah&#39;ı severler, Allah da onları sever ve onların arasında gaip (gizli) olan bir kişi ilahi saltanata ulaşır. O, vaat edilen <strong>Mehdi </strong>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m&#39;dir. O, hi&ccedil;bir zorlukla karşılaşmadan yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adalet ve eşitlik ile dolduracak, k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta ana-babasından uzak d&uuml;şecektir. M&uuml;sl&uuml;manların şehirlerini fethedecek, zaman onun i&ccedil;in saf ve hazır olacaktır. Onun s&ouml;z&uuml; duyulacak; ihtiyar ve gen&ccedil; herkes ona itaat edecek; zul&uuml;m ve k&uuml;f&uuml;rle dolan yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adalet ve eşitlikle dolduracak; o zaman onun imameti kemale erişecek ve hilafeti yery&uuml;z&uuml;nde yerleşecek ve&#8230; Yery&uuml;z&uuml; <strong>Mehdi</strong> aleyhi&#39;s-sel&acirc;m&#39;ın varlığıyla bayındır ve mutlu olacak, nehirler akacak ve fitneler, karışıklıklar ve yağmalamalar ortadan kalkacak, hayır ve bereketler &ccedil;oğalacaktır&#8230; Ondan sonrası hakkında bir şey s&ouml;ylememe gerek yok&#8230; Benden o g&uuml;n&uuml;n d&uuml;nyasına selam olsun.&quot;<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	11- Ebu Said Hudri, Resulullah (s.a.a)&#39;in ş&ouml;yle buyurduğunu rivayet ediyor:</p>
<p>
	<em>&quot;Sizlere <strong>Mehdi</strong>&#39;yi m&uuml;jdeliyorum. Halkın ihtilaf ve &ccedil;ekişme zamanında &uuml;mmetime g&ouml;nderilecek ve yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. G&ouml;kte ve yerde olanlar O&#39;ndan razı olacaklardır ve O, malları sahih olarak taksim edecektir.&quot; Adamın birisi: &quot;Sahih olarak nasıl taksim edecek?&quot; diye sorduğunda: &quot;Halkın arasında eşit olarak (dağıtacaktır).&quot; buyurdular.</em></p>
<p>
	<em>Sonra ş&ouml;yle eklediler: &quot;O zamanda Allah Teala, Muhammed &uuml;mmetinin kalbini zenginlikle dolduracaktır ve O&#39;nun adaleti onların hepsini kapsayacaktır; hatta nida eden; &#39;Mala ihtiyacı olan var mıdır?&#39; diye nida edecek, bir kişiden başka hi&ccedil;bir kimse kalkmayacaktır. Bunun &uuml;zerine ona; &#39;Git hazinedara <strong>Mehdi </strong>bana mal vermeni emrediyor de&#39; denilecek. Bundan dolayı hazinedar ona se&ccedil; diyecek, adam onu kendi evine getirip a&ccedil;ınca pişman olup; &#39;Ben Muhammed &uuml;mmetinin en ihtiraslısı mı oldum, yoksa onlara yeterli olan bana kifayet etmedi mi?&#39; diyecek. Bunun &uuml;zerine o malı geri getirecek, ancak ondan geri alınmayacak ve biz verdiğimiz bir şeyi geri almayız denilecek. B&ouml;ylece yedi, sekiz veya dokuz sene devam edecektir, bundan sonra yaşantının bir hayrı yoktur.&quot; <a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><strong>[11]</strong></a></em></p>
<p>
	12-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cabir bin Abdullah-i Ensari ş&ouml;yle diyor: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:</p>
<p>
	<em>&quot;<strong>Mehdi </strong>benim evlatlarımdandır; O&#39;nun ismi benim ismimdir; k&uuml;nyesi de benim k&uuml;nyemdir; ahlak ve yaratılış olarak da insanların en &ccedil;ok bana benzeyenidir. O gaybete &ccedil;ekilecek ve o d&ouml;nemde halk şaşkınlık i&ccedil;inde kalacak, &uuml;mmetler sapıklığa d&uuml;şecektir. Sonra <strong>Mehdi</strong>, parlak bir yıldız gibi ortaya &ccedil;ıkacak, yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&quot; <a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title=""><strong>[12]</strong></a></em></p>
<p>
	13-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; El- Havi li&#39;l- fetava (S. 48, Mısır bas.) Ebu Amr ed- Dani&#39;nin S&uuml;nen&#39;inden naklen Huzeyfe&#39;den şu hadisi tahri&ccedil; eder: Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:</p>
<p>
	<em>&quot;<strong>Mehdi</strong> zuhur ettiğinde İsa bin Meryem de g&ouml;kten inecektir; sa&ccedil;larından sular damlarken <strong>Mehdi</strong> ona diyecek ki: &#39;&Ouml;ne ge&ccedil; ve halka namaz kıldır.&#39; İsa da cevaben ş&ouml;yle diyecektir: &#39;Namaz senin i&ccedil;in ikame olunmuştur.&#39; B&ouml;ylece İsa benim evlatlarımdan birinin arkasında namaz kılacaktır.&quot; <a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title=""><strong>[13]</strong></a></em></p>
<p>
	14-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cabir bin Abdullah&#39;tan dedi ki: Allah Resul&uuml; ş&ouml;yle buyurduğunu duydum: &quot;Kıyamete kadar &uuml;mmetimden bir taife hak &uuml;zere olup savaşacak ve muzaffer olacaktır.&quot; Sonra buyurdu ki: &quot;İsa bin Meryem g&ouml;kten nazil olacak ve onların amiri ona: &quot;Gel bize namaz kıldır&quot; diyecek. İsa cevaben: &quot;Hayır, sizin bazılarınız, diğer bazılarınıza amirlerdir; Allah&#39;ın bu &uuml;mmete verdiği bir &uuml;st&uuml;nl&uuml;kt&uuml;r bu&quot; diyecektir.&quot; <a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>
<p>
	15- Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (s.a.a) buyurdu:</p>
<p>
	<em>&quot;İsa bin Meryem nazil olup İmamınız da sizden olunca ne yapacaksınız?&quot; <a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""><strong>[15]</strong></a></em></p>
<p>
	16-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ali (a.s) dedi ki: Hz. Resulullah (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;<strong>Mehdi</strong> bizdendir; Allah onun işini bir gecede doğrultur.&quot; </em><a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	17-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Uuml;mmi Seleme&#39;den dedi ki: Allah Resul&uuml; ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;<strong>Mehdi</strong> benim itretim ve Fatıma evlatlarındandır.&quot;</em> <a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>
<p>
	18-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Enes bin Malik&#39;den dedi ki: Hz. Resulullah&#39;ın ş&ouml;yle buyurduğunu duydum: &quot;Biz Abdulmuttelib evlatlarından yedi kişi cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, H&uuml;seyin ve <strong>Mehdi</strong>.&quot; <a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title=""><em><strong>[18]</strong></em></a></p>
<p>
	İbn-i Abbas&#39;tan dedi ki: Hz. Resulullah ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;<strong>Mehdi</strong> cennet ehlinin tavusudur.&quot; </em><a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title=""><em><strong>[19]</strong></em></a></p>
<p>
	19-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Said el-Hudri&#39;den dedi ki: Allah Resul&uuml; (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: &quot;Yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolacak, sonra benim soyumdan birisi zuhur edecek ve yery&uuml;z&uuml;nde yedi veya dokuz yıl h&uuml;k&uuml;met edecek, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&quot; <a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title=""><em><strong>[20]</strong></em></a></p>
<p>
	20-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kays bin Cabir&#39;in dedesinden dedi ki: Allah Resul&uuml; (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: &quot;Benden sonra halifeler, halifelerden sonra da emirler gelecek; emirlerden sonra da zorba h&uuml;k&uuml;mdarlar gelecek; sonra Ehl-i Beyt&#39;imden biri &ccedil;ıkacak, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;mle dolduğu gibi, onu adaletle dolduracaktır.&quot;<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>
<p>
	21-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ali (a.s)&#39;dan dedi ki: Resulullah (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: &quot;&uuml;mmetimde H&uuml;seyin&#39;in evlatlarından biri kıyam etmedik&ccedil;e d&uuml;nya yok olmaz. O, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;m ile dolduğu gibi, onu adaletle dolduracaktır.&quot; <a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>
<p>
	22- Huzeyfe&#39;den dedi ki: Allah Resul&uuml; (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;<strong>Mehdi</strong> benim evlatlarımdandır; y&uuml;z&uuml; inci gibi parlayan yıldıza benzer.&quot; </em><a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>
<p>
	23- Ebu Said el-Hudri&#39;den dedi ki: Peygamberden sonra bir takım istenmeyen durumun ortaya &ccedil;ıkmasından korktuk; durumu Allah Resul&uuml;&#39;ne sorduk. Allah Resul&uuml; ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;&Uuml;mmetim i&ccedil;erisinde <strong>Mehdi</strong> vardır. O zuhur edip, beş, yedi veya dokuz yaşayacak. </em>&ndash;s&uuml;redeki teredd&uuml;t, hadisin senedinde olan Zeyd&#39;in teredd&uuml;d&uuml;nden dolayıdır- Ravi diyor; &quot;Bunlar nedir?&quot; dedik. (Allah Resul&uuml;): <em>&quot;Yıllar&quot;</em> buyurdu. Sonra ş&ouml;yle devam etti: <em>&quot;G&ouml;k yağmurunu yağdıracak, yer bitkisinden bir şeyi saklamayacak, mal yığın gibi &ccedil;oğalacak; bir kişi gelip ona: &quot;Ey <strong>Mehdi</strong>, bana ata et, bana ata et&quot; diyecek.&quot; </em>Resulullah buyurdu: <em>&quot;Bunun &uuml;zerine, <strong>Mehdi</strong> ona taşıyabileceği kadar mal verecektir.&quot; </em><a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>
<p>
	24- Ebu Said el-Hudri&#39;den dedi ki: Allah Resul&uuml; (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;<strong>Mehdi</strong> bendendir; a&ccedil;ık alınlı ve doğan burunludur; yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&quot; </em><a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>
<p>
	25- Taberani Avf bin Malik&#39;ten Resulullah (s.a.a.)&#39;ın ş&ouml;yle buyurduğunu tahri&ccedil; etmiştir: <em>&quot;Ey Avf &uuml;mmet yetmiş &uuml;&ccedil; fırkaya b&ouml;l&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;nde durumunuz nasıl olacak? Onların biri cennetlik geri kalanı ise cehennemliktir.&quot; </em>Sonra ahır zamanın fitnelerinden bazılarını zikretti. Sonra da ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Sonra &ccedil;ok karanlık ve dehşetli bir fitne gelecek ve onu diğer fitneler izleyecek. Sonunda benim Ehl-i Beyt&#39;imden <strong>Mehdi</strong> denilen biri &ccedil;ıkacak. Eğer onu g&ouml;r&uuml;rsen ona tabi ol ki, hidayete erenlerden olasın.&quot; </em><a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>
<p>
	26- Ebu Said-el Hudri&#39;den dedi ki: Allah Resul&uuml; ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Ahır zamanda &uuml;mmetime sultanları tarafından &ccedil;ok ağır bir bela inecektir. &Ouml;yle ki, ondan daha ağır bir bela duyulmamıştır; hatta bu geniş yery&uuml;z&uuml; onlara dar gelecektir. Yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolacaktır. M&uuml;min bir kimse zul&uuml;mden sığınacağı bir sığınak bulamayacaktır. Sonra Allah Azze ve Celle benim itretimden bir kişiyi g&ouml;nderecek. O, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Ondan g&ouml;ğ&uuml;nde ehli yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n de ehli razı olacaktır. Yer tohumundan hi&ccedil;bir şeyi saklamadan yeşertecektir; g&ouml;kte de bulunan b&uuml;t&uuml;n yağmurunu Allah onlara bol bol yağdıracaktır. O, onların arasında yedi, sekiz veya dokuz sene yaşayacaktır. O zaman &ouml;yle bolluk ve esenlik ortamı olacaktır ki, &ouml;len insanlar bile Allah&#39;ın yer halkına olan hayrından dolayı tekrar dirilmeyi arzulayacaklardır.&quot;</em> H&acirc;kim, bu hadisi naklettikten sonra onun sahih olduğunu ancak Şeyhyan&#39;in onu tahri&ccedil; etmediklerini kaydetmiştir. Bu hadisi el-Beyan&#39;ın sahibi de nakletmiş, onu Taberani&#39;nin M&uuml;cem adlı kitabında ve Ebu Naim&#39;in Menakibi-i el- <strong>Mehdi</strong> kitabında tahri&ccedil; ettiklerini kaydetmiştir.&nbsp; <a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a></p>
<p>
	27- Huzeyfet-&uuml;l Yemani&#39;den dedi ki: Ben Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n ş&ouml;yle dediğini duydum: <em>&quot;Zalim h&uuml;k&uuml;mdarlar elinden bu &uuml;mmete yazıklar olsun. Nasıl kendilerine itaat edenleri hari&ccedil;, da M&uuml;sl&uuml;manları katledecekler, s&uuml;rg&uuml;n edecekler. M&uuml;min kimse onları m&uuml;lakat ettiğinde diliyle onlara kılık yapacak, ama kalbiyle onlardan ka&ccedil;acaktır. Ancak Allah İslam dinini tekrar izzetine kavuşturmak istediğinde b&uuml;t&uuml;n tuğyancı zalimleri helak edecek ve &uuml;mmeti fesadından sonra tekrar ıslah edecektir. Allah dilediğine kadirdir. Ey Huzeyfe, eğer d&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml;nden sadece bir g&uuml;n kalmış olsa dahi, Allah o g&uuml;n&uuml; o kadar uzatacak ki, benim Ehl-i Beyt&#39;imden bir kişi, h&uuml;k&uuml;mete kavuşup İslam&#39;ı muzaffer kılacaktır. Allah vaadine hilaf etmez. O vaadini ger&ccedil;ekleştirmeğe kadirdir.&quot; </em><a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a></p>
<p>
	28- Kutade&#39;den dedi ki: &quot;Said bin Musayyib&#39;e: &quot;<strong>Mehdi</strong> hak mıdır?&quot; dedim. O: &quot;Evet, o haktır, Fatıma&#39;nın evlatlarındandır.&quot; dedi. Ben: &quot;Fatıma&#39;nın hangi evladındandır?&quot; dedim. Said: &quot;Şimdilik bu kadarı yeter.&quot; cevabını verdi. El-Burhan fi Alamati <strong>Mehdi</strong>yy&#39;i Ahır-iz Zaman kitabının ikinci babında da Naim bin Hammad Kutade&#39;nin ş&ouml;yle dediğini tahri&ccedil; etmiştir: &quot;Said bin Museyyib&#39;e <strong>Mehdi</strong> hak mıdır?&quot; dedim. O; &quot;Evet&quot; dedi. Ben: &quot;O kimdendir?&quot; dedim. O; &quot;Fatıma&#39;nın evlatlarındandır&quot; dedi.&quot; <a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a></p>
<p>
	29- Abdullah&#39;tan dedi ki: bizler Resulullah&#39;ın huzurunda bulunduğumuz bir sırada Haşimoğulları gen&ccedil;lerinden bir grup &ccedil;ıka geldi. Resul-&uuml; Ekrem onları g&ouml;r&uuml;nce, g&ouml;zleri yaşla doldu ve rengi ka&ccedil;tı. Abdullah diyor; bu arada ben: &quot;Y&uuml;z&uuml;n&uuml;zde bizi &uuml;zen bir durumun olduğunu g&ouml;rmekteyiz&quot; dedim. Bunun &uuml;zerine Resulullah ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Biz Ehl-i Beyt i&ccedil;in Allah d&uuml;nya yerine ahireti se&ccedil;miştir. Benden sonra Ehl-i Beyt&#39;im, doğudan ellerinde siyah bayraklar olan bir kavim gelinceye kadar bela, avarelik ve s&uuml;rg&uuml;nle karşı karşıya kalacak. Onlar hayır talep edecekler, ancak onlara verilmeyecek. Onlar savaşacak ve zafere kazanacaklar. Bunun &uuml;zerine onlara, istedikleri verilecek, fakat onlar onu, benim Ehl-i Beyt&#39;imden bir kişiye verinceye kadar kabul etmeyecek. O, diğerleri yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;mle doldurdukları gibi, onu adaletle dolduracak. Kim o zamanı idrak ederse, buz &uuml;zerinde emekleyerek bile olsa onlara katılsın.&quot; </em>Bu hadisin benzerini el-Burhan fi Alamat-i <strong>Mehdi</strong>yy-i Ahir-iz Zaman kitabında da nakletmiş ve sonunda da &quot;emekleyerek bile olsa katılın, &ccedil;&uuml;nk&uuml; o <strong>Mehdi</strong>&#39;dir&quot; ibaretini <a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a></p>
<p>
	30- Ali (a.s)&#39;dan dedi ki: &quot;Ey Resulullah! Acaba <strong>Mehdi</strong> biz Ehl-i Beyt&#39;ten midir? Yoksa diğerlerinden mi?&quot; diye sordum. Resulullah (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;<strong>Mehdi</strong> bizdendir. Allah bizimle başlattığı gibi bizimle de sona erdirecek. Bizimle insanları şirkten kurtardığı gibi, bizimle de onları fitneden kurtaracaktır. Ve bizimle insanların kalbini şirk d&uuml;şmanlığından sonra birleştirerek kardeş kıldığı gibi, fitne d&uuml;şmanlığından sonra de onların kalbini bizimle birleştirerek kardeş kılacaktır.&quot; </em>el-Beyan kitabının yazarı bu hadisi naklettikten sonra ş&ouml;yle demiştir: Bu hadis hasan ve &acirc;lidir. Onu g&uuml;venilir hadis&ccedil;iler kendi kitaplarında nakletmişlerdir. Taberani, onu Mucem-&uuml;l Evset kitabında, ebu Naim, onu Hilyet-&uuml;l Evliya kitabında ve Abdurrahman bin Hatem, onu Avali kitabında nakletmiştir.<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a>&nbsp;</p>
<p>
	31- Ebu Nuaym &quot;el-Erbaune Hadisen&quot; kitabının 16. hadisinde ş&ouml;yle der:</p>
<p>
	Abdullah bin &Ouml;mer&#39;den dedi ki: &quot;Resulullah (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: &quot;<strong>Mehdi</strong> zuhur ettiğinde başının &uuml;st&uuml;nde bir bulut olacak ve oradan bir m&uuml;nadi ş&ouml;yle seslenecek: Bu <strong>Mehdi</strong>, Allah&#39;ın halifesidir, ona tabi olun.&quot;</p>
<p>
	Keza on yedinci hadiste yine Abdullah bin &Ouml;mer&#39;den naklen, Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n: &quot;<strong>Mehdi</strong> zuhur ettiğinde başının &uuml;st&uuml;nden bir meleğin: &quot;Bu <strong>Mehdi</strong> Allah&#39;ın halifesidir, ona tabi olun&quot; diye nida edeceğini&quot; buyurduğunu kaydetmiştir.</p>
<p>
	32- Abdurrahman bin Avf babasından naklen Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n ş&ouml;yle buyurduğunu nakletmiştir: <em>&quot;Ş&uuml;phesiz Allah benim itretimden dişleri aralıklı olup a&ccedil;ık alınlı olan bir kişiyi g&ouml;nderecek; o, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adalet ve eşitlikle dolduracak ve malı bol bol dağıtacaktır.&quot; </em><a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a></p>
<p>
	33- Ebu Said el- Hudri ve Cabir bin Abdullah&#39;tan dediler ki: Resulullah (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Ahır zamanda sizin bir halifeniz olacak ki, o malı saymadan </em>(başka nakillerde de saymadan serpercesine) <em>dağıtacaktır.&quot; </em><a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a></p>
<p>
	34- Ebi Veddak&#39;tan dedi ki: Ben Ebu Said el Hudri&#39;ye: &quot;Andolsun Allah&#39;a ki, başımıza hi&ccedil;bir y&ouml;netici ge&ccedil;miyor ki, &ouml;ncekinden daha k&ouml;t&uuml; olmasın ve hi&ccedil;bir yeni yıl gelmiyor ki, &ouml;nceki yıldan daha k&ouml;t&uuml; olmasın&quot; dedim. Bunun &uuml;zerine Ebu Said ş&ouml;yle dedi: &quot;Eğer Allah Resul&uuml;&#39;nden duyduğum bir şey olmasaydı, ben de dediğin gibi derdim. Ancak ben Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n ş&ouml;yle buyurduğunu duydum: <em>&quot;Sizin y&ouml;neticilerinizden bir y&ouml;netici olacak ki, malı serpercesine saymadan dağıtacaktır. Bir kişi gelip ondan bir talepte bulunacak; o da ona al diyecek, kişi eteğini a&ccedil;acak, o da malı serpercesine onun eteğine d&ouml;kecektir.&quot; </em>Bu arada Allah Resul&uuml; &uuml;zerinde olan kalın bir &ouml;rt&uuml;y&uuml; yere serdi. Sonra da kenarlarını toplayarak aldı. O insanın yapacağı hareketi g&ouml;stermek istiyordu. Sonra: <em>&quot;B&ouml;ylece o kişi alıp gidecektir&quot;</em> buyurdu.&quot; <a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a></p>
<p>
	35- Ebu Nezre&#39;den dedi ki: Cabir bin Abdullah&#39;ın yanında oturuyorduk. Bu arada Cabir: &quot;İleride Irak ehline ne bir &ouml;l&ccedil;&uuml; ne de bir dirhem g&ouml;t&uuml;r&uuml;lemeyecek&quot; dedi. Biz: &quot;Bu engelleme nereden olacak?&quot; dedik. Cabir: &quot;Acem tarafından, onlar bunu engelleyecektir&quot; dedi. Sonra ş&ouml;yle dedi: &quot;İleride Şam ehli i&ccedil;in de ne bir dinar nede bir &ouml;l&ccedil;ek g&ouml;t&uuml;rebilecek&quot; dedi. Biz: &quot;Bu engelleme nereden olacak?&quot; dedik. Cabir: &quot;Rum tarafından engelleme olacak&quot; dedi. Sonra da biraz sustu. Sonra ş&ouml;yle dedi: &quot;Allah Resul&uuml; (s.a.a) buyurdu ki: <em>&quot;&Uuml;mmetimin sonunda bir halife olacak, o malı saymadan serpercesine dağıtacaktır.&quot; </em>Bu hadisi nakleden Cureyr diyor: &quot;Ben Ebi Nazre ve Ebi-l Ala&#39;ya acaba o halifenin &Ouml;mer bin Abdulaziz mi olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz?&quot; dedim. Onların her ikisi de: &quot;Hayır&quot; dediler. Ayrıca İbn-il Musanne, Abd-ul Vahhab&#39;tan o da Cureyr&#39;den aynı senetle bu hadisin benzerini nakletmiştir.&quot; <a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a></p>
<p>
	36- İbn-i Abbas&#39;tan dedi ki: Resulullah (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Allah bu dini Ali ile başlattı. Ali katledilince, bozulacak ve onu <strong>Mehdi</strong>&#39;den gayri hi&ccedil; kimse doğrultamayacaktır.&quot; </em><a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a></p>
<p>
	37- İbn-i Abbas&#39;tan dedi ki: Allah Resul&uuml; (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Bir &uuml;mmet ki, ben onun başında, İsa&#39;nın sonunda ve <strong>Mehdi</strong> de ortasındadır, nasıl helak olabilir?&quot; </em><a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a></p>
<p>
	38- Abdullah bin el-Haris bin Caz-i ez-Zabidi&#39;den dedi ki: Allah Resul&uuml; (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Doğudan bir grup insan &ccedil;ıkacak ve <strong>Mehdi</strong> i&ccedil;in </em>-yani h&uuml;k&uuml;mdarlığı i&ccedil;in-<em>&nbsp; ortamı hazırlayacaklardır.&quot;</em><a href="#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a></p>
<p>
	39- Abdullah İbn-i &Ouml;mer&#39;den dedi ki: Resulullah (s.a.a) ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Bu iş, -imamet ve İslam toplumunun &ouml;nderliği- insanlardan iki kişi kalıncaya kadar daimi olarak Kureyş&#39;te olacaktır.&quot; </em><a href="#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a></p>
<h2>
	<strong>Ehl-i Beyt Hadislerinden &Ouml;rnekler</strong></h2>
<p>
	1-&nbsp; İmam Sadık aleyhi&#39;s-sel&acirc;m buyurdu ki: &quot;Halk imamlarını yitirecek, ama o hac mevsiminde hazır olacak ve halkı g&ouml;recek, halk ise onu g&ouml;rmeyecektir.&quot; <a href="#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a></p>
<p>
	2-&nbsp; &quot;Esbeğ bin Nebateh&quot; ş&ouml;yle der: &quot;Emir-el m&uuml;minin Ali <em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&#39;ın huzurlarına gittim, o hazretin d&uuml;ş&uuml;nceye daldığını ve m&uuml;barek parmaklarıyla yeri kazdığını g&ouml;r&uuml;nce: &quot;Sizi d&uuml;ş&uuml;nceli g&ouml;r&uuml;yorum dedim, yere rağbetiniz mi var?&quot; dedim.</p>
<p>
	<em>İmam: &quot;Hayır vallahi, hi&ccedil;bir zaman yere ve d&uuml;nyaya rağbet g&ouml;stermedim. D&uuml;nyaya benim soyumdan gelecek On birinci evladım hakkında d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. O <strong>Mehdi </strong>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m&#39;dır, zul&uuml;m eve k&uuml;f&uuml;rle dolu olan yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle, eşitlikle dolduracak; onun i&ccedil;in bir hayret ve bir de gaybet vardır, kimileri -bu gaybet ve hayret d&ouml;neminde- sapar, kimileri de hidayet bulurlar&quot; dedi.<a href="#_ftn41" name="_ftnref41" title=""><strong>[41]</strong></a></em></p>
<p>
	3-&nbsp; İmam Sadık aleyhi&#39;s-sel&acirc;m buyurdular ki: &quot;Eğer size bu işin sahibinin (yani zamanın imamı) gaybete &ccedil;ekildiğini bildirseler onu ink&acirc;r etmeyin.&quot; <a href="#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a></p>
<p>
	4-&nbsp; Hz. İmam Sadık aleyhi&#39;s-sel&acirc;m buyurmuştur ki: &quot;<strong>Kaim</strong> i&ccedil;in iki gaybet vardır, biri kısa m&uuml;ddetli, diğeri ise uzun m&uuml;ddetli. Birinci gaybette, &ouml;zel takip&ccedil;ilerinden başka hi&ccedil; kimse onun yerini bilmeyecek ve ikinci gaybette ise hususi dostlarından başka hi&ccedil; kimse onun yerini bilmeyecektir.&quot;<a href="#_ftn43" name="_ftnref43" title="">[43]</a></p>
<p>
	5-&nbsp; Ve yine buyurdular ki: &quot;<strong>Kaim</strong>, hi&ccedil; kimsenin ona aht ve biat etmediği bir zamanda kıyam edecektir.&quot; <a href="#_ftn44" name="_ftnref44" title="">[44]</a></p>
<p>
	6-&nbsp; Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih ş&ouml;yle buyurmuştur: &quot;<strong>Mehdi </strong>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m benim soyumdandır; ismi benim ismim ve k&uuml;nyesi benim k&uuml;nyem, şekli benim şeklim, s&uuml;nnet ve tavrı benim s&uuml;nnet ve tavrımdır, halkı benim şeriatım ve dinime teşvik ve Rabbimin kitabına davet eder. Ona itaat eden bana itaat etmiştir ve ona muhalefet eden bana muhalefet etmiştir, onun gaybetini ink&acirc;r eden beni ink&acirc;r etmiştir.&quot;<a href="#_ftn45" name="_ftnref45" title="">[45]</a></p>
<p>
	7-&nbsp; İmam Zeyn-ul Abidin aleyhi&#39;s-sel&acirc;m ş&ouml;yle buyurmuştur: &quot;Bizim <strong>Kaim</strong>imiz ile Allah&#39;ın resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Eyyub ve Muhammed sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır. Nuh ile uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olmasında, İbrahim ile, doğumunun gizli olması ve halktan uzak durmasında; Musa ile, korku hali ve gaybette yaşamasında; İsa ile halkın onun hakkındaki ihtilafa d&uuml;şmesi; Eyyub ile, beladan sonra kurtuluşun yetişmesinde; Muhammed sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih ile de kılı&ccedil;la kıyam etmesinde benzerliği vardır.&quot;<a href="#_ftn46" name="_ftnref46" title="">[46]</a></p>
<p>
	8-&nbsp; İmam Sadık aleyhi&#39;s-sel&acirc;m buyurmuştur ki: &quot;Bu emrin sahibi (<strong>Mehdi</strong>) i&ccedil;in bir gaybet vardır, Allah&#39;a kulluk eden (o zaman) takvalı olmalı ve Allah&#39;ın dinine bağlanmalıdır.&quot;<a href="#_ftn47" name="_ftnref47" title="">[47]</a></p>
<p>
	9-&nbsp; Yine ş&ouml;yle buyurmuştur: &quot;Halk i&ccedil;in &ouml;yle bir zaman gelecek ki, İmamları onlardan gizli olacak.&quot; Z&uuml;rare, &quot;halkın o zaman vazifesi nedir?&quot; diye sordum ve şu cevabı aldım der: &quot;İmam zuhur edinceye kadar meşgul oldukları işe -dini g&ouml;revlerine- sarılsınlar.&quot;<a href="#_ftn48" name="_ftnref48" title="">[48]</a></p>
<p>
	10-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yine buyurmuştur: &quot;Bu iş (İmam&#39;ın zuhuru ve kıyamı), hi&ccedil; kimsenin &quot;Eğer biz olsaydık adaletle h&uuml;kmederdik&quot; diyememesi i&ccedil;in halktan, millete h&uuml;kmetmemiş hi&ccedil; bir grup ve sınıf kalmayıncaya kadar ger&ccedil;ekleşmeyecektir. Sonra <strong>Kaim</strong> aleyhi&#39;s-sel&acirc;m hak ve adalet &uuml;zerine kıyam edecektir.&quot;&nbsp; <a href="#_ftn49" name="_ftnref49" title="">[49]</a></p>
<p>
	11- Esbağ bin Nebateh diyor ki, Emir-ul M&uuml;minin Hz. Ali (a.s), Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s) hakkında s&ouml;z ederken ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	<em>&quot;O, (<strong>Mehdi</strong> -a.s-) &ouml;yle bir gaybete &ccedil;ekilecek ki, sonunda cahiller: &#39;Allah&#39;ın &Acirc;l-i Muhammed&#39;e ihtiyacı yoktur&#39; diyeceklerdir.&quot; <a href="#_ftn50" name="_ftnref50" title=""><strong>[50]</strong></a></em></p>
<p>
	12- Ebu Said ş&ouml;yle diyor: Hasan bin Ali (a.s) Muaviye bin Ebu S&uuml;fyan ile sulh ettiği zaman, bazıları onu bu işten dolayı kınayınca buyurdular ki:</p>
<p>
	<em>&quot;Yazıklar olsun size! Ne yaptığımı biliyor musunuz? Vallahi g&uuml;neşin &uuml;zerinde doğup battığı her şeyden daha hayırlısını ben takip&ccedil;ilerim i&ccedil;in yaptım. Benim, sizin İmamınız olduğumu, sizin bana itaat etmeniz gerektiğini ve Resulullah&#39;ın buyurduğu cennet gen&ccedil;lerinin efendilerinden biri olduğumu biliyor musunuz?&quot; &quot;Evet, biliyoruz&quot; diye cevap verdiler. </em></p>
<p>
	<em>İmam Hasan (a.s) bunun &uuml;zerine ş&ouml;yle buyurdular: &quot;Biliyor musunuz Musa bin İmran, Hızır (a.s)&#39;ın gemiyi delmesine, duvarı d&uuml;zeltmesine ve &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rmesine neden o kadar kızdı? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu işlerin hikmetini bilmiyordu. H&acirc;lbuki bu işler zikri y&uuml;ce Allah&#39;ın yanında doğru ve hikmet &uuml;zereydi. Arkasında İsa bin Meryem&#39;in namaz kılacağı <strong>K&acirc;im</strong> dışında biz Ehl-i Beyt&#39;ten olan hepimizin boynunda zamanın tağutunun biati olacağını bilmiyor musunuz? Y&uuml;ce Allah O&#39;nun veladetini gizleyecek ve şahsını saklayacaktır. B&ouml;ylece O, zuhur ettiğinde kimsenin biati onun boynunda olmayacaktır. O, t&uuml;m kadınların en &uuml;st&uuml;n&uuml; olan birinin oğlu olan kardeşim H&uuml;seyin&#39;in dokuzuncu oğludur. O&#39;nun gaybetinde, Allah Teala O&#39;nun &ouml;mr&uuml;n&uuml; uzatacak, sonra kendi kudreti ile O&#39;nu kırk yaşından daha gen&ccedil; g&ouml;r&uuml;n&uuml;ml&uuml; olarak aşik&acirc;r edecektir ve bu Allah&#39;ın her şeye kadir olduğunun bilinmesi i&ccedil;indir.&quot; <a href="#_ftn51" name="_ftnref51" title=""><strong>[51]</strong></a></em></p>
<p>
	13- Abdurrahman bin Selit diyor ki, İmam H&uuml;seyin (a.s) ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
	<em>&quot;On iki hidayet İmam&#39;ı bizdendir; birincisi Emir-ul M&uuml;minin Ali bin Ebu Talip&#39;tir; sonuncusu ise dokuzuncu evladımdır. Hak &uuml;zere kıyam edecek olan O&#39;dur. Yery&uuml;z&uuml; &ouml;ld&uuml;kten sonra, Allah O&#39;nun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve m&uuml;şrikler istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır. O&#39;nun gaybete &ccedil;ekildiği d&ouml;nemde bazı kavimler m&uuml;rtet olacak, bazıları ise dine bağlı kalacaktır; onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki: &#39;Eğer doğru s&ouml;yl&uuml;yorsanız bu vaat ne zaman vuku bulacaktır?&#39; Biliniz ki O&#39;nun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah ile beraber kılı&ccedil;la cihad etmek gibidir.&quot; <a href="#_ftn52" name="_ftnref52" title=""><strong>[52]</strong></a></em></p>
<p>
	14-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Salih bin Ukbe basından, o da İmam Muhammed B&acirc;kır (a.s)&#39;dan, O da babaları vasıtasıyla Resulullah (s.a.a)&#39;in ş&ouml;yle buyurduğunu nakletmektedir:</p>
<p>
	<em>&quot;<strong>Mehdi</strong> benim evlatlarımdandır, onun gaybet d&ouml;nemi olacaktır. Bu d&ouml;nemde &uuml;mmetten bir&ccedil;oğu delalete d&uuml;şecektir. O, peygamberlerin nişaneleriyle gelecek, yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&quot;&nbsp; <a href="#_ftn53" name="_ftnref53" title=""><strong>[53]</strong></a></em></p>
<p>
	15-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mufazzal bin &Ouml;mer, İmam Cafer-i Sadık (a.s)&#39;ın ş&ouml;yle buyurduğunu nakletmektedir:</p>
<p>
	<em>&quot;Y&uuml;ce Allah, varlıkları yaratmadan on d&ouml;rt bin yıl &ouml;nce, on d&ouml;rt nur yarattı. İşte o nurlar, bizim ruhlarımızdır.&quot; &quot;Ey Allah Resul&uuml;n&uuml;n oğlu, bu on d&ouml;rt nur kimdir?&quot;diye sorduklarında ş&ouml;yle buyurdular: &quot;Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, H&uuml;seyin ve H&uuml;seyin&#39;in evlatlarından olan İmamlar. Onların sonuncusu <strong>K&acirc;im</strong>&#39;dir; gaybetten sonra kıyam edecek, Deccal&#39;ı &ouml;ld&uuml;recek ve yery&uuml;z&uuml;n&uuml; her t&uuml;rl&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıktan temizleyecektir.&quot; <a href="#_ftn54" name="_ftnref54" title=""><strong>[54]</strong></a></em></p>
<p>
	16- Yunus bin Abdurrahman diyor ki, İmam Musa bin Cafer (a.s)&#39;ın huzuruna &ccedil;ıkarak: &quot;Ey Resulullah&#39;ın oğlu! Hak &uuml;zere kıyam edecek olan K&acirc;im sen misin?&quot;diye sorduğumda İmam (a.s) ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	<em>&quot;Hak &uuml;zere kıyam eden benim. Ama yery&uuml;z&uuml;n&uuml; Allah&#39;ın d&uuml;şmanlarından temizleyecek, onu zul&uuml;mle dolduğu gibi adaletle dolduracak olan <strong>Kaim</strong>, benim evlatlarımın beşincisidir. &Ouml;ld&uuml;r&uuml;lme korkusu olduğu i&ccedil;in gaybeti o kadar uzayacak ki, bazı kavimler O&#39;nun hakkında irtidada d&uuml;şecek, bazıları ise ona bağlı kalacaklardır.&quot;</em></p>
<p>
	<em>Sonra ş&ouml;yle ekledi: &quot;Bizim <strong>Kaim&#39;imizin</strong> gaybetinde bizim sevgimize sarılan, velayetimize bağlı kalan ve d&uuml;şmanlarımızdan uzaklaşan takip&ccedil;ilerimize ne mutlu! Onlar bizdendir, biz de onlardanız. Bizlerden İmamları olarak razıdırlar: Biz de onlardan takip&ccedil;ilerimiz olarak razıyız. Ne mutlu onlara! Allah&#39;a ant olsun ki onlar, kıyamet g&uuml;n&uuml; bizimle aynı derecede olacaklardır.&quot;&nbsp; <a href="#_ftn55" name="_ftnref55" title=""><strong>[55]</strong></a></em></p>
<p>
	17-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hasan bin Halid, İmam Ali Rıza (a.s)&#39;ın ş&ouml;yle buyurduğunu naklediyor:</p>
<p>
	<em>&quot;Benim evlatlarımın d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml;, cariyelerin en &uuml;st&uuml;n&uuml;n&uuml;n oğludur, Allah onun vesilesiyle yery&uuml;z&uuml;n&uuml; b&uuml;t&uuml;n zul&uuml;m ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda teredd&uuml;t ettiği gaybet sahibi O&#39;dur. O, zuhur ettiğinde yery&uuml;z&uuml; Rabbinin nuru ile aydınlanacak, halkın arasında adalet &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;n&uuml; kuracak, b&ouml;ylece hi&ccedil; kimse başkasına zulmetmeyecek ve yery&uuml;z&uuml; O&#39;na itaat edecek ve onun g&ouml;lgesi de olmayacaktır.</em></p>
<p>
	<em>G&ouml;kten bir m&uuml;nadi onun adına nida edecek ve yery&uuml;z&uuml;ndeki b&uuml;t&uuml;n halk ona doğru yapılan şu &ccedil;ağrıyı işitecek: &quot;Bilin ki, Allah&#39; ın h&uuml;cceti Beytullah&#39;ın yanında zuhur etti, O&#39;na tabi olun; ş&uuml;phesiz hak O&#39;nunladır ve O&#39;ndadır. Ve bu konuda Allah&#39;ın ayeti ş&ouml;yle ge&ccedil;er: <strong>&quot;Eğer istersek onlara g&ouml;kten bir ayet nazil ederiz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.&quot;</strong><a href="#_ftn56" name="_ftnref56" title=""><strong><strong>[56]</strong></strong></a></em> <em>&nbsp;<strong>&quot;Yakın bir mek&acirc;ndan bir m&uuml;nadi, o g&uuml;n nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o g&uuml;n huru&ccedil; g&uuml;n&uuml;d&uuml;r.&quot; </strong><a href="#_ftn57" name="_ftnref57" title=""><strong><strong>[57]</strong></strong></a></em><em> Yani oğlum <strong>K&acirc;im</strong> <strong>Mehdi</strong>&#39;nin huru&ccedil; g&uuml;n&uuml;d&uuml;r.&quot; <a href="#_ftn58" name="_ftnref58" title=""><strong>[58]</strong></a></em></p>
<p>
	18-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Abdulazim bin Abdullah ş&ouml;yle diyor: İmam Muhammed Tak&icirc; (a.s)&#39;ın yanına giderek <strong>Mehdi</strong>&#39;nin <strong>K&acirc;im</strong> mi başkası mı olduğunu sormak istedim. Ama İmam (a.s) s&ouml;ze başlayarak bana ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	<em>&quot;Ey Ebu&#39;l- Kasım! Doğrusu bizden olan <strong>Kaim</strong>, <strong>Mehdi</strong>&#39;dir. Onu, gaybetinde beklemek ve zuhurunda itaat etmek vaciptir. O, benim evlatlarımdan &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;d&uuml;r. Muhammed sallall&acirc;hu aleyhi ve alih&#39;i peygamber olarak g&ouml;nderen ve İmameti bizlere mahsus kılan Allah&#39;a ant olsun ki, eğer d&uuml;nyanın sonuna sadece bir g&uuml;n kalsa dahi, Allah o g&uuml;n&uuml; o kadar uzatacak ki O, o g&uuml;nde zuhur edecek, yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&quot;&nbsp; <a href="#_ftn59" name="_ftnref59" title=""><strong>[59]</strong></a></em></p>
<p>
	19-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sakr bin Ebu Delf, İmam Ali Naki (a.s)&#39;ın ş&ouml;yle buyurduğunu nakletmiştir:</p>
<p>
	<em>&quot;Benden sonraki İmam, oğlum Hasan&#39;dır; O&#39;ndan sonraki İmam ise O&#39;nun oğlu Kaim&#39;dir. O, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolduracak olandır.&quot; <a href="#_ftn60" name="_ftnref60" title=""><strong>[60]</strong></a></em></p>
<p>
	20-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s) da gaybetiyle ilgili ş&ouml;yle buyurmuştur:</p>
<p>
	<em>&quot;Benim gaybetim d&ouml;neminde benden faydalanmaya gelince; bu d&ouml;nemde benden faydalanmak, bulutlarla &ouml;rt&uuml;len g&uuml;neşten yararlanmaya benzer. Ben yery&uuml;z&uuml; ehli i&ccedil;in kurtuluş ve emniyet vesilesiyim. Nitekim yıldızlar da g&ouml;k ehli i&ccedil;in emniyet vesileleridir. &Ouml;yleyse sizi ilgilendirmeyen şeyleri sormayın. Sizden istenilmeyen şeyleri bilmek i&ccedil;in kendinizi zahmete d&uuml;ş&uuml;rmeyin. Kurtuluşun yakın olması i&ccedil;in &ccedil;ok dua ediniz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dua sizin kurtuluş vesilenizdir.&quot; <a href="#_ftn61" name="_ftnref61" title=""><strong>[61]</strong></a></em><em>&nbsp; <a href="#_ftn62" name="_ftnref62" title=""><strong>[62]</strong></a></em></p>
<p>
	Şimdi m&uuml;min kardeşlerimin, Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s) ile ilgili nakledilen hadis ve rivayetlerin mevcudiyeti hakkında daha fazla bilgi edinmeleri i&ccedil;in, Ayetullah Safi-i Gulpayiganı&#39;nın &quot;Muntehab-ul Eser&quot; <a href="#_ftn63" name="_ftnref63" title="">[63]</a> adlı kitabındaki Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s) hakkındaki hadislerin istatistiğini aziz okuyuculara sunuyoruz, umulur ki istifade etmiş olurlar inşallah.</p>
<p>
	Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s) hakkındaki hadislerin istatistiği:</p>
<p>
	1-&nbsp; &quot;İmamlar on iki tanedir&quot; diyen hadislerin sayısı: 271.</p>
<p>
	2- &quot;İmamların sayısı, Beni İsrail N&uuml;kabaları&#39;nın (başkanlarının) sayısı miktarıncadır&quot; diyen hadislerin sayısı: 40.</p>
<p>
	3-&nbsp; &quot;On iki İmamın ilki,&nbsp; Hz. Ali (a.s)&#39;dır&quot; diyen hadislerin sayısı: 133.</p>
<p>
	4- &quot;On iki İmamın evveli Hz. Ali (a.s), sonuncusu ise Hz. Mehdi (a.s)&#39;dır&quot; diyen hadislerin sayısı: 91.</p>
<p>
	5-&nbsp; &quot;İmamlar on iki tanedir; onların sonuncusu Mehdi&#39;dir&quot; diyen hadislerin sayısı: 94.</p>
<p>
	6- &quot;İmamlar on iki tanedir; onlardan dokuzu İmam H&uuml;seyin&#39;in evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 139.</p>
<p>
	7-&nbsp; &quot;İmamlar on iki tanedir; onlardan dokuzu İmam H&uuml;seyin&#39;in evlatlarındandır; dokuzuncusu ise onların <strong>K&acirc;im</strong>idir&quot; diyen hadislerin sayısı: 107.</p>
<p>
	8- On iki İmamın isimlerini a&ccedil;ıklayan hadislerin sayısı: 50.</p>
<p>
	9-&nbsp; Hz. <strong>Mehdi</strong>&#39;nin zuhurunu m&uuml;jdeleyen hadislerin sayısı: 657.</p>
<p>
	10-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;<strong>Mehdi</strong>, Ehl-i Beyt&#39;tendir; <strong>Mehdi</strong>&#39;nin ismi, Resulullah&#39;ın isminin ve k&uuml;nyesi de O&#39;nun k&uuml;nyesinin aynısıdır&quot; diyen hadislerin sayısı: 389.</p>
<p>
	11- &quot;<strong>Mehdi</strong>, insanlar arasında Resulullah&#39;a en &ccedil;ok benzeyen kimsedir&quot; diyen hadislerin sayısı: 48.</p>
<p>
	12-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın y&uuml;z ve boyunu tarif eden hadislerin sayısı: 21.</p>
<p>
	13-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;<strong>Mehdi</strong> (a.s), Hz. Ali (a.s)&#39;ın evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 214.</p>
<p>
	14-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;<strong>Mehdi</strong> (a.s), Hz. Fatıma&#39;nın evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 192.</p>
<p>
	15-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi</strong>, İmam H&uuml;seyin (a.s)&#39;ın evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 185.</p>
<p>
	16-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi</strong>, İmam H&uuml;seyin (a.s)&#39;ın İmam olan dokuz evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 160.</p>
<p>
	17- &quot;Hz. <strong>Mehdi</strong>, İmam H&uuml;seyin&#39;in dokuzuncu evladıdır&quot; diyen hadislerin sayısı: 148.</p>
<p>
	18- &quot;Hz. <strong>Mehdi</strong>, Ali bin H&uuml;seyin&#39;in evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 185.</p>
<p>
	19-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi</strong>, İmam Muhammed Bakır (a.s)&#39;ın evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 103.</p>
<p>
	20- &quot;Hz. <strong>Mehdi</strong>, İmam Sadık (a.s)&#39;ın evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 103.</p>
<p>
	21-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi</strong>, İmam Sadık (a.s)&#39;ın altıncı evladıdır&quot; diyen hadislerin sayısı: 99.</p>
<p>
	22- &quot;Hz. <strong>Mehdi,</strong> İmam Musa bin Cafer (a.s)&#39;ın evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 101.</p>
<p>
	23-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi,</strong> İmam Musa bin Cafer (a.s)&#39;ın beşinci evladıdır&quot; diyen hadislerin sayısı: 98.</p>
<p>
	24-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi,</strong> İmam Ali bin Musa er- Rıza (a.s)&#39;ın evlatlarından d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml;d&uuml;r&quot; diyen hadislerin sayısı: 95.</p>
<p>
	25-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi,</strong> İmam Muhammed Taki&#39;nin evlatlarından &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;d&uuml;r&quot; diyen hadislerin sayısı: 90.</p>
<p>
	26- &quot;Hz. <strong>Mehdi,</strong> Ali&#39;yyul- Hadi (Ali Naki -a.s-)&#39;ın evlatlarındandır&quot; diyen hadislerin sayısı: 90.</p>
<p>
	27-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi,</strong> Ebu Muhammed Hasan Askeri (a.s)&#39;ın oğludur&quot; diyen hadislerin sayısı. 146.</p>
<p>
	28-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Babasının ismi Hasan&#39;dır&quot; diyen hadislerin sayısı: 147</p>
<p>
	29- &quot;Cariyelerin Hanım efendisinin oğludur&quot; diyen hadislerin sayısı: 9.</p>
<p>
	30-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi,</strong> On iki İmamın sonuncusudur&quot; diyen hadislerin sayısı: 136.</p>
<p>
	31-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Hz. <strong>Mehdi,</strong> yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle dolduracaktır&quot; diyen hadislerin sayısı: 123.</p>
<p>
	32- &quot;O&#39;nun (<strong>Mehdi</strong> -a.s-) iki gaybeti olacaktır&quot; diyen hadislerin sayısı: 10.</p>
<p>
	33-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;O&#39;nun uzun bir gaybeti olacaktır.&quot; diyen hadislerin sayısı: 91.</p>
<p>
	34-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gaybetinin nedenini a&ccedil;ıklayan hadislerin sayısı: 7.</p>
<p>
	35-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gaybeti d&ouml;neminde halkın O&#39;ndan yararlanması hakkındaki hadislerin sayısı: 7.</p>
<p>
	36-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Ger&ccedil;ekten O, (<strong>Mehdi</strong> -a.s-) uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml;d&uuml;r.&quot; diyen hadislerin sayısı: 318.</p>
<p>
	37-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;G&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; gen&ccedil;tir&quot; diyen hadislerin sayısı: 8.</p>
<p>
	38-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Doğumu gizli olacaktır&quot; diyen hadislerin sayısı: 14.</p>
<p>
	39-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;O&#39;nun &uuml;zerinde hi&ccedil; kimsenin biati olmayacaktır&quot; diyen hadislerin sayısı: 10.</p>
<p>
	40-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Allah&#39;ın d&uuml;şmanlarını &ouml;ld&uuml;recek, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; şirk ve&#8230; temizleyecektir&quot; diyen hadislerin sayısı: 19.</p>
<p>
	41-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;O, Allah&#39;ın emrini aşik&acirc;r edecek, İslam&#39;ı yery&uuml;z&uuml;nde yayacak ve d&uuml;nyaya h&acirc;kim olacak&#8230;&quot; diyen hadislerin sayısı: 47.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>
	42-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;O, insanları Kur&#39;&acirc;n&#39;a ve s&uuml;nnete sevk edecektir&quot; diyen hadislerin sayısı: 15.</p>
<p>
	43-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;O, Allah&#39;ın d&uuml;şmanlarından intikam alacaktır&quot; diyen hadislerin sayısı: 4.</p>
<p>
	44-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Peygamberlerden O&#39;nda bir takım s&uuml;nnetler vardır&quot; diyen hadislerin sayısı: 23.</p>
<p>
	45- &quot;O, kılı&ccedil;la kıyam edecektir&quot; diyen hadislerin sayısı: 7.</p>
<p>
	46- &quot;O&#39;nun siyeri ile ilgili hadislerin sayısı: 30.&nbsp;</p>
<p>
	47- O&#39;nun z&uuml;hd&uuml; ile ilgili hadislerin sayısı: 4.</p>
<p>
	48- Adaleti ve devletindeki emniyetin yaygınlığıyla ilgili hadislerin sayısı: 7.</p>
<p>
	49-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İlmi hakkındaki hadislerin sayısı: 5.</p>
<p>
	50-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; C&ouml;mertlik ve bağışıyla ilgili hadislerin sayısı: 13.</p>
<p>
	51-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Allah Teala O&#39;nun eliyle peygamberlerin mucizesini aşik&acirc;r kılacak ve onların mirasları onunla birliktedir&quot; diyen hadislerin sayısı: 5.</p>
<p>
	52-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Şiddetli bir imtihandan sonra zuhur edecektir&quot; diyen hadislerin sayısı: 24.</p>
<p>
	53-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;İsa bin Meryem (a.s)&#39;a imamlık yapacaktır&quot; diyen hadislerin sayısı: 25.</p>
<p>
	54- Bayrağının sahibi ve onda yazılan yazı ile ilgili hadislerinin sayısı: 6.</p>
<p>
	55-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Doğumu, tarihi ve annesinin durumu ile ilgili hadislerin sayısı: 214.</p>
<p>
	56-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Babasının hayatı d&ouml;nemindeki mucizeleri ile ilgili hadislerin sayısı: 9.</p>
<p>
	57- Babasının hayatı d&ouml;neminde O&#39;nu g&ouml;ren kimselerle ilgili rivayetlerin sayısı: 19.</p>
<p>
	58-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gaybet-i Suğra (K&uuml;&ccedil;&uuml;k Gizlilik) d&ouml;neminde O&#39;nu g&ouml;rme şerefine erişen kimseler hakkındaki rivayetlerin sayısı: 25.</p>
<p>
	59-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gaybet-i Suğra d&ouml;nemindeki bazı mucizelerini anlatan rivayetlerin sayısı: 27.</p>
<p>
	60-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gaybet-i Suğra d&ouml;neminde, el&ccedil;i ve naiplerinin haletleri ile ilgili rivayetlerin sayısı: 22.</p>
<p>
	61-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gaybet-i K&uuml;bra d&ouml;nemindeki mucizeleri ile ilgili rivayetlerin sayısı: 12.</p>
<p>
	62-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gagbet-i K&uuml;bra d&ouml;neminde O&#39;nu g&ouml;ren kimseler ile ilgili rivayetlerin sayısı: 13.</p>
<p>
	63-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zuhurunun niteliğini anlatan rivayetlerin sayısı: 12.</p>
<p>
	64- O&#39;nun zuhurundan &ouml;nceki durum, fitne ve g&uuml;nahların &ccedil;okluğu ile ilgili hadislerin sayısı: 37.</p>
<p>
	65-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bazı zuhur alametleri ile ilgili hadislerin sayısı: 29.</p>
<p>
	66-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; G&ouml;kten O&#39;nun ve babasının ismiyle duyulacak ses ile ilgili hadislerin sayısı: 27.</p>
<p>
	67-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; O&#39;nun zuhurundan &ouml;nceki zamanda fiyatların &ccedil;ok y&uuml;ksek olması, hastalıkların &ccedil;oğalması vs. şeylerle ilgi hadislerin sayısı: 23.</p>
<p>
	68-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; S&uuml;fyanı&#39;nın hurucu, ay tutulması vs. şeyler ile ilgili hadislerin sayısı: 38.</p>
<p>
	69-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Deccal&#39;ın hurucu hakkındaki hadislerin sayısı: 12.</p>
<p>
	70-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zuhur edeceği yıl, ay ve g&uuml;n hususunda vakit belirlemenin caiz olmaması ile ilgili hadislerin sayısı: 7.</p>
<p>
	71-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zuhur edeceği yer ile ilgili hadislerin sayısı: 17.</p>
<p>
	72-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n doğu ve batısını fethetmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 12.</p>
<p>
	73-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; B&uuml;t&uuml;n milletlerin İslam &uuml;zere toplanmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 7.</p>
<p>
	74-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yerin servet ve madenlerini dışarı &ccedil;ıkarmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 10.</p>
<p>
	75-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; G&ouml;k ve yery&uuml;z&uuml; bereketlerinin a&ccedil;ığa &ccedil;ıkmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 12.</p>
<p>
	76-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Uuml;&ccedil; y&uuml;z on &uuml;&ccedil; kişinin O&#39;nun yanında bulunmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 25.</p>
<p>
	77-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n adaletle dolmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 129.</p>
<p>
	78-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hz. İsa&#39;nın yere inmesi ve Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın arkasında namaz kılmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 29.</p>
<p>
	79-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Deccal&#39;ı &ouml;ld&uuml;rmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 6.</p>
<p>
	80-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; S&uuml;fyani ile savaşıp onu &ouml;ld&uuml;rmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 2.</p>
<p>
	81-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; O&#39;nun zamanında yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n bayındırlığıyla ilgili hadislerin sayısı: 5.</p>
<p>
	82-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; O&#39;nun asrında işlerin kolaylaşması ve akılların kamla erişmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 7.</p>
<p>
	83-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ashabının faziletleriyle ilgili hadislerin sayısı: 14.</p>
<p>
	84-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ashabının g&uuml;&ccedil; ve kuvvetleriyle ilgili hadislerin sayısı: 5.</p>
<p>
	85-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zuhurundan sonra hilafetinin s&uuml;resiyle ilgili olan hadislerin sayısı: 18.</p>
<p>
	86-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yemeği, i&ccedil;meği ve giyimiyle ilgili hadislerin sayısı: 4.</p>
<p>
	87- Halkı, kendisine davet ettiği şeyler hakkındaki hadislerin sayısı: 7.</p>
<p>
	88- <strong>K&acirc;im</strong>&#39;i ink&acirc;r etmenin haram olması hakkındaki hadislerin sayısı: 9.</p>
<p>
	89-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fereci beklemenin faziletiyle ilgili hadislerin sayısı: 23.</p>
<p>
	90-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hz. <strong>Mehdi</strong>&#39;ye nispet, takip&ccedil;ilerinin bazı g&ouml;revleriyle ilgili hadislerin sayısı: 54. 91-&nbsp; O&#39;nu idrak etme ve O&#39;nu İmam edinmekle ilgili hadislerin sayısı: 10.</p>
<p>
	92- Gaybeti d&ouml;neminde, O&#39;na inananların faziletleriyle ilgili hadislerin sayısı: 23.</p>
<p>
	93-&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; O&#39;na sal&acirc;t ve selam g&ouml;ndermenin niteliğiyle ilgili hadislerin sayısı: 6</p>
<p>
	94- &nbsp;O&#39;ndan nakledilen bazı dualarla ilgili hadislerin sayısı: 13.</p>
<p>
	<em>&quot;Allah&#39;ım, arzu edilen <strong>K&acirc;im </strong>ve beklenilen adalet veliyy-i emrine salat g&ouml;nder; onu dergahına yakın olan meleklerle kuşat, Ruh-ul Kud&uuml;s&#39;le te&#39;yit et; ey &acirc;lemlerin Rabbi olan Allah! </em></p>
<p>
	<em>Allah&#39;ım, onu kitabına davet&ccedil;i, dinini ayakta tutan, ondan &ouml;ncekileri halife kıldığın gibi onu yery&uuml;z&uuml;nde halifen kıl; onun i&ccedil;in razı olduğun dinini (korumayı) ona m&uuml;mk&uuml;n kıl, korkusunu g&uuml;vene d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r; ta ki sana ibadet etsin&#8230; </em></p>
<p>
	<em>Allah&#39;ım, onu aziz kıl; onunla bizi izzetlendir; ona yardım et ve onun vesilesiyle bize yardımda bulun; ona izzetli bir zafer bağışla ve kolay bir genişlik ona a&ccedil;; kendi katından ona bir g&uuml;&ccedil; ve kudret ver. </em></p>
<p>
	<em>Allah&#39;ım, onun vesilesiyle dinini ve peygamberinin s&uuml;nnetini aşik&acirc;r et; &ouml;yle ki hak ve hakikatten hi&ccedil;bir şey, yaratıkların korkusundan dolayı insanlara gizli kalmasın. </em></p>
<p>
	<em>Allah&#39;ım, biz senden İslam ve ehline izzet bağışlayacağın; nifak ve ehlini zelil edeceğin onurlu bir devletin tahakkuk bulmasını istiyoruz; &ouml;yle bir devlet ki, bizi o devlette, itaatine davet edenlerden ve hidayet yolunu &ouml;nc&uuml;l&uuml;lerinden kılasın, onun vesilesiyle d&uuml;nya ve ahiret kerametini bize ihsan edesin. Allah&#39;ım, bizi, haktan bize tanıttığın şeyi taşımaya muvaffak et; eksiğimiz olan (tanımadığımız) şeyi de bize ulaştır (bizi ondan haberdar kıl). </em></p>
<p>
	<em>Allah&#39;ım, onun vesilesiyle dağınıklığımızı topla, ayrılığımızı birleştir, a&ccedil;ığımızı kapat, azlığımızı &ccedil;oğalt, zilletimizi izzete d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r, ailemizi m&uuml;stağni kıl, borcumuzu eda et, fakirlik ve ihtiyacımızı gider, zorluğumuzu kolaylaştır, y&uuml;zlerimizi ak et, esirlerimizi esaret zincirinden kurtar, isteklerimizi karşıla, (zuhuru i&ccedil;in) bize verdiğin s&ouml;z&uuml; yerine getir, dualarımızı kabul eyle, istediğimiz şeyleri ver, bizi d&uuml;nya ve ahiret arzularımıza ulaştır ve isteğimizden daha fazla bize bağışta bulun. </em></p>
<p>
	<em>Ey istenilen ve bağışta bulunanların en hayırlısı! Onun vesilesiyle g&ouml;ğ&uuml;slerimize şifa ver, kalplerimizin &ouml;fkesini gider, b&uuml;t&uuml;n ihtilaflara rağmen bizi hakka hidayet et; ş&uuml;phesiz sen istediğini doğru yola hidayet edersin, yine onun vesilesiyle d&uuml;şmanına ve d&uuml;şmanımıza karşı bize yardımda bulun; ey hak olan Allah! </em></p>
<p>
	Allah&#39;ım, peygamberimizin -senin sal&acirc;t&#39;ın O&#39;na ve Ehl-i Beytine olsun- yanımızda olmamasından, İmamımızın gaybetinden, d&uuml;şmanımızın &ccedil;ok ve sayımızın azlığından, fitnelerin bize şiddetinden ve zamanın şerlerinin bizi g&uuml;&ccedil;s&uuml;z d&uuml;ş&uuml;rmesinden sana şik&acirc;yet ediyoruz. Muhammed ve Ehl-i Beyt&#39;ine sal&acirc;t g&ouml;nder, katından olan acil bir zaferle, zorlukları gidermenle, g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir yardımınla, aşik&acirc;r kıldığın hak bir saltanatla, bizleri kapsayan geniş bir rahmetinle, bizleri &ouml;rten bir afiyetle bize yardımda bulun; kendi rahmetin h&uuml;rmetine ey rahmet edenlerin en merhametlisi!&quot; (İftitah Duasından)</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; <em>M&uuml;sned-i Ahmed bin Hanbel</em>, c. 1, s.99, hadis no: 734, S&uuml;nen-i Ebu Davud, hadis no: 3734, İtikad-ı Beyhaki, s. 105, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 432, Nur-&uuml;l Ebsar, s. 145.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; Sahih-i Tirmizi, hadis no: 2157, M&uuml;nteheb-i Kenz-&uuml;l Ummal, c. 6, s. 30, Mesabih-&uuml;s S&uuml;nnet, Bab-ı Eşrat-&uuml;s Saat, S&uuml;nen-i ebu Davud, hadis no: 3733.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; M&uuml;sned-i Ahmed, c. 3, s. 36, hadis no: 10887, el-M&uuml;stedrek, c. 4, s. 557, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 186.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; Zehair&rsquo;ul- Ukba, s. 136 (Mısır bas.), Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 488, 490, Bu hadisi Abu Naim de Arbain kitabında nakletmiştir.</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> &#8211; S&uuml;nen-i Tirmizi, hadis no: 2156, Tirmizi, bu hadisi naklettikten sonra onu Hz. Ali, Ebu Said Hudri, &Uuml;mmi Seleme ve Ebu H&uuml;reyre&rsquo;nin de naklettiklerini ve sahih olduğunu da kaydetmiştir. Ayrıca bkz. M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 3390, 3391, 3392, 3890, 4054.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> &#8211; S&uuml;nen-i İbn-i Mace, hadis no: 3769, M&uuml;nteheb-i Kenz-&uuml;l Ummal, c. 6, s. 30, Sevaik-&uuml;l Muhrika, on ikinci ayet, Ebu Nuaym el-Erbaune Hadisen fi Zikr-il <strong>Mehdi</strong>, 36.hadis, el-Beyan fi Ahbar-i Ahir-iz Zaman, s. 97, Kurtubi, Tezkire, s. 619, el-Fusul-&uuml;l M&uuml;himme, s. 280, Ebu&rsquo;l Ala-i Attar, el- Erbaun, s. 301, Cami-&uuml;s Sağir, c. 2, s. 377, el- Havi li&rsquo;l Fetava, s. 64, İsaf-ur Rağibin, s. 150, ve..</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> &#8211; <em>Yenabi-ul Mevedde</em>, s. 494,</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> &#8211; Yenabi&rsquo;ul- Mevedde, s. 285, 445.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> &#8211; Age. s.492.</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> &#8211; Age. s.467</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> -M&uuml;sned-i Ahmed, c. 3, s. 37, hadis no: 10898, 11061. Ayrıca bkz. M&uuml;sned-i Ahmet, hadis no: 10780, 10791, 10887, 10706, 11238, M&uuml;nteheb-i Kenz-&uuml;l Ummal, c. 6, s. 29, İsaf-&uuml;r Rağibin, s. 137, Nur-&uuml;l Ebsar, s. 155, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 469.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &#8211; Feraid&rsquo;us- Simtayn, c.2, s.334.</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a>&#8211; S&uuml;nen-i İbn-i Mace, hadis no: 4067.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> &#8211; Sahih-i M&uuml;slim, hadis no: 225, M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 14193, 14595, 19007.</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> &#8211; Sahih-i Buhari, hadis no: 3193, Sahih-i M&uuml;slim, hadis no: 222, 223, 224, M&uuml;sned-i Ahmet hadis no: 7355, 8077.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> &#8211; M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 610, S&uuml;nen-i İbn-i Mace hadis no: 4075, M&uuml;nteheb-i Kenz-&uuml;l Ummal c. 6, s. 30, Cami-&uuml;s Sağir, hadis no: 9243, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 488, Cevahir-&uuml;l Ikdeyn, s. 432, ve&#8230;.</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a> &#8211; S&uuml;nen-i Ebi Davut, hadis no: 3735,&nbsp; S&uuml;nen-i İbn-i Mace, hadis no: 4076, M&uuml;ntahb-ı Kenz-&uuml;l Ummal, c. 5, s. 96, et-Tac-&uuml;l Cami-&uuml; li&rsquo;l Usul, c. 5, s. 364, Mesabih-&uuml;s S&uuml;nnet, Eşrat-&uuml;s Saaat babı, İsaf-&uuml;r Rağibin, s. 134, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 432, ve..</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
<p>
			<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a> &#8211; S&uuml;nen-i İbn-i Mace, hadis no: 4077, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 435, Savaik-&uuml;l Muhrika, s. 309, Zehair-&uuml;l Ukba, s. 15, Metalib-&uuml;s Sual, ikinci bab, el- Burhan&nbsp; fi Alamat-&uuml;l <strong>Mehdi</strong>, ikinci bab ve..</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
<p>
			<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a> &#8211; el-Fusul-&uuml;l Muhimme, s. 295, el-Firdevs, İbn-i Şirveyh-i Deylemi&rsquo;nin Elif ve Lam babı, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 181, 435, 489, Nur-&uuml;l Ebsar, s. 154.</p>
</p></div>
<div id="ftn20">
<p>
			<a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[20]</a> &#8211; M&uuml;stedrek-i Sahihayn, c. 4, s. 558, el-M&uuml;sned, c. 3, s. 28, 70, hadis no: 10791, 11238, Ebu Nuaym Erbain, 2.hadis, Telhis-&uuml;l M&uuml;stedrek, c. 4, s. 558, ve el-Havi lil- Fetava, c. 2, s. 63.</p>
</p></div>
<div id="ftn21">
<p>
			<a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title="">[21]</a> &#8211; Usd-&uuml;l Ğabe, c. 1, s. 259, Erbain Hadisen fi Zikr-il <strong>Mehdi</strong>, 37.hadis, Muntahab-i Kenz-&uuml;l Ummal, c. 6, s. 30, el-Beyan fi Ahbar-i Ahir-iz Zaman, s. 98, es-Sevaik-&uuml;l Muhrika, s. 99, el-Havi li-l Fetava, c. 2, s. 64, el-Cami-&uuml;s Sağir, c. 2, s. 33, el-Fusu-&uuml;l Mihimme, s. 280, el-isabe, c. 4, s. 31, Mecm-&uuml;z Zevaid, c. 5, s. 190, el-Erbain, s. 299, el-Kureb, fi Muhabbet-il arab, s. 134, Nur-&uuml;l Ebsar, s. 231, el-Feth-&uuml;l Kebir, c. 2, s. 164.</p>
</p></div>
<div id="ftn22">
<p>
			<a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title="">[22]</a> &#8211; Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 445, Meveddet-&uuml;l Kurba, s. 96.</p>
</p></div>
<div id="ftn23">
<p>
			<a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title="">[23]</a> &#8211; M&uuml;ntahab-ı Kenz-&uuml;l Ummal, c. 6, s. 30, el-Cami-&uuml;s Sağir, hadis no: 9245, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 188.</p>
</p></div>
<div id="ftn24">
<p>
			<a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title="">[24]</a> &#8211; S&uuml;nen-i Tirmizi, hadis no.&nbsp; 2158, Tirmizi, Ebu İsa&rsquo;dan naklen bu hadisin hasan olduğunu kayderek, onun bir &ccedil;ok kanaldan Ebu Said&rsquo;den rivayet edildiğini de kaydetmiştir. Ayrıca bkz.&nbsp; M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 10737, et-Tac&rsquo;&uuml;l Cami li-l Usul, c. 5, s. 364.</p>
</p></div>
<div id="ftn25">
<p>
			<a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title="">[25]</a> &#8211; S&uuml;nen-i Ebu Davud, hadis no: 3736, el-M&uuml;stedrek, c. 4, s. 557, et-Tac, c. 5, s. 364, Nur-&uuml;l Ebsar, s. 145, M&uuml;nteheb-i Kenz-&uuml;l Ummal, c. 6, s. 30 ve..</p>
</p></div>
<div id="ftn26">
<p>
			<a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title="">[26]</a> &#8211; el-Havi li&rsquo;l Feteva c. 2, s. 67, M&uuml;nteheb-i Kenz-&uuml;l Ummal, c. 5, s. 404.</p>
</p></div>
<div id="ftn27">
<p>
			<a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title="">[27]</a> &#8211; M&uuml;stedrek-&uuml;s Sahihayn, c. 4, s. 1334, İsaf-&uuml;r Rağibin, s. 134, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 341, ve..</p>
</p></div>
<div id="ftn28">
<p>
			<a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title="">[28]</a> &#8211; Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 448, el-Burhan fi Alamat-i <strong>Mehdi</strong>yy-i Ahır-iz Zaman, ikinci bab.</p>
</p></div>
<div id="ftn29">
<p>
			<a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title="">[29]</a> &#8211; Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 432.</p>
</p></div>
<div id="ftn30">
<p>
			<a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title="">[30]</a> &#8211; S&uuml;nen-i İbn-i Mace, hadis no: 4072.</p>
</p></div>
<div id="ftn31">
<p>
			<a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title="">[31]</a> &#8211; Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 491, Nur-&uuml;l Ebsar, s. 155, el-Burhan fi Alamatı <strong>Mehdi</strong>yy-i Ahır-iz Zaman, el-Melahim ve&rsquo;l Fiten, 191.bab.</p>
</p></div>
<div id="ftn32">
<p>
			<a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title="">[32]</a> &#8211; Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 423, İsaf-&uuml;r Rağibin, s. 135.</p>
</p></div>
<div id="ftn33">
<p>
			<a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title="">[33]</a> &#8211; Sahih-i M&uuml;slim, hadis no: 5190, 5191, M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 10589, 10911, 11030, 11152, 11478, Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 182, 230, et-Tac el- Cami li-l Usul, c. 5 s. 363.</p>
</p></div>
<div id="ftn34">
<p>
			<a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title="">[34]</a> &#8211; M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 11502.</p>
</p></div>
<div id="ftn35">
<p>
			<a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title="">[35]</a> &#8211; Sahih-i M&uuml;slim, hadis no: 5189, M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 13886.</p>
</p></div>
<div id="ftn36">
<p>
			<a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title="">[36]</a> &#8211; Yenabi-&uuml;l Meveddet, s. 445, 259.</p>
</p></div>
<div id="ftn37">
<p>
			<a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title="">[37]</a> &#8211; Tarih-i İbn-i Asakir, c. 2, s. 62, M&uuml;nteheb-i Kenz-&uuml;l Ummal, c. 6, s. 30, 31, Siret-&uuml;l Helebiyye, c. 1, s. 227,&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn38">
<p>
			<a href="#_ftnref38" name="_ftn38" title="">[38]</a> &#8211; S&uuml;nen-i İbn-i Mace, hadis no: 4078.</p>
</p></div>
<div id="ftn39">
<p>
			<a href="#_ftnref39" name="_ftn39" title="">[39]</a> &#8211; Sahih-i Buhari, hadis no: 324, 6607, Sahih-i M&uuml;slim, hadis no: 3392, M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 4519, 4600, 5847.</p>
</p></div>
<div id="ftn40">
<p>
			<a href="#_ftnref40" name="_ftn40" title="">[40]</a> &#8211; <em>Usul-u K&acirc;fi,</em> c.1 s. 337.</p>
</p></div>
<div id="ftn41">
<p>
			<a href="#_ftnref41" name="_ftn41" title="">[41]</a> &#8211; <em>Usul-u K&acirc;fi,</em> c.1 s.338.</p>
</p></div>
<div id="ftn42">
<p>
			<a href="#_ftnref42" name="_ftn42" title="">[42]</a> &#8211; <em>Usul-u K&acirc;fi,</em> c.1 s.338.</p>
</p></div>
<div id="ftn43">
<p>
			<a href="#_ftnref43" name="_ftn43" title="">[43]</a> &#8211; <em>Usul-u Kafi</em>, c-1, s.340.</p>
</p></div>
<div id="ftn44">
<p>
			<a href="#_ftnref44" name="_ftn44" title="">[44]</a> &#8211; <em>Usul-u K&acirc;fi</em> c.1 s. 342.</p>
</p></div>
<div id="ftn45">
<p>
			<a href="#_ftnref45" name="_ftn45" title="">[45]</a> &#8211; <em>İ&rsquo;lam&rsquo;ul Vera</em>, s.425.</p>
</p></div>
<div id="ftn46">
<p>
			<a href="#_ftnref46" name="_ftn46" title="">[46]</a> &#8211; <em>Kemal&rsquo;ud-Din</em> s.322, 31. babin 3. hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn47">
<p>
			<a href="#_ftnref47" name="_ftn47" title="">[47]</a> &#8211; <em>Kemal&rsquo;ud-Din</em> s.343, 33. babin 25. hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn48">
<p>
			<a href="#_ftnref48" name="_ftn48" title="">[48]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em>, s.343, 33. bab, 25. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn49">
<p>
			<a href="#_ftnref49" name="_ftn49" title="">[49]</a> &#8211; <em>İsbat&rsquo;ul Hudat</em>, c.7, s.427-428. <em>&ldquo;Gaybet-i Nu&rsquo;mani&rdquo;</em>den.</p>
</p></div>
<div id="ftn50">
<p>
			<a href="#_ftnref50" name="_ftn50" title="">[50]</a> &#8211; Kemal&rsquo;ud- Din, c.1, s. 302.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn51">
<p>
			<a href="#_ftnref51" name="_ftn51" title="">[51]</a> &#8211; A. K. c. 1, s. 305.</p>
</p></div>
<div id="ftn52">
<p>
			<a href="#_ftnref52" name="_ftn52" title="">[52]</a> &#8211; Uyun&rsquo;ul- Ahbar, c. 1, s.68.</p>
</p></div>
<div id="ftn53">
<p>
			<a href="#_ftnref53" name="_ftn53" title="">[53]</a> &#8211; A. K. c. 1, s. 287. Bihar, c.51, s.72.</p>
</p></div>
<div id="ftn54">
<p>
			<a href="#_ftnref54" name="_ftn54" title="">[54]</a> &#8211; A. K. c. 2, s. 335. Bihar, c. 51, s. 144.</p>
</p></div>
<div id="ftn55">
<p>
			<a href="#_ftnref55" name="_ftn55" title="">[55]</a> &#8211; Kifayet-&uuml;l Eser s. 265</p>
</p></div>
<div id="ftn56">
<p>
			<a href="#_ftnref56" name="_ftn56" title="">[56]</a> &#8211; Şuara/4.</p>
</p></div>
<div id="ftn57">
<p>
			<a href="#_ftnref57" name="_ftn57" title="">[57]</a> &#8211; Kaf/41,42.</p>
</p></div>
<div id="ftn58">
<p>
			<a href="#_ftnref58" name="_ftn58" title="">[58]</a> &#8211; Yenabi-&uuml;l Meveddet s. 448</p>
</p></div>
<div id="ftn59">
<p>
			<a href="#_ftnref59" name="_ftn59" title="">[59]</a> &#8211; Kemal-&uuml;d Din c. 2 s. 337</p>
</p></div>
<div id="ftn60">
<p>
			<a href="#_ftnref60" name="_ftn60" title="">[60]</a> &#8211; A. K. C. 2 s. 383</p>
</p></div>
<div id="ftn61">
<p>
			<a href="#_ftnref61" name="_ftn61" title="">[61]</a> &#8211; Bihar-&uuml;l Envar c. 53. S. 181</p>
</p></div>
<div id="ftn62">
<p>
			<a href="#_ftnref62" name="_ftn62" title="">[62]</a> &#8211; Bihar-&uuml;l Envar c. 51 s. 44-45</p>
</p></div>
<div id="ftn63">
<p>
			<a href="#_ftnref63" name="_ftn63" title="">[63]</a> &#8211; M&uuml;ntahab&rsquo;ul- Eser, s.15-19.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ehl-i-sunnet-hadislerinden-ornekler/">Ehl-i Sünnet Hadislerinden Örnekler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Mehdi&#8217;nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-mehdinin-dunyaya-geldigini-itiraf-eden-ehl-i-sunnet-alimleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdullah TURAN &#160; &#160; Bilindiği &#252;zere genelde Ehl-i S&#252;nnet &#226;limleri, Mehdi&#39;ye inanmakla birlikte onun Ehl-i Beyt mektebinde olan On İkinci İmam olduğu hususunda kesin bir g&#246;r&#252;şe sahip değillerdir. Ama bu alanda yapılan yeni bir araştırmada, bazı Ehl-i S&#252;nnet &#226;limlerince, Resulullah (s.a.a)&#39;ın soyundan olan Hz. Mehdi&#39;nin, On Birinci İmam Hz. Hasan Asker&#238;&#39;nin oğlundan başkası olamayacağının kabul [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdinin-dunyaya-geldigini-itiraf-eden-ehl-i-sunnet-alimleri/">İmam Mehdi&#8217;nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	Abdullah TURAN</h5>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Bilindiği &uuml;zere genelde Ehl-i S&uuml;nnet &acirc;limleri, Mehdi&#39;ye inanmakla birlikte onun Ehl-i Beyt mektebinde olan On İkinci İmam olduğu hususunda kesin bir g&ouml;r&uuml;şe sahip değillerdir. Ama bu alanda yapılan yeni bir araştırmada, bazı Ehl-i S&uuml;nnet &acirc;limlerince, Resulullah (s.a.a)&#39;ın soyundan olan Hz. Mehdi&#39;nin, On Birinci İmam Hz. Hasan Asker&icirc;&#39;nin oğlundan başkası olamayacağının kabul edildiği tespit edilmiştir.</p>
<p>
	Şimdi bu &acirc;limleri yaşadıkları d&ouml;neme g&ouml;re kısaca tanıtalım:</p>
<p>
	1- İbn-i Eb&icirc; Selc-i Bağdad&icirc; (&Ouml;: Hicr&icirc; 326). O, On İkinci İmam&#39;ın naipleri d&ouml;neminde Bağdat&#39;ta yaşıyordu. Hatib&#39;in Tarih-i Bağdat&#39;ta dediğine g&ouml;re, meşhur Ebu-l Hasan Darekutni&#39;nin hocasıdır. İbn-i Ebi Selc, Mevalid ve Vefayat&uuml;&#39;l Eimme <a href="#_edn1" name="_ednref1" title="">[1]</a> adlı kitabında (Utbe b. Sa&#39;d b. Kenane&#39;nin, Buhari ve M&uuml;slim&#39;in hocası Nasr b. Ali Cehzumi&#39;nin &ouml;ğrencisi) Ahmed b. Muhammed-i Feribai&#39;den naklen &quot;Ebu Muhammed Hasan-i Askeri&#39;nin &ccedil;ocukları&quot;na işaret ederek ş&ouml;yle yazıyor:</p>
<p>
	&quot;Muhammed b. Hasan d&uuml;nyaya gelince İmam Hasan Asker&icirc; uzun bir sohbetten sonra ş&ouml;yle buyurdu: &quot;Zalimler beni &ouml;ld&uuml;rmekle bu soyun k&ouml;k&uuml;n&uuml; keseceklerini sandılar. Ancak Allah Teala&#39;nın g&uuml;c&uuml;n&uuml; g&ouml;rd&uuml;ler ve ona M&uuml;emmel (halkın arzuladığı kimse) ismini verdiler.&quot;</p>
<p>
	2- Muhammed b. Ebil Fevaris (vefatı: H. 412): Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in meşhur &acirc;limlerindendir. Zehebi D&uuml;rr-&uuml;l İslam&#39;da ve İbn-i Esir el-Kamil&#39;de H. 412 yılının olayları b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde onu &quot;Hafız Ebu-l Feth Muhammed b. Ahmed b. Ebi-l Fevaris&quot; diye anmıştır.</p>
<p>
	Seyyid Nu&#39;man Alusizade de Celalu&#39;l Ayneyn adlı kitabının eklemeler b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde, onu &ouml;v&uuml;c&uuml; s&ouml;zlerle anmış, s&ouml;z&uuml;nde, amelinde ve vakarında &ouml;rnek olan pek değerli ve y&uuml;ce bir şahıs olarak tanıtmıştır.</p>
<p>
	Muhammed b. Ebi-l Fevaris, Emir&#39;el- M&uuml;&#39;minin Ali&#39;nin ve p&acirc;k İmamların fazilet ve menkıbelerinde kırk hadisi i&ccedil;eren Erbain adlı kitap yazmıştır. Bu kitabın başında ş&ouml;yle yazar: &quot;G&uuml;venilir raviler Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&#39;den ş&ouml;yle rivayet ederler: &quot;&Uuml;mmetim i&ccedil;in kırk hadis hıfzeden (belleyen, koruyan) kimseye ben şefaat edeceğim.&quot;</p>
<p>
	Daha sonra ş&ouml;yle yazar: &quot;Bize, hıfz edilmesinde bu kadar b&uuml;y&uuml;k sevap ve fazileti olan hadislerin neler olduğunu soracak olurlarsa, cevap olarak deriz ki: Bu soru Muhammed b. Meclis-i Şafii&#39;nin bulunduğu bir toplantıda sorulduğunda Şafii ş&ouml;yle cevap verdi: &quot;Bu kırk hadis, Emir&#39;&uuml;l M&uuml;&#39;minin Ali b. Ebi Talib&#39;in faziletiyle ilgili olmalıdır.&quot;</p>
<p>
	Muhammed b. Ebi-l Fevaris daha sonra kitabının d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; hadisinde kendi senediyle Ebu Hafs Ahmed b. Nafi-i Basri&#39;den ş&ouml;yle nakleder: Babam İmam Ali b. Musa er-Rıza&#39;nın hizmet&ccedil;isiydi. O, İmam Rıza&#39;dan, o da babası Musa b. Cafer&#39;den, o da Cafer-i Sadık&#39;tan, o da Muhammed B&acirc;kır&#39;dan, o da Ali b. H&uuml;seyin&#39;den, o da H&uuml;seyin b. Ali&#39;den, o da babası Ali b. Ebi Talib&#39;ten, o da Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&#39;den ş&ouml;yle nakletmiştir: &quot;Allah Teala&#39;nın katında alnı a&ccedil;ık olmak isteyen kimse Ali b. Ebi Talib&#39;i sevsin. Ey Ali, Allah&#39;ın kendisinden razı olmasını isteyen kimse oğlun Hasan&#39;ı sevsin. Korkmadan can vermek isteyen kimse oğlun H&uuml;seyin&#39;i sevsin. Allah&#39;ın, g&uuml;nahlarını affetmesini isteyen kimse Ali b. H&uuml;seyin&#39;i sevsin. Hakkın likasına ulaşmak isteyen kimse Muhammed b. Ali&#39;yi sevsin. Allah&#39;ın, amel defterini sağ eline vermesini isteyen kimse Cafer b. Muhammed&#39;i sevsin. Hakkın likasına tertemiz gitmek isteyen kimse Musa b. Cafer&#39;i sevsin. Hakkın rahmetine g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; gitmek isteyen kimse Ali b. Musa&#39;yı sevsin. Derecelerinin y&uuml;ce olmasını ve g&uuml;nahlarının iyiliklere d&ouml;n&uuml;şmesini isteyen kimse onun oğlu Muhammed b. Ali&#39;yi sevsin. Kendisinin kolay hesaba &ccedil;ekilmesini ve g&ouml;kle yer arası kadar geniş olan takvalıların cennetine girmek isteyen kimse Ali b. Muhammed&#39;i sevsin. Kurtuluşa erenlerle birlikte Allah&#39;ı m&uuml;lakat etmek isteyen kimse onun oğlu Askeri&#39;yi sevsin. İmanının k&acirc;mil olmasını isteyen kimse de onun oğlu Sahibe&#39;z Zaman Mehdi&#39;yi sevsin. Bunlar sapıklık karanlığı gecelerinin aydın lambaları, hak &ouml;nderler ve fazilet sancaklarıdırlar. Onları sevip kendilerine &ouml;nder bilenlere ben cenneti tazmin ediyorum.&quot;</p>
<p>
	Muhammed b. Ebi-l Fevaris s&ouml;z&uuml;n&uuml;n sonuna şunu ekler: &quot;&Ccedil;eşitli mezhepleri araştırıp inceledikten sonra hakikate ulaştım ve aydınlık yolunu buldum. A&ccedil;ık delillerle ve sahih hadislerle onu izledim. Resulullah&#39;ın Ehl-i Beyti&#39;nin &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; hakkında g&uuml;venilir ravilerden ve takvalı insanlardan elde ettiklerimi aynen naklettim.&quot; <a href="#_edn2" name="_ednref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	3- Şeyh Ahmed C&acirc;mi (536): Mehdi&#39;yi Hz. İmam Askeri&#39;nin oğlu bilenlerdendir. Abdurrahman C&acirc;mi Nefahat-ul &Uuml;ns&#39;de Sufilerin &ouml;nde gelenlerini sayarken onu &ccedil;ok&ccedil;a &ouml;verek diyor ki: O kırk yaşından sonra halkı irşada başladı. O, ulema ve ileri gelenleri hayrete d&uuml;ş&uuml;ren bin sayfalık bir kitap yazmış ve &ccedil;oklarını kendisine bağlamıştır. Şeyh S&uuml;leyman Kunduz&icirc; Hanefi Yenabiu&#39;l Meveddet adlı eserinde, Şeyh Ahmed Cami&#39;nin, on iki İmama ve İmam Mehdi&#39;nin İmam Hasan Askeri&#39;nin oğlu olduğuna inandığını g&ouml;steren Şiirini nakletmiştir. <a href="#_edn3" name="_ednref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	4- İbn-i Hişab-i Bağdadi (567): Meşhur bilgin, nahivci, m&uuml;fessirdir. İbn-i Hallikan Vefayat-&uuml;l Ayan&#39;da ş&ouml;yle yazar: İbn-i Hişab-i Bağdad&icirc; diye meşhur olan Şeyh Ebu Muhammed Abdullah b. Ahmed b. Muhammed b. Hişab, edebiyat, nahiv, tefsir, hadis, soy bilim ve hesap ilminde meşhur alimdir. O Kur&#39;an-ı Kerim&#39;i &ccedil;eşitli kıraatlerle ezberlemiş olup &ccedil;eşitli ilimlerde &uuml;stattı&#8230;</p>
<p>
	Suyuti de &quot;Tabakat-un Nuhat&quot;da ve diğerleri diğer kaynaklarda bu ve buna benzer ibaretlerle onu anmış ve eserlerini saymışlardır.</p>
<p>
	İbn-i Hişab k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kitap olan &quot;Tarih-i Mevalid-il Eimme ve Vefayatihim&quot;de, İbn-i Sebbağ-i Maliki &quot;el-Fusul-il Muhimme&quot;de ve Şeyh S&uuml;leyman Hanefi &quot;Yenabi-ul Meveddet&quot;de Ebu Nuaym-i İsfehani&#39;nin &quot;Erbain&quot;inde ve Ehl-i S&uuml;nnete g&ouml;re g&uuml;venilir olan Ali b. İsa Erbili&#39;nin &quot;Keşf-ul Gumme fi Marifet-il Eimme&quot;sinden naklen, kendi senediyle Ebubekr Ahmed b. Nasr b. Abdullah b. Feth Dari-i Nehrevani&#39;den ve Sıddıka b. Musa&#39;dan İmam Rıza aleyhi&#39;s-sel&acirc;m&#39;ın ş&ouml;yle buyurduğunu nakleder: &quot;Halef-i Salih, Ebu Muhammed Hasan b. Ali&#39;nin evlatlarındandır; Sahib-ez Zaman ve Mehdi odur.&quot;</p>
<p>
	Yine İbn-i Hişab yazıyor ki: Cerrah b. S&uuml;fyan bize ş&ouml;yle nakletti: Tahir b. Harun b. Musa Alevi, babası Harun&#39;dan ve o da babası Musa&#39;dan ş&ouml;yle nakletti: &quot;Mevlam Cafer b. Muhammed aleyhi&#39;s-sel&acirc;m buyurdu ki: Halef-i Salih, benim evlatlarımdandır. O Mehdi&#39;dir. İsmi &quot;Muhammed&quot; ve k&uuml;nyesi Ebu-l Kasım&#39;dır. O ahir zamanda kıyam edecektir. Onun annesinin adı ise Seykal&#39;dir.&quot;</p>
<p>
	Ebubekir Dari&#39; der ki: Bir rivayette onun annesinin isminin Hekime ve başka bir rivayette Nergis olduğu belirtilir, Susen olduğu da s&ouml;ylenir. Ama Allah daha iyi bilir. Onun k&uuml;nyesi Ebu-l Kasım&#39;dır. <a href="#_edn4" name="_ednref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	5- Muvaffak b. Ahmed-i Hanefi (568): Fıkıh, hadis, Şiir, vaaz, hitabede &uuml;stat idi. Menakıb&#39;de Fahr-ul Kudat Necmuddin Ebu Mansur Muhammed b. H&uuml;seyn b. Muhammed Bağdadi&#39;den kendi senediyle Selman-i Farsi&#39;den ş&ouml;yle rivayet eder: Resulullah&#39;ın sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih huzuruna girdiğimizde H&uuml;seyin&#39;in onun kucağında oturuyordu. Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih de onun ağzından, g&ouml;zlerinden &ouml;p&uuml;yor ve buyuruyordu ki: &quot;Sen efendisin, efendinin oğlusun, efendinin kardeşisin, efendilerin babasısın. Sen İmamsın, İmamın oğlusun, İmamın kardeşisin ve İmamların babasının. Sen Allah&#39;ın h&uuml;ccetisin, Allah&#39;ın h&uuml;ccetinin oğlusun, Allah&#39;ın h&uuml;ccetinin kardeşisin ve senin soyundan olan Allah&#39;ın h&uuml;ccetlerinin babasısın; onların dokuzuncusu onların K&acirc;imidir.&quot;</p>
<p>
	Yine bu senetle Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&#39;ten ş&ouml;yle rivayet eder: &quot;Beni g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkardıkları gece Allah Teala buyurdu ki: &quot;Peygamber Rabbinden inene iman etti.&quot; Bunun &uuml;zerine ben dedim ki: &quot;M&uuml;minler de iman ettiler.&quot; Allah Teala, &quot;doğru dedin&quot; buyurdu.</p>
<p>
	Daha sonra buyurdu ki: &quot;&Uuml;mmetinden kimi kendi yerine bıraktın.&quot; Ben, &quot;onların en &uuml;st&uuml;n&uuml;n&uuml;&quot; dedim. Buyurdu ki: &quot;Ali b. Ebi Talib&#39;i mi?&quot; &quot;Evet&quot; dedim. Bunun &uuml;zerine ş&ouml;yle buyurdu: &quot;Ey Muhammed! Ben yery&uuml;z&uuml;ne bakarak seni se&ccedil;tim ve senin adını kendi adlarımdan &ccedil;ıkardım. Ben Mahmud&#39;um, sen ise Muhammed&#39;sin. Daha sonra tekrar baktım ve Ali&#39;yi se&ccedil;tim. Onun da adını kendi adlarımdan t&uuml;rettim. Ben A&#39;la&#39;yım, o ise Ali&#39;dir.&quot;</p>
<p>
	&quot;Ey Muhammed! Ben seni, Ali&#39;yi, Fatıma&#39;yı, Hasan ve H&uuml;seyin&#39;i ve H&uuml;seyin&#39;in soyunu kendi nurumdan yarattım ve sizin &ouml;nderliğinizi g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ndekilere ve yery&uuml;z&uuml;ndekilere sundum. Onu kabul edenler benim yanımda iman ehli sayıldı, kabul etmeyenler ise bunun dışında kaldı.</p>
<p>
	Ey Muhammed! Kullarımdan biri sizin &ouml;nderliğinizi kabul etmediği halde b&uuml;t&uuml;n g&uuml;c&uuml;yle &ouml;lecek derecede bana ibadet etse de onu affetmem. Ey Muhammed! Onları g&ouml;rmek ister misin?&quot; Ben, &quot;Evet, ey rabbim&quot; dedim. Bunun &uuml;zerine &quot;bak&quot; buyurdu. Baktığımda Ali, Fatıma, Hasan, H&uuml;seyin, Ali b. H&uuml;seyin, Muhammed b. Ali, Cafer b. Muhammed, Musa b. Cafer, Ali b. Musa, Muhammed b. Ali, Ali b. Muhammed, Hasan b. Ali ve Mehdi&#39;nin nurlar i&ccedil;inde namaza durduklarını ve Mehdi&#39;nin onların arasında parlak bir yıldız gibi durduğunu g&ouml;rd&uuml;m.</p>
<p>
	Daha sonra Allah Teala buyurdu ki: &quot;Ey Muhammed! Bunlar benim h&uuml;ccetlerimdir. Mehdi ise senin soyuna edilen zul&uuml;m ve d&ouml;k&uuml;len kanların intikamını alacak olan kimsedir. İzzet ve celalime andolsun ki, o benim dostlarım i&ccedil;in gerekli bir h&uuml;ccettir. Benim d&uuml;şmanlarımdan intikam alacak olan da odur.&quot; <a href="#_edn5" name="_ednref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	6- İbn-i Erzek Ebulfazl Abdullah b. Muhammed b. Abdulvehhab Fariki (590): İbn-i Hallikan&#39;dan &quot;Tarih-i Meyyafarikayn&quot;de ş&ouml;yle yazmıştır: İmam Hasan Askeri&#39;nin oğlu Mehdi, hicri 258&#39;de, Rabiulevvel&#39;in 19&#39;unda d&uuml;nyaya gelmiştir. <a href="#_edn6" name="_ednref6" title="">[6]</a></p>
<p>
	Bizim i&ccedil;in &ouml;nemli olan İbn-i Erzak&#39;ın, İmam Hasan Askeri&#39;nin Mehdi isminde bir oğlunun d&uuml;nyaya geldiğini itiraf etmesidir. Yoksa ulema arasında İmam-ı Zaman&#39;ın hicri 15 Şaban 255 yılında d&uuml;nyaya geldiği meşhur olan bir g&ouml;r&uuml;şt&uuml;r.</p>
<p>
	7- Şeyh Feriduddin-i Attar: Hicri 627 yılında &ouml;ld&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Hicri yedinci y&uuml;zyılın meşhur arifidir. &quot;Mesnevi&quot;nin sahibi Celaluddin Muhammed Belhi irfandaki o kadar y&uuml;ce makamına rağmen diyor ki:</p>
<p>
	Attar gezdi yedi şehri</p>
<p>
	Biz sokağın başındayız.</p>
<p>
	Attar &quot;el-Muzaffer-us Sefa&quot; adlı kitabında diyor ki:</p>
<p>
	Son peygamber olan Mustafa&#39;ydı</p>
<p>
	A&ccedil;ıklanan son veliyse Murtaza&#39;ydı</p>
<p>
	Evliyadır Haydar&#39;ın evlatları</p>
<p>
	Hepsi bir nur olması, hak tarafından olan nidaydı.</p>
<p>
	Diğer masum İmamları andıktan sonra İmam-ı Zaman&#39;a ulaşınca ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	Yery&uuml;z&uuml;nde y&uuml;z bin evliya</p>
<p>
	Yakinen isterler Allah&#39;tan Mehdi&#39;yi</p>
<p>
	Ya ilahi! Mehdi&#39;yi gaybetten &ccedil;ıkar</p>
<p>
	T&acirc; ki cihanda adalet ola aşikar</p>
<p>
	Mehdi h&acirc;didir, muttakilerin tacı</p>
<p>
	En iyi mahluk evliya burcunda</p>
<p>
	Sensin bu zamanın evliyasının sonuncusu</p>
<p>
	Her manadan gizlisin ey can-ı canan</p>
<p>
	Seni ki hem a&ccedil;ıksın, hem gizli</p>
<p>
	Attar k&ouml;len sena etmeye geldi</p>
<p>
	8- Şeyh Amir Basri: Rum&#39;un Sevani b&ouml;lgesinde ikamet eden bir arifti. Sonları &quot;ta&quot; harfiyle biten &quot;Zat-ul Envar&quot; adlı kasidesi meşhurdur. 632&#39;de vefat eden &Ouml;mer b. Fariz-i End&uuml;l&uuml;si Mısri onu kasidelerin en g&ouml;zde olanı bilmiştir. Şeyh Amir-i Basri&#39;nin kasidesi maarif, sırlar ve adab hakkında olup on iki b&ouml;l&uuml;mden oluşur. İmam-ı Zaman&#39;ı tanıma ve ne zaman zuhur edeceği hakkında olan dokuzuncu b&ouml;l&uuml;mde ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&#8211; Ey hidayet &ouml;nderi! Ne zamana kadar gayıp kalacaksın?</p>
<p>
	&#8211; Ey babamız! D&ouml;n&uuml;ş&uuml;nle bizlere minnet bırak.</p>
<p>
	&#8211; Bizim g&ouml;z&uuml;m&uuml;z gelen siyah bayraklardadır.</p>
<p>
	&#8211; Ve onun misk kokusu burnumuza gelmektedir.</p>
<p>
	&#8211; Cihan bu m&uuml;jdeden neşeyle dolacak.</p>
<p>
	&#8211; Ve ağızlar mutluluktan a&ccedil;ık kalacak.</p>
<p>
	&#8211; Yorulduk ve bekleyiş uzun &ccedil;ekti, &ouml;yleyse ey varlık kutubu!</p>
<p>
	&#8211; Allah aşkı i&ccedil;in likana ulaşmamız i&ccedil;in &ccedil;alış!</p>
<p>
	Ve sonra ş&ouml;yle devam ediyor:</p>
<p>
	&#8211; Gelişinde acele et ki seni g&ouml;rebilelim</p>
<p>
	&#8211; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; gaybetten sonra mahbubu g&ouml;rmenin has bir tadı var.</p>
<p>
	9- Muhyiddin İbn-i Arabi (637): Genel olarak Ehl-i S&uuml;nnet alimleri ve &ouml;zellikle Şii bilginleri onu ariflerin ileri gelenlerinden, hakka ulaşan, şeriat, tarikat ve hakikatin reisi bilmişlerdir. Muhyiddin, Şa&#39;rani der ki: &quot;Futuhat&#8211;ul Mekkiye&quot; kitabının 366. b&ouml;l&uuml;mde ş&ouml;yle yazar:</p>
<p>
	&quot;Mehdi zuhur etmelidir. Ancak yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;mle dolduktan sonra onu adaletle doldurmak i&ccedil;in zuhur edecektir. D&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml;nden bir g&uuml;n bile kalsa Allah Teala o g&uuml;n&uuml; bu halife hilafete ulaşıncaya kadar uzatacaktır.</p>
<p>
	Mehdi Resulullah&#39;ın sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih soyundan ve Fatıma&#39;nın sel&acirc;m&#39;ullahi aleyha evlatlarındandır. Dedesi H&uuml;seyin b. Ali b. Ebi Talib&#39;dir. Babası, Ali b. Ebi Talib&#39;in oğlu, İmam H&uuml;seyin&#39;in oğlu, İmam Zeynulabidin&#39;in oğlu, İmam Muhammed B&acirc;kır&#39;ın oğlu, İmam Cafer-i Sadık&#39;ın oğlu, Musa K&acirc;zım&#39;ın oğlu, İmam Ali Rıza&#39;nın oğlu, İmam Muhammed Taki&#39;nin oğlu, İmam Ali Naki&#39;nin oğlu İmam Hasan Askeri&#39;dir aleyhi&#39;s-sel&acirc;m.</p>
<p>
	Onun ismi Resulullah&#39;ın sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih ismiyle birdir. M&uuml;sl&uuml;manlar R&uuml;kn ile Makam arasında ona biat edeceklerdir. O Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih gibidir. Ahlaki a&ccedil;ıdan da ona benzer.</p>
<p>
	Daha sonra İmam, İmam-ı Zaman&#39;ın şeklini ve zuhur edeceği zaman yapacağı işleri geniş&ccedil;e a&ccedil;ıklamıştır. <a href="#_edn7" name="_ednref7" title="">[7]</a></p>
<p>
	Muhyiddin, Futuhat&#39;ın 463. b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde kutup hakkında bahsederken ş&ouml;yle yazar: Bu &uuml;mmetin on iki kutubu vardır. İslam &uuml;mmeti o kutupların varlığı etrafında d&ouml;nmektedir. Nitekim d&uuml;nya ve ahirette madde alemi de on iki bur&ccedil; &uuml;zerindedir.</p>
<p>
	10- Şeyh Sa&#39;duddin Hamevi (650): Şeyh Sa&#39;duddin Hamevi, Şeyh Necmuddin-i Kubra&#39;nın muavini diye tanınan, 618 yılında &ouml;ld&uuml;r&uuml;len meşhur arif ve bilgin Sa&#39;duddin Muhammed b. Mueyyid b. Ebi-l H&uuml;seyin b. Muhammed b. Hameviyye&#39;dir. Abdurrahman-i Sufi&#39;nin Mir&#39;at-ul Esrar&#39;da naklettiğine g&ouml;re o, İmam-ı Zaman&#39;ın sıfat ve &ouml;zellikleri hakkında m&uuml;stakil bir kitap yazmış ve Şia&#39;nın akidesinde inanılan Sahib-ez Zaman&#39;ın Hz. Mehdi olduğunu bildirmiştir.</p>
<p>
	Şeyh Azizuddin Nesefi n&uuml;b&uuml;vvet ve velayet konusunda yazmış olduğu Fars&ccedil;a makalesinde ş&ouml;yle der: Şeyhlerin şeyhi Sa&#39;duddin Hamevi buyuruyor ki: Peygamber efendimizden &ouml;nce ge&ccedil;miş dinlerde &quot;veli&quot; kelimesi yoktu, sadece &quot;nebi&quot; vardı. O d&ouml;nemlerde şeriat sahiplerinin miras&ccedil;ıları olup Allah&#39;a yakın olan herkese &quot;enbiya&quot; deniyordu. Her dinde de sadece bir şeriat sahibi vardı.</p>
<p>
	Hz. Adem&#39;in aleyhi&#39;s-sel&acirc;m dininde birka&ccedil; peygamber vardı; onların hepsi Adem&#39;in aleyhi&#39;s-sel&acirc;m miras&ccedil;ıları olup insanları onun dinine davet ediyorlardı. Hz. Nuh&#39;un, Hz. İbrahim&#39;in, Hz. Musa&#39;nın ve Hz. İsa&#39;nın aleyhi&#39;s-sel&acirc;m dininde de b&ouml;yleydi.</p>
<p>
	Hz. Muhammed sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&#39;e yeni bir din ve şeriat geldiği i&ccedil;in Allah tarafından onun dininde &quot;veli&quot; kelimesi ortaya &ccedil;ıktı. Allah Teala Resulullah&#39;ın Ehl-i Beyt&#39;inden on iki kişiyi se&ccedil;erek onun miras&ccedil;ıları kıldı ve onları kendisine mukarreb (yakın) kıldı ve kendi velayetine has etti. Onları Muhammed&#39;in sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih miras&ccedil;ıları kıldı. &quot;Alimler nebilerin miras&ccedil;ılarıdır&quot; ve &quot;&Uuml;mmetimin alimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidir.&quot; hadislerini de onlar hakkında buyurdu. Ama son naip olan son veli, on ikinci naip ve on ikinci velidir. Velilerin sonuncusu ve Sahib-ez Zaman Mehdi de odur. Şeyh buyurur ki, d&uuml;nyadaki evliyanın sayısı on ikiden fazla değildir.&quot; <a href="#_edn8" name="_ednref8" title="">[8]</a></p>
<p>
	11- Kemaluddin Muhammed b. Talha Şafii (650): Tabakat-uş Şafiiyye&#39;de ş&ouml;yle yazar: O mercilerden ve &ouml;nde gelenlerden biriydi. Fıkıh ve diğer ilimleri &ouml;ğrenmiş olup, akait ve mezheplerin ileri gelen fakihlerinden sayılırdı. Bir m&uuml;ddet sultanın katibiydi ve bu alanda y&uuml;ksek bir makama ulaştı. Hadis ilmini de muhaddislerden &ouml;ğrenmişti. Haleb ve Dimeşk&#39;te hadis naklederdi. Hafız Dimyati ve Mecduddin b. Adim onun &ouml;ğrencilerindendir.</p>
<p>
	İbn-i Talha, Arap&ccedil;a olan &quot;Metalib-us Seul fi Menakib-i &Acirc;l-i Resul&quot; adlı eserinin on ikinci b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; masum İmamlara ayırmıştır. Mesela, bir yerinde diyor ki: On birinci b&ouml;l&uuml;m: Ebu Muhammed Hasan 231 yılında d&uuml;nyaya gelmiştir&#8230; Allah Teala&#39;nın ona vermiş olduğu, daimi sıfatı kıldığı, d&uuml;nyanın eksiltmeyeceği ve insanların dillerinden d&uuml;ş&uuml;rmeyeceği fazilet ve &ouml;zellik, Muhammed Mehdi&#39;yi onun soyundan kılması ve onun oğlu etmesidir.</p>
<p>
	On ikinci b&ouml;l&uuml;m: Ebu-l Kasım, Muhammed b. Hasan el-Halis b. Ali-el Mutevekkil b. Muhammed-il Kani&#39; b. Ali-er Rıza b. Musa-el K&acirc;zım b. Cafer-es Sadık b. Muhammed-el B&acirc;kır b. Ali Zeynulabidin b. H&uuml;seyin-ez Zeki b. Ali-el Murteza Emirulm&uuml;minin b. Ebi Talib, el-Mehdi-il H&uuml;ccet, el-Halef-es Salih-il Muntazar.</p>
<p>
	Şeyh S&uuml;leyman-ı Hanefiyye Yenabi-ul Mevedde&#39;de (s. 410) diyor ki: İbn-i Talha &quot;D&uuml;rr-ul Munezzem&quot;de ş&ouml;yle diyor: Allah Teala&#39;nın, ahir zamanda yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;mle dolduğu zaman zuhur ederek adaletle dolduracak bir halifesi vardır. Allah Teala&#39;nın emriyle kıyam edecek olan bu İmam Mehdi b&uuml;t&uuml;n mezhepleri yok edecek ve sadece halis din (İslam) kalacaktır.</p>
<p>
	O &quot;Metalib-us Sual&quot;da on ikinci b&ouml;l&uuml;mde Şiirlerinde diyor ki: Son h&uuml;cceti Allah Teala teyit etmiş ve bizi onu tanımakla doğru yola hidayet etmiştir. Resulullah ondan s&ouml;z etmiş ve biz (Ehl-i S&uuml;nnet) onu rivayet etmişizdir. Ulemamız da onun manasını anlamış ve Mehdi hakkındaki hadislerin s&ouml;ylenene uygun olarak geldiğini g&ouml;rm&uuml;şlerdir. Bu alanda Resulullah&#39;ın, &quot;O Zehra&#39;nın soyundandır&quot; diye buyurmuş olması yeterlidir. Hi&ccedil; kimse hi&ccedil; bir zaman Allah Teala&#39;nın Mehdi&#39;ye verdiği belirtilere sahip olmamıştır.</p>
<p>
	12- Sıbt b. Cevzi (654): Meşhur fakih ve vaiz Şemsuddin Ebu-l Muzaffer Yusuf b. Kızoğlu b. Abdullah-i Bağdadi Hanefi ve Abdulferec b. Cevzi&#39;nin kızından olan torunudur. İbn-i Hallikan, dedesi Ebu-l Ferec hakkında ş&ouml;yle yazar: &quot;Şemsuddin Ebu-l Muzaffer Yusuf b. Kazavoğlu Hanefi&#39;lerin meşhur vaizlerindendir, kemal a&ccedil;ısından da herkesin dikkatini &ccedil;ekmekteydi.&quot;</p>
<p>
	Sıbt b. Cevzi vaaz ve hitabede b&uuml;y&uuml;k bir makama sahipti. &Ouml;yle ki halife ailesiyle birlikte oturup onun vaazlarını dinliyordu. Herkes onun ilminden istifade ediyordu. Onun değerli ve meşhur eserleri vardır. Kırk cilt olarak yazmış olduğu meşhur tarihi &quot;Mirat-uz Zaman&quot; bu c&uuml;mledendir.</p>
<p>
	O, 654&#39;te Dimeşk&#39;te vefat etmiştir. tanınmış eserlerinden biri de &quot;Tezkiret-ul Havas&quot;tır. O, bu kitabında İmam Hasan Askeri&#39;nin hayatını ve evlatlarını anlattıktan sonra ş&ouml;yle yazar: &quot;Onlardan biri &quot;Muhammed&quot;dir&#8230; İmam &quot;Muhammed&quot; İmam Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Ebi Talib aleyhi&#39;s-sel&acirc;m&#39;ın oğludur. Onun k&uuml;nyesi Ebu Abdullah, Ebu-l Kasım, Halef-i H&uuml;ccet, Sahib-ez Zaman, K&acirc;im-ul Muntazar&#39;dır. O, Ehl-i Beyt İmamlarının aleyhi&#39;s-sel&acirc;m sonuncusudur.</p>
<p>
	Abdulaziz b. Mahmud b. Bezzaz, Abdullah b. &Ouml;mer&#39;den bize ş&ouml;yle rivayet etti: &quot;Resulullah buyurmuştur ki: Ahir-i zamanda benim evlatlarımdan, ismi benim ismim, k&uuml;nyesi benim k&uuml;nyem olan biri zuhur edecektir. O, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;mle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır. O, Mehdi&#39;dir.&quot; Bu hadis meşhurdur. Ebu Davud ve Zuhri de Hz. Ali aleyhi&#39;s-sel&acirc;m&#39;dan bu anlamda rivayet etmişlerdir. Yine Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih buyurmuştur ki: &quot;D&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml;nden bir g&uuml;nden fazla kalmamış olsa dahi Allah Teala o g&uuml;nde benim Ehl-i Beyt&#39;imden olan birini, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle doldurmak i&ccedil;in se&ccedil;er.&quot;</p>
<p>
	Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih bir &ccedil;ok hadiste Mehdi&#39;den bahsetmiştir.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n Şiiler Halef-i H&uuml;ccet&#39;in (Mehdi&#39;nin) var olduğuna ve yaşadığına inanırlar ve bu konuda birka&ccedil; delil getirirler. O delillerden biri şudur: (Ehl-i S&uuml;nnet&#39;e g&ouml;re) Hızır ve İlyas gibi bazılarının &ouml;mr&uuml; uzundur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu ikisinin ka&ccedil; yaşında olduğu belli değil!&#8230;&quot;</p>
<p>
	İmamlarla ilgili bahsinin sonunda ise ş&ouml;yle yazar: &quot;İmamın şartlarından birisi, hata etmemesi ve kılavuza ihtiya&ccedil; duymaması i&ccedil;in masum olmasıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; aksi taktirde tesels&uuml;l ortaya &ccedil;ıkar ve sonsuza kadar ulaşır. Oysa tesels&uuml;l aklen imkansızdır.</p>
<p>
	Biri de şu ki: Tertemiz İmamlar Allah&#39;ın kullara h&uuml;ccetleridirler. H&uuml;ccetin şartlarından birisi ise her a&ccedil;ıdan masum olmasıdır.&quot; <a href="#_edn9" name="_ednref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	13- Hafız Muhammed b. Yusuf-i Genci Şafii (658): İbn-i Sebbağ-i Maliki, &quot;el-Fusul-ul Muhimme&quot; adlı kitabında onun hakkında &quot;İmam Hafız&quot; tabirini kullanmıştır. İbn-i Hacer-i Askalani de Sahih-i Buhari&#39;nin şerhi &quot;Feth-ul Bari&quot;de onun rivayetlerine istinat etmektedir. Katib &Ccedil;elebi &quot;Keşf-uz Zunun&quot; adlı kitabında ş&ouml;yle yazar: &quot;Kifayet-ut Talib fi Menakib-i Ali b. Ebi Talib&quot; 658&#39;de vefat eden Şeyh Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. Yusuf-i Kenceki Şafii&#39;nin eseridir. &quot;el-Beyan fi Ahbar-i Sahib-iz Zaman&quot; da Ebu Abdullah Muhammed b. Yusuf-i Kenceki Şafii&#39;nin eseridir.</p>
<p>
	Bu değerli alim, Emir-&uuml;l m&uuml;&#39;minin Ali aleyhi&#39;s-sel&acirc;m&#39;ın menakib ve faziletleri hakkında yazdığı &quot;Kifayet-ut Talib&quot; adlı eserinde Ali aleyhi&#39;s-sel&acirc;m&#39;ın soyundan gelen İmamların isimlerini bir bir kaydedip kısaca hayatlarını yazdıktan sonra on birinci İmam b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde ş&ouml;yle kaydeder: &quot;Ebu Muhammed Hasan (el-Askeri) Samerra&#39;daki evinde defnedilmiştir.</p>
<p>
	Onun bir oğlu vardır ve o da &quot;İmam Muntazar&quot;dır. Biz kitabımızı onun mektubuyla bitiriyoruz ve daha sonra onun hakkında ayrıntılı bilgi vereceğiz.&quot; <a href="#_edn10" name="_ednref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	Daha sonra &quot;el-Beyan fi Ahbar-i Sahib-ez Zaman&quot; adlı kitabında İmam&#39;dan geniş&ccedil;e bahsetmiştir. Bu kitabın 25. b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde ş&ouml;yle yazar: &quot;Gaybete &ccedil;ekildiği g&uuml;nden bug&uuml;ne kadar yaşamaktadır. Onun şimdiye kadar yaşaması akli a&ccedil;ıdan m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.&quot; <a href="#_edn11" name="_ednref11" title="">[11]</a></p>
<p>
	14- Celaluddin Muhammed Belhi (672): B&uuml;y&uuml;k &quot;Mesnevi&quot; kitabının sahibidir. Tanınmış bilgin ve arif &quot;Şems-i Tebrizi&quot; adlı divanında bir gazelinde g&uuml;zel bir hal ile on iki İmamın ismini anmaktadır. <a href="#_edn12" name="_ednref12" title="">[12]</a></p>
<p>
	15- Şeyh Alauddevle Simnani (736): Meşhur ariftir. Abdurrahman Cami&#39;nin nakline g&ouml;re &quot;Şevahid-un Nubuvve&quot;de irfan ve sufilik a&ccedil;ısından kutuplar ve abdallar silsilesini sayarken ş&ouml;yle yazar: Kutbiyye derecesine ulaşanlardan biri de Muhammed b. Hasan b. Askeri&#39;dir ve onun değerli babaları pak Ehl-i Beyt İmamlarıdır. O gaybete &ccedil;ekildiğinde abdallar dairesine girdi. <a href="#_edn13" name="_ednref13" title="">[13]</a></p>
<p>
	16- Abdurrazzak Kaşani (736): Meşhur bir ariftir. &quot;Tuhfet-ul İhvan fi Hesais-il Feteyan&quot; kitabında ş&ouml;yle yazar: N&uuml;b&uuml;vvetin başlangıcı Adem safiyyellah, kutbu İbrahim halilullah ve sonu Muhammed habibullah olduğu gibi c&ouml;mertliğin başı da İbrahim, kutbu Emir-&uuml;l m&uuml;minin Ali ve sonu da velilerin sonuncusu olan Muhammed Mehdi&#39;dir. <a href="#_edn14" name="_ednref14" title="">[14]</a></p>
<p>
	17- Şeyh Abdullah Mutiri Medeni Şafii (765): &quot;el-Rivaz-uz Zahire fi Fazl-i Al-i Beyt-in Nebi ve İtretih-it Tahire&quot; kitabında Ehl-i beyt İmamlarının aleyhi&#39;s-sel&acirc;m faziletleri hakkında y&uuml;z elli bir tane hadis kaydetmiştir. En son hadisinde diyor ki: &quot;H&uuml;seyin b. Ali&#39;nin evlatlarından biri ahir zamanda gelecek olan Mehdi&#39;dir.</p>
<p>
	&#8230; H&uuml;seyin&#39;in soyundan gelenlerin hepsi, b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların g&uuml;&ccedil;lerinin y&uuml;celiğini, ilimlerinin &ccedil;okluğunu, takvalarını ve kemallerini itiraf ettiği İmamların b&uuml;y&uuml;k &ouml;nderi, yani peygamberlerin ve en iyi yaratıkların s&uuml;lalesi Zeynulabidin Ali b. H&uuml;seyin&#39;e (Allah ondan razı olsun) ulaşırlar.&quot;</p>
<p>
	Daha sonra onun ve p&acirc;k soyundan bir grubun bazı faziletlerini sayarak diyor ki: &quot;Birinci İmam Ali b. Ebi Talib (Allah ondan razı olsun) ve &#8230; Onbirinci İmam Hasan Askeri (Allah ondan razı olsun) ve on ikinci İmam onun oğlu Muhammed K&acirc;im-el Mehdi&#39;dir (Allah ondan razı olsun).</p>
<p>
	İmam Mehdi d&uuml;nyaya gelmeden &ouml;nce M&uuml;sl&uuml;manlar arasında Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih, Ali b. Ebi Talib (Allah ondan razı olsun) ve diğer değerli babaları tarafından onun on ikinci İmam olduğu, kılı&ccedil;la kıyam edeceği, K&acirc;im-i Muntazar olduğu a&ccedil;ık&ccedil;a s&ouml;ylenmiştir. Sahih rivayetlerde kaydedildiğine g&ouml;re on ikinci İmam kıyam etmeden &ouml;nce iki kez gaybete &ccedil;ekilecektir&#8230;&quot; <a href="#_edn15" name="_ednref15" title="">[15]</a></p>
<p>
	Muhaddis Nuri daha sonra ş&ouml;yle yazıyor: &quot;Yazarın el yazısıyla yazmış olduğu &quot;er-Riyaz-uz Zahire&quot;yi ele ge&ccedil;irdim. Onun arkasında ş&ouml;yle yazıyordu: &quot;Riyaz-uz Zahire fi Fazl-i &Acirc;l-in Nebi ve İtretih-it Tahirin&quot; kitabı, Mutiri diye meşhur olan, Şafii mezhebine mensup, Eş&#39;ari ve Nakşibendi tarikatından Allah&#39;a muhta&ccedil; olan Abdullah b. Muhammed&#39;in eseridir.</p>
<p>
	18- Hace Muhammed Parsa (822): &quot;Hace Parsa&quot; diye meşhur olan Hafız Muhammed b. Muhammed b. Mahmud Buhari, Hanefi &acirc;limlerinin iftiharlarından ve Nakşibendi ariflerinin b&uuml;y&uuml;klerindendir.</p>
<p>
	Hace Muhammed Parsa Fars&ccedil;a yazmış olduğu &quot;Fesl-ul Hitab&quot; kitabında ş&ouml;yle der: &quot;Ebu Abdullah Cafer b. Ali-il H&acirc;di kardeşi Muhammed Hasan-il Askeri&#39;nin oğlu olmadığını sanarak, kardeşinin İmametinin kendisine intikal ettiğini iddia ettiği i&ccedil;in &quot;kezzab&quot; (yalancı) diye &ccedil;ağrıldı&#8230; Ve Ebu Muhammed Hasan Askeri, oğlu Muhammed&#39;i ailesi ve ashabı arasından g&uuml;venilir kişilere tanıtmıştı.&quot;</p>
<p>
	Daha sonra İmam Hasan Askeri&#39;nin halası Hakime&#39;nin İmam-ı Zaman&#39;ın veladeti hakkındaki hadisini naklederek ş&ouml;yle diyor: İmam Askeri buyurdu ki: &quot;Halacığım! Bu &ccedil;ocuğu annesine g&ouml;t&uuml;r.&quot; Ben &ccedil;ocuğu annesine g&ouml;t&uuml;rd&uuml;m. Ertesi g&uuml;n İmam Askeri&#39;nin yanına gittiğimde bebeğin onun karşısında olduğunu g&ouml;rd&uuml;m. Bebek &ouml;yle nurluydu ki beni kendisine cezbetti. Bunun &uuml;zerine, &quot;Efendim! Bu m&uuml;barek bebek hakkında bir bilgin var mı?&quot; diye sordum. İmam dedi ki: &quot;Halacığım! Beklenilmesi gereken ve bize m&uuml;jdesi verilen budur.&quot;</p>
<p>
	Bunu duyunca ben secdeye kapanarak Allah&#39;a ş&uuml;krettim. Eve gittiğimde bir s&uuml;re bebeği g&ouml;remedim. Bir g&uuml;n İmam&#39;a, &quot;Ey mevlam! Efendimiz ve muntazarımızı ne yaptın?&quot; diye sorduğumda buyurdu ki: &quot;Onu, Musa&#39;nın annesinin bebeğini emanet ettiği kimseye emanet ettim.&quot;</p>
<p>
	Kitabın haşiyesinde, kitapta nakledilen ve Resulullah&#39;a nispet verilen zayıf hadisi (babasının ismi babamın ismidir) reddederek, C&acirc;mi&#39;nin &quot;Şevahid-un Nubuvvet&quot;te getirdiği Mutezid Abbasi&#39;nin hikayesini naklederek Mehdi&#39;nin kıyamının belirtilerini zikretmiştir.</p>
<p>
	Daha sonra ise ş&ouml;yle yazar: &quot;Bu konuda hadisler sayılmayacak kadar &ccedil;oktur. Her zaman hazır olan g&ouml;zlerden kayıp, Sahib-ez Zaman Mehdi&#39;nin (Allah ondan razı olsun) faziletleri olduk&ccedil;a fazladır. Onun zuhur edeceğine, varlığının nurunun her tarafı aydınlatacağına, İslam dinini yeniden canlandıracağına, gerektiği gibi Allah yolunda cihad edip kendi zamanında, yani takvalıların d&ouml;neminde d&uuml;nyanın d&ouml;rt bir yanını k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden arındıracağını dair bir &ccedil;ok hadis vardır.</p>
<p>
	Onun ashabı her t&uuml;rl&uuml; kusur ve ayıptan arınmış olup onun hidayetiyle hakikate kavuşurlar. Hilafet ve İmamet onun vasıtasıyla son bulur.</p>
<p>
	O, babasının vefatından kıyamete kadar İmamdır. Hz. İsa aleyhi&#39;s-sel&acirc;m onun arkasında namaz kılacak, onun davasını doğrulayacak ve halkı İslam dinine davet edecektir. <a href="#_edn16" name="_ednref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	19- Şemsuddin Muhammed b. Yusuf-i Zerendi (750): Resulullah&#39;ın harem-i şerifinde hadis &uuml;stadı olup hadis dalında &quot;Bağyet-ul Mertab&quot; kitabının ve &quot;D&uuml;rr-us Simtayn fi Fezail-il Mustafa vel Murtaza ve sıbtayn&quot; kitaplarının yazarıdır.</p>
<p>
	Zerendi &quot;Mirac-ul Vusul ila Marifet-i Fazilet-i &Acirc;l-ir Resul&quot; kitabında ş&ouml;yle yazar:</p>
<p>
	&quot;Meşhur kerametler sahibi on ikinci İmam haktır ve Resulullah&#39;ın eserlerini izleme vasıtasıyla y&uuml;ce bir makama sahiptir. O, hakka k&acirc;im ve halkı hakikat yoluna davet eden, yani Ebu-l Kasım Muhammed b. Hasan-il Askeri&#39;dir.&quot; <a href="#_edn17" name="_ednref17" title="">[17]</a></p>
<p>
	20- Melik-ul Ulema-i Hindi (849): Şehabuddin b. Şemsuddin b. &Ouml;mer-i Hindi, &quot;Behr-ul Mevac&quot; tefsirinin sahibi Melik-ul Ulema diye meşhurdur. Gulamali Bilgirami (1172) &quot;Subhet-ul Mercan&quot;da ş&ouml;yle yazıyor: &quot;Mevlana Kadı Şehabuddin b. &Ouml;mer Zevali Devletabadi, Dehli&#39;nin Devletabad b&ouml;lgesinde d&uuml;nyaya gelmiş, Kadı Abdulmuktedir Dehlevi ve Mevlana Havaceki Dehlevi&#39;nin yanında tahsil g&ouml;rm&uuml;ş ve kendi zamanındakilerden &ouml;ne ge&ccedil;miştir. Sonra &quot;Cunfuz&quot;a hicret etmiş ve oranın sultanı tarafından kendisine &quot;Melik-ul Ulema&quot; lakabı verilmiştir. Kadı orada oturarak tahkik ve yazarlığa başladı. Arap ve acem talebeler kendisinden faydalanmak i&ccedil;in onun etrafında toplandılar. Fars&ccedil;a olan &quot;Bahr-ul Mevac&quot; tefsiri ve &quot;Menakib-us Sadat&quot; onun eserlerindendir. O, 849&#39;da vefat etmiştir.&quot;</p>
<p>
	Melik-ul Ulema son kitapta ş&ouml;yle yazıyor: &quot;Ehl-i S&uuml;nnet der ki, d&ouml;rt halifenin hilafeti nasıl tespit olmuştur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih ş&ouml;yle buyuruyor: &quot;Benim hilafetim otuz yıldır.&quot; Ve o Hz. Ali&#39;nin hilafetiyle son buldu. Yine on iki İmamın hilafeti de hadisle sabittir, onlardan:</p>
<p>
	Birincisi: İmam Şah Ali&#39;dir (kerremellah-u vecheh). Onun hilafeti konusunda &quot;Hilafet otuz yıldır&quot; hadisi gelmiştir.</p>
<p>
	İkincisi: İmam Şah Hasan&#39;dır (Allah ondan razı olsun). Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih onun hakkında buyurmuştur ki: &quot;Bu oğlum efendidir. Yakında M&uuml;sl&uuml;manların arasında sulh yapacaktır.&quot;</p>
<p>
	&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;: İmam Şah H&uuml;seyin (Allah ondan razı olsun). Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih onun hakkında buyurmuştur ki: &quot;Bu oğlum efendidir. Yakında azgın bir grup onu &ouml;ld&uuml;recektir.&quot; Ve Şah H&uuml;seyin&#39;in evlatlarından dokuz İmam. Resulullah sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih buyurmuştur ki: &quot;H&uuml;seyin b. Ali&#39;den sonra, onun evlatlarından dokuzu İmamdır. Onların sonuncusu ise K&acirc;im&#39;dir.&quot; Cabir b. Abdullah-i Ensari der ki: Resulullah&#39;ın sall&acirc;&#39;ll&acirc;hu aleyhi ve alih kızı Hz. Fatıma&#39;nın huzuruna gittiğimde onun karşısında bir lehiv olduğunu g&ouml;rd&uuml;m. O lehivde onun evlatlarından olacak İmamların isimleri vardı. Saydığımda onların on bir kişi olduğunu g&ouml;rd&uuml;m, onlardan biri de K&acirc;im&#39;di aleyhi&#39;s-sel&acirc;m.</p>
<p>
	21- İbn-i Sebbağ-i Maliki (855): Nuruddin Ali b. Muhammed Sebbağ-i Maliki Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in ileri gelen alimlerindendir. Hafız b. Hacer-i Askalani&rsquo;nin &ouml;ğrencisi Sehavi-i Mısri hicretin dokuzuncu asrındaki alimler hakkında dokuz ciltlik &ldquo;ed-Du-i Lami&rsquo;&rdquo; adlı kitabında ş&ouml;yle der: &ldquo;O, esasen Kazza ahalisinden olup 784 yılında Mekke&rsquo;de d&uuml;nyaya gelmiş ve orada eğitim g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r. İlk &ouml;nce Kur&rsquo;an&rsquo;ı, fıkıhta bir risaleyi ve İbn-i Malik&rsquo;in Elfiye&rsquo;sini ezberlemiş daha sonra nahv, fıkıh ve diğer ilimleri o b&ouml;lgenin alimlerinden olan Abdurrahman-i Farsi, Abdulvehhab b. Afif-i Yafii, Cemal b. Zuheyre, Ebu-l Mesud, Sa&rsquo;d-i Nuri, Ali b. Muhammed b. Ebibekr-i Şeybi, Muhammed b. Ebibekr b. S&uuml;leyman-i Bikr gibi alimlerden &ouml;ğrenmiştir. Yine Velal Abdulvahid-i M&uuml;rşidi ve Ali-i Zeyn-i Meraği&rsquo;nin derslerine katılmıştır. Onun başlıca &ldquo;el-Fusul-il Muhimme li Marifet-il Eimme ve hum İsna Aşar&rdquo; ve &ldquo;el-İber-u fi men Sefeh-en Nazar&rdquo; gibi eserleri vardır. Kendisi, 855 yılında vefat etti ve &ldquo;Muallat&rdquo; denilen b&ouml;lgede defnedildi.</p>
<p>
	Ahmed b. Abdulkadir Acili-i Şafii de &ldquo;Zahiret-ul Meal&rdquo; adlı kitabında, honsa meselesinde onu &ouml;vm&uuml;şt&uuml;r. Yine Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in b&uuml;y&uuml;k alimlerinden diğer bir grupta ona olan g&uuml;venlerinden dolayı &ldquo;el-Fusul-il Muhimme&rdquo; adlı kitabından alıntı yapmışlardır. Abdullah b. Muhammed Matiri Medeni-i Şafii-i Nakşibendi &ldquo;Riyaz-uz Zahire&rdquo; adlı kitabında, Nuruddin Ali Semhudi &ldquo;Cevahir-ul Akdeyn&rdquo;de ve Burhanuddin Ali Halebi-i Şafii &ldquo;Sire-i Halebiyye&rdquo;de, Abdurrahman-i Sefuri &ldquo;Zinet-ul Mevasis&rdquo;de ve diğerleri bu gruptandırlar.<a href="#_edn18" name="_ednref18" title="">[18]</a></p>
<p>
	İbn-i Sebbağ &ldquo;el-Fusul-ul Muhimme&rdquo; adlı kitabında p&acirc;k İmamların ismini bir bir zikrederek a&ccedil;ıklayıp son olarak ş&ouml;yle s&ouml;yl&uuml;yor: &ldquo;On ikinci b&ouml;l&uuml;m -Ebu-l Kasım H&uuml;ccet Halef-i Salih b. Ebi Muhammed-il Hasan-el Halis-, yani on ikinci İmamın, doğum tarihi, İmametinin delilleri, onun, gaybet ve h&uuml;k&uuml;metinin m&uuml;ddeti, nesep, k&uuml;nye ve lakapları ile ilgili hadisler&rdquo;</p>
<p>
	Daha sonra İmam-ı Zaman&rsquo;ın doğum tarihini beyan ederek g&uuml;venilir ravilerce Resulullah&rsquo;dan ve &ouml;nceki İmamlardan onun hakkındaki hadislerin on ikinci İmam olarak H&uuml;ccet b. Hasan-il Askeri&rsquo;nin şahsına tatbikini nakletmektedir. B&uuml;y&uuml;k Şii ve S&uuml;nni muhaddislerinin bu konuda kendi muteber kaynaklarında kaydettikleri ve &ouml;zel bir &ouml;nem verdikleri hadisleri naklederek diyor ki:</p>
<p>
	&ldquo;Şeyh Ebu Said Muhammed b. Yusuf b. Muhammed Kenceki-i Şafii &ldquo;el-Beyan fi Ahbar-i Sahib-ez Zaman&rdquo; adlı kitabında Mehdi&rsquo;nin yaşadığını ve şimdiye kadar gaybette olduğuna delil getiriyor.</p>
<p>
	İbn-i Sebbağ son olarak İmam Hasan Askeri&rsquo;yle ilgili b&ouml;l&uuml;mde ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Ebu Muhammed&rsquo;in (Allah ondan razı olsun) bir oğlu vardı. O da herkesin hak devletinin zuhurunu beklediği H&uuml;ccet-i K&acirc;im&rsquo;dir. Zamanın halifesinin korkusundan, baskı altında olmasından, Şiilerin aranmasından ve onların tutuklanarak hapsedilmesinden dolayı onun doğumu saklı kaldı.&rdquo;</p>
<p>
	22- Şeyh Abdurrahman Bestami (858): Şeyh S&uuml;leyman Hanefi &ldquo;Yenabi-ul Mevedde&rdquo;de ş&ouml;yle yazar: &ldquo;B&uuml;y&uuml;k şeyh Abdurrahman Bestami &ldquo;D&uuml;rret-ul Meairf&rdquo; kitabının yazarıdır. O Şiirinde der ki:</p>
<p>
	&Acirc;l-i Muhammed&rsquo;in y&uuml;celik ve azameti zuhur edecektir</p>
<p>
	Ve Allah&rsquo;ın adaleti ilk kez olması gerektiği gibi insanlara aşikar olacaktır.</p>
<p>
	İmam ali b. Musa-er Rıza&rsquo;dan bize rivayet edildiği gibi.</p>
<p>
	Ve harif ilmi hazinesinde a&ccedil;ık&ccedil;a elde edilecektir.</p>
<p>
	Daha sonra diyor ki: Şeyh Muhaddis-i Fakih Muhammed b. İbrahim-i Cevyni-i Hamui-i Şafii&rsquo;nin &ldquo;Fevaid-us Sımtayn&rdquo; adlı kitabında kendi senediyle Ahmed b. Ziyad&rsquo;dan, Dubel b. Ali-i Hazai&rsquo;den rivayet ettiği konu bize rivayet edilmiştir ve o ş&ouml;yledir: Sonu &ldquo;ta&rdquo; harfiyle biten kasidemi İmam Rıza&rsquo;ya (Allah ondan razı olsun) okuyunca şu beyitlere ulaştım:</p>
<p>
	Sizlerden bir İmamın gelmesi ş&uuml;phesiz ger&ccedil;ekleşecektir</p>
<p>
	Ve o Allah&rsquo;ın ismi ve bereketiyle kıyam edecektir</p>
<p>
	O aramızdaki b&uuml;t&uuml;n hak ve batılı birbirinden ayıracaktır</p>
<p>
	Ve her iyi ve k&ouml;t&uuml; amelin karşılığını verecektir.</p>
<p>
	Bunun &uuml;zerine İmam Rıza şiddetli bir şekilde ağlayarak ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Ey Dubel! Ruh-ul Kud&uuml;s senin dilinle konuştu. Bu İmamın kim olduğunu biliyor musun?&rdquo; Ben &ldquo;hayır&rdquo; dedim. &ldquo;Sadece sizden olan bir İmamın yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle dolduracağını duydum.&rdquo;</p>
<p>
	Bunun &uuml;zerine İmam buyurdu ki: Benden sonraki İmam oğlum Muhammed ve Muhammed&rsquo;den sonra oğlu Ali ve Ali&rsquo;den sonra oğlu Hasan ve Hasan&rsquo;dan sonra oğlu H&uuml;ccet-i K&acirc;im&rsquo;dir. Gaybeti d&ouml;neminde onu beklemek ve zuhur ettiğinde ise ona itaat etmek gerekir. O yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;mle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.</p>
<p>
	Ama &ldquo;ne zaman kıyam edeceği&rdquo; gelecekten haber vermektir. Babam, babalarından ve nihayet Resulullah&rsquo;dan sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih ş&ouml;yle rivayet eder: &ldquo;Onun misali, ansızın vuku bulacak olan kıyamet gibidir.&rdquo;<a href="#_edn19" name="_ednref19" title="">[19]</a></p>
<p>
	23- Ebu-l Meani, Muhammed b. Abdullah-i Sıracuddin-i Rufai (885): Rufai soyunun ileri gelenlerinin hepsi Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in meşhur alim ve ariflerinden olup tarikat silsileleri &ldquo;Rufai&rdquo; diye bilinmektedir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar bu soyun ileri gelenleri h&acirc;l&acirc; Ehl-i S&uuml;nnettendir.</p>
<p>
	O, &ldquo;Sihah-ul Ehbar fi Nisen-is Sadat-il Fatimiyyet-il Ehyar&rdquo; adlı kitabında onuncu İmam hakkında ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;İmam Ali-el Hadi b. İmam Muhammed Cevad&rsquo;ın aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m, lakabı Naki, Alim, Fakih, Emir, Delil, Askeri ve Necib&rsquo;dir.</p>
<p>
	O hicretin 212&rsquo;sinde Medine&rsquo;de d&uuml;nyaya geldi ve Abbasi halifesi el-Mutezz d&ouml;neminde 254 yılında şehid edildi. Onun, İmam Hasan Askeri, H&uuml;seyin, Muhammed, Cafer ve Aişe isimlerinde beş oğlu vardı. İmam Hasan Askeri, kendisinden geriye, bodrum sahibi Allah&rsquo;ın velisi H&uuml;ccet-i Muntazar İmam Muhammed-il Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m bıraktı.&rdquo;</p>
<p>
	Adı ge&ccedil;en kitabın başka bir yerinde ise İmametten bahsederken ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Ehl-i Beyt İmamlarının arifleri ş&ouml;yle nakletmişlerdir: İmam H&uuml;seyin aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m manevi hilafet ve toplumun İmametinin kendi soyundan geleceğini anlayınca bu b&uuml;y&uuml;k nimete kavuşmak i&ccedil;in sevindi ve canını Allah yolunda feda etti. Allah Teala da ona minnet bırakarak y&uuml;ce İmamet makamını onun evlatlarına emanet bıraktı ve onu tertemiz soyundan olan H&uuml;ccet-i Muntazar İmam Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m ile bitirdi.&rdquo;<a href="#_edn20" name="_ednref20" title="">[20]</a></p>
<p>
	24- Nuruddin Abdurrahman C&acirc;mi (898): Meşhur bilgin ve arif ve tanınmış şairdir. Muhammed b. S&uuml;leyman Kufevi &ldquo;A&rsquo;lam-ul Ehyar fi Fıkh-ı Mezheb-in Nu&rsquo;man-il Muhtar&rdquo;da ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Şeyh Allah&rsquo;ı tanıyan, Allah&rsquo;a y&ouml;nelen, tarikatın delili, hakikatın terc&uuml;manı &#8230; b&uuml;t&uuml;n faziletleri ve incelikleri kendisinde toplayan Mevla C&acirc;mi Nuruddin Abdurrahman &#8230; başlıca b&uuml;y&uuml;k, meşhur ve g&uuml;venilir &ldquo;Şevahid-un Nubuvvet&rdquo; kitabının yazarıdır.</p>
<p>
	Alim Allame Kadı H&uuml;seyin Diyarbekri &ldquo;Tarih-u Hamis&rdquo; kitabının başında ş&ouml;yle yazmıştır: &ldquo;Bu, muteber kitaplardan, yani Tefsir-i Keşşaf&rsquo;tan ve&#8230; Mevla Abdurrahman-i C&acirc;mi&rsquo;nin Şevahid-un Nubuvvet&rsquo;inden se&ccedil;miş olduğum peygamberlerin efendisinin başından ge&ccedil;enler ve son Peygamberin sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih &ouml;zelliklerini kapsayan bir mecmuadır.&rdquo;</p>
<p>
	C&acirc;mi bu kitapta H&uuml;ccet b. Hasan-il Askeri aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ı on ikinci İmam bilmiş, onun doğumunda ger&ccedil;ekleşen bazı hayret verici olayları ve kerametlerini beyan ederek diyor ki: D&uuml;nyayı adaletle dolduracak olan odur&#8230; İlgin&ccedil; olanı şu ki, Şii alimleri C&acirc;mi&rsquo;yi mutaassıp bir S&uuml;nni bilmektedirler. &Ouml;yle ki, Mecalis-ul M&uuml;minin kitabını yazması ve Şii olmadıkları a&ccedil;ık&ccedil;a bilinen bazılarını Şii olarak tanıtmasından dolayı kendisine &ldquo;Şii t&uuml;reten&rdquo; lakabı verilmiş olmasıdır.</p>
<p>
	Evet; Abdurrahman C&acirc;mi &ldquo;Şevahid-i N&uuml;b&uuml;vvet&rdquo; adlı kitabında p&acirc;k İmamların aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m hayatlarını anlatırken son olarak diyor ki: &ldquo;Muhammed b. Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali-er Rıza (Allah onlardan razı olsun) on ikinci İmamdır. Onun k&uuml;nyesi Ebu-l Kasım&rsquo;dır. İmamiyye onu H&uuml;ccet, K&acirc;im-il Muntazar, Sahib-uz Zaman diye anmıştır.&rdquo; Daha sonra Şii kaynaklarına dayanarak İmam&rsquo;ın doğumu hakkında geniş&ccedil;e bahsetmiştir. Mesela İmam-ı Zaman&rsquo;ın doğumu hakkında ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Ebu Muhammed Zeki&rsquo;nin (Allah ondan razı olsun) halası der ki: Bir g&uuml;n Ebu Muhammed&rsquo;in (Allah ondan razı olsun) yanına gittiğimde buyurdu ki: &ldquo;Halacığım! Bu gece bizde kal. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah Teala bize bir oğul verecektir.&rdquo; Ben dedim ki, &ldquo;O &ccedil;ocuğu kim doğuracak? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Nergis&rsquo;de hamilelik belirtileri g&ouml;remiyorum.&rdquo; Buyurdu ki: &ldquo; Halacığım! Nergis, Hz. Musa&rsquo;nın aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m annesi gibidir. Doğumdan &ouml;nce onda hi&ccedil; bir hamilelik belirtisi olmaz&#8230;&rdquo;</p>
<p>
	&#8230; &ldquo;&Ccedil;ocuk d&uuml;nyaya geldiğinde secdeye kapandığını g&ouml;dr&uuml;m. Hemen onu aldım. O sırada Ebu Muhammed, odasından &ldquo;Halacığım! Oğlumu yanıma getir&rdquo; diye seslendi. Bebeği onun yanına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;mde onu kendi yanına oturttu ve dilini onun ağzına sokarak, &ldquo;Ey oğlum! Allah&rsquo;ın izniyle konuş&rdquo; buyurdu. Bebek konuşmaya başlayarak ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Bismillahirrahmanirrahim. Biz ise yery&uuml;z&uuml;nde g&uuml;&ccedil;ten d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lenlere l&uuml;tufta bulunmak, onları &ouml;nderler yapmak ve miras&ccedil;ılar kılmak istiyoruz&#8230;&rdquo; Daha sonra Hace Parsa gibi onun hayatının bir kısmını anlatmaya devam ediyor.</p>
<p>
	25- Abdurrahman-i Sufi. Fars&ccedil;a olan &ldquo;Mirat-ul Esrar&rdquo; kitabının yazarıdır. &ldquo;Tuhfet-u İsna Aşeriyye&rdquo; kitabının yazarı Abdulaziz Dehlevi&rsquo;nin babası Şah Veliyullah Dehlevi, &ldquo;el-İntibah fi Selasil-i Evliyaullah ve Esanid-i Varisi Resulullah sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&rdquo; adlı kitapta ondan naklederek, İmam-ı Zaman hakkında ş&ouml;yle yazarıyor: O din ve devlet g&uuml;neşi, o millet ve devletin hidayet&ccedil;isi, o Ahmed&rsquo;in p&acirc;k K&acirc;im&rsquo;i Ebu-l Kasım Muhammed b. Hasan-il Mehdi (Allah ondan razı olsun) Ehl-i Beyt İmamlarının on ikincisidir. Annesi &uuml;mm-&uuml; velet idi <a href="#_edn21" name="_ednref21" title="">[21]</a> ve onun ismi Nergis&rsquo;ti. 255. yılın Şaban ayının ortasında Cuma akşamı g&uuml;n&uuml; d&uuml;nyaya gelmiştir. &ldquo;Şevahid-un Nubuvve&rdquo;nin rivayetine g&ouml;re 258 yılında Ramazan ayının 23&rsquo;&uuml;nde Surremenrea&rsquo;da d&uuml;nyaya gelmiştir.</p>
<p>
	On ikinci İmam Resulullah sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&rsquo;le aynı k&uuml;nye ve isme sahiptir. Lakapları ise Mehdi, H&uuml;ccet, K&acirc;im, Muntazar, Sahib-uz Zaman ve Hatem-u İsna Aşer&rsquo;dir.</p>
<p>
	Sahib-uz Zaman babası İmam Hasan Askeri aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m vefat edince beş yaşındaydı ve o yaşta İmamet makamına ulaştı. Allah Teala, Yahya b. Zekeriya&rsquo;ya &ccedil;ocuk yaşta hikmet ve keramet verdiği, İsa b. Meryem&rsquo;i k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta y&uuml;ce makama ulaştırdığı gibi onu da k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta İmam kıldı. Onun kemalatı ve harikulade işleri buraya sığmayacak kadar &ccedil;oktur.&rdquo; Daha sonra Muhyiddin Arabinin daha &ouml;nce naklettiğimiz s&ouml;z&uuml;n&uuml; delil olarak getiriyor.</p>
<p>
	26- Fazl b. Ruzbahan Honci-i Zende (905): Tanınmış mutaassıp bir alimdir. O, Tirmizi&rsquo;nin &ldquo;eş-Şemail&rdquo; adlı kitabına şerh yazmış ve kitabın başında ş&ouml;yle demiştir: &ldquo;Allah Teala&rsquo;ya muhta&ccedil; Fazl b. Ruzbehan Ebu-l Hayr&#8230; Aslen ensari olup, Fars beldesinin &ldquo;Honc&rdquo; b&ouml;lgesindenim. Şiraz&rsquo;da d&uuml;nyaya gelmiş ve İsfahan&rsquo;da ikamet etmekteyim.</p>
<p>
	Sehavi &ldquo;Duullah-i Mea&rdquo; kitabında, c.6, s.171&rsquo;de ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;O, Emiduddin-i Şirazi&rsquo;nin, Cemaluddin Erdistani&rsquo;nin ve İsfahan kadısının &ouml;ğrencilerinden idi. Kahire&rsquo;ye giderek Beytulmukaddes&rsquo;i ziyaret etti ve sonra Medine&rsquo;ye giderek bir ka&ccedil; ay orada kaldı. Medine&rsquo;de benim yanımda 887 yılında Sahih-i Buhari&rsquo;den ders aldı ve onun i&ccedil;in geniş&ccedil;e bir icazet yazdım. Daha sonra Mekke&rsquo;de de beni g&ouml;rmeye geldi. Bu yılda (897) onun Sultan Yakub&rsquo;un (Bayındırlı) sarayında katip olduğunu duydum. Evet; Şah İsmail Safevi başa gelince ka&ccedil;tı ve Kaşan&rsquo;da Maveraunnehreyn&rsquo;de vefat etti.</p>
<p>
	O, b&uuml;y&uuml;k Şii alimi Allame Hilli&rsquo;nin &ldquo;Keşf-ul Hak&rdquo; adlı kitabına &ldquo;İbtal-il Batıl&rdquo; kitabıyla reddiye yazmış, İmamiye Şiası&rsquo;nın b&uuml;t&uuml;n itikadatını eleştirmiş, anlatılmayacak bir inat ve d&uuml;şmanlıkla ret ve inkarda bulunmuştur. Şehid Kadı Nurullah Şusteri &ldquo;İhkak-ul Hak&rdquo; kitabını onun temelsiz eleştirilerini reddetmek ve cevap vermek i&ccedil;in yazmıştır. Her &uuml;&ccedil; kitap ayrı ayrı olarak Kum&rsquo;da Ayetullah Necefi Maraşi&rsquo;nin denetimi altında gerekli a&ccedil;ıklamalarla yeniden basılmıştır.</p>
<p>
	Aynı zat Vesilet-ul Hadim ilel Mahdum diye bir kitap yazarak Hz. Ali&rsquo;den Hz. Mehdi&rsquo;ye kadar on iki Ehl-i Beyt İmamının her birinin ismini ayrı ayrı zikredip onların masum olduklarını ve faziletlerini Şiir şeklinde a&ccedil;ıklamıştır.<a href="#_edn22" name="_ednref22" title="">[22]</a></p>
<p>
	A&ccedil;ıklama: Fazl b. Ruzbehani&rsquo;nin o kadar ısrarıyla birlikte kitabında Muttakilerin mevlası Hz. Ali&rsquo;nin hilafet makamı ve faziletlerini Şia&rsquo;nın akidesini reddetmek i&ccedil;in onun ve soyundan gelen İmamların hakkını reddetmesi ger&ccedil;ekten &uuml;z&uuml;c&uuml; bir olaydır. Nasıl olur da burada onları bir bir &ouml;verek hatta vaat edilen Mehdi&rsquo;yi, Şia&rsquo;nın inancına g&ouml;re &Acirc;l-i Muhammed&rsquo;in K&acirc;im&rsquo;i Muhammed b. Hasan-il Askeri olarak tanıtıyor. Bu kutlu zatları on iki İmam, n&uuml;b&uuml;vvet ve vilayet semasının yıldızları bilen bir kimsenin onların izleyicilerine yani Şia toplumuna sırf halifelerin hilafetlerini kabul etmedikleri i&ccedil;in ni&ccedil;in bu kadar d&uuml;şmanlık beslediğini bilmiyoruz. Şia da, onun on iki İmam hakkında s&ouml;ylediklerini s&ouml;yl&uuml;yor. Onun Şiirlerini a&ccedil;ıklamaya gerek yoktur.</p>
<p>
	27- Celaluddin Muhammed Devani (908): Hicretin dokuzuncu asrının meşhur filozof ve hekimidir. B&uuml;t&uuml;n Ehl-i S&uuml;nnet uleması Celaluddin&rsquo;i kendi alimleri bilmektedirler. Onun elimizde olan kitapları, &ouml;zellikle en son ilmi eseri olan &ldquo;Şerh-u Akaid-i Azdi&rdquo; adlı kitabı da bunu g&ouml;stermektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, bu kitapta Eş&rsquo;ari mezhebini &ldquo;Kurtuluşa eren fırka&rdquo; bilmektedir.</p>
<p>
	Bununla birlikte Celaluddin, Tabakat-i Celali diye meşhur olan Hace Nesiruddin-i Tusi&rsquo;nin &ldquo;Tecrid-ul İtikad&rdquo; adlı eserine eski ve yeni haşiye gibi eserlerinde tertemiz İmamları andığı her yerde o kutlu zatları Şia&rsquo;nın andığı gibi anmaktadır.</p>
<p>
	O, &ouml;zellikle gizlice Fars&ccedil;a yaşmış olduğu &ldquo;Fezail-i İbn-i Bitrik&rdquo;e ve daha sonra benim kalemimle onun hayatına ek olarak basılan &ldquo;Nur-ul Hidaye fi İsbat-il Vilaye&rdquo; adlı eserinde, &ldquo;masumluk&rdquo;, peygamberin ve ondan sonraki &ouml;nderin masum olmasının aklen gerekliliği &ccedil;er&ccedil;evesinde bir &ouml;ns&ouml;zde geniş&ccedil;e bahsettikten sonra ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Delilli &ouml;ns&ouml;zden sonra, Muhammed sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih &uuml;mmetinin uleması her ne kadar Resulullah&rsquo;dan sonra &uuml;mmet arasında ilmi ve ameli meseleleri &ouml;ğretecek, dini ve d&uuml;nyevi h&uuml;k&uuml;mleri a&ccedil;ıklayacak, Resulullah&rsquo;ın dinini yayacak ve koruyacak bir İmamın gerekliliğinde ittifak etmiş olsalar da bunun kimde ger&ccedil;ekleşmesi konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bir grup da, Resulullah sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&rsquo;den sonra hak halifenin Ebubekr b. Ebi Kuhafe, ondan sonra &Ouml;mer b. Hattab, ondan sonra Osman b. Affan ve ondan sonra da Ali b. Ebi Talib olduğuna inandı. Diğer bir grupsa Resulullah&rsquo;dan sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih sonra hak halifenin vasıtasız olarak Ali b. Ebitalib&rsquo;den başka kimsenin olmadığına ve ondan sonra İmam Hasan, ondan sonra İmam H&uuml;seyin, ondan sonra İmam Zeynulabidin, ondan sonra İmam Muhammed B&acirc;kır, ondan sonra İmam Cafer-i Sadık, ondan sonra Musa K&acirc;zım, sonra Ali b. Musa, sonra Muhammed Taki, sonra Ali Naki, sonra Hasan Askeri ve daha sonra da Mehdi-el Hadi-el K&acirc;im-i bil hak aleyhum&#39;us-sel&acirc;m olduğuna inandı.&rdquo;</p>
<p>
	Ve iki sayfa sonra Ali b. Ebi Talib&rsquo;in diğer halifelere nispeten &ouml;zelliğini sayarken ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Resulullah sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih&rsquo;ten sonra hak halifenin İmam Mehdi-el Hadi&rsquo;ye kadar Emirulm&uuml;minin Ali b. Ebi Talib aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m ve ondan sonra İmam Hasan, sonra İmam H&uuml;seyin&rsquo;in olduğuna yakin ettim. Onların masum olduklarını hi&ccedil; kimse inkar edemez.</p>
<p>
	Masum oldukları i&ccedil;in Resulullah&rsquo;ın halifeliğine hak kazanmış olurlar. Onlar olmaksızın, Muhammed&rsquo;in dininin bekası olan hilafetin maksadı ger&ccedil;ekleşmez. Dolayısıyla, taklitten kurtularak araştırmaya kavuştum.&rdquo;</p>
<p>
	28- Şeyh Hasan Irak&icirc; (925): Abdulvehhab Şa&rsquo;rani &ldquo;el-Levakih-ul Envar fi Tabakat-il Ahyar&rdquo; adlı kitabında ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Şeyh, Salih, abid, zahid, sahih keşif ve y&uuml;ce maneviyat sahibi Şeyh Hasan Iraki, Ratli g&ouml;l&uuml;ne bakan tepenin &uuml;zerinde defnedilmiştir. O, Mısırda yaşıyordu ve yaklaşık olarak y&uuml;z otuz yıl hayat s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Ben hocam Ebu-l Abbas Harisi ile birlikte onun yanına gidip geliyordum. Bir g&uuml;n dedi ki: &ldquo;Sana işimin başından şimdiye kadar başımdan ge&ccedil;en bir hikayeyi anlatmak istiyorum. Kendimi &ccedil;ocukluktan beri seninle arkadaşmışız gibi hissediyorum.&rdquo; &ldquo;Buyurun&rdquo; dedim. Bunun &uuml;zerine ş&ouml;yle başladı: &ldquo;Ben Dimeşk&rsquo;te bir sanatkardım. Cuma g&uuml;nlerini ayyaşlık ve şarap i&ccedil;mekle ge&ccedil;iriyordum. Bir g&uuml;n kendime gelerek &ldquo;Sen bu iş i&ccedil;in yaratılmamışsın&rdquo; dedim. Bunun &uuml;zerine arkadaşlarımdan uzaklaştım. Onlar beni takip ettilerse de izimi bulamadılar. Emevilerin merkez camisine girdiğimde birinin sandalyede oturup Mehdi hakkında sohbet ettiğini g&ouml;rd&uuml;m. O anda i&ccedil;imde Mehdi&rsquo;yi g&ouml;rme şevki uyandı. Ondan sonra ettiğim her secdede Allah Teala&rsquo;dan Mehdi&rsquo;yi g&ouml;rmeye kavuşmayı istedim.</p>
<p>
	Bir g&uuml;n, akşam namazından sonra s&uuml;nnet namaz kılarken birinin arkamda oturup elini omuzsuma koyduğunun fark ettim. O adam bana ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Evlat! Allah senin duanı kabul buyurdu. Ne bekliyorsun? Mehdi benim.&rdquo; Bunun &uuml;zerine ben dedim ki: &ldquo;Benim evime gelir misin?&rdquo; O, &ldquo;Evet&rdquo; dedi. Daha sonra benimle birlikte evime geldi, &ldquo;Yalnız kalacağım sessiz bir yer ver bana&rdquo; dedi ve bir hafta bizimle birlikte kaldı.<a href="#_edn23" name="_ednref23" title="">[23]</a></p>
<p>
	29- Şemsuddin Muhammed b. Tulu Dimeşki (953): &ldquo;el-Eimmet-il İsna Aşer&rdquo; adlı kitapta, İmam-ı Zaman&rsquo;ın hayatı b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;H&uuml;ccet-il Mehdi Ebu-l Kasım Muhammed b. Hasan &#8230; (Allah onlardan razı olsun) Şia&rsquo;ya g&ouml;re on ikinci İmam olup H&uuml;ccet diye meşhurdur. Şia onu İmam-ı Muntazar ve K&acirc;im-i Mehdi diye bilmektedir&#8230; O, 255 yılında, Şaban ayının ortasında Cuma g&uuml;n&uuml; d&uuml;nyaya gelmiştir. Babasından sonra beş yaşındaydı.&rdquo; Daha sonra ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Ben g&uuml;venilir bildiklerimi &ldquo;el-Muhda ila ma Verede fil Mehdi&rdquo; adlı kitabımda kaydettim. Ben on iki İmamın hayatını sırayla anlattım. Oğulların babalarından sonra anlatılması iyi bir sıradır.&rdquo;<a href="#_edn24" name="_ednref24" title="">[24]</a></p>
<p>
	30- İbn-i Hacer Heysemi Mekki (973): Meşhur mutaassıp bir alim olup Şia&rsquo;nın itikadının reddinde &ldquo;Sevaik-u Muhrika&rdquo; adlı bir kitap yazmıştır. O, bu kitabının başında ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Bu yıl Rafızilerin Mekke&rsquo;ye fazla geldiğini g&ouml;r&uuml;yorum (O, Mekke&rsquo;nin o g&uuml;nk&uuml; alimlerinin en &ouml;nde geleniydi). Rafızi hacılarının fazla olması Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in inancını sarsabileceği i&ccedil;in &ccedil;aresiz bu kitabı yazmak sorunda kaldım!&rdquo;</p>
<p>
	O, Şia toplumunun Mehd-i Muntazar ve onun gaybeti hakkındaki inancını hatalı addetmeye &ccedil;alışmasına rağmen Ehl-i Beyt İmamlarına değindiği başka bir yerde hak ve hakikat kalbine akmış, İmam Hasan Askeri&rsquo;nin hayatını anlattıktan sonra ş&ouml;yle yaşmıştır: &ldquo;O kendisinden geriye sadece Ebu-l Kasım Muhammed b. H&uuml;ccet&rsquo;i geriye bıraktı. Babası &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde o beş yaşındaydı. Bu yaşta Allah Teala ona hikmet verdi; o K&acirc;im-i Muntazar diye &ccedil;ağırılmaktadır.</p>
<p>
	A&ccedil;ıklama: Bu Ehl-i S&uuml;nnet alimlerinin &ccedil;oğununun d&uuml;ş&uuml;nce tarzından bir &ouml;rnektir. Ş&ouml;yle ki, Mehdi-i Muntazar ve Şia&rsquo;nın gaip İmamından s&ouml;z edilince ne yazık ki has bir taassupla onu inkar etmeye &ccedil;alışırlar. Fakat vicdanlarının feryadını dinlediklerinde vaadi verilen Mehdi&rsquo;nin ger&ccedil;ek olduğunu ve onun da İmam Hasan Askeri&rsquo;nin oğlundan başka kimsenin olmadığını anlarlar.</p>
<p>
	31- Abdulvehhab Şa&rsquo;rani (973): B&uuml;y&uuml;k arif ve meşhur alimdir. Hicri 1305&rsquo;de Mısır&rsquo;ın Ezheriyye&rsquo;de basılan meşhur kitabı &ldquo;el-Yevakit vel Cevahir&rdquo; adlı kitabının &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde ş&ouml;yle der: &ldquo;Şeyh-ul İslam Futuhi Hanbeli&rsquo;nin bu kitap hakkında yazmış olduğu şeylerden biri de şudur:</p>
<p>
	&ldquo;Bu kitabın manalarını k&ouml;t&uuml; d&uuml;ş&uuml;nceli d&uuml;şmandan ve yalancı inkar edenden başkası yermez. Nitekim, bunun yazarını Kur&rsquo;an ve Kur&rsquo;an bilimlerinden habersiz olan ve doğru yoldan &ccedil;ıkandan başkası hatalı addetmez ve yine kıskan&ccedil;, kinci, cahil, k&ouml;t&uuml; d&uuml;ş&uuml;nceli, sapık, s&uuml;nni muhalifi, dinsiz ve İslam toplumundan &ccedil;ıkan dışında hi&ccedil; kimse bu kitabın yazarının fazilet ve y&uuml;celiğini inkar etmez.&rdquo;</p>
<p>
	Abdulvehhab Şi&rsquo;rani, iki meşhur kitabı &ldquo;el-Yevakit vel Cevahir&rdquo; ve Tabakat-i K&uuml;bra da denilen &ldquo;Levakih-ul Envar fi Tabakat-il Ahyar&rdquo;da İmam Hasan Askeri&rsquo;nin oğlu Mehdi hakkında değerli şeyler kaydetmiştir. Onun değindiği bu noktalar bizim i&ccedil;in her a&ccedil;ıdan ilgin&ccedil; ve d&uuml;şmanı susturmak i&ccedil;in gereklidir. Onun Futuhat&rsquo;ta Muhyiddin Arabi&rsquo;den (onun elinde olan basımından) naklettiğini veya Şeyh Hasan Iraki ve Şeyh Ali Havas ve diğerlerinden naklettiklerini onların isimlerinin altında getirdik. O, &ldquo;Yevakit&rdquo;inin ikinci cildinin 65. b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde ş&ouml;yle yazar: Allah Teala&rsquo;nın bize bildirmiş olduğu kıyametten &ouml;nceki b&uuml;t&uuml;n belirtiler doğrudur ve hepsinin kıyametten &ouml;nce ger&ccedil;ekleşmesi gerekir. Mehdi&rsquo;nin zuhuru, Deccal&rsquo;ın gelmesi, İsa&rsquo;nın aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m inmesi vs. gibi. Hatta eğer d&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml;nden bir g&uuml;n bile kalmamış olsa bunlar ger&ccedil;ekleşecektir&#8230;</p>
<p>
	Mehdi aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m İmam Hasan Askeri&rsquo;nin evlatlarındandır. O, 255 yılında Şaban ayının ortasında d&uuml;nyaya gelmiş olup hala yaşamaktadır. Allah Teala İsa b. Meryem&rsquo;i onunla bir araya getirinceye kadar da yaşayacaktır.</p>
<p>
	Buna dayanarak, Mehdi&rsquo;nin bug&uuml;n, yani 958 yılına kadar 706 yaşında olması gerekir.<a href="#_edn25" name="_ednref25" title="">[25]</a> &ldquo;Mısır&rsquo;daki &ldquo;Rıtli g&uuml;l&uuml;&rdquo;ne bakan &ldquo;Kevm-ur Reş&rdquo; tepesinde defnedilen Şeyh Hasan Iraki, İmam Mehdi&rsquo;nin ziyaretine gitmeye muvaffak olduğunda İmam bana ş&ouml;yle rivayet etti ve &Uuml;stad Şeyh Ali Havas (Allah onlara rahmet etsin) da ona tanıklık etti.<a href="#_edn26" name="_ednref26" title="">[26]</a></p>
<p>
	Şa&rsquo;rani bir sayfa sonra diyor ki: &ldquo;Mehdi&rsquo;nin zuhur edince nasıl h&uuml;kmedeceğini, nasla mı, i&ccedil;tihatla mı yoksa her ikisiyle mi soracak olursan ben ş&ouml;yle derim: Şeyh Muhyiddin&rsquo;in dediği gibi, o, Allah Teala&rsquo;nın kendisine ilham ettiği şeyi h&uuml;kmedecektir. Ş&ouml;yle ki, Allah Teala Muhammed&rsquo;in dinini ona ilham edecek ve o da onunla h&uuml;kmedecektir.</p>
<p>
	Resulullah sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih bize s&ouml;ylemiştir ki, Mehdi izleyicidir, bidat koyucu değil. O, h&uuml;k&uuml;m etmede masumdur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; h&uuml;k&uuml;mde masum olmak yanlışlık yapmamak demektir! Ve Resulullah&rsquo;ın h&uuml;km&uuml; ise hata etmez. &ldquo;O, hevadan (kendi istek, tutku ve isteklerine g&ouml;re) konuşmaz. O (s&ouml;yledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.&rdquo; Ve bu y&ouml;n&uuml;yle peygamber gibidir!&rdquo;</p>
<p>
	32- Ahmed b. Sinan Kirmani Dimeşki (1019): Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in meşhur alimlerinden olup &ldquo;Ahbar-ud Duvel&rdquo; adlı kitapta ş&ouml;yle yazar: &ldquo;Onbirinci b&ouml;l&uuml;m, Halef-i Salih İmam Ebu-l Kasım Muhammed b. Hasan-il Askeri hakkındadır. Babası &ouml;l&uuml;nce o beş yaşındaydı.</p>
<p>
	O yaşta Allah Teala ona hikmeti &ouml;ğretti. Hz. Yahya&rsquo;ya da k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta bağışta bulunmuştu. O, orta boylu, g&uuml;zel y&uuml;zl&uuml;, g&uuml;zel sa&ccedil;lıdır. &Ccedil;ıkık burnu ve a&ccedil;ık alnı vardır.&rdquo;<a href="#_edn27" name="_ednref27" title="">[27]</a></p>
<p>
	33- Abdulmelik İsami (1111): Mekke&rsquo;de ikamet eden tanınmış tarih&ccedil;ilerdendir. O, &ldquo;Sımt-ul Nucum-il Avali&rdquo; diye bilinen d&ouml;rt ciltlik tarih kitabında sırayla İmamların hayatını anlatırken ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Ali b. Ebitalib&rsquo;in oğlu &#8230; Ali Naki&rsquo;nin oğlu, Hasan Askeri&rsquo;nin oğlu İmam Muhammed Mehdi (Allah hepsinden razı olsun) 255 veya 256 yılının Şaban ayının ortasında Cuma g&uuml;n&uuml; d&uuml;nyaya geldi. Onun k&uuml;nyesi Ebu-l Kasım&rsquo;dır. Lakapları ise H&uuml;ccet, Halef-i Salih, K&acirc;im, Muntazar, Sahib-uz Zaman ve hepsinden daha meşhur olan ise Mehdi&rsquo;dir. Babası vefat ettiğinde o beş yaşındaydı. O mu&rsquo;tedil, g&uuml;zel y&uuml;zl&uuml; ve g&uuml;zel sa&ccedil;lı, ince burunlu ve geniş suratlı bir gen&ccedil;tir.&rdquo;<a href="#_edn28" name="_ednref28" title="">[28]</a></p>
<p>
	34- Şeyh Muhammed b. Ali Sebban-i Mısri (1206): 1185 yılında telif ettiği ve &ldquo;Nur-ul Ebsar-i Şeblenci&rdquo;nin haşiyesinde Mısır&rsquo;da basılmış olan &ldquo;İs&rsquo;af-ur Rağibin fi Siret-il Mustafa ve Fezail-i Ehl-i Beytih-it Tahirin&rdquo; adlı eserinde Şi&rsquo;rani&rsquo;nin &ldquo;Yevakit&rdquo; kitabındaki s&ouml;z&uuml;n&uuml; ve yine &ldquo;Levakih&rdquo;de Şeyh Hasan Iraki&rsquo;nin s&ouml;z&uuml; ve Şi&rsquo;rani&rsquo;nin &uuml;stadı Şeyh Ali Hevas&rsquo;ın tasdikini ondan naklen ve yine Muhyiddin Arabi&rsquo;nin s&ouml;z&uuml;n&uuml; Şi&rsquo;rani&rsquo;nin nakliyle on iki İmamın ismini bir bir yazmış ve İmam Mehdi&rsquo;nin aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m adını da &ldquo;Muhammed b. Hasan-il Askeri&rdquo; diye kaydetmiştir.</p>
<p>
	35- Şeyh Aliekber b. Esedullah b. Emirullah Mevdudi (1210): Meşhur Şeyh Mahmud Şeşti&rsquo;nin evlatlarındandır. Ali Ekber Mevdudi, Hindistan&rsquo;ın meşhur ve mutaassıp ulemasındandır. Abdulhay H&uuml;seyni &ldquo;Nazhet-ul Havatir&rdquo; adlı eserinde Hindistan ulemasının hayatında onun biyografisini geniş&ccedil;e kaleme alarak onun &ldquo;Minhac-us Sırac&rdquo; ve Şia&rsquo;ya red ve C&acirc;mi&rsquo;nin &ldquo;Nefahat-ul İns&rdquo; adlı eserine haşiye olarak yazmış olduğu &ldquo;M&uuml;kaşifat&rdquo; risalesi gibi eserlerinin olduğunu yazmıştır.<a href="#_edn29" name="_ednref29" title="">[29]</a> Mevdudi &ldquo;M&uuml;kaşifat&rdquo;ta Ali b. Sehl b. Ezher-i İsfahani&rsquo;nin hayatını anlatırken vaat edilen Mehdi&rsquo;nin varlığını kabul ederek ş&ouml;yle yazar: &ldquo;Ehl-i S&uuml;nnet alimleri, h&uuml;k&uuml;mde hata etmemenin Resulullah&rsquo;a mahsus olduğunu s&ouml;ylerler. Fakat Şeyh Muhyiddin Arabi (Allah ondan razı olsun) İmam Mehdi Mev&rsquo;ud (ceddine ve ona salat ve selam olsun) hakkındaki hadise dayanarak buna karşı &ccedil;ıkmıştır. Nitekim &ldquo;Yevakit&rdquo;in yazarı Muhyiddin&rsquo;den naklederek diyor ki: O Futuhat&rsquo;ta ş&ouml;yle diyor: &ldquo;İmam Mehdi Allah&rsquo;tan aldığı ilhamla din h&uuml;k&uuml;mlerini verecektir. Ş&ouml;yle ki, Muhammed&rsquo;in dinini ona ilham edecek ve o da emredecektir. &ldquo;Mehdi benim s&ouml;zlerimi izleyecek ve hata etmeyecektir&rdquo; hadisin de Resulullah bize, Mehdi&rsquo;nin bid&rsquo;at &ccedil;ıkaran değil izleyici olduğunu ve verdiği h&uuml;k&uuml;mde masum olduğunu bildirmek istemektedir.</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml;, h&uuml;k&uuml;m vermede masum olan kimse hata etmez demektir. Resulullah&rsquo;ın sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih h&uuml;km&uuml;n&uuml;n de hata etmemesinin sebebi dediği her şeyin vahiy olmasıydı. Dolayısıyla, Resulullah, Mehdi&rsquo;nin hata etmeyeceğini bildirmiş ve onu bu y&ouml;n&uuml;yle peygamberlere benzetmiş.&rdquo;</p>
<p>
	Daha sonra Mevdudi ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Yevakit&rdquo;in yazarı Şeyh ve diğer Ehl-i S&uuml;nnet ve Cemaat alimlerinin s&ouml;z&uuml;n&uuml; geniş&ccedil;e nakletmiştir.&rdquo;</p>
<p>
	36- Halid Nakşibendi (1242). Hayruddin Zirikli &ldquo;A&rsquo;lam&rdquo;da ş&ouml;yle yazıyor: Ebu-l Baha Halid b. Ahmed b. H&uuml;seyin Nakşibendi&rsquo;nin Osman b. Affan&rsquo;ın evlatlarından olduğu meşhurdur. Gen&ccedil; yaşta Bağdat&rsquo;a, daha sonra Şam&rsquo;a giderek orada vefat etti. Şerh-i Akaid-i Azudi, Şerh-i Makamat-i Hariri, İsbat-i İrade-i Cuz&rsquo;i risalesi, Cela-ul Ekdar ve Fars&ccedil;a Dinvan onun eserlerindendir. Osman b. Kenani onun risalelerini &ldquo;Bağyet-ul Vacid fi Mektubat-i Mevlana Halid&rdquo; adlı kitabında toplamıştır.&rdquo;<a href="#_edn30" name="_ednref30" title="">[30]</a></p>
<p>
	Halid Nakşibendi, Irak&rsquo;ın kuzeyindeki &ldquo;Şehruz&rdquo;un K&uuml;rt ahalisindendir. O, hicretin on&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; asrının meşhur fars&ccedil;a şair ve bilginlerindendir; aynı zamanda Nakşibendi Sufilik fırkasının &ouml;nderiydi de.</p>
<p>
	Halid, Horasan&rsquo;da bulunan mukaddes İmam Rıza aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın t&uuml;rbesinin ve şahsiyetinin tavsifinde fars&ccedil;a okuduğu uzun kasidesinde on iki İmamın isimlerini b&uuml;y&uuml;k bir saygıyla zikretmiş, Allah Teala&rsquo;dan kendisini o kutlu zatların y&uuml;z&uuml; suyu h&uuml;rmetine bağışlamasını istemiş ve onları Allah katında şefaat&ccedil;i kılmıştır.</p>
<p>
	Halid&rsquo;in kasidesi en iyi Fars&ccedil;a kasidelerden biridir. O bu kasidesinde vaat edilen Mehdi&rsquo;yi İmam Hasan Askeri&rsquo;nin oğlu bilmiş, zuhur edip d&uuml;nyayı adaletle dolduracak olan h&uuml;k&uuml;metini teşkil edince kurtla kuzunun bir arada yaşayacağını ve yırtıcı hayvanların kuzuya annesinden daha şefkatli olacağını s&ouml;ylemiştir.</p>
<p>
	37- Mahmud b. Vahib Kızoğlu Bağdadi-i Hanefi: &ldquo;Cevheret-ul Kelam&rdquo; adlı kitapta ş&ouml;yle yazar: &ldquo;&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; oturum: Muhammed Mehdi&rsquo;nin (Allah ondan razı olsun) faziletleriyle ilgilidir. Muhammed b. Hasan b. Ali &#8230; b. Ebi Talib (Allah ondan razı olsun) annesi Nergis veya Saykal isminde bir cariyedir. K&uuml;nyesi Ebu-l Kasım ve lakapları ise Mehdi, K&acirc;im, Muntazar, Sahib-uz Zaman, H&uuml;ccet&rsquo;tir. O sıcak kanlı ve g&uuml;zel bir gen&ccedil;tir. İmamiye Şia&rsquo;sına g&ouml;re o sonuncu İmamdır ve 255 yılında Samerra&rsquo;da d&uuml;nyaya gelmiştir.<a href="#_edn31" name="_ednref31" title="">[31]</a></p>
<p>
	38- Şeyh S&uuml;leyman Kunduzi Hanefi Belhi (1294): &ldquo;Hace Kelan&rdquo; diye meşhur olup Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in b&uuml;y&uuml;k alimlerinden ve ariflerinden biridir. O, hicri 1220 yılında d&uuml;nyaya gelmiştir. İlk &ouml;ğrenimini Belh&rsquo;de yapmış, tahsilini Buhara&rsquo;da tamamlamış ve oranın ileri gelenlerinden icazet almaya muvaffak olmuştur.</p>
<p>
	Daha sonra Afganistan ve Hindistan&rsquo;ın şehirlerini gezdi, Sufiyye&rsquo;nin ileri gelenleriyle konuştu; seyr ve s&uuml;luk makamlarını elde etti. Fıkıh ve dini ilimleri de tamamladıktan sonra vatanı &ldquo;Kunduz&rdquo;a geri d&ouml;nd&uuml;. Bir m&uuml;ddet orada ilim, edep ve dini h&uuml;k&uuml;mleri yaydı. Orada merkez camii, han ve medrese inşa etti.</p>
<p>
	Mekke-i Muazzam&rsquo;ın yakınlarında ikamet etmek istediği i&ccedil;in &ldquo;Hace Kelan&rdquo;ın oğlu, kardeşi &ldquo;Mirza Hace&rdquo;nin yerine halkı aydınlatması i&ccedil;in &ldquo;Şeyh Muhammed Salah&rdquo;ı kendi yerine bıraktı. İlmi dersler vermesi i&ccedil;in de talebelerinin &ouml;nde gelenlerinden olan, kendisinden icazetli ve faziletli alim &ldquo;Mollaavezi&rdquo; kendi yerine atadı.</p>
<p>
	B&ouml;ylece hicri 1269 yılında &uuml;&ccedil; y&uuml;z &ouml;ğrencisiyle beraber vatanından yola &ccedil;ıktı. İran&rsquo;dan ge&ccedil;erek hicri 1270&rsquo;de Bağdat&rsquo;a ulaştı. Ve orada Bağdat valisi tarafından ağırlandı; b&ouml;lgenin ilim sahipleri de onun gelişini ganimet bilerek huzurunda ilim tahsil etmeye muvaffak oldular.</p>
<p>
	Daha sonra &ldquo;Astane&rdquo; şehrine gitmek &uuml;zere yola &ccedil;ıktı. Yolu &uuml;zerinde bulunan Musul, Diyarbakır, Urfa ve Halep&rsquo;ten ge&ccedil;ti. O bu şehirlerde yaklaşık olarak &uuml;&ccedil; yıl; Konya&rsquo;da da &uuml;&ccedil; yıl altı ay kadar kaldı.</p>
<p>
	Konya&rsquo;da ikamet ettiği d&ouml;nemde Şeyh Sadreddin Konyevi&rsquo;nin t&uuml;rbesinin k&uuml;t&uuml;phanesindeki bulunan n&uuml;shalar &uuml;zerinden Şeyh Muhyiddin Arabi&rsquo;nin &ldquo;Futuhat-i Mekkiyye&rdquo;, &ldquo;Fusus&rdquo;, &ldquo;Nusus&rdquo; kitaplarından kendi elleriyle not alarak birer kopya g&ouml;t&uuml;rd&uuml;.</p>
<p>
	&ldquo;Yenabi-ul Mevedde&rdquo; adındaki eseri, kısa ve geniş hayatıyla birlikte Şii, S&uuml;nni ve yabancı kaynaklarda ge&ccedil;mektedir.</p>
<p>
	&ldquo;De ki: Ben buna karşılık, yakınlarımı sevmekten başka sizden bir &uuml;cret istemiyorum.&rdquo; ayeti m&uuml;nasebetiyle yazarın, Resulullah&rsquo;ın Ehl-i Beyti&rsquo;ne karşı muhabbet ve sevgi besleme kaynağı diye adlandırdığı değerli eseri &ldquo;Yenabi-ul Mevedde&rdquo; a&ccedil;ık&ccedil;a yazarı Şeyh S&uuml;leyman Hanefi&rsquo;nin derin araştırmasını, fazilet, ilim, ihlas ve imanını sergilemektedir.</p>
<p>
	&ldquo;Yenabi-ul Mevedde&rdquo; adından da anlaşıldığı gibi Şeyh S&uuml;leyman&rsquo;ın Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarından naklettiği tertemiz ve masum Ehl-i Beyt&rsquo;in faziletlerini kapsamaktadır.</p>
<p>
	O, bu kitapta g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde &ouml;rnekleri bulunmayan veya &ccedil;ok az bulunan ve isimlerini sadece fihristlerde g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z kitaplardan s&ouml;z etmektedir.</p>
<p>
	O, bu değerli eserin yazımında Osmanlı devletindeki Kostantiniyye (İstanbul&rsquo;un) ve diğer şehirlerin zengin ve değerli k&uuml;t&uuml;phanelerinden yararlanmıştır.</p>
<p>
	Yazarın bu kitapta tertemiz İmamlar ve &ouml;zellikle Emir-&uuml;l M&uuml;&rsquo;minin Ali aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın faziletleri hakkında naklettikleri eğer eşsiz olmasa da kesinlikle benzeri az bulunur.</p>
<p>
	Yenabi-ul Mevedde y&uuml;z b&ouml;l&uuml;mden oluşmuştur. Yazar, bu kitapta Mehdi hakkında on ikinci İmam ve İmam Hasan Askeri aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın oğlu olarak bir ka&ccedil; b&ouml;l&uuml;mde bahsetmektedir.</p>
<p>
	Şeyh S&uuml;leyman bu b&ouml;l&uuml;mlerde İmam-ı Zaman konusu &uuml;zerinde durarak, bu konudaki hadisleri ve Ehl-i S&uuml;nnet ulemasının şairlerinin itiraflarını nakletmiştir. Mesela, 72. b&ouml;l&uuml;m&uuml;n sonunda ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;K&acirc;im&rsquo;in hicri 255 yılında, Şaban ayının on beşinci gecesinde Samerra&rsquo;da d&uuml;nyaya geldiği g&uuml;venilir bilginlerce kesindir.&rdquo;<a href="#_edn32" name="_ednref32" title="">[32]</a></p>
<p>
	86. b&ouml;l&uuml;m&uuml;n sonunda ise ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;B&uuml;y&uuml;k alimlerin şeyhi Ahmed C&acirc;mi, Attar-i Nişaburi, Şemsuddin Tebrizi, Celaluddin Rumi, Seyyid Nimetullah Veli, Seyyid Nesimi ve diğerleri (ki hepsi S&uuml;nni&rsquo;dir) Şiirlerinde Ehl-i Beyt&rsquo;ten (Allah onlardan razı olsun) &ouml;vg&uuml;yle s&ouml;z etmişler ve sonunda Mehdi ile bitirmişlerdir. Bu da Mehdi&rsquo;nin d&uuml;nyaya geldiğini g&ouml;stermektedir. Bu ariflerin eserlerini araştıranlar bu meselenin &ccedil;ok a&ccedil;ık olduğunu g&ouml;r&uuml;rler.&rdquo;<a href="#_edn33" name="_ednref33" title="">[33]</a></p>
<p>
	39- Kadı Behl&uuml;l Behcet Efendi Zengezuri (1350): &ldquo;&Acirc;l-i Beyt Tarihinde Teşrih ve Muhakeme&rdquo; adlı kitabında ş&ouml;yle yazar: &ldquo;On ikinci İmam Sahib-ul Asr ve Zaman-il K&acirc;im-il Mehdi Ebu-l Kasım Muhammed&#8230; iki kez gaybet etmiştir. Bunlardan biri Gaybet-i K&uuml;bra (b&uuml;y&uuml;k gaybet)dır. İmam aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m şimdiye kadar hayattadır ve Allah Teala kendisine izin verince zuhur ederek yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle dolduracaktır&#8230;&rdquo;<a href="#_edn34" name="_ednref34" title="">[34]</a></p>
<p>
	40- Muhammed Mubin-i Hindi (hicri 1327 yılından &ouml;nce yaşıyordu): &ldquo;Vesilet-un Necat&rdquo; adlı kitabında g&ouml;zlerden kayıp olan İmam-ı Zaman&rsquo;dan geniş&ccedil;e s&ouml;z etmiştir. Ulemanın g&ouml;r&uuml;ş birliğiyle &ldquo;Keşf-ul Gumme&rdquo;den ş&ouml;yle nakleder: O, Samerra&rsquo;da d&uuml;nyaya gelmiştir. Resulullah sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih ile aynı isim ve k&uuml;nyeyi taşır. Lakapları Mehdi, K&acirc;im, Muntazar ve H&uuml;ccet&rsquo;tir.&rdquo; Bu a&ccedil;ıklamadan sonra ş&ouml;yle yazar: Gaip İmam hakkında rivayetler &ccedil;oktur. Muhaddisler hi&ccedil; birini bırakmaksızın bu rivayetleri kendi kitaplarında nakletmişlerdir.</p>
<p>
	Onlardan biri &ldquo;Numani&rdquo; diye meşhur olan Şeyh İmam Cemaluddin Ebu Abdullah Muhammed b. İbrahim, Mehdi hakkındaki hadisleri a&ccedil;ıklayarak &ldquo;Mela-ul Gaybe fi Tul-il Gaybe&rdquo; adındaki kitabında kaydetmiştir. Yine Hafız Ebu Naim, Mehdi hakkında kırk hadis nakletmiştir. Şeyh Ebu Abdullah Genci Şafii de bu hususta &ldquo;el-Beyan fi Ahbar-i Sahib-uz Zaman&rdquo; isminde bir kitap yazmıştır.</p>
<p>
	İbn-i Haşab da &ldquo;Mevalid-u Ehl-i Beyt&rdquo; adlı kitabında kendi senediyle Ali b. Musa-er Rıza aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;dan ş&ouml;yle rivayet etmiştir: Halef-i Salih, Ebu Muhammed Hasan b. Ali&rsquo;nin evlatlarından olup Sahib-uz Zaman K&acirc;im-i Mehdi&rsquo;dir.&rdquo;<a href="#_edn35" name="_ednref35" title="">[35]</a></p>
<p>
	Kısa bir a&ccedil;ıklama: G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi Ehl-i S&uuml;nnet ulemasından taassuptan uzak, ger&ccedil;ek&ccedil;i ve objektif olarak Mehdilik meselesine bakanlar İslam&rsquo;daki Mehdi&rsquo;nin İmamiyye Şiasındaki Muhammed b. Hasan Askeri&rsquo;den, başkası olmadığını dile getirmişler.</p>
<p>
	Acaba, Resulullah, &ldquo;O benim evlatlarımdandır, Ali ile Fatıma&rsquo;nın soyunda ve H&uuml;seyn&rsquo;in evlatlarındandır&rdquo; diye buyurmamış mıdır? Ehl-i S&uuml;nnet uleması onun, İmam Hasan Askeri&rsquo;ye kadar babalarının her birini kendi asrının en iyi şahsiyeti ve n&uuml;b&uuml;vvet ağacının dalları olarak tanımamışlar mıdır? O halde Muhammed b. Hasan Askeri kimdir? Onlar sadece, &ldquo;O yaşadığı halde ni&ccedil;in bizim g&ouml;zlerimizden gizlidir?&rdquo; diye bu hakikati inkar edebilirler mi? Bu ger&ccedil;eği kabul etmeyenler, hadislerde Peygamber&rsquo;den sonra gelmeleri bildirilen on iki İmamın kimler oldukları hususunda b&uuml;y&uuml;k &ccedil;elişkilere d&uuml;şerler.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="edn1">
<p>
			<a href="#_ednref1" name="_edn1" title="">[1]</a>&#8211; İbn-i Ebi Selc&rsquo;in, Mevalid-&uuml;l Eimme kitabı. Şeyh Mufid&rsquo;in Gaybet ve Ravendi&rsquo;nin Nevadir adlı kitaplarıyla birlikte 1370&rsquo;de Necef&rsquo;te basılmıştır.</p>
</p></div>
<div id="edn2">
<p>
			<a href="#_ednref2" name="_edn2" title="">[2]</a>&#8211;&nbsp; Keşf-ul Estar, s. 27.</p>
</p></div>
<div id="edn3">
<p>
			<a href="#_ednref3" name="_edn3" title="">[3]</a>&#8211; Yenabi-ul Meveddet, s. 472.</p>
</p></div>
<div id="edn4">
<p>
			<a href="#_ednref4" name="_edn4" title="">[4]</a>&#8211; Necm-us Sakib, s. 119 -İslamiyye basımı-.</p>
</p></div>
<div id="edn5">
<p>
			<a href="#_ednref5" name="_edn5" title="">[5]</a>&#8211; Keşf-ul Estar, s. 61-62.</p>
</p></div>
<div id="edn6">
<p>
			<a href="#_ednref6" name="_edn6" title="">[6]</a>&#8211; Vefayat-ul A&rsquo;yan, c. 3, s. 316.</p>
</p></div>
<div id="edn7">
<p>
			<a href="#_ednref7" name="_edn7" title="">[7]</a>&#8211;&nbsp; el-Yevakit vel Cevahir, c. 2, s. 145. Basım: Mısır el-Ezher (1307).</p>
</p></div>
<div id="edn8">
<p>
			<a href="#_ednref8" name="_edn8" title="">[8]</a>&#8211; Yenabi-ul Mevedde, s. 474.</p>
</p></div>
<div id="edn9">
<p>
			<a href="#_ednref9" name="_edn9" title="">[9]</a>&#8211; Tezkiret-ul Havass-il Eimme, s. 383-384.</p>
</p></div>
<div id="edn10">
<p>
			<a href="#_ednref10" name="_edn10" title="">[10]</a>&#8211;&nbsp; Kifayet-ut Talib, s. 312.</p>
</p></div>
<div id="edn11">
<p>
			<a href="#_ednref11" name="_edn11" title="">[11]</a>&#8211; Bu bilginin delilini, &ldquo;İmam-ı Zaman&rsquo;ın uzun &ouml;mr&uuml;&rdquo; b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde g&ouml;receğiz.</p>
</p></div>
<div id="edn12">
<p>
			<a href="#_ednref12" name="_edn12" title="">[12]</a>&#8211; Şeyh S&uuml;leyman Kunduzi, Yenabi-ul Meveddet, s. 473.</p>
</p></div>
<div id="edn13">
<p>
			<a href="#_ednref13" name="_edn13" title="">[13]</a>&#8211; Biz kutub ve abdallara inanmıyoruz. Biz İmam-ı Zaman&rsquo;ın d&uuml;nyaya gelip h&acirc;len yaşamakta olan Muhammed b. Hasan-il Askeri olduğuna inanmaktayız. Dolayısıyla Alauddevle&rsquo;nin diğer s&ouml;zleri kendisine kalsın.</p>
</p></div>
<div id="edn14">
<p>
			<a href="#_ednref14" name="_edn14" title="">[14]</a>&#8211;&nbsp; Ser&ccedil;eşme-i Tasavvuf der İran -Said Nefisi&rsquo;nin eseri- s. 216.</p>
</p></div>
<div id="edn15">
<p>
			<a href="#_ednref15" name="_edn15" title="">[15]</a>&#8211; Keşf-ul Estar, s.215.</p>
</p></div>
<div id="edn16">
<p>
			<a href="#_ednref16" name="_edn16" title="">[16]</a>&#8211; Keşf-ul Estar, s. 26.</p>
</p></div>
<div id="edn17">
<p>
			<a href="#_ednref17" name="_edn17" title="">[17]</a>&#8211; İlzam-un Nasib, s. 100.</p>
</p></div>
<div id="edn18">
<p>
			<a href="#_ednref18" name="_edn18" title="">[18]</a> &#8211; Keşf-ul Estar, s. 10.</p>
</p></div>
<div id="edn19">
<p>
			<a href="#_ednref19" name="_edn19" title="">[19]</a>&#8211; Keşf-ul Estar, s. 45; Yenabi-ul Mevedde, s. 401&rsquo;den naklen.</p>
</p></div>
<div id="edn20">
<p>
			<a href="#_ednref20" name="_edn20" title="">[20]</a>&#8211; Keşf-ul Estar, s. 216.</p>
</p></div>
<div id="edn21">
<p>
			<a href="#_ednref21" name="_edn21" title="">[21]</a>&#8211; &Uuml;mm-&uuml; Velet: Kocasından &ccedil;ocuğu olan cariyeye denir.</p>
</p></div>
<div id="edn22">
<p>
			<a href="#_ednref22" name="_edn22" title="">[22]</a>&#8211; Keşf-ul Estar, s. 40.</p>
</p></div>
<div id="edn23">
<p>
			<a href="#_ednref23" name="_edn23" title="">[23]</a>&#8211; el-Vakih-il Envar -Mısır basımı-, c. 2, s. 139.</p>
</p></div>
<div id="edn24">
<p>
			<a href="#_ednref24" name="_edn24" title="">[24]</a>&#8211; el-Eimmet-il İsma Aşer, s. 117. Bu kitap Hicri 1377&rsquo;de d&uuml;nyanın meşhur kitap tanıyanı Doktor Selahuddin-i Muncid&rsquo;in ilmi &ouml;ns&ouml;z&uuml;yle basılmıştır.</p>
</p></div>
<div id="edn25">
<p>
			<a href="#_ednref25" name="_edn25" title="">[25]</a>&#8211; &#8211; Bu s&ouml;z&uuml; Şeyh Hasan Iraki&rsquo;nin tarihinden &uuml;&ccedil; yıl &ouml;nce Şe&rsquo;rani&rsquo;den nakletmiştir.</p>
</p></div>
<div id="edn26">
<p>
			<a href="#_ednref26" name="_edn26" title="">[26]</a>&#8211; Bunun, Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in b&uuml;y&uuml;k ve meşhur bir bilgininin s&ouml;ylediğine dikkat etmek gerekir.</p>
</p></div>
<div id="edn27">
<p>
			<a href="#_ednref27" name="_edn27" title="">[27]</a>&#8211; Ahbar-ud Duvel, s. 117 -Hicri 1382 basımı-.</p>
</p></div>
<div id="edn28">
<p>
			<a href="#_ednref28" name="_edn28" title="">[28]</a>&#8211; c. 4, s. 138.</p>
</p></div>
<div id="edn29">
<p>
			<a href="#_ednref29" name="_edn29" title="">[29]</a>&#8211; c. 7, s. 327. Onu Attardey kaydetmiştir.</p>
</p></div>
<div id="edn30">
<p>
			<a href="#_ednref30" name="_edn30" title="">[30]</a>&#8211; el-A&rsquo;lam, c. 2, s. 334.</p>
</p></div>
<div id="edn31">
<p>
			<a href="#_ednref31" name="_edn31" title="">[31]</a>&#8211; Cevheret-ul Kelam, s. 157.</p>
</p></div>
<div id="edn32">
<p>
			<a href="#_ednref32" name="_edn32" title="">[32]</a>&#8211; Yenabi-ul Mevedde, s. 452.</p>
</p></div>
<div id="edn33">
<p>
			<a href="#_ednref33" name="_edn33" title="">[33]</a>&#8211; Yenabi-ul Mevedde, s. 472.</p>
</p></div>
<div id="edn34">
<p>
			<a href="#_ednref34" name="_edn34" title="">[34]</a>&#8211; &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; baskı, -Fars&ccedil;a terc&uuml;mesi-, s. 139.</p>
</p></div>
<div id="edn35">
<p>
			<a href="#_ednref35" name="_edn35" title="">[35]</a>&#8211; Vesilet-un Necat -Leknehu&rsquo;da G&uuml;lşen-i Feyz basımı- s. 420.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdinin-dunyaya-geldigini-itiraf-eden-ehl-i-sunnet-alimleri/">İmam Mehdi&#8217;nin Dünyaya Geldiğini İtiraf Eden Ehl-i Sünnet Âlimleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam-i Zaman (İmam Mehdi) ve Semavi Kitaplar</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-i-zaman-imam-mehdi-ve-semavi-kitaplar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2910</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayetullah Cafer Subhani &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160; Evrensel bir ıslahat&#231;ının varlığına inanmak sadece M&#252;sl&#252;manlara &#246;zg&#252; bir inan&#231; mıdır yoksa diğer milletler de buna inanmakta mıdır? Her iki halde de vaad edilmiş ıslahat&#231;ının İslami hadislerdeki &#246;zellikleri nelerdir? &#160; Cevap Evrensel bir ıslahat&#231;ının varlığına inanmak, Kur&#8217;ani bir k&#246;ke sahip olan ve İslami hadislerde m&#252;tevatir derecesine ulaşan İslami asil bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-i-zaman-imam-mehdi-ve-semavi-kitaplar/">İmam-i Zaman (İmam Mehdi) ve Semavi Kitaplar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 align="right">
	Ayetullah Cafer Subhani</h5>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Evrensel bir ıslahat&ccedil;ının varlığına inanmak sadece M&uuml;sl&uuml;manlara &ouml;zg&uuml; bir inan&ccedil; mıdır yoksa diğer milletler de buna inanmakta mıdır? Her iki halde de vaad edilmiş ıslahat&ccedil;ının İslami hadislerdeki &ouml;zellikleri nelerdir?</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<em>Cevap</em></p>
<p>
	Evrensel bir ıslahat&ccedil;ının varlığına inanmak, Kur&rsquo;ani bir k&ouml;ke sahip olan ve İslami hadislerde m&uuml;tevatir derecesine ulaşan İslami asil bir inan&ccedil; olmakla birlikte diğer milletler de kendi kitaplarında yer aldığı esasınca buna inanmaktadır. Hatta toplumsal muhasebeler esasınca materyalistler bile b&ouml;yle bir devrime ve &ccedil;ok boyutlu tekam&uuml;le inanmak zorundadır. Zira tek boyutlu maddi bir tekam&uuml;l doğru ve faydalı bir tekam&uuml;l olamaz.</p>
<p>
	D&uuml;nyanın diğer milletleri de evrensel b&uuml;y&uuml;k bir ıslahat&ccedil;ının varlığına ve insani toplumun &ccedil;ok boyutlu tekam&uuml;l&uuml;ne inanmaktadır. B&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;n&uuml; fesat kapladıktan sonra yeniden bahar r&uuml;zgarları esecek, yağmurlar yağacak, g&uuml;neş doğacak, kara toprak g&uuml;l ve bitkiler yetiştirecek, &ccedil;&ouml;l ve sahralar, yeşilliğe d&ouml;n&uuml;şecektir.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya milletlerinin inancına g&ouml;re gece zulmeti, bir m&uuml;ddet b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;n&uuml; kaplayacak ama g&uuml;neşin g&uuml;&ccedil;l&uuml; pen&ccedil;esi ufukların bağrını yararak y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;sterecek ve altın ışıklarını b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;ne dağıtacaktır.</p>
<p>
	Bu ger&ccedil;ek, tabiat alemine ve bitkilere &ouml;zg&uuml; bir ilke değildir. B&uuml;t&uuml;n bir varlık alemi bu esas &uuml;zere yaratılmıştır. Her karanlığın sonunda bir aydınlık vardır ger&ccedil;eği evrensel bir t&uuml;mel kanundur. Her yıkımdan sonra bir bayındırlığın ve her d&uuml;zensizlikten sonra bir d&uuml;zenin, her baskıdan sonra bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n v&uuml;cuda geleceğini belirtmektedir. Bu t&uuml;mel ve evrensel ilkeyi tarihi tecr&uuml;beler de teyit etmektedir.</p>
<p>
	Bu esas &uuml;zere evrensel islahat&ccedil;ı, adalet m&uuml;nadisi, eşitlik taraftarı ve temizlik abidesi İmam-i Zaman&rsquo;ın (Hz. Mehdi&rsquo;nin) beşeri toplumları zul&uuml;m ve baskı kapladıktan sonraki varlığını ve kıyamını tekam&uuml;l&uuml;n genel kanunu olarak kabul etmek gerekir; aykırı bir durum olarak değil.</p>
<p>
	Evrensel ıslahat&ccedil;ı meselesi Şiilere &ouml;zg&uuml; bir inan&ccedil; değildir. Sadece Şiiler b&ouml;yle bir kıyamın beklentisi i&ccedil;inde bulunmamaktadırlar. Bu b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyanın g&ouml;r&uuml;ş birliği i&ccedil;inde olduğu bir hakikattir.</p>
<p>
	Elbette vaad edilmiş ıslahat&ccedil;ının g&ouml;r&uuml;şleri hakkında dakik bir bilgiye sahip olmak, sadece semavi kitaplar ve ger&ccedil;ek İslami hadisler yoluyla m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Ama ahir zaman olarak adlandırılan bir zamanda b&ouml;yle bir ıslahat&ccedil;ının zuhuruna ve varlığına inanmak, akıl ve diğer toplumsal muhasebeler &uuml;zere de m&uuml;mk&uuml;n g&ouml;z&uuml;kmektedir. Akıl bu &ccedil;ok boyutlu tekam&uuml;l hakkında şu delili g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermektedir:</p>
<p>
	İnsanlık toplumu ortaya &ccedil;ıktığı g&uuml;nden beri her g&uuml;n sanayi, ilim, ev, besin ve giyim gibi hayati meselelerde g&ouml;z alıcı bir ilerleme kaydetmektedir. İnsani toplum b&ouml;ylesine derin bir değişiklik, i&ccedil;inde bulunmaktadır. Maddi işler ve hayati hususlarda g&ouml;z alıcı bir ilerleme kaydedilmiş ve sorunlar halledilmiştir. Ama tek boyutlu maddi bir tekam&uuml;l&uuml;, tekam&uuml;l olarak adlandırmak m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r yoksa b&ouml;ylesine tek boyutlu bir sı&ccedil;rama toplumun yok olması mı demektir?</p>
<p>
	Bir varlığın, canlının ve toplumun ger&ccedil;ek tekam&uuml;l&uuml;, &ccedil;ok boyutlu bir tekam&uuml;l i&ccedil;ine girmesidir. G&ouml;zlerini d&uuml;nyaya a&ccedil;an ve yavaş yavaş gelişen bir &ccedil;ocuk, b&uuml;t&uuml;n organlarıyla gelişmelidir. Ama eğer sadece bir organı gelişir ve diğer organları olduğu yerde kalacak olursa, ş&uuml;phesiz ters bir sonu&ccedil; doğuracaktır.</p>
<p>
	Bu a&ccedil;ıdan sanayi, teknik ve diğer maddi gelişimleri toplumun manevi ve ruhi gelişiminin başlangıcı saymak gerekir. Bu tekam&uuml;l&uuml;n yanı sıra maneviyat, fazilet ve takvanın gelişimi hususunda da bir sı&ccedil;rama ger&ccedil;ekleştirilmeli ve insani toplum b&uuml;t&uuml;n anlamıyla ideal hale gelmelidir.</p>
<p>
	Bu mantık, maddeci ve Allah&rsquo;tan uzak bir insanın mantığına da aykırı değildir. B&ouml;yle bir kimse de dindar insanların semavi kitaplar ve m&uuml;tevatir hadisler yoluyla ulaştığı ger&ccedil;eklere ulaşabilir. Ama şunu g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurmak gerekir ki ayrıcalık esasına dayanan ve sadece maddi işlerde sı&ccedil;ramayı &ouml;ng&ouml;ren bir tekam&uuml;l doğru ve faydalı bir tekam&uuml;l değildir. Birey veya toplum &ccedil;ok boyutlu bir tekam&uuml;l i&ccedil;ine girmedik&ccedil;e hi&ccedil;bir toplum mutlu olamaz.</p>
<p>
	Eğer maddeci insan bu yolla evrensel bir ıslahat&ccedil;ının varlığına inanacak olursa, semavi kitaplara ve dinlere uyan kimseler, maddecilerden &ouml;nce, b&ouml;yle bir islahat&ccedil;ının varlığına inanmak durumundadır. Zira akıl ve zekanın yanı sıra onların semavi kitapları da b&ouml;yle bir sı&ccedil;ramanın ve b&uuml;t&uuml;n işlerde derin devrimin varlığını a&ccedil;ık&ccedil;a belirtmektedir.</p>
<p>
	Eski İran kitaplarında ve b&uuml;t&uuml;n tahriflere rağmen İncil ve Tevrat&rsquo;ta evrensel ıslahat&ccedil;ının varlığı a&ccedil;ık bir şekilde s&ouml;z konusu edilmiştir. Biz &ouml;zet olsun diye hepsini nakletmekten sakınıyor, sadece Davud&rsquo;un Zebur&rsquo;undan birka&ccedil; &ouml;rnek aktarmakla yetiniyoruz:</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<em>Zebur&rsquo;da Evrensel Islahat&ccedil;ı</em></p>
<p>
	B&ouml;yle t&uuml;m boyutlu bir devrim ve sı&ccedil;ramanın varlığını ispat eden en a&ccedil;ık ayet şudur: &ldquo;Ş&uuml;phesiz biz Zikir&#39;den (Tevrat&rsquo;tan) sonra Zebur&#39;da da, <strong>&laquo;Hi&ccedil; ş&uuml;phesiz yery&uuml;z&uuml;ne salih kullarım varis olacaktır&raquo; diye yazdık.&rdquo;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong>[2]</strong></a></strong></p>
<p>
	Zebur&rsquo;da ise ş&ouml;yle yer almıştır: &ldquo;Hz. Davud peygamberin mezamirinin ilk mezmurunda Allah-u Teala Davud&rsquo;a k&ouml;t&uuml;lerin &ccedil;okluğundan korkmamasını tavsiye etmektedir. Zira sonunda onların t&uuml;m&uuml; yok olacaktır. Kendini &uuml;zme. Aksi taktirde bu g&uuml;naha sebep olacaktır. Zira k&ouml;t&uuml;ler yok olacak, ama Allah&rsquo;ı bekleyenler yery&uuml;z&uuml;ne varis olacaktır.</p>
<p>
	Hilim sahibi kimseler yery&uuml;z&uuml;ne varis olacak ve esenliğin &ccedil;okluğundan lezzet alacaklardır. Allah Salihleri teyit edecektir. Allah salihlerin g&uuml;nlerini bilmekte ve miraslarını ebedi kılmaktadır.</p>
<p>
	Allah&rsquo;tan bereket bulanlar yery&uuml;z&uuml;ne varis olacak ve Allah&rsquo;ın lanet ettiği kimseler yok olacaktır.</p>
<p>
	Salihler, yery&uuml;z&uuml;ne varis olacak ve yery&uuml;z&uuml;nde ebedi olarak kalacaklardır.</p>
<p>
	Sonu&ccedil;ta k&ouml;t&uuml;ler yok olacak ve Allah Salihleri kurtuluşa erdirecektir.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ı bekle ve yolunu g&ouml;zet ki seni yery&uuml;z&uuml;ne varis kılsın.&rdquo;</p>
<p>
	Son Peygamber&rsquo;den (s.a.a) s&ouml;z eden kırk beşinci Mezmur&rsquo;da ise son olarak ş&ouml;yle buyurmaktadır: &ldquo;Babaların yerine &ccedil;ocukların olacaktır. Seni b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;ne hakim kılacağım. Senin adını b&uuml;t&uuml;n k&ouml;ylerde anacağım. B&ouml;ylece kavimler seni Ahmet olarak anacak.&rdquo;</p>
<p>
	Hakeza 96. Mezmur&rsquo;da ş&ouml;yle yer almıştır: &ldquo;Kavimleri &ouml;l&ccedil;&uuml;yle yargılayacaktır. G&ouml;k y&uuml;z&uuml; sevinecek, yery&uuml;z&uuml; mutluluğa boğulacaktır. Denizler ve periler g&uuml;rleyecektir, &ccedil;&ouml;ller ve &ccedil;&ouml;lde olan her şey sevince boğulacaktır. B&uuml;t&uuml;n ağa&ccedil;lar, Allah&rsquo;ın huzurunda ormanlaşacaktır. Zira o gelecek ve evrene h&uuml;kmetmek i&ccedil;in gelecektir.&rdquo;</p>
<p>
	Hakeza 97. Mezmur&rsquo;da ş&ouml;yle yer almıştır: &ldquo;G&ouml;kler, onun adaletini ilan edecek, b&uuml;t&uuml;n kavimler, onun celalini g&ouml;recek, yontulmuş putlara tapanlar utanacaktır.&rdquo;</p>
<p>
	Allah&rsquo;a ş&uuml;k&uuml;rler olsun ki, tahrif elleri Zebur&rsquo;un metninin bu b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; tahrif edememiştir. Ş&uuml;phesiz tarih boyunca Salih h&uuml;k&uuml;metler iş başına ge&ccedil;miştir. Ama b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;ne h&uuml;kmeden ve b&uuml;t&uuml;n imanlı, takva ve iffete b&uuml;r&uuml;yen bir h&uuml;k&uuml;met g&ouml;r&uuml;lmemiştir. Bu a&ccedil;ıdan Zebur ve Kur&rsquo;an&rsquo;a inananlar, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada h&uuml;kmedecek olan Salih bir devletin doğuşunu beklemektedir.</p>
<p>
	İslami hadislerde de bu evrensel ıslahat&ccedil;ı Mehdi, Sahib&rsquo;ul-Asr ve&rsquo;z-Zaman&hellip; olarak adlandırılmıştır. Hi&ccedil;bir konuda Hz. Mehdi (a.s) hakkında nakledilen hadisler kadar hadis mevcut değildir. Bu hadisler, İmam&rsquo;ın (a.s) &ouml;zelliklerini a&ccedil;ıklamakta ve yalan yere Mehdilik iddiasında bulunanların her t&uuml;rl&uuml; oyunlarını ifşa etmektedir. S&uuml;nni ve Şii b&uuml;t&uuml;n İslam muhaddislerinin naklettiği bu rivayetler ışığında, Mehdi-i Sudani, Gulam Ahmed Kadyani ve Ali Muhammed Bab gibi yalancıların iddialarının boş olduğu ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Şimdi vaad edilen kurtarıcının &ouml;zelliklerinin yer aldığı rivayetlerin fihristini, hadislerin sayısını zikrederek aktaralım:</p>
<p>
	1-Hz. Mehdi&rsquo;nin zuhurunu m&uuml;jdeleyen rivayetler 657 tanedir.</p>
<p>
	2-Hz. Mehdi&rsquo;nin Peygamber&rsquo;in Ehl-I Beyt&rsquo;inden olduğunu bildiren rivayetler 389 tanedir.</p>
<p>
	3-Hz. Mehdi&rsquo;nin Ali&rsquo;nin (a.s) evlatlarından olduğunu bildiren rivayetler, 214 tanedir.</p>
<p>
	4-Hz. Mehdi&rsquo;nin Fatıma&rsquo;nın (a.s) evlatlarından olduğunu bildiren rivayetler, 192 tanedir.</p>
<p>
	5-Hz. Mehdi&rsquo;nin H&uuml;seyin b. Ali&rsquo;nin (a.s) dokuzuncu evladı olduğunu bildiren rivayetler, 148 tanedir.</p>
<p>
	6-Hz. Mehdi&rsquo;nin, İmam Zeyn&rsquo;&uuml;l-Abidin&rsquo;in (a.s) evlatlarından olduğunu bildiren rivayetler, 185 tanedir.</p>
<p>
	7-Hz. Mehdi&rsquo;nin, İmam Askeri&rsquo;nin (a.s) evlatlarından olduğunu bildiren rivayetler, 146 tanedir.</p>
<p>
	8-İmam Hasan Askeri&rsquo;nin (a.s) ejdadını beyan eden rivayetler 147 tanedir.</p>
<p>
	9-Hz. Mehdi&rsquo;nin d&uuml;nyayı adaletle dolduracağını bildiren rivayetler, 132 tanedir.</p>
<p>
	10-Hz. Mehdi&rsquo;nin uzun bir s&uuml;re gaybete &ccedil;ekileceğini bildiren rivayetler, 91 tanedir.</p>
<p>
	11-Hz. Mehdi&rsquo;nin uzun bir &ouml;mre sahip olduğunu bildiren rivayetler, 318 tanedir.</p>
<p>
	12-İslam dininin Hz. Mehdi (a.s) vesilesiyle evrensel bir din haline geleceğini bildiren rivayetler, 47 tanedir.</p>
<p>
	13-On ikinci imamın son imam olduğunu bildiren rivayetler, 136 tanedir.</p>
<p>
	14-Hz. Mehdi&rsquo;nin doğumu ile ilgili rivayetler, 214 tanedir.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bu hadis ve rivayetler, asil İslami kitaplarda nakledilmiş ve bu konuyu kesin ve a&ccedil;ık bir şekilde g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermiştir.&rdquo;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Porseşha ve Pasuhha, Ayetullah Cafer Subhani, s. 236-242</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Enbiya suresi, 105. ayet</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Bu rakamlar, Munteheb&rsquo;ul-Efer adlı kitaptan alınmıştır.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-i-zaman-imam-mehdi-ve-semavi-kitaplar/">İmam-i Zaman (İmam Mehdi) ve Semavi Kitaplar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm Kaynaklarında İmam Mehdi&#8217;ye İnanmak</title>
		<link>https://www.caferilik.com/islam-kaynaklarinda-imam-mehdiye-inanmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2911</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdullah TURAN &#160; Hz. İmam Mehdi (a.s)&#39;ın ahır zamanda zuhur edip zul&#252;m ve haksızlıkla dolmuş olan yery&#252;z&#252;nden her t&#252;rl&#252; zul&#252;m ve haksızlığı k&#246;k&#252;nden kazıyarak onu baştanbaşa adalet ve eşitlikle dolduracağı inancı, asr-i saadetten itibaren M&#252;sl&#252;manlar arasında yaygın olan k&#246;kl&#252; bir İslam&#238; akide olup, ilgili bilgi ve belgeler İslam&#238; kaynakların genelinde yer almıştır. Ancak hemen-hemen İsl&#226;m&#238; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/islam-kaynaklarinda-imam-mehdiye-inanmak/">İslâm Kaynaklarında İmam Mehdi&#8217;ye İnanmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	Abdullah TURAN</h5>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Hz. İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın ahır zamanda zuhur edip zul&uuml;m ve haksızlıkla dolmuş olan yery&uuml;z&uuml;nden her t&uuml;rl&uuml; zul&uuml;m ve haksızlığı k&ouml;k&uuml;nden kazıyarak onu baştanbaşa adalet ve eşitlikle dolduracağı inancı, asr-i saadetten itibaren M&uuml;sl&uuml;manlar arasında yaygın olan k&ouml;kl&uuml; bir İslam&icirc; akide olup, ilgili bilgi ve belgeler İslam&icirc; kaynakların genelinde yer almıştır. Ancak hemen-hemen İsl&acirc;m&icirc; kaynakların tamamında yer alan İmam <strong>Mehdi </strong>(a.s) hakkındaki bilgi ve belgelere ge&ccedil;meden &ouml;nce, Hz. Resulullah (s.a.a)&#39;ın: <em>&quot;Kim boynunda biat olmadan </em>(başka bir hadiste ise)<em> -Kim zamanının imamını tanımadan- &ouml;l&uuml;rse, cahiliye &ouml;l&uuml;m&uuml;yle &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r.&quot;</em> <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> hadis-i şerifine dikkat &ccedil;ekmek istiyorum.</p>
<p>
	Naklettiğimiz bu hadisler, her zamanda herkes i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k bir sorumluluk getirmektedir. Bu hadisler herkesi kendi zamanının imamını tanımak ve ona biat etmekle y&uuml;k&uuml;ml&uuml; kılmıştır.</p>
<p>
	Nitekim Allah Teal&acirc;&#39;nın; <strong>&quot;O g&uuml;n ki, her grup insanı imamlarıyla (&ouml;nderleriyle) &ccedil;ağırırız; o g&uuml;n kitabı sağından verilenler kitaplarını okurlar; onlara kıl kadar haksızlık edilmez. Bu d&uuml;nyada (kalbi) k&ouml;r olan ise, ahirette daha k&ouml;r ve daha şaşkındır.&quot; </strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> ayetleri de, istisnasız her zaman ve mek&acirc;nda insanların itaat etmesi farz olan bir imamın var olduğunu, d&uuml;nya yaşamlarında o imamı tanıyıp itaat edenlerin ahirette amel defterleri sağ ellerinden verilecek olan ilahi m&uuml;kafatı hak eden Ashab-ı Yemin olduklarını, d&uuml;nya yaşamlarında o imamı tanımak hususunda şaşkınlığa d&uuml;ş&uuml;p k&ouml;r kalanların ise, ahirette daha k&ouml;r ve daha şaşkın olacaklarını a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koymaktadır.</p>
<p>
	Ne ilgin&ccedil;tir ki, Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in &ouml;nde gelen m&uuml;fessirlerinden Kurtub&icirc;, kendi tefsirinde bu ayeti tefsir ederken, Mucahid ve Katade&#39;nin, ayette ge&ccedil;en <strong>&quot;imamlar&quot;</strong>dan maksadın, insanın kendine &ouml;nder kabul ettiği liderler olduğunu, hak ehlinin kıyamet g&uuml;n&uuml; peygamberlerinin &ouml;nderliğinde ayağa kalkarak amel defterlerini sağ ellerinden alacaklarını ve batıl ehlinin de dal&acirc;let liderlerinin &ouml;nderliğinde ayağa kalkarak amel defterlerini sol ellerinden alacaklarına dair g&ouml;r&uuml;şlerini naklettikten sonra Hz. Ali (a.s)&#39;ın da; &quot;Ayette ge&ccedil;en &lsquo;imamlar&#39;dan maksat, her asrın imamıdır.&quot; buyurduğunu kaydetmiş, sonra da Hz. Ali&#39;nin Allah Resul&uuml;&#39;nden naklettiği şu hadise yer vermiştir: Allah Resul&uuml; buyurmuştur ki:</p>
<p>
	<em>&quot;Kıyamet g&uuml;n&uuml; herkes kendi zamanının imamı, Rabbinin kitabı ve peygamberinin s&uuml;nneti ile &ccedil;ağrılacak ve denilecek ki: &lsquo;İbrahim&#39;in takip&ccedil;ilerini getirin, Musa&#39;nin takip&ccedil;ilerini getirin, İsa&#39;nın takip&ccedil;ilerini getirin ve Muhammed&#39;in takip&ccedil;ilerini getirin.&#39; B&ouml;ylece hak ehli ayağa kalkacak ve amel defterlerini sağ ellerinden alacaklar. Sonra; &lsquo;Şeytanın takip&ccedil;ilerini ve sapık &ouml;nderlerin takip&ccedil;ilerini getirin.&#39; denilecektir. Evet imam, ya hidayet imamı olur, ya da sapıklık imamı.&quot; </em><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Bu ger&ccedil;eği ortaya koyan diğer bir ayet de Allah Teal&acirc;&#39;nın; <strong>&quot;Yarattıklarımız i&ccedil;erisinde bir topluluk vardır ki, hak ile hidayet eder ve onunla h&uuml;kmederler.&quot;</strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> ayetidir.</p>
<p>
	Bu ayet-i kerime, her zaman i&ccedil;in insanlar i&ccedil;erisinde hak &uuml;zere olup hakka hidayet eden ve hak ile h&uuml;kmeden masum &ouml;nderlerin var olduğunu ve var olmaya devam edeceğini a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koymaktadır. Nitekim Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in &ouml;nde gelen m&uuml;fessirlerinden Fahr-i Raz&icirc; de bu ayetin tefsirinde C&uuml;ba&icirc;&#39;den naklen der ki: &quot;Bu ayet, yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n hi&ccedil;bir zaman hak &uuml;zere olup hak ile amel eden ve hak ile h&uuml;kmeden kimselerden boş olmayacağını ve onların hi&ccedil;bir zaman batıl &uuml;zere birleşmeyeceklerini g&ouml;stermektedir&#8230;&quot;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	Fahr-i Raz&icirc;, Allah Teal&acirc;&#39;nın; <strong>&quot;O g&uuml;n her &uuml;mmetten bir kişiyi onlara şahit tutarız; seni de bunlara şahit getiririz&#8230;&quot;</strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> ayetinin tefsirinde de der ki: &quot;Yery&uuml;z&uuml;nde var olan her topluluk i&ccedil;erisinde ve her asırda onlara şahitlik yapacak biri olmalıdır. Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n asrındaki şahide gelince o, Allah Teal&acirc;&#39;nın; <strong>&quot;B&ouml;ylece sizi insanlara şahit olmanız i&ccedil;in orta bir &uuml;mmet kıldık, Peygamber de size şahittir&#8230;&quot;</strong><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> ayetinin mucibince Resul&#39;&uuml;n kendisidir. Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n zamanından sonra da her zaman i&ccedil;in bir şahidin var olması gerektiği ispatlanmıştır. Bu, hi&ccedil;bir asrın insanlara tanıklık edecek bir şahitten hali olmadığı sonucunu doğurur. Bu şahit de caiz&#39;&uuml;l-hata olmamalıdır. Aksi takdirde onun kendisi de başka bir şahide muhta&ccedil; olur ve bu sonsuza kadar tesels&uuml;l edip gider. Tesels&uuml;l ise batıldır. O h&acirc;lde, her asırda s&ouml;zleriyle h&uuml;cceti tamamlayan bir topluluğun var olduğu sabit olmuştur&#8230;&quot;<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>
<p>
	Sonu&ccedil; olarak naklettiğimiz bu ayet ve hadisler, her zaman ve asırda insanların tanıyıp itaat etmesi gereken masum &ouml;nderlerin var olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koymaktadır. Allah Resul&uuml; de; <em>&quot;Zamanının imamını tanımadan </em>veya<em> boynunda biat olmadan &ouml;len, cahiliye &ouml;l&uuml;m&uuml; ile &ouml;l&uuml;r.&quot;</em> buyururken mutlaka b&ouml;yle bir imamı kastetmiştir. Yoksa Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n, insanlara zamanın imamı olarak diktat&ouml;r sultanları ve zalim y&ouml;neticileri tanıyıp onlara biat etmelerini s&ouml;ylemesi ve onları tanımayıp onlara biat etmeyenlerin cahiliye &ouml;l&uuml;m&uuml; ile &ouml;leceklerini buyurması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez; b&ouml;yle bir şeyi d&uuml;ş&uuml;nmek k&uuml;f&uuml;r ve inan&ccedil;sızlık olur.</p>
<p>
	Kısacası; zalim y&ouml;neticileri tanımamak ve onlara biat etmemek, ne cahiliye &ouml;l&uuml;m&uuml;yle &ouml;lme sonucunu doğurabilir, ne de ahirette k&ouml;r ve şaşkın olarak haşr olmayı. Aksine, onlara g&ouml;n&uuml;l vermek ve onlara biat ederek yaptıkları mezalime katkıda bulunmak, b&ouml;yle bir sonu&ccedil; doğurabilir. O h&acirc;lde, tanınması ve biat edilmesi farz olan imam, Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n; <em>&quot;Benden sonra hepsi Kureyş&#39;ten olan on iki halife gelecektir.&quot;</em><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a>, <em>&quot;Kureyş&#39;ten on iki halife olduk&ccedil;a bu din, d&uuml;şmanlarına karşı hep muzaffer olacak ve hi&ccedil;bir muhalif ve m&uuml;nafık ona zarar veremeyecektir.&quot;</em><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a>, <em>&quot;Benden sonra halifelerin sayısı, İsrail oğullarının reisleri gibi, on ikidir.&quot;</em><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>, <em>&quot;Benden sonra imamların sayısı, İsrail oğullarının reisleri ve İsa&#39;nın havar&icirc;leri gibi, on ikidir.&quot;</em><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>,<em>&quot;Benden sonra Ehl-i Beyt&#39;imden on iki imam gelecektir.&quot;</em><a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a>,<em>&quot;Ben peygamberlerin efendisiyim, Ali bin Ebu Talip de vasilerin efendisidir; benim vasilerim on iki kişidir. Onların ilki Ali, sonuncusu da <strong>Kaim</strong>&#39;dir.&quot;</em><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> gibi tabirlerle &uuml;mmete muştuladığı kimseler, Ehl-i Beyt&#39;inden olan On İki İmamlardan gayrisi olamaz.</p>
<p>
	Ama ne var ki, Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n &uuml;mmetine hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisi olarak tanıttığı Ehl-i Beyt İmamları&#39;ndan on biri, kendi d&ouml;nemlerinde Hz. Resulullah&#39;tan sonra fırtınalara kapılan İsl&acirc;m &uuml;mmeti gemisine kaptanlık yapmış ve hidayet arayanları sel&acirc;metle kurtuluş sahiline hidayet etmişlerse de, sonunda onların on biri de zalimler tarafından katledilerek veya zehirlenerek şehit edilmişlerdir. Sadece Ehl-i Beyt İmamları&#39;nın sonuncusu olan on ikinci imam Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s), bir takım bizce bilinen ve bilinmeyen neden ve hikmetlerden dolayı şimdilik g&ouml;zlerden ırak olsa da, Allah Teal&acirc;&#39;nın &ouml;zel korumasıyla hayatta bulunmakta ve Hz. Resul ve Ehl-i Beyt İmamları&#39;nın belirttiği &uuml;zere, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; dinsizlik, zul&uuml;m ve haksızlık sardıktan sonra, Allah Teal&acirc;&#39;nın izniyle bir g&uuml;n zuhur edip haksızlık ve zul&uuml;mle dolan bu d&uuml;nyayı adalet ve eşitlikle dolduracak ve Allah&#39;ın kesin vaadi olan il&acirc;h&icirc; dinin b&uuml;t&uuml;n cihana egemenliğini sağlayacaktır.</p>
<p>
	Evet, yukarıda zikrettiğimiz ayet ve hadisler, bu zamanda onu tanımayı ve ona biat etmeyi herkese farz kılmaktadır. Onu tanıyan ve ona biat eden basiret ehli; onu tanımayan ve ona biat etmeyen ise, bu d&uuml;nyada k&ouml;r olduğu gibi, ahirette de daha k&ouml;r ve daha şaşkın olacaktır.</p>
<p>
	Bu konu, &ouml;yle hafife alınabilecek bir konu değildir. &Ouml;zellikle de Hz. Resulullah (s.a.a)&#39;ın sadece yukarıda işaret ettiğimiz hadiselere iktifa etmediğini ve bizatihi Hz. <strong>Mehdi </strong>(a.s)&#39;ın kıyamını zikrederek onu ink&acirc;r edenlerin İsl&acirc;m&#39;ından ş&uuml;phe edilmesi gerektiğini buyurduğunu g&ouml;rmekteyiz.</p>
<p>
	Cabir bin Abdullah&#39;tan; dedi ki: Allah Resul&uuml; ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
	1- <em>&quot;<strong>Mehdi</strong>&#39;nin &ccedil;ıkışını ink&acirc;r eden, Muhammed&#39;e indirileni ink&acirc;r etmiştir&#8230;&quot; </em></p>
<p>
	2- <em>&quot;&#8230;<strong>Mehdi</strong>&#39;yi ink&acirc;r eden, ş&uuml;phesiz k&acirc;fir olur&#8230;&quot;</em><a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>
<p>
	Evet, <strong>Mehdi&#39;</strong>yi ink&acirc;r etmek insanı k&uuml;fre bile d&uuml;ş&uuml;rebilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <strong>Mehdi</strong>&#39;yi ink&acirc;r eden kimse, eğer bilin&ccedil;li olarak ink&acirc;r ediyorsa, Allah Resul&uuml;&#39;n&uuml;n ahir zamana ait s&ouml;zlerini ink&acirc;r etmektedir, Kur&#39;an-ı Kerim&#39;in ahir zamanda salih insanların &ouml;nderliğinde mutlak h&acirc;kimiyetin Allah&#39;ın dinine ait olacağı vaadini ink&acirc;r etmektedir. İşte bunun i&ccedil;indir ki, Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in &ouml;nde gelen alimlerinden olan Ala&uuml;ddin Muttak&icirc; Hind&icirc;, bu hadisi naklettikten sonra, Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın zuhurunu ink&acirc;r etmenin k&uuml;fre sebep olmasının tevcihinde Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in b&uuml;y&uuml;k fakihlerinden Ahmed bin Hacer Heytem&icirc;&#39;nin s&ouml;zlerine de değinmiş ve &ouml;zetle onun ş&ouml;yle dediğini kaydetmiştir: &quot;İnk&acirc;r eden şahıs, <strong>Mehdi</strong>&#39;ye inanmanın Nebev&icirc; s&uuml;nnette yer aldığını biliyorsa, bu ger&ccedil;ek anlamda k&uuml;f&uuml;r olur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu, onun kesin olan s&uuml;nnetten saptığının ve yalan saydığının belirtisidir.&quot;<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	İsl&acirc;m Peygamberi ve Ehl-i Beyt İmamları defalarca &ccedil;eşitli m&uuml;nasebetlerle Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın gaybeti, zuhuru, kıyamı ve diğer &ouml;zelliklerinden bahsetmişlerdir. Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s) hakkındaki bu hadisler hem Ehl-i Beyt, hem Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in en muteber hadis, tefsir ve siyer kitaplarında yer almış ve her iki fırkanın bir&ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k alimi bu hususu konu edinen m&uuml;stakil kitaplar yazmışlardır. Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in &ouml;nde gelen alimlerinden olan Ali Muhammed Ali Dahil&#39;in yazdığı <em>el-İmam&#39;ul-Mehdi</em> kitabı bu mevzuu ele alan onlarca cilt kitaptan sadece birisidir. Yalnızca bu eserde Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s) ile ilgili hadisleri nakleden sahabe ve tabi&icirc;nden ellişer kişinin ismi kaydedilmiştir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>
<p>
	Hz. Resul-i Ekrem ve Ehl-i Beyt İmamlarından Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s) hakkında gelen hadisler &ouml;yle birka&ccedil; kişinin nakliyle sınırlı kalan ahad t&uuml;r&uuml;nden hadisler de değildir. İleride g&ouml;receğimiz &uuml;zere bu hadisler tevat&uuml;r haddini bile aşmıştır. Asr-ı saadetten itibaren bu hadisler yaygın bir şekilde İsl&acirc;m &uuml;mmeti i&ccedil;erisinde bilinmekte ve dilden dile dolaşmaktaydı. &Ouml;yle ki, Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın zuhur edeceğine dair olan inancın ve onun teşkil edeceği vadedilen adalet d&uuml;zenine duyulan &ouml;zlemin hen&uuml;z o hazret d&uuml;nyaya gelmeden bile İsl&acirc;m &uuml;mmetinin k&uuml;lt&uuml;rel, siyas&icirc;, ekonomik ve toplumsal sahalarını etkisi altına aldığını ve asr-ı saadetten itibaren İsl&acirc;m &uuml;mmetinin b&uuml;y&uuml;k şairlerinin son kurtarıcı olan <strong>Mehdi</strong> inancını ve bu m&uuml;jdeyi ifade eden hadislerin taşıdığı manayı şiirlerinde dillendirmeye başladıklarını g&ouml;rmekteyiz.</p>
<p>
	&Ouml;rneğin; Hz. <strong>Mehdi </strong>(a.s)&#39;ın doğmundan onlarca yıl &ouml;nce vefat etmiş olan Ehl-i Beyt ekolunun m&uuml;cadeleci ve yorulmaz şairi Kumeyt&#39;in (&Ouml;: Hicr&icirc; 126) İmam Muhammed B&acirc;kır (a.s)&#39;ın huzurunda Kerbel&acirc; şehitleri hakkında okuduğu şiirinde vadedilen İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın ne zaman kıyam edeceğini sorduğunu g&ouml;r&uuml;yoruz.</p>
<p>
	Kumeyt&#39;in şiiri ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	<em>&quot;Zaman beni g&uuml;ld&uuml;rd&uuml; ve ağlattı; zira ki, zaman t&uuml;rl&uuml; t&uuml;rl&uuml;, rengarenk olaylarla doludur.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Benim ağlamam o dokuz yiğit i&ccedil;indir ki, Kerbel&acirc; &ccedil;&ouml;l&uuml;nde bırakıldılar, hepsi de kefenlere b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş bir h&acirc;lde.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Yine ağlamam o altı yiğit i&ccedil;indir ki, hi&ccedil; kimse onlara ulaşamaz; Akil oğullarını diyorum, o en hayırlı s&uuml;varileri.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Sonra benim ağlamam, onların en hayırlısı, yani efendileri i&ccedil;indir; ki onları hatırlamak benim dertlerimi coşturmaktadır.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Eğer birisi size ulaşanlardan dolayı sevinir, yahut zaman i&ccedil;inde bir g&uuml;n alay ederse, (buna şaşmam).</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Zira ki, siz izzetten sonra zillete d&uuml;şt&uuml;n&uuml;z; benim de sizi savunmaya g&uuml;c&uuml;m yoktur. </em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Peki ne zaman hak sizde ayağa kalkacak, ne zaman ikinci <strong>Mehdi</strong>&#39;niz kıyam edecektir?&quot;</em> <a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>
<p>
	A&ccedil;ıktır ki, şairin İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın doğumundan onlarca yıl &ouml;nce o hazretin ne zaman kıyam edip de hakkı ortaya koyarak Ehl-i Beyt&#39;e yapılan zul&uuml;mlerin intikamını alacağını sorması, o zamandan beri Mehdilik inancının toplum i&ccedil;inde yaygın olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>
	Yine, b&uuml;y&uuml;k Şair Kumeyt&#39;in aynı d&ouml;nemlerde yaşayan kardeşi Verd bin Zeyd-i Esed&icirc;, İmam Muhammed B&acirc;kır (a.s)&#39;ın medhinde okuduğu şiirinde s&ouml;z&uuml; İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;a getirerek İmam (a.s)&#39;a aynı soruyu sormaktadır.</p>
<p>
	Verd&#39;in şiiri ş&ouml;yle başlıyor:</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>&quot;Sizi g&ouml;rmek i&ccedil;in, nice y&uuml;ksek tepeleri aştım da geldim.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Size olan aşk ve iştiyakımdan, nice &ccedil;&ouml;lleri aştım da geldim.&quot; </em></p>
<p>
	Sonra şair ş&ouml;yle devam ediyor:</p>
<p>
	<em>&quot;Ne zaman Samirra bina olacak da o &ccedil;ocuk, gecenin parlak yıldızı gibi tulu edecek? </em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Doğumundan bir s&uuml;re sonra gaybete &ccedil;ekilecek; yery&uuml;z&uuml;n&uuml; kat edip dolaşacak.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Musa ve İsa&#39;nın gaybete &ccedil;ekilmesi gibi; eğer onların &ouml;m&uuml;rleri kadar yaşasa da &ouml;l&uuml;m ona gelip &ccedil;atmayacak.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Benim &uuml;midim onu g&ouml;rmek, ona ulaşmaktır; ki onun en hayırlı yaranından olayım.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Bunu bize ravilerden bir grup haber vermiş; onlar Allah&#39;tan korkan ve &ccedil;ok itaat edenlerdir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Babalarınızın getirdiği kanunları nakleden hak ravileri bunu sizden bize bildirmiş; ş&uuml;phesiz onlar, en hayırlı babalar ve en hayırlı kanun koyanlardır.&quot;</em> <a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>
<p>
	Verd&#39;in bu şiiri bu manayı ortaya koyan a&ccedil;ık bir belgedir.</p>
<p>
	Keza, İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın doğumundan onlarca yıl &ouml;nce Emev&icirc;ler&#39;den Kerbela şehitlerinin intikamını almak i&ccedil;in kıyam edip, savaşan ve sonunda da canını bu yolda feda eden Zeyd bin Ali bin H&uuml;seyin bin Ali bin Ebu Talib, (&Ouml;: Hicr&icirc; 122) Hz. Resul-i Ekrem&#39;e intisap etmesinden ve vadedilen <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın kendilerinden olmasından dolayı iftihar ettiği şiirinde ş&ouml;yle demektedir:</p>
<p>
	<em>&quot;Biz Kureyş&#39;in efendileriyiz; hak bizimle ayakta durur.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Biz &ouml;yle nurlarız ki, halkın yaratılmasından &ouml;nce vardık.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Bizdendir se&ccedil;ilmiş Mustafa, bizdendir <strong>Mehdi</strong>.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Allah bizimle tanınır, hak bizimle ayakta durur.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Bug&uuml;n bizden y&uuml;z &ccedil;eviren, yarın cehennem ateşini boylaya durur.&quot;</em> <a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>
<p>
	Burada dikkate şayan n&uuml;kte şudur ki; anlaşılan, Zeyd&#39;in Emev&icirc; zulm&uuml;ne karşı olan bu kıyamından heyecana kapılanlar ve hatta onun vadedilen <strong>Mehdi</strong> olduğunu sananlar bile olmuş ki, Ben&icirc; &Uuml;meyye&#39;nin meşhur şairi Hakim bin Abbas Kelb&icirc;, Zeyd&#39;in şehit edilip cansız bedenin asılmasından sonra Ben&icirc; Haşim&#39;e hitaben okuduğu bir şiirinde Zeyd&#39;in <strong>Mehdi</strong> olduğunu sananları alaya almıştır. Bu şiirin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; ş&ouml;yledir:</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>&quot;Sizin Zeyd&#39;i hurma ağacına asıverdik; doğrusu ben hi&ccedil; ağaca asılan bir <strong>Mehdi</strong>&#39;yi g&ouml;rmemiştim.&quot; </em></p>
<p>
	Adı ge&ccedil;en Ben&icirc; &Uuml;meyye şairi bu şiirini, Hicr&icirc; ikinci asrın başlarında okumuştur. Bu, o zamandan beri <strong>Mehdi</strong> inancının M&uuml;sl&uuml;manlar i&ccedil;erisinde yaygın olduğuna dair tarih&icirc; bir belgedir. Zira bu şiir, insanlardan bazıları mısdakında yanılmış olsalar bile, <strong>Mehdi</strong> inancının o zamandan beri toplum i&ccedil;erisinde var olan yerleşik bir inan&ccedil; olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koymaktadır.</p>
<p>
	Yine, İmam <strong>Mehdi&#39;</strong>nin doğumundan onlarca yıl &ouml;nce yaşayıp vefat etmiş olan Araplar&#39;ın cahiliye ve İsl&acirc;m d&ouml;neminin &ouml;nde gelen &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k şairinden biri olan İsmail Himyer&icirc;&#39;nin (&Ouml;: Hicr&icirc; 173) <a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a> İmam Sadık (a.s)&#39;ın huzuruna varıp o hazretin eliyle hidayet bulduktan sonra hazretin huzurunda okuduğu uzun bir kasidesi vardır. Onun da bu kasidede İmam <strong>Mehdi </strong>(a.s)&#39;dan s&ouml;z ettiğine şahit oluyoruz. İşte aşağıdaki beyitler bu kasidenin bir par&ccedil;asının terc&uuml;mesidir:</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>&quot;Allah&#39;ımı şahit tutarım ki, senin (İmam Sadık&#39;ın) s&ouml;z&uuml;n, ister boyun eğer olsun, ister g&uuml;nahk&acirc;r, b&uuml;t&uuml;n mahluklara h&uuml;ccettir; hani buyurdunuz ya:</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Kalben arzuladığım veliyy-i emir ve <strong>Kaim&#39;</strong>in bir gaybet d&ouml;nemi olacak; ş&uuml;phesiz o gaybet edecektir, Allah&#39;ın sel&acirc;mları o gaibe olsun.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Bir m&uuml;ddet gaybet perdesi ardında kalacak, sonra zuhur edecek ve d&uuml;nyanın doğusunu ve batısını adaletle dolduracaktır.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Gizlide ve a&ccedil;ıkta ben buna inanıyorum, kınansam da ondan vazge&ccedil;mem.&quot;</em> <a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere şair İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın d&uuml;nyaya gelmesinden bir bu&ccedil;uk asır &ouml;ncesinden o hazret hakkında tam bir basiretle s&ouml;z etmektedir. Elbette şair, dipnotta naklettiğimiz bu şiirinin başlangıcında itiraf ettiği &uuml;zere, İmam Sadık (a.s)&#39;ı m&uuml;l&acirc;kat ettikten sonra b&ouml;yle bir basirete ulaşabilmiştir. Yoksa şair şiirinin dipnottaki b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde belirttiği &uuml;zere daha &ouml;ncelerden Mehdilik inancına sahipti. Ancak onun mısdakında yanılmış ve vadedilen <strong>Mehdi</strong>&#39;nin Muhammed Hanefiye olduğunu sanmıştı. Bu da Mehdilik inancının o zamandan beri toplumda yaygın olduğunun a&ccedil;ık bir kanıtıdır.</p>
<p>
	Bu şairlerden biri de Ebu Muhammed, S&uuml;fyan bin Mus&#39;ab Abd&icirc; Kuf&icirc;&#39;dir. Bu şair, İmam Sadık (a.s)&#39;ın d&ouml;neminde yaşamış Ehl-i Beyt&#39;in methinde, &ouml;zellikle de Hz. Ali (a.s)&#39;ın faziletlerini i&ccedil;eren g&uuml;zel şiirler okumuştur. O, Hz. İmam Sadık (a.s)&#39;dan Ehl-i Beyt&#39;in faziletleri hakkında &ouml;ğrendiği hadisleri şiir h&acirc;linde dillendirmiştir. İmam Sadık (a.s) da onun bu hizmetini takdir etmiş ve; &quot;Ey Ehl-i Beyt takip&ccedil;ileri, Abd&icirc;&#39;nin şiirlerini &ccedil;ocuklarınıza &ouml;ğretiniz ki, o Allah&#39;ın dini &uuml;zeredir.&quot; buyurmuştur.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>
<p>
	Abd&icirc;&#39;nin <em>&quot;Gadiriyye&quot;</em> ismiyle bilinen uzun bir kasidesi vardır. O bu kasidesinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde On İki İmamları teker teker isimleriyle saymıştır. Onun bu şiirini okuduğu zamanda İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s) da dahil olmak &uuml;zere o m&uuml;barek zatların bir kısmı hen&uuml;z d&uuml;nyaya bile gelmemişlerdi. Abd&icirc;&#39;nin adı ge&ccedil;en şiirinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	<em>&quot;Sevgimi onlara (Ehl-i Beyt&#39;e) verdiğim andan beri bana Rafız&icirc; ismini taktılar; oysa ki bu isim, en g&uuml;zel ismimdir benim. </em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Arş sahibinin kesintisiz sal&acirc;tı olsun, o gamlara deva olan Fatıma&#39;nın oğluna.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Onun o iki oğluna ki, birini zehir ile yok ettiler, diğeri de y&uuml;z&uuml;n&uuml; toz kaplamış h&acirc;lde topraklar &uuml;st&uuml;nde yatmaktadır.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ondan sonra abit, zahit olan Seccad&#39;a; sonra ilmin sonuna yaklaşan Bakır&#39;ul-Ulum&#39;a.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Cafer&#39;e, oğlu Musa&#39;ya, sonra da ihsank&acirc;r Rıza&#39;ya ve zahmet &ccedil;eken abit Cevad&#39;a.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>İki Asker&icirc;&#39;ye ve Kaimleri olan <strong>Mehdi</strong>&#39;ye; ki işin sahibidir ve yeni hidayet elbiseleri giyecektir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>O kimse ki, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;mle dolduktan sonra, tekrar onu adaletle dolduracak; sapıklık ve fitne ehlinin k&ouml;k&uuml;n&uuml; kesecek.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>O; korkusuz, sil&acirc;h kuşanmış dil&acirc;verlerin &ouml;nderi ki, yararsız otları kazımak i&ccedil;in tuğyan ehli ile savaşacak.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Hidayet ehlidirler, Kayyum Allah&#39;ın dinini, d&uuml;nya ve d&uuml;nya makamlarına satan insanlar değillerdir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Eğer onların gazabı cehennem ateşinde gizlenirse, artık cehennem ateşini alevlenen odundan b&icirc;-niyaz eder.&quot;</em> <a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere şair, şiirinde On İki İmamı birer birer isim veya lakaplarını anarak saymıştır. Oysa ki, şairin yaşadığı o d&ouml;nemde ismini veya lakabını zikrettiği imamların bir kısmı hen&uuml;z d&uuml;nyaya bile gelmemişti. Yine şair, a&ccedil;ık&ccedil;a İmam <strong>Mehdi</strong>, yaranı ve y&uuml;klendikleri misyondan a&ccedil;ık&ccedil;a bahsetmiştir. Bu da o d&ouml;nemde halkın Mehdilik akidesi ile aşina olduklarını ve &ouml;zellikle de Ehl-i Beyt İmamları&#39;nın takip&ccedil;ilerinin bu hususta tam bir basiret i&ccedil;erisinde olduklarını g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	Bu şairlerden bir diğeri de, Hicr&icirc; &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; y&uuml;zyılın b&uuml;y&uuml;k şairi Ebu Ali Muhammed bin Rezin Di&#39;bel Huza&icirc;&#39;dir. O, Hicr&icirc; 148 yılında Kufe&#39;de d&uuml;nyaya gelmiş, orada b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş, sonra da Bağdat&#39;a yerleşmiştir. O, gen&ccedil;liğinin ilk yıllarında M&uuml;slim bin Velid&#39;in terbiyesi altına girmiş ve ondan şiir sanatını &ouml;ğrenmiştir.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a> Di&#39;bel, genellikle Bağdat&#39;ta yaşamıştır. Ancak ara sıra oradan ayrılarak seyahate &ccedil;ıkmıştır. Ebu&#39;l-Ferec demiştir ki: &quot;Di&#39;bel yıllarca evinden ayrılır ve yery&uuml;z&uuml;nde seyahat yapardı. Her defasında da b&uuml;y&uuml;k faydalarla d&ouml;nerdi.&quot;<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>
<p>
	Di&#39;bel, Ehl-i Beyt aşığı idi. O, bu sevgisi nedeniyle Ehl-i Beyt&#39;i metheden, Ehl-i Beyt d&uuml;şmanlarını da yeren şiirler s&ouml;ylemiştir. Bu nedenle de Ehl-i Beyt karşıtı g&uuml;&ccedil;lerin d&uuml;şmanlığını kazanmıştır. &Ouml;yle ki, artık emniyeti elden gitmiş ve canını koruyabileceği bir sığınağı kalmamıştır. Bil&acirc;hare canını kurtarmak i&ccedil;in ka&ccedil;mak ve &ccedil;&ouml;llerde gizlenmek zorunda kalmıştır. Onun kendisi demiştir ki: &quot;Elli yıldır ki, kendi dar ağacımı sırtımda taşıyorum, ama beni asacak birini bulamıyorum.&quot; Onun Ehl-i Beyt&#39;in methinde okuduğu en g&uuml;zel kasidelerinden biri, <em>&quot;Taiyye&quot;</em> kasidesidir. O, bu kasideyi İmam Rıza (a.s)&#39;ın huzurunda okumuş ve hazretin beğenisini kazanmıştır. O, bu kasidede Ehl-i Beyt&#39;e yapılan mezalimden s&ouml;z ettikten sonra İmam <strong>Mehdi</strong>&#39;nin zuhuruna olan &ouml;zlemini ortaya koymuştur. Y&uuml;z beyitten fazla olan bu kasidenin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; ş&ouml;yledir:</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>&quot;(Kur&#39;an) ayetlerin &ouml;ğretildiği medreseler til&acirc;vetten yoksun olmuş; vahiy evi yıkılmaya y&uuml;z tutmuştur.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Resulullah&#39;ın Ehl-i Beyt&#39;inin Mina&#39;daki H&icirc;f&#39;i, R&uuml;kn&#39;&uuml;, Arafat&#39;ı, Cemreleri.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ali&#39;nin, H&uuml;seyin&#39;in, Cafer&#39;in, Hamza&#39;nın ve alnı nasır bağlayan Seccad&#39;ın evleri.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Kınanmam Peygamber&#39;in Ehl-i Beyt&#39;inden dolayıdır. Oysa onlar yaşadıkları s&uuml;rece, benim dostlarım ve g&uuml;vendiklerimdir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ben onları işlerimin &ouml;nderi olarak se&ccedil;tim; zira onlar her h&acirc;lde hayırlıların en hayırlısıdırlar.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ey Rabbim! Yakinimde basiretimi artır; ve ey Rabbim! Onların sevgisini benim hayırlarıma ekle.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>G&ouml;rm&uuml;yor musun ki, otuz senedir ki, gece g&uuml;nd&uuml;z daim hasret i&ccedil;indeyim.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Onların servetinin başkaları arasında paylaşıldığını, onların ellerinin ise kendi servetlerinden kesildiğini g&ouml;r&uuml;yorum.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Resulullah&#39;ın Ehl-i Beyt&#39;inin cisimleri zayıf d&uuml;şm&uuml;ş; &Acirc;l-i Ziyad ise, şiştik&ccedil;e şişmiştir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ziyad&#39;ın kızları kasırlarda koruma altındayken, Resulullah&#39;ın Ehl-i Beyt&#39;i &ccedil;&ouml;llerde avare ve perişandır.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Zulme uğradıklarında a&ccedil;arlar zalimlere ellerini; yardımcı ve koruyucudan yoksun olarak. </em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Bug&uuml;n veya yarın ger&ccedil;ekleşmesine &uuml;mitli olduğum şey olmasaydı, </em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Kalbim onların (Ehl-i Beyt&#39;in) kederinden par&ccedil;a par&ccedil;a olurdu.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Allah&#39;ın adı ve bereketiyle ş&uuml;phesiz kıyam edecek İmam&#39;dır &uuml;midim.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Aramızda hak ve batılı birbirinden ayıracak, &ouml;d&uuml;l ve ceza verecek İmam&#39;dır &ouml;zlemim.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ey nefsim, sevin&ccedil;li ol; sonra ey nefsim, muştular olsun sana ki, o gelecek olanın gelmesi uzak değildir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Zulm&uuml;n s&uuml;r&uuml;p gitmesinden de sabırsızlığa kapılma ki, g&uuml;c&uuml;m&uuml;n sabitleşeceğini g&ouml;r&uuml;yorum.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Eğer Rahman zamanımı ona yakınlaştırır, &ouml;mr&uuml;m&uuml; biraz uzatır, vefatımı da biraz geciktirirse,</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>&Ouml;c&uuml;m&uuml; alırım, artık bir gamım da kalmaz; kılıcımı zalimlerin kanıyla kana kana bir sulayıp da giderim.&quot;</em> <a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere, b&uuml;y&uuml;k şair Di&#39;bel, Ehl-i Beyt&#39;e yapılan mezalimden duyduğu elem karşısında, İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın zuhur edip zalimleri yok edeceği muştusuyla kendisine teselli vermektedir. Bu şiir de, İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın zuhur edeceğine dair inancın o zamandan beri M&uuml;sl&uuml;manlar arasında yaygın bir inan&ccedil; olduğunun ayrı bir belgesidir.</p>
<p>
	Nakledilir ki, Di&#39;bel bu beyitleri okuyunca İmam Rıza (a.s) başını doğrultarak ona: <em>&quot;Ey Huza&icirc;! Bu şiirleri Ruh&#39;ul-Kud&uuml;s senin diline getirdi.&quot;</em> buyurmuş, sonra da eklemiştir: <em>&quot;O imamın kim olduğunu biliyor musun?&quot;</em></p>
<p>
	Di&#39;bel: &quot;Bilmiyorum; yalnız o imamın sizin soyunuzdan &ccedil;ıkacağını ve d&uuml;nyayı adaletle dolduracağını duymuşum.&quot; diye cevap verince, İmam:</p>
<p>
	<em>&quot;Ey Di&#39;bel! Benden sonra oğlum Muhammed, ondan sonra oğlu Ali, ondan sonra oğlu Hasan, imamdır. Hasan&#39;dan sonra da oğlu <strong>H&uuml;ccet-i</strong> <strong>Kaim</strong> imamdır ki, gaybete &ccedil;ekildiği zaman insanlar onu bekler, zuhur ettiği zaman da ona itaat ederler. Eğer d&uuml;nyanın sonuna bir g&uuml;n kalsa dahi, Allah o g&uuml;n&uuml; o kadar uzatacaktır ki, o kıyam edecek ve d&uuml;nyayı zul&uuml;mle dolduğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&quot; </em><a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a> buyurmuştur.</p>
<p>
	Bu şairlerden bir diğeri de, İmam Rıza (a.s)&#39;ın ashabından olan Ali bin Abdullah Huvak&icirc;&#39;dir. Bu şair, Hicr&icirc; 203 yılında vefat etmiştir. O, İmam Rıza (a.s) i&ccedil;in okuduğu bir mersiyede Ehl-i Beyt İmamlarının isimlerini andıktan sonra ş&ouml;yle devam ediyor:</p>
<p>
	<em>&quot;Her asırda sizden bizim i&ccedil;in bir hidayet&ccedil;i imam vardır; zaman sizi tanımakta ve size me&#39;nustur.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Allah&#39;ın semasının yıldızları batmış, aslanlar ağa&ccedil;ların arasında kaybolmuştur.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Sizden sekizi gaip olup gitmiş, d&ouml;rd&uuml; ise hayat devam ettiği s&uuml;rece beklenmektedir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ne zaman aydınlatıcı hak sizinle zahir olacak? Sizden gayrilerinde hak batıp s&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r.&quot;</em> <a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere bu şair de hen&uuml;z İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s) d&uuml;nyaya gelmeden &ouml;nce, o hazretin ne zaman zuhur edip hakkı galip kılacağını sormaktadır.</p>
<p>
	Bu şairlerden biri de, Hicr&icirc; 220 yılında vefat eden Abdullah bin Eyyub Huzeyb&icirc;&#39;dir. İmam Rıza (a.s)&#39;ın aşıklarından olan bu şair, İmam Rıza (a.s)&#39;ın şehadetinden sonra oğlu İmam Muhammed Taki (a.s)&#39;a hitaben okuduğu bir şiirinde ş&ouml;yle demiştir:</p>
<p>
	<em>&quot;Ey Allah yolunda kurban olanın oğlu, ey Ebu Turab&#39;ın oğlu ki, temiz ve y&uuml;ce soylusun.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ey vasinin oğlu, resullerin efdalinin, doğru konuşan ve doğrulanan peygamberin vasisinin oğlu,</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ey sağlam ip, ne zaman sığınacağım, sarayına ve orayı g&uuml;venilir bulacağım.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ben kıyamet g&uuml;n&uuml; sana sığınacağım, kurtuluş yolunu senin yanında arayacağım.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Yarın şefaat edilmekte kimse benden &ouml;ne ge&ccedil;meyecek, kimse sizi sevmekte benden &ouml;ne ge&ccedil;emez.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ey gurup eden sekiz imamın oğlu, ey doğacak &uuml;&ccedil; imamın babası,</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Doğular batılar sizindir; Kitap (Kur&#39;an) hakkınızda bunu tasdik etmektedir.&quot; </em><a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere, bu şair de İmam Muhammed Taki&#39;nin kendinden sonra gelecek &uuml;&ccedil; imamın babası olduğunu beyan etmekle birlikte kinaye ile İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın d&ouml;neminde ger&ccedil;ekleşecek olan g&uuml;ven ortamının ne zaman vaki olacağını sormaktadır. Bu, o insanların On İki İmam hakkında tam bir basiret i&ccedil;erisinde olduklarının ayrı bir kanıtıdır.</p>
<p>
	Bu şiirin bir benzerini de Mus&#39;ab bin Vaheb N&uuml;şcan&icirc; inşa etmiştir. Onun şiirinde Allah Resul&uuml;&#39;nden sonra il&acirc;h&icirc; &ouml;nderler olan On İki İmama işaret edilmekle birlikte onlardan sekizinin Rabbin m&uuml;l&acirc;katına kavuştuğu, d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n ise beklendiği kaydedilmiştir.</p>
<p>
	Mus&#39;ab&#39;ın şiiri ş&ouml;yledir:</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&quot;Eğer benim neye inandığımdan sorarsan, a&ccedil;ıkta s&ouml;ylediğim inancım gizlide dediğim gibidir.</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ben Allah&#39;a inanırım, ondan gayri bir il&acirc;h yoktur; o g&uuml;&ccedil;l&uuml;d&uuml;r, izzet sahibidir, yaratıkları zayıf olarak yaratandır.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Yine inanırım ki, Resulullah en &uuml;st&uuml;n resuld&uuml;r, ge&ccedil;miş &uuml;mmetler sağlam kitaplarında onu m&uuml;jdelemiştir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ondan sonra Ali&#39;dir, sonra da on bir imam; bu Allah&#39;ın aksaması olmayan kesin vaadidir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Bunlar, Muhammed&#39;den sonra bizim hidayet imamlarımızdır; benim halis sevgim hayatta olduğum s&uuml;rece onlaradır.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Onlardan sekizi vefat edip gitmiş, geri kalan d&ouml;rd&uuml; sayıyı tekmil i&ccedil;in beklenmektedir.&quot;</em> <a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a></p>
<p>
	Şairin şiirinde on iki Ehl-i Beyt İmamlarından s&ouml;z edip, onlardan sekizinin dar-i faniyi terk ettiklerini, d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n de beklenmekte olduğunu belirtmesi, onun İmam <strong>Mehdi</strong> de dahil olmak &uuml;zere, Ehl-i Beyt İmamları hakkında tam bir basiret sahibi olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermektedir. Bu şiir, On İki İmam ve İmam <strong>Mehdi</strong> inancının o zamandan beri bilinmekte olduğunun ayrı bir belgesidir.</p>
<p>
	Bir diğer şair de, Hicr&icirc; 254 yılında vefat etmiş olan İsmail bin Salih Saymer&icirc;&#39;dir. O İmam Rıza (a.s)&#39;ın mersiyesi olarak Hz. İmam Hasan Asker&icirc;&#39;nin huzurunda okuduğu bir şiirinde İmam <strong>Mehdi</strong>&#39;ye kadar birer birer Ehl-i Beyt İmamlarının isimlerini saydıktan sonra ş&ouml;yle der:</p>
<p>
	<em>&quot;On yıldız kendi medarında gurup etmiştir; Allah onların benzerini bize doğuracak.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ebu Muhammed, Hasan&#39;&uuml;l-Hadi (Asker&icirc;) aracılığıyla, hidayet takip&ccedil;ileri arzularına kavuşacak.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ondan sonra seyahatiyle &ccedil;&ouml;lleri kat eden kimsenin doğumu beklenir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Hak ve uzun olan iki gaybet sahibidir ki, Allah gaybetinin uzamasını isteyenden amelini kabul etmez.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Ey Allah&#39;ın on bir h&uuml;cceti, &uuml;mit g&ouml;zleri on ikincisine dikilmiştir.&quot; </em><a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere bu şair de hen&uuml;z İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s) d&uuml;nyaya teşrif etmeden &ouml;nce, o hazretten ve ger&ccedil;ekleşecek olan iki gaybetinden s&ouml;z etmiştir. Bu şiir de, Ehl-i Beyt izleyicilerinin o hazret hakkında tam bir basiret i&ccedil;inde olduklarının ayrı bir kanıtıdır.</p>
<p>
	Bu şairlerden bir diğeri de Hicr&icirc; 221 yılında d&uuml;nyaya gelip, Hicr&icirc; 283 yılında şehit edilen İbn-i Rum&icirc; ismiyle meşhur olan Ali bin Abbas bin Carih&#39;tir. Babası Rum asıllı olduğu i&ccedil;in ona İbn-i Rum&icirc; denilmiştir. Bağdat&#39;ta d&uuml;nyaya gelmiş, orada da şehit edilmiştir. Ger&ccedil;ekten Arap edebiyatının şaheseri sayılacak g&uuml;zel şiirlere sahiptir. Ona Mutezid&#39;in veziri Kasım bin Abdullah&#39;ın meclisinde İbn-i Feraş tarafından zehir yedirilmiştir. O, bunu fark edip meclisi terk edince, vezir Kasım bin Abdullah ona: &quot;Nereye gidiyorsun?&quot; diye sormuş, o da: &quot;G&ouml;nderdiğin yere.&quot; cevabını vermiştir. Vezir ona: &quot;Babama da sel&acirc;mımı ilet.&quot; Deyince; &quot;Benim yolum cehenneme d&uuml;şmez.&quot; cevabını vermiştir. <a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a></p>
<p>
	İbn-i Rum&icirc;&#39;nin, Abbas&icirc; hilafeti ve onların Horasan&#39;daki y&ouml;neticileri olan Tahir&icirc;ler aleyhine kıyam edip şehit edilen Yahya bin &Ouml;mer bin H&uuml;seyin bin Zeyd bin Ali&#39;nin mateminde okuduğu bir Cimiyye kasidesi vardır. O, bu kasidesinde Abbas&icirc; halifelerini Ali evlatlarına karşı yaptıkları zul&uuml;mlerden sakındırırken, kinaye ile onlara bir g&uuml;n son kurtarıcı olan <strong>Mehdi</strong>&#39;nin zuhur ederek b&uuml;t&uuml;n zalimlerin kellesini u&ccedil;urup hakkı sahibine d&ouml;nd&uuml;receğini hatırlatıyor.</p>
<p>
	İbn-i Rum&icirc;&#39;nin adı ge&ccedil;en kasidesinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	<em>&quot;Ey Ben&icirc; Abbas, d&uuml;şmanlığınızdan g&uuml;c&uuml;n&uuml;z yettiğince cinayet edin, bağlayın &ccedil;antanın ağzını, sımsıkı sarın.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>K&ouml;t&uuml; y&ouml;neticilerinizi ve sapıklarını bırakın ki, onlar oluşturdukları fesat dalgalarında boğulmaya layıktırlar.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Bekleyin o hakkı ehline d&ouml;nd&uuml;recek olanın g&uuml;n&uuml;n&uuml;; o g&uuml;n siz de &uuml;zd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z gibi &uuml;z&uuml;leceksiniz.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>O vakit ki, artık &ouml;z&uuml;r dileyeninizin bir mazereti kalmaz, sizin Allah&#39;ın h&uuml;cceti karşısında bir &ccedil;ıkış yolunuz olmaz.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>&Ouml;yleyse d&uuml;şmanlık tohumunu daha fazla kendinizle onlar arasında ekmeyin ki, tohumlar &uuml;r&uuml;n verir.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Eğer bu durumun sizin i&ccedil;in baki kalacağını sanıyorsanız, aldanmışsınız; &ccedil;&uuml;nk&uuml; zamanın iki rengi vardır.</em></p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	<em>Belki de onların gizlide bir intikam alanı var ki, size galip gelecek; bilin ki, her zaman sabah gecenin ardından gelir.&quot;</em> <a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a></p>
<p>
	İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın d&uuml;nyaya teşrif etmesinden yıllarca ve hatta onlarca yıl &ouml;nce okunan bu şiirler ve benzerleri, o zamanın toplumunun Mehdilik itikadıyla k&acirc;milen aşina olduklarını, bu inancı taşıdıklarını, Ehl-i Beyt taraftarlarının ise bu a&ccedil;ıdan tam bir basiret i&ccedil;erisinde olduklarını a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermektedir.</p>
<p>
	Yine &ccedil;oğu zaman pak Ehl-i Beyt İmamları&#39;ndan, &quot;<strong>Kaim-i &Acirc;l-i Muhammed</strong>&quot; ve &quot;<strong>Mehdi-i Muntazar</strong>&quot; siz misiniz?&quot; gibi sorular sorulduğuna, onların da uygun durumlarda Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s)&#39;ı tanıttıklarına şahit oluyoruz.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bunlar, son kurtarıcı olan Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın geleceği konusunun asr-ı saadetten itibaren İsl&acirc;m &uuml;mmeti arasında kuşku g&ouml;t&uuml;rmeyen kesin bir itikat olduğunu g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	Bazılarının Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın doğumundan &ouml;nce bile Mehdilik iddiasında bulunmaları da bunun ayrı bir kanıtıdır.</p>
<p>
	&Ouml;rneğin: &quot;Keysaniye&quot; fırkasının <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın doğumundan iki asır &ouml;nce &quot;Muhammed-i Hanefiye&quot;yi İmam ve zuhuru beklenen &quot;<strong>Mehdi</strong>&quot; olarak g&ouml;rmelerini, onun gaybete &ccedil;ekildiğine ve bir g&uuml;n zuhur edeceğine inanmalarını, iddialarına delil olarak da Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt&#39;ten Hz.<strong> Mehdi</strong>&#39;nin gaybeti hakkında nakledilen hadisleri g&ouml;stermelerini başka şekilde yorumlamak m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>
<p>
	Keza Abbas&icirc; halifelerinden Mehdi Abbas&icirc;&#39;nin de kendisine &quot;Mehdi&quot; adını vermesinin arkasında bu ger&ccedil;ek yatmaktaydı. O halkın Hz. <strong>Mehdi</strong>&#39;yi bekleyişinden su-i istifade ederek kendisini vadedilen <strong>&quot;Mehdi&quot;</strong> olarak lanse etmeye &ccedil;alışıyordu. <a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a></p>
<p>
	İmam <strong>Mehdi </strong>(a.s)&#39;ın geleceğine dair akidenin asr-ı saadetten beri İslam toplumu i&ccedil;erisinde yaygın olan yerleşik bir akide olduğunun diğer bir delili de, Ehl-i S&uuml;nnet ve Ehl-i Beyt alimlerinin yazmış oldukları hadis kaynaklarıdır. Bu kaynaklardan; <em>M&uuml;sned-i Ahmed bin Hanbel</em> (&Ouml;: Hicr&icirc; 241) ve <em>Sahih-i Buhari</em> (&Ouml;: Hicr&icirc; 256) gibi bazıları, Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in İmam<strong> Mehdi</strong>&#39;nin (a.s) doğumdan &ouml;nce yazılmış hadis kitaplarıdır. Bu kitaplar, İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s) hakkındaki hadisleri toplayan Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in itibarlı kitaplarındandır.</p>
<p>
	Hasan bin Mehbub&#39;un eseri olan <em>Meşihe</em> kitabı da bu konuyu ele alan Ehl-i Beyt kitaplarından biridir. Bu kitap, İmam-ı Zaman&#39;ın gaybet-i k&uuml;brasından (b&uuml;y&uuml;k gaybetinden) y&uuml;z k&uuml;sur yıl &ouml;nce yazılmıştır. Bu kitapta İmam<strong> Mehdi</strong>&#39;nin (a.s) gaybeti hakkındaki hadisler zikredilmiştir. <a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a></p>
<p>
	Yine Ehl-i Beyt mektebinin &ouml;nde gelen şahsiyetlerinden olan merhum Tabers&icirc;, İman B&acirc;kır ve İmam Sadık (a.s) zamanındaki hadis ravilerinin gaybet hadislerini, yazdıkları kitaplarda zikrettiklerini kaydetmiştir. <a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a></p>
<p>
	Ehl-i Beyt ve Ehl-i S&uuml;nnet alimlerinden bir&ccedil;oğu, yalnızca Hz.<strong> Mehdi</strong>&#39;yi konu edinen kitaplar da yazmışlardır.<a href="#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a> Bu kitaplardan bazıları Hz.<strong> Mehdi </strong>(a.s)&#39;ın doğumundan &ouml;nce yazılmıştır. Ehl-i S&uuml;nnet alimlerinden olan &quot;Revacan&icirc;&quot; (&Ouml;: Hicr&icirc; 250) <em>Ahbar&#39;ul-Mehdi</em> adındaki İmam <strong>Mehdi</strong> hakkındaki kitabını İmam<strong> Mehdi </strong>(a.s)&#39;ın doğumundan &ouml;nce yazmıştır. <a href="#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a></p>
<p>
	Yine İmamların (a.s) ashaplarından &quot;Enmat&icirc;&quot; ve &quot;Muhammed bin Hasan bin Cumhur&quot; gibi bazıları Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın doğumundan &ouml;nce o hazret ve gaybeti hakkında kitap yazmışlardır. <a href="#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a></p>
<p>
	Evet, Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s) hakkındaki hadisler o kadar yaygın ve o kadar fazladır ki, İsl&acirc;m&icirc; meselelerden &ccedil;ok azı hakkında bu kadar hadise rastlanılır. Ne Ehl-i S&uuml;nnet, ne de Ehl-i Beyt ekol&uuml;nde bu hadislerin kesinliği hususunda ş&uuml;phe yoktur. Hatta Ehl-i Beyt alimlerine il&acirc;veten bir&ccedil;ok Ehl-i S&uuml;nnet alimi de bu hadislerin m&uuml;tevatir ve kesin olduğunu a&ccedil;ıklamışlardır. Onlardan biri olan <em>Menakib&#39;uş-Şafi&icirc;</em> kitabının sahibi &quot;Secez&icirc;&quot; (&Ouml;: Hicr&icirc; 363) der ki: &quot;Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s)&#39;e ait aziz İsl&acirc;m Peygamberi&#39;nden nakledilen hadisler tevat&uuml;r haddini bulmuştur.&quot;<a href="#_ftn41" name="_ftnref41" title="">[41]</a></p>
<p>
	<em>El-İmam&#39;ul-Mehdi</em> kitabının yazarı der ki: &quot;Ehl-i Beyt ve Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarında mevcut olan İmam <strong>Mehdi </strong>hakkındaki hadisler, eğer sayılacak olursa, İmam<strong> Mehdi</strong> (a.s) hakkında binlere varan rivayet ile karşılaşırız ki, bunun b&uuml;y&uuml;k bir rakam olduğu a&ccedil;ıktır. Hatta M&uuml;sl&uuml;manların asla ş&uuml;phe etmediği ve herkesin kabul ettiği kesin İsl&acirc;m&icirc; meseleler hakkında dahi, bu kadar hadis mevcut değildir.&quot; <a href="#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a></p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bunlar, İsl&acirc;m tarihinin başlangıcı olan asr-ı saadetteki M&uuml;sl&uuml;manların ve onları takip eden nesillerin Hz. <strong>Mehdi</strong>&#39;nin kıyam vaadi ile aşina olduklarını, bu husustaki inan&ccedil;larının yaygın ve ş&uuml;phe g&ouml;t&uuml;rmez olduğunu, &ouml;zelikle de Ehl-i Beyt mektebinde yetişmiş olanların bu hakikate sarsılmaz ve sağlam inan&ccedil;larının olduğunu ve o d&ouml;nemde yaşayan b&uuml;t&uuml;n inananların hayatları boyunca o m&uuml;barek zatın doğuşunu beklediklerini a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koymaktadır.</p>
<p>
	Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s) hakkındaki gelen hadislerde onun Haşim oğullarından, Hz. Fatıma (s.a) evlatlarından ve İmam H&uuml;seyin (a.s)&#39;ın soyundan olduğu, babasının adı &quot;Hasan&quot;, kendi adı Peygamber (s.a.a)&#39;in adı, k&uuml;nyesi Peygamber (s.a.a)&#39;in k&uuml;nyesi olduğu ve gizli d&uuml;nyaya gelip gizli yaşayacağı, biri kısa m&uuml;ddetli, diğeri uzun m&uuml;ddetli olmak &uuml;zere iki gaybeti olacağı, Allah&#39;ın istediği zamana kadar gizli kalacağı ve sonunda Allah&#39;ın emriyle zuhur ve kıyam edeceği ve İsl&acirc;m dinini t&uuml;m d&uuml;nyaya h&acirc;kim kılacağı ve d&uuml;nyayı, alabildiğine zul&uuml;m ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kle dolduktan sonra, tekrar adalet ve eşitlikle dolduracağı a&ccedil;ıklanmıştır.</p>
<p>
	Bu hadislerde on ikinci imamın şahs&icirc; ve cism&icirc; hususiyetleriyle hazretlerine ilişkin diğer meseleler de a&ccedil;ıklanmıştır.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bunlar Mehdilik akidesinin kesin İslam&icirc; bir akide olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koymaktadır. Bu a&ccedil;ık delillerden sonra fazla bir şey eklemeğe gerek g&ouml;rm&uuml;yoruz. Hidayet Allah Teal&acirc;&#39;nın elindedir. Deliller a&ccedil;ıklandıktan ve yol g&ouml;sterildikten sonra dileyen hidayet yolunu, dileyen de gayrisini se&ccedil;er. D&ouml;n&uuml;ş Allah&#39;adır; ihtilaf edilen konularda da hakemlik yapacak olan O&#39;dur.</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a>&#8211; Usul-u Kafi, c. 1, s. 377, Bihar-&uuml;l-Envar c.23, s.77. hadis no: 4, 5, 66, 78. Kenz&rsquo;ul-Ummal, c.1, s. 103, hadis no: 463-464, M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 16271, 5631, Sahih-i M&uuml;slim, hadis no: 3441, M&uuml;sned-i Teyalisi, s. 259, Nefehat-&uuml;l Lahut, s. 13, Yenabi&rsquo;&uuml;l-Meveddet, s. 117, Mucem&rsquo;&uuml;l-Kebir, c. 10, s. 350, M&uuml;stedrek&rsquo;&uuml;s-Sahihayn, c. 1, s. 77, Hilyet&rsquo;&uuml;l-Evliya, c. 3, s. 224, el-K&uuml;na ve&rsquo;l Esma, c. 2, s. 3, S&uuml;nen-i Beyhaki, c. 8, s. 156, Cami&rsquo;&uuml;l-Usul, c. 4, s. 70, Şerh-i Sahih-i M&uuml;slim, Nevevi&rsquo;nin, c. 12, s. 440, Mecme&rsquo;&uuml;z-Zevaid, Heysemi&rsquo;nin, c. 5, s. 218, 219, 223, 225, 312, Tefsir-i İbn-i Kesir, c. 1, s. 517.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a>&#8211; İsra/71,72.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a>&#8211; Bkz. Tefsir-i Kurtubi, mezkur ayetin tefsiri.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a>&#8211; A&rsquo;raf/181.</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a>&#8211; Tefsir&rsquo;&uuml;l-Kebir, c. 15, s. 72.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a>&#8211; Nahl/89.</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a>&#8211; Bakara/143.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a>&#8211; Tefsir-i Kebir, c. 20, s. 98, 99.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a>&#8211; Sahih-i Buhari, hadis no: 6682 &ldquo;Tarih&rsquo;ul-Kebir&rdquo; c.1, s.466. S&uuml;nen-i Tirmizi, hadis no: 2149, M&uuml;sned-i Ahmed, c.5, s.92, hadis no: 19920, 19944, 19946, 19956, 19978, 19991, 20036, 20105, 20142. Ebu Nuaym; &ldquo;Hilyet&rsquo;ul-Evliya, c.4, s.323; Tabarani; &ldquo;Mucem&rsquo;ul-Kebir&rdquo;, s.94. Menavi; &ldquo;Kenz&rsquo;ul-Hakayık&rdquo; s. 208, M&uuml;sned-i Ahmed&#39;in haşiyesinde basılan M&uuml;nteheb-&uuml; Kenz&rsquo;&uuml;l-Ummal c. 5 s. 312, Tarih-i Bağdat, c. 14 s. 353, hadis no: 7673, ve c. 6, s. 263, hadis no: 3269, Yenabi-&uuml;l-Meveddet, İstanbul baskısı, s. 445. Bkz. M&uuml;nteheb&rsquo;&uuml;l-Eser, s. 13,</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a>&#8211; Sahih-i M&uuml;slim, hadis no: 3393, 3394, 3395, 3396, 3397, 3398, S&uuml;nen-i Ebu Davut, hadis no: 3731, 3732, M&uuml;sned-i Ahmed bin Hanbel, c.5, s.87-88, hadis no: 19875, 19884, 19887, 19892, 19901, 19914, 19922, 19925, 19943, 19963, 19964, 19991, 20000, 20001, 20017, 20018, 20019, 20021, 20022, 20032, 20034, 20046, 20061, 20112, 20125, 20131. M&uuml;stedrek&rsquo;&uuml;s-Sahihayn Haydarabat baskısı, c. 3 s. 617, 618, Teysir&rsquo;&uuml;l-Vus&uuml;l İla Cami&rsquo;&uuml;l-Us&uuml;l, c. 2 s. 34, Tarih&rsquo;&uuml;l-H&uuml;lafa, s. 7. Bkz. M&uuml;ntehb&rsquo;&uuml;l-Eser s. 12, 13.</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a>&#8211; el-Cami&rsquo;&uuml;s-Sağir, c. 1, s. 91, M&uuml;sned-i Ahmed, hadis no: 3665, 3593.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a>&#8211; Keşf&rsquo;&uuml;l-Estar, s. 74.</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a>&#8211; Abakat&rsquo;&uuml;l-Envar, c. 2, s. 249.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a>&#8211; Yenabi&rsquo;&uuml;l-Meveddet, s. 258, 445, Keşf&rsquo;&uuml;l-Estar, s. 74.</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a>&#8211; Bkz. &ldquo;Fevaid&rsquo;ul-Ahbar&rdquo; (&Ouml;:279), İkd&rsquo;ud-Durer, fi Ahbar&rsquo;il-Muntazar&rdquo;, s. 157 (&Ouml;:685). Feraid&rsquo;us- Simtayn, c.2, s.337, No: 585 (&Ouml;:730), Lisan&rsquo;ul-Mizan, c.4, s.147 (&Ouml;:852). el- Fetave&rsquo;l-Hadise, s.37, ve Kavl&rsquo;&uuml;l-Muhtasar Fi Alamet&rsquo;il-<strong>Mehdi</strong>yy&rsquo;il-Muntazar, s. 21 (İbn-i Hacer-i Mekki), Arf&rsquo;&uuml;l-Verdi Fi Ahbar&rsquo;il-<strong>Mehdi</strong>, el-Havi Li&rsquo;l-Fetavi kitabına ek, c. 2, s. 161, Yenabi&rsquo;&uuml;l-Meveddet, s. 447, el-Burhan fi Alamati <strong>Mehdi</strong>yy-i Ahir-iz-Zaman, 12.bab.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a>&#8211; el-Burhan fi Alamet&rsquo;il-<strong>Mehdi</strong>yyi Ahirezzaman, Tas. Prof. Ğaffari, s. 170 ve Tas. Al-i (il) Yasin, c. 2s. 844.</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a>&#8211; &ldquo;<em>el-İmam&rsquo;ul-<strong>Mehdi</strong></em>&rdquo; Ali Muhammed Ali Dahil&rsquo;in eseri, s.40-47 &ldquo;<em>Nevid-i Emn ve Eman</em>&rdquo; kitabı, s.91&rsquo;de ise sahabeden 33 kişinin adı zikredilmiştir.</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
<p>
			<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a>&#8211; <em>el-Gadir,</em> c.2 s. 201- 203 Beyrut baskısı, Kifayet&rsquo;&uuml;l-Eser, s. 248, el-Edep fi Zill&rsquo;it-Teşeyyu, s. 180.</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
<p>
			<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a>&#8211; el-İmam&rsquo;&uuml;l-<strong>Mehdi</strong>, s. 243, el-Edep fi Zill&rsquo;it-Teşeyyu, 181, 183.</p>
</p></div>
<div id="ftn20">
<p>
			<a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[20]</a>&#8211; el-İmam&rsquo;&uuml;l-<strong>Mehdi</strong>, s. 251.</p>
</p></div>
<div id="ftn21">
<p>
			<a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title="">[21]</a>&#8211; Ebu Amir İsmail bin Muhammed bin Yezid bin Vida Himyeri, Himyer halkındandır. Seyyid lakabını almıştır. O 105 Hicr&icirc; yılında Umman&rsquo;da d&uuml;nyaya gelmiş, Abbazi mezhebine mensup olan babası ve annesinin terbiyesi altında Basra şehrinde b&uuml;y&uuml;m&uuml;şt&uuml;r. R&uuml;şt &ccedil;ağına ulaştığında ise baba ve annesinden ayrılarak Basra&rsquo;nın valisi olan Akaba bin M&uuml;slim&rsquo;in emrine girmiştir. Sonra Basra&rsquo;dan ayrılarak Kufe&rsquo;ye gelmiş ve orada Amaş&rsquo;den hadis eğitimi almış ve &ouml;mr&uuml;n&uuml;n geri kalanında Basra ile Kufe arasında gidip gelmeyle ge&ccedil;irmiş ve bilahare Bağdat&rsquo;ın Remile mahallesinde vefat etmiştir. (el-Ğadir, c. 2, s. 272) Himyeri iyi konuşuklu insanların &ouml;nde gelenlerindendir. O Arap dilinin cahiliye ve İsl&acirc;m d&ouml;neminde en &ccedil;ok şiir s&ouml;yleyen &uuml;&ccedil; şairden biridir. En &ccedil;ok şiir s&ouml;yleyen diğer iki şair ise, Bişar ve Ebu&rsquo;l İtahiya&rsquo;dır. Merzbani diyor: &ldquo;Himyeri&rsquo;den gayri hem g&uuml;zel hem de bu kadar fazla şiir s&ouml;yleyen başka bir şair g&ouml;r&uuml;lmemiştir.&rdquo; (aynı kaynak, s. 244) Himyeri uzun bir m&uuml;ddet Kisaniyye itikadına sahip olmuş ve Muhammed bin Hanefiye&rsquo;nin imam ve gaip olduğuna inanmıştır. Onun bu konuda bir &ccedil;ok şiiri vardır. Nihayet o Hz. İmam Sadık (a.s)&rsquo;ın bereketi ile hidayet bulmuş ve hakkı anlayarak Ehl- Beyt hakkında &ccedil;ok şiirler okumuştur. İmam Sadık (a.s) da onun bu şiirlerini beğeniyor ve okumasını istiyordu. (aynı kaynak, s. 235, 244) Himyeri&rsquo;nin metinde naklettiğimiz kasidesinin ilk mısraları ş&ouml;yledir: <em>&ldquo;Ey b&uuml;y&uuml;k deveye binip de &ccedil;&ouml;lleri Medine&rsquo;ye doğru kateden kimse, eğer Allah seni hidayet eder de, Cafer&rsquo;i (İmam Sadık&rsquo;ı) ziyaret edersen. Allah&rsquo;ın velisine ve o Pak&rsquo;ın oğluna de ki; ey Allah&rsquo;ın emini ve emininin oğlu. Ben Rahman olan Allah&rsquo;a tevbe ediyor ve d&ouml;n&uuml;yorum. Sana uğruna m&uuml;cadele ettiğim şeyden, onun i&ccedil;in her fesih s&ouml;zl&uuml;yle savaşıyordum. Ancak benim bu İbn-i Hule hakkındaki s&ouml;z&uuml;m, Pak nesle i&ccedil;imde beslediğim d&uuml;şmanlıktan değildi. Sadece bize Muhammed&rsquo;in vasisinden bir şey nakledilmişti; o s&ouml;ylediğinde yalancı da değildi. Ki, işin sahibi gaip olacak ve g&ouml;zlere g&ouml;r&uuml;lmeyecek; yıllarca korku beklentisi olan kimse gibi gizli kalacak. Onun malı bu dikili g&ouml;k altında kayıp insan gibi taksim edilip b&ouml;l&uuml;necek. Bir s&uuml;re bekleyecek sonra da &ccedil;eşmenin coşması gibi coşacak. Kutup yıldızı gibi ufuktan tulu edip zahir olacak. Allah&rsquo;ın yardımıyla Rabbinin evinden hareket edecek; il&acirc;h&icirc; bir riyasetle ve hazırlanmış sebeplerle. Elinde Rabbinin bayrağıyla O&rsquo;nun d&uuml;şmanlarına karşı harekete ge&ccedil;ecek, susamışcasına gazeple onları katledecek. Bu meyanda bize İbn-i Humle gaybe &ccedil;ekilmiş diye nakledilince, biz sedaketle ona inandık. O, her yokluğa d&uuml;&ccedil;ar olan fakirin yaşayacağı <strong>Mehdi</strong> ve Kaim&rsquo;dir dedik. Şimdi ki, b&ouml;yle değildir buyurdun. Taassupsuz olarak senin s&ouml;ylediğin haktır; senin emrettiğin kesindir. Ve..&rdquo;</em></p>
</p></div>
<div id="ftn22">
<p>
			<a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title="">[22]</a>&#8211; <em>el-Gadir,</em> c.2 s. 247. Beyrut baskısı.</p>
</p></div>
<div id="ftn23">
<p>
			<a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title="">[23]</a>&#8211; el-Gadir, c. 2, s. 295, 297.</p>
</p></div>
<div id="ftn24">
<p>
			<a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title="">[24]</a>&#8211; el-Gadir, c. 2, s. 293.</p>
</p></div>
<div id="ftn25">
<p>
			<a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title="">[25]</a>&#8211; Tarih&rsquo;&uuml;l-Edeb-il-Arabi, c. 2, s. 284, Tarih-i Edebiyat-i Zeban-i Arabi, s. 372.</p>
</p></div>
<div id="ftn26">
<p>
			<a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title="">[26]</a>&#8211; el-Eğani, c. 18, s. 38.</p>
</p></div>
<div id="ftn27">
<p>
			<a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title="">[27]</a>&#8211; el- Edeb&rsquo;&uuml;s-Siyasi el-M&uuml;ltezem fi&rsquo;l İsl&acirc;m, <em>el-Gadir</em>, c.2, s.353, 355.. <em>el-Fusul&rsquo;ul-Muhimme</em>, s.249.</p>
</p></div>
<div id="ftn28">
<p>
			<a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title="">[28]</a>&#8211; <em>el-Fusul&rsquo;ul-Muhimme</em>, s.251.</p>
</p></div>
<div id="ftn29">
<p>
			<a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title="">[29]</a>&#8211; el-Edep fi Zill&rsquo;it-Teşeyyu, s. 183, el-İmam&rsquo;&uuml;l-<strong>Mehdi</strong>, s. 245.</p>
</p></div>
<div id="ftn30">
<p>
			<a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title="">[30]</a>&#8211; el-Edeb fi Zill&rsquo;it-Teşeyyu, s. 185, 186, el-İmam&rsquo;&uuml;l-<strong>Mehdi</strong>, s. 245.</p>
</p></div>
<div id="ftn31">
<p>
			<a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title="">[31]</a>&#8211; el- Edeb fi Zill&rsquo;it-Teşeyyu, s. 183.</p>
</p></div>
<div id="ftn32">
<p>
			<a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title="">[32]</a>&#8211; el-Edeb fi Zill&rsquo;it-Teşeyyu, s. 186.</p>
</p></div>
<div id="ftn33">
<p>
			<a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title="">[33]</a>&#8211; Luğatname-i Deh Huda, c. 1, s. 314, el-A&rsquo;lam, c. 5, s. 110.</p>
</p></div>
<div id="ftn34">
<p>
			<a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title="">[34]</a>&#8211; el-Gadir, c. 3, s. 39, el-İmam&rsquo;&uuml;l-<strong>Mehdi</strong>, s. 246.</p>
</p></div>
<div id="ftn35">
<p>
			<a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title="">[35]</a>&#8211; <em>A&rsquo;lam&rsquo;ul-Vera</em>, s.443.</p>
</p></div>
<div id="ftn36">
<p>
			<a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title="">[36]</a>&#8211; <em>A&#39;lam&#39;ul -Vera,</em> s. 444, İsbat&#39;ul-Huda c. 7. s. 53</p>
</p></div>
<div id="ftn37">
<p>
			<a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title="">[37]</a> &#8211; <em>A&#39;lam&#39;ul -Vera</em>, s. 443</p>
</p></div>
<div id="ftn38">
<p>
			<a href="#_ftnref38" name="_ftn38" title="">[38]</a> &#8211; &ldquo;<em>Nevid-i Emn ve Eman</em>&rdquo; kitabının 95.sayfasında 32 kitabın adı zikredilmiştir. &ldquo;<strong><em>Mehdi</em></strong><em>-i Ehl-i Beyt</em>&rdquo; kitabında ise 41 Ehl-i S&uuml;nnet ve 110 Ehl-i Beyt kitabı zikredilmiştir. &quot;El <strong>Mehdi</strong>&#39;yul -Muntazar&quot; kitabının 21 ve 24 sayfalarında ise 14 kitabın ismi yer almıştır. Son zamanlarda yazılan &ldquo;<em>Kitabname-i Hz. <strong>Mehdi</strong> </em>(a.s)&rsquo;da da Hazret hakkında yazılan 2500 kitabın ismi kaydedilmiştir.</p>
</p></div>
<div id="ftn39">
<p>
			<a href="#_ftnref39" name="_ftn39" title="">[39]</a>&#8211; <em>el-<strong>Mehdi</strong>&rsquo;yul-Muntazar,</em> s. 21 <em>El fihrist-i Şeyh Tusi</em> kitabı. s. 176, Meşhed &Uuml;niversitesi.</p>
</p></div>
<div id="ftn40">
<p>
			<a href="#_ftnref40" name="_ftn40" title="">[40]</a>&#8211; <em>Fihrist&#39;i Şehy Tusi,</em> s. 284 ve 301.</p>
</p></div>
<div id="ftn41">
<p>
			<a href="#_ftnref41" name="_ftn41" title="">[41]</a>&#8211; <em>&quot;el-<strong>Mehdi</strong>&rsquo;yul-Muntazar&quot;</em> kitabı s. 85.</p>
</p></div>
<div id="ftn42">
<p>
			<a href="#_ftnref42" name="_ftn42" title="">[42]</a>&#8211; <em>&ldquo;İmam <strong>Mehdi</strong>&rdquo;</em> kitabı, s. 66.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/islam-kaynaklarinda-imam-mehdiye-inanmak/">İslâm Kaynaklarında İmam Mehdi&#8217;ye İnanmak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısaca İmam Mehdi’nin Hayatı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/kisaca-imam-mehdinin-hayati-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2912</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mehdi AKSU &#160; Adı: Ehl-i Beyt İmamları (a.s), İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın adını anmayı izleyicilerine yasaklamışlardır ve &#8220;Onun adı, Peygamber&#8217;in adıyla ve k&#252;nyeleri, Peygamber&#8217;in k&#252;nyeleriyle aynıdır;[1] zuhur edinceye kadar onun &#246;zel ismini anmak doğru değildir&#8221;[2] buyurmakla yetinmişlerdir. Lakabı: En meşhur lakapları &#8220;Mehdi&#8221;, &#8220;K&#226;im&#8221;, &#8220;H&#252;ccet&#8221; &#8220;Ebu&#8217;l Kasım&#8221; ve &#8220;Bakıyyetullah&#8221;tır. Babası: On birinci İmam Hasan Askeri (a.s)&#8217;dır. Annesi: [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kisaca-imam-mehdinin-hayati-2/">Kısaca İmam Mehdi’nin Hayatı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	Mehdi AKSU</h5>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>Adı:</strong> Ehl-i Beyt İmamları (a.s), <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın adını anmayı izleyicilerine yasaklamışlardır ve &ldquo;<em>Onun adı, Peygamber&rsquo;in adıyla ve k&uuml;nyeleri, Peygamber&rsquo;in k&uuml;nyeleriyle aynıdır;</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><em><strong>[1]</strong></em></a><em> zuhur edinceye kadar onun &ouml;zel ismini anmak doğru değildir</em>&rdquo;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> buyurmakla yetinmişlerdir.</p>
<p>
	<strong>Lakabı:</strong> En meşhur lakapları &ldquo;<strong>Mehdi</strong>&rdquo;, &ldquo;<strong>K&acirc;im</strong>&rdquo;, &ldquo;<strong>H&uuml;ccet</strong>&rdquo; <strong>&ldquo;Ebu&rsquo;l Kasım&rdquo;</strong> ve &ldquo;<strong>Bakıyyetullah</strong>&rdquo;tır.</p>
<p>
	<strong>Babası:</strong> On birinci İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;dır.</p>
<p>
	<strong>Annesi:</strong> Roma imparatorunun kızı Nercis hanımdır.</p>
<p>
	<strong>Doğum Tarihi:</strong> 15 Şaban 255 Hicri&rsquo;dir.</p>
<p>
	<strong>Doğum Yeri:</strong> Irak&rsquo;ın Semarra şehridir.</p>
<p>
	<strong>&Ouml;mr&uuml; Şerifleri:</strong> Şimdiye kadar &ouml;mr&uuml; şeriflerinden bin y&uuml;z altmış dokuz yıl kadar bir s&uuml;re ge&ccedil;mektedir; Allah Teala istediği s&uuml;rece de devam edecek ve nihayet bir g&uuml;n Allah&#39;ın emriyle zuhur ederek zul&uuml;m ve haksızlıkla dolmuş olan d&uuml;nyayı adalet ve eşitlikle dolduracaktır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h2>
	<strong>İmamın Doğumu</strong></h2>
<p>
	Yukarıda da belirttiğimiz &uuml;zere On ikinci İmam Hz. <strong>Mehdi</strong> (a.s), Hicri 255 -M. 867- yılı Şaban ayının on beşinde cuma gecesi tan yeri ağarırken Irak&#39;ın &ldquo;Samerra&rdquo; şehrinde on birinci İmam&rsquo;ın evinde d&uuml;nyaya m&uuml;barek g&ouml;z&uuml;n&uuml; a&ccedil;mıştır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Babası, on birinci İmam Hz. İmam Hasan Askeri (a.s); annesi, Hz. İsa&rsquo;nın havarisi &ldquo;Şem&rsquo;un&rdquo;un neslinden olan Rum Kayseri&rsquo;nin oğlu &ldquo;Yuşa&rdquo;nın değerli kızı, &ldquo;Saykal&rdquo; ve &ldquo;Susen&rdquo; adlarıyla da &ccedil;ağırılan &ldquo;Nercis&rdquo; hatundur. Nercis hatun &ouml;yle bir fazilete sahipti ki, imamet s&uuml;l&acirc;lesinin b&uuml;y&uuml;k hatunlarından olan İmam H&acirc;di&#39;nin (a.s) kız kardeşi Hekime hatun ona kendisinin ve ailesinin seyyidesi (hanımefendisi),&nbsp; <a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> kendisine ise, onun hizmet&ccedil;isi hitabını kullanmıştır. <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	Nercis hatun &uuml;lkesinde olduğu zaman hayret verici r&uuml;yalar g&ouml;r&uuml;rd&uuml;; bir defasında Hz. Muhammed (s.a.a) ile Hz. İsa (a.s)&rsquo;ın kendisini İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;a nikahladıklarını g&ouml;rd&uuml;. Şaşırtıcı r&uuml;yalarından birinde de, Hz. Fatıma-i Zehra (a.s)&rsquo;ın daveti &uuml;zerine, M&uuml;sl&uuml;man oldu, ama İslam&rsquo;ı kabul ettiğini ailesi ve &ccedil;evresinden gizledi. R&uuml;yasında, sınıra giden ordunun, hizmet&ccedil;i ve cariyeleriyle birlikte gizlice sınıra gitmesi s&ouml;ylenmişti. &Ouml;yle de yaptı ve sınırda İslam ordusunun &ouml;nc&uuml; birlikleri onları esir aldılar ve onu da, Kayser&rsquo;in ailesinden olduğunu bilmeden diğer esirlerle birlikte Bağdat&rsquo;a g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler.</p>
<p>
	Bu olay, onuncu imam Hz. Ali H&acirc;di (a.s)&rsquo;ın imametinin son zamanlarında oldu <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> ve İmam Ali Hadi (a.s)&rsquo;ın tarafından g&ouml;revlendirilmiş g&uuml;venilir bir şahıs, İmamın yazdığı Rumca bir mektubu, Bağdat&rsquo;a g&ouml;t&uuml;r&uuml;p &ldquo;Nercis&rdquo;e ulaştırdı ve onu k&ouml;le t&uuml;ccarından satın alarak, Samerra&rsquo;ya İmam Ali Hadi (a.s&rsquo;ın yanına getirdi. İmam, Nercis&rsquo;in r&uuml;yada g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şeyleri ona hatırlattı ve on birinci İmamın hanımı ve b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyayı adalet ve eşitlikle dolduracak olan bir evladın annesi olacağını m&uuml;jdeledi. Sonra İmam Ali Hadi (a.s), İslam&rsquo;ın adap ve ahkamını &ouml;ğretmesi i&ccedil;in, Nercis&rsquo;i imamet s&uuml;lalesinin b&uuml;y&uuml;k hatunlarından olan kız kardeşi &ldquo;Hekime&rdquo;ye teslim etti. Bir m&uuml;ddet sonra&nbsp; da Nercis, İmam Hasan Askeri&rsquo;nin eşi oldu.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>
<p>
	Hekime İmam Hasan Askeri&rsquo;nin huzuruna gittiği zaman, ona bir evlat vermesi i&ccedil;in Allah&rsquo;a dua ediyordu. O der ki: &ldquo;Bir g&uuml;n her zamanki gibi İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ı g&ouml;rmeye gittim, aynı duayı tekrarladığımda buyurdular ki: <em>&ldquo;Allah&rsquo;tan bana vermesini istediğin evlat bu gece d&uuml;nyaya gelecek.&rdquo; </em><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>
<p>
	Bur arada Nercis benim ayakkabımı ayağımdan &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in ileri gelerek &quot;efendim, ayakkabınızı &ccedil;ıkarayım&quot; dedi.</p>
<p>
	Ben: &quot;Sen benim efendimsin aslında&#8230; Vallahi ayakkabımı &ccedil;ıkarmana ve bana hizmet etmene izin vermem. Ben sana hizmet etmeliyim&quot; dedim.</p>
<p>
	İmam (a.s) benim bu s&ouml;z&uuml;m&uuml; duyarak <em>&ldquo;Allah sana hayır versin hala&rdquo; </em>buyurdular.</p>
<p>
	Ben g&uuml;neş batıncaya kadar onun yanındaydım. Bu arada hizmet&ccedil;i kızlardan birine: &ldquo;Benim elbisemi getir de gideyim.&rdquo; dedim. Bunu duyan İmam (a.s) buyurdu ki: &ldquo;<em>Hala, bu akşam bizim yanımızda kal, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu akşam Allah&rsquo;ın, kendisi vasıtasıyla &ouml;l&uuml;mden sonra yery&uuml;z&uuml;n&uuml; dirilteceği, Allah Teala&rsquo;nın indinde değerli olan bir bebek d&uuml;nyaya gelecek</em>.&rdquo;</p>
<p>
	Bunun &uuml;zerine ben: &ldquo;İyi ama annesi kim? Ben Nercis&rsquo;te doğum alameti g&ouml;rm&uuml;yorum&rdquo; dedim. İmam: <em>&quot;Annesi, Nercis&rsquo;ten başkası değil&rdquo;</em> buyurdular. Ben ayağa kalkarak Nercis&rsquo;i iyice kontrol ettim. Ama onda hi&ccedil; bir doğum alameti g&ouml;remedim. İmam&rsquo;ın yanına gidip durumu anlattım. İmam (a.s) tebess&uuml;m ederek ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;<em>Tanyeri ağarırken onun evladı olduğunu g&ouml;receksin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o da Musa Kelimullah&rsquo;ın annesi gibidir. Onun da hamile olduğu belli değildi ve doğuma kadar hi&ccedil; kimse bilmiyordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Firavun Musa&rsquo;yı ararken (b&ouml;yle bir &ccedil;ocuğun d&uuml;nyaya gelmemesi i&ccedil;in) hamile kadınların karınlarını deşiyordu. Bu (akşam d&uuml;nyaya gelecek bebek) Musa aleyhi&rsquo;s-selam gibidir. (Firavunların iktidarını o yıkacaktır; bu sebeple) Firavunlar şimdi onu aramaktalar</em>.&rdquo;</p>
<p>
	Ben, tanyeri ağarana kadar Nercis&rsquo;i g&ouml;zetliyordum, yanımda sakin bir halde, hareketsiz bir şekilde uyuyordu. O gecenin sonunda şafak s&ouml;kerken ansızın korkarak yerinden sı&ccedil;radı. Hemen onu kucakladım ve ism-i a&rsquo;zam&rsquo;ı okudum. Bu sırada İmam yan odadan: &ldquo;<em>Ona Kadir suresini oku</em>&rdquo;! diye seslendiler, ben de okudum. Nercis&rsquo;ten durumunu sordum, &ldquo;Mevlamın sana bildirdiği şey a&ccedil;ığa &ccedil;ıktı&rdquo; dedi.</p>
<p>
	Ben İmam&rsquo;ın buyurduğu gibi Kadir suresini okumaya devam ettim, bebek annesinin karnında bana eşlik etti ve o da Kadir s&ucirc;resini okuduktan sonra bana selam verdi. &Ccedil;ok korktum, bu sırada imam: <em>&quot;Allah-u Teala&#39;nın işine şaşırma. Allah-u Tela biz imamları k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta hikmet ile konuşturur ve b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m&uuml;zde yery&uuml;z&uuml;nde h&uuml;ccet eder&quot;</em> dedi.</p>
<p>
	İmam hen&uuml;z s&ouml;z&uuml;n&uuml; tamamlamamıştı ki Nercis g&ouml;z&uuml;mden kayboldu; sanki benimle onun arasına bir perde &ccedil;ekmişlerdi, onu g&ouml;remiyordum, bağırarak İmama koştum. İmam: <em>&quot;Hala, geri d&ouml;n, yerinde bulacaksın&quot;</em> buyurdu. Ben geri d&ouml;nd&uuml;m &ccedil;ok ge&ccedil;meden benim ile Onun arasındaki perde aradan kalktı. Nercis&#39;i &ouml;yle bir nura b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş olarak g&ouml;rd&uuml;m ki nurun şiddetli parlaklığı onu net olarak g&ouml;rmemi engelliyordu. Doğan erkek &ccedil;ocuğun secdede olduğunu, sonra dizleri &uuml;zerine oturup şehadet parmağını kaldırıp ş&ouml;yle dediğini g&ouml;rd&uuml;m: <em>&quot;Şehadet ederim ki, bir ve tek olan Allah&#39;tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih ceddim ve Emir&uuml;lm&ucirc;minin babamdır.&quot; </em>Sonra tek tek kendine kadar olan b&uuml;t&uuml;n imamların imametlerine şehadet verdi ve dedi ki:<em> &quot;Allah&#39;ım! M&uuml;ddetime amel elbisesi giydir ve işimi sona ulaştır adımı sağlam et ve yery&uuml;z&uuml;n&uuml; benim vasıtamla adalet ve eşitlikle doldur.&rdquo; </em><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<h3 align="center">
	İmamın Doğumunun Gizli Olması</h3>
<p>
	&Uuml;meyye oğulları ve Abbas oğulları devri, &ouml;zellikle altıncı İmam Hz. Cafer Sadık (a.s)&rsquo;ın zamanı ve sonrası, halifelerin Ehl-i Beyt İmamları&rsquo;na karşı &ccedil;ok hassas oldukları bir devirdi. Bu hassasiyetin temelinde toplumun Ehl-i Beyt imamları&rsquo;na karşı olan ilgilerinin g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e daha ileri boyutlara varması, toplumdaki etkinliklerinin artması ve halkın onlara y&ouml;nelişinin fazlalaşması yatmaktaydı. Bu durum karşısında Abbasi halifeleri kendi iktidarlarını tehlikede g&ouml;r&uuml;yorlardı. &Ouml;zellikle de vadedilen <strong>Mehdi&rsquo;nin</strong> Peygamber-i Ekrem (s.a.a)&rsquo;in neslinden olup, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın soyundan geleceği ve b&uuml;t&uuml;n zalimleri devirerek d&uuml;nyayı adalet ve eşitlikle dolduracağının meşhur olması sebebiyle İmam Hasan Askeri (a.s) sıkı bir şekilde Samerra&rsquo;da g&ouml;zaltına alınmıştı. Abbasiler, geleceği vadedilen bu bebeğin d&uuml;nyaya gelmesini engellemeye &ccedil;alışıyorlardı, ama şundan gafil ki, bu doğumun ger&ccedil;ekleşmesinde Allah&rsquo;ın iradesi s&ouml;z konusudur ve zalimler istemese de Allah kendi nurunu tamamlayacak ve b&uuml;t&uuml;n peygamberlerine vadettiği ahir zaman kurtarıcısını bizatihi kendisi koruyacaktır. Dolayısıyla Abbasilerin &ccedil;alışmaları neticesiz kaldı ve Allah Teala, Musa (a.s) gibi onun doğumunu da gizli kıldı.</p>
<p>
	Bununla birlikte İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın &ouml;zel ashabı, vadedilen bu imamı babası hayatta iken defalarca g&ouml;rd&uuml;ler. İmam Hasan Askeri (a.s) d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;kleri zamanda da a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarak halkın g&ouml;z&uuml; &ouml;n&uuml;nde babasının cenaze namazını kıldırdı. Ama&nbsp; ondan sonra Hz. Resulullah&rsquo;ın ve Ehl-i Beyt imamları&rsquo;nın belirttiği şekilde g&ouml;zlerden kayboldu.</p>
<p>
	Hz.<strong> Mehdi (a.s)&rsquo;</strong>ın doğumundan, babaları Hz. İmam Hasan Askeri&rsquo;nin şahadetine kadar on birinci İmamın yakın akraba ve dostlarından bir &ccedil;oğu, ya onu g&ouml;rmeye muvaffak olmuşlar, ya da onun İmam&rsquo;ın evinde olduğunu bilmişlerdi. Genelde İmam Hasan Askeri (a.s) değerli evladının varlığını gizlemekle birlikte, uygun zamanlarda onun varlığını kendi takip&ccedil;ilerine bildiriyor, kendisinden sonra sapmamaları i&ccedil;in de g&uuml;venilir dostlarına onu g&ouml;steriyordu. Biz burada &ouml;rnek olarak birka&ccedil;ına değiniyoruz:</p>
<p>
	1- Ehl-i Beyt mektebi takip&ccedil;ilerinin b&uuml;y&uuml;klerinden ve İmam Askeri (a.s)&rsquo;ın yakın dostlarından biri olan Ahmed bin İshak bin Sa&rsquo;d el- Ensari der ki: &quot;İmam Askeri (a.s)&rsquo;ın huzuruna gittim, kendilerinden sonraki imamın kim olduğunu sormak istiyordum. Ama İmam (a.s) benden &ouml;nce s&ouml;ze başlayarak ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	&nbsp;<em>&ldquo;Ey Ahmed, doğrusu Allah&#39;u Teala Hz. Ademi yarattığı andan itibaren yery&uuml;z&uuml;n&uuml; h&uuml;ccetsiz bırakmadı ve kıyamete kadar da bırakmayacaktır. Allah, h&uuml;ccetinin h&uuml;rmetine yery&uuml;z&uuml;ndekilerden belaları defeder, yağmur yağdırır ve topraktan bereketleri &ccedil;ıkarır.&rdquo; </em></p>
<p>
	Ben bunun &uuml;zerine ben:</p>
<p>
	&ldquo;Ey Resulullah&#39;ın evladı, sizden sonra yerinize ge&ccedil;ecek imam kimdir?&rdquo; diye sordum.</p>
<p>
	Hazret ayağa kalkıp acele adımlarla odaya girdi ve kısa bir s&uuml;re sonra omzunda taşıdığı y&uuml;z&uuml; dolunay gibi parlayan &uuml;&ccedil; yaşındaki bir &ccedil;ocukla &ccedil;ıkageldi ve ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	&ldquo;Ey Ahmet bin İshak! Eğer Allah Teala&#39;nın ve onun h&uuml;ccetleri yanında aziz olmasaydın bu oğlumu sana g&ouml;stermezdim, doğrusu onun adı Resulullah&#39;ın adı, k&uuml;nyesi Resulullah&#39;ın k&uuml;nyesidir. O &ouml;yle bir kimsedir ki zul&uuml;m ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kle dolan d&uuml;nyayı adalet ve eşitlikle dolduracaktır.</p>
<p>
	<em>Ey Ahmed bin İshak! O, bu &uuml;mmette &quot;Hızır&quot; aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m ve &quot;Zu&#39;l -Karneyn&quot; gibidir. Allah&#39;a andolsun ki, o gaybet edecektir. &Ouml;yle ki, onun gaybetinde Allah&#39;ın onun imametine itiraf etmesi i&ccedil;in adımını sabit kıldığı ve zuhurunun acil olması i&ccedil;in dua etmeğe muvvafak kıldığı kimseler dışında, hi&ccedil;bir kimse helak olmaktan kurtulamayacaktır.&rdquo;</em></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ben: &ldquo;Ey mevlam! Kalbimin mutmain olacağı bir alameti var mıdır?&rdquo; diye sorduğumda, O &ccedil;ocuk fasih bir Arap&ccedil;a&rsquo;yla ş&ouml;yle buyurdu: <em>&quot;Allah d&uuml;şmanlarından intikam alacak yery&uuml;z&uuml;ndeki son h&uuml;cceti benim! Ey Ahmed bin İshak! G&ouml;z&uuml;nle g&ouml;rd&uuml;kten sonra başka bir delil arama!..&quot;</em></p>
<p>
	Ahmed bin İshak ş&ouml;yle ekliyor: Sevin&ccedil; ve ferahla dışarı &ccedil;ıktım; ertesi g&uuml;n İmam (a.s)&rsquo;ın yanına d&ouml;nerek ş&ouml;yle arz ettim: &ldquo;Ey Resulullah&rsquo;ın oğlu! Bana minnet ettiğin i&ccedil;in &ccedil;ok mesrur oldum. Hızır ve Z&uuml;lkarneyn&rsquo;nin O&rsquo;nda zahir olacak olan s&uuml;nneti nedir?&quot; İmam (a.s); <em>&ldquo;Gaybetinin uzunluğudur&rdquo;</em> buyurdular. &ldquo;Ey Resulullah&rsquo;ın oğlu! O&rsquo;nun gaybeti &ccedil;ok mu s&uuml;recektir?&rdquo; dediğimde ise ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	<em>&ldquo;Rabbime andolsun ki, evet uzun s&uuml;recektir; &ouml;yle ki, O&rsquo;na inananların &ccedil;oğu bu inan&ccedil;larından vazge&ccedil;ecek ve Allah&rsquo;ın bizim velayetimiz &uuml;zerine kendilerinden ahit aldığı ve kalbine iman yazdığı ve rahmetiyle desteklediği kimseler dışındakiler buna bağlı kalmayacaklardır.</em></p>
<p>
	<em>Ey Ebu İshak! Bu, Allah&rsquo;tan gelen bir emirdir ve Allah&rsquo;ın gizli esrarından bir sırdır. Sana dediklerimi al, gizle ve ş&uuml;kredenlerden ol. B&ouml;ylece yarın en y&uuml;ce makamda bizimle olursun.&rdquo;</em> <a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	2- &ldquo;Ahmed bin Hasan bin İshak-ı Kummi der ki: &ldquo;On birinci İmam (a.s)&rsquo;ın yerine ge&ccedil;ecek olan <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s) d&uuml;nyaya geldiği zaman, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;dan ceddim Ahmed bin İshak i&ccedil;in bir mektup geldi. Onda İmam&rsquo;ın el yazılarıyla ş&ouml;yle yazılmıştı:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Benim bir evladım oldu, onun doğum haberini gizli tutman ve kimseye s&ouml;ylememen gerekiyor; biz onun doğumunu yakın akrabalara, akrabalık bağı olanlara ve dostlara s&ouml;yledik, başka hi&ccedil; kimseye bildirmiyoruz. Allah Teala onunla bizi sevindirdiği gibi, seni de sevindirmesi i&ccedil;in, onun doğumunu sana bildirmek istedik. Vesselam.</em>&rdquo; <a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>
<p>
	3- İmam&rsquo;ın takvalı ve değerli halası Hekime, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın hizmet&ccedil;isi Nesim, Ebu Cafer Muhammed bin Osman Emir, H&uuml;seyin bin Hasan-ı Alevi, Emr-i Ahvazi, Ebu Nasr-ı Hadim, Kamil bin İbrahim, Ali bin Asim-i Kufi, Abdullah bin Abbas-i Alevi, İsmail bin Ali, Yakub bin Yusuf-u Serraf,<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> İsmail bin Mus&rsquo;ab bin Cafer, Ali bin Mutahhar, İbrahim bin İdris, Tarif-i Hadim<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> ve Ebu Sahl-i Nevbahti<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> vadedilen İmam Mehdi (a.s) haberleri olan ve ondan haber veren kimselerdir.</p>
<p>
	4- Cafer bin Muhammed bin Malik der ki: &ldquo;İmam Hasan Askeri (a.s) kendisini ziyarete gelen bir grup Ehl-i Beyt dostuna ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Benden sonra kimin&nbsp; h&uuml;ccet olacağını sormaya geldiniz değil mi?</em>&rdquo;</p>
<p>
	Oradakiler &ldquo;Evet efendim.&rdquo; diye cevap verdiler. Bunun &uuml;zerine o sırada İmama &ccedil;ok benzeyen ay par&ccedil;ası gibi bir &ccedil;ocuk i&ccedil;eriye girdi. Bunun &uuml;zerine İmam ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Bu, İmam ve benden sonra yerime oturacak kimsedir. Buyruklarını yerine getirin, dağılmayın; &ccedil;&uuml;nk&uuml; helak olursunuz. Bilin ki bundan sonra &ouml;mr&uuml; kamil oluncaya kadar onu g&ouml;rmeyeceksiniz &ldquo;Osman bin Said&rdquo;in</em><a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""><em><strong>[15]</strong></em></a><em> s&ouml;ylediği şeyleri kabul edin ve emrine itaat edin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o sizin İmamınızın vekilidir ve işler onun elindedir</em>.&rdquo; <a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	5- &ldquo;İsa bin Muhammed-i Cevheri&rdquo; diyor ki: &ldquo;Ben bir grupla birlikte Hz.<strong> Mehdi </strong>(a.s)&rsquo;ın doğumunu tebrik etmek i&ccedil;in İmam Hasan Askeri&rsquo;nin huzuruna gittim, kardeşlerimiz Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s&rsquo;ın Cuma akşamı Şaban ayında tanyeri ağarırken d&uuml;nyaya geldiğini bize bildirmişlerdi. İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın huzurlarına gittiğimiz zaman &ouml;nce onu tebrik ettik. Biz hi&ccedil;bir soru sormadan İmam (a.s) buyurdular ki: &ldquo;<em>İ&ccedil;inizden biri oğlum <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin nerede olduğunu i&ccedil;inden ge&ccedil;iriyor. Musa aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın annesinin onu sandığa koyarak denize atıp, Allah&rsquo;a emanet ettiği ve sonunda Allah Teala Musa&rsquo;yı ona geri g&ouml;nderdiği gibi ben de onu Allah&rsquo;a emanet ettim.</em>&rdquo; <a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>
<h3>
	&nbsp;</h3>
<p>
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; <em>Kemaluddin-i Saduk,</em> c.1 s. 403, 404 ve c.2, s. 49, 159 ve 160.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar,</em> c. 51, s.31-34, Kafi c.1, s.332, 333 isimden nahiy babı, Kemaluddin c.2- s.2, 8, 49, 361, 362. İmam-ı Zaman&rsquo;ın (Ervahuna lehu feda) hususi isimini anmanın menine dair gelen hadisleri yorumlamada Ehl-i Beyt alimleri ihtilaf etmişlerdir. Şeyh Ensari gibi bazıları, bu hadislerin kerahete delalet ettiğini kabul ederken, Şeyh Tusi gibi eski alimlerden bir grubu, bu hadislerin h&uuml;rmete delalet ettiğini savunmuşlar,; Hacı Nuri gibi bazıları da bu hadislerin imamın isminin toplantı gibi aleni yerlerde anılmasının haram olduğunun anlaşıldığını kabul etmişlerdir. Bkz. <em>Necm-us Sakib</em>, s.48.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; <em>Usul-u Kafi</em>, c.1, s.514. İrşad&#39;u -Mufid. s.326 bazı rivayetlerde imamın doğumu hicretin 256&#39;sında zikredilmiştir. Kemal&#39;uddin c.2 s.97 ve 106&#39;ya ve <em>Bihar-ul Envar,</em>&nbsp; c. 51 s.15 ve 16 m&uuml;racat edilsin.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar, </em>c.51. s.2.</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 51. s12.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> &#8211; <em>&quot;<strong>Mehdi</strong>-u Mev&ucirc;d&quot;</em> kitabının &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde s. 152&#39;de ş&ouml;yle yazar: &ldquo;&Uuml;nl&uuml; tarihci Mes&#39;udi&rsquo;nin <em>&quot;Muruc&#39;uz-Zeheb&quot;</em> adlı tarih kitabındaki rivayeti gereğince onuncu imam Ali H&acirc;di (a.s) hicri 235 yılında Muteveekkil tarafından Medine&#39;den Samırra&#39;ya getirilmiştir. On birinci imam Hz. Askeri ise 232 yılında Medine de d&uuml;nyaya gelmişlerdir. İslam tarih&ccedil;ileri ve yabancı tarih&ccedil;ilerin yazdığına g&ouml;re o zaman İslam ordusuyla doğu Roma veya şimdiki T&uuml;rkiye olan &quot;Bizans&quot; ve Batı Roma (İtlaya) ve onu tasaruf edenler arasında savaş başladı, İbn-i Esir&#39;in Kamil&#39;inde ve diğer kaynakların yazdıklarına g&ouml;re hicretin 240, 244, 245, 247, 248, 253 yıllarında İslam kuvvetleri ile doğu Roma arasında savaşlar oldu ve bu arada iki tarafın esirleri değiştirildi, Nazilif&#39;in derlediği ve doktor Muhammed Abd&#39;ul H&acirc;di Şeiri&#39;nin terc&uuml;me ettiği &quot;El Arab ve&rsquo;r- Rum&quot; Tarihinde ş&ouml;yle yazar: Hicretin 247. yılında M&uuml;sl&uuml;manlar ve Rumlar arasında savaşlar başladı ve bir&ccedil;ok ganimetler M&uuml;sl&uuml;manların eline ge&ccedil;ti ve yine 248 yılında M&uuml;sl&uuml;manların lideri &quot;Balkocur&quot; ile Rumlular arasında savaş oldu. O savaşta Romalıların ileri gelenlerinden bir &ccedil;oğu esir d&uuml;şt&uuml;. (El- Arab ve&rsquo;r- Rum Tarihi s. 225&#8230;) &Icirc;bn-i Esir&#39;de hicretin 249. yılında vuku bulan olaylarla ilgili ş&ouml;yle yazar: &Ouml;mer bin Abdullah-i Ek&#39;te ve Cafer bin Ali Saifeh, komutanlığında M&uuml;sl&uuml;manlar ile (Kayser&#39;inde katıldığı) Rum kuvvetleri arasında bir savaş oldu.</p>
<p>
			Eğer İmam-ı Zaman&#39;ın (a.s) değerli anneleri 248 yılında esir d&uuml;şen bu Roma eşrafı arasında esir olmuşsa, bu, Hz. Ali Hadi (a.s)&#39;ın Samırra&#39;da bekletilişinin on &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; yılı ve İmam Askeri (a.s)ın on altı yaşlarına rastlıyor demektir.</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Enva</em>, c.51, s.6-11. Şeyh Tusi&rsquo;nin &ldquo;<em>Gaybet</em>&rdquo; adlı eseri, s.124-128. <em>Kemal-ud Din</em>, c.2, s.90-96.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c.51, s.25.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c.51. s. 12-14; <em>İkmal&#39;ud -Din</em>, c.2. s.100</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> &#8211; Kemal-&uuml;d Din c. 2 s. 384</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em>, c.2, s.107.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em>, c.2, s.104-114. <em>İsbat&rsquo;ul Hudat</em>, c-7, s.15-35 ve s.143, <em>Bihar-ul Envar</em>, c.51, s.5.</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a> &#8211;<em> İrşad-i M&uuml;fid</em>, s.330.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> &#8211; <em>el-K&uuml;na ve&rsquo;l-Elkab</em>, c.1, s.91.</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> &#8211; <strong>İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&ouml;rt &ouml;zel naibinden ilki.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> &#8211; <em>İsbat-ul-Hudat</em>, c.7, s.25.</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a> &#8211; <em>İsbat-ul-Hudat</em>, c.7, s.143.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kisaca-imam-mehdinin-hayati-2/">Kısaca İmam Mehdi’nin Hayatı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;da İmam Mehdi(A.S)</title>
		<link>https://www.caferilik.com/kuranda-imam-mehdia-s/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2913</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; Muhammed MUHAMMEDİYAN &#160; İnsanlık umutla hangi alınyazısını beklemektedir? İnsanlık kervanı hangi hedefe doğru hareket halindedir? Acaba Kur&#39;an-ı Kerim insanların gelecekleriyle ilgili a&#231;ıklamalarda bulunmuş mudur? Kur&#39;an; insanlara, ge&#231;mişteki &#252;mmetlerin inişli-&#231;ıkışlı, y&#252;kselme ve al&#231;almalarla dolu tarihine, onların yaşamlarının acı-tatlı ger&#231;eklerine geniş&#231;e yer vermiştir. Ge&#231;miş tarihin beyanı, &#246;nceki toplumlardaki olayların tahlili ile ilgili bir&#231;ok ayet nazil [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kuranda-imam-mehdia-s/">Kur&#8217;an&#8217;da İmam Mehdi(A.S)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>
	&nbsp;</h1>
<div>
<h1 align="right">
		&nbsp;</h1>
</div>
<h5 align="right">
	<u>Muhammed MUHAMMEDİYAN</u></h5>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	İnsanlık umutla hangi alınyazısını beklemektedir? İnsanlık kervanı hangi hedefe doğru hareket halindedir?</p>
<p>
	Acaba Kur&#39;an-ı Kerim insanların gelecekleriyle ilgili a&ccedil;ıklamalarda bulunmuş mudur?</p>
<p>
	Kur&#39;an; insanlara, ge&ccedil;mişteki &uuml;mmetlerin inişli-&ccedil;ıkışlı, y&uuml;kselme ve al&ccedil;almalarla dolu tarihine, onların yaşamlarının acı-tatlı ger&ccedil;eklerine geniş&ccedil;e yer vermiştir. Ge&ccedil;miş tarihin beyanı, &ouml;nceki toplumlardaki olayların tahlili ile ilgili bir&ccedil;ok ayet nazil olmuştur. Gelecekle ilgili olarak da Kur&#39;an-ı Kerim&#39;de bir &ccedil;ok ayet mevcuttur; Kur&#39;an insanlığın geleceğiyle ilgili meseleleri eksiksiz, m&uuml;kemmel ve haykırırcasına beyanda bulunan bir tablo sergilemektedir.</p>
<p>
	Kur&#39;an&#39;da en &uuml;mit verici m&uuml;jde, en sevindirici haber d&uuml;nya ve insan toplumunun geleceği hakkında: &quot;Hak ve adaletin hakimiyeti, zul&uuml;m ve fesat tezgahının ortadan kalkmasıdır.&quot;</p>
<p>
	Allah&#39;ın h&uuml;cceti, adaletin b&uuml;y&uuml;k bayraktarı, İmam Mehdi&#39;nin (a.f) zuhuru ile ger&ccedil;ekleşecek olan hakkın mutlak zaferi, tevhid ve İslam&#39;ın d&uuml;nyada bir u&ccedil;tan bir uca yayılması, yery&uuml;z&uuml;nde salihlerin hakimiyeti kesin ilah&icirc; bir m&uuml;jde olup &ccedil;ok parlak ve &uuml;mid verici bir gelecekten haber veriyor!</p>
<p>
	Ve bu &uuml;mid bir d&uuml;nya sevin&ccedil; ve coşkudur m&uuml;minlerin kalbinde. Ve ortamı &ouml;yle bir g&uuml;ne hazırlık olarak; en geniş safları hareket ve faaliyetler i&ccedil;in hazırlamaktadır.</p>
<p>
	İnsanlığın geleceği İslam&#39;ın d&uuml;nyaya egemenliği, adil d&uuml;nya h&uuml;kumetinin rehberi İmam Mehdi (a.f) ve onun yar&acirc;nı hakkında Kur&#39;an-ı Kerim&#39;de bir&ccedil;ok ayet g&ouml;z&uuml;m&uuml;ze &ccedil;arpmaktadır. Onların hepsini bir makalede aktarmak m&uuml;mk&uuml;n değidir. Bu makalede sadece onlardan bir ka&ccedil;ına işaret etmekle yetineceğiz:</p>
<h2>
	1- D&uuml;nya Salihleri Beklemekte</h2>
<p>
	<strong><em>&quot;Tevrat&#39;tan sonra Zebur&#39;da da: &ldquo;yery&uuml;z&uuml;ne mutlaka salih kullarım varis olacak (yery&uuml;z&uuml;nde onlar h&uuml;kmedecek)&rdquo; diye yazmıştık.&quot;</em></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	Bu ayet b&uuml;t&uuml;n a&ccedil;ıklığıyla salihlerin h&uuml;kumeti ve se&ccedil;kin kişilerin yery&uuml;z&uuml;nde hakim olacaklarından bahsetmektedir. Kesin olarak gelecekteki ilahi vaadden haber vermektedir.</p>
<p>
	Ayette ge&ccedil;en &quot;el-arz&quot; kelimesinin b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;n&uuml; kapsamına aldığı apa&ccedil;ık bellidir. Bu kelime baştan sona b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml; anlamına gelmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &quot;arz&quot; kelimesinin yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n tamamı değil de sadece bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; i&ccedil;in kullanıldığına dair herhangi bir delil yoktur. Salihlerin yery&uuml;z&uuml;ne egemenliğine dair bu ilahi vaad baştan başa b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;n&uuml; kapsamına almaktadır.</p>
<p>
	Dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da bu ayetin Hz. Davud&#39;un (a.s) meşhur kitabı &quot;Zebur&quot;dan bahsetmesidir. Hz. Davud (a.s) hak ve adalet &uuml;zere devlet kurmuş b&uuml;y&uuml;k peygamberlerden biridir. İsrailoğulları da Hz. Davud&#39;un (a.s) &uuml;mmeti olarak m&uuml;stekbirlere karşı kıyam ederek onların saltanatlarını yıkıp ortadan kaldıran, kendi toprak ve h&uuml;kumetlerinin miras&ccedil;ıları mustazaf bir kavmin a&ccedil;ık bir &ouml;rneği olmasıdır.</p>
<p>
	Ehl-i Beyt&#39;ten nakledilen bir&ccedil;ok rivayetlerde yukardaki ayyette s&ouml;z edilen bu ilahi vaadin ger&ccedil;ekleşmesinin İmam Mehdi&#39;nin (a.s) zuhuruna bağlı olduğu a&ccedil;ık&ccedil;a vurgulanmakta ve salihler de o y&uuml;ce şahsiyetin yardımcıları olarak tanıtılmaktadır.</p>
<p>
	<strong><em>Mecma-ul Beyan Tefsiri</em></strong>&#39;nde, bu ayetin tefsiriyle ilgili olarak şu hadis yer almıştır.</p>
<p>
	İmam B&acirc;kır (a.s) ş&ouml;yle buyurdular: <strong><em>&quot;Bu ayette Allah Teala&#39;nın yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n miras&ccedil;ıları &uuml;nvanıyla andığı salih kullar Mehdi&#39;nin ahir zamandaki ashabıdır.&quot;</em></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	Şi&acirc; ve Ehl-i S&uuml;nnet yoluyla m&uuml;tevatir olarak Resulullah&#39;tan (s.a.a) nakledilen şu rivayet de bunu teyid etmektedir: <strong><em>&quot;Eğer d&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml; bir g&uuml;nden fazla kalmazsa; Allah o g&uuml;n&uuml;, benim soyumdan salih bir kişi zuhur edip yery&uuml;z&uuml;n&uuml; fesat ve zul&uuml;mle dolduğu gibi, adaletle dolduruncaya kadar uzatır.&quot;</em></strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<h2 align="center">
	2- yery&uuml;z&uuml; h&uuml;kumetinin miras&ccedil;ıları mustazaflardır</h2>
<p>
	<strong><em>&quot;Biz ise yery&uuml;z&uuml;nde zaafa uğratılanlara l&uuml;tufta bulunarak, onları imamlar yapmak ve miras&ccedil;ılar kılmak istiyoruz.&quot;</em></strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	Bu ayet imanın k&uuml;fre, hakkın batıla karşı zaferinin m&uuml;jdesidir. Bu ayet b&uuml;t&uuml;n &ouml;zg&uuml;r insanlar, zul&uuml;m tezgahını yıkıp atmayı ve adil h&uuml;kumeti isteyenler i&ccedil;in bir m&uuml;jdedir.</p>
<p>
	Bu ayette Allah Teala mustazaflar hakkındaki iradesini a&ccedil;ığa vurarak buyuruyor ki: Biz onlara lutfetmeyi, onları yery&uuml;z&uuml;nde imamlar yapmayı, zorbaların h&uuml;kumetine miras&ccedil;ı kılmayı istiyoruz.</p>
<p>
	Bu ilahi iradenin n&uuml;munesi İslam&#39;ın zuhurundan sonra İslam peygamberi (s.a.a) ve onun ashabıydı. Ama daha geniş, n&uuml;munesi Hz. Mehdi (a.f) vesilesiyle t&uuml;m yery&uuml;z&uuml;ne hak ve adalet h&uuml;kumeti onun zuhuruyla ger&ccedil;ekleşecektir.</p>
<p>
	Bu ayet Ehl-i Beyt (a.s) rivayetlerinde Zamanın İmamı&#39;nın -Hz. Mehdi- (a.s) zuhuruna tefsir olunmuştur.</p>
<p>
	Emir-el M&uuml;minin Ali (a.s) bu ayetin beyanında şunları buyuruyor: <strong><em>&quot;D&uuml;nya inat&ccedil;ılığı ve ısrarından sonra, tıpkı s&uuml;t&uuml;n&uuml; sağmak isteyene karşı koyan ve s&uuml;t&uuml;n&uuml; yavrusuna saklayan deve gibi bizlere y&ouml;nelecek.&quot;</em></strong> ve sonra bu ayeti okumuşlardır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	Başka bir hadisde de Emir-ul M&uuml;minin Ali&#39;den (a.s) ş&ouml;yle naklolunmuştur: <strong><em>&quot;Onlar Hz. Muhammed&#39;in (s.a.a) evlatlarıdır. Allah onların Mehdi&#39;sini, başlarına gelen zorluk ve zahmetten sonra zuhur ettirecek; onlara izzet verecek, d&uuml;şmanlarını da zelil edecektir.&quot;</em></strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
<h2>
	Mustazaflar kimlerdir?</h2>
<p>
	Ayette bahsedilen mustazaf; zayıf, g&uuml;&ccedil;s&uuml;z, kudreti olmayan kimse anlamında değildir. Mustazaf her fiili yapabilirlik g&uuml;&ccedil; ve yeteneğine sahiptir; ama zorba ve zalimler tarafından tahakk&uuml;m altına alınmıştır. Bunun karşısında ise, ellerine ve ayaklarına vurulan zincirlere rağmen sessiz kalarak teslim olmayıp; zincirleri kırarak &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğe kavuşmak, zalim ve zorbaların tahakk&uuml;m&uuml;n&uuml; ortadan kaldırarak hak din ve adalete hakimiyet kazandırmak i&ccedil;in &ccedil;aba sarfedenlerdir.</p>
<p>
	Y&uuml;ce Allah bu guruba yery&uuml;z&uuml;nde h&uuml;kumet s&uuml;rmelerini vaadetmiştir. Kur&#39;anı Kerim&#39;de beş yerde mustazaflardan bahsedilmiştir. Bu bahislerde mustazaflar, zorbaların tahakk&uuml;m&uuml; altında bulunan kimseler olarak zikredilmiştir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>
<h2>
	3- m&uuml;minlerin hakimiyeti m&uuml;jdesi</h2>
<p>
	<strong><em>&quot;Allah sizden inanıp iyi işler işleyenlere vaadetti; onlardan &ouml;ncekileri nasıl halifeler kıldıysa, onları da yery&uuml;z&uuml;nde halifeler kılacak ve kendileri i&ccedil;in se&ccedil;ip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak, korkularını g&uuml;vene d&ouml;n&uuml;şt&uuml;recektir.&quot;</em></strong><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>
<p>
	Bu ayet-i şerife salih amel sahibi m&uuml;minler i&ccedil;in &uuml;&ccedil; vaad ve m&uuml;jde zikredilmiştir:</p>
<p>
	a- Halifelik ve yery&uuml;z&uuml;nde hakimiyet kazanmak.</p>
<p>
	b- Hak dinin her yerde k&ouml;k salarak yayılması.</p>
<p>
	c- B&uuml;t&uuml;n emniyetsizliklerin, vahşet ve korku sebeplerinin yokolması.</p>
<p>
	Elbette bu ilahi vaad asr-ı saadet&#39;teki m&uuml;sl&uuml;manları da kapsamakta ve bu ayet i&ccedil;in nakledilen n&uuml;zul sebepleri de bunu teyid etmektedir; ama bunun daha kapsamlı &ouml;rneği Peygamber&#39;in (s.a.a) ve Ehl-i Beyt&#39;in tefsirine g&ouml;re İmam Mehdi&#39;nin (a.s) t&uuml;m d&uuml;nyayı kapsayacak olan h&uuml;kumetidir.</p>
<p>
	<strong><em>Mecma-ul Beyan Tefsiri</em></strong>&#39;nde bu ayetin tefsiri hakkında ş&ouml;yle ge&ccedil;mektedir: &quot;Bu ayetin Hz. Muhammed&#39;in (s.a.a) soyundan zuhur edecek olan Mehdi (a.f) hakkında olduğu Ehl-i Beyt&#39;ten rivayet olunmuştur.&quot;<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	İmam Zeyn-ul Abidin&#39;in (a.s) bu ayeti okuduktan sonra ş&ouml;yle buyurduğu nakledilmiştir: <strong><em>&quot;Allah&#39;a andolsun onlar biz Ehl-i Beyt&#39;in şiileridir. Bu işi onlar i&ccedil;in bizden bir şahıs ger&ccedil;ekleştirecektir ve o bu &uuml;mmetin Mehdi&#39;sidir.&quot;</em></strong><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	Yukarıda zikredilen her &uuml;&ccedil; ayette de dikkate değer &ouml;nemli nokta &quot;el-arz&quot; kelimesidir. &Ouml;nce de belirttiğimiz gibi bu kelime b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;n&uuml; kapsamaktadır. &quot;Arz&quot; kelimesinin yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n belli bir noktasıyla sınırlandırılmasıyla ilgili hi&ccedil;bir delil yoktur. İşte bu y&uuml;zden her &uuml;&ccedil; ayette yeralan vaad Resulullah&#39;nın (s.a.a) torunu İslam&#39;ın d&uuml;nya h&uuml;kumeti ve Hz. Mehdi (a.s) vasıtasıyla ger&ccedil;ekleşecektir.</p>
<h2>
	4- İslam&#39;ın d&uuml;nyayı kuşatıcı oluşu</h2>
<p>
	<strong><em>&quot;Peygamberini hidayet ve hak dinle g&ouml;nderen O&#39;dur. &Ouml;yle ki, onu (hak din olah İslam&#39;ı) b&uuml;t&uuml;n dinlere karşı &uuml;st&uuml;n kılacaktır; m&uuml;şrikler hoş g&ouml;rmese de.&quot;</em></strong><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>
<p>
	Bu ayet Kur&#39;an&#39;da &uuml;&ccedil; defa tekrar edilmiş olup &ouml;nemli bir ger&ccedil;ekten haber vermektedir. Tekrarının sebebiyse onun &ouml;nemi i&ccedil;indir. Ayet tevhid dini olan İslam&#39;ın d&uuml;nyayı kuşatacağını bildirmektedir. Buradaki i&ccedil;erik, İslam&#39;ın her y&ouml;n&uuml;yle b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya dinlerine galip gelmesidir. İslam&#39;ın t&uuml;m yery&uuml;z&uuml;n&uuml; kapsayacağı ve b&uuml;t&uuml;n dinler karşısında zafere ulaşacağı hakkındaki bu ilahi vaadde hi&ccedil; ş&uuml;phe yoktur. Ş&uuml;phesiz bu mevzu şu ana kadar ger&ccedil;ekleşmiş değil. Ama Allah&#39;ın kesin vaadi mutlaka ger&ccedil;ekleşecektir! Bug&uuml;n basiret sahibi insanlar, bu ilahi vaadin insanlık aleminin ufkuna sa&ccedil;tığı aydınlığı, maddi ideolojiler ve batıl inan&ccedil;ların batışını seyrederken g&ouml;rebilmektedir. Bu ise ilahi vaadin ger&ccedil;ekleşmesinin yakın olduğunu m&uuml;jdeliyor bekleyenlere!</p>
<p>
	Muhtelif&nbsp; İslam kaynaklarına g&ouml;re bu vaad tamamen, İmam Mehdi&#39;nin (a.f) zuhuru ve d&uuml;nyayı kuşatıcı h&uuml;k&uuml;metinin kurulmasıyla ger&ccedil;ekleşecektir: <strong><em>Mecma-ul Beyan Tefsiri</em></strong>&#39;nde, İmam B&acirc;kır&#39;dan (a.s) bu ayetin tefsiriyle ilgili buyurduğu nakledilmiştir: <strong><em>&quot;Bu ayetteki vaad Hz. Muhammed (s.a.a) soyundan olan Mehdi zuhur edince ger&ccedil;ekleşecektir. O g&uuml;n yery&uuml;z&uuml;nde Hz. Muhammed&#39;in hakkaniyetini ikrar etmeyen hi&ccedil; kimse kalmayacaktır.&quot;</em></strong><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>
<p>
	İmam Sadık&#39;tan (a.s) bu ayetin tefsiriyle ilgili olarak şu rivayet nakledilmiştir: <strong><em>&quot;Allah&#39;a andolsun bu ayetin i&ccedil;eriği hen&uuml;z ger&ccedil;ekleşmemiştir; ancak bizim K&acirc;im&#39;imiz zuhur edince ger&ccedil;ekleşecektir ve K&acirc;im&#39;imiz zuhur edince de d&uuml;nyada Allah&#39;ı inkar eden hi&ccedil; kimse kalmayacaktır.&quot;</em></strong><a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>
<h2>
	imam Mehdi&#39;nin yaranlarının &ouml;zellikleri</h2>
<p>
	<strong><em>&quot;Ey iman edenler, sizlerden kim dininden d&ouml;nerse (Allah&#39;a ve dinine zarar vermez) Allah, yakında &ouml;yle bir toplum getirecek ki, (O) onları sever, onlar da O&#39;nu severler. M&uuml;minlere karşı al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml;, kafirlere karşı (onurlu ve) şediddirler. Allah yolunda cihad ederler, hi&ccedil;bir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu Allah&#39;ın l&uuml;tfudur; dilediğine verir. O&#39;nun l&uuml;tfu geniştir. O, bilendir.&quot;</em></strong><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>
<p>
	Bu ayet, Resul-i Ekrem&#39;e (s.a.a) inen son ayetlerdendir. Sadr-ı İslam m&uuml;sl&uuml;manlarının b&uuml;t&uuml;n m&uuml;cadelelerinden ve Bedr, Uhud, Hendek, Huneyn&#8230; gibi zor olayları atlattıktan sonra; b&ouml;yle bir tehdid o topluluk i&ccedil;in acı ve ciddi bir uyarıydı. O g&uuml;zel ve bariz sıfatlara sahip diğer bir kavmin geleceğinin vaadi, İslam dininin koruyuculuğunun o kavmin &uuml;zerine bırakılması o g&uuml;n bu ayeti işitenler i&ccedil;in hayret vericiydi. Bundan dolayı bir&ccedil;ok kez Resulullah&#39;tan (s.a.a) bu ayetin mısdakı hakkında bir &ccedil;ok sorular sorulmuştur. Resulullah (s.a.a) onların bu sorularına cevaben m&uuml;barek elini Selman-i Farıs&icirc;&#39;nin omuzuna koyarak onun kavmini bu ayetin mısdakından zikretmiştir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Bu ayetin en m&uuml;kemmel mısdakı İmam-ı Zaman&#39;ın (Hz. Mehdi) yaranı ve ashabıdır. Bununla ilgili olarak <strong><em>Nur-us Sekaleyn Tefsiri</em></strong>&#39;nde, Ali b. İbrahim&#39;in tefsirinden naklen şu bilgi yer almıştır: &quot;Bu ayet Hz. K&acirc;im (Mehdi) ve onun yaranı hakkında nazil olmuştur. Onlar Allah yolunda cihad ederler ve hi&ccedil;bir kınayıcının kınamasından korkmazlar.&quot;<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	Bu ayette İmam Mehdi&#39;nin (a.f) yaranı &ccedil;ok g&uuml;zel sıfatlarla belirtilmiş ve şahsiyetlerinin boyutu kısa fakat g&uuml;zel bir şekilde a&ccedil;ıklanmıştır.</p>
<p>
	Allah&#39;ın p&acirc;k ve kendisine yakın kullarının; t&uuml;m m&uuml;kemmelliklerini, manev&icirc; makamlarını ve b&uuml;t&uuml;n y&uuml;ce değerlerini kapsayan altı &ouml;zellik, İmam Mehdi&#39;nin (a.f) yaranının belirgin &ouml;zellikleri olarak zikrolunmuştur. Bu &ouml;zellikler o y&uuml;ce şahsiyetin dostları i&ccedil;in en m&uuml;kemmel yapıcılık ve kendini yetiştirme programıdır. Ancak Hz. Mehdi&#39;nin (a.f) dostları, bu &ouml;zelliklerle kuşanarak, Hz. Mehdi&#39;nin (a.f) zuhuruna hazırlanıp o y&uuml;ce şahsiyetin d&uuml;nyayı kuşatıcak inkılabına yardımcı olacaklardır.</p>
<p>
	İmam Mehdi&#39;nin (a.f) altı &ouml;zelliği şunlardır:</p>
<p>
	<strong>1- Allah Onları Seviyor:</strong></p>
<p>
	Onlar Allah&#39;ın l&uuml;tuf ve muhabbetine erişmişlerdir ve Allah onları seviyor.</p>
<p>
	Bu kısa işaret onların bir&ccedil;ok &ouml;zelliklerini ortaya koymaktadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&#39;an ayetlerinde de a&ccedil;ık&ccedil;a beyan edildiği &uuml;zere Allah&#39;ın muhabbetini kazananlar şunlardır:</p>
<p>
	<strong><em>Muhsinin, Tavvabin, Mutahharrin, Muttakin, Sabirin, Mutevekkilin, Muksitin, M&uuml;cahidin</em></strong><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>
<p>
	Ayette ge&ccedil;en &quot;yuhibbuhum&quot; (Allah onları seviyor) ibaresiyle b&uuml;t&uuml;n bu sıfatlar zikredilmiştir. O y&uuml;ce şahsiyetin yaranının bu sıfatları kuşandıkları anlaşılmaktadır. Hangi keramet tacı Allah-u Teala&#39;nın onları sevdiğini a&ccedil;ıklamasından daha &uuml;st&uuml;n olabilir.</p>
<p>
	<strong>2- Onlar da Allah&#39;ı Sever</strong></p>
<p>
	<strong><em>&quot;İman Edenler Allah&#39;ı &ccedil;ok fazla severler.&quot;</em></strong><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>
<p>
	İmam Mehdi&#39;nin (a.f) yaranı sonsuz bir okyanusta Allah aşkına dalmış, ilahi aşkla mest olmuşlardır. Allah aşkı karşısında her arzu ve muhabbet onlar i&ccedil;in hi&ccedil; bir değer taşımamaktadır. Aslında onlar Allah&#39;tan başkasını aşk ve muhabbete layık g&ouml;rmezler.</p>
<p>
	Onların Allah&#39;a olan muhabbetlerinin ameli g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; Resulullah&#39;ı (s.a.a) izlemelerinde ve itaat etmelerinde tecelli eder. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&#39;an-ı Kerim buyuruyor ki: <strong><em>&quot;De ki: Eğer Allah&#39;ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin&quot;</em></strong><a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>
<p>
	Bahis konusu olan ayette ne kadar da latif ve hoş bir nokta vardır. Allah&#39;ın se&ccedil;kin kullarının O&#39;nu sevmesinin, Allah&#39;ın onları sevmesinden kaynaklandığının aydınlığa kavuşması i&ccedil;in &ouml;nce Allah&#39;ın onlara sevgisinden, sonra onların Allah&#39;a sevgisinden bahsedilmektedir.</p>
<p>
	&quot;Eğer perişan sa kalbi Mecnun&#39;un</p>
<p>
	Daha perişan dı kalbi Leyla&#39;nın&quot;</p>
<p>
	<strong>3- M&uuml;minler Karşısında Al&ccedil;ak G&ouml;n&uuml;ll&uuml;d&uuml;rler</strong></p>
<p>
	Onlar m&uuml;minler karşısında al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml;, yumuşak ve merhametlidirler. Şayet ayette ge&ccedil;en <strong><em>&quot;ezzilletun ala-l muminin&quot; (m&uuml;minlere karşı al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml;d&uuml;rler)</em></strong> tabirinden başka hi&ccedil; bir tabir onların birbirlerine karşı olduk&ccedil;a al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml; ve merhametli oluşlarını bu kadar a&ccedil;ık bir şekilde bildirmez. Bu tabir i&ccedil;in Feth Suresi 29. ayetteki <strong><em>&quot;ruhemaun beynehum&quot; (birbirlerine karşı merhametlidirler) </em></strong>tabirinden daha y&uuml;ksek mertebededir diyediliriz.</p>
<p>
	Onlar &ouml;yle bir topluluktur ki; kardeşlerini, dostlarını, aynı inancı paylaştıkları kimseleri (m&uuml;tevazi oluşlarından ve merhametlerinden dolayı) en acı, dayanılmaz anlar ve olaylar karşısında bile kendilerine tercih ederler: <strong><em>&quot;Kendilerinin ihtiya&ccedil;ları dahi olsa (kardeşlerine) &ouml;z canlarına tercih ederler.&quot;</em></strong><a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>
<p>
	<strong>4- Kafirlere Karşı Şedittirler</strong></p>
<p>
	D&uuml;şmanları ve zalimlere karşı zorlu, haşin, g&uuml;&ccedil;l&uuml;d&uuml;rler; &ccedil;elikten sağlam bir sed, yakıcı bir ateş gibi d&uuml;şman karşısına dikilip direnir, sert bir şekilde karşı koyarak &ccedil;aba sarfederler: <strong><em>&quot;Kafirlere karşı şedittirler.&quot;</em></strong><a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>
<p>
	<strong>5- Allah Yolunda Cihad Ederler</strong></p>
<p>
	Allah yolunda s&uuml;rekli cihad etmek onların değişmez &ouml;zellikleridir. Tevhid dininin (İslam&#39;ın) d&uuml;nyayı kuşatması ve ilah&icirc; hakimiyetin baştan başa t&uuml;m d&uuml;nyada h&uuml;k&uuml;m s&uuml;rmesi i&ccedil;in kesintisiz cihad şarttır. Aksi m&uuml;mk&uuml;n değildir. Zaaf, gevşeklik, tembellik, rahata d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;k, d&uuml;nya yaşamına aldanma, hayal alemine dalıp arzular peşinde koşmak duraklamanın, hatta gerilemenin ve sapmanın &ouml;nemli sebeplerindendir. Bu y&uuml;ce hedeflere erişmek; savaş ve şehadet meydanlarına koşmadan, yorucu &ccedil;abalara katlanmadan, gece-g&uuml;nd&uuml;z &ccedil;alışmaksızın imkansızdır.</p>
<p>
	<strong>6- Yadırgayanların Yadırgamasından Korkmazlar</strong></p>
<p>
	Allah&#39;ın emirlerini yerine getirmede, hakkı savunmada hi&ccedil; bir yadırgayıcının yadırgamasından korkmazlar.</p>
<p>
	Ger&ccedil;ekten Allah&#39;ın dinine yardım ve cihad yolunda hareket edenler; muhtelif kesimler, maksatlı d&uuml;şmanlar, cahil-dar g&ouml;r&uuml;şl&uuml; dostlar tarafından bir&ccedil;ok kınamalara maruz kalırlar. Ama hakkı bulmuş, hakka doğru hareket eden kimseler asla uğursuz g&uuml;r&uuml;lt&uuml;ler ve menfi propagandaların etkisi altında kalmamış ve kalmazlar. İrade ve gayretlerinde de en k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir teredd&uuml;t, sarsıntı olmamış ve olmazda.</p>
<p>
	Allah&#39;tan bizleri de o y&uuml;ce şahsiyetin yaranlarından kılmasını &uuml;mid ediyoruz.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p align="left">
	&nbsp;</p>
<div style="margin-left:14.2pt;">
<p align="center">
		<em>Hz. İmam Rıza (a.s) babaları vasıtasıyla Resulullah&#39;ın&nbsp; (s.a.a)</em></p>
<p align="center">
		<em>&nbsp;ş&ouml;yle buyurduğunu naklediyor:</em></p>
<p align="center">
		&nbsp;</p>
<p align="center">
		Allah, duymak (duyarak veya okuyarak birinden &ouml;ğrenmek) yoluyla&nbsp; dinini &ouml;ğrenmeyen kimseyi sapıklıkta bırakır: ve Allah&#39;ın&nbsp; dinini O&#39;nun a&ccedil;tığı kapıdan başka bir yolla &ouml;ğrenen kimse m&uuml;şriktir: O&#39;nun vahyine emin kıldığı kapı ise Muhammed&#39;dir(s.a.a).</p>
<p align="center">
		&nbsp;</p>
<p align="right">
		<strong>&nbsp;Uyun Ahbar-ı Rıza, c. 2, s. 9</strong></p>
</div>
<p>
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
		<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a>&#8211; Enbiya/105.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
		<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a>&#8211; Mecma-ul Beyan, c.7, s.106.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
		<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a>&#8211;&nbsp; Mecma-ul Beyan, c.7, s.106.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
		<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a>&#8211; Kasas/5.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
		<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a>&#8211; Nehc-&uuml;l Bela&eth;a, hikmetli s&ouml;zler: 209.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
		<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a>&#8211; Nur-us Sekaleyn, c.4, s.110.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
		<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a>&#8211; Tefsir-i Numune&#39;den naklen, c.16, s.19.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
		<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a>&#8211;&nbsp; Nur/55.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
		<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a>&#8211;&nbsp; Mecma-ul Beyan, c.7, s.239.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
		<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a>&#8211;&nbsp; Mecma-ul Beyan, c.7, s.239.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
		<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a>&#8211; Saf/9.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
		<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a>&#8211;&nbsp; Mecma-ul Beyan, c.5, s.38.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
		<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a>&#8211; Nur-us Sekaleyn, c.2, s.211.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
		<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a>&#8211; M&acirc;ide/54.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
		<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a>&#8211;&nbsp; Mecma-ul Beyan, c.3, s.208.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
		<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a>&#8211; Nur-us Sekaleyn, c.1, s.641.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
		<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a>&#8211; Bakara/195, 222; &Acirc;l-i &Yacute;mran/76, 146, 159; M&acirc;ide/42; S&acirc;f/4.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
		<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a>&#8211; Bakara/165.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
		<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a>&#8211; &Acirc;l-i &Yacute;mran/165.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn20">
		<a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[20]</a>&#8211; Ha&thorn;r/9.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn21">
<p>
			<a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title="">[21]</a>&#8211; Feth/29.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kuranda-imam-mehdia-s/">Kur&#8217;an&#8217;da İmam Mehdi(A.S)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaybet-i Suğra Döneminde İmam Mehdi (a.s)’ın Dört Özel Naibi</title>
		<link>https://www.caferilik.com/gaybet-i-sugra-doneminde-imam-mehdi-a-sin-dort-ozel-naibi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2914</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İmam Mehdi (a.s) Hicri Kameri 255 yılında d&#252;nyaya geldi. Babası İmam Hasan Askeri (a.s)&#8217;ın şehadetinden sonra Abbasi saltanatının memurları, İmam Hasan Askeri (a.s)&#8217;ın evine saldırıp yerine ge&#231;ecek olan İmam&#8217;ı aramaya koyuldular. Bu olay geleceğin İmamının canının ciddi bir şekilde tehlikede olduğunu g&#246;steriyordu. İmamet silsilesi, ve n&#252;b&#252;vvet s&#252;lalesinin devam etmesi ve beşeriyetin b&#252;y&#252;k kurtarıcısının canının [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-i-sugra-doneminde-imam-mehdi-a-sin-dort-ozel-naibi/">Gaybet-i Suğra Döneminde İmam Mehdi (a.s)’ın Dört Özel Naibi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>
	&nbsp;</h1>
<p>
	İmam Mehdi (a.s) Hicri Kameri 255 yılında d&uuml;nyaya geldi. Babası İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın şehadetinden sonra Abbasi saltanatının memurları, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın evine saldırıp yerine ge&ccedil;ecek olan İmam&rsquo;ı aramaya koyuldular. Bu olay geleceğin İmamının canının ciddi bir şekilde tehlikede olduğunu g&ouml;steriyordu. İmamet silsilesi, ve n&uuml;b&uuml;vvet s&uuml;lalesinin devam etmesi ve beşeriyetin b&uuml;y&uuml;k kurtarıcısının canının korunması gerekiyordu. Bu nedenle İmam Mehdi (a.s), Allah&rsquo;ın emriyle gaybete &ccedil;ekildi.</p>
<p>
	İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın gaybetiyle Şiiler olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil; bir d&ouml;neme girmiş oluyorlardı. Bu durum karşısında dağılma ihtimali b&uuml;y&uuml;kt&uuml;. Ancak, bu duruma alışmaları, şek ve ş&uuml;pheye d&uuml;şmemeleri ve paniğe kapılmamaları i&ccedil;in, Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları (a.s) yıllar &ouml;ncesinden gerekli tedbirleri almış, nurlu ve muhtevalı s&ouml;zlerinde gaybet meselesini geniş&ccedil;e işlemiş ve fikirleri gaybet i&ccedil;in hazırlamışlardı. Bu konuda bir&ccedil;ok hadis nakledilmiştir ki, onlardan birka&ccedil;ını aşağıda &ouml;rnek olarak zikrediyoruz:</p>
<p>
	1- Resulullah (s.a.a) ş&ouml;yle buyuruyor: &ldquo;Beni m&uuml;jdeci olarak g&ouml;nderen Allah&rsquo;a andolsun, benim evlatlarımdan olan Kaim (kıyam edecek olan Mehdi) bir ahd &uuml;zere gizlenecektir. O d&ouml;nemde insanların &ccedil;oğusu: (hak yoldan saparak) &ldquo;Allah&rsquo;ın &Acirc;l-i Muhammed&rsquo;e ihtiyacı yoktur.&rdquo; diyecektir. Bir kısmı da onun doğumunda ş&uuml;phe edecektir. &Ouml;yleyse, kim gaybet zamanını g&ouml;rse, dinini korusun ve şeytanının ş&uuml;phe uyandırarak ona musallat olmasına ve anne babasını (Adem ve Havva) cennetten &ccedil;ıkardığı gibi onu benim dinimden &ccedil;ıkarmasına izin vermesin. Allah, şeytanı kafirlerin dostu olarak karar kılmıştır.&rdquo;<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	2- Emir-ul M&uuml;&rsquo;minin Ali (a.s) ş&ouml;yle buyuruyor: &ldquo;Yery&uuml;z&uuml;nde her zaman Allah&rsquo;ın, dinini ayakta tutacak bir h&uuml;ccetti olacaktır. O ya g&ouml;r&uuml;l&uuml;p bilinecek, (11 Masum İmam (a.s) gibi) ya da (zalimlerin korkusundan) gizli bir halde yaşayacaktır ki, Allah&rsquo;ın h&uuml;ccet ve delilleri batıl olmasın.&rdquo;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	3- İmam Sadık (a.s) ş&ouml;yle buyuruyor: &ldquo; İmamınızın gaybet haberi size ulaştığında onu inkar etmeyin.&rdquo;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	4- İmam Sadık (a.s) ş&ouml;yle buyuruyor: &ldquo;Bu işin sahibi i&ccedil;in kesinlikle bir gaybet d&ouml;nemi olacaktır. Bunun bazı sebepleri vardır. Bu sebepleri a&ccedil;ıklamamaya emrolunduk. onun gaybetinin hikmeti, kendisinden &ouml;nce gelen peygamberlerin gaybetlerinin hikmeti gibidir. Bunun asıl sebebi ortaya &ccedil;ıktıktan sonra bilinecektir. Nitekim Hz. Hızır&rsquo;ın yaptığı işlerin hikmeti, Hz. Musa ondan ayrılıncaya kadar bilinmedi. Birbirlerinden ayrılınca, neden gemiyi deldiği, neden o genci &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; ve neden duvarı yaptığı bilindi. Bu iş, Allah&rsquo;ın işlerinden, onun sırlarından ve gayblarındandır. Allah Teala&rsquo;yı hikmet sahibi bilen, onun b&uuml;t&uuml;n işlerinin hikmet ve maslahata uygun olduğunu da kabul eder, o işlerin sebebini bilmezse dahi.&rdquo;<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	Şia Muhaddisleri, Hz. Mehdi (a.s) ve onun gaybetiyle ilgili Hadisleri Resulullah ve Masum İmamlardan sırasıyla nakletmiş ve kitaplarında kaydetmişlerdir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	Bu hadislerde gaybetin &ouml;zellikleri a&ccedil;ıklanmıştır. Bilindiği &uuml;zere bu hadislerde vaad edilen gaybet d&ouml;nemi 260 hicri yılından başlayarak b&uuml;t&uuml;n &ouml;zellikleriyle birlikte ger&ccedil;ekleşmiş ve şidi de devam etmektedir. B&ouml;ylece Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın gaybeti, bu Hadislerin doğruluğunun delillerinden birisidir. Hadislerin doğruluğu da, &ldquo;Vaad Edilmiş Mehdi&rdquo;nin o olduğuna delildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu gibi &ouml;zellikler onun (a.s) dışında kimsede g&ouml;r&uuml;lmemiştir.</p>
<p>
	Hadislerde haberi verilen gaybet iki merhalede ger&ccedil;ekleşmiştir.</p>
<h2>
	1- Gaybet-i Suğra (K&uuml;&ccedil;&uuml;k Gizlilik)</h2>
<p>
	Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın geybete &ccedil;ekildiği ve Şiilerle irtibatını, se&ccedil;tiği naiplerle sağladığı d&ouml;neme &ldquo;Gaybet-i Suğra&rdquo; d&ouml;nemi denir.</p>
<p>
	Gaybet-i Suğra İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın şehadet tarihi olan 8 Rebiulevvel 260 hicri&rsquo;den başlayıp d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; ve son naibi Ali b. Muhammed Semeri&rsquo;nin 15 Şaban 329 hicri yılında vuku bulan vefatına kadar s&uuml;rd&uuml;.</p>
<h3>
	Gaybet-i Suğranın S&uuml;resi</h3>
<p>
	Yukarıdaki a&ccedil;ıklamaya g&ouml;re, Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın Gaybet-i Suğra d&ouml;nemi yaklaşık 70 yıl s&uuml;rd&uuml;. Ama bazıları bu s&uuml;renin 74 yıl olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Onlar, Gaybet-i Suğra&rsquo;nın başlangıcını İmam (a.s)&rsquo;ın doğum tarihinden (H.K. 255) hesaplamışlardır. Gaybet-i Suğra&rsquo;nın m&uuml;ddetinin 70 yıl olması daha doğru bir g&ouml;r&uuml;şt&uuml;r. Hz. Mehdi (a.s) her ne kadar babası (a.s) hayatayken g&ouml;zlerden uzak idiyse de bu gizlilik Gaybet-i Suğra&rsquo;dan sayılmamaktadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o zaman İmam Hasan Askeri (a.s) İmamdı. İmam Hasan Askeri (a.s) vefat ettikten sonra İmamet Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;a ge&ccedil;ti ve gaybet d&ouml;nemi başladı &ccedil;&uuml;nk&uuml; gaybet d&ouml;neminden maksat her gaybeti değil, İmametle beraber olan gaybettir. Buna g&ouml;re Gaybet-i Suğra, &ouml;zel naipler vasıtasıyla imamla irtibat sağlanabildiği d&ouml;nemine denir. Bu gaybet 8 Rebiulevvel 260&rsquo;dan başlayıp, 15 Şaban 329&rsquo;da bitmiştir.</p>
<h2>
	2- Gaybet-i Kubra (B&uuml;y&uuml;k Gizlilik)</h2>
<p>
	Gaybet-i Suğra d&ouml;nemi ve &ouml;zel naipler vasıtasıyla sağlanan mektuplaşma d&ouml;neminin&nbsp; bitmesinden sonra Gaybet-i Kubra d&ouml;nemi başlamış, g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze dek de s&uuml;rmektedir. Bu gaybetin &ouml;zelliklerini ileride daha geniş şekilde ele alacağız.</p>
<h2>
	İki Gaybet Hakkında &Ouml;nceden Verilen Haberler</h2>
<p>
	Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamlarından nakledilen bir&ccedil;ok hadis, İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın gaybetinin iki şekilde olacağını haber vermektedir.</p>
<p>
	Bu hadisler, bu konuda ileri s&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş olan bazı soru ve ş&uuml;phelere de cevap olabileceği i&ccedil;in bazılarını aşağıda zikrediyoruz:</p>
<p>
	1- İmam Cafer Sadık (a.s) ş&ouml;yle buyurmuştur ki:</p>
<p>
	&ldquo;Kıyam edecek olan İmam&rsquo;ın, biri kısa, diğeri uzun iki gaybeti olacaktır. İlkinde yalnızca has Şiiler onun yerini bileceklerdir. İkincisinde ise, sadece onun hizmetinde olan &ouml;zel şahıslar yerlerini bileceklerdir.&rdquo;<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>
<p>
	2- Yine İmam Sadık (a.s) ş&ouml;yle buyurmuştur ki:</p>
<p>
	&ldquo;Kıyam edecek olan İmam&rsquo;ın iki gaybeti olacaktır. Onların birinde (B&uuml;y&uuml;k Gaybette) her yıl hacca gelecek ve halkı g&ouml;recektir; ama halk onu g&ouml;remeyecektir.&rdquo;<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>
<p>
	3- Yine İmam Sadık (a.s) ş&ouml;yle buyurmuştur:</p>
<p>
	&ldquo;Mehdi&rsquo;nin iki gaybeti vardır. Onlardan birisi uzun olacaktır. Bazılar &ldquo;O &ouml;ld&uuml;&rdquo; diyecekler; bazıları, &ldquo;&Ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;&rdquo;, bazıları da, &ldquo;Gitti&rdquo; diyecekler. Ashabından &ccedil;ok azının dışında kimse onun emrinde kalmayacaktır. Onun hizmetinde olan en yakın şahıstan başka evlatları veya diğerlerinden kimse onun yerini bilmeyecektir.&rdquo;<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	İki &ccedil;eşit gaybet hakkında bir&ccedil;ok hadis nakledilmiştir. Sadece <em>Gaybet-i Nu&rsquo;mani</em>&rsquo; adlı eser de 9 tane hadis vardır. S&ouml;zkonus eserin yazarı olan Muhammed b. İbrahim Nu&rsquo;mani H. 4. y&uuml;zyılda yaşan şia alimlerdendir. O bu hadisleri naklettikten sonra ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Kaim (a.s)&rsquo;ın iki &ccedil;eşit gaybetini beyan eden Hadisler, sahih Hadislerdir.&rdquo;</p>
<h2>
	Niyabet (Vekillik)</h2>
<p>
	İster b&uuml;y&uuml;k olsun, ister k&uuml;&ccedil;&uuml;k, gaybetin hi&ccedil; bir &ccedil;eşidinde, 12. İmam Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın insanlarla ilişkisi tamamıyla kesilmemiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; her iki gaybette de niyabet m&uuml;essesesi s&ouml;z konusudur. Naiplerin vasıtasıyla İmam (a.s)&rsquo;ın halkla irtibatı devam etmiştir.</p>
<p>
	İmam (a.s)&rsquo;ın gaybetinin iki merhalesi olduğu gibi niyabetin de iki merhalesi olmuştur: K&uuml;&ccedil;&uuml;k Gaybette &ldquo;&Ouml;zel Niyabet&rdquo; , B&uuml;y&uuml;k Gaybet&rsquo;te &ldquo;Genel Niyabet.&rdquo; var olmuştur.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<h3>
	&Ouml;zel ve Genel Niyabet</h3>
<p>
	&Ouml;zel Niyabet şudur: İmam (a.s), belirli ve m&uuml;şahhas şahısları kendisine naip eder ve onları isimleriyle tanıtır. Nitekim İmam Hasan Askeri (a.s) da aynı işi yapmış ve ş&ouml;yle buyurmuştu:</p>
<p>
	&ldquo;Amri (Osman b. Said) ve oğlu (Muhammed b. Osman) g&uuml;venilir insanlardır. Size ne getirseler, benden getirmişlerdir, size ne s&ouml;yleseler, benden taraf s&ouml;yl&uuml;yorlar.&rdquo;<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>
<p>
	Başka bir yerde de ş&ouml;yle buyuruyor:</p>
<p>
	&ldquo;Şahid olun, Osman b. Said Amri (Birinci Naip) benim vekilimdir. Onun oğlu Muhammed b. Osman (İkinci Naip) da benim oğlum ve sizin Mehdi&rsquo;nizin vekilidir.&rdquo;<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>
<p>
	Genel Niyabet ise şudur: İmam (a.s) birtakım genel şart, sıfat ve &ouml;zellikleriyle naiplerini belirler. Dolaysıyla her asırda bu sıfat ve &ouml;zelliklere sahip olanlar, Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın Genel Naipleri olurlar. Bu genel şart ve &ouml;zellikler Hadislerde belirtilmiştir.</p>
<p>
	Orneğin şu hadislerde genel naiblerin taşımaları gereken bu genel şartlara işaret olunmuştur.</p>
<p>
	Hz. Mehdi (a.s), İshak b. Yakub&rsquo;a g&ouml;nderdiği mektupta ş&ouml;yle buyuruyor:</p>
<p>
	&ldquo;Gelecekte vuku bulacak olaylar i&ccedil;in Hadislerimizi nakleden alimlere başvurun. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar benim sizlere olan h&uuml;ccetlerimdirler. Ben de Allah&rsquo;ın onlara h&uuml;ccetiyim.&rdquo;<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>
<p>
	İmam Cafer Sadık (a.s) ş&ouml;yle buyuruyor:</p>
<p>
	&ldquo;Avam (Fakih olmayan ve dini h&uuml;k&uuml;mleri &ccedil;ıkaramayanlar), g&uuml;nahlardan kendisini koruyan, dini hıfzeden, heva ve hevesine muhalefet eden ve Mevlasina itaat eden fakihleri taklit etmeleri gerekir.&rdquo;<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>
<p>
	Dolaysıyla, K&uuml;&ccedil;&uuml;k Gaybet d&ouml;neminde, Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın isim ve &ouml;zellikleriyle tanıtılan naiplere &ouml;zel Naiplerine &ldquo;Nuvvab-ı hassa&rdquo; (&Ouml;zel Naipler)<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> ve &ldquo;Nuvvab-ı Erbaa&rdquo; (D&ouml;rt Naip) denilmektedir. Bu makalenin yazılmasındaki asıl ama&ccedil; da, bu muhterem naiplerin yaşantılarını a&ccedil;ıklayıp anlatmaktır. Bu hususu mekalenin devamında geniş&ccedil;e ele alacağız.</p>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k Gaybet&rsquo;in başlamasından bu yana Masum İmamlar (a.s) tarafından belirlenen genel kaideye g&ouml;re hareket ederek naip olanlara da &ldquo;Nuvvab-ı &Acirc;mme&rdquo; (Genel Naipler) denmektedir.</p>
<h2>
	Gaybet-i Suğra D&ouml;nemindeki Abbasi Halifeleri</h2>
<p>
	Gaybet-i Suğra d&ouml;neminde Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın &ouml;zel naibi olup, yaklaşık 70 yıllık bir d&ouml;nem boyunca naiplik sorumluluğunu y&uuml;klenen D&ouml;rt Naib&rsquo;in niyabet d&ouml;nemi, Abbasi haliferinden el Mu&rsquo;temid Billah (256-279 h.), el-Mu&rsquo;tazad Billah (279-289 h.), el-Muktefi Billah (289-295 h.), el-Muktedir Billah (295-322 h.), el-Kahir Billah (320-322 h.) ve er-Razi Billah&rsquo;ın (322-329 h.) saltanatlarına rastlar.</p>
<p>
	Abbasilerin ilk halifesi Seffah (Kan d&ouml;k&uuml;c&uuml;) diye tanınan Ebu-l Abbas,<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> H.K. 132 yılının Rebiussani ayının 12. g&uuml;n&uuml;nde Kufe&rsquo;de başa ge&ccedil;ti.</p>
<p>
	O, minbere &ccedil;ıkıp bir hutbe okudu. Bu hutbede kendisini ve ailesini Peygamber (s.a.a)&rsquo;in Ehl-i Beyt&rsquo;i, yakınları ve akrabaları olarak tanıtıp, Ehl-i Beyt hakkındaki ayetlerin ve onlara ait hakların kendkileri i&ccedil;in olduğunu iddia etti.</p>
<p>
	Abbasiler, kendilerini &Acirc;l-i Muhammed diye tanıtarak hareketleri ve kargaşalıkları kendi lehlerini &ccedil;evirmeyi becerebilmişlerdi.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>
<p>
	Sonunda Beni-l Abbas, Ehl-i Beyt (a.s) adına Ben&icirc; &Uuml;mmeye&rsquo;yi yıkıp, halifeliği ellerine ge&ccedil;irdiler. İlk zamanlarda halka ve Hz. Ali&rsquo;nin soyundan olan Seyyidlere iyi davranıyor, Ehl-i Beyt (a.s)&rsquo;ın intikamını alma adına Ben&icirc; &Uuml;meyye&rsquo;yi katliam ediyorlardı. Beni &Uuml;meyye halifelerinin kabirlerini a&ccedil;ıp bulduklarını ateşte yakıyorlardı.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>
<p>
	Ama uzun bir zaman ge&ccedil;meden Ben&icirc; &Uuml;meyyen&rsquo;nin y&ouml;ntemini yani Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı zul&uuml;m ve d&uuml;şmanlık yolunu tutmaya başladılar. Zul&uuml;mde ve fesatta ellerinden geleni yapmaktan geri durmadılar. Hz. Ali&rsquo;nin soyundan olanları &ccedil;eşitli zul&uuml;mleri reva g&ouml;r&uuml;p grup grup katlediyorlardı; bir kısmının başlarını kesiyor, bir kısmını da diri diri toprağa g&ouml;m&uuml;yorlardı.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>
<p>
	Abbasi halifelerinin bir takım ortak &ouml;zellikleri vardır: Onlar kendi d&ouml;nemlerin en ayyaş insanlarından sayılıyor, şarap i&ccedil;iyor, hatta geceleri sabahlara kadar sazla s&ouml;zle eğleniyorlardı, halkın sorunlarıyla ilgilenmiyorlardı. Bu hususlar tarihi a&ccedil;ıdan isbatı gerektirmeyecek derecede a&ccedil;ıktır.</p>
<p>
	Abbasi halifelerinin bir diğer &ouml;zelliği, Ehl-i Beyt&rsquo;e d&uuml;şmanlık etmek, onlara karşı nefret duymak, onları s&uuml;rg&uuml;n etmek, zindana atmak, &ouml;ld&uuml;rmek ve baskı yapmaktı. Bu konuda halifeyle, Abbasilerin ileri gelenleri, ordu komutanları ve vezirleri arasında fark yoktu. Bu d&uuml;ş&uuml;nce şekli, Abbasi halifelerinin hemen hepsinde g&ouml;ze &ccedil;arpmaktadır. Ama bu d&uuml;ş&uuml;nceyi uygularken bazen metodları değişik olmuştur.</p>
<p>
	Bu baskı ve zorbalıklar Gaybet-i Suğra d&ouml;nemine yaklaştık&ccedil;a artmaktadır. İmamlarımız (a.s), &ouml;zellikle K&uuml;&ccedil;&uuml;k Gaybet&rsquo;e yakın zamanlarda &ccedil;ok yaşamamış ve birbiri ardınca şehit edilmişlerdir. İmam Cevad (a.s) Şia kaynaklarına g&ouml;re H.K. 220 yılında Abbasi halifelerinden Mu&rsquo;tasım&rsquo;ın tahrikiyle, kendi karısı ve Me&rsquo;mun&rsquo;un kızı tarafından zehirletilerek 25 yaşında şehid oldu.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a> İmam Ali Naki (a.s) da H.K. 254 yılında Abbasi halifelerinden Mu&rsquo;taz tarafından zehirletilerek 41 yaşında şehid edildi.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a> İmam Hasan Askeri (a.s) da H.K. 260 yılında 28 yaşında iken Abbasi halifelerinden Mu&rsquo;temid tarafından zehirletilerek şehid edildi.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a> İmamların &ccedil;ok yaşamamaları; halifelerin, İmamlar&rsquo;ı ortadan kaldırma hedeflerinde ne derecede ciddi olduklarını g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	B&ouml;ylesi baskılara rağmen Şia mektebi &uuml;mmetin parlayan yıldızlarının rehberliğinde bu buhranlardan sağlam olarak &ccedil;ıkıp, en k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir sapma olmadan kendisini koruyabilmiştir.</p>
<p>
	Şia mektebinin tarih boyunca kudret ve h&uuml;k&uuml;met sahiplerinin geniş &ccedil;aplı muhalefet ve d&uuml;şmanlıklarına rağmen ayakta kalmasının sırrı, her şeyden &ouml;nce bu mektebin hakkaniyeti, sonra da bu mektebin rehberlerinin zamanın şartlarına uygun akıllıca ve hekimane tedbirlerinde yatmaktadır. Bu tedbirlerden birisi, niyabet ve vekalet m&uuml;essessisinin K&uuml;&ccedil;&uuml;k Gaybet d&ouml;neminde sistemli bir şekildeki &ccedil;alışmasıydı.</p>
<h2>
	Niyabetin Asıl Hedefleri</h2>
<p>
	Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın naiplerinin iki temel hedefi vardı:</p>
<p>
	1- Zihinleri B&uuml;y&uuml;k Gaybet&rsquo;e hazırlamak, halkı yavaş yavaş Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın gizli yaşadığı d&ouml;neme alıştırmak. İmam (a.s) eğer birdenbire gaybete &ccedil;ekilseydi, belki de insanlar t&uuml;m&uuml;yle Mehdi (a.s)&rsquo;ı inkar ederler ve d&uuml;ş&uuml;nceler saparlardı. Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın &ouml;zel naipleri, K&uuml;&ccedil;&uuml;k Gaybet d&ouml;neminde, halkı B&uuml;y&uuml;k Gaybet&rsquo;e hazırlamakla g&ouml;revliydiler ve bu g&ouml;revlerini hakkıyla yerine getirdiler. Bu nedenle de artık K&uuml;&ccedil;&uuml;k Gaybetin devam etmesine gerek kalmadı.</p>
<p>
	2- Şiilerin rehberliğini &uuml;stlenip onların toplumsal menfatlerini korumak. Onlar, İmam (a.s)&rsquo;ın gaybetinden dolayı Şia camiasında doğan boşluğu dolduruyorlardı. Hz. Mehdi (a.s) onların vesilesiyle toplum &uuml;zerindeki rehberliğini s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;ş, gaybetinden dolayı meydana gelebilecek zararları &ouml;nlemiş, en zor şartlar altında &ccedil;ok karmaşık olan siyasi ve i&ccedil;timai alanlarda taraftarlarını yol g&ouml;stermiş ve Şiilerin dağılıp sapmasına engel olmuştur.</p>
<h2>
	&Ouml;zel Naiplerin Vazife ve Faaliyetleri</h2>
<p>
	&Ouml;zel Naiplerin vazifeleri, onların hayatlarının b&uuml;t&uuml;n y&ouml;nlerini kapsayacak şekildeydi. Onların yahatlarını baştanbaşa, Hz. Mehdi (a.s) tarafından &uuml;zerlerine y&uuml;klenen vazife ve faaliyetlere vakfetmişlerdi. İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın bu vefalı yaranının hayatlarını inceleyenler, onların toplumsal, siyasi, k&uuml;lt&uuml;rel, ilmi vb. alanlardaki ihlaslı &ccedil;alışma ve &ccedil;abalarını g&ouml;receklerdir.</p>
<p>
	Burada, onların hayat &ouml;yk&uuml;lerini anlatmaya ge&ccedil;meden &ouml;nce ortak faaliyetlerinden bazılarına kısaca değineceğiz:</p>
<h3>
	1- Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın Adını Ve Yerini Gizlemek, Onun (a.s) Hakkındaki Ş&uuml;phe ve Teredd&uuml;tleri Gidermek</h3>
<p>
	&Ouml;zel Naiplerin vasıtasıyla naklolunan Hadisler ve Hz. Mehdi (a.s) tarafından yine onların vasıtasıyla g&ouml;nderilen mektuplardan, naiplerin vazifelerinin iki y&ouml;nl&uuml; olduğu anlaşılmaktadır:</p>
<p>
	Bir y&ouml;nden, İmam (a.s)&rsquo;ın ismi ve yaşadığı yeri sadece d&uuml;şmanlardan değil, hatta Şiilerden bile gizlemeyi ve onun (a.s) adını asla hi&ccedil;bir yerde s&ouml;ylememelerini tembihliyorlardı. B&ouml;ylelikle Şiileri, Abbasilerin tehlikesinden korumayı ama&ccedil;lıyolardı.</p>
<p>
	&Ouml;te yandan, itimad ettikleri insanlara İmam (a.s)&rsquo;ın varlığını ispat edip, ş&uuml;phe ve teredd&uuml;te d&uuml;şmelerini &ouml;nlemek i&ccedil;in mektuplaşma ve imam adına işleri y&uuml;r&uuml;tmek yoluyla &uuml;mmetle imam arasındaki bağı sağlıyorlardı ve nerede olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlardı.</p>
<h3>
	2- Şiilerin Gruplara B&ouml;l&uuml;nmesini Engellemek</h3>
<p>
	İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın Naiplerinin &ouml;nemli vazifelerinden biri de, İmam Hasan Asker&icirc; (a.s)&rsquo;ın oğlu Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın İmametini a&ccedil;ıklayarak Şiilerin b&ouml;l&uuml;nmelerine engel olmaktı. Bu hedefe ulaşmak i&ccedil;in de Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Masum İmamlardan, İmamların 12 tane olduğu ve on ikincisinin gaybete &ccedil;ekileceğine delil olan Hadislere de temess&uuml;k ediyorlardı.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>
<p>
	Naipler, bu merhalede &ouml;nemli başarılar elde etmiş, Şia camiasında meydana gelen gruplaşmaları &ouml;nemli &ouml;l&ccedil;&uuml;de azaltabilmişlerdi.</p>
<h3>
	3- Fikhi, İlmi ve Akidevi Sorulara Cevap Vermek</h3>
<p>
	&Ouml;zel Naiplerin bir işi de, Şiilerin fıkhi ve şer&rsquo;i sorularını Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;a sunup, cevabını almak ve onu halka ulaştırmaktı. İkinci Naip Muhammed b. Osman&rsquo;ın zamaninda bir &ccedil;ok fıkhi sorular sorulmuş, bunlara İmam Zaman (a.s)&rsquo;dan gelen &ccedil;eşitli ve uzun mektuplarda cevap verilmiştir.</p>
<h3>
	4- Yalan Yere Niyabet İddiasında Bulunanlarla M&uuml;cadele</h3>
<p>
	Bu konuyu İkinci Naibin yaşamını anlatırken geniş&ccedil;e ele alacağımız i&ccedil;in burada tekrarlamıyoruz.</p>
<h3>
	5- İmam (a.s)&rsquo;a Ait Malları Alıp, Dağıtmak</h3>
<p>
	&Ouml;zel Naiplerin bir işi de, Şiilerin b&ouml;lgesel vekillere verdikleri İmam (a.s)&rsquo;a ait malları toplamaktı. Bu malları &ccedil;eşitli yollarla İmam (a.s)&rsquo;a ulaştırıyor, veya onun emriyle harcıyorlardı.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>
<h3>
	6- B&ouml;lgesel Vekiller Tayın Etmek</h3>
<p>
	&Ccedil;eşitli b&ouml;lgelerin işlerini idare etmek, Şiilerin İmamlarla irtibatını sağlamak i&ccedil;in vekil belirlemek, &ouml;nceki İmamlar (a.s)&rsquo;ın zamanında da var olan bir y&ouml;ntemdi. Gaybet d&ouml;neminde de &Ouml;zel Naipler, bu y&ouml;ntemden yararlanarak &ccedil;eşitli b&ouml;lgeler i&ccedil;in vekiller tayin ediyorlardı. Şiilerin yaşadıkları b&ouml;lgeler belliydi. Her b&ouml;lge i&ccedil;in bir vekil belirleniyor, bu vesileyle Şiilerle &Ouml;zel Naiplerin irtibatı sağlanıyordu.</p>
<h2>
	Naiplerin Se&ccedil;ilme Tarzı (Şekli)</h2>
<p>
	İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın 70 yıldaki &ouml;zel naipleri şunlardı:</p>
<p>
	1- Ebu Amr, Osman b. Said Amri</p>
<p>
	2- Ebu Cafer, Muhammed b. Osman b. Said Amri</p>
<p>
	3- Ebu-l Kasım, H&uuml;seyin b. Ruh Nevbahti</p>
<p>
	4- Ebu-l Hasan, Ali b. Muhammed Semeri</p>
<p>
	İmamiye Şiası arasında bu konuda herhangi bir ihtilaf g&ouml;ze &ccedil;arpmamaktadır.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>
<p>
	Bunlar, sırayla İmam (a.s)&rsquo;ın vekilliğini yapmışlardır. Bunları bizzat İmam (a.s) belirliyordu. İkinci, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; Naibleri bir &ouml;nceki naibe mektup yazarak tayın etmiştir. Birinci naibi ise İmam Hasan Askeri (a.s) kendisi ve kendisinden sonraki İmam i&ccedil;in naib olarak tayin etmiştir.</p>
<p>
	&Ouml;zel naipler, bu d&ouml;nemde Şiilere İmam (a.s) arasındaki irtibat sağlıyorlardı. Sorularını, İmam (a.s)&rsquo;a ulaştırıyor ve İmam (a.s)&rsquo;dan s&ouml;zl&uuml; veya bazen de yazılı olarak aldıkları cevapları Şiilere ulaştırıyorlardı.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>
<p>
	Gaybet-i Suğra ve İmam (s.a)&rsquo;ın d&ouml;rt naibi hakkında inceleme yapanların veya bu konuda az bir bilgiye sahip olanların aklına ş&ouml;yle bir soru gelmektedir: Naiplerin se&ccedil;ilmesindeki &ouml;l&ccedil;&uuml; neydi? En Fakih ve en alim olmak mı &ouml;l&ccedil;&uuml;yd&uuml;, yoksa başka birşey mi?</p>
<p>
	İmam (a.s)&rsquo;ın naiplerinin hayatını incelediğimizde şu sonuca varıyoruz ki: Naibin belirlenmesindeki asıl &ouml;l&ccedil;&uuml;; takva, z&uuml;hd, dindarlık, siyasi ve toplumsal meseleleri doğru ve derin bir şekilde anlamak, ge&ccedil;mişinin iyi olması, halkın tam olarak ona g&uuml;venebilmesi, korkusuz olması, zorluklar karşısında sabır ve tahamm&uuml;l g&uuml;c&uuml;ne sahip olabilmesi dostluğu ve d&uuml;şmanlığının sadece Allah i&ccedil;in ve Allah yolunda olmasıdır.</p>
<h3>
	Şeyh Tusi&rsquo;nin &Ouml;zel Naipler Hakkındaki S&ouml;zleri</h3>
<p>
	Şeyh Tusi ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Bize g&ouml;re, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın zamanında onun ashabından bazıları, onun oğlu olan İmam Zaman (a.s)&rsquo;ı g&ouml;rm&uuml;şlerdir. İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın şehadetinden sonra da onlar, Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın naipliğini yapmış, Şiilerin İmam (a.s)&rsquo;la irtibatını sağlamışlardır. Bu naiblerin hepsi tanınmış ve meşhur kişilerdiler. Onlar dinin h&uuml;k&uuml;mlerini İmam (a.s)&rsquo;dan &ouml;ğrenip, Şiilere ulaştırıyorlardı. Yazılı sorular olduğu zaman onları İmam Zaman (a.s)&rsquo;a g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor, cevaplarını alıp, Şiilere getiriyorlardı. Şiilerin humus ve zekatlarını İmam (a.s)&rsquo;dan aldıkları vekaletle, topluyor sonra İmam (a.s)&rsquo;a teslim ediyor veya onun izniyle harcıyorlardı. İmam Hasan Askeri (a.s), onların adaletini teyit etmiş, onları İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın emin vekilleri olarak tanıtmış ve kendisinden sonra m&uuml;lklerinin bakımı ve işlerinin y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmesini onlara devretmişti. Bunlar, Ebu Amr Osman b. Said, onun oğlu Muhammed b. Osman ve diğerleridir. Bunların hepsi bilgili, dirayetli ve g&uuml;venilir kişilerdi.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a></p>
<h3>
	Seyyid b. Tavus&rsquo;un S&ouml;zleri</h3>
<p>
	Seyyid b. Tavus Taraif adlı eserinde ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ı, babasının (a.s) ashabından bir&ccedil;okları g&ouml;rm&uuml;ş, ondan (a.s) hadis ve şer&rsquo;i h&uuml;k&uuml;mler nakletmişlerdir. Bunların dışında ayrıca İmam (a.s)&rsquo;ın tanınan, bilinen keramet sahibi naipleri vardı. Onlar, Osman b. Said Amri, oğlu Ebu Cafer Muhammed b. Osman, H&uuml;seyin b. Ruh Nevbahti ve Ali b. Muhammed Semeri&rsquo;dir.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a></p>
<h2>
	Birinci Naip</h2>
<h2>
	Ebu Amr Osman b. Said Amri (r.a)</h2>
<p>
	Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın ilk &ouml;zel naibi Osman b. Said Amri&rsquo;dir.</p>
<p>
	Şeyh Tusi &ldquo;el-Gaybet&rdquo; adlı değerli eserinde ş&ouml;yle yazıyor:</p>
<p>
	&ldquo;Masum İmamlar (a.s) tarafından iyilikle anılan vekiller şunlardır: Birincisi İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın tasdik ettikleri Ebu Amr Osman b. Said Amri (r.a)&rsquo;dır.&rdquo;<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a></p>
<p>
	O, onuncu ve onbirinci İmamın ashabından olup, g&uuml;venilir birisiydi. 11 yaşındayken, İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;ın hizmetinde olmuş, ondan (a.s) fıkıh, hadis ve ilim &ouml;ğrenmiş, İmamet ve velayet g&ouml;lgesi altında yetişmiştir. Onun kemal ve faziletlerini birka&ccedil; c&uuml;mlede beyan etmek m&uuml;mk&uuml;n değildir.</p>
<p>
	Muhaddis olan Şeyh Abbas Kummi <em>Sefinet-ul Bihar</em> adlı değerli eserinde ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Ebu Amr Osman b. Said Amri d&ouml;rt naibin ilkidir. Onun b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;, adaleti ve emanettarlığı anlatılmayacak derecededir. O, &ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir insandı ki, benim gibi birisi onu tanıtamaz.&rdquo;<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a></p>
<p>
	O, Şiilerin i&ccedil;inde g&uuml;venilirlik ve adaletle tanınırdı. Kimse onun azamet ve y&uuml;celiğinden ş&uuml;phe etmezdi. İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın şehadetinden sonra, İmam Mehdi (a.s) tarafından &ouml;zel naipliğe se&ccedil;ilmiş ve İmam (a.s)&rsquo;la Şiiler arasında vasıta olmuştu.</p>
<h3>
	Birinci Naibin İsim ve Lakapları</h3>
<p>
	İsmi, &ldquo;Osman b. Said&rdquo;dir.</p>
<p>
	İki k&uuml;nyesi vardır:</p>
<p>
	1) Ebu Amr</p>
<p>
	2) Ebu Muhammed</p>
<p>
	Dedesi &ldquo;Amr&rdquo; olduğu i&ccedil;in &ldquo;Ebu Amr&rdquo; ve oğlunun &ldquo;Muhammed&rdquo; olduğu i&ccedil;in &ldquo;Ebu Muhammed&rdquo; denmektedir.</p>
<p>
	Yaptığımız araştırmaya g&ouml;re hadis ve rical kitaplarının hemen hepsinde k&uuml;nyesi, &ldquo;Ebu Amr&rdquo; diye ge&ccedil;er. Hadis kitaplarından sadece ikisinde &ldquo;Ebu Muhammed&rdquo; diye ge&ccedil;mektedir. Onların biri <em>Sefinet-ul Bihar</em><a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a> ve diğeri <em>Bihar-ul Envar</em>&rsquo;dır.<a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a></p>
<p>
	İlk naib Şiilerin arasında, &ccedil;eşitli sebeplerden dolayı d&ouml;rt lakapla meşhur olmuştur:</p>
<p>
	1- Semman veya Zeyyat (Yağ Satıcısı): Ona, Semman veya Zeyyat diyorlardı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; vekalet makamını gizli tutmak i&ccedil;in zeytin yağı ticaretiyle uğraşıyordu. Şiiler ve Ehl-i Beyt (a.s) dostlarına y&ouml;nelik baskıların had safhada olduğu o d&ouml;nemde kendisini bu şekilde h&uuml;k&uuml;metin şerrinden koruyordu.</p>
<p>
	Ve Şiilerden topladığı malları, Abbasilerin korkusundan yağların i&ccedil;ine saklayıp, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;a g&ouml;nderiyordu.<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a></p>
<p>
	2- Esedi: &ldquo;Beni Esed&rdquo; kabilesinden olduğu i&ccedil;in kendisine &ldquo;Esedi&rdquo; diyorlardı.<a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a></p>
<p>
	3- Askeri: Osman b. Said&rsquo;e &ldquo;Askeri&rdquo; de diyorlardı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Samerra&rsquo;nın &ldquo;Asker&rdquo; mahallesinde yaşıyordu.<a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a></p>
<p>
	4- Amri: Belirtmek gerekir ki, Osman b. Said, daha &ccedil;ok &ldquo;Amri&rdquo; lakabıyla tanınıyordu. Hadislerde ve Rical kitaplarında da daha &ccedil;ok &ldquo;Amri&rdquo; diye ge&ccedil;er.</p>
<h3>
	Biri nci Naib&rsquo;in Evlatları</h3>
<p>
	Osman b. Said&rsquo;in, Muhammd b. Osman (İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın ikinci naibidir; ileride onun yaşamı geniş bir şekilde ele alınacaktır) ve Ahmed b. Osman adında iki oğlu vardı. Rical kitaplarında Ahmed&rsquo;den bahsedilmemiştir. Şeyh Tusi yalancı naipleri anlatırken onlardan birisinin, Muhammed b. Osman&rsquo;ın (İkinci Naip) kardeşinin oğlu<a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a> &ldquo;Ebu Bekr Muhammed b. Ahmed b. Osman&rdquo; olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor.</p>
<h3>
	Osman b. Said: &Uuml;&ccedil; Masum İmamın &Ouml;zel Vekili</h3>
<p>
	&Ccedil;eşitli Hadislerden ve alimlerin s&ouml;zlerinden Osman b. Said&rsquo;in, &uuml;&ccedil; Masum İmamın vekili oluğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>
	Şeyh Tusi, &ldquo;Rical&rdquo; kitabında İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;ın ashabını sayarken ş&ouml;yle diyor: &ldquo;K&uuml;nyesi Ebu Amr olan Osman b. Said Amri&rsquo;ye &ldquo;Semman&rdquo; ve &ldquo;Zeyyat&rdquo; da deniliyordu. 11 yaşındayken İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;ın huzuruna varıp hizmetinde olmuş ve onunla ahitleşmişti.&rdquo;<a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a></p>
<p>
	İmam Hasan Askeri(a.s)&rsquo;ın ashabını anlatırken ş&ouml;yle diyor: &ldquo;K&uuml;nyesi Ebu Amr olan Osman b. Said Amri Zeyyat veya Semman g&uuml;venilir b&uuml;y&uuml;k bir zat olup, İmam (a.s)&rsquo;ın vekiliydi&rdquo;<a href="#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a></p>
<p>
	Yine, &ldquo;Men Lem Yervi An-il Eimme (a.s)&rdquo; babında Muhammed b. Osman&rsquo;ı anlatırken ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Osman b. Said İmam Zaman (a.s) tarafından vekil olup Şiilerin g&ouml;z&uuml;nde b&uuml;y&uuml;k bir makamı vardı.&rdquo;<a href="#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a></p>
<p>
	Şeyh Tusi&rsquo;nin &ldquo;Rical&rdquo;indeki s&ouml;zleri, onun, &uuml;&ccedil; Masum İmamın ashabından ve onların (a.s) vekili olduğunu a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	İbn-i Davud Hilli&rsquo;de &ldquo;Rical&rdquo;inde ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Osman b. Said Amri &#8230; b&uuml;y&uuml;k ve g&uuml;venilir birisidir. 11 yaşındayken İmam Ali Naki (a.s)a hizmet etmeye başlamış ve onunla (a.s) meşhur ahdini yapmıştır. İmam Hasan Askeri(a.s) tarafından da vekil idi.&rdquo;<a href="#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a></p>
<p>
	Merhum Seyyid Muhammed Mehdi Bahr-ul Ulum &ldquo;Rical&rdquo; adlı kitabında ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri (a.s) tarafından, Ebu Amr Osman b. Said Amri hakkında &ouml;zel a&ccedil;ıklama gelmiştir. O, İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın da vekili idi. Ondan &ouml;nce de İmam Hasan Askeri (a.s) ve İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;ın vekili olmuştur.&rdquo;<a href="#_ftn41" name="_ftnref41" title="">[41]</a></p>
<p>
	&ldquo;Tenkih-ul Mekal&rdquo;, &ldquo;Kamus-ur Rical&rdquo;, &ldquo;Mu&rsquo;cem-i Rical-il Hadis&rdquo; vb. rical kitapları Osman b. Said hakkında aynı şeyleri yazmışlardır.</p>
<h3>
	İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;ın Osman b. Said&rsquo;i Kendisinin G&uuml;vendiği ve Emini Olarak Tanıtması</h3>
<p>
	Şeyh Tusi, Ahmed b. İshak Kummi&rsquo;den ş&ouml;yle nakleder: &ldquo;Bir g&uuml;n İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;ın huzuruna gidip ş&ouml;yle sordum: &ldquo;Ey benim efendim, bazen huzurunuza &ccedil;ıkma saadeti nasip oluyor bana, bazen de olmuyor. Burada her zaman bu feyze ulaşamıyorum; peki ben kimin s&ouml;z&uuml;n&uuml; kabul edeyim, kimin peşinden gideyim?&rdquo; İmam (a.s) bana ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	&ldquo;Bu Ebu Amr (Osman b. Said) g&uuml;venilir ve emin birisidir. O size ne diyorsa benden taraf diyor, size neyi ulaştırırsa benden taraf ulaştırır.&rdquo;<a href="#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a></p>
<p>
	Bu hadis, İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;ın Osman b. Said&rsquo;e b&uuml;y&uuml;k bir g&uuml;veni olduğunu g&ouml;stermektedir. Ayrıca, bu hadiste onun İmam (a.s)&rsquo;ın s&ouml;z ve buyruklarını halka iletmekle g&ouml;revli olduğunu da beyan olunmaktadır.</p>
<h3>
	İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın Osman b. Said&rsquo;i &Ouml;v&uuml;p Methetmesi</h3>
<p>
	İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;ın H. 354 yılında şehid olması &uuml;zerine. Osman b. Said, İmam Hasan Askeri (a.s) tarafından vekilliğe se&ccedil;ildi. İmam Hasan Askeri (a.s) da &ccedil;eşitli sebeplerle halkın yanında onu tarif edip, &ouml;v&uuml;yordu.</p>
<p>
	Bu konuda nakledilen Hadislerin bazıların aşağıda zikrediyoruz:</p>
<p>
	1- Ahmed b. İshak ş&ouml;yle diyor: &ldquo;İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;ın vefatından sonra, bir g&uuml;n İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın huzuruna vardım. İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;dan sorduğum soruyu ona da sordum, ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;Bu Ebu Amr (Osman b. Said) g&uuml;venilir ve emin birisidir. Hem &ouml;nceki İmam&rsquo;ın g&uuml;vendiği, hem de benim yaşamımda ve &ouml;l&uuml;m&uuml;mde g&uuml;vendiğim insandır. Size ne diyorsa benden taraf diyor ve size neyi ulaştırıyorsa benden taraf ulaştırıyor.&rdquo;<a href="#_ftn43" name="_ftnref43" title="">[43]</a></p>
<p>
	2- Ebu-l Abbas Ahmed b. Ali b. Nuh Sirafi kendi senediyle, Muhammed b. İsmail ve Ali b. Abdullah Hasaniyan&rsquo;dan ş&ouml;yle rivayet ediyor: &ldquo;Samerra&rsquo;da İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın huzuruna gitmiştik. Şiilerden bir grubun orada olduğunu g&ouml;rd&uuml;k. Bu sırada İmam (a.s)&rsquo;ın hizmet&ccedil;isi &ldquo;Bedr&rdquo; gelerek, İmam (a.s)&rsquo;a ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Efendimiz, &uuml;st&uuml; başı tozlu-topraklı olan bir grup, evin &ouml;n&uuml;nde durmaktalar.&rdquo; İmam Hasan Askeri (a.s) ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Onlar Yemen&rsquo;deki Şiilerimizden bir gruptur&#8230;&rdquo; Sonra hizmet&ccedil;iye ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Git, Osman b. Saidi bana getir.&rdquo; Kısa bir m&uuml;ddet sonra Osman b. Said geldi. İmam (a.s), ona ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Ey Osman! Sen Allah&rsquo;ın malını kaydetmekte benim eminimisin. Git, Yemenli bir ka&ccedil; kişinin getirdiği malları teslim al.&rdquo; Ravi ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Biz orada bulunanlar ş&ouml;yle dedik: &ldquo;Efendimiz, Allah&rsquo;a andolsun ki, biz Osman b. Said&rsquo;i se&ccedil;kin Şiilerden olarak tanıyoruz. Bu emriniz onun, sizin nezdinizdeki yerini daha da belirgin kıldı. Biz, onun, sizin vekiliniz ve Allah&rsquo;ın mallarını kaydetmede g&uuml;vendiğiniz kimse olduğunu &ccedil;ok iyi biliyoruz.&rdquo; İmam (a.s) ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Evet, ve şahid olun ki Osman b. Said Amri benim vekilimdir. Oğlu Muhammed ise, benim oğlumun ve Mehdinizin vekilidir.&rdquo;<a href="#_ftn44" name="_ftnref44" title="">[44]</a></p>
<h3>
	İmam Hasan Askeri (a.s), İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın İlk Naibini Tayin Etmesi</h3>
<p>
	Şeyh Saduk ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Cafer b. Muhammed b. Malik Fezzari Bezzaz; Ali b. Bilal, Ahmed b. Hilal, Muhammed b. Muaviye b. Hakim, Hasan b. Eyyub b. Nuh gibi şahisyetlerin bulunduğu bir grup Şiiden naklettiği uzun bir hadiste onların ş&ouml;yle dediklerini nakleder: &ldquo;Kendisinden sonraki İmam konusunu sormak i&ccedil;in İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın huzuruna gitmiştik. Orada bizden başka 40 kişi daha vardı. Bu sırada Osman b. Said Amri kalkıp ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Ey Resulullah&rsquo;ın oğlu, sizden, sizin daha iyi bildiğiniz bir şeyi sormak istiyoruz.&rdquo; İmam (a.s), &ldquo;Ey Osman! Otur&rdquo; dedi. Sonra &ldquo;kimse dışarıya &ccedil;ıkmasın&rdquo; buyururak &ouml;fkeli bir halde ayağa kalktı.</p>
<p>
	Sonra, &ldquo;Ey Osman!&rdquo; buyurdu. Osman ayağa kalkarak; &ldquo;Buyurun Efendim.&rdquo; Dedi. İmam (a.s) ş&ouml;yle devam ettiler:</p>
<p>
	-Neden yanıma geldiğinizi s&ouml;yleyeyim mi?</p>
<p>
	Orada olanlar da:</p>
<p>
	-Buyurun, ey Resulullah&rsquo;ın evladı, dediler.</p>
<p>
	İmam (a.s) ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
	-Benden sonraki İmam&rsquo;ın kim olduğunu sormak i&ccedil;in geldiniz.</p>
<p>
	Onlar da:</p>
<p>
	-Evet, ey Resulullah&rsquo;ın oğlu, diye cevap verdiler.</p>
<p>
	Bu arada İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;a &ccedil;ok benzeyen ay par&ccedil;ası gibi bir erkek &ccedil;ocuğu karşımızda g&ouml;rd&uuml;k. İmam Hasan Askeri (a.s) ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
	-Benden sonra bu, sizin imaminiz ve benim halifemdir. Ona uyun ve dağılmayın; yoksa dininiz konusunda felakete uğrarsınız. Bilin ki, bug&uuml;nden sonra, artık onu g&ouml;rmeyeceksiniz. &Ouml;yleyse, Osman b. Said ondan size ne getirse kabul edin. O sizin İmamınızın naibi ve&nbsp; vekilidir.<a href="#_ftn45" name="_ftnref45" title="">[45]</a></p>
<h3>
	Osman b. Said&rsquo;ın Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın Doğumu İ&ccedil;in Yemek Vermekle G&ouml;revlendirilmesi</h3>
<p>
	Hz. Mehdi (a.s) d&uuml;nyaya geldiği zaman, İmam Hasan Askeri (a.s) Osman b. Said&rsquo;i &ccedil;ağırttı. Ona kurban kesmesini emretti. Şeyh Saduk bu konuyu ş&ouml;yle beyan ediyor: Ebu Cafer Muhammed b. Osman Amri ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	İmam Zaman (a.s) d&uuml;nyaya geldiği zaman İmam Hasan Askeri (a.s) ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Osman b. Said&rsquo;in peşine birisini g&ouml;nderin.&rdquo; Biri Osman b. Said&rsquo;i &ccedil;ağırmaya gitti. O gelince, İmam Hasan Askeri (a.s) ş&ouml;yle buyurdular: 10 bin rıtl ekmek ve 10 bin rıtl et al ve onları dağıt (Ravi diyor ki: Zannediyorum, Beni Haşim&rsquo;e dağıt diye, buyurdular) ve Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın d&uuml;nyaya geldiği i&ccedil;in bir&ccedil;ok koyun kes.&rdquo;<a href="#_ftn46" name="_ftnref46" title="">[46]</a></p>
<p>
	Bu olay Osman b. Said&rsquo;in İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın yanındaki mevkiini g&ouml;stermektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bir taraftan Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın doğumunun gizli kalması ve d&uuml;şmanların doğumundan haberdar olmaması, &ouml;te yandan da bazı &ouml;zel şahısların ş&uuml;phe ve teredd&uuml;tte kalmaması bundan haberi olması gerekiyordu. İşte b&ouml;yle zor bir vazife Osman b. Said&rsquo;in &uuml;zerine bırakılıyordu.</p>
<h3>
	Osman b. Said, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;dan Sonraki İmamı Bazı &Ouml;zellikleri İle Tanıtması</h3>
<p>
	Abdullah b. Cafer Himyeri ş&ouml;yle diyor: Ben ve Şeyh Ebu Amr (Osman b. Said) Ahmed b. İshak&rsquo;ın yanına gittik. Ahmed b. İshak, bana işaret edip Şeyh&rsquo;den İmam Hasan Askeri(a.s)&rsquo;da sonraki İmamı sormamı istedi. Ben ona dedim ki:</p>
<p>
	&ldquo;Ey Ebu Amr, ben ş&uuml;phe etmediğim bir şey hakkında senden soru sormak istiyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ben, d&uuml;nyanın kıyametten 40 g&uuml;n &ouml;ncesine kadar hi&ccedil;bir zaman h&uuml;ccetsiz kalmayacağı inancındayım. O g&uuml;n geldiğinde h&uuml;ccet gidecek ve t&ouml;vbe yolu kapanacaktır.<a href="#_ftn47" name="_ftnref47" title="">[47]</a> Ama ben yakinimin artmasını istiyorum. Hz. İbrahim (a.s) Rabbinden ona &ouml;l&uuml;leri nasıl dirilttiğini g&ouml;stermesini istedi. Allah-u Teala, &ldquo;İman getirmedin mi?&rdquo; diye buyurdu. O da iman getirmişim ama kalbimın mutmain olması i&ccedil;in (senden bunu istedim) dedi.&rdquo;<a href="#_ftn48" name="_ftnref48" title="">[48]</a></p>
<p>
	Ahmed b. İshak sizin hakkınızda bana şu hadisi nakletmiştir ki: İmam Ali Naki (a.s)&rsquo;dan, &ldquo;Kiminle muamele edeyim? Dinin h&uuml;k&uuml;mleri kimden &ouml;ğreneyim? Kimin s&ouml;z&uuml;n&uuml; kabul edeyim?&rdquo; diye sorduğumda İmam (a.s) ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	&ldquo;Amri benim g&uuml;vendiğim kimsedir; sana neyi naklederse benden naklediyor ve sana ne s&ouml;ylese benden taraf s&ouml;yl&uuml;yordur. Onu dinle ve ona itaat et. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o g&uuml;venilir ve emindir.&rdquo;</p>
<p>
	Yine, Ahmed b. İshak bana nakletmiştir ki: Aynı soruyu İmam Hasan Asker (a.s)&rsquo;dan sordum. O da ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
	&ldquo;Amri ve oğlu g&uuml;venilir kimselerdirler. Sana ne ulaştırsalar bendendir, ne s&ouml;yleseler bendendir. Onları dinle ve onlara itaat et. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar g&uuml;venilir ve emindirler.&rdquo;</p>
<p>
	İşte iki İmam (a.s) sizin hakkınızda bunları buyurmuşlar.</p>
<p>
	Bu s&ouml;zlerim &uuml;zerine Ebu Amr secdeye d&uuml;ş&uuml;p Allah&rsquo;a ş&uuml;kretti ve sevin&ccedil; g&ouml;zyaşları g&ouml;zlerinden akmaya başladı. Sonra, sorunu sor&rdquo; dedi. &ldquo;Siz İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın halifesini g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z m&uuml;?&rdquo; dedim</p>
<p>
	&ldquo;Evet, Allah&rsquo;a andolsun ki g&ouml;rd&uuml;m&rdquo; diye cevap verdi: Sonra ş&ouml;yle dedim:</p>
<p>
	&ldquo;Bir mesele daha kaldı.&rdquo; dedim. &ldquo;S&ouml;yle&rdquo; dedi. Ben de, &ldquo;Onun adı nedir?&rdquo; diye sordum. Şu cevabı verdi: &ldquo;Bu soruyu sormanız size haramdır. Ben bunu kendimden s&ouml;ylemiyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kendi tarafımdan bir şeyi helal ya da haram edemem. Bu, İmam&rsquo;ın s&ouml;z&uuml;d&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu konu Sultana (Abbası Halifesi M&uuml;temid) ş&ouml;yle ulaştırılmıştır: İmam Hasan Askeri (a.s) &ccedil;ocuğu olmadan vefat etti; Bunun &uuml;zerine Onun mirası b&ouml;l&uuml;şt&uuml;r&uuml;ld&uuml;; hakkı olmayan şahıs (Cafer-i Kezzab) onu alıp yedi; ailesi dağıldı; kimse onlarla tanışmak ya da onlara bir şey ulaştırmaya cesaret edemez hale geldi. Onun ismi dillere d&uuml;şerse takip ederler. Allah&rsquo;tan korkun ve bu işten vazge&ccedil;in&rdquo;<a href="#_ftn49" name="_ftnref49" title="">[49]</a></p>
<p>
	Bu hadiste şu hususlar dikkat &ccedil;ekiyor: Şiilera d&uuml;şmanın korkusundan İmam (a.s)&rsquo;ın adını s&ouml;yleyemiyorlar, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;dan kalan malları Cafer-i Kezzab sahipleniyor ve Hz. Mehdi (a.s) bazı maslahatlardan dolayı g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor. Ayrıca bu hadiste ayrıca, Osman b. Said&rsquo;le ilgili &uuml;&ccedil; &ouml;nemli noktaya işaret edilmiştir:</p>
<p>
	a) Osman b. Said iki İmam (a.s) tarafından teyid edilmiş ve emin olarak tanıtılmıştır.</p>
<p>
	b) Osman b. Said&rsquo;in &ccedil;ok m&uuml;tevazı olduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iki İmamın kendisini teyid edip, ondan razı oluğunu duyunca ş&uuml;k&uuml;r secdesine kapanıyor, sevin&ccedil; g&ouml;zyaşları d&ouml;k&uuml;yor ve asla tekebb&uuml;re kapılmıyor.</p>
<p>
	c) İmam (a.s)&rsquo;a itaat ettiğini ilan ediyor. Ravi, Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın adını sorduğunda: &ldquo;Haramdır. Ben bunu kendi yanımdan demiyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ben bir şeyi helal ya da haram edemem. Bu İmam (a.s)&rsquo;ın emridir.&rdquo; diye cevap veriyor.</p>
<p>
	Belki de bu &ouml;zelliklerinden dolayıdır ki, başka takvalı ve b&uuml;y&uuml;k insanlar olmasına rağmen, o, İmam (a.s)&rsquo;ın vekili olma iftiharına ulaşmıştır.</p>
<p>
	Diğer bir hadiste ş&ouml;yledir: Hamdan Kallasi ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Amri&rsquo;ye, İmam Hasan Askeri (a.s) vefat etti&rdquo; dediğimde ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	&ldquo;O vefat etti, ama aranızda birisi vardır ki o, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın halifesidir.&rdquo;<a href="#_ftn50" name="_ftnref50" title="">[50]</a></p>
<h3>
	Osman b. Said: İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın Vekillerinin Başkanı</h3>
<p>
	İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın yazdığı en uzun mektup, İshak b. İsmail Nişaburi&rsquo;ye yazdığı mektuptur. Bu mektup değerli ahlaki &ouml;ğ&uuml;tlerle doludur. Keşşi&rsquo;ni rivayetine g&ouml;re, Osman b. Said 11. İmam (a.s)&rsquo;ın zamanından bu yana vekillerin başkanı idi. Yani Şiilerin vekilleri vesilesiyle g&ouml;nderdikleri paraların hepsi Osman b. Said&rsquo;e teslim ediliyordu, o da bunları İmam (a.s)&rsquo;a ulaştırıyordu.<a href="#_ftn51" name="_ftnref51" title="">[51]</a></p>
<p>
	Mektubun bir yerinde ş&ouml;yle yazılıdır: &ldquo;Osman b. Said Amri&rsquo;yi (r.a) g&ouml;rmeden şehirden dışarı &ccedil;ıkma. Bizim de selamımızı ona ulaştır. O, emin ve g&uuml;venilirdir. Bize herkesten yakın olan odur. &Ccedil;eşitli b&ouml;lgelerden her ne kadar mal gelirse sonunda onun eline yetişir, o da bize ulaştırır.&rdquo;<a href="#_ftn52" name="_ftnref52" title="">[52]</a></p>
<h3>
	İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın, Osman b. Said&rsquo;i, İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın Vekili Olarak Tanıtması</h3>
<p>
	Şeyh Ubeydullah b. Abdullah Esedabadi &ldquo;Mukanna&rdquo; adlı kitabında ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;İmam Hasan Askeri (a.s), Ebu Muhammed Osman b. Said Amri&rsquo;yi kendi zamanında Şiilerle kendisi arasında aracı olması i&ccedil;in vekil tayin etti. &Ouml;l&uuml;m&uuml; yaklaştığı zaman, Osman b. Said&rsquo;e, Şiileri toplamasını emretti. Şiiler toplandığı zaman, oğlu Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ı kendi halifesi ve Ebu Muhammed Osman b. Said&rsquo;i ise Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın vekili olarak tanıttı ve, &ldquo;Kimin bir ihtiyacı olursa Osman b. Said&rsquo;e başvursun; nasıl ki benim zamanımda da ona başvuruyordunuz.&rdquo; Buyurdu ve ailesini ona emanet etti.&rdquo;</p>
<h3>
	Osman b. Said&rsquo;in, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kefen ve Defin Merasimini &Uuml;stlenmesi</h3>
<p>
	İmam Hasan Askeri (a.s) H.K. 260 yılının Rebiulevvel ayının 1. g&uuml;n&uuml; hastalandı. Hastalığı g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e şiddetleniyordu. Sonunda Reb-ul evvel ayının 8. g&uuml;n&uuml;, 28 yaşındayken d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;.<a href="#_ftn53" name="_ftnref53" title="">[53]</a></p>
<p>
	İmam (a.s) tabii &ouml;l&uuml;mle mi vefat etti, yoksa şehid mi oldu, bu konuda g&ouml;r&uuml;ş ayrılığı vardır.</p>
<p>
	Hadisler ve tarihi kaynaklar, İmam (a.s)&rsquo;ın şehid olduğunu g&ouml;stermektedir. Bunu yeri geldiği zaman geniş&ccedil;e ele almak gerekir.</p>
<p>
	İmam (a.s)&rsquo;ın şehadeti Samerra&rsquo;da duyulduğunda, şehir mateme boğuldu. Halk cenaze merasimine katılmak i&ccedil;in adeta yarışa girmişlerdi. O g&uuml;n kıyamete kopmuş gibiydi. Beni Haşim, kadılar, katipler ve diğerleri cenaze merasimi i&ccedil;in hazırlanmışlardı.<a href="#_ftn54" name="_ftnref54" title="">[54]</a></p>
<p>
	Osman b. Said, İmam (a.s)&rsquo;ın gusl&uuml;nde hazırdı. Kefen, hunut ve defin işlerini şahsen kendisi yapmıştır.<a href="#_ftn55" name="_ftnref55" title="">[55]</a></p>
<p>
	Şeyh&rsquo;in ibaresinden anlaşılan, Osman b. Said&rsquo;in gus&uuml;l vermediğidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o ş&ouml;yle diyor: &ldquo;İmam (a.s)&rsquo;ın gusl&uuml;nde Osman b. Said de vardı.&rdquo;</p>
<p>
	İmam (a.s)&rsquo;ın gusl&uuml;n&uuml; kimin verdiği konusunda Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın kendilerinin gus&uuml;l verdiği ve Osman b. Said&rsquo;in de orada bulunduğunu s&ouml;yleyebiliriz.</p>
<p>
	Hz. Mehdi (a.s), aralarında Osman b. Said&rsquo;in de bulunduğu bir grupla, babası (a.s)&rsquo;ın cenazesine namaz kıldı. Cenaze odadan dışarı &ccedil;ıkarıldı ve halkın huzurunda namaz yeniden kılındı.</p>
<h3>
	Osman b. Said ve Onun İmam Zaman (a.s) Tarfindan Naip olması</h3>
<p>
	İmam Hasan Askeri (a.s) Osman b. Said&rsquo;i, 260 H.K. yılında (Şiilerden 40 kişinin, ondan (a.s) sonra kimin İmam olacağı konusunun sorulacağı mecliste) onun İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın Naibi olarak taıtmıştır. Aynı şekilde İmam Mehdi (a.s), Osman b. Said&rsquo;in vekaletini Kum heyetinin yanında işaret etmiş ve onları Osman b. Said&rsquo;in yanına g&ouml;ndermişti.<a href="#_ftn56" name="_ftnref56" title="">[56]</a></p>
<p>
	1- Bu, Hz. Bakiyyetullah&#39;dan, Osman bin Said-i Amr&icirc; ve oğlu Muhammed bin Osman&#39;a (r.a) g&ouml;nderilen tevkidir. Sa&#39;d bin Abdullah (r.z) onu rivayet etmiştir. Şeyh Ebu Cafer (r.a) mektubun Sa&#39;d bin Abdullah&#39;ın hattıyla kaydediliğini s&ouml;ylemiştir.<a href="#_ftn57" name="_ftnref57" title="">[57]</a> Mektup ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	Allah Teala sizi kendi itaatine muvaffak, dininde sabit ve rızasıya mesut kılsın.</p>
<p>
	Meysem&icirc;&#39;nin<a href="#_ftn58" name="_ftnref58" title="">[58]</a> Muhtar&#39;dan ve onun Hasan Askeri (a.s)&#39;ın Cafer bin Ali&#39;den başka halefi olmadığına dair ihticaclarıyla ilgili size verdiği haberler bana ulaştı, yazdığınız t&uuml;m şeyleri ve halkın onun hakkındaki s&ouml;zlerini anladım.</p>
<p>
	Ben basiretten sonra k&ouml;rl&uuml;kten, hidayetten sonra sapıklıktan ve tehlikeli amel ve fitnelerden Allah&#39;a sığınıyorum. Allah Teala buyuruyor ki: &quot;Elif Lam Mim İnsanlar yalnızca iman ettik diyerek sınanmadan bırakılverileceklerini mi sandılar.&quot; (Ankebut/2)</p>
<p>
	Bu insanlar nasıl fitneye d&uuml;ş&uuml;yor, hayranlık i&ccedil;erisinde dolaşıp duruyor, sağ ve solu tutuyorlar? Bunlar dinlerini mi par&ccedil;alamışlar, yoksa teredd&uuml;de mi kapılmışlar, yoksa hakka karşı inat mı ediyorlar, yoksa doğru rivayetlerin ve sahih hadislerin getirdiği (a&ccedil;ıkladığı) şeyden mi haberleri yoktur? Veya haberleri var da kendilerini bilmezliğe mi vuruyorlar?</p>
<p>
	Yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n, Allah&#39;ın zahir veya gizli h&uuml;ccetinden boş kalmayacağını bilmiyorlar mı?</p>
<p>
	Acaba Peygamber&#39;den sonra imamların birbirinin ardınca sırasıyla geldiğini ve imametin Allah&#39;ın emriyle &ouml;nceki imama (Hz. Hasan Askeri&#39;ye) ulaştığını, o da &ouml;nceki babalarının mevkisinde oturup halkı hakka ve doğru yola hidayet ettiğini bilmiyorlar mı?</p>
<p>
	O, aydınlatıcı bir nur, ışık sa&ccedil;an bir yıldız, parlayan bir aydı. Allah Teala kendi katında olanı onun i&ccedil;in se&ccedil;ti (onu kendi rahmetine g&ouml;t&uuml;rd&uuml;). O da babalarının tuttuğu yolu tuttu, kendisinden alınan ahd &uuml;zere onların ayaklarının yerine ayak bastı, ona tavsiye edilen vasiyet &uuml;zere bir vasiye (Hazretin kendisine) vasiyet etti, Allah (c.c) o vasiyi, bir m&uuml;ddete kadar kendi emriyle sakladı, kendi takdiri gereği meşiyyetiyle onun yerini gizli tuttu. Onun imamet mevkisi bizim aramızdadır, onun fazileti bizim i&ccedil;indir. Eğer Allah (c.c), ondan menettiği şeyi ona izin verir ve gizli kalmasındaki h&uuml;km&uuml;n&uuml; ondan kaldırırsa, hakkı en g&uuml;zel bi&ccedil;imde, en a&ccedil;ık delille ve en net nişaneyle onlara g&ouml;sterir, zuhur ederek, h&uuml;ccet ve delilini ikame eder. Ama Allah&#39;ın takdiri mağlup olmaz, iradesi reddedilmez ve tevfikinden ileri ge&ccedil;ilmez.</p>
<p>
	&Ouml;yleyse heva ve hevese uymayı terketmelidirler, durdukları esas &uuml;zere durmalıdırlar; onlardan gizletilen şey hususunda araştırmaya kalkışmasınlar ki g&uuml;naha d&uuml;şerler; Allah&#39;ın (c.c) sırrını keşfetmeye koyulmasınlar ki pişman olurlar. Bilmelidirler ki, hak bizimledir ve bizim aramızdadır. Bizden başka bu s&ouml;z&uuml; s&ouml;yleyen yalancı ve iftiracıdır. Bizden başka bunu iddia eden sapık ve azgındır. Bizden bu c&uuml;mleyle yetinsinler, tefsirini istemesinle bu kinayeye kanaat etsinler, tasrih peşice gitmesinler. Allah&#39;ın izniyle bu kinaye onlar i&ccedil;in yeterlidir.</p>
<h3>
	Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın Osman&nbsp; b. Said&rsquo;in İftaharına Mektuplar (Tevkiat) Yollaması</h3>
<p>
	1- Şeyh Sadık &ldquo;Kemal-ud Din&rdquo;de ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Bu Mektup Osman b. Said ve oğlunun iftiharına, Hz. Mehdi (a.s) tarafıdan yazılmıştır. Bu mektubu Saad b. Abdullah Eş&rsquo;ari nakletmiştir. Şeyh Ebu Abdullah Cafer (a.s) ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Ben onu Saad b. Abdullah Eşari&rsquo;nin hattıyla g&ouml;rdum Mektup şudur.</p>
<p>
	&ldquo;Allah, siz ikinizi kulluğunda muvaffak ve mukaddes dininin &uuml;zerinde sabit kılsın. Sizi, onuhoşnuluğuna sebep olan şeyle mutlu etsin. S&ouml;ylemiş olduğunuz &ldquo;Meysemi&rdquo;, &ldquo;Muhtar&rdquo;dan ve onun birisiyle g&ouml;r&uuml;şmesi bize yetişti. O (bu g&ouml;r&uuml;şmede), babam İmam Hasan Askeri(a.s)&rsquo;ın Cafer b. Ali (Yalancı Cafer) den başka halifesi olmadığına delil getriyormuş. Be, onun hakkında dostlarınızı haber verdikleri şeyden ona yazdığınız mektubun anlamından haberimiz var. Ben aydınlıktan sonra k&ouml;rl&uuml;kten, hidayetten sonra delalaetten ve k&ouml;t&uuml; amllerin akibetinden, tehlikeli fitnelerden Allah&rsquo;a sığınırım. Allah Teala ş&ouml;yle buyuryor: &ldquo;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.&rdquo;<a href="#_ftn59" name="_ftnref59" title="">[59]</a></p>
<p>
	Avarelik vadisinde fitneye d&uuml;şm&uuml;ş, nasıl y&uuml;r&uuml;yebilir? Onlar sağa, sola saparlar. Dininzden y&uuml;zm&uuml; &ccedil;ervirdiniz yoksa d&uuml;n&uuml;n&uuml;zde ş&uuml;pheye mi d&uuml;şt&uuml;n&uuml;z? Haklamı uğraşıyorlar yoksa doğru ve sahih Hadislerden haberleri mi yoktur? Yoksa biliyorlar ama kendilerini bilmemezliğe mi vuruyorlar?</p>
<p>
	D&uuml;nyanın hi&ccedil; bir zaman ister a&ccedil;ıkta ve aşikar, isterse gizli ve gaipte olsun h&uuml;ccetsiz kalmayacağını bilmiyorlar mı? İmamlarının, Resulullah (s.a.a)&rsquo;den sonra d&uuml;zenli olarak birbirlerinin ardından gelip gittiklerinin bilmiyorlar mı? Ve sıra bir &ouml;nceki İmam -Yani İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;a- geldi. O, Allah&rsquo;ın ermiyle bu makama se&ccedil;ildi. Babalarının yerine oturdu ve halka hak ve doğru yolu g&ouml;sterdi. O&rsquo;da, babalarının yolundan adım adım y&uuml;r&uuml;d&uuml;, sonunda İmamet ahdini halifesine teslim etti. Allah, onun halifesini g&ouml;zlerden saklı kıldı, yerini gizledi. Bu Allah&rsquo;ın kesin kazasında yazılış ve kesin olan ilahi taktirin isteği &uuml;zerine olmuştur. Ve şimdi onun konumu bizimlerdir. İlmi ve fazileti bizim ihtiyarımızdadır. Eğer Allah izin verirse men eder ve sabit kıldığı şeyi (gaybeti) giderir. Hakkı en g&uuml;zel ve en a&ccedil;ık şekliyel sunar ve kendisini perdenin arkasından &ccedil;ıkarır, ve h&uuml;ccetini uygylar. Ama ilahi tektir yenilmez, iradesi ş&uuml;phe g&ouml;t&uuml;rmez ve onun isteğinin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;imez. Nefislerinin isteklerinden vazge&ccedil;ip, itikatlarının -zerinde sağlam durmaları gerekir. G&ouml;zlerinden gizlenen şey hakkında araştırma yapmasınalr. Yoklda g&uuml;naha d&uuml;şerler. Pişman olamamk i&ccedil;in Allah&rsquo;ın sakladığı şeyin &uuml;zerinde perdeyi kaldırmasınlar.</p>
<p>
	Onalr, hakkın bizimle ve biz masum ailede olduğunu biliyorlar. Bizden başka kimse yalacıların dışında bunu bilmiyor ve Allah&rsquo;a iftira etmiştir.</p>
<p>
	2- İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın kendi m&uuml;barek yazısıyla Osman b. Said-i Amri&rsquo;nin eline ulaşan mektuplardan bir diğeri, gaybet konusunda her t&uuml;rl&uuml; şek ve ş&uuml;pheyi silip atan, bizleri doğru yolda y&uuml;r&uuml;meye, sağa sola sapmamaya davet eden mektuptur.</p>
<p>
	Allame Meclisi, &ldquo;İhticac&rdquo; kitabından, Şeyh Ebu Amr-i Amiri&rsquo;den (r.a) ş&ouml;yle naklediyor: &ldquo;İbn-i Ebi Ganim-i Kazvini ve Şiilerden bir grup, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın oğlu konusunda tartıştılar. İbn-i Ebi Ganim, İmam (a.s)&rsquo;ın d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;ğ&uuml; ve evladı olmadığı g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde idi. Şiiler bu konuda bir mektup yazıp, Ebu Amr aracılığıyla İmam Zaman (a.s)&rsquo;a g&ouml;nderdiler.</p>
<p>
	İmam Zaman (a.s), onların mektuplarının cevabını kendi m&uuml;barek el yazısıyla ş&ouml;yle yazdılar:</p>
<p>
	&ldquo;Bismillahirrahmanirrahim. Allah bizi ve sizi fitnelerden korusun. Bize ve size yakim ruhunu inayet etsin. Bizi ve sizi k&ouml;t&uuml; sondan ve k&ouml;t&uuml; d&ouml;n&uuml;şten hıfzetsin.</p>
<p>
	Bir grubun dinlerinde ş&uuml;pheye d&uuml;şt&uuml;kleri bize ulaştı. Sahipleri konusunda teredd&uuml;de d&uuml;şm&uuml;şler. Bu haber bizi &ccedil;ok &uuml;zd&uuml;. Bizim bu &uuml;z&uuml;nt&uuml;m&uuml;z teess&uuml;f&uuml;m&uuml;z, sizin i&ccedil;indir, kendimiz i&ccedil;in değil. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah bizimledir ve o&rsquo;ndan başaksına ihtiyacımız yoktur. Hak bizimledir. Kimsenin bizden uzaklaşması bizi yalnızlığa itmez. Biz Allah&rsquo;ın yapıtlarıyız, diğer insanlarsa bizim varlığımızın bereketiyle meydana gelmişlerdir. Sizlere ne oluyor, dalalet vadisinde bocalayıp duruyorusunuz? Allah Tebarek Teala&rsquo;nın ş&ouml;yle buyurduğunu duymadınız mı? &ldquo;Ey iman edenler, Allah&rsquo;a itaat edin, Peygamber&rsquo;e ve i&ccedil;inizdeki Emir sahiplerine de itaat edin.&rdquo;<a href="#_ftn60" name="_ftnref60" title="">[60]</a></p>
<p>
	Ge&ccedil;miş İmamlar ve onların halefi hakkında size ulaşan hadislerden haberiniz yok mu? İmamlarınız i&ccedil;in nasıl bir yazgının yazıldığını bilmiyor musunuz? Daha &ouml;nce bunlar size ulaşmadı mı? Allah&rsquo;ın sizin doğru yolu i&ccedil;in ne gibi meşaleler yaktığını, sizin i&ccedil;in nasıl sığınaklar &ouml;ng&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;rm&uuml;yor musunuz? Ebu-l Beşer Adem&rsquo;den, bir &ouml;nceki İmama (İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;a) kadar ne zaman bir bayrak kaybolduysa, bir başka bayrak dikdi; ne zaman bir yıldız kaydıysa, yerine bir başkası doğdu.</p>
<p>
	Babamın vefat etmesiyle Allah&rsquo;ın, kendi dinini batıl edeceğini ve kullarıyla arasındaki bağı keseceğini mi sandınız?! Hayır, hi&ccedil;bir zaman b&ouml;yle bir şey olmamıştır ve kıyamete kadar da olmayacaktır. Ve sonunda, hoşlanmasanız da, Allah&rsquo;ın iradesi ger&ccedil;ekleşecektir.</p>
<p>
	Babam, babalarının yolunda y&uuml;r&uuml;d&uuml; ve sonunda saadetli bir şekilde bu d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;. Ama onun ilmi bizim yanımızdadır, vasiyeti bizdedir, ahlakı ve halifeliği bizdedir. Zalimlerin dışında kimse bu makamda bizimle &ccedil;ekişmemiştir. Kafir ve mulhitlerin dışında bizden başka kimse bu iddiayı etmez.</p>
<p>
	Allah&rsquo;ın iradesi olmasaydı -ki O&rsquo;nun işi hi&ccedil; bir zaman mağlup olmaz ve sırrı a&ccedil;ığa &ccedil;ıkmaz- hakkımızı aşik&acirc;r eder, kalplerinizi aydınlatır, her t&uuml;rl&uuml; şek ve ş&uuml;pheyi kalplerinizden silerdi. Ama O&rsquo;nun istediği olacaktır. Her ecelin bir kitabı vardır. (Her şey Levh-i Mahfuz&rsquo;da yazılıdır.)</p>
<p>
	&Ouml;yleyse Allah&rsquo;tan korkun, O&rsquo;na teslim olun. İşleri bize bırakın, bize getirir ki, emrolunduğumuz şekilde, size emir verelim. Sizden gizlenen şeyin &uuml;zerini a&ccedil;maya &ccedil;alışmayın. Doğru yoldan sapıp eğri yola gitmeyin. Bize karşı olan sevginizide Peygaberi-i Ekrem(s.a.v)&rsquo;in a&ccedil;ık s&uuml;nneti esası &uuml;zerine hareket edin, ifrat ve tefrite d&uuml;şmeyin. B&ouml;ylece ben sizin hayrınıza olanı s&ouml;yledim. Allah bana ve size şahittir.</p>
<p>
	Sizin ıslah ve hidayetinize olan ilgimiz ve size olan muhabbetimiz olmasaydı, sizden y&uuml;z &ccedil;evirir, vazifemiz olan sapmış azıtmış zalimlerle savaşırdık. Rabbiyle m&uuml;cadele eden zalim tağut yersiz iddialar etmiş itaati farz olan İmamını inkar etmiştir. Halbuki bende Peygamber-i Ekrem (s.a.v)&rsquo;e bir benzerlik vardır ve o ilahi &ouml;rneğe g&uuml;zel bir şekilde ittiba etmekteyim. Ama cahil, cehaletinin peşinden giderek u&ccedil;uruma yuvarlandı. Kafirler &ccedil;ok yakında &ouml;l&uuml;ms&uuml;z d&uuml;nya kiminmiş bilecekler. Allah bizi ve sizleri, rahmetiyle tehlikelerden, belalardan ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden korusun. O rahmetin velisidir. İstediği her şeye g&uuml;c&uuml; yeter. O, sizin ve bizim velimiz ve koruyucumuzdur. Allah&rsquo;ın selam, rahmet ve berektleri b&uuml;t&uuml;n vasilere ve m&uuml;minlere olsun.<a href="#_ftn61" name="_ftnref61" title="">[61]</a></p>
<h2>
	Osman b. Said&rsquo;in Yalancı Caferı Rezil Etmekteki Rol&uuml;</h2>
<p>
	Bilindiği &uuml;zere Cafer, İmam Hadi (a.s)&rsquo;ın oğlu ve İmam Askeri (a.s)&rsquo;ın kardeşidir. İmam Hasan Askeri (a.s) şehid olduktan sonra İmam (a.s)&rsquo;ın oğlu ve halifesi olduğunu bilmesine rağmen -yalan yere- imamlık iddiasında bulundu. O, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın g&ouml;r&uuml;n&uuml;rde şer&rsquo;i bir varisi ve halifesi olmadığını g&ouml;r&uuml;nce, fırsatı ganimet bilip İmamet ve Velayet makamına sahip olmak ve İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın mallarını ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in harekete ge&ccedil;ti.</p>
<p>
	Bunu ispat edebilmek i&ccedil;in de, İmam (a.s)&rsquo;ın şehadetinden sonra, halk cenazeyi evden &ccedil;ıkarmadan &ouml;nce Cafer kapının &ouml;n&uuml;nde durup kardeşinin şehadeti dolayısıyla&nbsp; başsağlığı dileyip, kendisinin imametlığını tebrik edenlere cevap veriyordu.</p>
<p>
	Şiiler, yalancı Cafer&rsquo;in, yalan yere imamet iddiasında bulunduğunu, İmam Hasan Askeri(a.s)&rsquo;ın şer&rsquo;i varisini inkar ettiğini, İmam (a.s)&rsquo;dan geriye kalan mallara el koymaya &ccedil;alıştığını ve Abbasilerin de onu desteklediğini g&ouml;r&uuml;nce, Osman b. Said&rsquo;in yanına gidip, Cafer olayının a&ccedil;ıklığa kavuşturulması ve onun halkın inancını bozmasına m&uuml;saade edilmemesi İmam-ı Zaman (a.s)&rsquo;dan i&ccedil;in bir mektup getirip, onu rezil etmesini istediler.</p>
<p>
	Olay şundan ibaretti: Cafer, İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın Şiilerinden birine bir mektup yazdı. Mektupta ş&ouml;yle diyordu: &ldquo;Kardeşimden sonra İmam benim. Helal- haram ilmi ve b&uuml;t&uuml;n ilimler benim yanımdadır.&rdquo; Mektup o şahsın eline ulaşınca rahatasız olup ve orada yazılanlardan ş&uuml;pheye d&uuml;ş&uuml;yor. Bu y&uuml;zden&nbsp; mektubu Ahmed b. İshak-ı Eş&rsquo;ari&rsquo;nin yanına g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın has ashabından ve yakın dostlarındandı. Meseleyi ona anlatıyor. Ahmed b. İshak da bu mektubu, kendi yazdığı mektubun i&ccedil;ine koyup Osman b. Said&rsquo;in vasıtasıyla İmam-ı Zaman (a.s)&rsquo;a g&ouml;nderiyor. İmam Ahmed b. İshak&rsquo;a bir mektup yazıyor. Mektup &ccedil;ok sert bir dille yazılmış ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; delillerle Cafer&rsquo;in İmametini reddediyor.<a href="#_ftn62" name="_ftnref62" title="">[62]</a></p>
<p>
	Bu mektubun bir kısmını Tabersi&rsquo;nin el- İhticac&rsquo;ından naklediyoruz:</p>
<p>
	&ldquo;Bismillahirrahmanirrahim. Allah seni doğru yolda payidar kılsın. G&ouml;ndermiş olduğun mektubun ve i&ccedil;ine koyduğun &ouml;teki mektup bana ulaştı. İ&ccedil;indeki bazı yanlışlara rağmen mektubun t&uuml;m i&ccedil;eriğinden haberdar oldum. Eğer ona dikkatle baksaydın benim anladığım şeyi sen de anlardın.</p>
<p>
	Allah&rsquo;a yalan isnad edip, imamet iddiasında bulunan o fasid (Cafer-i Kezzab), bilmiyorum neyine g&uuml;venerek bu işe yeltendi? Eğer fıkıh ve dinin h&uuml;k&uuml;mlerindeki bilgisine g&uuml;veniysa, Allah&rsquo;a and olsun o, helal ile haramı birbirinden ayıramaz ve doğruyla yalnış arasındaki farkı bilemez. Eğer ilmiyle &ouml;v&uuml;n&uuml;yorsa, ger&ccedil;ek şu ki o, hakla batılı, muhkem ayetlerle m&uuml;teşabih ayetleri birbirlerinden ayıramaz. O, namazın vakitleri ve erkanın dahi bilmez. Eğer takvasına g&uuml;veniyorsa, Allah şahittir, sihirbazlığı &ouml;ğrenmek i&ccedil;in 40 g&uuml;n namazını terketti. Bunu belki siz de biliyorsunuz. Onun şarap kaplarını herkes g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r.&rdquo;</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bunların yanı sıra onun Allah&rsquo;ın emir ve yasaklarına isyanı herkesin bildiği bir şeydir. İddiası mucizeyi gerektirmektedir. Mucizesini getirip g&ouml;stersin. H&uuml;cceti varsa getirsin; delili varsa s&ouml;ylesin.&rdquo;<a href="#_ftn63" name="_ftnref63" title="">[63]</a></p>
<h2>
	Osman b. Said&rsquo;in Faaliyetlerinin Merkezi: Bağdat</h2>
<p>
	İmam Hasan Askeri (a.s) d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;kten sonra, ilk vekil, İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın emriyle Bağdat&rsquo;a gitti. Bağdat, d&uuml;şmanın g&ouml;z&uuml;nden uzaktı ve Samerra&rsquo;daki baskı orada yoktu. Osman b. Said, &uuml;zerine d&uuml;şen ağır vazifeyi orada en g&uuml;zel şekliyle yerine getirebilirdi.</p>
<h2>
	Osman b. Said&rsquo;in Naipliğinin Halkın İ&ccedil;inde Sabitleştirilmesi</h2>
<p>
	Osman b. Said&rsquo;in, &ouml;mr&uuml;n&uuml; ihlaslı bir şekilde 10. ve 11. İmam&rsquo;a hizmette ge&ccedil;irmesi ve her iki İmam&rsquo;ın nezdinde y&uuml;ksek bir mevkiye sahip olması, onun vekillik ve doğruluğunda hi&ccedil;bir ş&uuml;pheye yer bırakmıyor. &Ouml;zellikle, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın m&uuml;barek &ouml;m&uuml;rlerinin son g&uuml;nlerinde Osman b. Said&rsquo;in İmam (a.s)&rsquo;ın bakıcılığını yapmış, gusl&uuml;nde bulunmuş ve İmam (a.s)&rsquo;ı kefenleyip defnetmiş olması onun İmam-ı Zaman (a.s)&rsquo;ın ger&ccedil;ek naibi olduğunu kesin bir şekilde ortaya koymaktadır. Onun bu se&ccedil;kin konumu, has Şiilerin, mucize istemeden Ondan itaat edip, emirlerini yerine getirmelerine sebep olmuştu. Ama, şiilerin geneli Osman b. Said&rsquo;in konumundan haberleri yoktu ve İmam (a.s)&rsquo;ın gaybetinden sonra kime başvuracaklarını bilmiyorlardı. &Ouml;te yandan, devlet ve bazı fırsat&ccedil;ılar, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın halifesi olmadığı yolunda propaganda yapmışlardı. Bu nedenlerden dolayı Şiiler Osman b. Said&rsquo;e humus vermekten &ccedil;ekiniyorlardı ondan. Şiiler, 12. İmam (a.s)&rsquo;ın vekili olduğunu ispatlaması i&ccedil;in keramet istiyorlardı. Bu nedenle Osman b. Said, bazı zamanlar İmam (a.s)&rsquo;ın vasıtasıyla kerametler g&ouml;stererek. Bu şekilde İmam (a.s)&rsquo;ın vekili olduğunu ispat ediyordu. Bu konuda bazı hikayeler de nakledilmiştir. &Ouml;rneğin:</p>
<p>
	1- Şeyh Saduk, &ldquo;Kemal-ud Din&rdquo; adlı eserinde ş&ouml;yle yazıyor:</p>
<p>
	&ldquo;Muhammd b. Ali Esved (r.a.) diyor ki: Bir g&uuml;n kadının biri bana bir kumaş verdi ve ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	-Bunu Osman b. Said&rsquo;e ver.</p>
<p>
	Ben o kumaşı diğer bir&ccedil;ok kumaşla birlikte Osman b. Said&rsquo;e vermek &uuml;zere Bağdat&rsquo;a g&ouml;t&uuml;rd&uuml;m. Bağdat&rsquo;a ulaştığımda Osman b. Said onları Muhammed b. Abbas-ı Kummi&rsquo;ye vermemi s&ouml;yledi. Ben de o kadının verdiği kumaş dışında hepsini ona verdim.</p>
<p>
	Bir m&uuml;ddet sonra Osman b. Said bana haber yollayarak yaşlı kadının verdiği kumaşı istedi. Bunun &uuml;zerine, o kadının da İmam malı olarak bana bir kumaş verdiğini hatırlamdım. Onu aradım, ama bulamadım. Osman b. Said bana ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	-&Uuml;z&uuml;lme onu yakında bulacaksın.</p>
<p>
	Sonra onu buldum. Oysa yanımdaki malların listesi Osman b. Saidi&rsquo;de yoktu.&rdquo;</p>
<p>
	2- Muhammed b. İbrahim b. Mehziyar ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Babam, Allah&rsquo;ın rahmetine kavuştuğu zaman bana bir miktar mal verdi ve bir alamet belirledi. Bu alametten Allah-u Teala&rsquo;dan başka kimsenin haberi yoktu. Sonra: &ldquo;Kim bu alameti s&ouml;ylerse malı ona verirsin.&rdquo; dedi.</p>
<p>
	Muhammed b. İbrahim b. Mehziyar daha sonra ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Bağdat&rsquo;a gittim ve &ldquo;Han&rdquo; mahallesinde bir eve yerleştim. İkinci g&uuml;n biri gelip kapıyı &ccedil;aldı. Hizmet&ccedil;iye: &ldquo;Git bak kimdir&rdquo; dedim. Hizmet&ccedil;i de, &ldquo;Kapının &ouml;n&uuml;nde yaşlı birisi var&rdquo; dedi. Ben o yaşlı adama: &ldquo;Buyurun, i&ccedil;eri gelin&rdquo; dedim. O da gelip oturdu ve ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	-Ben Amri&rsquo;yim (Osman b. Said). Yanında olan mallar şunlardır. Onları bana teslim et.</p>
<p>
	Babam s&ouml;ylemiş olduğu alameti de s&ouml;yledi. Ben de malları ona teslim ettim.&rdquo;<a href="#_ftn64" name="_ftnref64" title="">[64]</a></p>
<h2>
	Birinci Vekilin Vefatı</h2>
<p>
	Osman b. Said, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;dan sonra H. K. 264 ya da 265 yılında Bağdat&rsquo;ta vefat etti ve m&uuml;barek naaşı orada toprağa verildi. Kabri bug&uuml;ne kadar &ouml;nemli ziyaret yerlerinden birisi olmuştur.<a href="#_ftn65" name="_ftnref65" title="">[65]</a></p>
<h2>
	Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın Birinci Vekil İ&ccedil;in Başsağlığı Mektubu Yollaması</h2>
<p>
	İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın birinci naibi d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;kten sonra, Şiiler b&uuml;y&uuml;k bir &uuml;z&uuml;nt&uuml;ye boğuldular. İmam (a.s) da &ccedil;ok mahzun olmuş ve Osman b. Said&rsquo;in oğlu Muhammed b. Osman&rsquo;a bir başsağlığı mektubu g&ouml;ndermişti. İmam (a.s) bu mektubunda, vazifesini eksiksiz yerine getirdiğinden dolayı Osman b. Said&rsquo;den tam anlamıyla razı olduğunu belirtip, onun i&ccedil;in Allah&rsquo;tan af ve mağfiret diliyorlar. Ayrıca onun olmayışından yalnızlık hissettiğini ve oğlunu onun yerine vekil se&ccedil;tiğini buyuruyordu bu mektupta. Mektubun bir yerinde İmam (a.s) ş&ouml;yle buyurmaktadır:</p>
<p>
	&ldquo;Allah&rsquo;tan geldik, Allah&rsquo;a d&ouml;neceğiz. Allah&rsquo;ın emrine teslim ve ilahi kazaya razıyız. Baban saadetli bir şekilde yaşadı ve g&uuml;zel bir şekilde d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;. Allah ona rahmet etsin. Onu kendi dost ve velilerinin i&ccedil;ine katsın. O her zaman onların yolunda &ccedil;aba g&ouml;sterdi ve kendisini Allah&rsquo;a yaklaştıracak şeyler i&ccedil;in &ccedil;ok &ccedil;alıştı. Allah-u Teala onun y&uuml;z&uuml;n&uuml; ak etsin ve hatalarını bağışlasın.&rdquo;</p>
<p>
	Diğer bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde ş&ouml;yle buyuruyor:</p>
<p>
	&ldquo;Allah sana b&uuml;y&uuml;k m&uuml;kafat ve g&uuml;zel sabır versin. Biz ve siz bu olaydan dolayı gamlı ve &uuml;zg&uuml;n&uuml;z. Onun ayrılığından dolayı siz ve biz h&uuml;zne boğulduk. Allah onu sevindirsin. Ne mutlu ona ki, Allah ona senin gibi bir evlat vermiştir. Sen onun yerine ge&ccedil;ecek, vazifesini &uuml;stleneceksin. Allah&rsquo;tan onun i&ccedil;in rahmet ve mağfiret dile.&rdquo;<a href="#_ftn66" name="_ftnref66" title="">[66]</a></p>
<p>
	Bu mektuplara dikkat eden, onun İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın yanındaki makamının ne kadar y&uuml;ce olduğunu anlar.</p>
<h2>
	Birinci Naib&rsquo;in Naklettiği Hadislerden Bir Ka&ccedil;ı.</h2>
<p>
	Osman b. Said&rsquo;in naiplik s&uuml;resinin &ccedil;ok az oluşu ve beş yıldan fazla s&uuml;rmemesi dikkate alınır, yine o d&ouml;nemdeki siyasi ve i&ccedil;timai durumlar ve gaybet d&ouml;neminin ilk zamanlarının &ouml;zellikleri g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde tutulursa, zamanının &ccedil;oğunu bir yandan Şiileri İmam (a.s)&rsquo;ın gizli yaşadığına inandırmaya, &ouml;te yandan d&uuml;şmanları ve h&uuml;k&uuml;met memurlarını İmam (a.s)&rsquo;ı takip etmekten me&rsquo;yus edip caydırmaya &ccedil;alışmakla ge&ccedil;irdiğinden fazla hadis nakletme fırsatı bulamamıştır. Bu y&uuml;zden onun vasıtasıyla tevki ve hadisler azdır. Burada Birinci Naib&rsquo;ten nakledilen bazı hadisler ve olaylara değinmekte yarar g&ouml;r&uuml;yoruz:</p>
<p>
	1- Muhammed b. İbrahim b. İshak, Ebu Ali b. Hammam&rsquo;dan nakleder: Muhammed b. Osman-ı Amri&rsquo;den (İkinci Naip) duydum, ş&ouml;yle diyordu: Babamdan duydu, diyordu ki: Ben İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın yanındaydım, İmam (a.s)&rsquo;a babalarından rivayet edilen şu hadisi sordular: &ldquo;Yery&uuml;z&uuml; kıyamete kadar asla Allah&rsquo;ın, halkın &uuml;zerine olan h&uuml;ccetinden boş kalmaz. Ş&uuml;phesiz ki zamanın imamını tanımadan &ouml;len, cahiliye &ouml;l&uuml;m&uuml;yle, (yani şirk ve k&uuml;f&uuml;r &uuml;zerine) &ouml;lm&uuml;ş olur.&rdquo; İmam Hasan Askeri (a.s) ş&ouml;yle buyurdu:&nbsp;</p>
<p>
	-G&uuml;n&uuml;n aydınlığı nasıl haksa bu hadis de haktır.</p>
<p>
	İmam&rsquo;(a.s)&rsquo;a ş&ouml;yle denildi:</p>
<p>
	Ey Peygamber&rsquo;in oğlu! Sizden sonraki h&uuml;ccet ve imam kimdir?</p>
<p>
	İmam Hasan Askeri (a.s) ş&ouml;yle buyurdu:</p>
<p>
	-Oğlum Muhammed benden sonraki imam ve h&uuml;ccettir. Kim onu tanımadan &ouml;l&uuml;rse, cahiliye &ouml;l&uuml;m&uuml;yle &ouml;lm&uuml;ş olur. Bilin! Onun gaybeti olacaktır. Cahiller bu konuda şaşkına d&ouml;necek, batılın peşinden gidenler helak olacaktır. Onun zuhuru i&ccedil;in zaman belirleyenler yalan s&ouml;ylerler. Sonra o kıyam edecektir. Başının &uuml;st&uuml;ndeki beyaz bayrakların, Kufe&rsquo;nin&nbsp; y&uuml;ksekliklerinde (Necef) haraket ettiğini g&ouml;r&uuml;r gibiyim.&rdquo;<a href="#_ftn67" name="_ftnref67" title="">[67]</a></p>
<p>
	2- İshak b. Yakup ş&ouml;yle diyor: Osman b. Said&rsquo;in (İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın birinci naibi) ş&ouml;yle dediğini duydum: &ldquo;Iraklılardan biri yanıma geldi. İmam (a.s) i&ccedil;in bir miktar mal getirmişti. İmam (a.s) onu geri verip ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Amcaoğlunun hakkı olan 400 dirhemi ayır.&rdquo; Adam &ccedil;ok şaşırdı. Mallarının hesabını yeniden g&ouml;zden ge&ccedil;irdiğinde, amcasının oğluna ait olan yaptığı yeri -ki onun elindeydi- yarısını vermiş, yarısınıda vermediğini anladı. Sonra biraz daha dikkatli hesap yaptığında onun yerden d&uuml;şen payının, İmam (a.s)&rsquo;ın buyurduğu gibi 400 dirhem olduğunu g&ouml;rd&uuml; O&rsquo;da bu miktarı ayrırıp geri kalanı teslim etti. İmam (a.s)&rsquo;da kabul etti.&rdquo;<a href="#_ftn68" name="_ftnref68" title="">[68]</a></p>
<p>
	3- Zohri ş&ouml;yle diyor: &ldquo;İmam zaman (a.s)&rsquo;ı gerektiği kadar aradım ve bu yolda &ccedil;ok malım gitti. Sonra Osman b. Said&rsquo;in gittim. İmam ((a.s)&rsquo;ı g&ouml;rmek i&ccedil;in onun hizmeti&ccedil;iliğini yapmaya başladım.</p>
<p>
	Birg&uuml;n İmam Zaman (a.s)&rsquo;ı sordum ondan. O&rsquo;da, &ldquo;O&rsquo;na ulaşamazsın&rdquo; dedi. Bende g&ouml;rmek i&ccedil;in &ccedil;ok ısrar ettim. O&rsquo;da&rdquo; Yarın sabah gel&rdquo; dedi. Ertesi g&uuml;n sabahleyin yanına gittiğimde herkesten g&uuml;zel, kokulu bir gen&ccedil;i tacirlerin giydiği elbiseyle g&ouml;rd&uuml;m&#8230;</p>
<p>
	O&rsquo;nu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m zaman, Osman b. Said&rsquo;in yanına gittim. O&rsquo;ndan bazı sorular sordum. Ne sorduysam cevap verdi. Sora eve girmek i&ccedil;in gittim- O ev &ccedil;ok da g&uuml;zel değildi-. Osman b. Said bana &ldquo;eğer başka bir şey sormak istiyrosan sor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bundan sonra artık O&rsquo;nu g&ouml;rmeyeceksin.&rdquo; dedi. Benden soru sormak i&ccedil;in peşinden gittim. Ama O dinlemedi; eve girdi. Ama giderken şu iki c&uuml;mleyi buyurdu:</p>
<p>
	&ldquo;Mel&rsquo;undur, mel&rsquo;undur, işa<a href="#_ftn69" name="_ftnref69" title="">[69]</a>&nbsp;namazını, yıldızların ok gibi ge&ccedil;tiği zamana kadar saklayan. Mel&rsquo;undur, meldundur sabah namazını, yıldızların kaybolduğu zamana kadar saklayan.&rdquo; Sonra i&ccedil;eri girdi.&rdquo;<a href="#_ftn70" name="_ftnref70" title="">[70]</a></p>
<h2>
	Ebu Cafer Muhammed b. Osman b. Said Amri</h2>
<p>
	Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın 4 naibinden ikincisi, birinci naib Osman b. Said&rsquo;in oğlu Muhammed b. Osman&rsquo;dır. O, İmam Hasan Askeri (a.s) tarafında babası hayattayken, Ğaip İmam (a.s)&rsquo;ın naibi olacak diye tanıtlımıştı. Osman, b. Said&rsquo;de &ouml;leceği sırada vekilliği İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın emriyle oğlu Muhammed&rsquo;e devretti.</p>
<h2>
	Muhammed b. Osman&rsquo;in Naip Olduğuna Dair Delil</h2>
<p>
	İmam Hasan Askeri (a.s), hayattayken, Muhammed b. Osman&rsquo;ın İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın naip ve vekili olduğunu a&ccedil;ıklamıştı. Yemen şiilerinden bir grup Samirra&rsquo;ya&nbsp; geldikleri zaman İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın huzuruna vardılar. İmam(a.s), Muhammed b. Osmanın babası, Osman b. Said&rsquo;i &ccedil;ağırtıp onun vekilliğini ve emin olduğunu a&ccedil;ıkladılar. Sonra ş&ouml;yle buyurdular:</p>
<p>
	&ldquo;Şahid olun Osman b. Said Amri benim vekilimdir. Oğlu Muhammed ise benim oğlum ve Mehdinizin vekilidir.&rdquo;<a href="#_ftn71" name="_ftnref71" title="">[71]</a></p>
<p>
	İmam (a.s), gelecekte yalancı naiplerin Onun vekaletliğinde ş&uuml;phe ve teredd&uuml;t uyandırmamaları ve Onun vekaletliğinde ş&uuml;phe ve teredd&uuml;t uyandırmamalrı ve Onun naipliğini sabitleştirmek i&ccedil;in O&rsquo;nu tanıtmıştı.</p>
<p>
	İmam Hasan Askeri (a.s) bir başka yerde, daha a&ccedil;ık bir şekilde Onun g&uuml;venirliğini ve emanetliğini ve emanetdarlığını teyid etmiştir İmam (a.s) ş&ouml;yle buyuruyor:</p>
<p>
	&ldquo;Amri (Osman b. Said) ve oğlu (Muhammed b. Osman), her ikiside g&uuml;venilir ve emmindirler. Sana neyi ulaştırsalar bendendir. Sana ne deseler benden taraf diyorlar. &Ouml;yleyse onları dinle, ne deseler itaat et. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; g&uuml;venilir ve emindirler.&rdquo;<a href="#_ftn72" name="_ftnref72" title="">[72]</a></p>
<p>
	Yine babası Osman b. Said, onun vekilliğini, İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın emriyle a&ccedil;ıklamıştı.<a href="#_ftn73" name="_ftnref73" title="">[73]</a></p>
<p>
	Bunların hepsinden daha &ouml;nemli olan, İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın O&rsquo;nun hakkında yazdığı mektuplar ve &ouml;vg&uuml;lerdir. Onlar, Muhammed b. Osman&rsquo;ın naip olduğunu a&ccedil;ık delilleridirler. Aşağıda İmam (a.s)&rsquo;ın O&rsquo;nun hakkında buyurduğu n&uuml;barek s&ouml;zlerinden bazılarını getiriyoruz:</p>
<p>
	1- Osman b. Said&rsquo;in vefatından sonra, İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın ilk olarak hitap ettiği kişi, O&rsquo;nun oğlu Muhammed b. Osmandır. İmam (a.s) birinci naibin &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; Ona başsağlığı dileyip, yazdığı mektupta Muhammed b. Osman&rsquo;ın şahsiyetine ve onun naipliğine işaret buyurmuşlardır. Biz o mektubun bazı b&ouml;l&uuml;mlerini babasının yaşamını anlatırken nakletmiştık. Mektubun bir yerinde İmam (a.s) ş&ouml;yle buyurmuştu: &ldquo;Osman b. Said&rsquo;in saadetinin kemali, Allah&rsquo;ın O&rsquo;na senin gibi bir evlad vermesidir. Sen O&rsquo;nun yerne ge&ccedil;ecek ve vazifesini &uuml;stleneceksin. Allah&rsquo;tan onun i&ccedil;in rahmet ve mağfiret iste.&rdquo;<a href="#_ftn74" name="_ftnref74" title="">[74]</a></p>
<p>
	2- Muhammed b. İbrahim b. Mehziyar-i Ahvazi ş&ouml;yle naklediyor:</p>
<p>
	&ldquo;Osman b. Said&rsquo;in vefatından sonra bana ş&ouml;yle bir mektup geldi: &ldquo;Allah O&rsquo;nun Oğlunu hıfzetsin. O (Muhammed b. Osman), babasının zamanında bizim itimat ettiğimiz birisiydi. Allah O&rsquo;ndan ve babasından razı olsun. Allah babasının ruhunu şad etsin. O da bizim yanımızda babası gibidir ve Onun yerine oturmuştur. Bizim emrimizin aynısını emrediyor, bizim emrimize g&ouml;re amel ediyor. Allah O&rsquo;nu teyid etsin. &Ouml;yleyse sende Onun s&ouml;z&uuml;n&uuml; kabul et ve O&rsquo;nun hakkındaki g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m&uuml;z&uuml; bil.&rdquo;<a href="#_ftn75" name="_ftnref75" title="">[75]</a></p>
<p>
	3- Abdullah b. Cafer Himyeri ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Osman b. Said (r.a) vefat ettiği zaman, daha &ouml;nceki (Osman b. Said&rsquo;in zamanındaki) hat&rsquo;la bir mektup oğlu Ebu Cafer&rsquo;in (Muhammed b. Osman) onun makamına&nbsp; se&ccedil;ildiği konusunda geldi.&rdquo;<a href="#_ftn76" name="_ftnref76" title="">[76]</a></p>
<p>
	4- İshak b. Yakup ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Muhammed b. Osman&rsquo;dan kafamı karıştıran soruları yazdığım mektubu İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın huzuruna taktim etmesini rica ettim. O&rsquo;da kabul etti İmam (a.s)&rsquo;ın hatlıyla şu anlamda bir cevap geldi: &ldquo;Muhammed b. Osman, Allah ondan ve ondan &ouml;nce babasından razı olsun, benim g&uuml;vendiğim birisidir. Mektupu benim mektubumdur.&rdquo;<a href="#_ftn77" name="_ftnref77" title="">[77]</a></p>
<p>
	Bu mektup &ccedil;ok uzun ve &ouml;nemli fıkhi, i&ccedil;timai vb. gibi konuları i&ccedil;erdiği i&ccedil;in ileride onu geniş&ccedil;e ele alacağız.</p>
<p>
	5- Bir başka mektupta ş&ouml;yle buyuruluyor:</p>
<p>
	&ldquo;O, bu haliyle bizim itimat ettiğimiz kimsedir. Onun yanımızda Onu razı edecek bir makamı vardır. Allah l&uuml;t&uuml;f ve keremini onun hakkında &ccedil;ok etsin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; O iyi bir hadimdir. B&uuml;t&uuml;n &ouml;zle &ouml;vg&uuml;ler onun&nbsp; i&ccedil;indir. Bu konuda şeriki yoktur. Selat ve Selam Hz. Muhammed (s.a.a) ve O&rsquo;nun Ehli beyt&rsquo;inin &uuml;zerine olsun.&rdquo;<a href="#_ftn78" name="_ftnref78" title="">[78]</a></p>
<h2>
	Kelami, Fikhi İ&ccedil;timali v.b Gibi Meselelerde Şiilerin Mercii</h2>
<p>
	Muhammed b. Osman&rsquo;ın yaşamını İmam (a.s)&rsquo;ın ikinci naibi olarak nicelediğimizde, onun naklettiği hadislere e onun vasıtasıyla gelen mektuplara g&ouml;z attığımızda şu noktayı kolayca anlayabiliriz: &Ccedil;eşitli b&ouml;lgelerdeki şiiler ve İmam (a.s)&rsquo;ın vekilleri kelami, O&rsquo;na başvuruyordular. O&rsquo;da İmam (a.s)&rsquo;la irtibat halinde olduğu i&ccedil;in şiilerin bu sorunlarını hallediyordu.</p>
<p>
	Bunlardan bir ka&ccedil;ını &ouml;rnek olarak aşağıda getiriyoruz.</p>
<p>
	&ldquo;Ebul Hasan Ali b. Ahmed Dellal Kummi ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Şiilerden bir grup, Allah&rsquo;ın Masum İmamlara (a.s) yaratma ve rızık verme kudretini verip- vermediği konusuna ihtilafa d&uuml;şm&uuml;şlerdi. Bir grup, yaratma ve rızık verme kudretinin devredilmesinin imak&acirc;sız olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; cisimleri Allah&rsquo;tan başka kimse yaratmazdı. Bir başka grupta, Allah&rsquo;ın İmamlara (a.s) yaatma ve rızık verme kuduretini verdiğini ve bu işi onlara devrettiği inancında idiler. Bu mesele &uuml;st&uuml;nde b&uuml;y&uuml;k ihtilaflar doğdu. Birisi, &ldquo;neden bu mesele i&ccedil;in Ebu Cafer Muhammed b. Osman Amri&rsquo;ye baş vurup ondan sormuyorsunuz? O hakkın ne olduğunu s&ouml;yler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; O İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın sefiri ve vasıtasıdır. Onların hepsi Ebu Cefer&rsquo;e m&uuml;racaa etmeyi ve s&ouml;z&uuml;n&uuml; kabul etmeyi kabul ettiler. Meseleyi yazıp, ona yolladılar. İmam Zaman (a.s)&rsquo;dan O&rsquo;na şu nalam da bir mektup geldi: &ldquo;Ş&uuml;phesiz ki yanlız Allah cisimleri yaratmakta ve rızıkları taksim etmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; O ne cisimdir, nede cisimde hal. Hi&ccedil; bir şey ona benzemez. O duyan ve bilendir. İmamlar (a.s) Allah&rsquo;tan istiyolar, O da yaratıyor. Onlar Allah&rsquo;tan istiyorlar, Allah&rsquo;tan İmamlar(a.s)&rsquo;ın hakkını y&uuml;celtmek ve isteklerini yerine getirmek i&ccedil;in kendisi rızık veriyor.&rdquo;<a href="#_ftn79" name="_ftnref79" title="">[79]</a></p>
<p>
	Muhammed b. Osman&rsquo;ın vasıtasıyle gelen mektuplerın bazılarını nakledersek &uuml;steki konu daha iyi anlaşılacaktır.</p>
<h2>
	1- İSHAK BİN YAKUB&rsquo;A MEKTUB</h2>
<p>
	&Ouml;nemli mektuplardan birisi Muhammed b. Osman&rsquo;ın vasıtasıyla İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın İshak b. Yakub&rsquo;a yazdığı mektuptur. Bu mektupta &ouml;nemli konulara değinilmiştir. Daha &ccedil;ok toplumsal meseleler ele alınmıştır. Bu y&uuml;zden &ouml;nemli bir yere sahiptir. Bu mektupta, halkın b&uuml;y&uuml;k ğaybetteki vazifeleri belirlenmiş, ğaybetin sebebi a&ccedil;ıklanmış ve bazılarının kimliği a&ccedil;ıklanmıştır.</p>
<p>
	&Ouml;nemine binaen bu m&uuml;barek mektubu burada naklediyoruz:</p>
<h3>
	ESEDİ&#39;NİN SORULARI<a href="#_ftn80" name="_ftnref80" title=""><strong>[80]</strong></a></h3>
<p>
	<em>Ebu&#39;l Hasan Muhammed bin Cafer-i Esed&icirc; ş&ouml;yle diyor: Şeyh Ebu Caferi Muhammed bin Osman-i Amr&icirc; Allah ruhunu mukaddes kılsın- tarafından, Sahib-uz Zaman&#39;a (a.f) sorulan soruların cevabında bana ulaşan mektuplardan biri de şudur:</em></p>
<p>
	G&uuml;neşin doğuş ve batışında namaz kılmak hakkındaki sorduğun soruya gelince, eğer durum -g&uuml;neşin şeytanın iki boynuzu arasından doğup batması- halkın dediği gibi olursa, şeytanın burnunu, namazdan daha iyi yere s&uuml;rtecek ne var ki. &Ouml;yleyse namaz kıl ve şeytanın burnunu yere s&uuml;r.</p>
<p>
	Bize vakfedilen veya bize mahsus kılınıp sonra sahibinin ona ihtiya&ccedil; duyduğu mesele hakkındaki sorduğun soruya gelince; teslim edilmeyen her şeyde sahibi muhtardır (isterse kendisine g&ouml;t&uuml;r&uuml;r, isterse teslim eder). Ama teslim ettiği malda, ister muhta&ccedil; olsun, ister muhta&ccedil; olmasın, ister ona ihtiya&ccedil; duysun, ister duymasın artık yetkisi yoktur.</p>
<p>
	Bizim malımızdan elinde bulunanı helal bilen ve bizim emrimiz olmaksızın kendi malında tasarruf ettiği gibi o malda tasarruf eden kimse hakkındaki sorduğun soruya gelince:</p>
<p>
	Kim, bizim emrimiz olmaksızın, o malı kendi malı gibi harcarsa mel&#39;undur; ve kıyamet g&uuml;n&uuml; biz onun hasmı olacağız. Nitekim Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: &quot;Kim Ehl-i Beytimden Allah&#39;ın haram kıldığı şeyi helal sayarsa, benim dilimle ve duası kabul olan her peygamberin diliyle lanete uğramıştır.&quot; &Ouml;yleyse kim bize zulmederse, bize zulmeden zalimlerin sırasında yer alacak ve Allah&#39;ın laneti onun &uuml;zerine olacaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah Teala buyurmuştur ki: &quot;Bilin ki, Allah&#39;ın laneti zalimlerin &uuml;zerinedir.&quot;</p>
<p>
	S&uuml;nnet edilmesi gereken deri, s&uuml;nnet ettikten sonra tekrar &uuml;zarsa yine s&uuml;nnet edimeli midir? diye sordug&uuml;n soruya gelince; O derinin kesilmesi gerekir. Zira yery&uuml;z&uuml; kırk g&uuml;n, s&uuml;nnet edilmeyenin idrarından Allah&#39;a feryad (şikayet) edir.</p>
<p>
	&quot;Namaz kılanın &ouml;n&uuml;nde ateş, fotoğraf, kandil olursa onun namazı doğru mudur? Halk bu meselede ihtilaf etmiştir&quot; diye sorduğun meseleye gelince; Putlara ve ateşe tapmayanların evlatlarından olursa ateş, fotoğraf ve kandilin karşısında namaz kılmasının sakıncası yoktur. Ama puta ve ateşe tapanların evlatlarının bunların karşısında namaz kılmaları c&acirc;iz değildir.</p>
<p>
	Bir adamın, bize ait olan araziyi, m&uuml;kafat kazanmak ve bize yakın olmak i&ccedil;in onu onarmasının ve yaptığı masrafı &ccedil;ıkardıktan sonra geri kalanı bize g&ouml;ndermesinin caiz olup olmaması hakkındaki sorduğun soruya gelince:</p>
<p>
	Başkasının malında, onun izni olmaksızın tasarruf etmek c&acirc;iz değildir; o halde bizim malımızda iznimiz olmaksızın tasarruf etmek nasıl c&acirc;iz olabilir? Kim bizim emrimiz ve iznimiz olmaksızın malımızda tasarruf ederse, Allah&#39;ın ona haram kıldığı şeyi helal saymıştır. Yine kim haksız yere bizim malımızdan bir şey yerse, ateş yemiş gibidir, yakında da cehennem ateşine atılacaktır&#8230;&quot;</p>
<h3>
	İSHAK BİN YAKUB&#39;A MEKTUBU</h3>
<p>
	<em>Muhammed bin Yakub-i Kuleyn&icirc;, İshak bin Osman-i Amri&#39;den, sorduğum zor meseleleri i&ccedil;eren mektumu Hz.Sahib-uz Zaman&#39;ın huzuruna ulaştırmasını rica ettim. Mektubumun cevabı, mevlamız Sahib-uz Zaman (a.s)&#39;ın kendi hattıyal bana ulaştı.<a href="#_ftn81" name="_ftnref81" title=""><strong>[81]</strong></a></em></p>
<p>
	<em>Mektubun cevabı ş&ouml;yledir:</em></p>
<p>
	&quot;Akraba ve amcoğullarından beni inkar etmeleri hakkındaki sorduğun soruya gelince; -Allah seni hidayet edip direnişli kılsın- bilmelisin ki, Allah&#39;la hi&ccedil; kimse arasında akrabalık bağı yoktur. Kim beni inkar ederse benden değildir; onun yolu, Nuh&#39;un oğlunun yoludur. Amcam Cafer ve oğlanlarının yolu (ve tutumu)na gelince, onların yolu Yusuf (a.s)&#39;ın kardeşlerinin yoludur.</p>
<p>
	Biraya gelince, onun i&ccedil;ilmesi haramdır. Ama şalgam suyunun i&ccedil;ilimesinin sakıncası yoktur.</p>
<p>
	Sizin mallarınıza gelince; onları kabul etmemiz p&acirc;k olmanız i&ccedil;indir. &Ouml;yleyse isteyen versin istemeyen vermesin. Allah&#39;ın bize verdiği; size veridiğinden daha hayırlıdır.</p>
<p>
	Ferecin (zuhurun ger&ccedil;ekleşmesiyle hasıl olacak kurtuluşun) ortaya &ccedil;ıkmasına gelince; o, Allah&#39;ın iradesine bağlıdır. Zuhur i&ccedil;in vakit belirleyenler yalan s&ouml;yl&uuml;yorlar.</p>
<p>
	İmam H&uuml;seyn (a.s)&#39;ın &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmediğini sananın s&ouml;z&uuml;ne gelince; onun bu s&ouml;z&uuml;, k&uuml;f&uuml;r (hakkı gizleme) yalan ve sapıklıktır.</p>
<p>
	Vuku bulan vakıalara gelince; o vakıalarda, hadiselerimizi rivayet edenlere m&uuml;racaat ediniz. Zira onlar, sizlere olan h&uuml;ccetimdir, ben de Allah&#39;ın onlara olan h&uuml;ccetimdir, ben de Allah&#39;ın onlara olan h&uuml;ccetiyim.</p>
<p>
	Muhammed bin Osman-i Amriv&icirc;&#39;ye gelince; -Allah ondan ve babasından razı olsun- O benim g&uuml;vendiğim şahıstır, onun yazısı benim yazımdır.</p>
<p>
	Muhammed bin Ali bin Mehziyar-i Ehvazi&#39;ye<a href="#_ftn82" name="_ftnref82" title="">[82]</a> gelince; yakında Allah onun kalbini d&uuml;zeltecek ve ş&uuml;pheyi ondan giderecektir.</p>
<p>
	Bize g&ouml;nderdiğin şeye gelince; biz ancak p&acirc;k ve tertemiz olanı kabul ediyoruz. Muganniye cariyenin semeni haramdır.</p>
<p>
	Muhammed bin Şazan bin Neim&#39;e gelince; o biz Ehl-i Beyt&#39;in şialarındandır.</p>
<p>
	Ebu&#39;l Hattap Muhammed bin Eb&icirc; Zeyneb-i Ecda&#39;ya gelince; o mel&#39;undur; onun ashabı da mel&#39;undur. Onunla aynı fikire sahip olanlarla oturup kalma. Ben onlardan beriyim, babalarım (a.s) da onlardan berildirler.</p>
<p>
	Bizim malımızı ellerinde bulunduranlara gelince; kim onlardan bir şeyi halal bilip yerse ateş yemiştir.</p>
<p>
	Humusa gelince; humus şialarımız i&ccedil;in halal kılınmıştır. Zuhur edeceğimiz vakte kadar, veladetleri p&acirc;k ve temiz olması i&ccedil;in onlara halal edilmiştir.</p>
<p>
	Allah&#39;ın dininde ş&uuml;phe eden kavmin, bize g&ouml;nderdikleri şeylerden dolayı pişman olmalarına gelince: Geri &ccedil;evrilmesini isteyenlerin malını geri &ccedil;evirdik, bizim şekkakların (&ccedil;ok ş&uuml;phe edenlerin) malına ihtiyacımız yoktur.</p>
<p>
	Gaybetin vuku bulmasının nedenine gelince; Allah buyuruyor ki: &quot;Ey iman edenler! Size a&ccedil;ıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın&quot;. Babalarımdan her birinin boyunda, zamanlarındaki tağutların bey&#39;ati vardı, ama ben &ouml;yle bir zaman kıyam edeceğim ki, tağutlardan hi&ccedil; birinin bey&#39;at boynumda olmayacaktır.</p>
<p>
	Benim gaybetim d&ouml;neminde benden faydalanmak ya gelince; bu d&ouml;nemde benden faydalanmak, bulutlarla &ouml;rt&uuml;len g&uuml;neşten yararlanmaya benzer. Ben yery&uuml;z&uuml; ehl-i i&ccedil;in kurtuluş ve emniyet vesilesiyim. Nitekim yıldızlar da g&ouml;k ehli i&ccedil;in emniyet vesileleridir. &Ouml;yleyse sizi ilgilendirmeyen şeyleri sormayın. Sizden istenilmeyen şeyleri g&ouml;rmek i&ccedil;in kendinizi zahmete d&uuml;ş&uuml;rmeyin. Ferecin &ccedil;abuk olması i&ccedil;in &ccedil;ok dua ediniz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dua sizin ferecinizdir (Kurtuluşunuzdur).</p>
<p>
	Ey İshak bin Yakup (Allah&#39;ın) selamı sana ve hidayete tabi olanlara olsun.&quot;</p>
<h2>
	Yalanci Naiplerin &Ccedil;alişmalarinin Başlamasi</h2>
<p>
	İleride de g&ouml;r&uuml;leceği gibi, yalancıların naiplik iddia etmeleri, ikinci naip Muhammed b. Osman&rsquo;ın zamanında başlamıştır.</p>
<p>
	Birinci naip Osman b. Said&rsquo;in zamanında, yoldan &ccedil;ıkanlar, &ccedil;eşitli sebeplerden dolayı &ccedil;alışma yapamamışlardı. Bu y&uuml;zden bu d&ouml;nemde yalancıların naiplik iddiasında bulunma konusu g&uuml;ndem de değildi. Olsaydı da &ccedil;ok zayıf bir şekilde vardı ki hissedilmemekteydi. Bu d&ouml;nemde İshak-ı Ahmer ve Baktani gibilerin olma ihtimali varsa da bunların ikinci d&ouml;nemde oldukları ihtimali de vardır.</p>
<p>
	Yalancı naiplerin birinci naibin d&ouml;neminde&nbsp; olmamalarının &ccedil;eşitli sebepleri vardır:</p>
<p>
	1- Osman b. Said tanınmış ve g&uuml;venilir şialradan idi. Daha &ouml;ncede değindiğimiz gibi O, k&uuml;&ccedil;&uuml;k ğaybetten &ouml;nce hem İmam Hadi (a.s)&rsquo;ın, hem İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın vekilleri idi. Hatta bazılarına g&ouml;re İmam Cevad (a.s)&rsquo;ında vekili idi. İmamlar (a.s)&rsquo;ın yanında yıllarca kaldığı i&ccedil;in şiilerin i&ccedil;inde &ouml;nemli bir yere sahipti. Bu y&uuml;zden yalancılar Onun zamanında varlıklarını g&ouml;stermediler.</p>
<p>
	2- Siyasi ve i&ccedil;timai şartlar kimsenin yalan yere niplik iddia etmesine m&uuml;sait değildi. Ğaybet-i Suğra&rsquo;nın ilk zamanlarında Abbasiler b&uuml;t&uuml;n imkanlarıyla İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ı ve yaranlarını bulup, onları &ouml;ld&uuml;rmek istediklerinden, Osman b. Said&rsquo;den başka kimse &ouml;l&uuml;m&uuml; g&ouml;ze alamıyordu. Bu y&uuml;zden Onun bu d&ouml;nemde ki naipliği b&uuml;y&uuml;k cihaddan sayılıyordu.</p>
<p>
	3- İmam (a.s)&rsquo;ın halkla olan irtibatının naiplerinin vesilesiyle olduğu, halkın i&ccedil;ine tam olarak yerleşmemişti. Halkın b&ouml;yle bir şeye adet edebilmesi i&ccedil;in zamanın ge&ccedil;mesi gerekiyordu. Bu da birinci d&ouml;nemde ger&ccedil;ekleşiyordu. Yalancılar, halkın b&ouml;yle birşeye adet edindiklerini g&ouml;rd&uuml;klerinde kendilerinin naip olduğu iddia etmeye başladılar.<a href="#_ftn83" name="_ftnref83" title="">[83]</a></p>
<p>
	İkinci naip Osman b. Said&rsquo;in d&ouml;neminde İmam (a.s)&rsquo;ın vekili olduklarını iddia eden yalancılar şunlardır:</p>
<p>
	1- Ebu Muhammed Hasan şerii</p>
<p>
	2- Muhammed b. Nusayr Numeyri</p>
<p>
	3- Ahmed b. Hilal Abartai</p>
<p>
	4- Ebu Tahir Muhammed b. Ali b. Bilal.</p>
<p>
	5- Ebubekr Muhammed b. Ahmed b. Osman. Ebubekr Bağdadi diye meşhurdu. Muhammed b. Osman&rsquo;ın kardeşinin oğluydu.</p>
<p>
	6- H&uuml;seyin b. Mensur Halla&ccedil; . H&uuml;seyin b. Mansur&rsquo;un yalan yere naipliğini iddia ettiği s&ouml;yleniyor. Ama O sofilerdendi. Fakat Şeyhin &ldquo;el -Ğaybet&rdquo; adlı eserinde naklettiği mektuplar onun da naiplik iddiasında bulunduğunu g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	H&uuml;seyin b. Mansur&rsquo;un hakkında bir &ccedil;ok s&ouml;z vardır. Biz sadece İmam Mehdi (a.s)&rsquo;a ait olanları beyan edeceğiz.</p>
<p>
	7- Şelmeğani, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; naib H&uuml;seyin b. Ruh&rsquo;un zamanında yalan yere naiplik iddia edenlerdi.</p>
<h2>
	Ebu Muhammed Hasan Şerii</h2>
<p>
	Şeyh Tusi onun hakkında ş&ouml;yle diyor: ilk olarak yalan yere Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın naibi oldğunu iddia eden şahıs, Şerii diye tanınan birisiydi. Alimlerden bir grup Ebu Muhammed Telakubra&rsquo;dan O&rsquo;da Ebu Ali Muhammed b. Hamanam&rsquo;dan, şeriinin k&uuml;nyesinin Ebu Muhammed olduğunu naklediyorlar. Telakubra ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Adının Hasan olduğu zannediyorum. O, İmam Hadi (a.s)&rsquo;ın, O&rsquo;ndan sonra da İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın sahabelerinden sayılıyordu.</p>
<p>
	İlk olarak Allah&rsquo;ın kendisine vermediği makamı ilan eden o idi. O bu makama layıkta değildi. Allah&rsquo;a ve O&rsquo;nun h&uuml;ccetlerine yalan s&ouml;yleyen ilk O idi. Onların makamına yakışmayan şeyleri nisbet vermişti. Onlar bundan uzaktırlar. Bu y&uuml;zden şiilerde onu melun bilip, ondan uzak durdular. İmam Zaman (a.s) onu lanet eden bir mektup yazdılar. Ebu Muhammed Telakubra ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&ldquo;Bu akidesineden sonra ve m&uuml;lhitliği a&ccedil;ığa &ccedil;ıkmaya başladı. Yalncılar &ouml;nce İmam (a.s)&rsquo;a iftira diyorlardı. Onlar ş&ouml;yle diyorlardı: &ldquo;Biz, İmamın vekilleriyiz. &ldquo;İmanları zayıf olan bazıları da onlara inanıp, alaka g&ouml;steriyorlardı. İşleri doruğa &ccedil;ıkıyordu. Ama sonunda &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;p gidiyorlardı. Onlardan bazılar Şelmeğani v.b. gibidirler, Lanetullahi aleyhim ecmain.&rdquo;<a href="#_ftn84" name="_ftnref84" title="">[84]</a></p>
<h2>
	2- Muhammed b. Nusayr Numeyri</h2>
<p>
	Ebu Abbas b. Nuh ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Ebu Nası Hibetullah b. Muhammed, bana, Muhammed b. Nusayr-i Numeyri&rsquo;nin İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın sahabelerinden olduğunu s&ouml;yledi. İmam (a.s) vefat ettikten sonra Muhammed b. Osman&rsquo;ın makamına sahip olduğu iddiasında bulunup, ş&ouml;yle diyordu: &ldquo;Ben Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın naibiyim.&rdquo; Ama Allah onu rezil etti. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;lhid ve cahilliği ortaya &ccedil;ıktı. Muhammed b. Osman&rsquo;da ona lanet edip, ondan uzak durdu. Kendisini ondan gizledi. Numeri Şarii&rsquo;den sonra yalan yere naiplik iddiasında bulundu.&rdquo;<a href="#_ftn85" name="_ftnref85" title="">[85]</a></p>
<h2>
	Muhammed b. Nusayr Numeyrinin Bozuk Akidesi</h2>
<p>
	Onun kafir ve ilhadi fikileri vardı. Bu fikirlerini halkın i&ccedil;ine yaymaya &ccedil;alışıyordu.</p>
<p>
	O peygamber olduğunu iddia ediyordu. Ve imam Hadi (a.s)&rsquo;ın onu bu makama se&ccedil;tiğini s&ouml;yl&uuml;yordu. Tenasuh inancına sahipti. İmam Hadi (a.s)&rsquo;ın Allah&rsquo;ına inanıyordu. Mahrem kadınlarla yakınlaşmayı caiz biliyordu Livatı helal etmişti. Numyeri b&uuml;t&uuml;n bunları tevazuyu ve&nbsp; fail&rsquo;in lezzet almasına sebep olacağını s&ouml;yl&uuml;yordu. O ş&ouml;yle diyordu: Allah bunların hi&ccedil; birini kullarına haram etmemiştir.<a href="#_ftn86" name="_ftnref86" title="">[86]</a></p>
<p>
	Onun taraftarları, ibadetleri terkedip, haramları helal sayıyorlardı. Onlar, &ldquo;Yahudilik haktır. Biz onlardan değiliz. Hırıstiyanlık haktır, biz onlardan değiliz.<a href="#_ftn87" name="_ftnref87" title="">[87]</a></p>
<p>
	Numeyriyye fırkası, Muhammed Nusayr Nurmeyri&rsquo;ye ait olan bir fırkadır. Onlar, İmam Hadi (a.s)&rsquo;ın zamanında O&rsquo;nun (a.s) İmametine inanıylardı. O&rsquo;ndan (a.s) sonra yoldan &ccedil;ıkıp, Muhammed b. Nusayr Numeyrinin peygamber olduğunu iddia ediyorlardı. Ve İmam Hadi (a.s)&rsquo;ın onu se&ccedil;tiğini s&ouml;yl&uuml;yorlardı.<a href="#_ftn88" name="_ftnref88" title="">[88]</a></p>
<h2>
	3- Ahmed b. Hilal Abartai (Hilali)</h2>
<p>
	Ahmed b. Hilal, birinci naibin vefatından sonra Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın ikinci naibi Muhammed b. Osman&rsquo;ın vekaletini indar edip, yoldan &ccedil;ıktı. O doğru yoldan &ccedil;ıkmadan &ouml;nce y&uuml;ksek bir şahsiyeti sardı. Ama yoldan &ccedil;ıktıktan sonra, İmam (a.s), H&uuml;seyin b. Ruh&rsquo;un vasırasıyla onu lanetleyen bir mektup yolladı. Ve şialara, ondan uzaklaşmasını emretti.<a href="#_ftn89" name="_ftnref89" title="">[89]</a></p>
<p>
	İmam (a.s)&rsquo;ın &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; naibi H&uuml;seyin b. Ruh, Abbası halifelerinden Muktadirin (H.K. 321&rsquo;de halife idi) zinadanında, şelmeğani hakkında bazı sabubelere mektup yolladı. İmam (a.s), Ahmed b. Hilal&rsquo;den de beri olduğu mektupta ş&ouml;yle belirtmiştir: &ldquo;Halka haber ver, biz ondan (şelmeğani) beriyiz. Nasıl ki onun benzerlerinden olan Şarili Numeyri,ltilali<a href="#_ftn90" name="_ftnref90" title="">[90]</a></p>
<h2>
	4- Muhammed b. Ali b. Bilal (Bilali)</h2>
<p>
	Muhammed b. Osman&rsquo;ın vekilliğine muhalif olanlardan bir diğeri, Ebu Muhammed b. Ali b. Bilal dir. Bilal diye meşhurdur. İmam (a.s)&rsquo;ın mallarını harcamış ve onları geri vermedi. İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın vekili olduğunu iddia ediyordu.<a href="#_ftn91" name="_ftnref91" title="">[91]</a></p>
<p>
	O, yoldan &ccedil;ıkmadan &ouml;nce 10 ve 11. İmamlarla (a.s) yakın irtibatı olup, &ouml;nemli vekillerden sayılıyordu. Rical alimleri onu &ccedil;ok &ouml;vm&uuml;şlerdi. Ama bu &ouml;vg&uuml;lerin hepsi yoldan &ccedil;ıkmadan &ouml;nceki zamana aitti. Ama &ouml;mr&uuml;n&uuml;n sonuna doğru nefsine ve şeytana uyup, ge&ccedil;miş b&uuml;t&uuml;n amellerini hi&ccedil; etti ve İmam (a.s)&rsquo;ın lanet ettiği insanların arasına girdi. O, yalan yere Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın vekili olduğunu iddia ediyordu.<a href="#_ftn92" name="_ftnref92" title="">[92]</a></p>
<h2>
	5- Ebubekir Bağdadi:</h2>
<p>
	Adı Muhammed b. Ahmed b. Osman&rsquo;dır. İkinci naib Muhammed b. Osman&rsquo;ın kardeşinin oğlu ve birinci naib Osman b. Saidin torunudur.</p>
<p>
	Amcası Muhammed b. Osman yoldan &ccedil;ıktığını biliyordu. Ama başkalarının haberi yoktu.<a href="#_ftn93" name="_ftnref93" title="">[93]</a>&nbsp;Bu y&uuml;zden, Muhammed b. Osman &ouml;zle sahabelerle oturup, İmamlar (a.s)&rsquo;ın s&ouml;z ve hadisleri &uuml;zerinde birbirleriyle sohbet ettiklerinde, Ebubekir Bağdadi i&ccedil;eriye girdiği zaman Muhammed b. Osman &ccedil;evresindekilere, &ldquo;Susun, bu gelen sizin dostlarınızdan değildir&rdquo; diyordu.<a href="#_ftn94" name="_ftnref94" title="">[94]</a></p>
<h2>
	6- N&uuml;seyin b. Mansur Halla&ccedil;</h2>
<p>
	O daha &ccedil;ok sofı fırkasına mensuptur. Elbette sofi alimlerinin onun hakkında &ccedil;eşitli d&uuml;ş&uuml;nceleri vardı. Bazıları onun kendi gruplarından olmayıp, teşeyy&uuml; olduğunu s&ouml;yluyorlar. O, halife Muktedirin mahkemesinde s&uuml;nni olduğunu, şii olmadığını itiraf etmektedir.</p>
<p>
	Şeyh Tusi gibi alimler, Onun naipliğini iddia eden yalancılardan olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlarsa, bunun anlamı onun şii olduğu ve velaketi kabul ettiği anlamında değildir. Aksine O, her fırka yada grupla onların inan&ccedil;larına g&ouml;re hareket ediyordu. Buy&uuml;zden şiilerin arasına geldiği zaman, onların vekalet inancından faydalanmıştır. Bu şekilde onlara n&uuml;fuz etmek istiyordu. &Ouml;yleyse, onun yalan yere naipliği iddia ettiğini kabul etsek bile, şii olduğunu kabul etmemiz gerekmiyor.</p>
<h2>
	İmam-I Zman (A.S)&rsquo;In İkinci Naibinin Gizli Şeylerden Haber Vermesi</h2>
<p>
	Daha &ouml;ncede değindiğimiz gibi, İmam Zaman (a.s)&rsquo;ın ikinci naibinin d&ouml;neminde (yaklaşık 562- 305 H.K. yılları arasında) bazıları İmam (a.s)&rsquo;ın ğaybetini fırsat bilip kendilerini İmam (a.s)&rsquo;ın naipleri olarak tanıtmışlardı. Bu şekilde i&ccedil;timai bir ş&ouml;hret ve makama kavuşup şiilerin İmam (a.s)&rsquo;a akıttıkları malları şer&rsquo;ı bir izinleri olmadan kullanmak istiyorlardı. Bu y&uuml;zden Muhammed b. Osmanın vazifelerinden biri, yalan yere naiplik iddiasında bulunanları yalanyıp, rezil etmek, kendi naipliğini ispat edip, şiilere bu konuda g&uuml;ven itimad vermekti. Muhammed b. Osman&rsquo;ın naip olduğuna dair delillerden birisi, Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın inayetiyle Mektuplar ve başka yollarla ğaybi haberler vermesiydi. B&ouml;ylece şiiler ona doğru y&ouml;neliyor ve g&uuml;venli bir şekilde ona yaklaşıyorlardı. Onunla işbirliği yapıp, &ouml;tekilerin yalancı olduklarında ş&uuml;phe etmiyorlardı.</p>
<p>
	Burada ikinci naibin naklettiği ğaybi haberlerden birini getiriyoruz:</p>
<p>
	Ebu Cafer Muhammed b. Osman&rsquo;ın kızı &Uuml;mm&uuml; Kulsum ş&ouml;yle diyor: Bir g&uuml;n, Kum ve &ccedil;evresinden, İmam (a.s)&rsquo;a verilmek &uuml;zere bir miktar malı Muhammed b. Osman&rsquo;ın yanına getirmişlerdi. Onların g&ouml;nderdikleri şahıs, Bağdat&rsquo;a gelip, g&ouml;nderilen malları Muhammed bi Osmana teslim ettikten sonra, geri g&ouml;necekleri sırada Muhammed b. Osman malları getiren şahısa ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Emanetlerden birisi kaldı, onu vermedin. O nerededir?&rdquo; O da: &ldquo;Efendim, yanımda bir şey kalmadı, hepsini verdim.&rdquo; Muhammed Osman&rsquo;da &ldquo;hayır vermedin. Bir şey daha var. Git yanında ne varsa ara. Ve sana ne verdiklerini d&uuml;ş&uuml;n.&rdquo; O adam da gidip bir ka&ccedil; g&uuml;n d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;, eşyalarını aradı ama bir şey bulamadı. Arkadaşlarınında haberi yoktu. Muhammed b. Osman&rsquo;ın yanına gelip, &ldquo;Bana ne verdilerse hepsini size teslim ettim, yanımda başka bir şey yoktur,&rdquo; dedi. Muhammed b. Osman ona ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Buyuruyorlar (Yani İmam Zaman (a.s) buyuruyor.): Filancının oğlu filancının verdiği iki takım savaş elbise elimize ulaşmadı.&rdquo;</p>
<p>
	O şahısta ş&ouml;yle cevap verdi: &ldquo;Evet efendim. Allah&rsquo;a and olsun &ouml;yledir. Ama şu anda onları nereye bıraktığımı bilmiyorum.&rdquo;</p>
<p>
	Sonra kaldığoı yere d&ouml;nd&uuml;. Yanında ne getirdiyse yeniden g&ouml;zden ge&ccedil;irdi. Arkadaşlarına da eşyalarını aramalarını s&ouml;yledi. Onlarda birşey bulamadı. Tekrar Muhammed b. Osman&rsquo;ın yanına geldi. Olayı O&rsquo;na anlattı. Muhammed b. Osman O&rsquo;na ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Buyuruyorlar (yani Hz. Mehdi (a.s) buyuruyorlar): &ldquo;Pamuk satan Filancının oğlu filanın yanıa git. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onun pamuk anbarına iki koli pamuk g&ouml;t&uuml;rm&uuml;şt&uuml;n. Onlardan birinin &uuml;zerine ş&ouml;yle ş&ouml;yle yazanı a&ccedil;. İki takım elbisenin orada olacağını g&ouml;receksin.&rdquo; O adam, Muhammed b. Osman&rsquo;ın s&ouml;zlerine &ccedil;ok şaşırmıştı. Hemen s&ouml;z&uuml; edilen yere gitti ve kolilerden işaretli olanı a&ccedil;tı. Pamukların i&ccedil;inde saklı olan elbiseler buludu. Onları alıp, Muhammed b. Osman&rsquo;ın yanına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. Ve O&rsquo;na teslim edip ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Onları tamamen unutmuştum; &ccedil;&uuml;nk&uuml; kolileri bağladığımda saklı kalsınlar diye pamukların i&ccedil;ine koydum.&rdquo;</p>
<h2>
	Muhammed b. Osman&rsquo;in Nakletiği Hadisler</h2>
<p>
	O&rsquo;nun niyabet s&uuml;resi uzun olduğu i&ccedil;in Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın doğumunda ğaybetine kadar olan d&ouml;neme ait bazı ger&ccedil;ekleri beyan edebilmişti. İmam Medi (a.s)&rsquo;ın hakkında ve daha başka konularda O&rsquo;ndan (a.s) hadisler nakletmiştir. Onlardan bazılarını aşağıda getiriyoruz. Bu hadislerden, Muhammed b. Osman&rsquo;ın hassas konumu e ağır vazifesi a&ccedil;ıkca anlaşılmaktadır.</p>
<h2>
	A) İkinci Naibin Mehdi (A.S)&rsquo;In Doğumuyla İlgili Hadisleri&nbsp; Nakletmesi</h2>
<p>
	1) Kıyas b. Esed ş&ouml;yle diyor: Muhammed b. Osman&rsquo;ın (a.s) yanında idim. O ş&ouml;yle diyordu. Hz. Mehdi (a.s) d&uuml;nyaya geldiği zaman başının &uuml;st&uuml;nden bir nur g&ouml;ğe y&uuml;kseldi. Sonra y&uuml;z&uuml;n&uuml; yere koyup, Allah&rsquo;a secde etti. Daha sonra başını kaldırıp ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Allah kesin olarak bildirdiki kendisinden başka ilah yoktur. Meleklerle, bilgi sahipleri de tam bir doğrulukla bunu bildiler, bildirdiler. O &uuml;st&uuml;n Tanrı&rsquo;dan, o h&uuml;k&uuml;m ve hikmet sahibinden başka tapacak yoktur. Allah katında din, ancak islam dinidir.&rdquo;<a href="#_ftn95" name="_ftnref95" title="">[95]</a>&nbsp;Sonra Muhammed b. Osman ş&ouml;yle ekledi: &ldquo;Hz. Mehdi (a.s) cuma g&uuml;n&uuml; d&uuml;nyaya geldi.&rdquo;<a href="#_ftn96" name="_ftnref96" title="">[96]</a></p>
<h2>
	B) İmam Mehdi(A.S)&rsquo;ın Adının S&ouml;ylenmesinin Haram Olduğu Hususunda Hadisler</h2>
<p>
	1- Muhammed b. Hammam ş&ouml;yle diyor: Muhammed b. Osman Amri (r.a)&rsquo;ın ş&ouml;yle dediğini işittim. İmam (a.s)&rsquo;ın kendi hattıyla ki ben hattını tanıyordum -bir mektup geldi (Yani Hz. Mehdi (a.s) onu&nbsp; yazmışlardı). O mektupta ş&ouml;yle yazılıydı: &ldquo;Kim bir toplulukta benim adımı s&ouml;ylerse, Allah&rsquo;ın laneti onun &uuml;zerine olsuln.&rdquo; Ebu Ali Muhammed b. Hammam ş&ouml;yle diyor: İmam (a.s)&rsquo;a ne zaman zuhur edeceği hakkında bir mektup yazdım. Ş&ouml;yle bir cevap geldi: &ldquo;Zuhur i&ccedil;in vakit tayin edenler yalancılardırlar.&rdquo;<a href="#_ftn97" name="_ftnref97" title="">[97]</a></p>
<p>
	2- Ali b. Sadaka-i Kummi ş&ouml;yle diyor: Muhammed b. Osman birşey sormadan bir mektup (Hz. Mehdi (a.s) tarafından ) geldi. İmam (a.s)&rsquo;ın ismini soranları aydınlatmak i&ccedil;in bir cevaptı, bu: (o mektupta ş&ouml;yle yazılı idi:) &ldquo;İsim konusunda ya susacak ve cenneti kazanacklar, ya da konuşup, cehennemi hakkedeckler.&rdquo; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İmam (a.s)&rsquo;ın ismini soranlar onu &ouml;ğrenip, yayacaklar. B&ouml;ylece (yayıldığında) O&rsquo;nun yerinide bilecek ve d&uuml;şmanların dikkatini oraya &ccedil;ekecekler.&rdquo;<a href="#_ftn98" name="_ftnref98" title="">[98]</a></p>
<p>
	Bu mektupta, İmam (a.s)&rsquo;ın isminin s&ouml;ylenmesinin haram olmasının sebebi beyan edilmiştir. Bu sebepten şu anlaşılmaktadır: İmam (a.s) &lsquo;ın adının s&ouml;ylenmesinin haram olması, belli bir zaman ve d&ouml;nem i&ccedil;indir. Bu d&ouml;nem, İmam (a.s)&rsquo;ın ismi yayıldığında, d&uuml;şmanın takibine sebep olacak ve O&rsquo;na (a.s) zarar verilecek olan d&ouml;nem ve zamandır. Ve o d&ouml;nem, k&uuml;&ccedil;&uuml;k ğaybet d&ouml;nemidir.</p>
<h2>
	C) Muhammed b. Osmanı&rsquo;ın İmam Mehdi (A.S)&rsquo;La G&ouml;r&uuml;şmeleri</h2>
<p>
	Muhammed b. Osman&rsquo;dan nakledilen bazı hadisler, onun İmam (a.s)&rsquo;ı hatta İmam(a.s) &ccedil;ocukken bile g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; İmameti d&ouml;nemindede g&ouml;r&uuml;şmeleri oduğunu g&ouml;stermektedirler. O hadislerden bazılarını aşağıda getiriyoruz:</p>
<p>
	1- Abdullah b. Cafer Himyeri ş&ouml;yle diyor: Muhammed b. Osman Amri (a.s) &lsquo;e ş&ouml;yle dedim: &ldquo;Ben, sizden, Hz. İbrahim (a.s)&rsquo;ın, Allah-u Teala&rsquo;dan sorduğu soruyu sormak istiyorum. &ldquo;An o zamanı da, hani İbrahim, rabbim demişti, &ouml;l&uuml;y&uuml; nasıl diriltirsin? Allah, inanmıyormusun demişti de İbrahim, evet, inanıyorum ama kalbim yatışsın, yakine ulaşsın demişti.&rdquo;<a href="#_ftn99" name="_ftnref99" title="">[99]</a>&nbsp;Bana s&ouml;yleyin Hz. Mehdi (a.s) g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z m&uuml;. Muhammed b. Osman&rsquo;da &ldquo;evet&rdquo; diye cevap verdi.</p>
<p>
	2- Cafer b. Muhammed b. Malik Fezzari ş&ouml;yle diyor: Muaviye b. Hakim, Muhammed b. Eyyub, b. Nuh ve Muhammed b. Osman (r.a) hepsi bana ş&ouml;yle dediler: İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunu ki kırk kişiydik, evinde bize g&ouml;sterip ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Ben de sonra bu İmamınız ve aranızda benim halifemdir. Ona itaat edin. Benden sonra dininiz konusunda ayrılığa d&uuml;şmeyin. Yoksa helakete uğrarsınız. Bilin bug&uuml;nlerden sonra artık onu g&ouml;rmeyeceksiniz.&rdquo;<a href="#_ftn100" name="_ftnref100" title="">[100]</a>&nbsp;Biz İmam Hasan Askeri (a.s) &lsquo;ın huzurundan ayrıldık ve birka&ccedil; g&uuml;n sonra d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;ler.<a href="#_ftn101" name="_ftnref101" title="">[101]</a></p>
<p>
	3- Abdullah b. Cafer Himeyeri ş&ouml;yle diyor! &ldquo; Muhammed b. Osman Amri (r.a) &lsquo;ın ş&ouml;yle dediğini işittim. &ldquo;Andolsun Allah&rsquo;a İmam Mehdi (a.s) her yıl hac zamanında Mekke&rsquo;ye gelmektedir. O halkı g&ouml;r&uuml;yor ve tanıyor. Halkta onu g&ouml;r&uuml;yor ama tanımıyorlar:&rdquo;</p>
<p>
	4- Abdullah b. Cafer Himyeri ş&ouml;yle diyor: Muhammed b. Osmandan ş&ouml;yle sordum: &ldquo;İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ı g&ouml;rd&uuml;n m&uuml;?&rdquo; O da ş&ouml;yle cevap verdi. &ldquo;Evet, son olarak Allah&rsquo;ın evinde (Mescid-ul Haram)&rsquo;da g&ouml;rd&uuml;m. İmam ş&ouml;yle buyuruyordu: &ldquo;Allah&rsquo;ın bana vaadettiği şey ger&ccedil;ektir.&rdquo;<a href="#_ftn102" name="_ftnref102" title="">[102]</a></p>
<p>
	5- Muhammed b. Osman ş&ouml;yle diyor: &ldquo;O Bab-ul M&uuml;stecar&rdquo;da Kabe&rsquo;nin perdesini tutmuş ve ş&ouml;yle buyuruyor halde g&ouml;rd&uuml;m: &ldquo;Allah&rsquo;ım benim vesilemle d&uuml;şmanlarından <a href="#_ftn103" name="_ftnref103" title="">[103]</a>&nbsp;intikam al.&rdquo;<a href="#_ftn104" name="_ftnref104" title="">[104]</a></p>
<p>
	Duay-ı Sumat&rsquo;ı Muhammed b. Osman nakletmiştir. Bu duayı Cuma g&uuml;nleri akşama yakın saatlerde okumak m&uuml;stahaptır. Merhum Şeyh Abbas Kummi ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Duay-ı Şebbur diye tanınan duay-ı Sumat&rsquo;ı cuma g&uuml;nlerinin akşama yakın saatlerinde okumak m&uuml;stehaptır. Bu meşhur dualrdandır. Ge&ccedil;miş alimler bu duaya &ccedil;ok &ouml;nem vermişlerdir. Şeyh Tusi &ldquo;Mısbah&rdquo;ta, Seyyid b. Tavus &ldquo;Cemal-ul Usbu&rdquo;da ve Kefaı-ni &ccedil;eşitli kitaplarında muteber senetlerle Muhammed b. Osman Amri (r.a)&rsquo;ten, İmam Bakır (a.s)&rsquo;dan ve İmam Cafer-i Sadık (a.s)&rsquo;dan nakletmişlerdir. Allame Meclisi bu duayı Bihar-ul Envar&rsquo;da<a href="#_ftn105" name="_ftnref105" title="">[105]</a>&nbsp;a&ccedil;ıklamalı bir şekilde nakletmiştir.&rdquo;<a href="#_ftn106" name="_ftnref106" title="">[106]</a></p>
<h2>
	Muhammed b. Osmanın (R.A) &Ccedil;alışma Metodu.</h2>
<p>
	&ldquo;B&rdquo; ve &ldquo;C&rdquo; gruplarında naklettiğimiz hadislerden şu anlaşılmaktadır: Muhammed b. Osman şiilerin y&ouml;nlendirilmesinde ve teşeyy&uuml; mezhebinin rehberliğinde bir &ouml;zel metoda sahipti.</p>
<p>
	Bu hadisler, O&rsquo;nun fikirlerini iki cephede odaklaştırdığını g&ouml;stermektedir. Bir taraftan vekiller ve şiilerin eminleriyle irtibatta ge&ccedil;ip, İmam (a.s)&rsquo;ın toplumdaki varlığını ve İmam Hasan Asker (a.s)&rsquo;ın halifesi olduğunu ispatlamaya &ccedil;alışmaktadır. Bu metod, O&rsquo;nun İmam (a.s)&rsquo;la olan g&ouml;r&uuml;şmelerini konu edinen rivayetlerden anlaşılmaktadır. O, &ccedil;eşitli yer ve zamanlarda, g&uuml;venilir şiilere İmam (a.s)&rsquo;ı defalarca g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; s&ouml;l&uuml;yordu. Bazı zamanlarda ise İmam (a.s)&rsquo;a ait bazı alametleri O&rsquo;nun (a.s) bulunduğu yerleri s&ouml;yl&uuml;yordu. B&ouml;ylece zihinlerde olan bazı ş&uuml;pheleri gidermiş oluyordu. &Ouml;te zamanın &ouml;zel şartlarını nazara alarak İmam Mehdi&rsquo; (a.s)&rsquo;ın adını s&ouml;ylememelerini istiyordu. Vekillerine defalarca İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın adını s&ouml;ylememelerini &ouml;ğ&uuml;tlemişti. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Abbasiler, 11. İmam (a.s)&rsquo;ın halifesi olamadığını zannediyorlardı. bu zanlarında da kalmalıydılar. Bunun faydası şuydu: Abbasiler, şiilerin rehberi yok biliyorlardı ve şiilerin rehbersiz kıyam etmeyeceğine inanıyorlardı. B&ouml;ylece şiilere zul&uuml;m tehlikesinden korumuş oldu. etmekten el &ccedil;ekecek ve onları katletmeye gerek duymayacaklardı.</p>
<h2>
	İkinci Naib&rsquo;in Vefati.</h2>
<p>
	Ebu Cafer Muhammed b. Osman H.K 305 yılında Camadi-ul Ahir ayının son g&uuml;n&uuml;nde vefat etti. Naiplik s&uuml;resi yaklaşık 40 yıl s&uuml;rd&uuml;. O, &Ouml;lmeden iki ay &ouml;nce vefatını haber vermişti. Kabri, Kufe yolunun başında, yaşadığı evin mahallesinde, annesinin kabrinin yanındadır.<a href="#_ftn107" name="_ftnref107" title="">[107]</a></p>
<h2>
	Eb&ucirc;l Kasım H&uuml;seyin b. Ruh N&ucirc;baht-i</h2>
<p>
	&ldquo;D&ouml;rt vekillerden biri olan&rdquo; &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; &ouml;zel vekil H&uuml;seyin b. Ruh-i Nubaht&icirc; dir. O Bağdat şi&acirc;ları arasında &ouml;zel bir ş&ouml;hrete sahip idi ve Muhammet b. Osman-ı Emrin&rsquo;in g&uuml;venip itimat etmiş oldğu şahıslardan biriydi.</p>
<p>
	Muhammed b. Osman &Ouml;l&uuml;m&uuml;nden iki &uuml;&ccedil; yıl &ouml;nce, bazı şiaları H&uuml;seyin b. Ruh-ı N&ucirc;baht&rsquo;ıya muracat ettirerek imam hakkı olan malları ve başka diyer malları ona g&ouml;t&uuml;rmelerini istedi. B&ouml;ylece onun imamı zaman (a.s) tarafından vekillk etmesi ortamını hazırlıyordu. ve her kim bu konuda ş&uuml;pheye d&uuml;şecek olursa onlara &ouml;zellikle vurgulamaktaydı ki bu emir İmamı Zaman (a.s) tarafından verilmiştir.</p>
<p>
	Başka rivayetlerden anlaşılan ki Muhammet b. Osman, İmamı Zaman (a.s)&rsquo;in emriyle &ouml;l&uuml;m&uuml;nden iki veya &uuml;&ccedil; yıl &ouml;nce, H&uuml;seyin b. Ruh-u kendisinin vekili olarak şilara tanıtmıştı. bu konunun olduk&ccedil;a &ouml;nemle vurgulandığı rivayetlerden muşahide edilmektedir.</p>
<p>
	Bu &ouml;zel vurgulamaların sebebi &ccedil;ok a&ccedil;ıktır; &ccedil;&uuml;nk&uuml; H&uuml;seyin b. Ruh hakkında İmam (a.s)&rsquo;lar tarafından onun g&uuml;venirliğini emin biri olduğu ve vekilliği hakkında deliller belirtilmemişti &ouml;te yandan Bağdat vekilleri arasında &ouml;yle şahıslar vardı ki dış g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte Muhammet İb&rsquo;ni Osman&rsquo;ın onlarla irtibatı daha bir fazla g&ouml;ze &ccedil;arpmaktaydı. Bu sebeple şiaların bir &ccedil;oğu H&uuml;seyin b. Ruh&rsquo;un vekilliğe se&ccedil;ilebileceğini tasavuur etmiyorlardı.</p>
<p>
	Onun hakkında zihinlerde bulunan ş&uuml;phelerin silinmesi i&ccedil;in, ikinci vekil onun imamı, zaman (a.s) tarafından vekilliğe se&ccedil;ilmiş olduğununu her fırsattan istifade ederek a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışıyordu. Bu konuyu daha bir g&uuml;zel şekilde a&ccedil;ıklayan hadislere deyinmek istiyoruz:</p>
<p>
	Ahmet b. ve Abdullah b. İbrahim N&ucirc;baht evlatlarından bir kurup ş&ouml;yle nakletmekteler:<a href="#_ftn108" name="_ftnref108" title="">[108]</a>&ldquo;Muhammet b. Osman&rsquo;ın ihtizarı sırasında şianın&nbsp; bazı tanınmış şahsiyetleri: Ebu Ali b. H&acirc;man, Ebu Abdullah b. Muhammet Katib, Ebu Abdullar Baptani, Ebu sehl İsmail b. Ali Nubhti ve Ebu Abdullah b. Vicna v.b toplanarak&nbsp; hep birlikte Muhammet b. Osmanın yanına giderek ş&ouml;yle sordular: Eğer sizin baaşınza bir şey gelecek olursa sizden sonra vekiliniz kimdir? Muhammed b. Osman: Benden sonra şu H&uuml;seyin b. Ruh bin Ebi Behri benim vekilim ve sizinle imam-ı zaman arasında o hazretin g&uuml;venip, emin ve itimat ettiği bir vekildir. Sizler meselelerinizde ona murac&acirc;t ediniz ve &ouml;nemli işlerinizde ona g&uuml;veniniz. Ben g&ouml;revli olduğum memurrietimi ona devr ediyorum.&rdquo;</p>
<p>
	3) Ebu Ali Muhammet bin Hemam ş&ouml;yle rivayet etmekte: &ldquo;Muhammed bin Osman&rdquo; -Allah ondan razı olsun- &ouml;l&uuml;m&uuml;nden &ouml;nce şianin ileri gelen b&uuml;y&uuml;klerini toplayarak ş&ouml;yle dedi: Eğer benim &ouml;l&uuml;m hadisem ger&ccedil;ekleşecek olursa, Benim vekilim H&uuml;seyin bin Ruh Nubehtı dir. Ben onu kendi yerime tain etmekle g&ouml;revlendirildim; sizlerde ona muracat ederek işlerinizde ona g&uuml;veniniz. (El gıybe 371. sayfa 341. Hadis- Biharul envar 51. cilt 355. sayfa) 4)</p>
<p>
	Cafer bin Muteyyil ş&ouml;yle belirtmekte:</p>
<p>
	&ldquo;Muhammed bin Osman&rsquo;ın -Allah ondan razı olsun- &ouml;l&uuml;m&uuml; esnasında onun baş ucunda oturmuştum ve onunla konuşarak soru sormaktaydım H&uuml;seyin bin Ruh ise onun ayak tarafında oturmaktaydı; O esnada Muhammed bin Osman bana d&ouml;nerek ş&ouml;yle buyurdu: Vasiyetlerimi H&uuml;seyin bin Ruha etmekle g&ouml;revliyim. Bu s&ouml;zden sonra ben yerimden kalkarak Ebul Kasım H&uuml;seyin bin Ruh un elinden tutarak kendi yerime oturttum ve kendim ayak tarafına ge&ccedil;tim.</p>
<h2>
	H&uuml;seyin Bin Ruhun Onaylanmasinda İmamı Zaman Tarafindan Verilen İlk Reman</h2>
<p>
	(El geybe 372. sayfa- 314. Hadis)</p>
<p>
	Ebul Abbas bin Nuh ş&ouml;yle belirtmektedir: Abuazdan Muhammed bin nefsin hattıyla ş&ouml;yle yazılmış olduğunu g&ouml;rd&uuml;m. O mukaddes şahs (İmamı zaman) tarafından H&uuml;seyin bin Ruh hakkında belirtilen ilk ferman şu şekildeydi: biz onu (H&uuml;seyin bin Ruh) tanımaktayız y&uuml;ce Allah t&uuml;m iyilikleri ve Rızayetini ona tanıttırsın ve Onu kendi yardımıyla saadete eriştirsin, onun amelinden haberimiz vardır o her y&ouml;n&uuml;yle bizim g&uuml;venip, emin bildiğimizdir. Onun bizim yanımızda makam ve derecesi vardır ki onu sadetmend etmektedir. Allah nimet ve ihsanını daha bir fazlalaştırsın&#8230;</p>
<p>
	bu emir ve nizane şavval Ayının altısında pazar g&uuml;n&uuml; 305 yılında verilmiştir. Bu yazılı emirden anlaşılmaktadır ki takriben ilk d&ouml;rt ayda H&uuml;seyin bin Ruh un imamı zamanla (a.s) yazılı irtibatları var idi.</p>
<h2>
	H&uuml;seyin Bin Ruhun İmamı Zamanın (A.S) Vekili Olarak G&ouml;reve Başlaması</h2>
<p>
	Ebu ceferi Emrinin &ouml;l&uuml;m&uuml;nden ve onun vasiyeti &uuml;zerine H&uuml;seyin Bin Ruhun imamı zaman (a.s)&rsquo;ın vekili olarak se&ccedil;ilmesinden sonra, Ebul Kasım H&uuml;seyin bin Ruh Bağdatta bulunan &ldquo;Darul Niyabe&rdquo; (vekil evine) gelerek resemen g&ouml;reve ge&ccedil;ince şianın ileri gelen şahsiyetleri onun etrafına toplandılar. Ebu ceferin hizmet&ccedil;isi olan &ldquo;zeka&icirc;&rdquo; Ebu ceferin Asası ve sandığının kilidi elinde olduğu halde gelerek dedi: Ebu cefer bana emrederek ded; beni toprağa verdikten ve Ebul Kasım benim yerime ge&ccedil;tikten sonra bu eşyaları ve i&ccedil;erisinde imam (a.s)&rsquo;ların m&ouml;h&uuml;r&uuml; olan bu sandığı ona teslim et. H&uuml;seyin bin Ruh akşama doğru yanında olan toplulukla birlikte &ldquo;Darul Niyabet&rsquo;ten&rdquo; ayrılarak hep birlikte Ebu cefer Muhammed bin Ali şelmağani&rsquo;nin evine gittiler (1)</p>
<p>
	H&uuml;seyin bin Ruh Bağdata ki on vekili ve diğer şehirlerde bulunan diyer vekilleri ile imam-ı zaman (a.s)&rsquo;ın vekilliği vazıfesine başladı. Mantıklı ve akıllı bir program ile dost d&uuml;şman arasında kendisini &ccedil;ok g&uuml;zel bir şekilde kabul ettirdi. Nubahti Ailesine yakınlığından ve onların Abbasiler y&ouml;netiminde g&uuml;&ccedil; ve Adamlarının olmasından ve diğer taraftan şiiliğe eğlimli ve şialardan yana olan, Fırat hanedanının bir &ccedil;oğunun devlet kademesinde olamsından dolayı ilk etaplarda devlet englellemeleriyle karşılaşmadı. &Ouml;te yandan Muhamed bin Osman &ouml;lmeden &ouml;nce onun kendisinden sonra vekil olduğunu bir &ccedil;ok yerde ısrarla belirtmesinden dolayı t&uuml;m şialar onun vekilliği hakkında en k&uuml;&ccedil;&uuml;k terdide kapılmadılar. Bundan dolayıdır ki onun zamanında yalan yere vekillik iddasında bulunanlara -Şelmağaniden hari&ccedil;- &ccedil;ok &ccedil;ok az raslamaktayız. Eğer olmuş olsalar dahi biraz d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;kten sonra H&uuml;seyin bin Ruh&rsquo;un vekilliğini inkar etmekten el &ccedil;ekmekteydiler.</p>
<p>
	H&uuml;seyin bin Ruh&rsquo;un kendisine ait g&ouml;revlileri vardı ki onların yardımıyla millet ve islam &uuml;lkelerinde bulunanlarla irtibatını sağlıyorlardı. Ahvazda onun milletle irtibatını sağlayan Muhammed bin Nefisti ki&nbsp; H&uuml;seyin bin Ruh&ucirc;n zamanında imam-ı zamanın ilk fermanı onun tarafından yayınlanmıştı. H&uuml;seyin bin Ali ve Cenna Nusebin de &ccedil;alışmaktaydıler. Mısırda da g&ouml;revli elamanları vardı. Azarbaycanda Kasım bin Ala&icirc; ve onun yardımıcısı Ebu&nbsp; Muhammed imran sonra oğlu Hasan Ali- &icirc; Hicder ve ondan sonra oğlu Hasan, Ebu Kasımın vekilleri oldular ve 312 yılına kadar Reyde Muhammed bin ceferi Esedi Razi ve Beleğ de Muhammed bin Hasan sirefi milletle H&uuml;seyin bin Ruh arasında irtibat sağlamadaydılar.(1)<a href="#_ftn109" name="_ftnref109" title="">[109]</a></p>
<h2>
	H&uuml;seyin Bin Ruh&rsquo;un Siyasi Yaşantısından B&ouml;l&uuml;mler</h2>
<p>
	&Ouml;nceden de belirmiş olduğumuz gibi H&uuml;seyin bin Ruhun, &ldquo;Nubahtı&rdquo; hanedanına mensub olmasından dolayı &ldquo;M&uuml;ktadir&rdquo; zamanında (295- 320) Abbesi y&ouml;netiminde &ouml;zel bir saygılığına sahip idi hatta onun kendisi bir zamanlar halifenin &ouml;zel veznadarıydı.<a href="#_ftn110" name="_ftnref110" title="">[110]</a></p>
<p>
	Onun Abbasi y&ouml;netimiyle olan irtibatı &ouml;yle bir şekildeydi ki vezirlerin deyişmesine g&ouml;re deyişmekteydi. Halifenin şahsen onunla bir ihtilafı yok idi zira asıl kudret vezirlerin elindeydi.<a href="#_ftn111" name="_ftnref111" title="">[111]</a>&nbsp;Halifenin kendisi pek &ouml;nemsenecek bir g&uuml;ce sahip değildi. &Ouml;zellikle &ldquo;M&uuml;ktedir&rdquo;in hilafeti d&ouml;neminde, M&uuml;ktedir k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta hilafete yetişmiş olduğu i&ccedil;in son kararı ya etrafında olanlar veya vezirler vermekteydiler. bu nedenle vezirlerin değişmesiyle siyasi ortamda değişmekteydi ve &ouml;nceki irtibat bozulup gitmekteydi ve ikinci bir siyaset uygulanmaya başlanıyordu bu sebeple H&uuml;seyin bin Ruhun siyasi yaşantısıda değişmekteydi, &ouml;yle ki bazen a&ccedil;ık bir halde faliyet etmekteydi, bazı zamanlar ise gizli bir şekilde yaşamaktaydı ve bazı zamanlar ise m&uuml;ktedirin zindanına d&uuml;şmekteydi. Sevinilecek bir durumdur ki şia ve s&uuml;nni&rsquo;nin tarih yazarları onun yaşantısını kaleme almışlar, bunun aksine birinci ve ikinci vekillerin yaşantıları tarihte kaleme alınmamıştır.</p>
<p>
	Merhum ikbal bu konuda ş&ouml;yle buyurmaktadır:</p>
<p>
	H&uuml;seyin bin Ruh vekilliğe se&ccedil;ildiği g&uuml;nden itibaren, Hamit bin Abbasın<a href="#_ftn112" name="_ftnref112" title="">[112]</a>&nbsp;vezirliğine kadar tam bir saygınlıkla ile Bağdatta yaşamaktaydı ve onun evi Amirlerin, şahsiyetli şahısların ve Azledilmiş vezirlerin gidip geldiği bir yerd idi.<a href="#_ftn113" name="_ftnref113" title="">[113]</a></p>
<p>
	&Ouml;nceden de belirtmiş olduğumuz gibi, Fırat hanedanı onun şahsına ve g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne ihtiram g&ouml;sterdikleri i&ccedil;in ve imamın mezhebinin takip&ccedil;ileri sayıldıkları i&ccedil;in bu hanedan iş başında bulundukları muddet i&ccedil;erisinde, hi&ccedil; bir kimse H&uuml;seyin bin Ruhu ve Ashabını rahatsız etmiyorlardı ve şialar ona vermekle g&ouml;revli oldukları malları her yandan ona getirmekteydiler. Ama Fırat hanedanının Hamit bin Abbas ve onun adamları tarafından g&ouml;revden alındı ve bu hanedanının Mallarını,&nbsp; k&ouml;lelerini ellerinden almaya başladılar bu sırada H&uuml;seyin bin Ruh olduk&ccedil;a zor anlar yaşadı bu konuyu tamamıyla tefsilatlı a&ccedil;ıklayan bir senet elimize ulaşmamıştır. Kesin olarak belirtmek gerkirse İmamın &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; vekilinin bu tarihten itibaren 317 yılına yanı hapısten &ccedil;ıkana kadarki yaşanıtısı tarihte a&ccedil;ıklanmamıştır. Tarih&ccedil;ilerin belirtmiş olduklarından &uuml;&ccedil; nokta &ccedil;ıkarmak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r:</p>
<p>
	1- H&uuml;seyin bin Ruh, Devlet mahkemesinin ondan belli bir mal istemesinden dolayı 312 yılında Hapise d&uuml;şt&uuml; onun hapıse d&uuml;şme yılını yani 312. Seneyi iki yoldan elde etmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r:</p>
<p>
	a) Şia alimlerinin rivayetleri şahitlik etmektedir ki H&uuml;seyin bin Ruh 312. yılının zi hecce Ayın Halife m&uuml;ktedirin y&ouml;ntemi esnasında hapiste bulunum aktaydı<a href="#_ftn114" name="_ftnref114" title="">[114]</a></p>
<p>
	b) O hapiste beş yıl kaldı<a href="#_ftn115" name="_ftnref115" title="">[115]</a>&nbsp;317. yılının Muharrem ayında hapisten &ccedil;ıktı<a href="#_ftn116" name="_ftnref116" title="">[116]</a>&nbsp;317&rsquo;den beş yıl &ccedil;ıkarılınca 312 yılı &ccedil;ıkan netice olmaktadır.</p>
<p>
	2- H&uuml;seyin bin Ruh bir sure gizli şekilde yaşadı. O bu m&uuml;ddet zarfında ibnul Ezagır lakabıyla meşhur olmuş olan Ebu Cefer bin Ali şelmağani yi kendi yerine vekil olarak atadı. Şelmağani onunla şiaları arasında vasıta ve el&ccedil;i durumundaydı.<a href="#_ftn117" name="_ftnref117" title="">[117]</a>&nbsp;Anlaşılan onun gizli şekilde yaşaması hapise d&uuml;şmeden &ouml;nce başlamış &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu tarihten &ouml;nce şelmağanı ger&ccedil;ek akıde &uuml;zerinde bulunmaktaydı ve o zamana kadar imamet yolunun tersine gidip peygamberlik iddasında bulunmamıştı onun doğru yoldan sapması 312 yıllarına denk gelmektedir ve aynı şekilde 312. yılın zihacce ayında H&uuml;seyin bin Ruh onun lanetli biri olduğunu ilan etmiştir. <a href="#_ftn118" name="_ftnref118" title="">[118]</a></p>
<p>
	H&uuml;seyin bin Ruh hapisten kurutulduktan sonra, Bağdata eskiden&nbsp; oluğu gibi izzet ve ihtiram ile şiaların işlerini hal etmkle meşgul olmaktaydı<a href="#_ftn119" name="_ftnref119" title="">[119]</a>&nbsp;ve imamiye olanlar ellerinde bulunan malları ona g&ouml;t&uuml;rmekteydiler ve aynı şekilde Nubahti ailesine mensup olan bir ka&ccedil; kişi &ouml;rneğin Ebu Yakup İshak bin İsmail (vefat 322 yılında) ve Ebul H&uuml;seyin Eli bin Abbas (244- 324) ve Ebu Abdullah H&uuml;seyin bin Ali Nubahtı (vefat 326) Halifelik ve Askeri &ccedil;evrede &ouml;nemli makamlar elde etmişlerdir. Bu y&uuml;zden hi&ccedil; kimse Ebul Kasım H&uuml;seyin bin Ruhu zorluğa d&uuml;ş&uuml;recek sorunlar &ccedil;ıkaramıyordu aksine bu tarihlerde onun evi Bağdatın zengin şahıslarının, saray adamlarının ve eski vezirlerin gidip geldiği bir yer durumundaydı. Hatta onların bazıları Halifenin ve vezirlerin yanında işlerini y&uuml;r&uuml;tebilmek amacıyla H&uuml;seyin bin Ruhtan yardım istemekteydiler.</p>
<p>
	&Ouml;rneğin Ebu Ali bin M&ucirc;gle (b. Mugale 316- 318 h-k yıllarında M&uuml;ktedir&rsquo;in veziri idi.) 325 yılında ondan yardım diledi. H&uuml;seyin bin Ruh ise onun işini hal etmek amacıyla, b. Raib&rsquo;ın veziri olan Ebu Abdullah H&uuml;seyin bin Ali N&ucirc;baht&icirc;, ile sohbet etti ve Abdullah onu Ra&icirc;b&rsquo;ın yanına hakim olarak kabul ettirdi. (Bu konu ıhbar-ur Razi Billah ve Al Muttaki lillahi min Kitabul Evrag 87. sayfada nakl olunmuştur.)</p>
<h2>
	H&uuml;seyin Bin Ruh&rsquo;un İlmi Makamı</h2>
<p>
	İlk asrın tarih&ccedil;ılerinin ve ikinci Asrın hadıs alimlerinin a&ccedil;ıklamalarına g&ouml;re H&uuml;seyin bin Ruh Asrının dahisi ve dost d&uuml;şman arasında en bilgili şahıslardan sayılmaktaydı. Onun vekillik zamanlarında yapmış olduğu ilmi tartışma ve başkaları tarafından sorulan sorulara g&uuml;zel bir şekilde cevab vermesi o b&uuml;y&uuml;k şahsiyetin ilim derecesinin y&uuml;celiğini Tastiklemektedir. Rivayet y&ouml;n&uuml;nden onun ilmi boyutunu ele alıp a&ccedil;ıklayan bazı hadisleri nakl etmek istiyoruz.</p>
<p>
	1- Muhammed bin ibrahim bin ishak-ı Talıgani (Allah ona rahmet etsin) ş&ouml;yle yazmaktadır: Ben Şeyh Ebul Kasım H&uuml;seyin bin Ruh (r.a)in yanında, Aralarında Ali bin İsa Kasri&rsquo;nin de bulunduğu bir camaatla birlikte oturmuştuk ki bir şahıs kalkarak H&uuml;seyin bin Ruh&rsquo;a hitaben:</p>
<p>
	Sizden bir konu hakkında soru sormak istiyorum dedi.</p>
<p>
	H&uuml;seyin bin Ruh istediğini sor dedi.</p>
<p>
	O şahıs: Acaba imam H&uuml;seyin (a.s) Allah&rsquo;ın velisi miydi? Diye sordu.</p>
<p>
	H&uuml;seyin bin Ruh: Evet dedi.</p>
<p>
	O şahıs: Acaba Allah&rsquo;ın d&uuml;şmanını dostuna musallat etmesi doğrumudur? diye sorunca H&uuml;seyin bin Ruh ş&ouml;yle cevap verdi: Sana s&ouml;yleyeceklerimi&nbsp; dikkatle dinleyerek aklına yerleştirmeye bak! Bunu bil ki y&uuml;ce Allah (c.c) milletle a&ccedil;ık bir şekilde sohbet edip karşı karşıya konuşmaz. Onların cinsinden aynen onlar gibi beşer olan peygamberleri onlara g&ouml;nderir. Bunlar da &ouml;rt&uuml;l&uuml; bir şekilde Allah&rsquo;tan direktif alırlar. Peygamberlerin insanlardan beşeriyet a&ccedil;ısından hi&ccedil;bir farkları yoktur. Onlar da insanlar gibi yemek yemekyerler, pazarda y&uuml;r&uuml;rler&hellip; Ardından ş&ouml;yle s&ouml;ylediler: Sizler de bizim gibi beşersiniz. Sizlerden bir şey kabul etmeyiz, o nedenle &ouml;yle bir şey getirin ki biz onu yapmaktan aciz olalım ve b&ouml;ylece anlayalım ki siz bizlerden ayrı &ouml;zel bir şey g&ouml;rmektesiniz ki, bu şey bizim kudretimizin dışında bulunmaktadır. Y&uuml;ce Allah (c.c) da milletin yapmasından aciz olduğu mucizeyi onlara g&ouml;sterdi. Onlardan biri (Hz. Nuh (a.s)) m&uuml;cizesini tufan ile g&ouml;sterdi ki kavmi uyarıp korkuttuktan sonra ve mazeretlerini ortadan g&ouml;t&uuml;rd&uuml;kten sonra ger&ccedil;ekleşmiştir. Bu vesile ile hakka baş kaldıranlar sulara boğuldu. Diğeriyse; (Hz. İbrahim (a.s)) ateşe atıldı ama, ateş ona soğuk ve rahat bir yer oldu. Bir başkası ise; (Hz. Salih (a.s)) sert kayadan bir dişi deve &ccedil;ıkardı ki memelerinden s&uuml;t akmaktaydı. Bir diğeri ise; (Hz. Musa (a.s) Allah&rsquo;ın izniyle denizi par&ccedil;alayıp taştan &ccedil;eşmeler akıttı ve kuru ağa&ccedil; olan asasını canavara d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml; ve &nbsp;b&ouml;ylece asası sihirbazların t&uuml;m sihirlerini yuttu. Bir diğeri (Hz. İsa (a.s)) k&ouml;r olarak d&uuml;nyaya geleni ve pislik hastalığına muptela olanı iyileştirdi ve &ouml;l&uuml;y&uuml; diriltti. Millete evlerinde yemiş olduğu şeylerden stok edip depoladığı şeylerden haber vermekteydi. Onların sonuncusu ise; (Peygamberi Ekrem (s.a.a) ayı ikiye b&ouml;ld&uuml;. Hayvanlar, &ouml;rneğin deve, kurt v.b onunla sohbet etmekteydiler.</p>
<p>
	Peygamberler b&ouml;yle mucizeler getirdiler ve millet bu mucizeler karşısında aciz kaldı. Y&uuml;ce Allah (c.c) l&uuml;tuf ve hikmetiyle şunu &ouml;yle muhadder kılmıştı ki, peygamberlerini, b&ouml;yle mucize ve kudretlere sahip olmalarına rağmen bazen gaip bazen de mağlup etmekteydi. &Ouml;yle ki bazı yerlerde zafere ulaşır, bazı yerlerde ise yenilgiye uğrarlardı. Eğer y&uuml;ce Allah (c.c) her zaman onları zafere ulaştırıp yenilgiye uğratarak imtahan etmeyecek olsaydı millet onları&nbsp; ilah edineceklerdi ve onların belalar, imtahanlar ve sabırlar karşısındaki makam ve dereceleri belli olmazdı.</p>
<p>
	Bu sebeple y&uuml;ce Allah (c.c) bu hususta onları da diğer beşerler gibi karar kılmıştır ki, imtahan ve deneme anlarında başarılı olduklarını g&ouml;sterebilsinler ve d&uuml;şmanlarına karşı kazanmış oldukları &uuml;st&uuml;nl&uuml;k ve zaferlerde ş&uuml;kredenlerden &nbsp;olsunlar, her hallerinde tevazu etsinler, itaatsizlik ve zulmedenlerden olmasın. B&ouml;ylece kulları bilsinler ki onları yaradan bir Allah vardır, işlerinin konturolu o&rsquo;nun elindedir. Dahası o&rsquo;na ibadet edip tapsınlar ve g&ouml;ndermiş olduklarına itaat etsinler. Bu vesileyle hadlerini aşarak peygamberlik ve ilahlık iddia edenler i&ccedil;in veya inat edip Allah&rsquo;ın emrini g&ouml;rmezlikten gelerek g&uuml;naha koşanlar, melekler ve Allah&rsquo;ın peygamberlerinin onun tarafından getirmiş oldukları dini inkar edenler i&ccedil;in h&uuml;ccet tamamlanıp, bahane yolları kapansın ve sonu&ccedil;ta iyiyle k&ouml;t&uuml; ortaya &ccedil;ıkmış olsun.</p>
<p>
	&ldquo;&hellip; Fakat helak olanın, apa&ccedil;ık bir delil g&ouml;rerek helak olması, diri kalanın da gene apa&ccedil;ık bir delil g&ouml;rerek diri kalması i&ccedil;in Allah, olacak bir işi yerine getirmek &uuml;zere bunu b&ouml;yle yaptı ve ş&uuml;phe yok ki Allah, mutlaka her şeyi duyar, bilir.&rdquo; (Enfal s&uuml;resi 42. Ayet) Muhammed bin İshak &#8211; Allah ondan razı olsun- ş&ouml;yle s&ouml;ylemektedir: &ldquo;O g&uuml;nden bir g&uuml;n sonra Ebul Kasım H&uuml;seyin bin Ruhun hizmetine gittim; i&ccedil;imden kendi kendime: &ldquo;Acaba o, d&uuml;n s&ouml;ylediklerini kendisinden mi s&ouml;yl&uuml;yordu?&rdquo; diyordum. O esnada H&uuml;seyin bin Ruh&rsquo;un bana hitaben: &ldquo;Ey Muhammet bin ibrahim! Ben g&ouml;kten d&uuml;şerek u&ccedil;an kuşların yemi olmayı veya par&ccedil;alayıcı r&uuml;zg&acirc;rlara maruz kalmayı Allah dinin hakkında bir şeyi kendi nazarıma g&ouml;re s&ouml;ylemeye tercih ederim! Bu mesele başka bir yerden kaynaklanmaktadır, Allah&rsquo;ın H&uuml;cceti olan İmam-ı Zaman&rsquo;dan işittim.&rdquo; (El Gaybeh 324- sayfa 293. hadis &#8211; İsbatul Hidayet 1. cilt 117. sayfa, 168 hadis Kemalu Din 2. cilt 507. sayfa 37. Hadis.) (el Gaybeh 388. sayfa 353. Hadis)</p>
<p>
	Kel&acirc;m ilmi dalında &ldquo;T&uuml;rk Herui&rdquo; olarak tanınmış olan alimlerden biri, H&uuml;seyin bin Ruh&rsquo;tan ş&ouml;yle sordu: Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ın ka&ccedil; tane kızı vardır? H&uuml;seyin bin Ruh: &ldquo;d&ouml;rt tane&rdquo; diye cevap verdi:</p>
<p>
	-Bunlardan hangisi daha faziletliydi?</p>
<p>
	-Fatıma (a.s)</p>
<p>
	Ni&ccedil;in o; kızların en k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml; olması, dolayısıyla peygamberle irtibatı az olmasına rağmen ni&ccedil;in o daha faziletliydi?</p>
<p>
	&#8211; H&uuml;seyin bin Ruh: Fatıma (a.s)&rsquo;ın daha faziletli olmasının sebebi onun iki &ouml;zelliğinden dolayı idi ki o &ouml;zellikler onu &uuml;st&uuml;n kılmaktaydı. Onlardan birincisi Peygamber Ekrem (s.a)&rsquo;den miras alması. İkincisi ise peygamberi Ekrem (s.a.a)&rsquo;in soyunun Fatıma (a.s)&rsquo;dan devam etmiş olmasıdır. Y&uuml;ce Allah&rsquo;ın bunu ona vermesinin sebebi Fatıma (a.s)&rsquo;ın ne kadar halis ve temiz olduğunu bilmesindendir. T&uuml;rk Hervi ş&ouml;yle belirtmektedir: Bu konuyu H&uuml;seyin bin Ruh gibi &ouml;zet ve a&ccedil;ık bir şekilde a&ccedil;ıklayan kimse g&ouml;rmedim.&rdquo;</p>
<h2>
	H&uuml;seyin Bin Ruhun Keşif Ve Kerametleri</h2>
<p>
	Vekillerin faaliyet ve &ccedil;alışmalarından biri de şiaların vekillikleri hakkındaki şek ve ş&uuml;phe tozunu onların zihinlerinden temizlemeleri meselesiydi. Bu da bazı sırları ve alametleri a&ccedil;ıklamak veya M&uuml;racatta bulunanlara delil istedikleri zaman, imamı zaman (a.s)&rsquo; tarafından a&ccedil;ık deliller g&ouml;stermekten başka bir yolla ger&ccedil;ekleşmesi m&uuml;mk&uuml;n değildi ve &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; vekil olan H&uuml;seyin bin Ruh&rsquo;ta bu konuda istisna edilmez. Zira bu konuya değinen g&uuml;venilir kaynaklardan, nakl edilen ve &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; vekilin ve imamı zaman (a.s)&rsquo;ın şialarla olan irtibatlarını sergileyen eğitici ger&ccedil;ek olaylar vardır ki bir ka&ccedil;ını burada nakl etmekle yetineceğiz?</p>
<p>
	1- H&uuml;seyin bin Ali bin Babevey (Şeyh Saduk&rsquo;un kardeşi) ş&ouml;yle nakl etmektedir: Karamitelerin (ismailiye&rsquo;nin bir fırkasıdır) (311 H-P) yılında ziyarete gitmekte olan Hacılara hucum ettikleri yılı Hemşehrilerimden (Kumdan) olan bir kısım insanlar bana ş&ouml;yle nakl ettikler: Babam (Ali bin Babevey) (Allah ondan razı olsun) Ebul Kasım H&uuml;seyin bin Ruha bir mektup yazarak imamı zaman (a.s) in huzurundan Hacca gitmek amacıyla ona izin almasını istedi. O Hazret tarafından ş&ouml;yle emir geldi: Bu yıl gitme! Babam ikinci bir mektup yazarak haccının vacib olduğun halde ertleyebilirmiyiz diye ? sordu. Cevabı geldi: Eğer gitme mecburiyuetinde isen en sonda giden karvanla git.</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; babam en son Kervanla gittiği i&ccedil;in hucuma maruz kalmadı ama diyer karvanlarda bulunanların t&uuml;m&uuml; &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ler. (El ğeybe 270. hadis Biharul envar 51. cilt 293. sayfa 1. Hadis)</p>
<p>
	2- Ebu Cefer Muhammed bin Ali ul Esvet (r.a) ş&ouml;yle nakl etmektedir: &ldquo;Muhammed bin Osmanı Emrinin (r.a) &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra Ali bin H&uuml;seyin bin musa Babavey (şıh saduğun babası) benden Ebul Kasım Ruhi den İmamı Zaman (a.s)in ona (Ali bin babeveye) dua etmesini rica istedi ki y&uuml;ce Allah ona bir rica ettim, o ise İmamı Zaman (a.s)in hizmetine beyan etti. &Uuml;&ccedil; g&uuml;n sonra bana haber verdi ki imamı zaman (a.s)in Ali bin Babeveye dua ettiğini ve kısa zamanda Y&uuml;ce Allah ona bir erekek &ccedil;ocuk vererek onun sebebiyle millete manfatlar vereceğini ve ondan sonra başka evlatların geleceğinide buyurdu. Ebu Cefer Muhammet bin Esved ş&ouml;yle belirtmekte: H&uuml;seyin bin Ruhtan o hazeretin benim hakkımda da b&ouml;yle bir duada bulumasını istedim ama o benim ricamı kabul etmeyerek ş&ouml;yle buyurdu: Bu isteyin m&uuml;mk&uuml;n deyildir. Bu olaydan sonra aynı yıl i&ccedil;erindinde Ali bin Babevey in oğlu Muhammet (şıh saduk) ve ondan sonra ise diyer evlatları d&uuml;nyaya geldi ama bana evlat nasib olmadı. Şıh Saduk Ebu cefer bin Babavey ş&ouml;yle belirtmekte: &ldquo;Ebu cefer muhammd bin ali Esued (r.a) her vakt benim Muhammet bin Hesen bin Ahmet bin velidin ders toplantılarına gittiğimi ve ilmi kitapları okumaya karşı aşırı alakam g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; zaman ş&ouml;yle s&ouml;ylemekteydi. Senin ilme karşı b&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir alakan olması şaşılacak bir yer deyildir zira sen imamı zaman (Allah zuhurunu tez etsin) in duysıyla d&uuml;nyaya gelmişsin&rdquo;. <a href="#_ftn120" name="_ftnref120" title="">[120]</a></p>
<p>
	3- &ldquo;Ebu Ali Bağdadı&rdquo; olarak tanınan H&uuml;seyin bin Ali bin Muhammed K&ucirc;mm-&icirc; ş&ouml;yle belirtmekte: &ldquo;b. cavşir&rdquo; olarak meşhur olan bir şahıs Buhara, şehrinde bana o sıkke altın vererek onu Bağdata şıh Ebul Kasım H&uuml;seyin bin Ruha (r.a) mrememi s&ouml;yledi, bende onları alarak yala koyuldum &ldquo;Amvveye&rdquo;<a href="#_ftn121" name="_ftnref121" title="">[121]</a>&nbsp;yetiştiğim zaman bilmeyerek onlardan birini kayıp ettim Bağdata ulaştığım zaman onları teslim etmek amacıyla &ccedil;ıkardımda onlardan birinin kayıp olduğunu fark ettim o nedenle gidip aynı ağırlıkta bir altın sıkke alıp t&uuml;m&uuml;n&uuml; H&uuml;seyin bin Buhun &ouml;n&uuml;ne bıraktım. H&uuml;seyin bin Ruh eliyle benim Aldığım Altın sıkkeyi g&ouml;sererek ş&ouml;yle buyrdu: O kendi aldığını g&ouml;t&uuml;r; Zira kayıp etmiş olduğunu o sıke bize ulaştı, işte şurada sonra onu &ccedil;ıkararak bana g&ouml;sterdi g&ouml;rd&uuml;m ki ger&ccedil;ekten de benim yolda kayıp etttiğim altın sıkkesidir.</p>
<p>
	4- Ebu Abbas bin Nuh, Ebu Abdullah H&uuml;seyin bin surreyi Kummi den ş&ouml;yle rivayet etmektedir: &ldquo;(sgrur) siminde s&uuml;slenmi abid birini Ahvazdan g&ouml;rd&uuml;m ama nereli olduğunu unuttum. O ş&ouml;yle s&ouml;ylemkteydi: Ben lalı idim hi&ccedil; konuşamıyordum Amcam ve Babam &uuml;&ccedil; d&ouml;rt yaşlarımda beni şıh Ebul Kasım H&uuml;seyin bin Ruh&rsquo;un (Allah ondan razı olsun) yanına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler ve ondan dilimin A&ccedil;ılması amaciyle imamı zamanda duada bulunmasını istediler. H&uuml;syin bin Ruh: Sizin İmam H&uuml;seyin (a.s)in heremine &ldquo;Kerbeleya &ldquo; gitmeniz emir olundu. Ben amcam ve Babam Kerbalaya gittik, ziyaret amacıyla boy abdesti aldık ziyaret esnasında Babam ve Amcam serur! diye beni &ccedil;ağrıdılar bende Evet diye cevab verdim. Ebu Abdullah bin Sureh &ldquo;Serure&rdquo; nin sesinin kısık olduğunu Belirtmektedir.<a href="#_ftn122" name="_ftnref122" title="">[122]</a></p>
<p>
	Bizim itikatımıza g&ouml;re imamı zaman (a.s)in &ouml;zel vekilleri ki onlardan biride H&uuml;seyin bin Ruh tur o hazertle dierek bir irtibat i&ccedil;erinde bulunmaktaydılar. Bazı sırrı olan olayalar hakkında o hazertin izniyle haber vermek, bazı maslahatlardan dolayı idi bununda hi&ccedil; bir sakıncaıs bulunmamaktadır.</p>
<h2>
	H&uuml;seyin Bin Ruhun Vekillik D&ouml;nemi Ve Vefati</h2>
<p>
	H&uuml;seyin bin Ruh, Ebu cefer Muhammed bin Osman Emri nin vefatıyla 305 h-p yılında imamı zaman tarafından vekilliğe tayın olundu ve 326 h-p yılında a&ccedil;ıklayacağımız gibi d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;. Bu hesaba g&ouml;re onun vekillik &ouml;mr&uuml; takriben yirmi bir yıl devam etmiştir. Onun kabirinin Bağdata olduğunu kesindir Ama acaba bağdatin doğusundamı yoksa batısındamı bulunmaktadır ihtilaf edilmektedir. Şih Tusinin nak etmiş olduğuna g&ouml;re, onun kabri &ldquo;Nubahtiyada&rdquo; bulunmaktadır ve &ldquo;Nubahti&rdquo;da nakl olunan alemtlere g&ouml;re Bağdatin Batısında olması gerkemktedir. Ama g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Bağdatın Doğusunda bulunan kabir H&uuml;seyin bin Ruhun kabrinin alemtlerine &ccedil;ok benzemektedir. (Tarihi siyasiyi geybeti imam devezdehum 209. sayfa 82. dip notunda- Ayenuş El şia 6. cilt 21. sayfa)</p>
<h2>
	H&uuml;seyin Bin Ruh Ve Muhammed Bin Alişelamağani</h2>
<p>
	H&uuml;seyin bin Ruhun niyabetlik zamanında onun mukabilinde cephede olanlardan da biri &ldquo;b. Ebul ğzapir&rdquo; olarak meşhur olmuş olan Ebu cefer Muhammed bin Ali şelmağanıdır. O şelmağanın k&ouml;y&uuml;ne mensuptur. (El kelam 8. cil 290. sayfa -mucemul Edab 1. cilt 235. sayfa &#8211; El bab 2. cilt 206. sayfa) O ilk etapta şianın ileri gelen alimlerinden ve yakın Ashaptan biriydi (Risalı Necaşi 2. cilt 235. sayfa) ve Bağdatın katipleirindendi (Mucemu Edba 1. cilt 235. sayfa) ve olduk&ccedil;a kitap yazmıştır ilk olarak H&uuml;syin bin Ruhtan emir alıp onun mutilerinden sayılmaktaydı. Ama bir m&uuml;ddet sonra kıskan&ccedil;lık y&uuml;z&uuml;nden doğru yoldan sapıp mezheb deyiştirdi onun y&uuml;z&uuml;nden bir &ccedil;ok insan doğru yoldan saptılar. (El fihrist 305. sayfa Rical el ncaşi 2. cilt 293- 294. sayfalar.) Şıh Tusi &ldquo;Fıhrıst&rdquo; isimli kitabında ş&ouml;yle yazmakta Muhammed bin Ali şelmağani mekeni Ebu cefer ve &ldquo;B.l Esapr&rdquo; olarak s&ouml;hretlenmiş olduk&ccedil;a fazla rivayet ve kitapları vardır ilk etapta hak yolu se&ccedil;mtir sonra onu bırakarak sa&ccedil;ma sapan s&ouml;zler konuşmaya başladı &ouml;yleki Bağdadın halifesi onu tutuklayarak &ouml;ld&uuml;r&uuml;p dara astırdı. Neccaşi Rıcalında belirtmkededir ki ibnul Ezagır olarak tanınımış olan Ebu cefer Muhammet bin Ali Şelmeğani bizim b&uuml;y&uuml;k alimlerinizden sayılmaktaydı. Ama H&uuml;seyin bin Ruha karşı duymuş olduğu aşırı kin ve kıskan&ccedil;lık onun hak olan şia mezhebini bırakrak yanlış bir mezhebe y&ouml;nelmesine sebep oldu. Akibeti &ouml;yle bir yere ulaştı ki onun hakkında imammı zaman (a.s) in tarafından fermanı ilen edilmiştir. Zamanın halifeside onu &ouml;l&uuml;rerek dara astırdı. Şelmağanıyı lanetleyen ferman imamı zaman (a.s) tarafından H&uuml;seyin bin Ruh vasıtasıyla 312 h.p yılında o fermanı &ccedil;&uuml;nk&uuml; kendisi Abbası halifesi olan &ldquo;Muktedirin&rdquo; evinde kendisi Abbası halifesi olan &ldquo;Muhtedirin&rdquo; evinde zindanda olduğu i&ccedil;in Ebu Ali Muhammed bin Hamam&rsquo;a g&ouml;nderdi. O zamanda &ccedil;&uuml;nk&uuml; Muhammmet bin Hmam&rsquo;a g&ouml;nderdi. O zamanda &ccedil;&uuml;nk&uuml; H&uuml;seyin bin Ruh d&uuml;şmanların elinde zindanda olduğu i&ccedil;in imamı zaman (a.s) ın hizmetine bir mektup yazdı ve o hayreten fermanı yayınlamamak amacıyla izin istedi. Ama o hazret fermanın yayınlanma emrini verdi ve kimseden korkmamalarını istedi ayrıca o hazret kısa bir zamandan sonra &ouml;zg&uuml;r olacağı mujdesini verdi. (El geybe 410. sayfa)</p>
<h2>
	İhticaci Tebekside, Şelmağaninin Lant Fermani</h2>
<p>
	(El ihticac 2. cilt 474- 475. sayfalar- Elğeybe 410. sayfa.)</p>
<p>
	İlan et- (Allah senin &ouml;mrunu uzun ve her iyiliklerin sırlarını sana inayet etsin.) Dinlerine ve bağlılıklarına m&uuml;tmein olduğun kimselere ki Şelmağanı olarak meşhur olmuş olan Muhammet bin Ali Murted olup islam dininden &ccedil;ıkmıştır ve kafir olmuştur ve &ouml;yle şeyler iddia etmektedir ki Allahı inkardır ve Allaha yalan ve iftira atmaktadır ve b&uuml;y&uuml;k g&uuml;naha murtekib olmuştur. Onlar ki Allahtan y&uuml;z &ccedil;evirdiler, yalancıdırlar ve b&uuml;y&uuml;k bir sapıklığa d&uuml;şerek Allahın rahmetinden ayrılıp b&uuml;y&uuml;k bir zarara uğramışlardır.</p>
<p>
	Allah (c.c) ve onun peygamberinin huzurunda (şelmağanıden ) ilşkimizi kesip ondan bizar olduğumuzu ilan etmekteyiz; ona lanet etmekteyiz ve Aşıkarda gizlide her yerde her zaman Allah&rsquo;ın laneti onun &uuml;st&uuml;ne olsun ve (Allah&rsquo;ın laneti) onun takip&ccedil;ı olup destekleyenlere olsun ve aynı şekilde bu ilamı duyduktan sonra yinede onunla ilişkide bulunanlara olsun.</p>
<p>
	Bu sebeple onlara (imamiye vekillerine veya t&uuml;m şialara) haber ver ki biz onunla dosluğu kesip ondan uzaklaşmaktayız, nasıl ki onun gibileri olan şerie Nemiri, helali ve bilali v.b den edindigimiz tavir gibi ve biz Allah&rsquo;ın sunnetlerine razıyız.</p>
<p>
	Allah&rsquo;a g&uuml;venip ondan yardım diliyoruz o her işte bize yeterlidir ve en g&uuml;zel koruyucudur.&rdquo; Ebu Ali Muhammed bin Hmam, bu fermanı alıp t&uuml;m şianın şıhlarını ve b&uuml;y&uuml;klerini davet ederek onlara okudu sonra onun aynısını yazarak diyer şehirlere g&ouml;nderdi b&ouml;ylece t&uuml;m şia tayıfaları arasında ş&ouml;hret kazandı b&ouml;ylece her kes ona lanet okuyarak ondan uzaklaştılar.</p>
<h2>
	Şalmağaninin Davasi Ve Akidesi</h2>
<p>
	Şelmağanının davası ve Akaidi tam belli deyildir zira ondan ve onun takip&ccedil;ilerinden bizlere bir kayanak yetişmemiştir. Bu bir ger&ccedil;ektir ki Şelmağanı de aynen H&uuml;seyin bin Mensur Hellac gibi &ldquo;Hllevlye&rdquo; idi ve onun bir &ccedil;ok akaidi Hellacın Alkaidinden hi&ccedil; bir farkı bulunmamaktaydı ve şelmağanı bu y&ouml;nden Hellacın yolunu takip etmekteydi ve H&uuml;seyin bin Ruh a&ccedil;ık ve kesin bir şekilde onun Hellacın s&ouml;z&uuml;ne g&ouml;re hareket ettiğini belirtmektedir. (El geybe 405. sayfa)</p>
<p>
	Toplu bir şekilde Şelmağanının Akaidini aşağıda belirtilmiş olduğu gibi bir ka&ccedil; maddede &ouml;zetlemek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r:</p>
<p>
	1- Allah her şeyde o şeyin kapasitesine g&ouml;re ona rusuk etmede (girmede) ve Şelmağanı &ouml;yle bir kimsedir ki Allah&rsquo;ın t&uuml;m ruhu ona rusuk etmiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; şelmağanı bu konuda Mesihe ve Hellaca benzetilmitir onu Ruhul kudus (El firepu bey nul firep 265. sayfa- Asa rul Bagiye 214. sayfa) ve Mesih (Mucemul Adab 1. cilt 243. sayfa) ve Hellac (mucemul Adab 1. cilt 235. sayfa -Elgeybe 405. sayfa) diye anılmıştır, lakaplandırlmıştı.</p>
<p>
	2- Onun Akidesine g&ouml;re Melaike o kimselerdi ki Nefsin dizginini eline ge&ccedil;irip hakkı tanıyıp g&ouml;rendir. Cennet onu tanıyıp ve onun mezhebine g&ouml;re hareket edenlerindir. Cehennem se o toplulugu tanımamak ve onun yolunda d&ouml;nenlerindir.</p>
<p>
	3- &ldquo;Azagirye&rdquo; Namaz orucu ve boy abdestını terk etmeye itikatlari vardı ve s&uuml;nnet doğrultusunda evlenmezlerdi ve t&uuml;m kadınları kendilerine helal saymaktaydılar.</p>
<p>
	4- Şelağanı&rsquo;nın &ouml;nemli Alidesinden biride onun zıtta (karşıta) ya İblise akıdesidir yani o idda etmekteydi ki Allah zıttın vucudunu yaratt ta onun vasıtasıyla onun muhalifliği anlaşılsın ve hatta &ldquo;Zıtlar&rdquo;ın makamları evliyaların makamından daha bir y&uuml;cedir. Zira zıtlar evliyaların y&uuml;celmesini sağlamaktadır.</p>
<p>
	Ebul Kasım H&uuml;seyin bin Ruh, şelmağanıyı lanetleyen ilanı a&ccedil;ıklayınca ve her yerde bu meseler meshur olunca millet ondan uzaklaşmaya başladılar ve t&uuml;m şiaları ondan &ccedil;ekinmelerini sağladılar b&ouml;ylece o artık hileliklerine ve kurnazlıklarına devam edemez oldu. Pek bir vakit ge&ccedil;memişti ki &ldquo;El Razı billah&rdquo;in emriyle tutuklanarak &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml; b&ouml;ylece şialar onun şerrinden rahat oldular. (El geybe 406. ve 412. sayfalar.)</p>
<p>
	Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın &ouml;zel vekillerinin d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml; ve sonuncusu Ebu-l Hasan Ali b. Muhammed Semuri&rsquo;dir ki, H&uuml;seyin b. Ruh Nubahti&rsquo;den sonra vekillik g&ouml;revini &uuml;stenmiştir.</p>
<p>
	Merhum &ldquo;Mamagan&icirc;&rdquo; Rical kitabında ş&ouml;yle yazmaktadır: &ldquo;Ali b. Muhammed Semuri, H&uuml;seyin b. Ruh&rsquo;tan sonra vekil idi ve onun k&uuml;nyesi Ebu-l Hasan&rsquo;dır. Bu değerli şahsiyetin velalet ve g&uuml;venirliği o kadar meşhurdur ki, zikretmeye gerek bile yoktur. O g&uuml;neş gibi, a&ccedil;ıklamaya gerek duymaksızın nurunu yaymaktadır. Onun Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;a vekilliği Ebu-l Kasım H&uuml;seyin b. Ruh&rsquo;un vasiyeti &uuml;zerine ger&ccedil;ekleşmiştir.<a href="#_ftn123" name="_ftnref123" title="">[123]</a></p>
<p>
	Şeyh Tusu onu &ldquo;Ali b. Muhammed semuri&rdquo; &uuml;nvanı altında; İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın ashabından saymaktadır.</p>
<p>
	Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) onunla sohbetleri bulunmaktadır ki Ali b. Muhammed Semuri&rsquo;nin o hazretin ashabından olduğuna delalet etmektedir.</p>
<p>
	Semuri Şia olan dindar bir aileye mensup bulunmaktadıy ki, şiiliğe yapmış oldukları hizmet y&ouml;n&uuml;nden oluk&ccedil;a meşhur olması, vekillik ve sefirliğinde &ouml;nemli bir muhalifetle karşılaşmamasını sağlamıştır.<a href="#_ftn124" name="_ftnref124" title="">[124]</a></p>
<p>
	Bu hanedanın bir &ccedil;ok efradı &ouml;rneğin; Hasan ve Muhammed, İsmail b. Salihinin &ccedil;ocukları ve Ali b. Ziyad&rsquo;ın Basra&rsquo;da &ccedil;ık fazla mal, m&uuml;lkleri vardı. Onlar bu m&uuml;lklerinin gelirinin yarısını &ouml;nikinci iamm (a.s)a vakfetmişlerdi. İmam (a.s) her yıl onun gelirini almaktaydı ve onlarla mektuplaşmaktaydı.<a href="#_ftn125" name="_ftnref125" title="">[125]</a></p>
<p>
	Semuri&rsquo;nin fazilet g&ouml;sterebilmesi i&ccedil;in pek bir fırsatı yoktu. Zira &ouml;nceki zekiller gibi geniş ve k&ouml;kl&uuml; faaliyetler ger&ccedil;ekleştirerek vekillerle olan irtibatlarını &ouml;nemli bir deyişiklik v&uuml;cuda getirmemişti. Ama şiilerin onun b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne ve g&uuml;venirliğine olan inancı, diğer vekiller gibiydi.</p>
<p>
	T&uuml;m şiiler onu onaylayıp kabul etmişlerdi.Vekiller onu Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın ger&ccedil;ek vekili olarak resmiyete tanıyarak v&uuml;cuhat-i şeriyyei (şeriata ait paraları vb.) ona teslim etmekteydiler.<a href="#_ftn126" name="_ftnref126" title="">[126]</a></p>
<p>
	&Ouml;te taraftan, Semuri&rsquo;nin vekilliği zamanında zul&uuml;m, sitem, kan d&ouml;kmeler doruk noktasına ulaşmıştı. Bu m&uuml;nasip olmayan ortam, onun faaliyetlerinin sınırlı kalmasındaki sebeplerinden sayılmaktadır.</p>
<h3>
	HZ. MEHDİ (A.S) TARAFINDAN ALİ b. MUHAMMED&rsquo;E HİTABEN YAYINLALAN İLANIN NİŞANENİN METNİ:</h3>
<p>
	Semuri&rsquo;nin &ouml;l&uuml;m&uuml;nden altı g&uuml;n &ouml;nce Hz. Mehdi (a.s) tarafından yayınlanan nişanede, ilanda, o hazret d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; vekilin &ouml;leceği haberini vererk, onun &ouml;l&uuml;m tarihini vile tain etmiştir. Yapılan ilanın metni Gaybet-i Suğra&rsquo;nın (k&uuml;&ccedil;&uuml;k gaybetib) tamam olup &ouml;zel vekilliğin kesildiğini ve gaybet-i K&uuml;branın (b&uuml;y&uuml;k gaybetin) ve umumi vekilliğin başladığını beyan etmekteydi Bu nişane ve ilan bir &ccedil;ık hadis kitaplarına naklolunmuştur. Biz mukademesinde olan bu m&uuml;barek ilannameyi Merhum Tebersi&rsquo;nin İhticac kitabından nakletmekteyiz.</p>
<p>
	Merhum Tebersi ş&ouml;yle yazmaktadır: &ldquo;K&uuml;&ccedil;&uuml;k gaybette olduk&ccedil;a methedilen ve İmam-ı Zaman&rsquo;ın rızasını kazanmış olan kapıcıların, sefirlerin (vekillerin) birincisi Şeyh muvassak Ebu Amr ve Osamn b. Seid-i Emri&rsquo;dir ki ilk olarak İmam Hadi&rsquo;nin (a.s) onu bu g&ouml;reve tayin etmiştir, daha sonra ise oğlu İmam Hasan Askeri (a.s) 0nu g&ouml;revinde sabit kıldı. O değerli şahsiyette o iki imam hayattayken onların işlerini kendi &uuml;zerine aldı. O iki hazretten sonra ise Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın işlerini y&uuml;r&uuml;tmek g&ouml;revini &uuml;slendi. Şiilerin bir&ccedil;ok işi ve sorularının yanıtlanması onun tarafından ilan olmaktaydı. Osman b. Said Allah&rsquo;ın rehmetine kavuşunca oğlu Muhammed b. Osman onun yerine ge&ccedil;erek onun işlerini y&uuml;r&uuml;tme g&ouml;revini &uuml;stlendi. O değerli şahsiyet de vefat edince, Ebu-l Kasım H&uuml;seyin b. Ruh Nubahti onun yerine atanmış oldu. Onun da &ouml;lmeyisyel Ebu-l Hasan Ali b. Muhammed Semuti onun yerine ge&ccedil;ti. Bunlardan hi&ccedil; biri Emir sahibi olan Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;dan atanma emri gelmeden bu b&uuml;y&uuml;k makama ge&ccedil;memişlerdir ve makamla bukman şahıs emir &uuml;zerine kendisinden sonraki vekili tayin etmekteydi. Şiiler de onların vekilliğini tasdik edip onaylayarak haberi (kerameti) onlar vasıtasıyla Hz. Mehdi (a.s) tarafından belirtilmeyinceye kadar, onların s&ouml;z ve iddialarını kabul etmemekteydiler.</p>
<p>
	Ebu-l Hasan Semuri&rsquo;nin &ouml;l&uuml;m anları yakşatığı zaman ondan, kendinizden sonra kimi yerinize atamaktasınız? diye sordukları zaman o cevap olarak &ldquo;Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın mektubu, elameti, nişanesini&rdquo; &ccedil;ıkararak millete g&ouml;sterdi ki onun metni şundan ibaretti:<a href="#_ftn127" name="_ftnref127" title="">[127]</a></p>
<p>
	Dipnotların a&ccedil;ıklanması (1) (Kemalu Dinde &ldquo;El kaybatu saniye&rdquo; nakl edilmiştir 2. cilt 516. sayfa 44. Hadis)</p>
<p>
	(2) El Gaybe ve Kemalu Dinde &ldquo;vesiyeti şieti&rdquo; nakl olumuştur Elkaybe: 395. sayfa, Kemalu Din 516. sayfa)</p>
<p>
	(3) El ihticac 2. cilt, 478.sayfa- Kemalu Din 2. cilt 516. sayfa, 44. Hadis- Elkaybe 395. sayfa 365. Hadis- biharul Enver 51. cilt, 360. sayfa, 7. hadis ve 2. cilt 151. sayfa 1. hadis ve 53. cilt. 318. sayfa ilamul vari 417. sayfa. Elharaic 1129. sayfa. Akidetu şia 48. sayfa v.b&#8230;) &ldquo;Ey Ali Bin Muhamet; Y&uuml;ce Allah senin &ouml;l&uuml;m Musibetinde din kardeşlerinin sevabını fazla eylesin sen bu g&uuml;nden itibaren Altı g&uuml;n sonra vefat edeceksin o nedenle Emrini (Hasab kitabını) toparla ve Vekilik hususunda hi&ccedil; kimseye vasiyete bulunmaz ki sonradan senin yerine ge&ccedil;sin; zira b&uuml;y&uuml;k kaybet yetişmiştir. Artık y&uuml;ce Allah (c.c)in isteyeceği g&uuml;ne kadar zuhur olmayacaktır. O g&uuml;n ise uzun muddetlerden sonra; kalpleri kinler, kasavetler bağladıktan ve yer y&uuml;z&uuml; zulum dolduktan sonra ger&ccedil;ekleşecektir. Kısa bir zaman sonra benim şilarımdan beni muşahide iddasinda bulunanlar olacaktır. Ve g&ouml;kten &ccedil;ığlık ve feyad gelmeden &ouml;nce Beni g&ouml;rd&uuml;klerini idda edecek olsalar yalancı ve iftira edenlerdendir. G&uuml;&ccedil; ve Kudret y&uuml;ce Allah&rsquo;ındır ve selam. Orda bulunanlar imamı zamanı nişanesi olan bu mektup ve ilanı y&uuml;z&uuml;nden numunelerini yazarak onun yanından ayrıldılar. Altıncı g&uuml;n&uuml;nde ikinci bir kez onun yanına geldikleri zaman can vermek &uuml;zere olduğunu g&ouml;r&uuml;nce ondan senden sonra vekilin kimdir? diye sorduklarında ş&ouml;yle buyurdu: Y&uuml;ce Allah (c.c) kendi istek ve iradesiyle sağlayacaktır. Bunu dedikten sonra canını verdi ve ondan işitlilen enson son s&ouml;z oldu y&uuml;ce Allah (c.c) Rahmet etsin.</p>
<p>
	O zamandan itibaren on ikinci imam (a.s) la olan direk irtibat sona erdi ve onun vefatıyla Kaybeti supra &ldquo;k&uuml;&ccedil;&uuml;k kaybet&rdquo; sona ererek Kaybeti Kubra &ldquo;B&uuml;y&uuml;k Kaybet&rdquo; başlamış oldu.</p>
<p>
	Şık Tebersinin Rivayet etmiş olduğuna g&ouml;re Ebul Hasan Ali bin Muhammet semerri 329 h-p yılında vefat etmiştir ve onun Mubarek kabir Bağdata Hlenci olarak Meşhur olmuş olan nehrinin yakınlarında bulunmaktadır. (El keybe 396. sayfa 367. Hadis)</p>
<h2>
	İmami Zaman Tarafindan D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; Vekile Hitaben Yazilmiş Olan Mektub Ve İlanin İncelenmesi Sonucu Ele Ge&ccedil;irilen Sonu&ccedil;</h2>
<p>
	İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın Ali bin Muhammed semerriyle olan son g&ouml;rşmesinde bir &ccedil;ok mesleyi &ouml;nemle vurgulamışlardır ki O hazretin beyanlarından bir ka&ccedil; sonucu elde etmek mumkundur. Her akıl ve fikir sahibi az bir dikkat edecek olursa o noktaları ele getirmesi mumkund&uuml;r:</p>
<p>
	1- Bu nişane, mektup şunu belirtmektedir: D&ouml;rd&uuml;nd&uuml; vekil imamın mektubundan, nışanesinden nasıl ki ondan belirtilmişti Altı g&uuml;n sonra tain olunan g&uuml;nde vefat etti. B&ouml;ylece &ouml;nceden olacak bir şeyden haber verilmesi imamın vekilleri ve şianın ileri gelenleri bu mektubun nişanenin imamı zaman (a.s) tarafından g&ouml;nderildiğine yakin ettiler. Nasıl ki o hazretin gelecekten haber vermesi &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; vekil zamanında doğruluğu sabit olmuştu. (Ahırın Umid- &ldquo;son umit&rdquo; 112. sayfa, Tarihi siyasi kaybeti imamı devazdehum (a.s) 212. sayfa tarihil peybe-ul supra 634. sayfa)</p>
<p>
	2- İmam (a.s) D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; vekile hi&ccedil; kimseyi kendi yerine tain etmemesini emr etmiştir. Bu emir sefirlerle ve vekilleriyle o hazeretin direk irtibatlarının kesildiyine delalet etmektedir. Bu y&uuml;zden İmam buyruğunda kaybetı Kubrasında her t&uuml;rl&uuml; vekilliği Red etmektedir. (&ouml;nceki senet, kaynaklar)</p>
<p>
	İmam (a.s) son buyruklarında direk irtibatin kesildiğini ilan edince vekiller farlyetlerini durdurdular &ouml;zellikle Humus toplamaktan ka&ccedil;ındılar. Başak bir deyişle İmam Sadık (a.s)in zamanında kurulmuş olan imamiye teşkilatı bu buyruk ile dağılmış oldu sonra her kim imamin seriri olduğunu idda edecek olursa dinsiz ve sehtakarlıkla ittaham edilmekteydi.</p>
<p>
	3- Bu Nişane, mektup ikinci kaybetin ya B&uuml;y&uuml;k keybetin başladığını ilam etmekteydi.</p>
<p>
	4- Allah izin vermedik&ccedil;e İmam (a.s)&rsquo;ın zahır, aşıkar olmayacaktır; onun zuhur etmesi &ldquo;gelmesi&rdquo; kalplerin merhametleşmesinden, D&uuml;nyanın zulum, sitemle ve Fesatla dolmasından sonra ger&ccedil;ekleşecektir.</p>
<p>
	5- O Hazretin mubarek buyrukları iki deyişilmesi m&uuml;mk&uuml;n olmayan elamete denilmektedir ki imam zuhur etmeden &ouml;nce, ger&ccedil;ekleşecektir. Birincisi ikincisi ise g&ouml;ğ&uuml;n feryatlar, &ccedil;ığlıklar atması.</p>
<p>
	6- Ayrıca bu buyruktan herkim kaybeti kubrada imamı zaman (a.s)&rsquo;i g&ouml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; iddia edecek olursa yalancı ve iftira edici olduğu anlaşılmaktadir. Ama bunuda biliyoruz ki g&uuml;venilir emin bir&ccedil;ok deyerli şahsieti şahısların takriben herkes tarafından kabul edilen olmuş olyalardan da anlatılmış olduğu gibi bir &ccedil;oklarının imam Mehdi (a.s) &lsquo;ın M&uuml;barek huzurlarına vararak feyizlendiğini kuvvetli senetlerle kitaplarda kayt olmuştur. Bizim bu asrımızda dahı bir &ccedil;okları bu sadete kavuşmuşlardır.</p>
<p>
	Nasıl oluyor Kaybeti suğra &ldquo;k&uuml;&ccedil;&uuml;k kiybet&rdquo; zamanında d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; vekile hitap amacıyla ilan edilen buyrukta, nişanede &ldquo; Her kim ve &ldquo;g&ouml;y&uuml;n feryat etmeden&rdquo; &ouml;nce o hazreti g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; idda edecek olurlarsa yalancı ve iftraci olarak nitelenmekte&rdquo; binaenaley o anlatılan olaylarda da &ldquo;imami g&ouml;rme olayi&rdquo; hi&ccedil; bir şek ve ş&uuml;pemiz bulunmamaktadır &ouml;ylese bu buyruğu nasıl tefsir ve beyan etmemiş gerekmektedir?</p>
<p>
	Cevab = Nasıl ki bazı şahsiyetlerinde belirtmiş oldukları gibi &ldquo;Muşahideyı &ldquo;g&ouml;rmeyi&rdquo; ıdda&rdquo; edenlerin yalancı ve iftıracı olduğundan kast ve ama&ccedil; o kimseler olabilir ki vekillik iddasında bulunsunlar ve g&ouml;rmek, huzuruna varmak bahaneleri ile kendisini imamla nillet arasında vesıtacı olarak istesinler. Ayrıca bazı şahıslar o hazretin huzuruna varmak şerefine nail olanların hikayeleri dahi bize bir ip ucu ve delil sayılmaktadır ki bu buyruk ta g&ouml;rmeyi kesin olarak inkar etmek amacı bulunmamaktadır. Belki belirli bir şahsın vekil olarak se&ccedil;ilmesi iddasını Redetmek amacıyladır.</p>
<p>
	Şayet bu buyruktan ama&ccedil; o hazerti g&ouml;rmenin kendi ihtiyarı (iradesi) dahilinde olduğu iddiasıdır. Yani bir kimse o hazreti g&ouml;rmeyi irtibatın kendi iradesinde olduğunu &ouml;yle ki her zaman isteyecek olursa imam (a.s) in Huzurunda giden bilir veya irtibat sağlaya bilir iddasında bulunacak olursa yalancı ve iftiracıdır. B&ouml;yle bir iddia Kubrada zamanında hi&ccedil; kimse tarafından kabul edilemez. Veya birkimse b&ouml;yle bir mevkiye ger&ccedil;ekten de sahip olmuş olsa ki m&uuml;mk&uuml;n deyildir ve eğer olsa dahi başkalarından gizleteceklerdir ve başkalarına izhar etmezler.</p>
<h2>
	Kaybet Suğranin Devam Edemeyeceğinin Delileri</h2>
<p>
	&ldquo;K&uuml;&ccedil;&uuml;k Kaybet&rdquo;</p>
<p>
	Bir kimse Hz. Mehdi (a.s) in yaşantısı hakkında az bir araştırması olupta edecek olrusa, onun zihninde bu soru takılacaktır ki O Hazretin &ldquo;&Ouml;zel vekiller&rdquo; vasıtasıyla onu dost edinenlerle ve şialarıyla irtıbat halinde bulunmakta ve milletin zorluklarını ve bazı halinde bulunmakta ve milletin zorluklarını ve bazı ihtiya&ccedil;larını gidermekteydi ve onları bazı zamanlar direk olarak, bazı zamanlar ise dolaylı yollarla yol g&ouml;stermekte oduğu kaybeti suğra ni&ccedil;in sona erdi? Ni&ccedil;in bu azemetli fazilet insanlardan alınmış oldu?</p>
<p>
	Acaba O Hazretin t&uuml;m asırlarda, her zaman Ummet arasında bir vekili oslaydı da onun vasıtasıyla M&uuml;selman camıasının Rehberliğini y&ouml;netimini kendi eline alarak inhirafların ve bidatların &ouml;n&uuml;ne sed &ccedil;ekmesi m&uuml;mk&uuml;n deyilmiydi?</p>
<p>
	Cevab olarak ş&ouml;yle s&ouml;ylemekteyiz: Kaybetı suğra, kaybeti Kubraya mukademe olup onun ortamını hazırlamak i&ccedil;indi &ccedil;&uuml;nk&uuml; ilk kaybetin ve zihinler kaybette tanışmamışlardı- Her ne kadar imam Hadi ve imam Hasanul Askeri zamanında o hazretler zihinleri ileride gelecek kaybete hazırlamak amacıyla g&ouml;zden bir muddet i&ccedil;in kayıp olmaktaydılar. Bu sebeple eğer b&uuml;y&uuml;k kaybet bir anda ger&ccedil;ekleşecek olsaydı bir &ccedil;ok efradın zihinlerinin karışarak hayretlerle tuhaf ve acayib karşılamalarına belki inkar etmelerine sebep olacaktı. Ve insanların başka yollara sapmasına sebep olacaktı. Kaybet Kubra sebebiyle imamla olan irtibatın kesilmesini kabullenmek bir &ccedil;ok insanlar i&ccedil;in &ccedil;ok zor ve rahatsız edici idi.</p>
<p>
	Zira takriben yetmiş yıl milletin, imamı zamanla &ouml;zel vekiller tarafından irtibatı ger&ccedil;ekleşmekti. Onların kanalıyla sorunlarını isteklerini sorularını onun hizemtine ulaştırmaktaydılar ve cevab almaktaydılar. &Ouml;te tarafatan yine onların kanalıyla O hazretin buyrukları emirleri millete ulaşmaktaydı ayrıca bir &ccedil;okları o hazretin huzuruna gitmekteydiler. B&ouml;ylece bu m&uuml;ddet zarfında millete bir alışkanlık meydan geldi.</p>
<p>
	İmamı Zaman Kaybeti Suğra zamanlarında vekilleri vasitasiyla milletle bir irtibat i&ccedil;erisinde bulunmaktaydı bu muddet zarfında g&ouml;stermiş olduğu bazı kerametlerle ve bazı ger&ccedil;ekler ya gelecekte olacakları vekillerine aktarması ve bazen bazı insanlarla direk irtibata girmek yoluyla kendi vucudunun varlığını isbat etti ve Kaybetı Suğra&rsquo;nın imam Mehdi (a.s)in v&uuml;c&uuml;d&uuml;n&uuml;n varlığını isbat etmesi kafi idi.</p>
<p>
	İmam (a.s)in yaşantısını bu muddet i&ccedil;erisinde incelemeye tabi tutacak olursak a&ccedil;ık bir şekilde&nbsp; g&ouml;rmekteyiz ki O hazret yavaş yavaş gizli yaşamı gittik&ccedil;e fazlalaştırmaktadır; zaman ge&ccedil;tik&ccedil;e imam (a.s)in kaybı daha bir fazlalaşmaktaydı. Son zamanlara doğru Artık d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; vekilin dışında kimse o hazretı M&uuml;şahide edememekteydi: B&ouml;ylece taze nesl imamı zaman (a.s)in Kabetine ve perde arkasından yapmış olduğu Rehberliğine Alışmaya başladılar. Kısa olarak ş&ouml;yle a&ccedil;ıklaya biliriz: Kaybeti Suğradan ele ge&ccedil;irilmek istenen şey ki milletin fikir ve zihninin y&ouml;nradan gelecek olan Kaybeti Kubraya hazırlamaktı bu netice elde edildi. Artık bu y&ouml;ntemin devam etmesine bir sebep bulunmamaktaydı. (İmamet ve Mehdiviyet 2. cilt 364. sayfa &#8211; Tarihul Kaybetul Suğra 631. sayfa)</p>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k Filosoflardan olan; Seyyid muhamed Bagır sedr (r.a) bu kınu hakkında ş&ouml;yle belirtmektedir: &ldquo;Kaybeti Suğradan, Kaybeti Kubraya ge&ccedil;meklik; Kaybeti Suğradaki ulaşılması gereken hedeflere ulaşıldğına delalet etmektedir. Bu ge&ccedil;ici progaram ile şianın imamın birden bira kayıba &ccedil;ekilmesinden doğa bileceyi zararları &ouml;nleyerek, şianın mogiyeti, durumu imamın kaybetine şekillendi, ta millet yavaş yavaş imamın &ldquo;Umimi Vekillerini&rdquo; kabullensinler.</p>
<p>
	Ger&ccedil;ekleşen bu inkilab ile, İmamın vekiliği belli şahısların elinden &ccedil;ıkarılarak, Adil ve a&ccedil;ık g&uuml;r&uuml;şe sahip mucteditlerin eline ge&ccedil;ti. B&ouml;ylece Din ve D&uuml;nya işlerinde onları takip edip uymak gerekli edilmiş oldu. (Bahs Havvalul Mehdi 70. sayfa Nişan ez imamı Kayıb &ldquo;Kayıb İmamın nişanesi&rdquo; 66. sayfa)</p>
<p>
	B&ouml;ylece kaybeti suğra d&ouml;nemi sona ererek Keybeti Kurbati Suğra d&ouml;nemi sona ererek Kaybeti Kubra d&ouml;nemi başladı ta o zamana kadar ki Y&uuml;ce Allah (c.c) o hazrete zuhur iznini versin.</p>
<h2>
	D&ouml;rt Vekilin Kisa &Ouml;z Ge&ccedil;mişleri (r.a)</h2>
<h3>
	1. Osman Bin Seid Emri</h3>
<p>
	İmam Zaman (a.s)in ilk vekili Osman bin Seid Emri dir. Onun yaşantısının başlaması Hz. Hadi (a.s)in zamanıdadır ki o zamanlar (Osman bin Seid) on bir yaşlarında bulunmaktaydı. İmamı Bakır (a.s) dan sonra o s&ouml;z&uuml;ne sadık kalarak imam Hasan Askeri (a.s)in Hizmetine girdi ve O Hazretin şahadetine kadar O hazrete vefadar ve sadakatla hizmete bulundu ve o hazretten sonra İmamı zaman (a.s)in &ouml;zel vekili olarak tanıtıldı. Onun vekillik d&ouml;nemini takriben beş yıl kayıt etmişlerdir. Onun vekillik zamanında vucuda gelmiş olan has bir ortamn sebebiyle yalan yere vekillik iddasında bulunanlar &ccedil;ok az olmuştur. Fakat iki şahıs onlarda olduk&ccedil;a somut bir şekilde idda da bulunmuşlardır. Birinci vekil, imam Hasan Askeri (a.s)in yerine birini tain etmeden d&uuml;nyadan gittiği haberini yaymak suretiyle imamı zaman (a.s)ı Abbası&rsquo;lerin şerrinden korumak istedi. &Ouml;te taraftan imamı zaman (a.s) ın hayatta olup yaşadığını şialara anlatıp isbat etmek &ccedil;abasındaydı. B&ouml;ylece kaybet meselesini ikna edici delillerle a&ccedil;ıklamak istemekteydi. Onun vekillik zamanı &ldquo;Mutemidin&rdquo; hilafete olduğu&nbsp; bir vakte denk gelmektedir.</p>
<h3>
	2- Muhammed Bin Osman Emri</h3>
<p>
	İmam Zaman (a.s) ın ikinci &ouml;zel vekili Muhammed onun vasıyasıyla ilan olmuştur.</p>
<p>
	Onun vekillk d&ouml;neminde yalan yere iddada bulunanlar olduk&ccedil;a fazla olmuştur. Onun &ouml;nemli faliyetlerinden biride yalan yere vekillik idalarında bulunanlarla devamlı mubarize, mucadele etmesidir. B&uuml;y&uuml;k bir &ccedil;alışma ve &ccedil;abayla t&uuml;m şiaları onların pen&ccedil;elerinden kurtarmayı başardı ve onlar hakkında imamı zaman (a.s) tarafından lanet ilanları getirerek, kendi velilliğini hakkaniyetini isbatladı. Onun vekillik d&ouml;nemi &ldquo;Muremidin&rdquo; &ldquo;mutezıd&rdquo; ve on yıl da &ldquo;Muktedir&rdquo;in hilafet d&ouml;nemlerine denk gelmekteydi. Kendi &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; &ouml;nceden haber vererek 305 h.p yılında vefat etti.</p>
<h3>
	3- Ebul Kasim H&uuml;seyin Bin Ruh Nubahti</h3>
<p>
	İmamı zaman (a.s) ın &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; &ldquo;&Ouml;zel vekili H&uuml;seyin bin Ruh Nubahtı dir. O Nubahtı Hanedanına Mensup olduğu i&ccedil;in Abbası y&ouml;netiminde g&uuml;zel bir ortama sahip bulunmaktaydı. Bu yolla şiaların bir &ccedil;ok zorluklarını hal etmiştir.</p>
<p>
	O Hamid bin Abbasın vezirliğinden &ouml;nce tam bir &ouml;zg&uuml;l&uuml;kle &ccedil;alışmaktaydı. Ama Hamid bin Abbasın (306 ta 311) vesirliğe ge&ccedil;mesiyle bu vezirin şialara karşı beslenmiş olduğun kinden dolayı onun faliyeleri kısıtlandı ve gizli yaşamaya mecbur kaldı, bu muddet zarfında şelmağaniyı onunla millet arasında vekillik etmesi amacıyla tain etmiştir. O ise bu ortamdan su istifade ederek yalan yere imamı zaman vekilliğini iddia etti. 311 yılında Hamit bin Abbasın vezirlikten Azl edilmesinden sonra sevvum b. Ferat in vezirliğe atanmasıyla O esli ortamı yine kazandı. Ama 312 yılında vezirlikten azl edilerek oğluyla birlikte &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesinden sonra H&uuml;seyin bin Ruh, Muhktedir tarafından ta 317 h.p yılına kadar hapise attırıldı ve 317 h.p yılına kadar hapisten Azad olarak faliyetlerini devam ettirmeye başladı.</p>
<p>
	Onun vekillik d&ouml;nemi Muktedirin bir kısım ve biraz da &ldquo;Razının&rdquo; Halifelik d&ouml;nemlerine denk gelmekteydi. Onun vekillik d&ouml;nemi 12 yıl s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r ve 326 h.p yılında&nbsp; Allah Rahmetine kavuştu.</p>
<h3>
	4- Ebul Hasan Ali Bin Muhammet Semerri</h3>
<p>
	İmamı Zaman (a.s) ın d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; &ouml;zel vekili Ali bin Muhammed Semeri dir. 326 h.p yılında H&uuml;seyin bin Ruh tarafından vekilliğe tain olundu. O imamı Hasan Askeri (a.s) ın Ashabından dır. &Ouml;l&uuml;m&uuml;nden bir hafta &ouml;nce imamı zaman (a.s) tarafından Emir, nişane ilan olunmuştur ki onda imam (a.s) Kaybeti suğra zamanının bitip, Kaybeti Kubra&rsquo;nın başladığını haber vermiştir. Onun vekillik d&ouml;nemi 316 ta 329 h.p yılına kadar devam etmiştir ve şaban ayının onbeşinde Allahın Rahmetine kavuşmuştur.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; H&uuml;rr-i Amili, <em>İsbat-ul Hudat</em>, c. 6, s. 386, 97. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; <em>Nehc-ul Belağa</em> (Feyz-ul İslam), Kelimat-ul Kısar, 139. S&ouml;z.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; Kuleyni, <em>Usul-ul Kafi</em>, c. 2, Babun fi-l Gaybet, 15. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; Kamil S&uuml;leyman, <em>Yevm-il Halas</em>, s. 105; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 52, s. 91; <em>İlzam-un Nasip</em>, c. 1, s. 427.</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em>, s. 256 ve sonrası.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> &#8211; Fazl b. Hasan Tabersi, <em>İ&rsquo;lam-ul Vera</em>, s. 416; Yevm-il Halas, s. 147.</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> &#8211; Muhammed b. İbrahim Nu&rsquo;mani, <em>Kitab-ul Gaybet</em>, s. 170, 1. Hadis; <em>Beşaret-ul İslam</em>, s. 164; <em>Usul-ul Kafi</em>, c. 2, s. 140,Babun Fi-l Gaybet; <em>Muntehab-ul Eser</em> (Babun fi-l Gaybet), s. 251, 26. Bab.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> &#8211; <em>Usul-ul Kafi</em>, c.2, Babun fi-l Gaybet, 12. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> &#8211; Muhammed b. Hasan Tusi, <em>el- Gaybet</em>, s. 162, 120. Hadis; <em>Gaybet-i Nu&rsquo;mani</em>, s. 171, 5. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> &#8211; Muhammed Rıza Hakimi, <em>Hurşid-i Mağrib</em>, s. 44.</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> &#8211; <em>Usul-ul Kafi</em>, c. 2, Babun fi Tesmiyeti Men Reahu (a.s), 1. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &#8211; <em>El-Gaybet</em>, s. 356, 317. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a> &#8211; Muhammed b. Ali b. Babeveyh Saduk, <em>Kemal-ud Din</em>, c. 2, s. 483, 4. Hadis; <em>el Gaybet</em>, 247. Hadis; Tabersi,<em> İhticac</em>, c. 2, s. 469.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 2, s. 88</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> &#8211; Gaybet hakkında ilk asırlarda yazılan kitaplarda bu şahıslara, &ldquo;N&uuml;vvab&rdquo; (Naipler) denildiği gibi &ldquo;Sufera&rdquo; (Sefirler)ve &ldquo;V&uuml;kela&rdquo; (Vekiller) de denilmiştir.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> &#8211; Abdullah b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Abbas b. Abdulmuttalib.</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a> &#8211; Ali Ekber Feyyaz, <em>Tarih-ul İslam</em>, s. 207</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
<p>
			<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a> &#8211; İmaduddin İsmail Ebu-l Fida, <em>el-Muhtasar fi Ahbar-il Beşer</em>.</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
<p>
			<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a> &#8211; Seyyid İsa Sadr, <em>Teşeyy&uuml; ve Zaliman-ı Tarih, </em>s. 149; <em>Tarih-i Yakubi </em>c. 3, s. 198&rsquo;den naklen.</p>
</p></div>
<div id="ftn20">
<p>
			<a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[20]</a> &#8211; <em>Usul-ul Kafi</em>, c. 2, s. 413.</p>
</p></div>
<div id="ftn21">
<p>
			<a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title="">[21]</a> &#8211; a.g.e. s. 432, c. 2.</p>
</p></div>
<div id="ftn22">
<p>
			<a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title="">[22]</a> &#8211; Muhammed b. Muhammed b. Numan Mufıd, <em>İrşad</em>, s. 345.</p>
</p></div>
<div id="ftn23">
<p>
			<a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title="">[23]</a> &#8211; <em>Tarih-i Siyasiy-i Gaybet-i İmam-ı Devazdehum</em>, s. 140.</p>
</p></div>
<div id="ftn24">
<p>
			<a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title="">[24]</a> &#8211; Mehdi Pişvai, Sire-i Pişvayan, s. 686.</p>
</p></div>
<div id="ftn25">
<p>
			<a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title="">[25]</a> &#8211; <em>Tarih-ul Gaybet-il Suğra</em>, s. 395.</p>
</p></div>
<div id="ftn26">
<p>
			<a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title="">[26]</a> &#8211; <em>Bahs&uuml;n Havle&rsquo;l-Mehdi</em>, s. 69.</p>
</p></div>
<div id="ftn27">
<p>
			<a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title="">[27]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 51, s. 303; <em>Mehdi-i Mev&rsquo;ud</em>, s. 458.</p>
</p></div>
<div id="ftn28">
<p>
			<a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title="">[28]</a> &#8211; <em>et-Taraif fi Marifeti Mezheb-it Tavaif</em>, c. 1, s. 183-184.</p>
</p></div>
<div id="ftn29">
<p>
			<a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title="">[29]</a> &#8211; <em>Kitab-ul Gaybet</em>, s. 355.</p>
</p></div>
<div id="ftn30">
<p>
			<a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title="">[30]</a> &#8211; Şeyh Abbas Kummi, <em>Sefinet-ul Bihar</em>, c. 6, s. 143.</p>
</p></div>
<div id="ftn31">
<p>
			<a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title="">[31]</a> &#8211; <em>Sefinet-ul Bihar</em>, c. 6, s. 145-146</p>
</p></div>
<div id="ftn32">
<p>
			<a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title="">[32]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 102, s. 292</p>
</p></div>
<div id="ftn33">
<p>
			<a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title="">[33]</a> &#8211; <em>el-Gaybet</em>, s. 354</p>
</p></div>
<div id="ftn34">
<p>
			<a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title="">[34]</a> &#8211; <em>el-Gaybet</em>, s. 354</p>
</p></div>
<div id="ftn35">
<p>
			<a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title="">[35]</a> &#8211; <em>el-Gaybet</em>, s. 354.</p>
</p></div>
<div id="ftn36">
<p>
			<a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title="">[36]</a> &#8211; <em>el-Gaybet</em>, s. 414.</p>
</p></div>
<div id="ftn37">
<p>
			<a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title="">[37]</a> &#8211; <em>Rical-ul Tusi</em>, Bab-ul Ayn, No 36, s. 420.</p>
</p></div>
<div id="ftn38">
<p>
			<a href="#_ftnref38" name="_ftn38" title="">[38]</a> &#8211; a.g.e. No: 26, s. 434.</p>
</p></div>
<div id="ftn39">
<p>
			<a href="#_ftnref39" name="_ftn39" title="">[39]</a> &#8211; a.g.e. Bab-ul Mim, No: 101, s. 509.</p>
</p></div>
<div id="ftn40">
<p>
			<a href="#_ftnref40" name="_ftn40" title="">[40]</a> &#8211; <em>Ricalu İbn-i Davud</em>, 1. Kısım, Bab-ul Ayn, No: 99, s. 133.</p>
</p></div>
<div id="ftn41">
<p>
			<a href="#_ftnref41" name="_ftn41" title="">[41]</a> &#8211; <em>Rical-us Seyyid Bahr-ul Ulum </em>(<em>el</em>&#8211;<em>Fevaid-ul Ricaliyye </em>diye de tanınmaktadır), c. 4, s. 127.</p>
</p></div>
<div id="ftn42">
<p>
			<a href="#_ftnref42" name="_ftn42" title="">[42]</a> &#8211; <em>el-Gaybet</em>, s. 354, 315. Hadis; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 51, s. 344.</p>
</p></div>
<div id="ftn43">
<p>
			<a href="#_ftnref43" name="_ftn43" title="">[43]</a> &#8211; <em>el-Gaybet</em>, s 354, Hadis: 315.</p>
</p></div>
<div id="ftn44">
<p>
			<a href="#_ftnref44" name="_ftn44" title="">[44]</a> &#8211; <em>el-Gaybet</em>, s 355, Hadis: 317; Bihar-ul Envar, c. 51, s. 345.</p>
</p></div>
<div id="ftn45">
<p>
			<a href="#_ftnref45" name="_ftn45" title="">[45]</a> &#8211; <em>el-Gaybet</em>, s 357, Hadis: 319.</p>
</p></div>
<div id="ftn46">
<p>
			<a href="#_ftnref46" name="_ftn46" title="">[46]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em>, c. 2, Bab: 42, Hadis: 6, s. 430.</p>
</p></div>
<div id="ftn47">
<p>
			<a href="#_ftnref47" name="_ftn47" title="">[47]</a> &#8211; En&rsquo;am/158.</p>
</p></div>
<div id="ftn48">
<p>
			<a href="#_ftnref48" name="_ftn48" title="">[48]</a> &#8211; Bakara/260.</p>
</p></div>
<div id="ftn49">
<p>
			<a href="#_ftnref49" name="_ftn49" title="">[49]</a> &#8211; <em>Usul-ul Kafi</em>, c. 2, s. 120, 1. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn50">
<p>
			<a href="#_ftnref50" name="_ftn50" title="">[50]</a> &#8211; <em>Usul-ul Kafi</em>, c. 2, 4. Hadis, s. 122.</p>
</p></div>
<div id="ftn51">
<p>
			<a href="#_ftnref51" name="_ftn51" title="">[51]</a> &#8211; <em>Tarih-i Siyasiy-i Gaybet-i İmam-ı Devazdehum</em>, s. 149.</p>
</p></div>
<div id="ftn52">
<p>
			<a href="#_ftnref52" name="_ftn52" title="">[52]</a> &#8211; <em>İhtiyar-u Marifet-ir Rical(Rical-i Keşşi)</em>, c. 2, s. 844, No: 1088; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 50, s. 323.</p>
</p></div>
<div id="ftn53">
<p>
			<a href="#_ftnref53" name="_ftn53" title="">[53]</a> &#8211;<em>el-İrşad</em>, s. 345; <em>Menakıb</em>, c. 3, s. 525.</p>
</p></div>
<div id="ftn54">
<p>
			<a href="#_ftnref54" name="_ftn54" title="">[54]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em>, c. 1, s. 43.</p>
</p></div>
<div id="ftn55">
<p>
			<a href="#_ftnref55" name="_ftn55" title="">[55]</a> &#8211; <em>el-Gaybet</em>, s. 356, 318. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn56">
<p>
			<a href="#_ftnref56" name="_ftn56" title="">[56]</a> &#8211; Kemal-&uuml;k Din, c. 2, s. 476, 26. Hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn57">
<p>
			<a href="#_ftnref57" name="_ftn57" title="">[57]</a>&#8211; Kemal-&uuml;d Din, c.2, s.510. Bihar-ul Envar, c.53, s.190.</p>
</p></div>
<div id="ftn58">
<p>
			<a href="#_ftnref58" name="_ftn58" title="">[58]</a>&#8211; Meysem&icirc;&#39;nin kim olduğu hakkında ihtilaf vardır. Eğer Muhammed bin Hasan bin Ziyad-i Meysemi olursa, bu adam Hz. Rıza&#39;nın ashabından, g&uuml;venilir bir şahıstır. Ama Ahmed bin Meysemi olursa Necaş&icirc; onun vakıfi olduğunu, yani İmam Musa bin Cafer&#39;in imametinde tavakkuf ettiğini s&ouml;ylemiştir. Her haluk&acirc;rda naklettiği hadislere g&uuml;venilebilir. Şia&#39;nın b&uuml;y&uuml;k m&uuml;tekellimlerinden olan Ali bin İsmail bin Şuayb bin Meysem bin Yahya Tammar da olabilir. Muhtar&#39;ın da kim olduğunda ihtilaf vardır. Fazla bilgi i&ccedil;in şu kitaplara m&uuml;racaat edebilir: Cami-ur Ruvat, c.2, s.452; Vesail-&uuml;ş Şia, c.20, s.390.</p>
</p></div>
<div id="ftn59">
<p>
			<a href="#_ftnref59" name="_ftn59" title="">[59]</a> &#8211; Ankebut/2</p>
</p></div>
<div id="ftn60">
<p>
			<a href="#_ftnref60" name="_ftn60" title="">[60]</a> &#8211; Nisa/53.</p>
</p></div>
<div id="ftn61">
<p>
			<a href="#_ftnref61" name="_ftn61" title="">[61]</a>&#8211; Bihar-ul Envar, c. 53, Bab-u Tevkiat, 9. hadis, s. 178; el-Gaybet, s. 285; el-İhticac, c.2, s.466.</p>
</p></div>
<div id="ftn62">
<p>
			<a href="#_ftnref62" name="_ftn62" title="">[62]</a>&#8211; Tarih-i Samirra, c.2, s.253, ihticac (Tebersi), c.2, s. 468.</p>
</p></div>
<div id="ftn63">
<p>
			<a href="#_ftnref63" name="_ftn63" title="">[63]</a>&#8211; Tabersi, el- İhticac, c.2, s.468.</p>
</p></div>
<div id="ftn64">
<p>
			<a href="#_ftnref64" name="_ftn64" title="">[64]</a>&#8211; Keşşi, İhtiyaru Marifet-ir Rical, c. 2, s. 813</p>
</p></div>
<div id="ftn65">
<p>
			<a href="#_ftnref65" name="_ftn65" title="">[65]</a>&#8211; Tarih-i Samerra, c. 3, s. 318.</p>
</p></div>
<div id="ftn66">
<p>
			<a href="#_ftnref66" name="_ftn66" title="">[66]</a>&#8211; el Gaybet, s.361, 324. hadis; Kemal-ud Din, c.2, s.510, 41.hadis; Bab-u Tevkit. Bihar-ul Envar, c.51, s.347; c. 51, s.347, el-Haraic, c.3, s.112; M&uuml;ntehab-ul Envar-il Muziyye, s.128.</p>
</p></div>
<div id="ftn67">
<p>
			<a href="#_ftnref67" name="_ftn67" title="">[67]</a>&#8211; Kemal-ud Din, c.2, s. 81, 9. hadis; Bihar-ul Envar, c.51, s.160, 7. hadis; Vesail uş Şia, c.16, Bab. 33, s.247.</p>
</p></div>
<div id="ftn68">
<p>
			<a href="#_ftnref68" name="_ftn68" title="">[68]</a>&#8211; Bihar-ul Envar, c.51, s.326, 45. hadis; Tarih-i Samirra, c.3, s. 321, el-Ğaybet, s. 271, 236. hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn69">
<p>
			<a href="#_ftnref69" name="_ftn69" title="">[69]</a>&#8211; Yani akşam namazı. Mehdi-yi Mev&rsquo;ud, s.738 ve el- Gaybey, s. 271 adlı kitapların dipnotlarına başvurunuz.</p>
</p></div>
<div id="ftn70">
<p>
			<a href="#_ftnref70" name="_ftn70" title="">[70]</a>&#8211; el- Ğaybet, s.271, Bihar-ul Envar, c.52, s. 15, 13. hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn71">
<p>
			<a href="#_ftnref71" name="_ftn71" title="">[71]</a>&#8211; el- Ğaybet, s.356, 317. hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn72">
<p>
			<a href="#_ftnref72" name="_ftn72" title="">[72]</a>&#8211; el- Ğaybet, s.356, 317. hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn73">
<p>
			<a href="#_ftnref73" name="_ftn73" title="">[73]</a>&#8211; A.K. s.359.</p>
</p></div>
<div id="ftn74">
<p>
			<a href="#_ftnref74" name="_ftn74" title="">[74]</a>-el- Ğaybet, s.361, Kemal-ud Din, c.2, s.510, Bab-u Tevkiat, 41. hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn75">
<p>
			<a href="#_ftnref75" name="_ftn75" title="">[75]</a>&#8211; el- Ğaybet, s.362, 325. hadis; Bihar-ul Envar, c. 51, s.349.</p>
</p></div>
<div id="ftn76">
<p>
			<a href="#_ftnref76" name="_ftn76" title="">[76]</a>&#8211; el- Ğaybet, s.362, 324. hadis; Bihar-ul Envar, c. 51, s.349, 2. hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn77">
<p>
			<a href="#_ftnref77" name="_ftn77" title="">[77]</a>&#8211; el- Ğaybet, s.362, 326. hadis; İhticac Tebersi, c.2, s. 469.</p>
</p></div>
<div id="ftn78">
<p>
			<a href="#_ftnref78" name="_ftn78" title="">[78]</a>&#8211; Yem-ul Hilas, s.169.</p>
</p></div>
<div id="ftn79">
<p>
			<a href="#_ftnref79" name="_ftn79" title="">[79]</a>&#8211; el -Ğaybet, s.283,&nbsp;&nbsp; 248. hadis; Sefinet-ul Bihar, c.2, s.405</p>
</p></div>
<div id="ftn80">
<p>
			<a href="#_ftnref80" name="_ftn80" title="">[80]</a>&#8211; İhticac-i Tabersi, c.2, s.298 Kemal-ud Din, c.2, s.198. Bihar-ul Envar, c.53, s.182.</p>
</p></div>
<div id="ftn81">
<p>
			<a href="#_ftnref81" name="_ftn81" title="">[81]</a>&#8211; İhticac, Tabers&icirc;, c.2, s.281-284. Kemal-ud Din, s.483. Gaybet, Şeyh Tus&icirc;, s.180. Bihar-ul Envar, c.53.</p>
</p></div>
<div id="ftn82">
<p>
			<a href="#_ftnref82" name="_ftn82" title="">[82]</a>&#8211; Muhammed bin Ali bin Mehziyar-i Ehvaz&icirc;, İmam Hadi&#39;nin ashabındandır. Hz. Mehdi&#39;nin de sefirlerindendi: Babası Ali bin Mehziyar ise İmam Rıza, İmam Cevad ve İmam Hadi&#39;nin ashabındandı ve onların vekiliydi. Amcası ve amcaoğlu da İmam-ı Zamanın vekillerindendi. Ş&uuml;phesi Hasan Asker&icirc; (a.s)&#39;ın vefatından sonra kimin o Hazretin naibi olması hususunda idi. Hz. Mehddi (a.f) daha sonra bir mektupla onun şekkini gidermişlerdir.</p>
</p></div>
<div id="ftn83">
<p>
			<a href="#_ftnref83" name="_ftn83" title="">[83]</a>&#8211; Tarih-ul Ğaybet-il Suğra, s.494.</p>
</p></div>
<div id="ftn84">
<p>
			<a href="#_ftnref84" name="_ftn84" title="">[84]</a>&#8211; el- Ğaybet, s. 397, hadis: 368</p>
</p></div>
<div id="ftn85">
<p>
			<a href="#_ftnref85" name="_ftn85" title="">[85]</a>&#8211; el- Ğaybet, s. 398</p>
</p></div>
<div id="ftn86">
<p>
			<a href="#_ftnref86" name="_ftn86" title="">[86]</a>&#8211; el- Ğaybet, No: 371, s. 398, İhtiyar- ol Maarifet-il Rical, c.2, s.805. Şia Fırkaları, s.103. Mu&rsquo;cem-il Rical-i Hadis, c.17, s.299</p>
</p></div>
<div id="ftn87">
<p>
			<a href="#_ftnref87" name="_ftn87" title="">[87]</a>&#8211; Menukıp, c.1 Fil Reddi- Al- Ğulat</p>
</p></div>
<div id="ftn88">
<p>
			<a href="#_ftnref88" name="_ftn88" title="">[88]</a>&#8211; Şii Fırkaları, s. 102.</p>
</p></div>
<div id="ftn89">
<p>
			<a href="#_ftnref89" name="_ftn89" title="">[89]</a>&#8211; Ahmet b. Hilal.</p>
</p></div>
<div id="ftn90">
<p>
			<a href="#_ftnref90" name="_ftn90" title="">[90]</a>&#8211; el &#8211; Ğaybet, s. 411</p>
</p></div>
<div id="ftn91">
<p>
			<a href="#_ftnref91" name="_ftn91" title="">[91]</a>&#8211; el- Ğaybet, s. 400.</p>
</p></div>
<div id="ftn92">
<p>
			<a href="#_ftnref92" name="_ftn92" title="">[92]</a>&#8211; el &#8211; Ğaybet, s. 400. Bihar-ul Envar c. 51, s. 269</p>
</p></div>
<div id="ftn93">
<p>
			<a href="#_ftnref93" name="_ftn93" title="">[93]</a>&#8211; Tarih-ul Ğaybet-il Suğra, c.2, s. 507.</p>
</p></div>
<div id="ftn94">
<p>
			<a href="#_ftnref94" name="_ftn94" title="">[94]</a>&#8211; el- Ğaybet, s. 414.</p>
</p></div>
<div id="ftn95">
<p>
			<a href="#_ftnref95" name="_ftn95" title="">[95]</a>&#8211; Al-i İmaran / 18- 19</p>
</p></div>
<div id="ftn96">
<p>
			<a href="#_ftnref96" name="_ftn96" title="">[96]</a>&#8211; Kemal-ud Din, c. 2, sa. 433, Bab-u Milad-il Kaim hadis: 13 Bihar-ul Envar, c. 51, sa. 15, hadis: 19</p>
</p></div>
<div id="ftn97">
<p>
			<a href="#_ftnref97" name="_ftn97" title="">[97]</a>&#8211; Kemal-ud Din,&nbsp; c.2, Tevkiat, sa. 482, hadis: 3, Bihar-ul Envar, c. 51, sa. 33, Hadis: 10</p>
</p></div>
<div id="ftn98">
<p>
			<a href="#_ftnref98" name="_ftn98" title="">[98]</a>&#8211; el &#8211; Ğaybet, hadis: 331, sa. 364 Bihar-ul Envar, c. 51, sa. 351.</p>
</p></div>
<div id="ftn99">
<p>
			<a href="#_ftnref99" name="_ftn99" title="">[99]</a>&#8211; Bakara / 260.</p>
</p></div>
<div id="ftn100">
<p>
			<a href="#_ftnref100" name="_ftn100" title="">[100]</a>&#8211; İmam (a.s), &ldquo;artık onu g&ouml;rmeyeceksiniz&rdquo; buyuruyorsa, bunun anlamı &ccedil;oğunuz g&ouml;rmeyeceksiniz dir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Muhammed b. Osman naiplik d&ouml;neminde O&rsquo;nu (a.s) g&ouml;r&uuml;yordu. İlerideki hadislerde bu konu daha iyi a&ccedil;ıklığa kavuşacaktur. (Kemal-ud Din , c. 2, sa. 435, Dipnotta yazılıdır.)</p>
</p></div>
<div id="ftn101">
<p>
			<a href="#_ftnref101" name="_ftn101" title="">[101]</a> &#8211; Kemal-ud Din, sa. 435, Bab Min Şahid-il Kaim, hadis 2, Bihar-ul Envar, c. 52 sa. 25, hadis 19.</p>
</p></div>
<div id="ftn102">
<p>
			<a href="#_ftnref102" name="_ftn102" title="">[102]</a>&#8211; A.K Kemal-ud Din, 9. hadis, el- Ğaybet sa. 364, hadis 330.</p>
</p></div>
<div id="ftn103">
<p>
			<a href="#_ftnref103" name="_ftn103" title="">[103]</a>&#8211; Kemal-ud Din&rsquo;deki İbaret ş&ouml;yledir: &ldquo;D&uuml;şmanlarımdan&rdquo;, el- Ğabbette ise &ldquo;D&uuml;şmanlarında&rdquo; gelmiştir.</p>
</p></div>
<div id="ftn104">
<p>
			<a href="#_ftnref104" name="_ftn104" title="">[104]</a>&#8211; Kemal-ud Din, 10. hadis.</p>
</p></div>
<div id="ftn105">
<p>
			<a href="#_ftnref105" name="_ftn105" title="">[105]</a>&#8211; Bihar-ul Envar, c. 90, sa. 97</p>
</p></div>
<div id="ftn106">
<p>
			<a href="#_ftnref106" name="_ftn106" title="">[106]</a>&#8211; K&uuml;lliyat-ı Mefatih-ul Cinan, sa. 95.</p>
</p></div>
<div id="ftn107">
<p>
			<a href="#_ftnref107" name="_ftn107" title="">[107]</a>&#8211; el -Ğaybet, sa. 366. Sefinet-ul Bihar, c. 7, sa: 211. Bihar-ul Envar, c. 51, sa. 352.</p>
</p></div>
<div id="ftn108">
<p>
			<a href="#_ftnref108" name="_ftn108" title="">[108]</a>&#8211; ( El- ğiybe 371. Sayfa 342. Hadis- Biha r&ucirc;l Envar 51. cilt 355. sayfa)</p>
</p></div>
<div id="ftn109">
<p>
			<a href="#_ftnref109" name="_ftn109" title="">[109]</a>&#8211; (Tarihi siyasiyi geybeti imamı devazdehum 196- 197- 198. Sayfalar.)</p>
</p></div>
<div id="ftn110">
<p>
			<a href="#_ftnref110" name="_ftn110" title="">[110]</a>&#8211; (Elvizra&icirc; ve El kitab&rsquo;ul cehşiyari Geybeti siyasi imamı devazdehum kitabından nak olunmuştur 198. sayfa)</p>
</p></div>
<div id="ftn111">
<p>
			<a href="#_ftnref111" name="_ftn111" title="">[111]</a>&#8211; Vezirlerin devet kademesindeki siyasi tesirlerini anlamak i&ccedil;in &ldquo;Asr ul halifet il Muğtedi billah &ldquo;i Yazar &ldquo;Kebisi&rdquo; kıtabına muracat edilsin 150- 157. sayfalar.</p>
</p></div>
<div id="ftn112">
<p>
			<a href="#_ftnref112" name="_ftn112" title="">[112]</a>&#8211; Cemadiul Ah&icirc;rdan 305 ta Rebi ul Ahır 311 .</p>
</p></div>
<div id="ftn113">
<p>
			<a href="#_ftnref113" name="_ftn113" title="">[113]</a>&#8211; Bu konu Tarihi isl&acirc;mı zehebi&rsquo;de Havedis ve vifayat 321- 330 190. sarfa Seyrul elamul neba.&icirc; 15- cilt 222. sayfa&nbsp; vefa ni Bi vafiyat 2.cil 3666- 367&rsquo;da nalk olunmuştur.)</p>
</p></div>
<div id="ftn114">
<p>
			<a href="#_ftnref114" name="_ftn114" title="">[114]</a>-El ğıybe 410. sayfa</p>
</p></div>
<div id="ftn115">
<p>
			<a href="#_ftnref115" name="_ftn115" title="">[115]</a>&#8211; Onun beş yıl hapiste kalmasını zehbi ve diğerleri zikr etmişlerdir. Muracat edin Tarihi isl&acirc;m zehebi, hevedis ve vediyat 320- 241 , 190.sayfa, El vafi bil vafiat 12. cilt 366- 367.sayfa.</p>
</p></div>
<div id="ftn116">
<p>
			<a href="#_ftnref116" name="_ftn116" title="">[116]</a>&#8211; Siletul tarih Taberi 98. sayfa</p>
</p></div>
<div id="ftn117">
<p>
			<a href="#_ftnref117" name="_ftn117" title="">[117]</a>&#8211; Elğeybe 303.sayfa 256. Hadis)</p>
</p></div>
<div id="ftn118">
<p>
			<a href="#_ftnref118" name="_ftn118" title="">[118]</a>&#8211; El ğeybe 410. sayfa</p>
</p></div>
<div id="ftn119">
<p>
			<a href="#_ftnref119" name="_ftn119" title="">[119]</a>&#8211; Tarihi islam zehebi havedis ve vafiyat 321- 330 h-p 190. sayfa. Elvafi bil vafiyat 12. cilt 366- 367. sayfalar.</p>
</p></div>
<div id="ftn120">
<p>
			<a href="#_ftnref120" name="_ftn120" title="">[120]</a>&#8211; El ğeybe 320. sayfa 266. hadis Kemalu din 2. cilt 502. sayfa 31. Hadis- Babu tvgiat Biharul envar 51. cilt 335. sayfa)</p>
</p></div>
<div id="ftn121">
<p>
			<a href="#_ftnref121" name="_ftn121" title="">[121]</a>&#8211; Tebristan bir şehrin ismi Kemalu dinin dip notunda 518. sayfa</p>
</p></div>
<div id="ftn122">
<p>
			<a href="#_ftnref122" name="_ftn122" title="">[122]</a>&#8211; El ğeybe 309. sayfa 262. Hadis- Biharul envar 51. cilt 325. sayfa.</p>
</p></div>
<div id="ftn123">
<p>
			<a href="#_ftnref123" name="_ftn123" title="">[123]</a> &#8211; Tankih-ul Magam, c.2, s.305.</p>
</p></div>
<div id="ftn124">
<p>
			<a href="#_ftnref124" name="_ftn124" title="">[124]</a> &#8211; Aherin Umid, s.109.</p>
</p></div>
<div id="ftn125">
<p>
			<a href="#_ftnref125" name="_ftn125" title="">[125]</a> &#8211; İsbat-ul Vesiye, s.216-217. Tarih-i Siyasi-i Gaybet-i İmam-ı Devazdehom (a.s), Aherin &Uuml;mit, s.108.</p>
</p></div>
<div id="ftn126">
<p>
			<a href="#_ftnref126" name="_ftn126" title="">[126]</a> &#8211; Kemal-ud Din, c.2, s.517.</p>
</p></div>
<div id="ftn127">
<p>
			<a href="#_ftnref127" name="_ftn127" title="">[127]</a> &#8211; Merhum Şeyh Seduk &ldquo;Kemal-ud Din&rdquo; kitabında İmam-ı Zaman&rsquo;ın bu nişanesi olan bu mektubun senedini ş&ouml;yle a&ccedil;ıklamaktadır: Şeyh Seduk rivayet etmektedir ki, Ahmed b. Hasan mekkteb, ş&ouml;yle s&ouml;ylemekteydir: Şeyh Ebu-l Hsan Ali b. Muhammed Semuri&rsquo;nin (Allah ruhunu ad etsin) vefat ettiği yılda ben Bağdat&rsquo;ta bulunmaktaydım. Vefatından bir ka&ccedil; g&uuml;n &ouml;nce hizmetine gittim. O değerli şahıs Hz. Hz. Mehdi (a.s) tarafından yayınlanmış olan fermanı, mektubunu şu ibaretle bana okudu: Kemal-ud Din, c.2, s.216, hadis:44.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-i-sugra-doneminde-imam-mehdi-a-sin-dort-ozel-naibi/">Gaybet-i Suğra Döneminde İmam Mehdi (a.s)’ın Dört Özel Naibi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Sünnet Kaynakların&#8217;da İmam Mehdi</title>
		<link>https://www.caferilik.com/ehl-i-sunnet-kaynaklarinda-imam-mehdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2915</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; B&#252;y&#252;k hadis İmamları, tarih&#231;iler, ilim otoriteleri ve Ehl-i S&#252;nnet mezhep kurucuları; İmam Mehdi Muntazar (a.s)&#8217;la ilgili onlarca kitap ve risale kaleme almış ve Hz. Mehdi&#8217;ye inanmanın bir İslam&#238; akide olduğunu ortaya koymuş ve bunun delillerini de a&#231;ıklamışlardır. Yazdıkları kitaplarının bir b&#246;l&#252;m&#252;n&#252; İmam Mehdi (a.s) konusuna ayırmış ve Mehdi, inancının İslam&#238; temellere dayandığını beyan etmişlerdir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ehl-i-sunnet-kaynaklarinda-imam-mehdi/">Ehl-i Sünnet Kaynakların&#8217;da İmam Mehdi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>
	&nbsp;</h1>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k hadis İmamları, tarih&ccedil;iler, ilim otoriteleri ve Ehl-i S&uuml;nnet mezhep kurucuları; İmam <strong>Mehdi Muntazar (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili onlarca kitap ve risale kaleme almış ve Hz. Mehdi&rsquo;ye inanmanın bir İslam&icirc; akide olduğunu ortaya koymuş ve bunun delillerini de a&ccedil;ıklamışlardır. Yazdıkları kitaplarının bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna ayırmış ve Mehdi, inancının İslam&icirc; temellere dayandığını beyan etmişlerdir. Ve neredeyse onların bazısı onunla ilgili yazılmış oldukları kitaplardan daha geniş bir şekilde bu konuya yer vermişlerdir. Bunların bir &ccedil;oğu kitap olarak basılmış ve bir &ccedil;oğu da hen&uuml;z tab edilmemiştir.</p>
<p>
	Bir taraftan ilimle uğraşan tahkik erbabının bu değerli eserlerden yaralanmalarının gerekliliği, diğer taraftan da bu eserlerin dağınıklığını ve bu asırda ki kalem sahibi olan aydın yazarlar tarafından tanınmamasını veya bilerek g&ouml;z ardı edildiğini g&ouml;zlemlediğimiz i&ccedil;in bu makalede <strong>Hz. Mehdi (a.s)</strong> ile ilgili Ehl-i S&uuml;nnet temel kaynaklarını tanıtmaya &ccedil;alışcağız. Bu inancın İslam&icirc; kaynaklar a&ccedil;ısından ne &ouml;l&ccedil;&uuml;de sağlam olduğunu g&ouml;sterebilmek, inceleyenlerin daha da bir tatmin olmaları i&ccedil;in bu kaynakları hadisin ilk tedvin edildiği hicri 2. asırdan başlayarak yazarlarının yaşam tarihlerine g&ouml;re sıraladık. Aynı zamanda yazarlarının kısa bir biyografisini de ekledik. Ve araştırmacıların bu kitaplara ulaşmalarında kolaylık sağlamak i&ccedil;in onların basılmış n&uuml;shalarının ilk sayfasının kopyasını k&uuml;&ccedil;&uuml;lterek o kitapla ilgili a&ccedil;ıklama sayfasına ekledik. Umarız ki bu makale Mehdilik inancının sağlam kaynaklarını g&ouml;stererk bu akideye karşı &ccedil;ıkanların s&ouml;zlerinin son yıllarda ortaya atılan temelsiz bir g&ouml;r&uuml;ş olduğunu g&ouml;stermek i&ccedil;in yararlı olur.</p>
<p align="center">
	&macr;</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong> el Musannef.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellifi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong> Ebu Bekr Abdurrezzak b. Hemmam b. Naf-i el Himyeri es-San&rsquo;&acirc;n&icirc; el Yemeni. (126-211 Hicri)</p>
<p>
	Meşhur hadis alimi ve hadis hafızlarından olup, Yemen-San&rsquo;&acirc;&rsquo;lıdır. 17 bin hadis ezberlemiş, Buhari de bundan hadis almıştır.</p>
<p>
	Zehebi, bu eserle ilgili olarak ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Bir &ccedil;ok hadis alimi g&uuml;venilirliğini kabul etmiş, sahih hadis kitaplarında nakledilmiş, bilinen ilim kaynaklarından biridir.&rdquo;</p>
<p>
	İbn-i Hallakan da ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Zamanında, Sufyan b. Ayne, Ahmed İbn-i Hanbel ve bir &ccedil;ok İslam alimi ondan hadis nakletmişlerdir.&rdquo;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p align="center">
	&nbsp;c </p>
<p align="center">
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; S&uuml;nen-i İbn-i Mace.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellifi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Muhammed b. Yezid b. Mace-i er-Rebi-i el Gazvin&icirc;</p>
<p>
	<strong>K&uuml;nyesi&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong> &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Abdullah (209-273 Hicri)</p>
<p>
	Meşhur hadis İmamlarından olup hadis ilimlerini araştırmak i&ccedil;in Gazvin&rsquo;den, Bağdat, Basra, Mekke, Kufe, Şam, Mısır ve Rey gibi şehirlere seyahatler yapmıştır. Tarih, tefsir ve hadis ilmi sahasında bir &ccedil;ok eseri vardır. En meşhur kitabı iki ciltlik S&uuml;nen-i el Mustafa&rsquo;dır ki S&uuml;nen-i İbn-i Mace olarak tanınmaktadır. Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in, Kutubu Sitte diye anılan hadis kaynaklarından biridir, Bu kitabının, &ldquo;el Fiten&rdquo; babının bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> ile ilgili hadisleri nakletmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p align="center">
	e</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; : &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>S&uuml;nen-i Ebu Davud.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; : &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Ebu Davud,&nbsp; S&uuml;leyman b. Eş&rsquo;as b. İshak el Ezdi, el Secistani (202-275 Hicri)</p>
<p>
	Aslen İran&rsquo;ın Sistan şehrindendir, gen&ccedil; yaşta ilim tahsil etmk i&ccedil;in seyahatler yapmış, Zehebi&rsquo;nin, nakline g&ouml;re H:220 senesinde Ahmed İbn-i Hanbel&rsquo;den Bağdat&rsquo;ta ilim tahsil etmiştir. Bir &ccedil;ok muhaddisden de hadis dersleri alarak bu sahada, b&uuml;y&uuml;k hadis alimlerinden biri olmuştur. Kendisinden, Tirmizi, Nesa-i, hatta &uuml;stadı Ahmed İbn-i Hanbel bile hadis nakletmiştir. Daha sonra bir &ccedil;ok şehirde ikamet ettikten sonra, Abbasi halifelerinden el Vasik&rsquo;in daveti &uuml;zerine, Basra&rsquo;ya yerleşerek burada vefat etmiştir. Onun, hadisle beraber başka konularda da eserleri bulunmaktadır. Eserleri arasında ne meşhuru da Kutubu Sitte&rsquo;den olan, &ldquo;S&uuml;nen-i Ebu Davud&rdquo; adıyla bilinen, Kitab-ı S&uuml;neni&rsquo;dir. Nakle g&ouml;re, Peygamberi Ekrem (s.a.a)&rsquo;in s&uuml;nnetini muhafaza etmek i&ccedil;in yarım milyon hadisten se&ccedil;erek bu kitaptaki hadisleri derlemiştir.</p>
<p>
	M&uuml;ellif bu kitabında, Mehdi ile ilgili babının &ldquo;Kitab-ul Mehdi&rdquo; b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde; Mehdi&rsquo;nin &ouml;zellikleri, zuhurunun alametleri, zuhurundan sonra neler yapacağı konularıyla ilgili olarak on &uuml;&ccedil; hadis nakletmiştir.</p>
<p align="center">
	g</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; S&uuml;nen-i Tirmizi.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu İsa, Muhammed b. İsa b. Savre b. Musa b. ez Zehak es Selemi ez Zerir el Bugi et Tirmizi (209-297 Hicri)</p>
<p>
	Meşhur hadis alimleri ve İmamlarından olup, hadis hıfzında ş&ouml;hrete ulaşmıştır. Aslen, Ceyhan Nehri&rsquo;nin doğusunda bulunan &ldquo;Tirmiz&rdquo; şehrinin, Bug k&ouml;y&uuml;nde doğmuş, hadis tahsili i&ccedil;in, Horasan, Irak, Hicaz gibi yerlere seyahatlerde bulunarak; Muhammed b. İsmail el Buhari&rsquo;den ders almış ve aynı zamanda beraberce bazı hadis alimlerinden ilim tahsil etmişlerdir, Ahmed b. Hanbel, ed Derami ve &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; asır hadis alimlerinden yararlanmıştır. Bunlarla beraber, Rical ilmi, tarih ve hadis sahalarında da eserleri vardır. Eş-Şemail, el-İlel, et-Tarih ve el-Cami-us Sahih kitabı onun bu son kitabı, Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;te b&uuml;y&uuml;k değere ve ş&ouml;hrete sahiptir. Aynı zamanda Kutubu Sitte&rsquo;den de biridir. Bu kitabıyla ilgili bir&ccedil;ok şerhler yazılmıştır. S&uuml;nen&rsquo;in d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; cildinde, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> hakkında&nbsp; bir takım hadisler nakletmiştir.&nbsp;&nbsp;</p>
<p align="center">
	&nbsp;v</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kitab-ul Bed-u vet-Tarih</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Zeyd Ahmed b. Sah-i el Belh&icirc;.</p>
<p>
	Bu kitap İstanbul&rsquo;da Damat İbrahim Paşa&rsquo;nın k&uuml;t&uuml;phanesinde olan n&uuml;shada ve İbn-i el Verdi&rsquo;nin, &ldquo;Haridat-ul Acaib&rdquo; kitabında bunun, adı ge&ccedil;en m&uuml;ellife ait olduğu belirtilmiştir. Hacı Halife de, Keşf &uuml;z-z&uuml;nun&rsquo;un birinci cildinin 227. sayfasında bu eserin m&uuml;ellifinin bunun olduğunu belirtmiştir. Ebu Zeyd; ilm-i Rical ve biyografi kitaplarında da tarih&ccedil;ilerin ileri gelenlerinden kabul edilmiş, ilmi, din, şeriat, felsefe, edebiyat, ve diğer ilimlerde de tanınmış olup, İslam alimlerinin b&uuml;y&uuml;klerinden kabul edilmiştir. Ama Fransız m&uuml;steşrik Cloman Hewar, araştırmaları neticesi, bu kitabın m&uuml;ellifinin tarih&ccedil;i Mutahhar b. Tahir el Mukaddes&rsquo;inin olduğunu bildirmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Ebu Zeyd Belhi biyografi kaynaklarına g&ouml;re; Hicri: 322 veya Hicri: 340 yılında vefat ettiği, oysaki kitabın telif tarihinin Hicri: 355 olduğu kaydedilmiştir, ki Hacı Halife&rsquo;de &ldquo;Kaşf uz-Zunun&rdquo; adlı eserinde Ebu Zeyd&rsquo;in &ouml;l&uuml;m tarihini b&ouml;yle kaydetmiştir. Ama el Mukaddes&rsquo;in Biyografisi bizim i&ccedil;in de me&ccedil;huld&uuml;r. Bu kitap: Miladi: 1899-1919 yılları arasında, m&uuml;steşrik Clamon Hewar&rsquo;ın &ccedil;alışmasıyla altı ciltle, şerhli olarak Fransa&rsquo;da basılmış, daha sonra da, Bağdat&rsquo;ta ofset olarak basılmıştır, bir kısmı hala basılmamıştır.</p>
<p>
	Bu eserin m&uuml;ellifi kim olursa olsun, kitabın b&uuml;y&uuml;k bir kısmını, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	b</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el Mucem ul Kebir.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu&rsquo;l Kasım S&uuml;leyman b. Ahmed b. Eyyub b. Mutayyir-i Lahmi et Taberani (260-360 Hicri).</p>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k hadis alimi ve hadis hafızlarındandır, Şam&rsquo;ın Taber b&ouml;lgesinde doğmuş, hadis tahsili i&ccedil;in Şam, Hicaz, Irak, Mısır, Yemen&rsquo;e seyahatlerde bulunmuş ve daha sonra İsfahan&rsquo;da ikamet ederek y&uuml;z yaşında vefat etmiştir.</p>
<p>
	En &ouml;nemli eserlerinden olan bu kitabından on cildi, Irak Vakıflar Bakanlığı tarafından on cilt halinde yayınlanmış. Mucem-i Evset ve Sağır-ı de, Delhi&rsquo;de ve iki ciltte Mısır&rsquo;da basılmıştır. Onuncu cildinde, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> ile ilgili hadisleri ele almıştır. Diğer ciltlerde de Hz. Mehdi ile ilgili hadisler mevcuttur.</p>
<p align="center">
	Z</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Mealim-us a S&uuml;nen, Fi Şerhi Kitab-ı S&uuml;nen-i Ebi Davud.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu S&uuml;leyman Hamd b. Muhammed el Hattabiyi Besti (319-388 Hicri)</p>
<p>
	Afganistan&rsquo;ın Kabil&rsquo;e bağlı Best b&ouml;lgesinde doğup yine burada vefat etmiştir. Hadis, fıkıh, edebiyat, l&uuml;gat sahalarında ilim tahsil etmiş, Zehebi, onu g&uuml;venilir ilmi şahsiyetlerden biri olarak tanıtmaktadır. Bu da kitabının bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> ile ilgili, hadisleri nakletmektedir.</p>
<p align="center">
	h</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kitab-ı Mesabih-us S&uuml;nne.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; H&uuml;seyin b. Mes&rsquo;ud-i Şafii (Muhy-is S&uuml;nne (s&uuml;nneti ihya eden) lakabını almıştır (436-510 veya 516 Hicri)</p>
<p>
	Aslen, Afganistan&rsquo;ın Herat şehrine bağlı, Bag k&ouml;y&uuml;ndendir. Horasan&rsquo;ın Rey şehrinde vefat etmiştir.</p>
<p>
	İbn-i Hallakan onu, ilim denizi olarak tanıtmaktadır. Hicri: 1318&rsquo;de Mısır&rsquo;da basılmış olan kitabının, bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> ile ilgili hadislere ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	f</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cami-ul Usul, Min Ehadis-ir&nbsp; Resul.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Saadet M&uuml;barek b. Muhammed. (Maruf ismi) İbn-i Esir el Ceziri (544-606 Hicri)</p>
<p>
	Meşhur tarih&ccedil;i, İbn-i Esir&rsquo;in kardeşi olup, Kur&rsquo;an tefsiri, fıkıh, hadis, nahv ve l&uuml;gat dalında tahsil etmiş, İbn-i &Ouml;mer adasında doğup, Musul şehrine intikal etmiş ve Musul&rsquo;da vefat etmiştir. En &ouml;nemli eseri olan bu eserini, Kutub-u Sitte&rsquo;den derlemiş 13 cilt halinde Beyrut&rsquo;ta basılmış olan bu eserinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	i</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el Futuhat-ul Mekkiyye.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhyiddin b. Arabi ve Şeyh-ul Ekber olarak tanınan Muhammed b. Ali b. Muhammed b. Ahmed b. Abdullah et-Tai el-Hatemi (560-638 Hicri).</p>
<p>
	Ariflerin en meşhurudur. Felsefe, kelam, tefsir, edebiyat şiir gibi bir &ccedil;ok dalda d&ouml;rt y&uuml;ze yakın risale ve kitabı olduğu s&ouml;ylenir. Endul&uuml;s&rsquo;un Murs şehrinde doğup, Dımeşk&rsquo;te ikamet edip yine burada vefat etmiştir.</p>
<p>
	Bu eserin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; cildin, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> ile ilgili b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde, akli ve nakli delillerle bu hususu belgelemiştir.</p>
<p align="center">
	^</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Metalib-us Suul, Fi Manakıb-i &Acirc;l-ir Resul.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed b. Talha, eş Şafii (582-652 Hicri).</p>
<p>
	Muhaddislerin b&uuml;y&uuml;klerindendir, usul-u fıkıh, edebiyat konularında &uuml;n yapmıştır. Aslen Nusaybinli dir daha sonra, Dımeşk ve Haleb&rsquo;e yerleşerek burada vefat etmiştir. Bu kitabı ilk defa, İbn-i Cevzi&rsquo;nin, &ldquo;Tezkiret-&uuml; Havass-ul Umme&rdquo; adlı kitabıyla beraber, Hicri: 1287 senesinde 91 sayfa olarak taş baskıyla yayınlanıp daha sonra Necef&rsquo;te tab edilmiştir.</p>
<p>
	Bu kitabın 12. babının başlığı; &ldquo;On ikinci İmam Muhammed ibn Hasan el Askeri el Mehdi&rdquo;dir.</p>
<p align="center">
	k</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Tezkiret-u Havass-ul &Uuml;mme.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sibt b. Cevzi Hanefi Yusuf b. Kızoğlu b. Abdullah el-Bağdadi ed-Dimeşk&icirc; (581-654 Hicri)</p>
<p>
	Fıkıh, tefsir, tarih ve hadis ilimlerine katkısı olmuş, hadis hafızı olup, meşhur hatiplerdendir. Bağdat&rsquo;ta doğup, Dımeşk&rsquo;te vefat etmiştir. Eserlerinden biri olan el-fıkıh Alel Mezahib-il Erbaa (Asıl adı İsar-ul İnsaf Fi Asar-il Hilaf) kitabı T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;ye terc&uuml;me edilmiş ve bir ka&ccedil; defa basılmıştır.</p>
<p>
	Yukarda adı ge&ccedil;en eseri, 12 İmam&rsquo;ın fazilet ve &ouml;zelliklerini i&ccedil;ermektedir. Kitabın son b&ouml;l&uuml;m&uuml; ise Hz. Mehdi ile ilgilidir.</p>
<p align="center">
	v</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şerh-u Nehc-&uuml;l Belağa.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İbn-i Ebi-l Hadid el Mutezili (586-655 Hicri)</p>
<p>
	Tarih&ccedil;i ve edebiyat&ccedil;ı olan, daha bir&ccedil;ok ilim dalında da tanınmış bir şahsiyettir. Medayin&rsquo;de doğmuş Bağdat&rsquo;ta yaşamış ve Abbasi halifelerinin divan katipliğini yapmıştır. En meşhur eseri olan Nehc-ul Belağa şerhi, Allame Hoi&rsquo;nin 22 ciltlik Nehc-&uuml;l Belağa şerhinden sonra, bu konuda en geniş şerhlerden sayılır, Mısır, Beyrut ve İran&rsquo;da defalarca tab edilmiştir. Bu kitapta Hz. Ali (a.s)&rsquo;ın ahir zamanla ilgili s&ouml;zleri b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde ve diğer kısımlarda da İmam Mehdi (a.s) ile ilgili konulara geniş&ccedil;e yer vermiştir.</p>
<p align="center">
	G</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhtasar-u S&uuml;nen-i Ebi Davud.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Abdulazim el Munzır&icirc; Eş Şafii (581-656 Hicri)</p>
<p>
	Fakih, tarih&ccedil;i, hafız, edebiyat&ccedil;ı ve hadis ilminin ileri gelen alimlerinden dir. Eseleri arasında en &ouml;nemli yeri olan bu kitabın&nbsp; 6. cildinde <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> ile ilgili konulara yer vermiştir.</p>
<p align="center">
	O</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tezkiret-ul Kurtubi</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed b. Ahmed b. Ebubekr b. Farah el Ensari Ebu Abdullah Kurtubi (Vefat &#8211; 671 Hicri)</p>
<p>
	Malik&icirc; mezhebinin, b&uuml;y&uuml;k m&uuml;fessirlerdendir. Ez Zerek, bu zatla ilgili olarak ş&ouml;yle der: O, Sulaha&rsquo;dan olup Kurtub&rsquo;da doğarak, oradan doğuya g&ouml;&ccedil; etmiş, Mısır&rsquo;ın, Esyuut şehrinin kuzeyinde olan, İbn-i Hasip b&ouml;lgesine yerleşmiş ve burada vefat etmiştir. Eserlerinden olan &ldquo;el Cami-u Li Ahkamil Kur&rsquo;an&rdquo; 20 cilt olarak basılmış ve Kurtubi Tefsiri olarak bilinmektedir. Yukarıda işaret edilen eseri (Tezkiret bi Ahval-il Mevta ve Ahval-il Ahire) de Mısır&rsquo;da iki cilt olarak basılmıştır. Kitabın ikinci cildinde, bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;a ayırmıştır ve, Şia&rsquo;nın Mehdi inancıyla aynı g&ouml;r&uuml;şe sahiptir.</p>
<p align="center">
	&sup3;</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Vefayet-ul A&rsquo;yaan.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İbn Hallekan-ı Şafi&icirc; (608-681 Hicri)</p>
<p>
	Aslen Erbil&rsquo;li, Mısıra gitmiş, oradan da Şam&rsquo;a yerleşerek bir s&uuml;re kadılık yapmıştır. Kendisi, b&uuml;y&uuml;k tarih&ccedil;i ve edebiyat&ccedil;ılardandır.</p>
<p>
	Bu kitab, alimlerin ve araştırmacıların yanında, d&uuml;zenli, g&uuml;venilir ve en meşhur biyografi kitaplarından biri olduğu kabul edilir. Bu kitabının 4. cildinde, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;ı ayrılmış kısa bir b&ouml;l&uuml;m bulunmaktadır.</p>
<p align="center">
	{</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zehair-ul Ukba.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhibiddin Anmet b. Abdullah b. Muhammed et Taberi el Mekki eş Şafii (615-694 Hicri)</p>
<p>
	Mekke&rsquo;da doğmuş ve orada vefat etmiştir. Muhaddislerin b&uuml;y&uuml;klerinden, Şafii mezhebinin şeyhlerinden ve Hicaz m&uuml;ft&uuml;lerindendir. Hadis ve fıkıh hususunda değerli eserleri bulunmaktadır.</p>
<p>
	Hicri 1350 tarihinde, Mısır&rsquo;da basılan ve Ehl-i Beyt (a.s)&rsquo;ın faziletlerini i&ccedil;eren bu kitabın bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; de <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> oluşturmaktadır.</p>
<p align="center">
	U</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Feraid-us Simtayn.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İbrahim b. Saadettin-i Horasani (644-732 Hicri<strong>)</strong></p>
<p>
	Hadis hafızı ve Ehl-i S&uuml;nnet alimlerindendir. Zehebi, &ldquo;Tezkire&rdquo; adlı eserinin 4. cildinde ş&ouml;yle bahsediyor: &ldquo;O, muhaddislerin İmamı, İslam&rsquo;ın iftiharlarından ve evliyanın &ouml;nde gelenlerindendir, Gazan Padişahı onun vesilesiyle M&uuml;sl&uuml;man olmuştur.&rdquo;</p>
<p>
	&nbsp;İbn-i Hacer el-Asgalani de &ldquo;Durur-ul Kamile&rdquo; adlı eserinde de aynı Zehebi&rsquo;nin s&ouml;zlerini teyit eder ve ilaveten, Ehl-i S&uuml;nnet alimlerinin bir &ccedil;oğu, ondan hadis rivayeti i&ccedil;in izin aldığını nakleder.</p>
<p>
	Bu eseri, Hicri 1398&rsquo;de Beyrut&rsquo;ta, daha &ouml;ncede Lahor&rsquo;da basılmıştır.</p>
<p>
	Yukarıda adı ge&ccedil;en kitabını, Hz. Zehra (s.a), Hz. Ali (a.s) ve evlatlarının faziletleri konusuna tahsis etmiş, bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; de, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;ın zuhuru ve kıyamı ile ilgili hususlara ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	j</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mişkat-ul Mesabih.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Veliyuddin Muhammed b. Abdullah el Hatib-i Tebrizi (Vefat-741 Hicri)</p>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k muhaddislerdendir, bu kitabın 3. cildinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	|</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Haridat-&uuml;l Acaib ve Feridat-&uuml;l Garaib.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Siracuddin &Ouml;mer b. Muzaffer eş-Şafii İbn-i Verdi (Vefat<strong>&#8211;</strong>749 Hicri)</p>
<p>
	Suriye&rsquo;nin Numan b&ouml;lgesinde doğna, fıkıh, edebiyat, şiir, l&uuml;gat, nahv ve tarih konularında eserler vermiş ve kadılık da yapmıştır.</p>
<p>
	Suriye&rsquo;nin Halep şehrinde vefat etmiş, sarf, nahv, tarih, fıkıh ve irfan konularında manzum kitapları bulunmaktadır. Eserlerinden biri de, kıyamet alametlerini konu alan ve <strong>İmam Mehdi (a.s)&rsquo;</strong>la ilgili bir b&ouml;lm&uuml; de i&ccedil;eren yukarıdaki ismi ge&ccedil;en kitaptır.</p>
<p align="center">
	f</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el Menar-ul Munif Fis-Sahih Vez-Zaif.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şemsuddin Muhammed b. Ebi Bekr; İbn-i Gayyım el Cevzi diye Meşhurdur. (691-751 Hicri)</p>
<p>
	Hanbeli mezhebinin b&uuml;y&uuml;k alimlerindendir, İbn-i Teymiyye&rsquo;den Fıkıh tahsil etmesi ve aynı g&ouml;r&uuml;şleri taşıması sebebiyle, Dımeşk kalesinde zindana atılmış, İbn-i Teymiyenin &ouml;l&uuml;m&uuml; &uuml;zerine serbest bırakılmıştır.</p>
<p>
	Eserlerinden biri olan bu kitabının 50. b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusunu işlemektedir.</p>
<p align="center">
	Y</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kitab-un Nihaye (el Fiten ve&rsquo;l Melahim).</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu&rsquo;l Fida, İsmail b. &Ouml;mer; İbn-i Kesir diye meşhurdur (701-774 Hicri).</p>
<p>
	Muhaddis, tarih&ccedil;i, m&uuml;fessir ve fakihtir. Şam&rsquo;ın, Basra b&ouml;lgesinde doğmuş Hicri: 706 tarihinde , Dımeşk&rsquo;e yerleşmiş ve burada ilim tahsil etmiştir. Bu kitabı, Mısır ve Beyrut&rsquo;ta basılmıştır. Bu kitabın 1. cildinde <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili hadisleri &ldquo;Ahir Zamanda Zuhur Edecek Mehdi&rdquo; konu başlığıyla ele alınmıştır.</p>
<p align="center">
	b</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Meveddet-&uuml;l Kurba.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Seyyid Ali b. Şahab b. Muhammed el H&uuml;seyni (714-786 Hicri).</p>
<p>
	Horasan alimlerindendir. Keşmir&rsquo;e yerleşmiş ve gayretli &ccedil;alışmaları sonucu b&ouml;lge insanlarının &ccedil;oğunu İslam&rsquo;a kazandırmıştır. Arap&ccedil;a ve Fars&ccedil;a olarak bir &ccedil;ok eseri bulunmaktadır. En meşhur eseri de bu kitaptır. Kunduzi&rsquo;nin, Yenabi-ul Mevedde adlı eseriyle beraber ilk defa İstanbul&rsquo;da Ahtar Yayınevi tarafından Hicri:1301&rsquo;de basılmış ve bu kitabında <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili b&ouml;l&uuml;m&uuml; &ldquo;İmamların Sayısı ve Onlardan Biri Olan Mehdi&rdquo; olarak ele almıştır.</p>
<p align="center">
	R</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şerh-ul Mekasid.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mes&rsquo;ud b. &Ouml;mer b. Abdullah Saadettin Taftazani (712-793 Hicri)</p>
<p>
	Aslen, Horasan&rsquo;ın Nesa&rsquo;ya bağlı Taftazan k&ouml;y&uuml;nde doğup, oradan Seraks&rsquo;a yerleşmiş, daha sonra Timurlenk tarafından Semerkant&rsquo;a s&uuml;rg&uuml;n edilmiş ve orada vefat etmiş, cenazesi getirilerek Seraks&rsquo;ta defnedilmiştir.</p>
<p>
	Kelam ilmi, mantık, beyan ve Arap edebiyatı sahalarında en b&uuml;y&uuml;k şahsiyetlerden biri olan, kelam ilminde kaynak olarak tanınan iki ciltlik eserinin son b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n İmametle ilgili kısmında, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;ın kıyamı hususuna yer vermiştir.</p>
<p>
	Bu eseri, Hicri 1277 yılında T&uuml;rkiye&rsquo;de İstanbul Olmandeşer matbaasında basılmış, daha sonra da Mısır&rsquo;da tab edilmiştir.</p>
<p align="center">
	_</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mecm-uz Zevaid ve Menb-ul Fevaid.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hafız Nurettin Ali b. Ebibekr el Heysemi eş Şafii (735-807 Hicri)</p>
<p>
	Tarih ve hadis konusunda b&uuml;y&uuml;k ilmi şahsiyetlerdendir, bir &ccedil;ok biyografi yazarları onun hakkında: Muhabbetli, m&uuml;tevazı, abid, hafız olan b&uuml;y&uuml;k bir İmamdı diye s&ouml;z etmişlerdir. Bu eseri on cilt halinde Mısır&rsquo;da tab edilmiş olup, yedinci cildinin <strong>Mehdi (a.s)</strong> ile ilgili babına &ldquo;<strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la İlgili Gelen Rivayetler&rdquo; başlığını vermiştir. Diğer bir eseri olan &ldquo;Mevarid-&uuml;z Zaman&rdquo; adlı kitabının bir babını da İmam Mehdi (a.s) konusuna ayırmıştır. Bu ikinci kitabı, Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in hadis alimleri nazarında en &ouml;nemli ve sağlam kaynaklardan sayılır. Bu eser Mekke Dar-ul Hadis &Uuml;niversitesi m&uuml;derrislerinden Muhammed Abdurrezzak Hamza tarafından tahkik edilerek yayınlanmıştır.</p>
<p align="center">
	N</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el Fususul el M&uuml;himme.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nureddin Ali b. Muhammed (İbn-i el Sebbağ el Maliki diye tanınmaktadır) (784-855 Hicri).</p>
<p>
	Aslen Afrika&rsquo;nın Sefagas b&ouml;lgesindendir, Mekke&rsquo;de doğup, orada da vefat etmiştir. Malik&icirc; mezhebinin fakih ve muhaddislerinden olup, Ehl-i S&uuml;nnet alimlerinden, Halebi, Semhudi, Hamzavi ve Şeblenci gibi bir &ccedil;ok alimler, bundan hadis nakli izni almışlar.</p>
<p>
	Bir &ccedil;ok biyografi yazarlarıda bundan bahsetmiştir. Bu kitabında, on iki İmam&rsquo;ın tanımını konu almış ve bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; de <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;a ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	B</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el &Ouml;rf-ul Vardi, Fi Ahbar-il Mehdi.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Celaluddin, Abdurrahman b. Kemaluddin Muhammed-i Suyuti eş Şafii (849-911 Hicri).</p>
<p>
	Edebiyat&ccedil;ı, tarih&ccedil;i, m&uuml;fessir ve muhaddisdir. Kahire&rsquo;de yetim olarak b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş, oranın muhaddis ve alimlerinden ilim tahsil etmiştir; Biyografisi bir &ccedil;ok rical ve tarih kitaplarında mevcuttur. İslam aleminde eserlerinin bulunmadığı k&uuml;t&uuml;phane yok denecek kadar azdır.</p>
<p>
	Adı ge&ccedil;en bu risalesi, &ldquo;el-Havi-lil Fetava&rdquo; adlı iki ciltlik eserinde bulunup, bu eserde <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili hadisleri ele almıştır.</p>
<p align="center">
	&Euml;</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>el Eimmet-ul İsna Aşer.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şemseddin Muhammed b. Tulun (880-953 Hicri).</p>
<p>
	Muhaddis, fakih, tarih&ccedil;i, edebiyat&ccedil;ıdır, tıp ve r&uuml;ya tabiri ilimlerine de vakıf idi. Dımeşk&rsquo;ta yaşayıp burada da vefat etmiştir. &Ouml;nemli eselerinden biri olan bu kitapta on iki İmam&rsquo;ın hayatı konu edilmekte, bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde de <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili mevzulara yer verilmektedir.</p>
<p>
	Kitabı, 1958 yılında Beyrut Darus Sadr yayınevi tarafından basılmıştır.</p>
<p align="center">
	T</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; e</strong>l Yevagıt-ul ve&rsquo;l Cevahir</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İmam Abdulvahhab eş Şa&rsquo;rani eş Şafii (898-973 Hicri).</p>
<p>
	Mısır&rsquo;da d&uuml;nyaya gelmiş ve Kahire&rsquo;de vefat etmiştir. Fakih, muhaddis, mutasavvıf ve diğer ilimlerde de &uuml;n yapmış b&uuml;y&uuml;k şahsiyetlerdendir.</p>
<p>
	Akait konusuyla ilgili bu iki ciltlik eserinin, ikinci cildinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna tahsis etmiştir.</p>
<p align="center">
	D</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; e</strong>s Savaikul Muhrika.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ahmed b. Hacer Heytemi el Mekki eş Şafii (909-974 Hicri).</p>
<p>
	Muhaddis, fakih ve b&uuml;y&uuml;k şahsiyetlerden biri olup, &ldquo;el- Fetavul Hadise&rdquo; adlı eseriyle, bu eserinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili konulara tahsis etmiştir.</p>
<p align="center">
	J</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Kenz-ul Ummal.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muttaki Hindi (885-975 Hicri).</p>
<p>
	Fakih, muhaddis, hatip ve bir &ccedil;ok konuda ilimi &uuml;nvan taşıyan bir şahsiyettir. Hindistan&rsquo;ın Burhanpur şehrinde doğmuş, bir m&uuml;ddet ilim tahsilinden sonra Mekke ve Medine&rsquo;ye yerleşerek, orada da ilim tahsiline devam edip bir &ccedil;ok alimden, hadis, tasavvuf, fıkıh dallarında tahsilini s&uuml;rd&uuml;r&uuml;p tekrar Hindistan&rsquo;a d&ouml;nerek İslam&rsquo;ı irşatta bulunmuş ve Mekke&rsquo;de vefat etmiştir.</p>
<p>
	Adı ge&ccedil;en 14 ciltlik ansiklopedik eseri, hadis kaynaklarından biri olarak bilinmektedir. Eserinin 14. cildinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; Ahir Zamanda Zuhur Edecek Mehdi başlığı adı altında ele almıştır. Bundan başka diğer bir eseri olan &ldquo;Telhis-ul Behan ve el Burhan Fi alamat-il Mehdi&rdquo; adlı eserlerini de m&uuml;stakil olarak <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna tahsis etmiştir.</p>
<p align="center">
	e</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Ahbar-ud Duvel ve Asar-ul Uvel.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ahmed b. Yusuf b. Ahmed ed-Dımeşki; Karamani diye tanınır (939-1019 Hicri).</p>
<p>
	Meşhur tarih&ccedil;ilerdendir, &ldquo;Keşf-uz Zunun&rdquo; adlı eserin m&uuml;ellifi bu kitap hakkında &ldquo;İslam aleminde, devletler hususunda b&ouml;yle bir kitap g&ouml;rmedim&rdquo; diye bahsetmektedir.</p>
<p>
	Bu eser; İslam &ouml;ncesi ve sonrası devlet tarihlerini, yapılarını konu etmektedir, kitabın geniş bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;de on iki İmam ve <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili konular oluşturmaktadır. Bu kitap hicri: 1282 yılında b&uuml;y&uuml;k boy 500 sayfa taş baskı olarak Bağdat&rsquo;ta yayınlanmıştır.</p>
<p align="center">
	M</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Mirkat-ul Mefatih, Şerh-u Mişkat-ul Mesabih.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ali b. Sultan Muhammed-i Hirevi (Vefat -1014 Hicri).</p>
<p>
	Bir&ccedil;ok ilim dalında tahassus sahibi b&uuml;y&uuml;k alimlerdendir. Afganistan&rsquo;ın Herat şehrinde doğup, daha sonra Mekke&rsquo;ye yerleşerek orada vefat etmiştir. Bu beş ciltlik eserinin, 5. cildinde <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili hadisleri ele almaktadır. Diğer bir eseri olan, &ldquo;el Meşreb-ul Verdi&rdquo; kitabını ise yalnızca <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	]&nbsp;</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>el İşaret-&uuml; Fi Eşrat-&uuml;s Sae.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed b. Adurresul eş Şafi&icirc; (1040-1103 Hicri).</p>
<p>
	M&uuml;fessir, muhaddis, ilmi usulc&uuml;, edebiyat&ccedil;ı ve l&uuml;gat&ccedil;ı. İlim tahsili i&ccedil;in, Bağdat, İstanbul, Dımeşk, Mısır&rsquo;a seferler yapıp daha sonra Medine&rsquo;ye yerleşerek ders vermiş ve burada vefat etmiştir. Adı ge&ccedil;en bu kitabı Hicri: 1370 senesinde, Mısır&rsquo;da &uuml;&ccedil; y&uuml;z sayfa olarak basılıp, eserin konusu isminden de anlaşıldığı &uuml;zere, Ahir zaman alametleri ile <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;ın zuhuru ve kıyamını ele almaktadır.</p>
<p align="center">
	E</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Feth-ul Menan, Şerh-ul Fevz ve&rsquo;l Eman.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ahmed b. Ali Eb&rsquo;un Necah el Hanefi (1089-1173 Hicri<strong>).</strong></p>
<p>
	Suriye&rsquo;nin Trablus şehrinin k&ouml;ylerinden birinde doğmuştur. B&uuml;y&uuml;k alimlerden olup, şair, edip, muhaddisdir. &Ouml;nemli eserlerinden biri olan bu kitabının bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; de <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	&shy;</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Levaih&rsquo;ul Envar&rsquo;il İlahiyye.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Şemseddin Muhammed b. Ahmed en Nablusi (1114-1188 Hicri).</p>
<p>
	Hanbeli mezhebinin tanınmış fakihlerindendir, mutasavvıf ve tarih&ccedil;idir. Filistin&rsquo;in, Nablus şehrinin k&ouml;ylerinden birinde doğup, daha sonra Dımeşk&rsquo;e yerleşip, orada da vefat etmiştir.</p>
<p>
	Adı ge&ccedil;en bu değerli eseri iki cilt olarak hicri 1324 senesinde Mısır&rsquo;da basılmış olup, ikinci cildinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusundan s&ouml;zetmektedir.</p>
<p align="center">
	&Igrave;</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>İs&rsquo;&acirc;fur Rağibin.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Muhammed b. Ali es Sebbani el Mısri eş Şafii.</p>
<p>
	Mısır&rsquo;ın b&uuml;y&uuml;k ilmi şahsiyetlerinden olup, l&uuml;gat, nahv, aruz, belagat, mantık, siyer, hadis, astronomi ve daha bir &ccedil;ok sahalarda ilmi mertebeye erişmiştir.</p>
<p>
	Mısır&rsquo;ın Kahire şehrinde doğup, yine orada vefat etmiştir. Adı ge&ccedil;en bu eseri Peygamber-i Ekrem (s.a.a)&rsquo;in siretini ve Ehl-i Beyt&rsquo;in faziletlerini manzum olarak kaleme almış, bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; de <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna ayırmıştır. Bu kitabı, &ldquo;Nur-ul Ebsar&rdquo; adlı eseriyle birlikte Mısır&rsquo;da taş baskı olarak yayınlanmıştır.</p>
<p align="center">
	j</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Nur-ul Ebsar.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Seyyid M&uuml;&rsquo;min b. Hasan Şeblenci (Vefat -1290 Hicri).</p>
<p>
	Muhaddis, edebiyat&ccedil;ı ve tarih&ccedil;idir. &Ouml;nemli eserlerinden olan bu kitabı Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyt&rsquo;inin menkıbelerini konu alıp, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili b&ouml;l&uuml;m&uuml; &ldquo;Muhammed b. Hasan (s.a)&rsquo;ın Menkıbeleri&rdquo; başlığını taşımaktadır. Kahire&rsquo;de taş baskı olarak basılmıştır.</p>
<p align="center">
	L</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Fevz-ul Gadir, Şerh-i Cami-us Sağir.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Muhammed Abdurrauf el Menavi eş Şafi&icirc; (952-1031 Hicri).</p>
<p>
	&Ouml;nde gelen b&uuml;y&uuml;k muhaddislerden olup, hadis, kelam, fıkıh, tarih gibi bir&ccedil;ok konularda ilim tahsil etmiş ve eserler vermiştir. Adı ge&ccedil;en bu kitabın altıncı cildinde, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili bir b&ouml;l&uuml;m vardır, ikincikez 1972 yılında Dar-ul Maarif yayınevi tarafından Beyrut&rsquo;ta basılmıştır.</p>
<p align="center">
	U</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Meşarik-ul Envar.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Şeyh Hasan el Advi el Mısr&icirc; (1221-1303 Hicri).</p>
<p>
	Kelamcı, muhaddis, Maliki mezhebi fakihlerinden, el-Ezher&rsquo;de ilim tahsil edip, &uuml;statlıkta yapmış ve Kahire&rsquo;de vefat etmiştir. Adı ge&ccedil;en kıymetli eserin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna ayırmıştır. Kitap, Hicri: 1307 yılında Osmanlı Matbaası tarafından basılmıştır.</p>
<p align="center">
	Z</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>el-İzae Lima Kane ve Ma Yekunu.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Seyyid Muhammed Sıddık Han b. Hasan (1248-1307 Hicri).</p>
<p>
	Hindistan&rsquo;ın Kenu&ccedil; şehrinde doğup Delhi&rsquo;de tahsil g&ouml;rm&uuml;ş, İslam&icirc; ilimler sahasında Hint&ccedil;e, Fars&ccedil;a ve Arap&ccedil;a bir &ccedil;ok eser vermiş; Arap&ccedil;a kitapları Kahire ve Beyrut&rsquo;ta basılmıştır. Adı ge&ccedil;en bu kitabı &ldquo;Kıyametten &ouml;nce fitneler ve kıyamet alametleri&rdquo; konusunu i&ccedil;erip, bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; de <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili konuya ayırmıştır.</p>
<p>
	Bu kitabı, Hicri 1293&rsquo;de Hindistan&rsquo;da, ikinci baskısı da Hicri 1379&rsquo;da Mısır&rsquo;da, es Suudi Matbaasında basılmıştır.</p>
<p align="center">
	h</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Gayet-&uuml;l Mevaiz.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Hayreddin Numan el Alusi el Hanefi (1252-1217 Hicri).</p>
<p>
	Hatip, kelamcı ve kadı olup, Hanefi mezhebi fakihlerindendir. G&uuml;venilir biyograflar, yazarla ilgili: &ldquo;Aklı ilminden b&uuml;y&uuml;k, ilmide nesrinden daha belagatlı nesri, şiirinden daha sağlam gibi&rdquo; s&ouml;zlerle onu meth etmişlerdir.</p>
<p>
	Adı ge&ccedil;en bu kitap, hicri 1301 senesinde Mısır&rsquo;da ilk defa basılmış ve birinci cildinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> mevzusuna tahsis etmiştir.</p>
<p align="center">
	e</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Avn-ul Ma&rsquo;bud.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Muhammed Şems-&uuml;l Hak el Hindi (1273-1329 Hicri).</p>
<p>
	Muhaddislerin b&uuml;y&uuml;klerinden kabul edilen bu şahsiyet, bu kitabını &ldquo;Ebu Davud&rsquo;un S&uuml;nenine&rdquo; şerh olarak kaleme almış olup, on birinci cildinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; de <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> konusuna ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	_</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Nazm-ul Mutanasır, Min Hadis-il M&uuml;tevatir.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Ebu Abdullah Muhammed b. Cafer b. İdris b. Muhammed el Fas&rsquo;i el Maliki (1274-1345 Hicri).</p>
<p>
	Tarih&ccedil;i, fakih ve muhaddisdir. Fas&rsquo;ta doğup, yine burada vefat etmiştir. &Ouml;nemli eserlerinden olan bu kitap, Hicri: 1328 yılında Fas&rsquo;ta basılmıştır. Bu kitap da, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili hadislerin, m&uuml;tevatir olduğu belirtmektedir.</p>
<p align="center">
	v</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Tuhfet-ul Ahvezi.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Ebu-l Ala Muhammed el Mubarekfur&icirc; (1283-1353 Hicri).</p>
<p>
	Hindistan&rsquo;ın Mubarekfur şehrinde doğup, Arap&ccedil;a, mantık, felsefe, astronomi, fıkıh ve usul&uuml; fıkıh sahalarında tahassus sahibi olmuş b&uuml;y&uuml;k alimlerdendir. Adı ge&ccedil;en bu kitabı, S&uuml;nen-i Tirmizi&rsquo;nin şerhi olarak kaleme almış Hindistan, Kahire ve Arabistan&rsquo;da yayınlanmıştır. Bu eserinin altıncı cildinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili konulara ayırmıştır.</p>
<p align="center">
	i</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Nazret-&uuml;n Fi Ahadis-il Mehdi.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Muhammed el Hızr el H&uuml;seyin el Mısri (1292-1377 Hicri).</p>
<p>
	Alim, edebiyat&ccedil;ı, kadı ve başka ilimlerde de tahsil yapmıştır. Aslen Cezayirli olup, Tunus&rsquo;ta doğmuş. Tahsilini Tunus Zeytuniyye ilim K&uuml;lliyesinde s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;ş, daha sonra Mısır el-Ezher&rsquo;de hocalık yapmış ve orada da vefat etmiştir.</p>
<p>
	Bir &ccedil;ok eseri ve makaleleri bulunup, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili adı ge&ccedil;en bu makalesi, Temedd&uuml;n-i İslam&icirc; Dergisinde 1370 hicri senesinde Suriye&rsquo;de yayınlanmıştır.</p>
<p align="center">
	c</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Tac-ul Cami-ul Usul.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Şeyh Mansur Ali Nasif (Vefat -1371 Hicri yıllarından sonra).</p>
<p>
	El-Ezher&rsquo;in b&uuml;y&uuml;k alimlerinden ve m&uuml;derrislerindendi. Adı ge&ccedil;en bu kitabın beşinci cildinin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> mevzusuna tahsis etmiştir.</p>
<p align="center">
	f</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>İbraz-ul Vehm Meknun Min Kelam-i İbn-i Haldun.</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Ahmed b. Muhammed b. es Sadık eş Şafi&icirc; el Magrib&icirc; (Vefat -1380 Hicri).</p>
<p>
	Marekeş&rsquo;in &ouml;nde gelen muhaddis, hafız ve alimlerindendir. Adı ge&ccedil;en bu kitabı, İbn-i Haldun&rsquo;un, <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili ş&uuml;phesini &ccedil;&uuml;r&uuml;tmek i&ccedil;in kaleme almıştır. Kitap 1347 hicri senesinde Şam&rsquo;da, et Terakki yayınevi tarafından basılmıştır.</p>
<p align="center">
	_</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Hav-el Mehdi</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Ustad, şeyh Nasreddin el-Albani (Arnavutluk)</p>
<p>
	G&uuml;n&uuml;m&uuml;z ilmi şahsiyetlerinden olup, &ccedil;eşitli konularda eser ve makaleleri bulunmaktadır. Adı ge&ccedil;en bu makalesini, Şam&rsquo;da yayınlanan &ldquo;Temeddun-&uuml; İslam&rdquo; dergisinde <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili sorulara cevap alarak kaleme almıştır.</p>
<p align="center">
	&macr;</p>
<p>
	<strong>Kitap&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Akidet-&uuml; Ehl-i S&uuml;nne Fi&rsquo;l Mehdi .</p>
<p>
	<strong>M&uuml;ellif&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; :&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Şeyh Abdulmuhsin b. Hamd.</p>
<p>
	Medine İslam &Uuml;niversitesi y&ouml;netim ve &uuml;stadlarındandır. Adı ge&ccedil;en&nbsp; bu makalede &ldquo;Ehl-i S&uuml;nnet İnancında <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rdquo; konusunu ele almış ve Hicri: 1388 senesinde &ldquo;Camiat-&uuml;l İslam&icirc;&rdquo; adlı dergide, Suudi M&uuml;ft&uuml;s&uuml; Bin Baz&rsquo;ın teyidiyle birlikte neşredilmiştir. Burada Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong> hakkındaki inancını ortaya koymuştur. Bir başka makalesinde de <strong>İmam Mehdi (a.s)</strong>&rsquo;la ilgili hadisleri reddedenlere karşı cevap vermektedir. Bu makalesi de hicri 1400 senesinde aynı dergide yayınlanmıştır.</p>
<h1>
	İSLAMİ ŞAHSİYETLERİ ESRLERİNDE&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; HZ. MEHDİ (A.S)</h1>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>1- Kemaluddin ve Tamam-un Nimet:</strong> Şeyh Seduk diye tanınan Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Babeveyh&#39;in eseridir. İran&#39;ın Kum kentinde d&uuml;nyaya gelmiş, Ali b. Babeveyh (kendi babası), Muhammed b. Hasan b. Velid, Ahmed b. Ali b. İbrahim-i Haşim-i Kummi, Ahmed b. Muhammed b. Yahya Attat-i Eşari-i Kummi gibi zamanının meşhur muhaddislerinin ve b&uuml;y&uuml;k fakihletinden fıkıh ve hadis dersi almıştır.</p>
<p>
	Şeyh Seduk bilim a&ccedil;ısından y&uuml;ce &ccedil;ok bir makama ulaşmış ve hadis dalında &ouml;yle &uuml;st&uuml;n bir dereceye ermiştir ki kendisine &quot;Reis-ul Muhaddisin&quot; (muhaddislerin reisi) denilmiştir. Şeyh Seduk Kemal-ud Din ve Tamam-un Nimet adlı eserini Meşhed yolculuğundan d&ouml;nd&uuml;kten sonra hk. 352 yılında yazmıştır. Bu kitap b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; kapsayan uzunca bir hutbe ve &ouml;ns&ouml;zden sonra başlamadtadır. Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde faydalı kelam ilmi konuları yer almıştır.</p>
<p>
	Bu kitap 7 fasıl ve 57 b&ouml;l&uuml;mden oluşmuş olup ilgin&ccedil; konular sunmuştur. Bu kitapta işlenen en &ouml;nemli konular şunlardan ibarettir:</p>
<p>
	1- Bir m&uuml;ddet g&ouml;zlerden gizli kalan peygamberler ve Allah&#39;ın h&uuml;ccetleri. Hz. İdris (a.s), Nuh (a.s), Salih (a.s), İbrahim (a.s), Yusuf (a.s), Musa (a.s), İsa (a.s) ve &#8230;</p>
<p>
	2- Uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olan kiseler.</p>
<p>
	3- İnsanoğlunun imama ihtiyacı.</p>
<p>
	4- Din &ouml;nderlerinin gaybet hakkındaki buyrukları.</p>
<p>
	5- İmam Mehdi&#39;nin (a.s) huzuruna &ccedil;ıkan kimseler.</p>
<p>
	6- Zuhur belirtilerini a&ccedil;ıklayan hadisler.</p>
<p>
	7- Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) tevkiileri, emirleri ve &#8230;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>2- el-İrşad fi Marifet-i Hucec-illah-i ala-l İbad:</strong> Şeyh Mufid diye meşhur olan Muhammed b. Muhammed b. Nu&#39;man-i Ukberi&#39;nin eseridir. Şeyh Mufid hicretin d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; ve beşinci y&uuml;zyılında yaşamış olup Şia fakihlerinin ileri gelenlerindendir. hk. 336 yılında &quot;Ukbera&quot; k&ouml;y&uuml;nde d&uuml;nyaya gelmiştir.</p>
<p>
	Babası ilim edinmesi i&ccedil;in onu Bağdad&#39;a g&ouml;t&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. O bir m&uuml;ddet sonra Şeyh Seduk, Muhammed b. C&uuml;neyd İskafi, Ebu Ali Savli, Ebu Galib Razi, İbn-i Kavleveyh-i Kumm&icirc; ve&#8230; gibi b&uuml;y&uuml;k alimlerin huzuruna vararak onlardan yararlanmış ve &uuml;st&uuml;n zekasıyla &ccedil;ok kısa bir zamanda ilimde y&uuml;ce makamlara ulaşmıştır.</p>
<p>
	Şeyh Mufid hk. 413 yılında Bağdad&#39;da vefat etmiştir. Onun değerli eserlerinin başında el-İrşad fi Marifet-i Hucec-i ala-l İbad kitabı yer almaktadır. Bu eser Şia mektebinin imamlarının hayatını &ccedil;eşitli a&ccedil;ılardan ele almış olan &ccedil;ok değerli bir macmuadır.</p>
<p>
	Bu kitap iki b&ouml;l&uuml;mden oluşmuştur. Birinci b&ouml;l&uuml;m&uuml; İmam Ali&#39;ye (a.s) ve ikinci b&ouml;l&uuml;m&uuml; ise diğer imamlara aittir.</p>
<p>
	Kitabın son b&ouml;l&uuml;m&uuml; (s.339&#39;dan sonuna kadar) İmam Mehdi (a.s) hakkındadır.</p>
<p>
	Bu b&ouml;l&uuml;mde, İmam Mehdi&#39;nin (a.s) ismi, k&uuml;nyesi ve doğumu beyan edildikten sonra masum imamın varlığına akl&icirc; deliller getirmiş ve daha sonra Resulullah&#39;tan (s.a.a) ve masum imamlardan İmam Mehdi&#39;nin (a.s) gaybete &ccedil;ekilişi ve kıyamı hakkında şii ve sunni tarafından kabul edilen hadisler getirmiştir. Daha sonra yazar Kur&#39;an ayetlerinden ve din &ouml;nderlerinin rivayetlerinden yararlanarak Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) &ouml;zelliklerini sayıyor ve Resulullah&#39;ın (s.a.a), İmam Mehdi&#39;nin (a.s) ahir-u zamanda zuhur edeceğine m&uuml;jdelediğini hatırlatıyor.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>3- el-Fusul-ul Aşeret-i fil Gaybet:</strong> Şeyh Mufid&#39;in eseridir. Şeyh Mufid bu eserinin başlangıcında ş&ouml;yle diyor: &quot;Diğer eserlerimde imametin farz oluşu, imamın masumluğu, imamın &ouml;zellikleri, masum imamların imametlerinin delilleri, muhaliflerin iddialarına eleştiri, gaybete &ccedil;ekilmenin felsefesi &#8230; gibi meselelere değindim. Bu eserimde ise İmam Mehdi (a.s) hakkında on soruya cevap veriyorum.&quot;</p>
<p>
	Şeyh Mufid bu eserinin değer ve &ouml;nemi hakkında ş&ouml;yle diyor: &quot;Bu eserimde b&uuml;t&uuml;n akıl sahiplerinin ihtiya&ccedil; duyduğu konulara &ccedil;ok sade bir şekilde yer verilmiştir.&quot;</p>
<p>
	Şeyh Mufid, bu kitabın i&ccedil;eriğini bilen bir kimsenin kendisinin diğer eserlerine ihtiya&ccedil; duymayacağını iddia etmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>4- Risalet-un Saniye fil Gabet:</strong> Şeyh Mufid&#39;in eseridir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>5- Kifayet-ul Eser:</strong> Ebil Kasım Al b. Muhammed b. Ali-el Hazzazi el-Kumm&icirc; er-Raz&icirc;&#39;nin eseridir. Şeyh Seduk&#39;un &ouml;ğrencilerinden olan bu nefis eserin yazarı hicretin d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; y&uuml;zyılının ortalarının alimlerinden olup İran&#39;ın Kum kentinde d&uuml;nyaya g&ouml;zlerini a&ccedil;mış ve Rey şehrinde yaşamıştır.</p>
<p>
	Yazarın bu değerli eseri kendi konusunda bu şekilde yazılmış olan ilk kitaptır. Ondan sonra bir &ccedil;ok yazarlar onu &ouml;rnek almışlardır.</p>
<p>
	Yazar bir &ccedil;ok zahmete katlanarak getirmiş olduğu takdire değer yeniliğiyle Hz. Ali (a.s), Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mesud, İbn-i Said-i Hudri, Ebuzer-i Gıfri, Selman-i Farsi, Hz. Fatıma (s.a), &Uuml;mm-&uuml; Seleme ve Aişe gibi sahabilerin Resulullah&#39;tan duyarak naklettikleri Ehl-i Beyt imamlarının imametine delalet eden hadisleri kaydetmiştir.</p>
<p>
	Daha sonra &ouml;zel bir d&uuml;zenle Ehl-i Beyt imamlarının her birinin bir &ouml;nceki imamın sarih nassıyla tayini hakkındaki rivayetleri nakletmiş ve onları Ehl-i Beyt imamlarının (a.s) ve &ouml;zellikle İmam-ı Zaman Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) imameti i&ccedil;in sağlam deliller bilmiştir. Dolayısıyla h&uuml;ccetin herkese tamamlanmış olduğunu ileri s&uuml;r&uuml;yor.</p>
<p>
	Ayrıca, kitabın son b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; İmam Mehdi ve şiilerin onikinci &ouml;nderinin imameti hakkında İmam Hasan Askeri&#39;den (a.s) nakledilen rivayetlere ayırmıştır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>6- el-Muknia fil Gaybet:</strong> Seyyid Murtaza alem-il Huda&#39;nın eseridir. Seyyid Murtaza hk. d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; ve beşinci y&uuml;zyılın alim ve dahilerinden olup hk. 355 yılında Bağdad şehrinde d&uuml;nyaya gelmiştir. Daha &ccedil;ocuk yaşta ilim edinmeye başlamış ve gen&ccedil; yaşlarda bir &ccedil;ok ilimde s&ouml;z sahibi olmuştur. O, Şeyh Mufid&#39;in en se&ccedil;kin &ouml;ğrencilerindendir.</p>
<p>
	Seyyid Murtaza, Şeyh Mufid dışında Harun b. Musa Telukberi, H&uuml;seyin b. Babeveyh-i Kumm&icirc;, İbn-i Nebateh, Ebu Abdullah Muhammed b. İmran-i Merzbani-i Horasan, Ahmed b. Sehl-i Dibaci Ahmed b. Said-i Kuf&icirc;&#8230; gibi b&uuml;y&uuml;k alimlerden yararlanmıştır.</p>
<p>
	Sonunda bir &ccedil;ok &ouml;ğrenciler yetiştirip, Şia ve İslam alemine değerli hizmetler verip ve kendisinden geriye bir &ccedil;ok eserler bıraktıktan sonra 81 yaşında vefat etti.</p>
<p>
	Gaybet konusundaki el-Muknia adlı kitabı onun değerli eserleri arasında yer almaktadır. Bu eseri hacmi k&uuml;&ccedil;&uuml;k olmasına rağmen en sağlam kaynaklardandır.</p>
<p>
	İmam-ı Zaman Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) gaybeti hakkında bahsetmek şiiler i&ccedil;in &ccedil;ok zordur.</p>
<p>
	Yazar muhaliflerin iddialarını reddetikten sonra ş&ouml;yle diyor: &quot;Gaybet meselesine usul-i yapısı a&ccedil;ısından bakmak gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İmam-ı Zaman&#39;ın (a.s) gaybet meselesi bir takım temel ilkelerin c&uuml;ziyatıdır. Bu temel ilkeler delille kanıtlandıktan sonra gaybet hakkında bahsetmek de kolaylaşacak ve en a&ccedil;ık bahislerden biri sayılacaktır. Aksi durumda bu temel ilkeler incelenmeden &ouml;nce bu alanda konuşmanın hi&ccedil; bir temeli olmayacaktır.&quot;</p>
<p>
	Daha sonra bu alanda bahsedilmesi gereken temel ilkeleri akl&icirc; ve nakl&icirc; delillere dayanarak şu şekilde ispatlamaktadır:</p>
<p>
	İmamet ilkesi.</p>
<p>
	Masumiyet ilkesi.</p>
<p>
	İmametin gerekliliği ilkesi.</p>
<p>
	Masumiyetin gerekliliği ilkesi.</p>
<p>
	Seyyid Murtaza bu ilkeleri ispatladıktan sonra Keysaniye, Navusiyye, Vakifiyye &#8230; gibi &ccedil;eşitli fırkaların mensupları tarafından y&ouml;neltilen ş&uuml;pheleri cevaplandırmış ve onların iddialarını &ccedil;&uuml;r&uuml;tm&uuml;şt&uuml;r. Seyyid Murtaza gaybetle ilgili bahislere akl&icirc; burhanla girmiş ve konuları beyan ederken bunun yanında da bazı ş&uuml;phelere cevap vermiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>7- el-Burhan ala Sıhhet-i Tevl-i Omr-il İmam Sahib-iz Zaman (a.s):</strong> Muhammed el-Kiracak&icirc; Trablos&icirc;&#39;nin eseridir. Yazar Şia&#39;nı ileri gelen alimlerindendir. O, edebiyat, fıkıh, hadis ve &#8230; bilimleri edinmek i&ccedil;in İslam beldelerine bir &ccedil;ok seferler yapmış Şeyh Mufid gibi b&uuml;y&uuml;k alimlerden ilim edinmiştir.</p>
<p>
	Yafii, onun ilm&icirc; şahsiyeti hakkında ş&ouml;yle yazar: &quot;Ebul Feth-i Kera&ccedil;eki Haymi, şiilerin &ouml;nde geleni nahiv ve l&uuml;gat dalında yazıları olan, m&uuml;neccim, tabib, m&uuml;tekellim ve Seyyid Murtaza&#39;nın ashabının ileri gelenlerindendir.</p>
<p>
	O bir &ouml;m&uuml;r boyu geniş &ccedil;aplı ilmi &ccedil;alışmada bulunarak İslam &uuml;mmetini ilm&icirc; a&ccedil;ıdan faydanandırıp Şia alemini savunduktan sonra hk. 449 yılında vefat etti.</p>
<p>
	Onun fıkıh, hadis, usul-ud din, n&uuml;cum, astronomi, nesep bilimle ilgili bir &ccedil;ok eserleri vardır. Kenz-ul Fevaid onun değerli eserlerinden biridir.</p>
<p>
	Yazar, Kenz-ul Fevaid&#39;in ikinci cildinde &quot;el-Burhan ala sıhhet-i tevl-i &Ouml;mr-il İmam Sahib-iz Zeman&quot; adında bir risalesi vardır. Yazar bu eserinde muhaliflerin İmam-ı Zaman&#39;ın uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; oluşunu inkar etmeleri hakkında ş&ouml;yle der:</p>
<p>
	&quot;İmam-ı asr&#39;ın gaybete &ccedil;ekildiğini kabul etmeyenler İmam Mehdi&#39;nin (a.s) uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; oluşu konusunu halledemedikleri i&ccedil;in İmam-ı Zaman&#39;ın varlığını inkar etmiş ve o hazretin &ouml;mr&uuml;n&uuml;n uzun oluşunu Şia&#39;nın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;n batıl oluşunun delili bilmişlerdir.&quot;</p>
<p>
	Yazar onların bu ş&uuml;phelerine cevap verirken İmam-ı Zaman&#39;ın varlığını kabul etmeyenleri bir ka&ccedil; gruba ayırıyor ve daha sonra filozoflar, m&uuml;neccimler, tabipler ve adetlerin taraftarlarını insanların &ouml;m&uuml;rlerinin uzun oluşu hakkındaki g&ouml;r&uuml;şlerine değinmiş ve sonra da herkesin kabul ettiği din&icirc; inan&ccedil;lar, ayn&icirc; ve tarih&icirc; tanıklara dayanarak soruları cevaplandırmış ve konunun ispatı i&ccedil;in Hz. Hızır gibi uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olup hen&uuml;z yaşamakta olan kimseleri &ouml;rnek olarak getirmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>8- Kitab-ul Gaybe:</strong> Şeyh-ut Taife Ebi Cafer Muhammed b. Hasan-it Tusu&#39;nin eseridir. Şeyh Tusi İslam alimlerinin en ileri gelenlerindendir. O, hk. 385 yılında Tus şehrinde d&uuml;nyaya gelmiş ve orada zamanının &uuml;stadlarından ilk &ouml;ğrenimini, fıkıh, usul, hadis ilimlerini almıştır. Hk. 408 yılında Irak&#39;a hicret ederek Bağdad&#39;da yaklaşık beş yıl şiilerin ileri gelenlerinden olan Şeyh Mufid&#39;den ve bazı diğer &uuml;stadlardan yararlanmıştır.</p>
<p>
	Şeyh Tus&icirc; kapsamlı bir bilgin olup kendi zamanında yaygın olan ilimleri kavramış, İslam k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n &ccedil;eşitli boyutlarında kalem sahibi olup kendisinden geriye değerli eserler bırakmıştır. Akaid alanında, &ouml;zellikle mehdilik ve İmam-ı Zaman&#39;ın gaybeti konusunda ikinci ve d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; cildinde tafsilatlı olarak İmam Mehdi (a.s) hakkında bahsetmiş olduğu Seyyid Murtaza&#39;nın Talhis-uş Şafii kitabı dışında İmam-ı Zaman&#39;ın gaybeti hususunda &quot;el-Gaybe&quot; adında m&uuml;stakil bir kitap yazmıştır.</p>
<p>
	Bu kitap, Şeyh Tus&icirc;&#39;nin eşine az rastlanan yenilik ve kapsamlı oluşunu g&ouml;stermektedir. Şeyh Tus&icirc; bu eserde gaybet meselesinin b&uuml;t&uuml;n boyutlarına dakik ve ayrıntılı bir şekilde değinmiş, muhaliflerin eleştirilerine kitap, s&uuml;nnet ve akli delillerle cevap vermiş ve Şia&#39;nın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; dakik istidlallerle ortaya koymuştur.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>9- E&#39;lam-ul Vera bi E&#39;lam-ul Mehdi:</strong> Emin-ul İslam, Ebi Ali Fazl b. Hasan-i Tus&icirc;&#39;nin eseridir.</p>
<p>
	Emin-ul İslam Tebersi, hk. beşinci ve altıncı y&uuml;zyılın meşhur alim, m&uuml;&ccedil;tehid ve m&uuml;fessirlerindendir.</p>
<p>
	O, b&uuml;y&uuml;k ihtimalle 468 yılında veya 469 yılında d&uuml;nyaya gelmiş ve gen&ccedil;liğini İran&#39;ın Meşhed şehrinde ilim edinmekle ge&ccedil;irmiş ve arap edebiyatı, hadis, fıkıh, usul, tefsir ve&#8230; gibi yaygın ilim dallarında geniş bilgiler elde etmiş, bu bilimlerde g&ouml;r&uuml;ş sahibi olmuştur. O, daha sonra Hk. 523 yılında İran&#39;ın Sebzivar şehrine gitmiş ve hayatının sonuna kadar yaşamış ve İslam k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; yaymıştır.</p>
<p>
	Merhum Tebersi, yıllarca tahkik, telif, tedris, &ouml;ğrenci yetiştirme ve&#8230; gibi &ccedil;alışmalardan sonra hk. 548 yılında Sebzivar şehrinde vefat etmiştir.</p>
<p>
	Tebersi, kendisinden geriye bir&ccedil;ok eserler bırakmıştır. &quot;E&#39;lam-ul Vera bi E&#39;lam-il Mehdi&quot; adlı kitabı onun değerli eserlerinden biridir. O, bu eserinde geniş ve derin bir araştırmayla Ehl-i Beyt imamlarının (a.s) hayatlarının &ccedil;eşitli boyutlarını ortaya koymuş ve konuları beyan ederken akl&icirc; ve nakl&icirc; istidlal metodunundan &ccedil;ok dakik ve alimane bir şekilde yararlanmış, getirmiş olduğu kendine has yenilikle meseleleri ispatlamıştır.</p>
<p>
	Yazar, bu kitabı d&ouml;rt temel b&ouml;l&uuml;mde ele almış ve d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; Ehl-i Beyt imamlarının (a.s), &ouml;zellikle Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) imametine has kılmıştır. Yazar, Hz. Mehdi (a.s) hakkında &ouml;zellikle şu konuları &ouml;nemle vurgulamaktadır:</p>
<p>
	İmam Mehdi&#39;nin (a.s) ismi, k&uuml;nyesi, doğumu, değerli annesi, k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta o hazreti g&ouml;renler, akl&icirc; delillerle İmam-ı Zaman&#39;ın imanetinin isbatı, gaybetin niteliği, gaybetin delilleri, Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) bazı tevkiileri, o hazreti g&ouml;rmeye muvaffak olanların isimleri, Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) kıyamının belirtileri, zuhur g&uuml;nleri, h&uuml;kumet şekli, o hazretin &ouml;zellikleri ve&#8230;</p>
<p>
	Yazar, eserinin sonunda da eleştirileri cevaplıyor.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>10- Keşf-ul Gumme fi Marifet-il Eimme:</strong> Ebul Hasan Ali b. İsa b. Ebi-l Feth-i İrbili&#39;nin eseridir. İrbili, hk. yedinci y&uuml;zyılın şii edebiyat&ccedil;ılarındandır. O, Irak&#39;ın kuzeyindeki İrbil şehrinde d&uuml;nyaya gelmiş ve Moğolların saldırısında oradan Musul&#39;a g&ouml;&ccedil; etmiş, bir m&uuml;ddet sonra tekrar İrbil&#39;e d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r. Onun hayatını kaleme alan kaynaklardan anlaşıldığı &uuml;zere o İbn-i Selaya d&ouml;neminde kompozisyon divanının sorumluluğunu &uuml;stenmiştir. Hk. 660 yılında Bağdad&#39;a giderek Alauddin tarafından Bağdad&#39;ın kompozisyon divanının sorumluluğunu kabul etmiş ve hk. 693 yılında orada vefat etmiştir.</p>
<p>
	O, başta Keş-ul Gumme fi Marifet-il Eimme olmak &uuml;zere kendisinden bir &ccedil;ok eserler geriye bırakmıştır. O, bu değerli eserinde Şia ve Ehl-i S&uuml;nnet&#39;in muteber kaynaklarından Resulullah&#39;ın (s.a.a), Hz. Zehra&#39;nın (s.a) ve Ehl-i Beyt imamlarının (a.s) hayatı, fazilet ve menakıbleri, mucize ve kerametleri hakkındaki rivayetleri bir araya toplamıştır.</p>
<p>
	Yazar kitabının son b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; kısmını Hz. Mehdi&#39;ye (a.s) ayırmış ve şu konuları a&ccedil;ıklamıştır:</p>
<p>
	Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) doğum yeri ve tarihi, soy silsilesi, babası, ammesi, ismi, k&uuml;nyesi ve lakabı.</p>
<p>
	Ayrıca Ebu Davud Tirmizi yoluyla Ebu Said-i Hudri ve diğerleri aracılığıyla sahih olarak Hz. Mehdi (a.s) hakkında Resulullah&#39;tan (s.a.a) nakledilen hadisleri bir araya toplamıştır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>11- el-Muheccet-u fi ma Nezele fil Kaim-il H&uuml;ccet (a.s):</strong> Seyyid Haşim Behrani&#39;nin eseridir. Behran&icirc; fakih, m&uuml;fessri, muhaddis ve rical ilminde g&ouml;r&uuml;ş sahibi bir alimdi.</p>
<p>
	Şeyh Yusuf Behran&icirc; onun şahsiyati hakkında ş&ouml;yle yazar:</p>
<p>
	&quot;&#8230;Seyyid Behrani faziletli, muhaddis, etraflı ve hadis dalında araştırmacı bir bilgindi. Bu alanda Allame Meclisi (r.a) dışında hi&ccedil; kimse ondan &ouml;nce ge&ccedil;miş değildir. Kaleme almış olduğu bir &ccedil;ok eseri onun bilin&ccedil; ve araştırmasını g&ouml;stermektedir.&quot;</p>
<p>
	Behrani başta &quot;el-Muheccet fima Nezele fil K&acirc;im-il H&uuml;ccet&quot; olmak &uuml;zere kendisinden bir &ccedil;ok eserler geriye bırakmıştır.</p>
<p>
	Bu eserin bahis konusu rivayetlerde Hz. Mehdi&#39;ye (a.s) tefsir edilen ayetlerdir. Bu ayetlerin sayısı 120 ulaşmakta olup Bakara suresinden başlayarak Asır suresinde son bulmaktadır. Kitabın konuları Kur&#39;an-ı Kerim&#39;in surelerinin sırasına g&ouml;re d&uuml;zenlenmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>12- A&#39;yan-uş Şia:</strong> Muhsin Emin&#39;in eseridir. Seyyid Muhsin Emin Amil&icirc; hk. 1283 yılında Cebe-i Amil&#39;in Şakra kasabasında d&uuml;nyaya gelmiş ilk eğitimini orada bitirmiş ve y&uuml;ksek eğitim almak i&ccedil;in Irak&#39;a hicret ederek Necef-ul Eşref&#39;te ikamet etmiştir. Orada Necef ilmiye havasının ileri gelenlerinden yararlanarak y&uuml;ce i&ccedil;tihad makamına erişmiştir. Daha sonra Dimeşk&#39;e giderek orada ikamet etmiş ve şiilerin taklit mercii g&ouml;revini &uuml;stenmiştir.</p>
<p>
	O, geriye bir &ccedil;ok değerli eser bırakmıştır. A&#39;yan-uş Şia kitabı onun &ouml;nemli eserlerindendir.</p>
<p>
	Muhsin Emin, ger&ccedil;ekte din &ouml;nderlerinin, ilim, edebiyat ve k&uuml;lt&uuml;r ricalletinin Dairet-ul Maarifi olan bu b&uuml;y&uuml;k eserinde Hz. Mehdi (a.s) hakkında geniş&ccedil;e bahsetmiş kitabının 150 sayfasından fazlasını o hazrete ayırmıştır.</p>
<p>
	Muhsin Emin konuları anlatırken daha fazla bilginlerin g&ouml;r&uuml;şlerini nakletme metodundan yararlanmıştır. Her konuda asıl konuya girmeden &ouml;nce bir &ouml;ns&ouml;z yazış, daha sonra asıl konuları beyan etmiştir. O, bu kitabında Hz. Mehdi (a.s) hakkında şu konuları işlemiştir:</p>
<p>
	Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) doğum tarihi, kişilisel &ouml;zellikleri, gaybete &ccedil;ekilişi, sefirleri, imameti, o hazretin halk arasında oluşu ama g&ouml;zlere g&ouml;r&uuml;nmemesi, o hazretin zuhuru hakkında Ehl-i S&uuml;nnet&#39;ten nakledilen hadisler, şiilerin imamet, gaybet vs. gibi isbatında yararlandıkları bazı konular&#8230;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>12- el-Mehdi: </strong>Seyydi Sadruddin Sadr&#39;ın eseridir. Seyydi Sadruddin Sadr Şia&#39;nın ileri gelenlerinden olup hk. 1299 yılında Irak&#39;ın Kazimeyn şehrinde d&uuml;nyaya gelmiş, babasının elinde terbiye edilmiş, ilk eğitimini Irak&#39;ın Samırra ve Kerbela şahrinde Şeyh Hasan Kerbelai, Ziyauddin Iraki gibi b&uuml;y&uuml;k almlerden almıştır.</p>
<p>
	Seyydi Sadruddin&#39;in başta &quot;el-Mehdi&quot; kitabı olmak &uuml;zere bir &ccedil;ok eseri vardır.</p>
<p>
	Bu kitabın sekiz b&ouml;l&uuml;mden oluşan konuları şunlardan ibarettir:</p>
<p>
	1. B&ouml;l&uuml;m: Kur&#39;an-ı Kerim&#39;de, Resulullah&#39;ın (s.a.a) s&uuml;nnetinde, Hz. Ali&#39;nin (a.s) buyruklarında ve din b&uuml;y&uuml;klerinin s&ouml;zlerinde nazım, nesir şeklinde Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) zuhurunu hakkında verilen m&uuml;jdeler.</p>
<p>
	2. B&ouml;l&uuml;m: Beklenilen Mehdi (a.s) arap olup, Resulullah&#39;ın (s.a.a.) &uuml;mmetinden, onun Ehli Beyt&#39;inden olacaktır. Bununla alanda bir&ccedil;ok delil vardır.</p>
<p>
	3. B&ouml;l&uuml;m: Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) zahiri ve batini &ouml;zellikleri, faziletleri, bilgisi, h&uuml;k&uuml;mleri, biatı, h&uuml;kumeti, ıslahatı ve&#8230;</p>
<p>
	4. B&ouml;l&uuml;m: Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) Allah Teala katında makam ve mevkisi&#8230;</p>
<p>
	5. B&ouml;l&uuml;m: Doğumu, ismi, lakabı, k&uuml;nyesi, babası ve annesinin ismi, &ouml;mr&uuml;n&uuml;n uzun oluşu ve&#8230;</p>
<p>
	6. B&ouml;l&uuml;m: Gaybetin niteliği, gaybete &ccedil;ekildiği yer, gaybete &ccedil;ekilmesinin nedeni, gaybet d&ouml;neminde insanların o hazretten nasıl yararlanacağı&#8230;</p>
<p>
	7. B&ouml;l&uuml;m: Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) zuhurunun g&ouml;ky&uuml;z&uuml; ve yery&uuml;z&uuml;ndek belirtileri, d&uuml;nyanın gelen durumu, S&uuml;fyan&icirc;&#39;nin hurucu &#8230;</p>
<p>
	8. B&ouml;l&uuml;m: Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) kıyamını beklemenin fazileti, zuhur zamanını belirtmenin nehyedilmiş olması, zuhur edeceği yer, bi&#39;at, o hazretin ashabının sayısı&#8230;</p>
<p>
	Kitabın sonunda da yazarın kendilerinden naklettiği kitapların fihristi kaydedilmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>13- es-Sahifet-ul Hadiye vet-Tuhfet-ul Mehdiyye:</strong> H. 1345&#39;de vefat eden İbrahim b. Muhsin Kaşani&#39;nin eseridir. Hk. 1318 yılında Tahran&#39;da taş basımı us&ucirc;l&uuml;yle basılmış olup 262 sayfa cep boyu.</p>
<p>
	Bu kitap İmam Mehdi&#39;nin (a.s) tevkiileri, o hazretten nakledilen dua ve ziyaretleri kapsamına almaktadır. Haşiyesinde yazarın Muntahab-ul Hutum adlı eseriyle basılmıştır.</p>
<p>
	Kum Ofset basımında konuların fihristi eklenmiş, Beyrut basımında ise haşiyedeki Muntahab-ul Hutum kitabı kaldırılarak kitabın baş kısmına Seyyid Muhammed H&uuml;seyin&#39;in &ouml;ns&ouml;z&uuml; eklenmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>14- Zahiret-ul Gaybet ve Devas Sefaret:</strong> Muhsin &Acirc;l-i Usfur&#39;un eseridir. Birinci basımı h. 1412 yılında Bahreyn&#39;de yapılmış, Kum kentindeki İsmailiyan basım evi ise 544 sayfa b&uuml;y&uuml;k boy olarak basmıştır.</p>
<p>
	Bu kitap Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) doğumu, gaybete &ccedil;ekilişi, sefirleri, ricatı, sapık fırkalar, mehdilik iddiasında bulunanlar, hatemiyet, mucizeler, mucizeyle sihir ve cadının farkını i&ccedil;ermektedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>15- el-Abgariyy-il Hisan fi Ehval-i Mevlana Sahib-iz Zaman (1. cilt):</strong> H.1366&#39;da vefat eden Şeyh Ali Ekber Nehavendi&#39;nin eseridir. Tarihsiz olarak 443 sayfada Tahran&#39;da basılmıştır.</p>
<p>
	Bu kitap Ehl-i Beyt&#39;in fazliletlerinin sırrı hakkında yazılmış olan &quot;Envar-ul Mevahib&quot; kitabının beşinci b&ouml;l&uuml;m&uuml;d&uuml;r. Bu kitab ş&uuml; &uuml;&ccedil; b&ouml;l&uuml;mden oluşmuştur:</p>
<p>
	1- er-Refref-ul Ehzar: Kur&#39;an, hadisler ve ilahi kitaplarda Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) m&uuml;jdelenmesiyle ilgilidir.</p>
<p>
	2- el-Misk-ul Ezfer: Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) doğumu ve mucizeleri hakkındadır .</p>
<p>
	3- es-Subh-ul Esfer: Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) mehdiliğinin isbatında, o hazretin uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; oluşu ve konuyla ilgili diğer meseleler hakkındadır.</p>
<p>
	Nevaib-ud Duhur kitabının yazarı Mircihani bu kitaba bir takriz yazarak onu &ccedil;ok &ouml;vm&uuml;ş, ge&ccedil;mişte b&ouml;yle bir kitabın yazılmadığını, gelecekte de b&ouml;yle gir şeyin ger&ccedil;ekleşmeyeceğini s&ouml;ylemiştir.</p>
<p>
	Bu kitabın ilk basımı h. 1363&#39;ten 1365&#39;e kadarki yıllarda yapılmış ve sonraki baskılar ise onun &uuml;zerinden ofset edilmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>16- el-İbkariyy-ul Hisan fi Ehval-i Mevlana Sahib-iz Zaman (2. cilt):</strong> H. 1366&#39;da vefat eden Şeyh Ali Ekber Nehavendi&#39;nin eseridir. 428 sayfada Tahran&#39;da basılmıştır.</p>
<p>
	Bu cilt iki b&ouml;l&uuml;mden oluşmaktadır:</p>
<p>
	1- el-Yekavit-il Ahmar, fimen real h&uuml;ccet-el muntazar: Bir yolla Hz. Mehdi&#39;yi (a.s) g&ouml;rmeye muvaffak olan binin &uuml;zerindeki kişinin başından ge&ccedil;enleri i&ccedil;ermektedir.</p>
<p>
	2- en-Necm-ul Ezher, fi Alaim-i Zuhur-il H&uuml;ccet-il Muntazar: Geniş bir şekilde zuhur belirtilerinden bahsetmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>17- Avalim-ul Ulum-i vel Mearif-i vel Ehval (15. cilt):</strong> 12. y&uuml;zyılda yaşamış olan Şeyh Abdullah Behrani&#39;nin eseridir. Birinci baskısı Kum kentinde h. 1408&#39;de Medreset-ul İmam Mehdi tarafından 400 sayfa b&uuml;y&uuml;k boy olarak yapılmıştır.</p>
<p>
	Yazar Allame Meclisi&#39;nin &ouml;ğrencilerinden olup Bıhar-ul Envar&#39;ı farklı bir şekilde b&ouml;l&uuml;mlere ayırmış ve d&uuml;zenlemiştir.</p>
<p>
	Bu kitabın onbeşinci cildin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; b&ouml;l&uuml;m&uuml; oniki imam ve onların sonuncusunun yine onların K&acirc;im&#39;i olduğu hakkında kaydedilen nasları kapsamına almaktadır.</p>
<p>
	Bu cilt &quot;Mevsuat-ul İmam-il Mehdi&quot; kitabının birinci cildi sayılmaktadır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>18- Evalim-ul Ulum-i vel Mearif (26. cilt):</strong> 12. y&uuml;zyıllarda yaşamış olan Şeyh Abdullah Behraninin eseridir. Evalim kitabı tedrici olarak basılmaktadır. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili olan 26. cildi şmdi baskıdadır. Bu kitabın bir n&uuml;shası 354 sayılı ve 118 yaprakta Ayetullah Maraşi&#39;nin k&uuml;t&uuml;phanesinde mevcuttur. Bu cilt h. 1150 yılında yazılmıştır.</p>
<p>
	Kitabın bu cildi &quot;Mevsuat-ul İmam-il Mehdi&quot; kitabının ikinci cildidir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>19- el-Gaybet:</strong> İbn-i Ebi Zeyneb diye meşhur olan Ebu Abdullah Muhammed b. İbrahim b. Cafer-i Nu&#39;man&icirc;&#39;nin eseridir.</p>
<p>
	Gaybet-i Numan&icirc; 1000 yıl &ouml;nce Hz. Mehdi (a.s) hakkında yazılmış olup asırlar boyu b&uuml;t&uuml;n ileri gelenlerin ilgisini &ccedil;eken en sağlam tarih&icirc; kitaptır.</p>
<p>
	Nu&#39;man&icirc; bu kitapta g&uuml;venilir ravilerden, g&uuml;&ccedil;l&uuml; senetlerle 500 muteber hadis toplamış ve h. 342 yılında onun telifine başlamıştır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>20- el-Gaybe:</strong> H. 413 yılında vefat eden Şeyh Mufid, Muhammed b. Muhammed b. Nu&#39;man&#39;ın eseridir.</p>
<p>
	Hz. Mehdi&#39;nin gaybeti hakkında Şeyh Mufid&#39;den bir &ccedil;ok risaleler geriye kalmıştır. Onun bu eserleri abşlıca şunlardan ibarettir:</p>
<p>
	1- el-Cevabat fi Huruc-il Mehdi (a.s).</p>
<p>
	2- Cevabat-u Meyafarikin fil Gaybet.</p>
<p>
	3- Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) gaybeti hakkında on eleştiri ve cevapları.</p>
<p>
	4- er-Risalet-ul Ula fil Gaybet.</p>
<p>
	5- er-Risalet-us Saniye..es-Salise&#8230; er-Rabie.</p>
<p>
	6- Risalet-ul fil Gaybet.</p>
<p>
	7- el-Fusul-ul Aşere fil Gaybet.</p>
<p>
	8- Muhtasarun fil Gaybet.</p>
<p>
	9- en-Nakz-u alat-Talha fil Gaybet.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>21- el-Muhaccet-u fima Nezele fil K&acirc;im-il H&uuml;ccet:</strong> H. 1107&#39;de vefat eden Seyyid Haşim Behrani&#39;nin eseridir. H. 1403 yılında M&uuml;esseset-ul Vefa tarafından b&uuml;y&uuml;k boyda Beyrut&#39;ta basılmıştır. Yazar bu kitapta hadislerde Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) zuhur ve kıyamına tefsir edilen Kur&#39;an-ı Kerim&#39;in 120 ayeti, Bakara suresinden Nas suresine kadar ayet sıralarına g&ouml;re getirmiş ve kitabı inceleyen Seyyid Muhammed Munir Milani kitabın sonuna izah olarak 12 ayet eklemiştir.</p>
<p>
	Bu kitabın fars&ccedil;a terc&uuml;mesinin ismi &quot;Sima-i Hazret-i Mehdi Der Kur&#39;an&quot;dır.</p>
<p>
	Yazarın Hz. Mehdi (a.s) hakkında &quot;Tabsiret-ul Ula&quot; ve &quot;Mevlud-ul K&acirc;im&quot; isimlerinde iki kitabı daha vardır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>22- el-Muhtar min Kelimat-il İmam-il Mehdi (1. cilt):</strong> G&uuml;n&uuml;m&uuml;z alimlerinden Şeyh Muhammed Garevi&#39;nin eseridir. Birinci basımı h. 1414 yılında Kum&#39;da 660 b&uuml;y&uuml;k boy sayfada yapılmıştır.</p>
<p>
	&nbsp;Bu kitap alfebetik sıraya g&ouml;re Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) değerli buyruklarından 194&#39;&uuml;n&uuml; şerhiyle bilikte kapsamına almaktadır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>23- el-Muhtar min Kelimat-il İmam-il Mehdi (2. cilt):</strong> Birinci baskısı h. 1414&#39;de Kum kentinde 631 sayfada yapılmıştır. Bu kitap alfebetik sıraya g&ouml;re Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) değerli buyruklarından 190&#39;ını ve şerhini i&ccedil;ermektedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>24- el-Muhtar min Kelimat-il İmam-il Mehdi (3. cilt): </strong>Birinci baskısı h. 1414&#39;de Kum kentinde yapılmış olup 672 sayfadır. Bu kitap Alfebetik sıraya g&ouml;re Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) 144 buyruğunu ve şerhini i&ccedil;ermektedir. Yazar bu kitapta Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) buyruklarından 500&#39;&uuml;n&uuml; se&ccedil;miş alfebetik sıraya g&ouml;re &uuml;&ccedil; ciltte şerh ve a&ccedil;ıklamasıyla birlikte sunmuştur. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ciltte şahsiyetler, mekanlar, kabileler, ayetler, hadisler, konular fihristi vs. &ccedil;ıkarmıştır. Bu kitapta Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) toplam 58 tevkii 18 mektubu ve par&ccedil;alara ayrılmış 500 buyruğu i&ccedil;erisinde alfebetik sıraya g&ouml;re sıralanmış 43 vecizesi mevcuttur.</p>
<p>
	&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; cildin sonunda yazarın değerli eserlerinden 34&#39;&uuml; kaydedilmiştir.</p>
<p>
	Yazar Kum ilmiye havzasında ikamet etmektedir ve ilim, takva ve &ccedil;aba a&ccedil;ısından g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n dahilerinden biri sayılmaktadır.</p>
<p>
	O, h. 1345 yılında Necef-ul Eşref&#39;te d&uuml;nyaya gelmiş ve Şeyh Sedra Badkubei, Mirza Ahmed Ehri, Şeyh M&uuml;&ccedil;teba Lenkerani, Şehy H&uuml;seyin Hill&icirc;, Seyyid Abdulhadi Şirazi, Seyyid Muhsin Hekim, Seyyid Ebulkasım Ho&icirc;, Seyyid Ali Behişt&icirc; gibi b&uuml;y&uuml;k alimlerden yararlanmış ve y&uuml;ce ilim derecelerine ulaşmıştır. O, h. 1396 yılından itibaren Kum kentine yerleşmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>25- Mu&#39;cem-u Ehadis-il İmam-il Mehdi (1. cilt):</strong> Yazarlardan bir grubu telif etmiştir. Birinci baskısı h. 1411 yılında Kum&#39;daki Maarif-u İslam&icirc; m&uuml;essesesi tarafından 594 sayfada basılmıştır. Bu kitabın birinci cildi Resulullah (s.a.a) tarafından Hz. Mehdi (a.s) hakkında nakledilen hadislere aittir. Kitabın bu cildinde şii ve s&uuml;nni kaynaklarından Hz. İmam Mehdi (a.s), zuhurunun belirtileri, adil h&uuml;kumeti, S&uuml;fyani&#39;nin &ccedil;ıkışı, Hz. İsa&#39;nın inişi, Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) ashabı ve ilgili diğer mesemeler hakkında toplam381 hadis vardır.</p>
<p>
	Bu kitap Hacı Şeyh Ali Kurani&#39;nin denetimi altında yazarlardan bir grubu tafarından hazırlanmış ve derlenmesinde zahmeti ge&ccedil;en d&ouml;rt kişinin ismi birinci cildin &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde kaydedilmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>26- Mu&#39;cem-u Ehadis-il İmam-il Mehdi (2. cilt):</strong> Birinci baskısı h. 1411 yılında Maarif-u İslam&icirc; m&uuml;essesesi tarafından 539 sayfada yapılmıştır. Bu kitabın ikinci cildi de Resulullah&#39;tan (s.a.a) ankledilen hadislere ayrılmıştır. Kitabın bu cildinde s&uuml;nni ve şii kaynaklarından Deccal, Dabbet-ul arz, eşrat-u Saet, İmam Mehdi&#39;yi (a.s) tanımanın gerekliliği ve ilgili diğer konularda 179 hadisi i&ccedil;ermektedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>27- Mu&#39;cem-u Ehadis-il İmam-il Mehdi (3. cilt):</strong> Birinci baskısı h. 1411 yılında Maarif-u İslam&icirc; m&uuml;essesesi tarafından 514 sayfada yapılmıştır. Bu kitabın &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; cildi Hz. Ali&#39;den (a.s) İmam Sadık&#39;a (a.s) kadar sırasıyla Ehl-i Beyt imamlarından nakletilen hadislere ihtisas edilmiştir. Bu kitapta Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) doğumu, gaybete &ccedil;ekilişi, zuhuru, zuhurunun belirtileri, ahir-uz zaman fitneleri, S&uuml;fyan&icirc;&#39;nin &ccedil;ıkışı, Hz. İsa&#39;nın (a.s) inişi, zuhur d&ouml;nemi ve ri&#39;cat d&ouml;nemi hakkında s&uuml;nni ve şii kaynaklarından 516 hadis toplanmıştır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>28- Mu&#39;cem-u Ehadis-il İmam-il Mehdi (4. cilt):</strong> Birinci baskısı h. 1411 yılında Maarif-u İslam&icirc; m&uuml;essesesi tarafından 513 sayfada yapılmıştır. Kitabın d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; cildi de İmam Sadık&#39;tan (a.s) Hz. Mehdi&#39;ye (a.s) kadar sırasıyla Ehl-i Beyt imamlarından nakledilen hadislere ihtisas edilmiştir. Bu kitapta Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) hayatı, ric&#39;atı, hak h&uuml;kumeti, S&uuml;fyani&#39;nin &ccedil;ıkışı, zuhur belirtileri, Hasan&icirc;&#39;nin &ccedil;ıkışı, zuhuru bekleyiz, dualar, ziyaretler ve o hazretin tevkiileri hakkında şii ve s&uuml;nni kaynaklarından nakledilen 358 hadisi i&ccedil;ermektedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>29- Mu&#39;cem-u Ehadis-il İmam-il Mehdi (5. cilt):</strong> Birinci baskısı h. 1411 yılında Maarif-u İslam&icirc; m&uuml;essesesi tarafından 552 sayfada yapılmıştır. Bu kitabın beşinci cildi Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) gaybete &ccedil;ekilişi ve zuhuruna tefsir edilen Kur&#39;an-ı Kerim&#39;in ayetlerini i&ccedil;ermektedir.</p>
<p>
	Bu ciltte 500 hadis ve 265 hadise dayanılarak Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) gaybete &ccedil;ekilişi, zuhuru, h&uuml;kumeti, hayatı ve o hazretle ilgili diğer meseleler tefsir edilmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>30- el-Muknia fil Gaybet:</strong> H. 436 yılında vefat eden Seyyid Murtaza Alem-ul Huda&#39;nın eseridir. H. 1416 yılında Kum &Acirc;l-u Beyt tarafından 95 sayfada basılmıştır.</p>
<p>
	Bu kitap batılı bir bakanın d&uuml;zenlemiş olduğu toplantıda bazı muhaliflerin yazardan sormuş olduğu soruların cevabını i&ccedil;ermektedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>31- Mikyal-ul Mekarim, fi Fevaid-id Duai li K&acirc;im (1. cilt): </strong>H. 1348 yılında vefat etmiş olan Seyyid Muhammed Taki Musevi-i İsfehani&#39;nin eseridir. Bu kitabın ikinci baskısı h. 1398&#39;de Kum İlmiyye m&uuml;essesesinde 524 sayfada yapılmıştır.</p>
<p>
	Kitabın bu cildinde alfebetik sıraya g&ouml;re Hz. Mehdi&#39;yi (a.s) tanımanın gerekliliği, o hazretin şiilerin &uuml;zerindeki hakları, o hazretin zuhurunun yakınlaşması i&ccedil;in duanın hedefi beyan edilmiştir.</p>
<p>
	Bu kitabın birinci baskısı h. 1369&#39;da 587 sayfada yapılmıştır. Bu ciltte 1041 hadis i&ccedil;ermektedir. Yazar h. 1301&#39;in Cemadiululasının beşinde İsfahan şehrinde d&uuml;nyaya gelmiş h.1348&#39;in 25 Ramazan&#39;ında vefat etmiştir. Mezarı şimdi Tah-ul Fulad&#39;dadır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>32- Mikyal-ul Mekarim, fi Fevaid-id Duai li K&acirc;im (2. cilt):</strong> Seyyid Muhammed Taki Musevi İsfehani&#39;nin eseridir. İkinci baskısı Kum İlmiyye m&uuml;essesinde yapılmıştır. Bu kitabın başında Seyyid Muhammed Ali Revzati&#39;nin kaleme almış olduğu yazarın hayatını i&ccedil;eren &quot;Asar-ut Takva&quot; risalesi yer almıştır. Yine Şeyh L&uuml;tfullah Saf&icirc;&#39;nin &quot;Men li Hazihil Alel&quot; risalesine de yer verilmiştir. Hz. Mehdi (a.s) zuhuru i&ccedil;in uygun olan dua yer ve zamanları, o hazret hakkında Ehl-i Beyt imamlarından (a.s) bize ulaşan dualar, o hazretin zuhurunu bekleyişin anlamı, zuhurunu beklemenin sevabı, o hazrete bi&#39;at ve ona yaklaşmanın diğer yollarını da i&ccedil;ermektedir. Bu ciltte 718 hadis kaydedilmiştir. Bu kitabın &ouml;zeti &quot;Kenz-ul Genaim&quot; isminde basılmıştır.</p>
<p>
	Yazarın ilgili diğer eserleri şunlardır: Vezayif-ul Enam, Nur-ul Ebsar, Kenz-ul Genaim. (Her &uuml;&ccedil;&uuml; Fars&ccedil;adır.)</p>
<p>
	Vazife-i Enam arap&ccedil;aya &ccedil;evrilmiş, Mikyal kitabı da fars&ccedil;aya terc&uuml;me edilmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>33- el-Melahim vel Fiten fi Zuhur-il Gaib-il Muntazar:</strong> Seyyid İbn-i Tavus&#39;un eseridir (&ouml;: h.664). Bu kitabı Seyyid İbn-i Tavus hicri 660 yılında &uuml;&ccedil; &quot;el-Melahim&quot; kitabından se&ccedil;miş diğer kitaplardan bazı konuları ona eklemiştir. O &uuml;&ccedil; kitap şunlardan ibarettir:</p>
<p>
	1- el-Fiten, Naim b. Hemmad Haza&icirc;&#39;nin eseridir (&ouml;: h. 228).</p>
<p>
	2- el-Fiten, Ebu Salih Selili&#39;nin eseridir (&ouml;: h.307).</p>
<p>
	3- el-Fiten, Zekeriyya b. Yahya-il Bezzaz (h. 391&#39;de yazılmıştır).</p>
<p>
	Bu kitabın el yazması, g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar yazarın kendi el yazısıyla mevcuttu ve Muhaddis Cezairi ve Sahib-ur Riyaz&#39;ın eline ge&ccedil;miştir. Son zamanlara kadar da Şusterde&#39;deydi ve Kamus-ur Rical&#39;in yazarı yazarın elyazısından bir n&uuml;sha &ccedil;ıkararak el-Zaria kitabının yazarına g&ouml;ndermiştir. Necef-ul Eşref şehrinde de bu n&uuml;sha &uuml;zerinden basılmıştır. Daha sonra İran&#39;da ofset edilmiştir. (el-Zerie, 4/190, 16/114)</p>
<p>
	Yazar kitabın 155. sayfasında a&ccedil;ıkladığı gibi bu kitabın ismini &quot;et-Teşrif-u bil Minen fit Tarif-il Fiten&quot; bırakmış daha sonra bu kitap &quot;el-Fiten vel Melahim&quot; diye meşhur olmuş ve &quot;el-Melahim vel Fiten&quot; isminde basılmıştır.</p>
<p>
	Bu kitap son zamanlarda asıl ismi olan &quot;et-Teşrif-u bil Minen&quot; ismiyle basılmıştır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>34- Muntahab-ul Eser fil İmam-is Sani Aşer:</strong> L&uuml;tfullah Safi G&uuml;lpaygani&#39;nin eseridir. Birinci baskısı h. 1373&#39;de 545 sayfada Tahran&#39;da yapılmıştır. Bu kitap 10 fasılda ve toplam 100 b&ouml;l&uuml;mde d&uuml;zenlenmiş ve Hz. Mehdi (a.s) hakkında muteber kaynaklarda nakledilen hadislerden se&ccedil;meler getirilmiştir.</p>
<p>
	Yazar h.1337&#39;nin 19 Cemadilulasında d&uuml;nyaya gelmiş, y&uuml;ksek tahsilini babasından almış, h. 1360&#39;da Kum kentine gelerek Ayetullah Burucerdi ve o d&ouml;nemin diğer taklit mercilerinden yararlanmıştır. H. 1360&#39;da Irak&#39;ın Necef-ul Eşerf şehrine giderek oranın &ouml;nde gelen alimlerinden istifade etmiş ve sonra da Kum ilmiye havzasına geri d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r. Şimdiye kadar şiiliği ve &ouml;zellikle Hz. Mehdi&#39;yi (a.s) savunan 50 &uuml;zerinde eseri basılmış veya baskıya hazırlanmıştır.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>35- Muntahab-ul Envar-il Muzie:</strong> Alimuddin Ali b. Abdulhamid-i Nessabe&#39;nin eseridir (sekizinci y&uuml;zyılın ilk yarısı).</p>
<p>
	Behauddin Ali b. Gıyasuddin Abdulkerim b. Abdulhamid-i Neyli&#39;nin (&ouml;: h.790) se&ccedil;mesidir.</p>
<p>
	Bu kitabın birinci baskısı h. 1401&#39;de Kum 221 sayfada kentinde yapılmıştır. Bukitap kendi aslı gibi akl&icirc; delillerle, Kur&#39;an ayetleriyle, şii ve s&uuml;nni hadisleriyle Hz. Mehdi&#39;nin (a.s) varlığının isbatı, doğumu, &ouml;mr&uuml;n&uuml;n uzun oluşu, gaybete &ccedil;ekilişinin nedeni, sefirleri, tevkiileri, o hazretle g&ouml;r&uuml;şenler zuhur belirlileri, zuhurdan sonra vuku bulacak olaları i&ccedil;eren 12 fasıldan oluşmaktadır.</p>
<p>
	Yazar, bu kitabında ev sahibi H&uuml;seyin Mudellil&#39;in felec olduğunu, h. 720&#39;de Hz. Mehdi&#39;yi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, hazretin onun elini tutarak ayağa kaldırdığını ve o hazretin kerametiyle o anda şifa bulduğunu kaydeder (ez-Zeria, 16/77).</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>36- Mehdi-i Mevud:</strong> Mevla Muhammed B&acirc;kır Meclisi&#39;nin (&ouml;: h. 1110) eseridir. Ali Devani bu kitabı fars&ccedil;aya terc&uuml;me etmiştir. Bu kitabın 18. baskısı Tahran Dar-ul Kutub yayınevinde basılmıştır. Bu kitabın birinci baskısından yaklaşık otuz yıl ge&ccedil;mektedir. Onlarca defa baskıya verilmiştir.</p>
<p>
	Bu kitap daha &ouml;nce yaklaşık &uuml;&ccedil; defa ayrı ayrı fars&ccedil;aya &ccedil;evrilmiştir. Bu terc&uuml;meler i&ccedil;inde Ali Devani&#39;nin &ccedil;evrisi akıcılığı ve yazım kurallarına dikkat etmesi a&ccedil;ısından daha iyidir.</p>
<p>
	H. 1380&#39;de ger&ccedil;ekleşen bu terc&uuml;me 180 sayfada Allame Meclisi&#39;nin hayatını, Bihar-ul Envar&#39;ın telif tarih&ccedil;esi, İslam a&ccedil;ısından tasavvuf, Hz. Mehdi&#39;nin uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; oluşu, Mehdilik iddiasında bulunanlar ve ilgili diğer meseleleri kapsamına alan bir &ouml;ns&ouml;z&uuml; i&ccedil;ermektedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>37- el-mehdi-ul Mevud-ul Muntazar, İnde Ulema-i Ehl-is S&uuml;nnet-i vel İmamiyye (1. cilt):</strong> Necmuddin Cafer b. Muhammed-i Tahrani-i Askeri&#39;nin eseridir (&ouml;: h.1397). Birinci baskısı 368 sayfada h. 1397&#39;de Beyrut, Dar-uz Zehra tarafından yapılmıştır.</p>
<p>
	Yazar bu kitabı 34 b&ouml;l&uuml;mde telif etmiş, daha sonra yeniden g&ouml;zden ge&ccedil;irerek bir &ouml;ns&ouml;z, 30 b&ouml;l&uuml;m ve bir sonu&ccedil;ta d&uuml;zelnemiştir. Birinci ciltte 21 b&ouml;l&uuml;mde 572 hadisle vaadı verilen Mehdi&#39;nin Resulullah&#39;ın (s.a.a), Hz. Ali&#39;nin (a.s) ve Hz. Zehra&#39;nın (s.a) soyundan, İmam H&uuml;seyin ve&#8230; evlatlarından ve İmam Hasan Askeri&#39;nin (a.s) oğlu olduğunu ispatlamıştır.</p>
<p>
	Bu kitap h. 1402 yılında Tahran el-İmam-ul Mehdi m&uuml;essesesi tarafından ofset edilmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>38- el-Mehdi-ul Mevud-il Muntazar, İnde Ulema-i Ehl-is S&uuml;nneti vel İmamiyye (2. cilt):</strong> Necmuddin Cafer b. Muhammed Tahrani-i Askeri&#39;nin eseridir (&ouml;: h. 1395). Birinci baskısı 366 sayfada h. 1397&#39;de Beyrut Dar-uz Zehra tarafından yapılmıştır.</p>
<p>
	Bu kitap Hz. Mehdi&#39;nin evrensel h&uuml;kumeti, ilah&icirc; sahife, S&uuml;fyani&#39;nin &ccedil;ıkışı, İsa&#39;nın inişi, zuhur belirtileri, o hazretin sıfatları, &ouml;mr&uuml;n&uuml;n uzun oluşu hakkında 9 b&ouml;l&uuml;mde 420 hadisi i&ccedil;ermektedir. Bu kitap da h. 1402&#39;de Tahran el-İmam-ul mehdi m&uuml;essesesi tarafından ofset edilmiştir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ehl-i-sunnet-kaynaklarinda-imam-mehdi/">Ehl-i Sünnet Kaynakların&#8217;da İmam Mehdi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaybet İle İlgili Bazı  Sorulara Cevap</title>
		<link>https://www.caferilik.com/gaybet-ile-ilgili-bazi-sorulara-cevap/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2916</guid>

					<description><![CDATA[<p>S. Ali Muazzin Allah Teala, kerim ve hekim olduğundan, l&#252;tfu gereğince kullarını başsız, imamsız ve kılavuzsuz bırakmaz ş&#252;phesiz.[1] İlk yaratıkla birlikte Allah&#8217;ın tekvin&#238; hidayeti; nefs, i&#231;g&#252;d&#252; ve sosyal olmayı da beraberinde getiren bilin&#231;li yaratığın ortaya &#231;ıkmasıyla da, peygamberler vasıtasıyla O&#8217;nun teşri&#238; hidayeti başlamıştır. Yery&#252;z&#252; var olduk&#231;a bu hidayetler de, y&#252;ce yaratıcının sonsuz l&#252;tuf, rububiyet ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-ile-ilgili-bazi-sorulara-cevap/">Gaybet İle İlgili Bazı  Sorulara Cevap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="right">
	S. Ali Muazzin</p>
<p>
	Allah Teala, kerim ve hekim olduğundan, l&uuml;tfu gereğince kullarını başsız, imamsız ve kılavuzsuz bırakmaz ş&uuml;phesiz.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> İlk yaratıkla birlikte Allah&rsquo;ın tekvin&icirc; hidayeti; nefs, i&ccedil;g&uuml;d&uuml; ve sosyal olmayı da beraberinde getiren bilin&ccedil;li yaratığın ortaya &ccedil;ıkmasıyla da, peygamberler vasıtasıyla O&rsquo;nun teşri&icirc; hidayeti başlamıştır. Yery&uuml;z&uuml; var olduk&ccedil;a bu hidayetler de, y&uuml;ce yaratıcının sonsuz l&uuml;tuf, rububiyet ve uluhiyetinin gereği olarak devam edecektir.</p>
<p>
	S&ouml;z konusu teşri&icirc; hidayeti &uuml;stlenen ilah&icirc; kılavuz ve İmamlar, apa&ccedil;ık ortada oldukları gibi, gerektiğinde g&ouml;zlerden saklı olarak da bu ilah&icirc; vazifelerini y&uuml;r&uuml;tebilirler. Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in, son derece ilgin&ccedil; ve dakik bir beyanında da ortaya konulduğu &uuml;zere, bu saklı durumda İmamın hidayeti, tıpkı bulutun ardında kalan g&uuml;neşin, yine de nurlarını sa&ccedil;arak yery&uuml;z&uuml;ne fayda sağlamaya devam etmesi gibidir.</p>
<p>
	Sahih bir hadiste Hz. Resul-i Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>, Ehl-i Beyt İmamlarını <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> tanıtarak onlar hakkında bilgi verirken, Ensar&rsquo; dan Cabir bin Abdullah, <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın gaybet d&ouml;neminde de insanlara fayda sağlayıp sağlayamayacağını sormakta ve şu cevabı almaktadır:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Beni peygamberlikle g&ouml;revlendiren Rabbime andolsun ki, g&uuml;neş bulutun ardında kaldığında bile insanlar ondan nasıl yararlanabiliyorlarsa, gaybet d&ouml;neminde de onun &#8211;<strong>Hz. Mehdi </strong></em><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m- velayet nurundan aynı şekilde yararlanabileceklerdir.</em>&rdquo;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	İlah&icirc; yol g&ouml;stericiliğin, insanlara karşı hi&ccedil;bir zaman kesintiye uğramadığına dair kuts&icirc; bir hadiste de ş&ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Ya Muhammed, bir peygamberin &ouml;l&uuml;m&uuml;nden bir başka peygamberin g&ouml;nderilişine kadarki ara s&uuml;re&ccedil;te de, insanların doğru yolu bulabilmesi i&ccedil;in, yery&uuml;z&uuml;n&uuml;, benim itaat ve hidayetimi g&ouml;sterip &ouml;ğretecek bir h&uuml;ccetsiz bırakmam asla. Aynı şekilde, emirlerimi bilen, hakka davet eden ve insanları yoluma hidayet eden bir h&uuml;ccetin olmaması halinde, insanları saptıracak olan şeytanı yery&uuml;z&uuml;ne salmam. Nitekim bana isyan etmiş olanlara benim h&uuml;ccetim, tartışmasız delilim olması ve bahtiyarlara hidayet vesilemin kopmaması i&ccedil;in, her kavme bir yol g&ouml;stericinin gerekliliğine h&uuml;kmetmişimdir ben!</em>&rdquo;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Allah Teala&rsquo;nın h&uuml;ccet-i baliğasının olduğuna, her an ve her zamanda mutlaka ilah&icirc; bir kılavuzun bulunduğuna dair İmam Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> da ş&ouml;yle buyururlar:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Allah&rsquo;ım, yery&uuml;z&uuml; elbette ki senin h&uuml;ccetinden yoksun olmaz asla; bu h&uuml;ccetin kimi zaman aşik&acirc;rdır, insanlara g&ouml;r&uuml;n&uuml;r; kimi zaman da onlardan gizlenip saklanıverir ve b&ouml;ylece ilah&icirc; dinin delilleri ortadan kalkmamış olur.</em>&rdquo;<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	Masum bir yol g&ouml;sterici ve kılavuz var olmaksızın şuurlu varlıkların amellerine şahit olacak birisi bulunmaz. Oysa Kur&rsquo;an-ı Kerim bir&ccedil;ok ayette, insanlar arasında mutlaka bir şahidin bulunacağını vurgulamaktadır. Bunlardan bazısını &ouml;rnek olarak aktarıyoruz:</p>
<p>
	&#8211; <strong>&ldquo;Her &uuml;mmetten bir şahit getirdiğimiz ve onların da &uuml;zerinde seni şahit olarak getirdiğimiz zaman nasıl olacak?&rdquo;</strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	&#8211; <strong>&ldquo;Her &uuml;mmet i&ccedil;inde kendi nefislerinden onların &uuml;zerinde bir şahit getireceğimiz g&uuml;n, seni de onlar &uuml;zerinde bir şahit olarak getireceğiz.&rdquo;</strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
<p>
	Aynı şekilde Hac/78, Hud/17, Yunus/47, Nahl/36, M&uuml;&rsquo;minun/44.&nbsp;&nbsp; ayetlerinde de aynı anlamları bulabilmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p>
	Mehdilik inancının dayandığı temel noktayla ilgili bu kısa a&ccedil;ıklamadan sonra, <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın gaybetiyle ilgili bazı soruların cevaplarına değineceğiz.</p>
<h2>
	Bazı Sorular ve Kısa Cevaplar</h2>
<p>
	<strong><em>1. Soru:</em></strong></p>
<p>
	M&uuml;tevatir hadisler ve İslam &uuml;mmetinin de icmasına dayanarak, ahir zamanda zuhur edip, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;m ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten temizleyerek adaletle dolduracağı bilinen <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em><strong>,</strong> Hicri Kameri 255&rsquo;te d&uuml;nyaya gelmiş olup, h&acirc;len hayatta ve gaybette midir; yoksa ahir zamanda mı d&uuml;nyaya gelecektir?</p>
<p>
	<strong><em>Cevap:</em></strong></p>
<p>
	Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;ının yolunu izleyen M&uuml;sl&uuml;manların tamamı ve Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;ten bazı b&uuml;y&uuml;k alimler, <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın Ehl-i Beyt&rsquo;inden On Birinci İmam, Hz. Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu olduğuna<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> ve Hicri 255 -bir başka rivayete g&ouml;re de 256- yılında Nergis Hatun&rsquo;dan d&uuml;nyaya geldiğine inanırlar. Değerli babasının Hicri 260&rsquo;da şehadeti &uuml;zerine, İmamet makamına ulaştı. Babasının p&acirc;k naşına cenaze namazı kıldırdığında, d&ouml;nemin iktidarı <strong>İmam</strong>&rsquo;ın d&uuml;nyaya geldiğini &ouml;ğrenerek, onu ortadan kaldırabilmek i&ccedil;in &ccedil;eşitli girişimlerde bulundu. Ancak, Allah Teala, yery&uuml;z&uuml;nde kendisinin son h&uuml;cceti olan <strong>Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı gaybete &ccedil;ekerek halkın g&ouml;z&uuml;nden uzaklaştırıp, canını korudu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;: <strong>&ldquo;M&uuml;şrikler istemeseler de Allah nurunu tamam-layacaktır!..&rdquo;</strong></p>
<p>
	Bu hususta, Ehl-i S&uuml;nnet alimlerinden bir grubu da Hz. <strong>Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın ahir zamanda d&uuml;nyaya geleceğini s&ouml;ylemişlerdir. Buna neden olarak da &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;kleri en &ouml;nemli gerek&ccedil;e şudur: Bunca s&uuml;re zarfında b&uuml;t&uuml;n insanların g&ouml;z&uuml;nden saklanabilmeyi başarmak, bu g&uuml;ne değin (1162 yıl ge&ccedil;tiği halde) h&acirc;l&acirc; onun yaşıyor olabileceğine ve b&ouml;ylesine&nbsp; uzun bir hayat s&uuml;rebileceğine inanmak, kabul&uuml; &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; ve inanılması &ccedil;ok zor, olağan&uuml;st&uuml; bir olaydır.</p>
<p>
	Ne var ki, birinci gruptaki M&uuml;sl&uuml;man araştırmacı ve tarih&ccedil;iler, birtakım naslara dayanarak, bunun hi&ccedil; de &ldquo;imkansız&rdquo; olmadığını belirtmekte ve ş&ouml;yle demektedirler:</p>
<p>
	Evvela, bir&ccedil;ok &ldquo;olağan&uuml;st&uuml;&rdquo; ve &ldquo;inanılması pek g&uuml;&ccedil;&rdquo; şeyler vardır ki, b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlar onlara iman etmektedirler; peygamberlerin mucizeleri &#8230; vs. gibi.</p>
<p>
	İkincisi, tarih&icirc; kaynaklarla da sabit olduğu &uuml;zere, tarihte uzun s&uuml;re yaşamış başka insanlar da vardır.</p>
<p>
	Bunlardan biri olan Hz. Nuh <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de de a&ccedil;ık&ccedil;a bildirildiği &uuml;zere sırf 950 yıl kavmine tebliğde bulunmuştur.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Yine bazı rivayetlerde Hz. Lokman&rsquo;ın 3500 yıl yaşadığı kayıtlıdır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	Kaldı ki, <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&uuml;nyaya gelmiş bulunduğu ve İmam Hasan Askeri&rsquo;nin oğlu olduğuna dair de kesin belgeler mevcuttur. Bunlardan bazıları ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	a) Kur&rsquo;an-ı Kerim ve Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın s&uuml;nnetinde, yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n bir lahza dahi h&uuml;ccetsiz ve imamsız kalmayacağı, bunun imkansız olduğu a&ccedil;ık&ccedil;a belirtilmektedir. Nitekim ilk insan olan Hz. Adem <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, Allah Teala&rsquo;nın ilk peygamberi ve yery&uuml;z&uuml;ndeki ilk h&uuml;ccetiydi. Eğer <strong>Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hayatta değilse, Allah Teala&rsquo;nın yery&uuml;z&uuml;ndeki h&uuml;cceti şuan kimdir?</p>
<p>
	b) Tarihi belgelerde de kaydedildiği &uuml;zere bir&ccedil;ok g&uuml;venilir kişi, <strong>İmam Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&uuml;nyaya geldiğine ve <strong>İmam </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı bizzat g&ouml;rd&uuml;klerine dair şehadette bulunmuşlardır.</p>
<p>
	c) Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> İmamlarının kıyamete değin Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in halifeleri oldukları ve bunların sonuncusunun <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> olduğuna dair Ehl-i S&uuml;nnet ve Şia rivayetlerinde m&uuml;tevatir olan bir&ccedil;ok hadis-i şerif kayıtlıdır. Bu hadislerden anlaşıldığına g&ouml;re, <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> d&uuml;nyaya gelmiştir<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a>, Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> İmamlarının On birincisi İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu olup, gaybete &ccedil;ekilecek ve gaybeti de uzayacaktır (bununla ilgili 91 hadis rivayet edilmiş),<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> sonra zuhur edecektir (657 hadisle sabittir), d&uuml;nyayı adalet ve doğrulukla dolduracaktır (bu hususta da 132 hadis mevcuttur), İslam dini onun vasıtasıyla b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya yayılacaktır (bu konuda da 47 hadis vardır).</p>
<p>
	Bu hadislerde <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, &ldquo;Kaim-i &Acirc;l-i Muhammed <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rdquo; &ldquo;el Kaimu&rsquo;l-Muntazar&rdquo;<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>, &ldquo;H&uuml;ccet&rdquo; ve <strong>&ldquo;Mehdi&rdquo;</strong> gibi lakaplarla anılmıştır; ki, bu hadislerin senedi bizzat Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ve onun Ehl-i Beyt&rsquo;ine <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> ulaşmaktadır. Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ile Ehl-i Beyt&rsquo;inin m&acirc;sum oldukları da, yine Kur&rsquo;an ve s&uuml;nnetle sabittir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Asr-ı saadetten bu yana, bu hususta y&uuml;zlerce kitap yazılmıştır. Bunlar arasında Ayetullah Safi&rsquo;nin &ldquo;<em>Muntahabu&rsquo;l-Eser</em>&rdquo; adlı eserinde, &ccedil;eşitli İslam mezheplerinin kaynaklarında ge&ccedil;en bir&ccedil;ok hadis ve rivayet bir araya getirilmiştir.</p>
<p>
	<strong><em>2. Soru:</em></strong></p>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;nin şimdi yaklaşık 1163 yaşında olması gerekiyor. Bu rakam olağan&uuml;st&uuml; bir rakam değil midir? Esasen bu m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?</p>
<p>
	<strong><em>Cevap:</em></strong></p>
<p>
	Allah&rsquo;ın birliğine inanan muvahhitler, Allah Teala&rsquo;nın her şeye kadir olduğuna inanırlar. B&uuml;t&uuml;n bu evren ve evrende ge&ccedil;erli olan nedensellik ilişkileri hep O&rsquo;nun iradesiyle ger&ccedil;ekleşmiş ve &ldquo;ol&rdquo; demesiyle var olmuştur. Bu y&uuml;zden onun iradesi b&uuml;t&uuml;n tabii nedensellik ilişkilerden &uuml;st&uuml;n ve bunlara egemendir. O&rsquo;nun iradesiyle denizler &ccedil;oşmakta, ateş yakmakta, bitkiler yeşermekte, insan yaşamakta ve gezegenler kendi y&ouml;r&uuml;ngelerinde seyretmektedir. B&uuml;t&uuml;n bu evreni vareden Allah, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı da uzun s&uuml;re yaşatmaya kadirdir. Oysa ki, <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin uzun s&uuml;re yaşaması nedensellik kanunların dışında bir şey değildir; sadece nadir ve adet &uuml;st&uuml; bir olgudur. Bu konunun daha bir a&ccedil;ıklık kazanması i&ccedil;in şu noktalara dikkat edelim:</p>
<p>
	a) Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;in de a&ccedil;ık&ccedil;a belirttiği &uuml;zere Hz. Nuh <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın 950 yıl sırf tebliğde bulunup insanları Allah&rsquo;ın dinine davet etmiş ve bazı tarih&ccedil;ilerin kayıtlarına g&ouml;re 2500 yıl yaşamıştır. Akla ve mantığa aykırı hi&ccedil;bir beyanı bulunmayan Kur&rsquo;an-ı Kerim bu konuda a&ccedil;ık&ccedil;a ş&ouml;yle buyuruyor:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Andolsun, biz Nuh&rsquo;u kendi kavmine -Peygamber olarak- g&ouml;nderdik, o da i&ccedil;lerinde elli yılı eksik olmak &uuml;zere bin sene yaşadı; sonunda onlar zulmetmekte devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.&rdquo;</strong><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>
<p>
	Tevrat&rsquo;ta da Hz. Nuh <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın &ouml;mr&uuml; 950 yıl olarak ge&ccedil;er.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>
<p>
	b) Kur&rsquo;an-ı Kerim Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkında ş&ouml;yle buyurur:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Ve &ldquo;Biz, Allah&rsquo;ın Resul&uuml; Meryem oğlu Mesih İsa&rsquo;yı ger&ccedil;ekten &ouml;ld&uuml;rd&uuml;k&rdquo; demeleri y&uuml;z&uuml;nden (onlara b&ouml;yle bir ceza verdik). Oysa onu &ouml;ld&uuml;rmediler ve onu asmadılar, ama onlara onun benzeri g&ouml;sterildi. Ger&ccedil;ekten onun hakkında anlaşmazlığa d&uuml;şenler kesin bir ş&uuml;phe i&ccedil;indedirler. Onların bir zanna uymaktan başka, buna ilişkin hi&ccedil;bir bilgileri yoktur, onu kesin olarak &ouml;ld&uuml;rmediler. Hayır, Allah onu kendine y&uuml;kseltti. Allah &uuml;st&uuml;n ve g&uuml;&ccedil;l&uuml;d&uuml;r, h&uuml;k&uuml;m ve hikmet sahibidir.&rdquo;</strong><a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	Yukarıdaki ayetin de a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koyduğu &uuml;zere Hz. İsa &ouml;lmemiş, &ccedil;armaha, onun yerine onu ispiyonlayan adam gerilmiştir. Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ise Allah&rsquo;ın bildiği bir şekilde hayatını s&uuml;rd&uuml;rmektedir ve şimdi yaklaşık 2000 yaşındadır. <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> zuhur edince, Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> da ona uyarak arkasında namaz kılacaktır.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>
<p>
	c) Kehf suresinin 9-26. ayetlerinde Ashab-ı Kehf&rsquo;in uzun bir &ouml;m&uuml;r s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; ge&ccedil;mektedir. Aynı mazmunu işleyen bir&ccedil;ok hadis de vardır.</p>
<p>
	d) Ehl-i S&uuml;nnet ve Şia rivayetlerinde Hz. Hızır ve Hz. İlyas <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın da h&acirc;l&acirc; hayatta olduğu ve ahir zamanda, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kıyamında onların da zuhur edip ortaya &ccedil;ıkacağı ge&ccedil;mektedir.</p>
<p>
	e) Buraya kadar anlattığımız evliya ve enbiyaya ilaveten, Ehl-i S&uuml;nnette ge&ccedil;en bir&ccedil;ok rivayette de belirtildiği &uuml;zere, &ouml;mr&uuml; uzun olan bazı kafirler de vardır. Nitekim rivayete g&ouml;re &ldquo;Deccal&rdquo;, Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo; ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> d&ouml;neminde yaşayan biriydi; Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> onu bazılarına g&ouml;stererek ahir zamanda zuhur edip, fesat &ccedil;ıkaracağını ve sonunda <strong>İmam Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> tarafından &ouml;ld&uuml;r&uuml;leceğini bildirmiştir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>
<p>
	Ayrıca, tarih kitaplarında uzun &ouml;m&uuml;r s&uuml;ren bir&ccedil;ok insandan s&ouml;z edil-mektedir. Bu hususta kitaplar yazılmış, ilmi incelemelerde bulunulmuştur. Merak edenler İbn-i Hatem Secistani&rsquo;nin &ldquo;<em>el-Muammer&rsquo;un- Ve&rsquo;l-Vesaya</em>&rdquo; adlı eserine bakabilirler. Ayrıca bkz.: <em>el-Asaru&rsquo;l-Bakiye,</em> Ebu Reyhan-i Biruni; <em>Biharu&rsquo;l-Envar, c.53,</em> Allame Meclisi,</p>
<p>
	Me&rsquo;sudi, <em>Murucu&rsquo;z-Zeheb</em> adlı tanınmış eserinde uzun &ouml;m&uuml;rleriyle tanınan şu isimleri kaydeder:</p>
<p>
	Hz. Adem: 930 yıl</p>
<p>
	Hz. İdris: 300 yıl</p>
<p>
	Hz. İbrahim: 195 yıl</p>
<p>
	Cemşid: 600 yıl</p>
<p>
	Hz. Şiys: 912 yıl</p>
<p>
	Hz. Lut: 732 yıl</p>
<p>
	Mutuşalih: 960 yıl</p>
<p>
	Hz. Nuh: 950 yıl (Tufan&rsquo;dan &ouml;nce tebliğ s&uuml;resi).</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bu rakamlardan da anlaşılacağı &uuml;zere, genelde bir insanın &ouml;mr&uuml;n&uuml;n 150 yılı aşkın olması olağan&uuml;st&uuml; karşılanabilse de uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml;l&uuml;k &ldquo;imkansız&rdquo; değildir.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bunlar bir tarafa, tıp ve biyoloji uzmanları, insan &ouml;mr&uuml; i&ccedil;in aşılması imkansız belli bir rakam tayin edebilmiş değillerdir.</p>
<p>
	&Uuml;stat İbrahim Emini &ldquo;Adalet G&uuml;neşi&rdquo; adlı eserinin 175-230. sayfalarında Rusya, Fransa, İngiltere ve diğer tanınmış &uuml;lkelerin biyologlarının inceleme ve raporlarına dayanarak şu sonu&ccedil;ları a&ccedil;ıklamaktadır:</p>
<p>
	1- İnsanın &ouml;m&uuml;r ve hayatının, aşılması imkansız bir sınırı yoktur. Şimdiye değin hi&ccedil;bir bilim adamı &ldquo;insan &ouml;mr&uuml; en fazla şu kadar yıldır, bundan sonra yaşamak imkansızdır ve &ouml;l&uuml;m kesindir&rdquo; diye, belli bir rakam ve yıl belirleyememiştir. Bilakis, Doğulu ve Batılı bir&ccedil;ok bilim adamı, gelecekte insan &ouml;mr&uuml;n&uuml;n &ccedil;ok fazla uzatılabileceğini vurgulamaktadırlar.</p>
<p>
	2- Bitki, hayvan ve insan t&uuml;rleri arasında, diğer hemcinslerine oranla &ccedil;ok daha fazla yaşayabilen &ouml;rnekler sık sık g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p>
<p>
	Bu istisnalar, &ouml;mr&uuml;n belli bir limiti olmadığını g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne serici niteliktedir.</p>
<p>
	İnsanların bug&uuml;n yaş ortalamasının 100&rsquo;&uuml; aşmıyor oluşu, bu sınırın aşılmasının imkansız olduğunu g&ouml;stermez. Keza 150, 170, 250 yıl gibi uzun yaşayabilmiş insanların varlığı, insan &ouml;mr&uuml;n&uuml;n aslında belli bir limitle sınırlandırılmadığını g&ouml;stermektedir. Bu durumda bir insanın 200 yaşında olması nasıl m&uuml;mk&uuml;nse, 2000 yaşında olması da aynı şekilde m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r; bu yaşların her ikisi de &ldquo;ortalama&rdquo;nın &uuml;zerinde rakamlardır sadece.</p>
<p>
	3- Yaşlanma olayı, &ouml;nlenmesi imkansız bir hadise değildir, bilakis, her hastalık gibi yaşlanma da, tedavisi m&uuml;mk&uuml;n bir hastalık ve engellenmesi m&uuml;mk&uuml;n bir arazdır. İnsanoğlu bug&uuml;ne kadar nasıl y&uuml;zlerce hastalığın sebebini keşfederek gerekli tedavi y&ouml;ntemlerini geliştirebilmişse, gelecekte yaşlanmanın nedenleri ve ihtiyarlığa sebep olan etkenleri de keşfederek yaşlanmayı &ouml;nlemenin yolunu bulacaktır. Bug&uuml;n bir&ccedil;ok genetik uzmanı, gen&ccedil;lik iksirini keşfedebilmenin yoğun &ccedil;abası i&ccedil;indedir.</p>
<p>
	Binaenaleyh, <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın uzun bir &ouml;m&uuml;r s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor olması, ger&ccedil;ekte hi&ccedil; de imkansız bir şey değildir; bilakis bilim, gen&ccedil;lik enerjisini koruyarak, gen&ccedil; ve sağlıklı kalarak &ccedil;ok uzun bir &ouml;m&uuml;r s&uuml;rd&uuml;rmenin pek &acirc;l&acirc; &ldquo;m&uuml;mk&uuml;n&rdquo; olduğunu vurgulamaktadır bug&uuml;n!</p>
<p>
	Eğer bu şahsın varlığı &ccedil;ok gerekliyse ve hi&ccedil; yaşlanmadan uzun bir hayat s&uuml;rd&uuml;rme zarureti varsa her şeye kadir olan &ldquo;Kadir-i Mutlak Allah Teala&rdquo;, k&acirc;inatta var kıldığı &ccedil;eşitli etkenleri elbette ki bu cihette tanzim edecek ve b&ouml;ylesine &ldquo;m&uuml;kemmel&rdquo; bir bireyin hayatını s&uuml;rd&uuml;rmesini sağlayacaktır.</p>
<p>
	<strong><em>3. Soru:</em></strong></p>
<p>
	Gaybet olayı ilah&icirc; s&uuml;nnetlerden midir? Peygamberler ve veliler arasında ge&ccedil;mişte de benzeri yaşanmış mıdır ?</p>
<p>
	<strong><em>Cevap:</em></strong></p>
<p>
	Kur&rsquo;an, hadis ve tarihten elde edilen belgeler, gaybet olayının <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a mahsus bir olay olmadığını g&ouml;stermektedir. Tarihte kısa veya uzun s&uuml;reli başka gaybetler de vuku bulmuştur. Konumuzun sınırlarını aşmamak i&ccedil;in bunlardan sadece birka&ccedil; &ouml;rneğe<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> kısaca değinmekle yetiniyor, daha detaylı araştırmada bulunmak isteyenlere, ilgili eserlere m&uuml;racaat etmelerini &ouml;neriyoruz:</p>
<h3>
	1-Hadislerde &ldquo;Hızır&rdquo; Adıyla Ge&ccedil;en, Hz. Musa&rsquo;ya &Ouml;ğretmenlik ve &Uuml;statlık Yapan Zat</h3>
<p>
	Bu konuyla ilgili ayetlerden bazıları ş&ouml;yle:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim &ouml;ğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. Musa ona dedi ki: &ldquo;Doğru yol -r&uuml;şt- olarak sana &ouml;ğretilenden bana da &ouml;ğretmen i&ccedil;in sana tabi olabilir miyim?&rdquo; Dedi ki: &ldquo;Ger&ccedil;ek-ten sen, benimle birlikte olma sabrını g&ouml;stermeye kesinlikle g&uuml;&ccedil; yetiremezsin. &Ouml;z&uuml;n&uuml; kavramaya kuşatıcı olamadığın sırrını bilemediğin şeylere nasıl sabredebilir, tahamm&uuml;l g&ouml;sterebilirsin?&rdquo;</strong><a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>
<p>
	&Ccedil;ok kısa bir s&uuml;re Hz. Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ile birlikte olan bu ilah&icirc; velinin &ccedil;ok ilgin&ccedil; bazı &ouml;zellikleri vardır:</p>
<p>
	a) Bu ilah&icirc; veli insanlar arasında tanınmadan yaşamaktadır. Allah Teala bizzat tanıtmadık&ccedil;a, kimse onunla tanışmamaktadır. Bu da veliliğin, ille de insanlar tarafından tanınma ve g&ouml;r&uuml;lme gibi bir şartı olmadığını g&ouml;sterir.</p>
<p>
	b) Bu ilah&icirc; veli, insanlarca tanınmamasına ve g&ouml;zlerden ırak yaşamasına rağmen &ccedil;ağın olaylarına karşı asla lakayt ve etkisiz değildir; bilakis, Allah Teala tarafından kendisine l&uuml;tfedilmiş olan velayet ve yetki sayesinde insanların mallarına ve canlarına m&uuml;dahalede bulunabilmekte ve meseleleri gereğince &ccedil;eki d&uuml;zene koymaktadır. Hz. Hızır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın bu konumu ve sahip olduğu geniş yetkileri, onun deldiği gemi, &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; insan ve tamir ettiği yıkık duvar hadiselerinden kolayca anlayabilmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p>
	c) Hz. Hızır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın sadece kendisi değil, eylem ve davranışları da normal insanlara g&ouml;r&uuml;lmemektedir; aksi takdirde, mesela gemiyi delmesine izin vermezlerdi. Bu nedenle, insanlar onun davranışını ve yaptığı işi değil, yaptığı işin sonunu ve sonucunu g&ouml;rebiliyorlardı.</p>
<p>
	d) Daha da &ouml;nemlisi, onun kılavuzluk ve hidayet rol&uuml;d&uuml;r. Velayet makamına sahip olarak, g&ouml;revlerini ifa etmektedir o; kimi zaman insanların malları ve canları &uuml;zerinde tasarrufta bulunmak suretiyle velayetinin etkilerini ortaya koymakta, kimi zaman da Hz. Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> &ouml;rneğinde olduğu gibi, bazı insanları eğitmek suretiyle bu ağır velayet vazifesini yerine getirmektedir.</p>
<p>
	Bu &ouml;rnekte de a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya konulduğu &uuml;zere, &ldquo;&ccedil;ağın velisi&rdquo; olan zat, yaşadığı &ccedil;ağın şartlarına g&ouml;re gizli veya aşik&acirc;r olabilmektedir. Keza bir &ldquo;veli&rdquo;nin vazifesi olan &ldquo;insanların idaresi&rdquo; işi, a&ccedil;ık&ccedil;a yapılabildiği gibi, gizlice de y&uuml;r&uuml;t&uuml;lebilmektedir. Başka bir deyişle, insanları idare ve hidayet edebilmesi i&ccedil;in velinin ve imamın ille de insanlar tarafından tanınması ve g&ouml;r&uuml;lmesi şart değildir. Yine bu &ouml;rnekten anlaşılacağı &uuml;zere, Allah velisinin g&ouml;revlerinden olan &ldquo;insanların idare, y&ouml;nlendirilme ve hidayet edilmesi işi&rdquo;, kimi zaman &ldquo;bireylerin eğitim ve hidayeti&rdquo;, kimi zaman da &ldquo;toplumun eğitimi&rdquo; şeklinde tezah&uuml;r edebilmektedir ki, &ldquo;bi-reylerin eğitimi&rdquo; sırasında Allah&rsquo;ın velisinin b&uuml;t&uuml;n bireyler tarafından tanınması hi&ccedil; de gerekmemektedir.</p>
<p>
	Gaybet d&ouml;neminde <strong>Hz. İmam </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın vazifesi de, tıpkı Hz. Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> d&ouml;nemindeki bu velinin vazifesi gibidir. <strong>İmam </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> insanlara g&ouml;r&uuml;nmeksizin ve onlardan saklı olarak onların, din ve d&uuml;nya işlerine m&uuml;dahalede bulunabilmektedir. Liyakat ve sada-kat sahibi insanlarla irtibat kurmakta, &ouml;nemli ve se&ccedil;kin şahsiyetlerin eğitim ve yetiştirilmesiyle uğraşmaktadır.</p>
<h3>
	2- İslam Peygamberinin (s.a.a) Gizli Daveti</h3>
<p>
	Hz. Resul-i Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>, birey yetiştirmekle meşgul olduğu ilk d&ouml;nemlerde ferdi sahada, <strong>&ldquo;bize doğru hidayet edilirler&rdquo;</strong> ayetine g&ouml;re davranıyor ve bu ayet &ccedil;er&ccedil;evesinde &ccedil;alışmalarını y&uuml;r&uuml;t&uuml;yordu. Bir s&uuml;re bu y&ouml;ntemle tebliğini s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;ş ve daha sonra <strong>&ldquo;kavmine ve yakınlarına bildir&rdquo;</strong> ayetinin nazil olmasıyla birlikte, toplulukların davetine başlamıştır.</p>
<p>
	&Uuml;stelik, tebliğe &ouml;nce gizlilikle başlayan ve daha sonra &ccedil;alışmalarını alenileştiren ilk tebliğci Hz. Resul-i Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> de değildir; esasen genel ilah&icirc; bir s&uuml;nnet ve prensiptir bu. Allah Teala kimi zaman aleni tebliği, kimi zaman da yetenek sahibi bireylerin gizlice eğitilmesini emretmektedir.</p>
<p>
	Bu &ouml;rneklerin her ikisi de Hz. Nuh <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın hayatında m&uuml;şa-hede edilebilir: <strong>&ldquo;&#8230; onlara a&ccedil;ık&ccedil;a ilan ettim ve gizli yollarla da onlara tebliğde bulunma yoluna gittim &#8230;&rdquo;</strong><a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>
<p>
	Bu da <strong>&ldquo;onları kendi emirlerimizle hidayete y&ouml;nelten &ouml;nderler kıldık&rdquo;</strong><a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a> ayetinin, peygamberler ve evliyanın sadece aleni tebliğde bulunmadıklarını, ilah&icirc; takdir gerektirdiğinde pek &acirc;l&acirc; gizli tebliğle de vazifelerini ifa ettiklerini g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	&ldquo;Zamanın Velisi&rdquo; de gizli ve saklı olabilir; nitekim onun &ccedil;alışmaları ve eylemleri de gizlidir ve insanlar bunlardan bihaberdirler, ama o tebliğini gizlice y&uuml;r&uuml;tmekte, gizlice feyiz ve fayda ulaştırmaktadır.</p>
<h3>
	3- Hz. Musa (a.s) Kırk G&uuml;n Gaybete &Ccedil;ekilmiş ve Kimseye G&ouml;r&uuml;lmemiştir</h3>
<p>
	İmam ve ilah&icirc; kılavuzlukta bulunan bir velinin, tebliğ ve diğer &ccedil;alışmalarını ille de, alenen ve &ldquo;kesintisiz olarak toplumun i&ccedil;inde ve onlara g&ouml;r&uuml;lerek&rdquo; yapmak zorunda olmadığının bir diğer &ouml;rneği de Hz. Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın gaybetidir.</p>
<p>
	&nbsp;Kırk g&uuml;n boyunca İsrailoğulları&rsquo;nı Hz. Harun <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a bırakarak gaybete &ccedil;ekilen Hz. Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> gaybette bulunduğu o d&ouml;nemde de elbette ki Allah&rsquo;ın peygamberi, kavminin imamı ve rehberi olma vasfını korumuştur.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a> Bu durumda, &ldquo;gaybetteki bir Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan kavmine ne fayda gelebilir?&rdquo; sorusu g&uuml;ndeme getirilemez, bu s&uuml;re zarfında İmamet ve toplumun rehberlik yetkisinin kendisinden alınmış olduğu s&ouml;ylenemez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Hz. Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, esasen bu vasıf ve kimliği ile Tur&rsquo;a gitmiş ve ilah&icirc; vahiy alabilmek i&ccedil;in sırra kadem basmıştır.</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; Bkz: <em>Tecrid&rsquo;&uuml;l Kelam</em>: Hace Nasır-i Tusi ve bu esere yazılan &ldquo;Şerh-i <em>Kuş&ccedil;u</em>&rdquo; ve &ldquo;K<em>eşf&rsquo;ul Murad</em>&rdquo; gibi şerhlerde ge&ccedil;en n&uuml;b&uuml;vvet ve İmamet konularında bu meseleyle ilgili nakli ve akli belgeler mevcuttur.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; <em>Kemalu&rsquo;d Din, </em>Şeyh Saduk (r.a), <em>Bihar&rsquo;ul Envar</em>&rsquo;dan naklen, c. 52, s. 93.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; Kelimet&rsquo;ullah kelimesi: Seyyid Hasan H&uuml;seyni, 6. b&ouml;l&uuml;m.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; <em>Nehc&rsquo;&uuml;l Belağa</em>, Vecizeler, No: 147</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> &#8211; Nisa/41</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> &#8211; Nahl/89</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> &#8211; &ldquo;<em>en-Necm&rsquo;us Sakıb</em>, Mirza H&uuml;seyin Nuri Tabersi.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> &#8211; Ankebut/104</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> &#8211; <em>Kitabu&rsquo;l- Gaybet</em>, s. 79</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> &#8211; <em>Muntahabu&rsquo;l-Eser</em>&rsquo;de bu hadislerin sayısının 214 olduğu kayıtlıdır.</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> &#8211; a.g.e. de bu hadislerin sayısı 146&rsquo;dır.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &#8211; <em>Savaiku&rsquo;l-Muhrika</em>, İbn-i Hacer Heysemi Şafii, <strong>İmam Mehdi </strong>(a.s) bahsinde.</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a> &#8211; <em>Dadguster-i Cihan</em>, İbrahim Emini, s. 52-59.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> &#8211; Ankebut/14.</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> &#8211; <em>Dadguster-i Cihan</em> s. 203.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> &#8211; Nisa, 157-158.</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a> &#8211; Hadis kitaplarında bu hususta pek &ccedil;ok rivayet vardır. Nisa 159&rsquo;da, b&uuml;t&uuml;n Ehl-i Kitab&rsquo;ın, Hz. İsa (a.s) &ouml;lmeden &ouml;nce ona iman edeceği ge&ccedil;er. Hadiste de, &ldquo;Hz. İsa (a.s) <strong>Hz. Mehdi </strong>(a.s)&rsquo;ın kıyamında dirilecek veya gelecektir&rdquo;denir.</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
<p>
			<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a> &#8211; Ehl-i S&uuml;nnetin hadis kaynaklarında (<em>Tacu&rsquo;l-Usul</em> vb. Eserler) Deccal&rsquo;le ilgili konulara bkz.</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
<p>
			<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a> &#8211; Burada ge&ccedil;en Evliyaullahın 5 gaybet &ouml;rneği, &Uuml;stat Suphani&rsquo;nin &ldquo;Sorular ve Cevaplar&rdquo; kitabının&nbsp; 212. sayfası ve sonrasından iktibas edilmiştir.</p>
</p></div>
<div id="ftn20">
<p>
			<a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[20]</a> &#8211; Kehf/65-68</p>
</p></div>
<div id="ftn21">
<p>
			<a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title="">[21]</a> &#8211; Nuh/9</p>
</p></div>
<div id="ftn22">
<p>
			<a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title="">[22]</a> &#8211; Enbiya/73</p>
</p></div>
<div id="ftn23">
<p>
			<a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title="">[23]</a> &#8211; Bakara/51 ve A&rsquo;raf/142.&nbsp;</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-ile-ilgili-bazi-sorulara-cevap/">Gaybet İle İlgili Bazı  Sorulara Cevap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an’da Hz. Mehdİ (a.s)</title>
		<link>https://www.caferilik.com/kuranda-hz-mehdi-a-s/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2917</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Muhsin Arslan Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in bir&#231;ok ayetinde, yery&#252;z&#252;nde geniş &#231;aplı bir ıslah hareketinin başlayacağı, Allah Teala&#8217;nın şeytanın hakimiyetine son verip, onu izleyenlerin iktidarını yıkacağı ve salih kullarını b&#252;t&#252;n yery&#252;z&#252;ne egemen kılıp, d&#252;nyanın y&#246;netimini kendilerine vereceği a&#231;ık&#231;a bildirilmiştir. B&#246;ylece salih kullar, İslam&#8217;ın kanun ve h&#252;k&#252;mlerini b&#252;t&#252;n boyutlarıyla eksiksiz olarak uygulayacak, insanoğlunun saadet ve mutluluğunu temin edip [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kuranda-hz-mehdi-a-s/">Kur’an’da Hz. Mehdİ (a.s)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>
	&nbsp;</h1>
<p align="right">
	Muhsin Arslan</p>
<p>
	Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;in bir&ccedil;ok ayetinde, yery&uuml;z&uuml;nde geniş &ccedil;aplı bir ıslah hareketinin başlayacağı, Allah Teala&rsquo;nın şeytanın hakimiyetine son verip, onu izleyenlerin iktidarını yıkacağı ve salih kullarını b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;ne egemen kılıp, d&uuml;nyanın y&ouml;netimini kendilerine vereceği a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilmiştir.</p>
<p>
	B&ouml;ylece salih kullar, İslam&rsquo;ın kanun ve h&uuml;k&uuml;mlerini b&uuml;t&uuml;n boyutlarıyla eksiksiz olarak uygulayacak, insanoğlunun saadet ve mutluluğunu temin edip yaşamın ana hedefinin ger&ccedil;ekleşmesini sağlayacaklardır.</p>
<p>
	Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in s&uuml;nnetini ihtiva eden muhtelif mezheplere ait kaynak eserlere m&uuml;racaat edildiğinde, &ldquo;Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in soyundan olan b&uuml;y&uuml;k bir zatın ahir zamanda zuhur edip ortaya &ccedil;ıkacağı, baştan başa zul&uuml;m ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kle dolmuş bulunan d&uuml;nyayı adalet ve iyilikle dolduracağına&rdquo; dair pek &ccedil;ok sahih ve m&uuml;te-vatir hadislerin rivayet edilmiş olduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;r.</p>
<p>
	Buna ilaveten, yine İslam alimleri tarafından kaleme alınmış olan y&uuml;zlerce eserde de Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in mutahhar soyundan gelen b&uuml;y&uuml;k bir insanın ahir zamanda zuhur edip ortaya &ccedil;ıkacağını ve o sırada zul&uuml;mle dolmuş olan yery&uuml;z&uuml;ne adaleti hakim kılacağı kaydedilmiştir.</p>
<p>
	Bizzat Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;en ulaşan sahih ve m&uuml;tevatir hadislerde onun nesebi ve hasebi, b&uuml;t&uuml;n vasıfları, hatta fiziki &ouml;zellik ve nişaneleri b&uuml;t&uuml;n ayrıntılarıyla belirtilmiştir. Bunların en meşhurlarından biri <em>S&uuml;nen-i Ebu Davud</em>&rsquo;da<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> yeralan Ebu Said-i Hudri&rsquo;nin rivayetidir:</p>
<p>
	Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;<strong>Mehdi</strong> bendendir. A&ccedil;ık alınlı, ince burunludur. Zul&uuml;m ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kle dolan yery&uuml;z&uuml;n&uuml; ada-letle dolduracaktır.&rdquo;</p>
<p>
	Bu hadisi tanınmış hadis&ccedil;ilerin tamamı rivayet etmiş ve sahih oldu-ğunda ittifak etmişlerdir. Şii M&uuml;sl&uuml;manların kaynak kitapları da aynı hususta Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> imamlarının Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ten aktardığı sahih hadislerle doludur. Bunlarda işlenen ortak konu şudur: &ldquo;O hayattadır, herkes gibi yemek yer, su i&ccedil;er, fakat insanlar onu g&ouml;rmezler, ama o insanları g&ouml;r&uuml;r, insanların işlerini yoluna koyar, insanlarla Rableri arasında feyz vasıtasıdır o. Eğer o hayatta olmasaydı yery&uuml;z&uuml; &uuml;zerindeki her şeyi yutuverirdi. Yerle g&ouml;k, onun sayesinde bakidir.&rdquo;</p>
<h2>
	İmam Mehdi (a.s) ve Kur&rsquo;an</h2>
<p>
	Kur&rsquo;an-ı Kerim ile aşina olan her araştırmacı, Kur&rsquo;an&rsquo;ın ilah&icirc; h&uuml;k&uuml;m ve esaslarını a&ccedil;ıklarken kendine &ouml;zg&uuml; bir y&ouml;ntem izlediğini, birtakım değişmez prensiplere dayandığını bilir. Bunlardan birka&ccedil;ını aktarıyoruz.</p>
<p>
	1- &nbsp;Bu kitap (Kur&rsquo;an) belli konularda bir dizi bilgiler i&ccedil;eren salt ilm&icirc; ve kanun&icirc; bir eser olmayıp, başlı başına hidayet ve yol g&ouml;sterici bir kitaptır.</p>
<p>
	2- &nbsp;Bu kitap, Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in b&uuml;t&uuml;n zaman ve mek&acirc;nlar i&ccedil;in ge&ccedil;erli olan s&uuml;rekli bir mucizesidir. Hangi &ccedil;ağda ve hangi d&uuml;zeyde olursa olsunlar, bu kitap t&uuml;m insanlara hitap edici niteliktedir.</p>
<p>
	3- &nbsp;Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ten ulaşan sahih hadisler ve s&uuml;nnetinin ortaya koyduğu &uuml;zere Hz. Resul-i Ekrem <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>, ilah&icirc; hikmetin gerektirdiği &uuml;zere insanların Kur&rsquo;an&rsquo;ı anlayabilme husu-sunda Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;a m&uuml;racaat etmelerini istemiş ve bu hu-susta kimsenin kendisini m&uuml;stağni g&ouml;rmesini caiz bulmamıştır. Bu nedenledir ki, Kur&rsquo;an bazı din&icirc; h&uuml;k&uuml;mleri genel &ccedil;er&ccedil;evesiyle belirt-mekle yetinmiş ve bunlarla ilgili teferruat ve gerekli a&ccedil;ıklamaları Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ve onun Ehl-i Beytine <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> bırakmak suretiyle &uuml;mmetin Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ve onun Ehl-i Beytine <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em> y&ouml;nelmesini istemiştir. Zira b&ouml;ylece insanlar sapmayacak, şaşkınlık ve gaflet i&ccedil;inde bocalamaktan kurtulacaklardır.</p>
<p>
	Nitekim Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> şu hadisiyle mezkur ger&ccedil;eği a&ccedil;ık&ccedil;a beyan etmişlerdir: &ldquo;Benden sonra aranızda iki değerli ve ağır emanet bırakıyorum; biri Allah&rsquo;ın kitabı, diğeri de benim soyum olan Ehl-i Beyt&rsquo;im! Bu ikisine sarılırsanız asla sapmaz, yolunuzu şaşırmazsınız!&rdquo;</p>
<p>
	Binaenaleyh, sahih İslam&icirc; akidelerin tamamının k&ouml;k&uuml;n&uuml; Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de bulmak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Ş&uuml;phesiz, bu temel İslam&icirc; inan&ccedil;lardan biri de, Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de bir&ccedil;ok ayetde beyan edilmiş bulunan &ldquo;Meh-deviyet&rdquo; akidesi, yani <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a iman olayıdır.</p>
<p>
	Bu noktaları g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurarak şimdi <strong>Hz. İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ve ashabıyla ilgili bazı ayetleri, Hz. Resulullah ve Ehl-i Beyt İmamlarından gelen tefsirleriyle birlikte zikrediyoruz:</p>
<p>
	1- &ldquo;<strong>M&uuml;şrikler istemese de dini (İslam&rsquo;ı) b&uuml;t&uuml;n dinlere &uuml;st&uuml;n kılmak i&ccedil;in Peygamberini hidayet ve hak dinle g&ouml;nderen O&rsquo;dur.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	Şeyh Saduk, Ebu Basir&rsquo;den şu hadisi rivayet eder:</p>
<p>
	Hz. İmam Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> bu ayetle ilgili olarak ş&ouml;yle buyurmuşlardır: &ldquo;Allah&rsquo;a andolsun ki, bu ayette zikredilen vaad hen&uuml;z ger&ccedil;ekleşmiş değildir; <strong>Kaim</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> zuhur edinceye kadar da bu ger&ccedil;ekleşmeyecektir. <strong>Kaim</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> zuhur ettiğinde onun kıyam ve zuhurundan rahatsızlık duymayacak olan tek bir k&acirc;fir ve m&uuml;şrik kalmayacaktır. K&acirc;fir veya m&uuml;şrik olan bir kimse, taşın i&ccedil;ine de girecek olsa, o taş dile gelecek ve &ldquo;Ey m&uuml;&rsquo;min! İ&ccedil;imde bir k&acirc;fir var, beni kır ve onu &ouml;ld&uuml;r!&rdquo; diyecektir.&rdquo;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	2- &ldquo;<strong>M&uuml;şrikler istemese de dini (İslam&rsquo;ı) b&uuml;t&uuml;n dinlere &uuml;st&uuml;n kılmak i&ccedil;in Peygamberini hidayet ve hak dinle g&ouml;nderen O&rsquo;dur.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k Şafii alimlerinden Allame Ebu Abdullah Muhammed bin Yusuf Genci &ldquo;<em>el-Beyan fi-Ahbari Sahib-iz Zaman</em>&rdquo; adlı kitabının 103. sayfasında ş&ouml;yle yazıyor: &ldquo;Said bin Cubeyr, bu ayetten Fatımat-&uuml;z Zehra <em>sel&acirc;m&rsquo;ullahi aleyha</em>&rsquo;nın neslinden olan <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kastedildiğini s&ouml;ylemiştir.&rdquo;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	Yine diğer bir Ehl-i S&uuml;nnet alimi de bu ayeti tefsir ederken ş&ouml;yle demiştir:</p>
<p>
	&ldquo;<strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> zuhur edince b&uuml;t&uuml;n yery&uuml;z&uuml;nde yaşayanlar ya İslam dinine girecek, ya da cizye vermeyi kabul edecekler.&rdquo;<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
<p>
	3- &ldquo;<strong>Ey İman edenler! İ&ccedil;inizden kim dinden d&ouml;nerse, Allah (onun yerine), kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, m&uuml;&rsquo;minlere karşı al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml;, k&acirc;firlere karşıysa g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve onurlu, Allah&rsquo;ın yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir&#8230;</strong>&rdquo;<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>
<p>
	İbn-i Ebi Zeyneb-i Nu&rsquo;mani olarak tanınan Muhammed bin İbrahim &ldquo;Gaybet&rdquo; adlı eserinde S&uuml;leyman bin Harun İcli&rsquo;den şu hadisi rivayet eder:</p>
<p>
	İmam Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> bu ayetle ilgili olarak ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;Ş&uuml;phesiz, <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin bunu yapacak olan yardımcıları vardır; b&uuml;t&uuml;n insanlar ortadan kalkmış olsa bile, Allah Teala onun yardımcılarını getirecektir. Bu ayette s&ouml;z&uuml; edilen topluluk işte onlardır.&rdquo;</p>
<p>
	4- &ldquo;<strong>&#8230;.ve ş&uuml;phesiz o (Hz. Mehdi&rsquo;nin kıyamı) kıyametin yaklaştığını bildirir.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>
<p>
	Allame Hamzavi &ldquo;<em>Meşarik-ul Envar fi-Fevzi Ehl-il İtibar</em>&rdquo; adlı kitabında ş&ouml;yle yazıyor:</p>
<p>
	&ldquo;Mukatil bin S&uuml;leyman ve tefsir hususunda ona tabi olan bir grup tefsir yazarları, bu ayetten ahir zamanda zuhur edecek olan <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kastedildiği inancındadırlar.&rdquo;</p>
<p>
	Yine Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in ge&ccedil;miş ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;z ulemasından kalabalık bir grup, bu ayet-i kerimenin <strong>Hz. İmam Mehdi </strong><em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> hakkında olduğunu belirtmişlerdir. Bu c&uuml;mleden aşağıda adı ge&ccedil;enleri sayabiliriz.</p>
<p>
	Kadı Beyzavi (H. 585-691) &ldquo;<em>Envar-&uuml;t Tenzil</em>&rdquo; adlı kitabında, Şafi&icirc; mezhebinden olan Ali bin Burhan-ı Halebi &ldquo;<em>Siret-&uuml;l Halebiyye</em>&rdquo; adlı kitabının birinci cildinin 226. sayfasında (Mısır bas.), Muhammed b. Ali Sabban &ldquo;<em>İs&rsquo;af-&uuml;r Rağibin</em>&rdquo; adlı kitabının 156. sayfasında ve İbn-i Hacer &ldquo;<em>es-Savaik-ul Muhrika</em>&rdquo; adlı kitabının 96. sayfasında bu ayetin <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a işaret ettiğini belirtmişlerdir. Yine, Zimahşeri <em>&ldquo;el-Keşşaf&rdquo;</em> adlı tefsirinde ve &ldquo;<em>Ruh-ul Beyan</em>&rdquo; tefsirinin yazarı, mezkur tefsirinde bu ayeti tefsir ederken Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın, İmam&rsquo;ın (<strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin) arkasında namaz kılacağını belirtmişlerdir. Alusi <em>&ldquo;Ruh-ul Meani&rdquo;</em> adlı tefsirinin 25. cildinin 95. sayfasında bu ayeti tefsir ederken ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Meşhur g&ouml;r&uuml;şe g&ouml;re, İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> Şam şehrinde halk sabah namazını kılmak isterken inecektir. Bu arada <strong>İmam</strong> <strong>Mehdi </strong><em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> geri &ccedil;ekilecek, fakat İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> onu &ouml;ne ge&ccedil;irip arkasında namaz kılacaktır ve, senin i&ccedil;in kamet getirilmiştir, diyecektir.&rdquo;</p>
<p>
	5- &ldquo;<strong>&#8230;.onlar i&ccedil;in d&uuml;nyada aşağılanma ve zillet vardır&#8230;</strong>&rdquo;<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	Hafız Muhammed bin Cerir-i Taberi &ldquo;<em>Cami-&uuml;l Beyan</em>&rdquo; adlı tefsirinin 1. cildinin 501. sayfasında bu ayetin tefsiri ile ilgili olarak aşağıdaki hadisi nakletmiştir:</p>
<p>
	&ldquo;Onların (Mesihilerin) aşağılanma ve zilleti, <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın zuhur ettiği zaman olacaktır. O, Konstantiniye&rsquo;yi fethedecek ve onları katledecektir. İşte onların d&uuml;nyadaki aşağılanma ve zilleti budur.&rdquo;<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	6- &ldquo;<strong>&#8230;G&ouml;klerde ve yerde ne varsa, isteyerek ve istemeyerek O&rsquo; na teslim olmuştur.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>
<p>
	Ayyaşi, kendi senediyle Rifaa bin Musa&rsquo;dan ş&ouml;yle aktarır: İmam Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> bu ayete istinad ederek ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;<strong>Hz. Kaim</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> kıyam ve zuhur ettiğinde, &ldquo;La ilahe illellah, Muhammed&rsquo;un Resulullah&rdquo; sesinin y&uuml;kselmediği bir tek belde kalmayacaktır.&rdquo;<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>
<p>
	Ayyaşi, yine kendi senediyle İbn-i B&uuml;keyr&rsquo;den ş&ouml;yle aktarır: Allah Teala&rsquo;nın, &ldquo;G&ouml;klerde ve yery&uuml;z&uuml;nde ne varsa, istese de istemese de O&rsquo; na teslim olmuştur.&rdquo; buyruğu hakkında İmam Musa K&acirc;zım <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo; dan sorduğumda ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;Bu ayet <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> hakkında nazil olmuştur. Kıyam ettiğinde t&uuml;m yery&uuml;z&uuml;ndeki Yahudiler, Hıristiyanlar, sabiiler, zındıklar, m&uuml;rtetler ve k&acirc;firlere İslam&rsquo;ı sunacak-tır. Kendi rızasıyla M&uuml;sl&uuml;man olanları namaz, zekat gibi bir M&uuml;sl&uuml;mana farz olan amelleri işlemeye m&uuml;kellef kılacaktır; İslam&rsquo;ı kabul etmeyenleriyse katledecektir. Artık yery&uuml;z&uuml;nde &ldquo;Allah birdir!&rdquo; demeyen kimse kalmayacaktır.&rdquo;<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>
<p>
	Hanefi mezhebi ulemasından olan Hace Kelan Kunduzi &ldquo;<em>Yenabi-&uuml;l Meveddet</em>&rdquo; adlı kitabının 421. sayfasında ş&ouml;yle yazıyor:</p>
<p>
	&ldquo;Rifaa bin Musa, mezkur ayetle ilgili olarak, Hz. İmam Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın ş&ouml;yle buyurduğunu rivayet eder: &ldquo;<strong>Hz. Kaim</strong> <strong>Mehdi </strong><em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo; ın kıyam ettiği zamanda yery&uuml;z&uuml;nde Allah&rsquo;ın birliğine (La ilahe illellah) ve Hz. Resulullah&rsquo;ın O&rsquo;nun Peygamberi olduğuna (Muhammed&rsquo;un Resulullah) şehadet getirme sesinin y&uuml;kselmediği hi&ccedil; bir b&ouml;lge kalmayacaktır.&rdquo;<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>
<p>
	7- &ldquo;<strong>Ey İman edenler! Allah&rsquo;a, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin&#8230;</strong>&rdquo;<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>
<p>
	Cabir bin Abdullah Ensari ş&ouml;yle der: &ldquo;Allah (c.c) Hz. Peygamber <em>Sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu Aleyhi Ve Alih</em>&rsquo;e, &ldquo;Ey İman edenler! Allah&rsquo;a, Peygamber&rsquo;e ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin&rdquo; ayetini nazil buyurduğunda: &ldquo;Ya Resulullah, Allah&rsquo;ı ve Resul&uuml;n&uuml; tanıyoruz, itaatinin sana itaat demek olduğu o emir sahipleri kimlerdir peki?&rdquo; diye sordum. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>: &ldquo;Onlar benim halifelerim, benden sonra M&uuml;sl&uuml;-manların İmamlarıdırlar ey Cabir!&rdquo; buyurarak ş&ouml;yle eklediler: &ldquo;Onların ilki Ali bin Ebu Talib&rsquo;dir, sonra Hasan ile H&uuml;seyin, ardından da Ali bin H&uuml;seyin ve Tevrat&rsquo;ta &ldquo;B&acirc;kır&rdquo; adıyla tanınan Muhammed bin Ali gelir. Sen de onu g&ouml;receksin ey Cabir; onu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n zaman kendisine benim selamımı ilet. Onu, Cafer bin Muhammed Sadık izler; ondan sonra da Musa bin Cafer, Ali bin Musa, Muhammed bin Ali, Ali bin Muham-med, Hasan bin Ali gelir ve onu da adı ve k&uuml;nyesi benim adım ve k&uuml;n-yem olan, Allah&rsquo;ın yery&uuml;z&uuml;ndeki h&uuml;cceti ve kulları arasında bıraktığı Bakıyyetullah&rsquo;ı Hasan bin Ali&rsquo;nin oğlu izler. Allah Teala onun eliyle yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n doğularını ve batılarını fethedecektir. O, dostları ve Şiile-rinden gizlenip gaybete &ccedil;ekilecektir. Onun gaybette bulunduğu d&ouml;nem-de, kalbi Allah Teala tarafından iman i&ccedil;in denenip sınanmış (ve bu sınavı y&uuml;z akıyla verebilmiş) olan kimseden başkası onun imametine olan inancını s&uuml;rd&uuml;remeyecektir.&rdquo;</p>
<p>
	Cabir hadisin devamını ş&ouml;yle anlatır: &ldquo;Ya Resulullah! Şiileri ve dost-ları onun gaybette bulunduğu d&ouml;nemde kendisinden faydalanabilecekler mi?&rdquo; diye sordum. Resulullah buyurdular ki: &ldquo;Beni peygamberlikle g&ouml;revlendirene yemin olsun ki, evet; g&uuml;neş bulutun ardında kalınca onun ışığından faydalanıldığı gibi, gaybet &ccedil;ağında da insanlar onun velayetinden faydalanacak ve onun ışığıyla aydınlanacaklardır. Ey Cabir, bu, Allah&rsquo;ın gizli sırlarından ve saklı ilimlerindendir, ehli olmayandan bu sırrı gizle!&rdquo;<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	8- &ldquo;<strong>&#8230;.ve biz yery&uuml;z&uuml;nde zayıf kılınanlara l&uuml;tufta bulunmak, onları &ouml;nderler ve miras&ccedil;ılar kılmak istiyoruz&#8230;</strong>&rdquo;<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>
<p>
	İbn-i Ebi-l Hadid bu ayetle ilgili ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&ldquo;Bizim b&uuml;y&uuml;kler, bu ayetin, b&uuml;t&uuml;n &uuml;lkeleri fethedecek bir İmamın zuhur edeceğinin vaadi olduğu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ndedirler.&rdquo;<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>
<p>
	9- &ldquo;<strong>Ve bunu (imameti) insanlar Allah&rsquo;a d&ouml;ns&uuml;n diye onun (Hz. İbrahim&rsquo;in) ardında (soyunda) kalıcı bir kelime olarak kılıp bıraktı.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>
<p>
	Ebu Hureyre&rsquo;den ş&ouml;yle nakledilir: Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;e &ldquo;Ve bunu onun soyunda kalıcı bir kelime kıldı&rdquo; ayeti hakında sordum, ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;Allah Teala İmamları H&uuml;seyn&rsquo;in soyunda bırakmıştır. İmamlardan dokuzu onun soyundan gelecektir; bu &uuml;mmetin <strong>Mehdi</strong>&rsquo;si de işte bunların arasındadır. B&uuml;t&uuml;n hayatı Kabe&rsquo;nin r&uuml;kn&uuml;yle Makam-ı İbrahim arasında ge&ccedil;en biri dahi benim soyuma kin duyuyor olarak Allah Teala&rsquo;nın huzuruna &ccedil;ıkarsa (&ouml;l&uuml;rse), ateşe atılacaktır.&rdquo;<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>
<p>
	Sabit-i Sumali&rsquo;den ş&ouml;yle nakledilir: İmam Zeynelabidin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;Allah&rsquo;ın kitabında kan bağıyla akraba olanlar yekdiğerlerine nispetle evladırlar&rdquo; ayeti bizim hakkımızda nazil olmuştur. Aynı şekilde &ldquo; Ve bunu (imameti) insanlar Allah&rsquo;a d&ouml;ns&uuml;nler diye onun (Hz. İbrahim&rsquo;in) ardında (soyunda) kalıcı bir kelime olarak kılıp bıraktı&rdquo; ayeti de bizim hakkımızda inmiştir. Bu ayette ge&ccedil;en imamet, kıyamet g&uuml;n&uuml;ne kadar Hz. H&uuml;seyn&rsquo;in <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> soyundadır ve bunlardan biri olan gaybettekinin (<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>) iki gaybeti olacaktır ki, biri diğerinden daha uzun s&uuml;recektir. Birincisi kısa s&uuml;reli olacak; diğeri ise o kadar uzayacaktır ki, buna inananların &ccedil;oğu bu inan&ccedil;larından d&ouml;neceklerdir; yakini g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve bilgisi doğru olan, kalbinde bizim rızamızdan başka hi&ccedil;bir şey hissetmeyen ve biz Ehl-i Beyt&rsquo;e tam bir teslimiyetle teslim olanlardan başka, imamete inanan kimse kalmayacaktır.&rdquo;<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>
<p>
	10- &ldquo;<strong>&#8230; A&ccedil;ık ve gizli nimetlerini size tamamlamıştır&#8230;</strong>&rdquo;<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>
<p>
	Şeyh Saduk, Ebu Ahmed Muhammed bin Ezdi&rsquo;den nakleder: Efendim İmam Musa bin Cafer <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a: &ldquo;&#8230; a&ccedil;ık ve gizli nimetlerini size tamamladı &#8230;&rdquo; ayetinin a&ccedil;ıklamasını sordum, ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;Zahir ve a&ccedil;ık nimet, zahirde olan ve a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;rebildiğiniz imamdır, gizli nimet de gaybetteki imamdır.&rdquo; Bunun &uuml;zerine kendisine: &ldquo;İmamlar arasında gaybete &ccedil;ekilecek olanı var mıdır&rdquo; diye sordum. &ldquo;Evet,&rdquo; buyurdular, &ldquo;kendisi gaybette kalacak ve insanların g&ouml;z&uuml;nden gizlenecektir, ama m&uuml;&rsquo;minlerin kalplerinde s&uuml;rekli anılacaktır, o bizim (Ehl-i Beyt İmamlarının) on ikincimizdir. Allah Teala b&uuml;t&uuml;n zorlukları ona kolaylaştıracaktır, yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n hazinelerini ona aşikar edecektir, her &ccedil;eşit uzaklığı ona yakın kılacaktır, zorba ve zalim olan herkesi onun eliyle yok edecektir, onun elleriyle, tuğyan eden her şeytanı helak edecektir. Cariyelerin en iyisinin oğludur o, d&uuml;nyaya gelişi gizlice olacaktır, Allah Te-ala onu aşik&acirc;r edinceye kadar adını anmak insanlara helal olmayacaktır, (zuhur edince) zul&uuml;m ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kle dolmuş bulunan yery&uuml;z&uuml;n&uuml;, adalet ve doğrulukla dolduracaktır.&rdquo;</p>
<p>
	11- &ldquo;<strong>Onlar ki, eğer onlara yery&uuml;z&uuml;nde egemenlik verirsek namazı dosdoğru kılarlar, zekat verirler, marufu emreder ve m&uuml;n-kerden sakındırırlar. İşlerin sonu Allah&rsquo;a aittir.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>
<p>
	Ebu&rsquo;l Carud, Hz. İmam Muhammed B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın ş&ouml;yle buyurduğunu s&ouml;yler: &ldquo;Bu ayet <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ve ashabı hakkında nazil olmuştur. Allah Teala onları yerin doğu ve batısına egemen kılacak, onların eliyle dini aşik&acirc;r edecektir. O, zuhur edince, artık zul&uuml;m ve sapıklıktan eser kalmayacaktır.&rdquo;<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>
<p>
	Bu hadis ayrı bir nakilde Hz. İmam Muhammed B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo; dan ş&ouml;yle nakledilmiştir: &ldquo;Bu ayet <strong>İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a kadar olan &Acirc;l-i Muhammed <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> hakkında nazil olmuştur. Allah Teala <strong>İmam Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ve ashabını yerin doğu ve batısına ege-men kılacaktır; dini k&acirc;mil edip onun eliyle batılı, bid&rsquo;atleri ve yanlışlık-ları giderecektir. Nitekim daha &ouml;nce cahiller hakkı yok etmişlerdi. O zuhur edince, artık zul&uuml;mden eser kalmaz. Onun yaranı marufu ve iyi-liği emreder ve m&uuml;nkerlerden nehyederler.&rdquo;<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>
<p>
	12- &ldquo;<strong>&#8230;.de ki, hak geldi ve batıl zail olup gitti&#8230;.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>
<p>
	Bu ayet hususunda Hz. İmam Muhammed B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ş&ouml;yle buyurmuşlardır:</p>
<p>
	&ldquo;Kıyam edecek <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> zuhur ettiği zaman batıl devleti yok olup gidecektir.&rdquo;<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a></p>
<p>
	13- &ldquo;<strong>Bilin ki, ş&uuml;phesiz Allah yeri &ouml;ld&uuml;kten sonra diriltir; biz, akledesiniz diye sizlere ayetleri a&ccedil;ıkladık.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a></p>
<p>
	İbn-i Abbas bu ayetin terfsirinde ş&ouml;yle demiştir: &ldquo;Yani, Allah Teala yeri &ouml;ld&uuml;kten sonra &Acirc;l-i Muhammed&rsquo;in kıyam edecek olanı ile ıslah edecektir.&rdquo;</p>
<p>
	Selam bin M&uuml;stenir de, İmam Muhammed Bakır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan bu konuda şu hadisi rivayet etmiştir: &ldquo;Allah Teala kıyam edecek <strong>Mehdi</strong>&rsquo; nin eliyle yeri diriltecektir. O, adalet &uuml;zere halkı y&ouml;netecektir. B&ouml;ylece yery&uuml;z&uuml; zul&uuml;mlerle &ouml;ld&uuml;kten sonra, adaletle tekrar dirilecektir.&rdquo;<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a></p>
<p>
	14- &ldquo;<strong>De ki: Haber verin, eğer suyunuz yere batacak olursa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a></p>
<p>
	Bu ayetle ilgili olarak Hz. Resulullah Ammar-i Yasir&rsquo;e ş&ouml;yle buyurmuştur:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Ey Ammar, Allah H&uuml;seyin </em><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m&rsquo;ın neslinden dokuz İmam getireceğini ahdetmiştir. Onun dokuzuncu &ccedil;ocuğu gaybete &ccedil;ekilecektir. İşte Allah&rsquo;ın buyruğu budur.&rdquo; </em>Sonra da anılan ayeti okudu.<em> &ldquo;Onun uzun bir gaybeti olacaktır ki, birtakım insanlar bu d&ouml;nemde imanlarını kaybedecek, diğer bir grubu ise imanlarını koruyacaklardır. O, ahir zamanda &ccedil;ıkıp yery&uuml;z&uuml;n&uuml; adaletle dolduracaktır. O, Allah&rsquo;ın kelamının tevili (yorumu) i&ccedil;in savaşacak, nitekim ben Allah&rsquo;ın kelamının tenzili (nazil oluşu) i&ccedil;in savaştım. Ey Ammar, o benim ismimi taşıyacak ve halkın bana en &ccedil;ok benzeyeni olacaktır.</em>&rdquo;<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a></p>
<p>
	Ebu Basir diyor ki: Hz. İmam Muhammed B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> bu ayetle ilgili olarak ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;Bu ayet, <strong>Mehdi</strong> hakkında nazil olmuştur; Allah Teala ş&ouml;yle buyuruyor: Eğer imamınız gaybete &ccedil;ekilir ve onun nerede olduğunu bilmezseniz, o zaman kim, size g&ouml;ğ&uuml;n ve yerin haberini getiren ve Allah&rsquo;ın helal ve haramını a&ccedil;ıklayan aşik&acirc;r bir imam getirir.&rdquo; Sonra da: &ldquo;Hen&uuml;z bu ayetin tevili gelmemiştir, kesinlikle gelecektir.&rdquo; dedi.<a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a></p>
<p>
	15- &ldquo;<strong>Allah i&ccedil;inizden iman edip salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir ki; ş&uuml;phesiz onlardan &ouml;ncekileri nasıl g&uuml;&ccedil; ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yery&uuml;z&uuml;nde g&uuml;&ccedil; ve iktidar sahibi kılacak, kendileri i&ccedil;in se&ccedil;ip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra g&uuml;venliğe &ccedil;evirecektir&#8230;</strong>&rdquo;<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a></p>
<p>
	Ebu Basir, Hz. İmam Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın bu ayetle ilgili olarak ş&ouml;yle buyurduğunu nakleder: &ldquo;Bu ayette <strong>İmam Mehdi</strong> ve ashabı kastedilmiştir.&rdquo;<a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a></p>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k Şia ulema ve tefsir yazarlarından olan Merhum Şeyh Ebu Ali Fazl bin Hasan Tabersi, &uuml;nl&uuml; Mecma-ul Beyan adlı tefsirinde bu ayeti tefsir ederken Mikdad bin Esved&rsquo;den şu hadisi aktarır: Resulullah ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;Yery&uuml;z&uuml;nde hi&ccedil;bir &ccedil;adır veya ev kalmaz, illa ki Allah izzetle veya zilletle İslam kelimesini (Kelime-i Şehadeti) ona sokar.&rdquo;<a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a></p>
<p>
	Yine aynı tefsirde ş&ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p>
	&ldquo;İbn-i Abbas, M&uuml;cahid ve Ehl-i Beyt&rsquo;ten gelen rivayatlerde bu ayetin &Acirc;l-i Muhammed&rsquo;in <strong>Mehdi</strong>&rsquo;si hakkında nazil olduğu belirtilmiştir. Ayyaşi, kendi senediyle Hz. İmam Ali bin H&uuml;seyin -Zey-nelabidin- <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın bu ayeti okuyup ş&ouml;yle buyurduğunu nakleder:</p>
<p>
	&ldquo;Allah&rsquo;a andolsun ki, onlar biz Ehl-i Beyt&rsquo;in Şiileridir. Allah onlara bu imkanı bizden olan biri eliyle -ki o bu &uuml;mmetin vaad edilen <strong>Mehdi</strong>&rsquo; sidir- sağlayacaktır. İşte onun hakkında Resulullah da ş&ouml;yle buyurmuş-tur: &ldquo;Eğer d&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml;nden yalnızca bir g&uuml;n kalmış olsa bile, Allah, o g&uuml;n&uuml; benim itretimden birinin hakimiyete kavuşmasi i&ccedil;in uzatacaktır. Onun ismi benim ismim olacak, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla doldu-ğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&rdquo; Bunun benzeri rivayetler, Hz. İmam Muhammed B&acirc;kır ve İmam Cafer Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan da riva-yet edilmiştir.&rdquo;<a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a></p>
<p>
	16- &ldquo;<strong>Andolsun, Kitap ehlinden, &ouml;lmeden &ouml;nce ona (Hz. İsa&rsquo;ya) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet g&uuml;n&uuml; o da onların aleyhine şahid olacaktır.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a></p>
<p>
	Ali bin İbrahim, Şehr bin Havşeb&rsquo;den şu hadisi rivayet eder:</p>
<p>
	&ldquo;Haccac bana (Şehr bin Havşeb&rsquo;e) &ldquo;Ey Şehr&rdquo;, &ldquo;Kur&rsquo;an&rsquo;da anlaya-madığım bir ayet var&rdquo; dedi. Hangi ayet olduğunu sorduğumda Nisa su-resinin 159. ayeti (yukarıdaki ayet) olduğunu s&ouml;yledi ve: &ldquo;Vallahi ben, Yahudiler ve Hıristiyanların kellelerini vurduruyorum ve bu sırada on-lara dikkatle bakıyorum, ama onların dudaklarının kıpırdadığını (Hz. İsa&rsquo;ya iman ettiklerini) g&ouml;rm&uuml;yorum! Bu nasıl iştir ?!&rdquo; dedi. Ben &ldquo;Allah Teala sizi ıslah etsin, o ayet sizin tevil ettiğiniz şekilde değildir&rdquo; dedim. Nasıl olduğunu sorması &uuml;zerine, ş&ouml;yle a&ccedil;ıkladım: &ldquo;Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> kıyametten &ouml;nce d&uuml;nyaya inecektir. B&ouml;ylece Yahudi ve Nasranilerden, &ouml;lmeden &ouml;nce<a href="#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a> ona inanmayan kimse kalmayacaktır. Hz. İsa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın arkasında namaz kılacaktır. Haccac: &ldquo;Neler s&ouml;yl&uuml;yorsun sen?! Bunu nereden biliyorsun ki?!&rdquo; diye sorunca; &ldquo;Bu hadistir.&rdquo; dedim, &ldquo;Ben bu hadisi Muhammed bin Ali bin H&uuml;seyin bin Ali bin Ebu Talib&rsquo;den duydum!&rdquo; Bunun &uuml;zerine: &ldquo;Vallahi tam kaynağından duymuşsun!&rdquo; dedi.<a href="#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a></p>
<p>
	17- <strong>&ldquo;Andolsun biz Zikir&rsquo;den (b&uuml;t&uuml;n sevam&icirc; kitaplar veya Tevrat) sonra Zebur&rsquo;da da &ldquo;Hi&ccedil; ş&uuml;phesiz, salih kullarım yery&uuml;z&uuml;ne miras&ccedil;ı olacaklardır&rdquo; diye yazdık.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a></p>
<p>
	Mecma&rsquo;ul Beyan tefsirinde bu ayetle ilgili olarak ş&ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p>
	&ldquo;İmam Muhammed B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ş&ouml;yle buyurdular: &ldquo;Bunlar, ahir zamanda zuhur edecek olan <strong>Mehdi </strong><em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın ashaplarıdır.&rdquo;<a href="#_ftn41" name="_ftnref41" title="">[41]</a> Mec-ma-ul Beyan tefsirinin yazarı sonra ş&ouml;yle devam ediyor: &ldquo;Şia ve Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in Hz. Resulullah&rsquo;tan naklettikleri: &ldquo;Eğer d&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml;nden bir g&uuml;n kalsa bile, Allah onu, benim Ehl-i Beyt&rsquo;imden salih bir kişiyi g&ouml;ndererek, yery&uuml;z&uuml;n&uuml; zul&uuml;m ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve eşitlikle doldurmak &uuml;zere uzatır.&rdquo; şeklindeki hadisler de buna delalet et-mektedir.&rdquo;<a href="#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a></p>
<p>
	Tefsir-ul Kummi ve Tefsir-i Ali bin İbrahim&rsquo;de de, bu ayette s&ouml;z&uuml; ge&ccedil;en yery&uuml;z&uuml;ne miras&ccedil;ı olacak olan salih kullardan, <strong>Hz. İmam Mehdi </strong><em>aleyhi&#39;s-sel&acirc;m</em> ve ashabının kastedilmiş olduğu rivayet edilmiştir.<a href="#_ftn43" name="_ftnref43" title="">[43]</a></p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; <em>S&uuml;nen-i Ebu Davud</em>, c.4, s.154.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; Tevbe/33.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em> ve <em>Tamam-un Nime</em>, c.2, s.670.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; Saf/9.</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> &#8211; <em>İhkak-ul Hak</em>, c. 12, s. 175, 178, 179.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> &#8211; a.g.e.</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> &#8211; Maide/54.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> &#8211; Zuhruf/61.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> &#8211; Bakara/114, Maide/41.</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> &#8211; <em>İhkak-ul Hak</em>, s. 378.</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> &#8211; &Acirc;l-i İmran/83.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &#8211; <em>Tefsir-i Ayyaşi</em>, c.1, s.283.</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a> &#8211; <em>Ayyaşi Tefsir</em>, c.1, s.283.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> &#8211; Duhayyil, -in <em>El-İmam-ul Mehdi</em>, s. 34.</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> &#8211; Nisa/59.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em> ve <em>Temamu&rsquo;n Ni&rsquo;me</em>, c.1, s.253. Ayrıca İmam B&acirc;kır&rsquo;dan ş&ouml;yle rivayet edilir: &ldquo;Kastedilen, &ouml;zellikle biziz; Allah Teala insanların kıyamete kadar bize itaat etmesini emretmiştir.&rdquo; Bu hususta &ccedil;ok rivayet vardır; bkz: <em>Usul-i Kafi</em>, c.1, İmamlara itaatin farz oluşu babı; <em>Ayyaşi Tefsiri</em>, c.1, s.249, <em>Safi Tefsiri</em>, s.123 ve diğer eserler. Allah Teala&rsquo;nın kendisi ve Resul&uuml;yle birlikte itaatini farz kıldığı kimselerin alelade insanlar olmayacağı ve masumiyetle korunmuş olmaları gerektiği şartı apa&ccedil;ık ortadadır.</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a> &#8211; Kasas/5</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
<p>
			<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a> &#8211; <em>İhkak-ul Hak</em>, s. 378</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
<p>
			<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a> &#8211; Zuhruf/28.</p>
</p></div>
<div id="ftn20">
<p>
			<a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[20]</a> &#8211; <em>el-Burhan</em>, c.4, bu ayetin tefsirinde.</p>
</p></div>
<div id="ftn21">
<p>
			<a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title="">[21]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em> ve <em>Temam&rsquo;un Ni&rsquo;me</em> c:2 s:323.</p>
</p></div>
<div id="ftn22">
<p>
			<a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title="">[22]</a> &#8211; Lokman/20.</p>
</p></div>
<div id="ftn23">
<p>
			<a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title="">[23]</a> &#8211; Hac/41.</p>
</p></div>
<div id="ftn24">
<p>
			<a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title="">[24]</a> &#8211; Z&uuml;heyri, e<em>l-Mehdi</em>, s. 163; <em>Yenabi-&uuml;l Meveddet</em>, s. 425; Duhayyil, e<em>l Mehdi</em>, s. 46-47.</p>
</p></div>
<div id="ftn25">
<p>
			<a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title="">[25]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 51; <em>İlzam-un Nasib</em>, s. 56.</p>
</p></div>
<div id="ftn26">
<p>
			<a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title="">[26]</a> &#8211; İsra/81.</p>
</p></div>
<div id="ftn27">
<p>
			<a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title="">[27]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>&rsquo;dan naklen Duhayyil, <em>el-Mehdi</em>, s. 44.</p>
</p></div>
<div id="ftn28">
<p>
			<a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title="">[28]</a> &#8211; Hadid/17.</p>
</p></div>
<div id="ftn29">
<p>
			<a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title="">[29]</a> &#8211; Şeyh Tusi, &ldquo;<em>Gaybet</em>&rdquo;, s.120; Duhayyil, &ldquo;e<em>l-Mehdi</em>&rdquo;, s.57.</p>
</p></div>
<div id="ftn30">
<p>
			<a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title="">[30]</a> &#8211; M&uuml;lk/30.</p>
</p></div>
<div id="ftn31">
<p>
			<a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title="">[31]</a> &#8211; <em>Kifayet&rsquo;&uuml;l Eser</em>, <em>İlzam-&uuml;n Nasib</em>, c.1, s. 98.</p>
</p></div>
<div id="ftn32">
<p>
			<a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title="">[32]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 51, s. 52, Hadis 27.</p>
</p></div>
<div id="ftn33">
<p>
			<a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title="">[33]</a> &#8211; Nur/55.</p>
</p></div>
<div id="ftn34">
<p>
			<a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title="">[34]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 51, s. 58, Hadis 50.</p>
</p></div>
<div id="ftn35">
<p>
			<a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title="">[35]</a> &#8211; <em>Mecma-ul Beyan</em>, c. 4, s. 152.</p>
</p></div>
<div id="ftn36">
<p>
			<a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title="">[36]</a> &#8211; <em>Mecma-ul Beyan</em>, c. 4, s. 152.</p>
</p></div>
<div id="ftn37">
<p>
			<a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title="">[37]</a> &#8211; Nisa/159.</p>
</p></div>
<div id="ftn38">
<p>
			<a href="#_ftnref38" name="_ftn38" title="">[38]</a> &#8211; Yani Hz. İsa (a.s) &ouml;lmeden &ouml;nce veya Yahudi ve Hıristiyanlardan herhangi biri &ouml;lmeden &ouml;nce.</p>
</p></div>
<div id="ftn39">
<p>
			<a href="#_ftnref39" name="_ftn39" title="">[39]</a> &#8211; <em>Kummi Tefsiri</em>, c.1, s.158.</p>
</p></div>
<div id="ftn40">
<p>
			<a href="#_ftnref40" name="_ftn40" title="">[40]</a> &#8211; Enbiya/105.</p>
</p></div>
<div id="ftn41">
<p>
			<a href="#_ftnref41" name="_ftn41" title="">[41]</a> &#8211; a.g.e. s. 66.</p>
</p></div>
<div id="ftn42">
<p>
			<a href="#_ftnref42" name="_ftn42" title="">[42]</a> &#8211; a.g.e. s. 66-67.</p>
</p></div>
<div id="ftn43">
<p>
			<a href="#_ftnref43" name="_ftn43" title="">[43]</a> &#8211; <em>Biahr-ul Envar</em>, c. 51, s. 47 ve <em>El-Mizan</em>, c. 14, s. 337.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kuranda-hz-mehdi-a-s/">Kur’an’da Hz. Mehdİ (a.s)</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Beyt Mektebine Göre İmam Mehdi (a.s)’ın Doğumu</title>
		<link>https://www.caferilik.com/ehl-i-beyt-mektebine-gore-imam-mehdi-a-sin-dogumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2918</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Muhammed Tahir Ehl-i Beyt mektebine g&#246;re, Mehdilik inancı ahir zamanda d&#252;nyaya gelmesi beklenen belirsiz bir kurtarıcıya inanmak değildir. Bu mektebe g&#246;re Mehdi aleyhi&#8217;s-sel&#226;m babası, annesi, doğum yeri ve bir&#231;ok diğer ala-metleriyle tanınan, şu anda hayatta olan ve yery&#252;z&#252;n&#252;n İmamı olup ancak İlahi hikmet gereği gizli bulunan belli bir şahıstır. Şia, Hz. Adem&#160; aleyhi&#8217;s-sel&#226;m&#8217;dan ta [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ehl-i-beyt-mektebine-gore-imam-mehdi-a-sin-dogumu/">Ehl-i Beyt Mektebine Göre İmam Mehdi (a.s)’ın Doğumu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>
	&nbsp;</h1>
<h5 align="right">
	Muhammed Tahir</h5>
<p>
	Ehl-i Beyt mektebine g&ouml;re, Mehdilik inancı ahir zamanda d&uuml;nyaya gelmesi beklenen belirsiz bir kurtarıcıya inanmak değildir. Bu mektebe g&ouml;re <strong>Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> babası, annesi, doğum yeri ve bir&ccedil;ok diğer ala-metleriyle tanınan, şu anda hayatta olan ve yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n İmamı olup ancak İlahi hikmet gereği gizli bulunan belli bir şahıstır. Şia, Hz. Adem&nbsp; <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan ta kıyamete kadar yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n, asla Allah&rsquo;ın h&uuml;cceti olan m&acirc;sum bir &ouml;nderden yoksun kalmadığına ve kalmayacağına inanmaktadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	Şia mektebi, son peygamber olan Hz. Muhammed Mustafa <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu&nbsp;&nbsp;&nbsp; aleyhi ve alih</em>&rsquo;ten sonra on iki m&acirc;sum İmamın geldiğine ve bunların sonun-cusunun ise on ikinci İmam olan <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>olduğuna ve bu İmamın İlahi vaatlerin ger&ccedil;ekleşmesi, dinin yery&uuml;z&uuml;ne tamamen hakim olması, hakkın batıldan tamamen ayrılması ve şartların elverişli hale gelmesi i&ccedil;in uzun bir s&uuml;re g&ouml;zlerden saklı kalarak, İmamet g&ouml;revini y&uuml;r&uuml;teceğini ve sonunda zuhur edip t&uuml;m d&uuml;nyada adaleti hakim kılacağına inanmaktadır.</p>
<h2>
	Şia&rsquo;ya G&ouml;re Hz. Mehdi Kimdir?</h2>
<p>
	Ehl-i Beyt mektebine g&ouml;re ismi Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in ismi, k&uuml;nyesi de Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in k&uuml;nyesi olan <strong>Hz. Mehdi</strong>, Hz. Ali ve Hz. Fatıma <em>sel&acirc;m&rsquo;ullahi aleyhima</em>&rsquo;nın soyundan gelmektedir ve Hz. H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu Hz. Ali Zeyn&uuml;lAbidin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu Hz. Muhammed B&acirc;kır <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu Hz. Cafer Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu Hz. Musa Kazım <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu Hz. Ali Rıza <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu Hz. Muhammed Taki <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu Hz. Ali Naki <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğlu Hz. Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın oğludur. Yani Hz. Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in onuncu, Hz. Ali ve Hz. Fatıma&rsquo;nın ise Hz. H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan olan dokuzuncu torunudur.</p>
<h3>
	Doğum Tarihi</h3>
<p>
	Merhum Şeyh Mufid (&Ouml;: 413 h) &ldquo;<em>el İrşad</em>&rdquo; adlı kitabında ş&ouml;yle der :</p>
<p>
	&ldquo;Hasan Askeri&rsquo;den sonra ki İmam, onun oğludur. Onun ismi Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;ın ismi ve k&uuml;nyesi de Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in k&uuml;nyesidir. Babasının ondan başka gizli veya aşik&acirc;r bir oğlu olmamıştır. &Ouml;nceden de a&ccedil;ıkladığımız gibi d&uuml;şmanlardan gizli bir şekilde onu kendisine halife kılmıştır.</p>
<p>
	Hicri 255. yılın Şaban ayının 15&rsquo;inde d&uuml;nyaya gelmiştir. Annesi cariyedir ve Nergis diye tanınır. Babası vefat ettiğinde beş yaşında idi; Allah ona hikmeti, Kur&rsquo;an ilmini vermiş ve onu alemlere bir nişane kılmıştır. Hz. Yahya&rsquo;ya &ccedil;ocuklukta hikmeti verdiği gibi ona da &ccedil;ocuklukta hikmet vermiştir. Hz. İsa&rsquo;yı beşikte peygamber kıldığı gibi onu da &ccedil;ocukluk d&ouml;neminde İmam kılmıştır.&rdquo;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	İbn-i Hallekan da &ldquo;<em>Vefayat-ul A&rsquo;yan</em>&rdquo;da ş&ouml;yle yazar:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin doğumu cuma g&uuml;n&uuml;, Şaban ayının on beşinci gecesinde Hicri 255 yılında vuku bulmuştur. Babası vefat ettiğinde beş yaşında idi. Annesinin adı Hamt idi; bazıları ise annesinin isminin Nergis olduğunu s&ouml;ylemişlerdir.&rdquo;</p>
<p>
	Muhammed b. Ahmed el-Maliki İbn-i Sabbağ, &ldquo;<em>Fusul-&uuml;l Muhimme</em>&rdquo; adlı kitabının on ikinci faslında ş&ouml;yle der:</p>
<p>
	&ldquo;Ebu-l Kasım Muhammed el-Huccet b. Hasan el-Halis hicretin 255. yılının Şaban ayının on beşinci g&uuml;n&uuml; Surre Men Rea (Samerra) şehrinde d&uuml;nyaya gelmiştir.&rdquo;</p>
<h3>
	Doğum Yeri</h3>
<p>
	İşaret edildiği gibi <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> Hicri Kameri 255 yılında Bağdat&rsquo;ın 175 kilometre kuzey batısına d&uuml;şen &ldquo;Samerra&rdquo; şehrinde d&uuml;nyaya gelmiştir. Bu şehir &ldquo;<em>Mu&rsquo;cem-ul Buldan</em>&rdquo; kitabının yazarı Himevi&rsquo;nin yazdığına g&ouml;re Abbasi Halifelerinden Mu&rsquo;tesim tarafından devlet adamları ve &ouml;zellikle askerlerin aileleriyle bir arada yaşamaları i&ccedil;in Hicri 220&rsquo;de bir askeri lojman olarak inşa edilmiştir.&rdquo;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	İmam Hasan Askeri ve babası İmam Ali Naki <em>aleyhi&rsquo;s-selam</em>&rsquo;ın Askeri lakabıyla anılmalarının sebebi de bu şehirde yaşadıkları mahallenin Askeri b&ouml;lge olması ve Asker mahallesi diye tanınmış olmasıydı.</p>
<h3>
	Hz. Mehdi (a.s) Nasıl D&uuml;nyaya Geldi?</h3>
<p>
	&Ccedil;eşitli muteber nakillere g&ouml;re <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>d&uuml;nyaya gelirken doğumundan, babası Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>takva, iffet ve paklık &ouml;rneği olan annesi Nergis Hatun ve ilim, takva ve iffet &ouml;rneği olan İmam Hasan Askeri&rsquo;nin halası Hakime Hatun&rsquo;dan başka kimsenin haberi olmamıştır.</p>
<p>
	Merhum Şeyh Saduk, <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&uuml;nyaya gelişini ş&ouml;yle anlatır:</p>
<p>
	&ldquo;İmam Muhammed Taki <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kızı ve İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın halası olan Hakime Hatun diyor ki: &ldquo;&#8230;Ben kardeşim İmam Ali Naki <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın ziyaretine gittiğim gibi onun vefatından sonra da oğlu İmam Hasan Askeri&rsquo;nin ziyaretine gidiyordum.</p>
<p>
	Bir g&uuml;n onların yanına gittim. G&uuml;n batıncaya kadar İmam&rsquo;ın yanında oturdum, akşam olunca, cariyeye seslenerek: &ldquo;Benim elbiselerimi getir de ben gideyim&rdquo; dedim.</p>
<p>
	İmam Hasan Askeri: &ldquo;<em>Halacığım! bu gece bizimle kal.&rdquo; dedi. &ldquo;&Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu gece Şaban ayının yarısının gecesidir. Bu gecede Allah&rsquo;ın katında değerli ve O&rsquo;nun h&uuml;cceti olan bir &ccedil;ocuk d&uuml;nyaya gelecektir. Yeri &ouml;ld&uuml;kten sonra diriltecek olan odur.</em>&rdquo; &ldquo;O &ccedil;ocuk kimden olacak?&rdquo; diye sordum; &ldquo;<em>O, Nergis&rsquo;ten olacak</em>&rdquo; diye cevap verdi.</p>
<p>
	&ldquo;Ey benim efendim, dedim, ben Nergis&rsquo;te gebelik belirtisi g&ouml;remiyorum.&rdquo;</p>
<p>
	O Tekrar, &ldquo;<em>Nergis&rsquo;ten olacak, diğerinden değil</em>&rdquo; dedi.</p>
<p>
	Yatsı namazını bitirdikten sonra iftar ettim, sonra yerime &ccedil;ekildim, ama s&uuml;rekli olarak Nergis&rsquo;in durumunu g&ouml;zetliyordum.</p>
<p>
	Gece yarısı olduğunda namaz i&ccedil;in kalktım. Namazımı bitirip Nergis&rsquo;e baktığımda uykuda olduğunu ve hi&ccedil; kıpırdamadan yattığını g&ouml;rd&uuml;m.&rdquo;</p>
<p>
	Kıssanın devamı Musa b. Muahmmed&rsquo;in nakline g&ouml;re ş&ouml;yledir: Hakime Hatun diyor ki: &ldquo;Oturup namazdan sonraki zikir ve duaları okuduktan sonra birazcık uyumuşum; birden kaygıyla yerimden kalktım. G&ouml;rd&uuml;m ki Nergis Hatun uyumuş. Biraz sonra o da kalktı ve gece namazı kıldı ve tekrar uyudu.&rdquo;</p>
<p>
	Hakime Hatun ş&ouml;yle devam ediyor: &ldquo;Fecrin doğup doğmadığına bakmak i&ccedil;in dışarı &ccedil;ıktım. G&ouml;rd&uuml;m ki birinci fecir doğmuş; ancak Nergis Hatun h&acirc;l&acirc; uyuyordu. Bu durum kalbimde ş&uuml;phe uyandırmaya başladı. Tam o sırada Hz. İmam Hasan Askeri bulunduğu yerden seslenerek: &ldquo;<em>Halacığım! Acele etme, &ccedil;ocuğun doğumu yaklaşmıştır.</em>&rdquo; dedi.</p>
<p>
	Ben oturup Elif L&acirc;m M&icirc;m, Secde ve Yasin surelerini okumaya başladım. O sırada Nergis Hatun&rsquo;un birden dehşet i&ccedil;erisinde yerinden kalktığını g&ouml;rd&uuml;m; onun yanına koştum, onu kendime yasladım. &ldquo;Allah&rsquo;ın yardımıyla! Ne oldu, bir şey mi hissediyorsun?&rdquo; dedim. &ldquo;Evet, halacığım&rdquo; dedi.</p>
<p>
	&ldquo;Kendini toparlamaya &ccedil;alış, bu, sana vaadedilen şeydir işte&rdquo; dedim.</p>
<p>
	Bu halde ben ve Nergis Hatun uyuklama gibi bir hal ge&ccedil;irdik. Kendime gelir gelmez yeni d&uuml;nyaya gelen bebeği d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m. Nergis&rsquo;in &uuml;ze-rindeki elbiseyi kaldırdım, secde halinde yere kapanmış olan yeni bebeği kucağıma aldığımda onun tertemiz olarak d&uuml;nyaya geldiğini g&ouml;rd&uuml;m. &Ouml;ylece onu babasına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;m.&rdquo;</p>
<p>
	Mes&rsquo;udi&rsquo;nin nakline g&ouml;re İmam Hasan Askeri &ccedil;ocuğu sol elinin &uuml;zerinde oturttu ve sağ eliyle de arkasından tutarak &ldquo;Konuş&rdquo; dedi. Bunun &uuml;zerine <strong>Hz. İmam-ı Zaman</strong> konuşmaya başladı ve: &ldquo;<strong>Eşhedu en la İlahe illallah ve eşhedu enne Muhammed&rsquo;en Resulullah </strong><em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em><em>i ve sellem</em>&rdquo; dedi.</p>
<p>
	Sonra Hz. Emir-ul M&uuml;&rsquo;minin Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ve diğer İmamlara salavat getirdi&#8230;.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Bu rivayet bir&ccedil;ok m&uuml;teber senetle nakledilmiş ve Ehl-i Beyt mektebinin b&uuml;y&uuml;k alimlerince doğruluğu tastik edilmiştir. Hatta Ehl-i S&uuml;nnet&rsquo;in de bir &ccedil;ok tarih ve teracim hususunda eseri olan g&uuml;venilir alimleri Hz. İmam Hasan Askeri&rsquo;nin 15 Şaban ayında Resulullah <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em> ile aynı ismi taşıyan bir &ccedil;ocuğu olduğunu bildirmişlerdir.</p>
<h2>
	Hz. Mehdi&rsquo;nin Doğumundaki Bazı &Ouml;zellikler</h2>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;yi diğer İmamlardan ayıran birtakım &ouml;zellikler vardır. Bu &ouml;zelliklerden bazısı, bu İmamın doğumuyla ilgili meselelerdir. &Ouml;rneğin; İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em><strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin d&uuml;nyaya gelmesini d&uuml;şmanlardan gizli tutmuş ve sadece g&uuml;venilir dostlarına bu olayı bildirmiştir. Bu gibi konuların nedenini anlayabilmek i&ccedil;in o d&ouml;nemdeki varolan siyasi ve toplumsal şartları ve &ouml;zellikle siyasi otoritenin Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;a karşı tutumlarını incelemek gerekir.</p>
<h2>
	Abbasilerin, Ehl-i Beyt (a.s) ve Şiilere Karşı Tutumu</h2>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın doğumu Abbasilerin, h&uuml;k&uuml;m s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; d&ouml;neme rastlar. Bu y&uuml;zden bu d&ouml;nemde hakim şartları incelemek i&ccedil;in her şeyden &ouml;nce Abbasi Halifelerinin Ehl-i Beyt İmamlarına karşı izledikleri politikaya vakıf olmak gerekir.</p>
<p>
	Tarih kitaplarında Abbasilerin h&uuml;k&uuml;mranlık s&uuml;resi ile ilgili olarak kaydedilen olay ve vakıalara baktığımızda, onların da Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;a karşı b&uuml;y&uuml;k bir d&uuml;şmanlık beslediklerini, onları kendi ra-kipleri<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> olarak g&ouml;r&uuml;p &ccedil;eşitli vesilelerle onlara baskı yaptıklarını, halkla ilişkilerini sınırlandırıp onlara ve dostlarına her t&uuml;rl&uuml; zul&uuml;m ve eziyeti reva g&ouml;rd&uuml;klerini g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. Ger&ccedil;i Abbasiler, Emevilere karşı kıyamların-da Ehl-i Beyt&rsquo;in haklarını savunmayı, Kerbela şehitlerinin intikamını al-mayı, kendilerine şiar edinmişlerdi. Ama başa ge&ccedil;tiklerinde onlar da Emevilerin y&ouml;ntemine uyarak aynı yolu s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şlerdir. O d&ouml;nemde yaşamış olan bir şair Abbasilerin tutumunu ş&ouml;yle dile getirmiştir:</p>
<p>
	Allah&rsquo;a andolsun ki, eğer &Uuml;meyye oğulları zul&uuml;m ile Peygamber&rsquo;in torununu katletmeye yeltendilerse, kabrini yıkmakla Abbas oğulları da onlara uydular; &ouml;ld&uuml;rmekte onlara yardımcı olmaya muvaffak olmama teess&uuml;flerini, kabrini yıkmakla giderdiler. (Şeyh Tusi,<em> el-Emali</em>)</p>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın doğumundan takriben on yıl &ouml;nce başta bulunan Abbasi Halifesi M&uuml;tevekkil&rsquo;in<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>, Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı kin ve nefreti, o dereceye varmıştı ki, Hz. H&uuml;seyin <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın mezarını yıkma emrini vermiş, hatta bu mezardan bir iz bırakmamak i&ccedil;in bir Yahudiden mezar-ı şerifin bulunduğu yerin s&uuml;r&uuml;p ekmesini istemiştir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
<p>
	Ebu-l Ferec İsfahani &ldquo;<em>Mekatil-ut Talibiyyin</em>&rdquo;, s.395&rsquo;de ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	M&uuml;tevekkil&rsquo;in işlerinden biri de, Hz. H&uuml;seyn&rsquo;in kabrini yıkmak ve t&uuml;rbesini tahrip ettirmek idi. Yine o, Hz. H&uuml;seyn&rsquo;in mezarının ziyaretini &ouml;nlemek i&ccedil;in t&uuml;rbeye varan yollarda karakollar oluşturmuş ve askerleri Hz. H&uuml;seyn&rsquo;in mezarını ziyaret eden birisini bulsalar hemen yakalıyor, &ouml;ld&uuml;r&uuml;yor veya ağır işkencelere tabi tutuyorlardı.&rdquo;</p>
<p>
	Yine bu adam (M&uuml;tevekkil), Hz. Ali&rsquo;ye olan d&uuml;şmanlığı y&uuml;z&uuml;nden, ayyaşlık meclislerinde maymun sıfatlı bazı uşaklarına kendisini Hz.&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ali&rsquo;ye benzeterek taklit&ccedil;ilik yapıp halkı g&uuml;ld&uuml;r&uuml;p eğlendirmesini emrediyordu.</p>
<p>
	M&uuml;tevekkil&rsquo;den sonra y&ouml;netime ge&ccedil;en oğlu Muntasır Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı uygulanan zulm&uuml; kaldırmaya &ccedil;alışmışsa da ama onun h&uuml;k&uuml;mdarlık s&uuml;resi ancak yedi ay s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r; ondan sonra Hicri 248&rsquo;den sonraki yıl başa ge&ccedil;en Mustain ve Mu&rsquo;taz babalarının y&ouml;ntemine yeniden d&ouml;n&uuml;p Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı zul&uuml;m ve baskılarını yenilemişlerdir.</p>
<p>
	Mu&rsquo;taz d&ouml;neminde Hz. İmam Ali Naki zehirlenip şehit edilmiştir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Bu d&ouml;nemde Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı olan baskı o dereceye varmıştı ki, tanınmış kimseler dahi zalim Abbasi y&ouml;neticilerinin korkusundan kızlarını Ehl-i Beyt soyundan gelen gen&ccedil;lere vermekten sakınıyorlardı.</p>
<p>
	&Ouml;rneğin Hz. Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>&lsquo;ın soyundan olan Muhammed b. Salih, İbrahim b. M&uuml;debbir İsa b. Musa Cehrumi&rsquo;nin kızıyla evlenmek istediğini ona bildirdiğinde İsa bu isteği reddederek ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	&ldquo;Allah&rsquo;a yemin ediyorum ki senin soyunu tanımadığın i&ccedil;in seni reddetmiyorum; &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu soydan daha &uuml;st&uuml;n bir soy tanımıyorum. Bu y&uuml;zden bu akrabalık herkes i&ccedil;in bir iftihardır. Ama kendi can ve malım hususundan M&uuml;tevekkil ve oğlundan korkuyorum.&rdquo; (<em>Mekatil-ut Tali-biyyin</em>, s. 604)</p>
<h2>
	Abbas Oğullarının Umeyye Oğullarıyla Y&ouml;ntem Farkı</h2>
<p>
	Abbasiler, Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı d&uuml;şmanlıklarında genellikle bir nevi nifaka başvurmuşlardır. Bunun nedeni ise, Emevilerin Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı zul&uuml;m ve cinayetleri sonucu M&uuml;sl&uuml;manların Ehl-i Beyt&rsquo;i savunmaya kalkışması ve bu uğurda &ccedil;eşitli kıyamların oluşması ve aralıksız devam etmesiydi. Bu y&uuml;zden Abbasiler Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı a&ccedil;ık&ccedil;a d&uuml;şmanlıktan ka&ccedil;ınmışlardır.</p>
<p>
	Bu siyaset gereği &ouml;zellikle Me&rsquo;mun&rsquo;un d&ouml;neminden başlayarak bir nevi nifakla Ehl-i Beyt&rsquo;i zahirde kendi yanlarında g&ouml;stermeye ve ger&ccedil;ekte ise her t&uuml;rl&uuml; hareketlerini kontrol altında bulundurmaya &ccedil;alışmışlar ve istedikleri zaman zehirleyerek şehit etmişlerdir.</p>
<p>
	Ehl-i Beyt İmamlarını zorla Medine&rsquo;den Abbasi Halifesinin bulunduğu şehre getirmiş ve &ccedil;eşitli y&ouml;ntemlere başvurarak onları da kendi eksenlerinde yer alan kapıkulu alimlerden biri yapmaya yeltenmişlerdir. Hatta defalarca onları da kendi ayyaşlık meclislerine &ccedil;ekmeye &ccedil;alışıp toplumsal mevkilerini kırmak istemişlerdir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Ama b&uuml;t&uuml;n bu komploları yenilgiye sonu&ccedil;landığını ve Ehl-i Beyt&rsquo;in, hilafet merkezinde bile g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e takva, ilim ve p&acirc;klıklarıyla n&uuml;fuzlarının daha bir arttığını g&ouml;r&uuml;nce zaaf ve acizliklerinin ifadesi olarak İmamları zehirleyerek şehit etmişlerdir.</p>
<h2>
	İmam Ali Naki ve Hasan Askeri (a.s) &rsquo;ın D&ouml;nemleri</h2>
<p>
	İmam Ali Naki ve İmam Hasan Askeri <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&ouml;nemlerinde bu zul&uuml;m, baskı ve işkenceler daha bir artış g&ouml;stermiştir. Yirmi sekiz yaşında Abbasiler tarafından zehirle şehit edilen İmam Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> kısa s&uuml;ren &ouml;mr&uuml; boyunca defalarca zindanlara atılmıştır. Zindanda olmadıkları s&uuml;rede ise askeri lojmanların bulunduğu Samerra şehrinde g&ouml;z altında tutulmuşlardır</p>
<p>
	On ikinci İmam&rsquo;ın, <strong>Mehdi</strong> olduğu hakkındaki hadisler ve Ş&icirc;a&rsquo;nın, İmam Hasan Asker&icirc;&rsquo;yi <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> on birinci İmam olarak tanıması ve bunun t&uuml;m M&uuml;sl&uuml;manlar nezdinde de bilinen on iki halife hadisi vb. hadiselerle de tam bir uyum i&ccedil;erisinde oluşu, Abbas oğullarının telaş ve korkusunu b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n artırmıştı. Bu durum Abbasi Halifelerini daha bir tedirgin etmiş olacak ki, onlar baskılarını son iki İmam&rsquo;a daha da artırmıştılar. İmam Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın hen&uuml;z &ccedil;ocuğu olmamıştı; fakat bu, doğru muydu? Buna bir t&uuml;rl&uuml; inanamıyorlardı. Onun i&ccedil;in de İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın evleri, daima g&ouml;z altındaydı; kesin bir &ccedil;are olarak İmamı zindana atmayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ler ve Abbasi Halifelerinden M&uuml;hted&icirc;, İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı zindana kapattırarak, Vasif oğlu S&acirc;lih&rsquo;i de, h&acirc;llerini teftişe ve kendisine haber vermeye memur etmişti; haklarında her t&uuml;rl&uuml; zulm&uuml; yapması emredilen Salih, İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın tesiri altında kalmış, M&uuml;h-tedi&rsquo;ye g&uuml;nd&uuml;z&uuml;n akşama dek, geceleyin sabaha kadar ibadetle meşgul olan, kimse hakkında bir s&ouml;z s&ouml;yleyemem, duadan, ibadetten başka bir şeyle meşgul olmayan bir kişi ne yapılabilir ki diye haber g&ouml;ndermişti.</p>
<p>
	İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, Mu&rsquo;temit tarafından da birka&ccedil; kez hapsettirilmiştir. Bu suretle devrin iktid&acirc;rı, hem İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı Şii-lerle g&ouml;r&uuml;şmesini &ouml;nl&uuml;yor, hem &ccedil;ocuk sahibi olmasını engelliyor, hem de g&ouml;z altında bulunduruyordu. Mu&rsquo;temit, zindandaki memurları vasıtasıyla, İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> hakkında d&acirc;ima bilgi almaktaydı; fakat İmam&rsquo;ın <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ibadet, namaz ve niyazdan başka bir şeyle uğraş-madığını ona bildiriyorlardı; İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> her g&uuml;n&uuml;n&uuml; oru&ccedil;la ge&ccedil;irir ve kendi evinden g&ouml;nderilen yemeğiyle, zindandakilerle ber&acirc;ber iftar ederdi. Zindandakilerden de İmam&rsquo;a uyarak oru&ccedil; tutanlar oluyordu.</p>
<p>
	İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, bir kere de Ali b. Otamış adlı birinin murakabesi altında hapsedilmişti. Bu adamcağız, Alevilere (Ali <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın evlatlarına) pek d&uuml;şmandı; kafasında, İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a iyice eziyet etmeyi kurmuştu; fakat İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın heybetiyle beraber g&uuml;zellikleri, temkin ve vakarıyla beraber l&uuml;tuf ve m&uuml;r&uuml;vveti, Rabbine y&ouml;nelik ibadet ve itaati, bu zatı şaşırtmıştı; bir g&uuml;n sonra İmam&rsquo;ı zindandan &ccedil;ıkarttı, bundan sonra da Ali evlatlarına karşı inancı değişti ve onların saygısını g&ouml;zeten sağlam bir kişiliğe sahip oldu.</p>
<p>
	İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, son olarak, hicretin 260. yılında hapsedilmişlerdi. Bir g&uuml;n, annelerine, &ldquo;Bu yıl bir eziyete uğrayacağım&rdquo; buyurmuşlardı. Anneleri, ağlamaya başlayınca, &ldquo;Ağlamanın, &uuml;z&uuml;lmenin faydası yok&rdquo; demişler, o yılın Sefer ayında memurlar gelip kendilerini almışlar, zindana atmışlardı.</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>Abbasiler tarafından &ccedil;ok şiddetli bir takibe alınmış ve bu yolla İmam&rsquo;ın evlat sahibi olmasını kendi akıllarınca &ouml;nlemek istemişlerdir.</p>
<h2>
	İmam Hasan Askeri&rsquo;yi &Ouml;ld&uuml;rmek İstemeleri</h2>
<p>
	&Ouml;nceden de değinildiği gibi İmam Hasan Asker&icirc;, &ccedil;ok ağır bir askeri kontrol altında yaşıyordu. Defalarca zindana atılmış, &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesi karar-laştırılmıştı; ama her defasında beklenmedik İlah&icirc; bir l&uuml;tuf sonucu bu komplolardan kurtulmuştu.</p>
<p>
	İrbili naklediyor ki: Mu&rsquo;tez, Said isimli yardımcısına İmam Hasan Askeri&rsquo;yi Kufe&rsquo;ye g&ouml;t&uuml;rmesini emrettiğinde, Ebu Heysem İmam&rsquo;a ş&ouml;yle yazdı: &ldquo;Sana feda olayım, bizi endişelendiren ve rahatımızı ka&ccedil;ıran bir haber aldık. İmam Hasan Askeri cevap olarak: &ldquo;&Uuml;&ccedil; g&uuml;n sonra bu endi-şeden kurtulacaksınız&rdquo; diye yazdı. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; g&uuml;n Mu&rsquo;tez &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;.</p>
<p>
	Bu olayı İbn-i Şehraşup &ldquo;<em>Menakıb</em>&rdquo; adlı kitabında ş&ouml;yle naklediyor:</p>
<p>
	Mu&rsquo;tez yardımcısı olan Said&rsquo;e: &ldquo;Ebu Muhammed&rsquo;i (İmam Hasan Askeri&rsquo;yi) Kufe&rsquo;ye g&ouml;t&uuml;r ve yolda boynunu vur&rdquo; diye emir g&ouml;nderdi. Bunun &uuml;zerine İmam&rsquo;dan, bu endişeden kurtulacağımıza dair bir mek-tup elimize ulaştı. Bu olaydan &uuml;&ccedil; g&uuml;n sonra Mu&rsquo;tez hilafetten alınıp &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;.</p>
<p>
	Mu&rsquo;taz&rsquo;dan sonra başa ge&ccedil;en M&uuml;htedi, İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı &ouml;ld&uuml;rme d&uuml;ş&uuml;ncesindeydi, ancak o da amacına ulaşamadan can verdi.</p>
<p>
	Şeyh Tusi &ldquo;<em>Gaybet</em>&rdquo; adlı kitabında Ebu Haşim&rsquo;den ş&ouml;yle naklediyor: İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ile birlikte Vasık oğlu Muhtedi&rsquo;nin zindanına hapsedilmiştik. İmam bana ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Ey Ebu Haşim, bu tağut, bu gece Allah&rsquo;ın emriyle oynamak ve onu hi&ccedil;e saymak istiyor. Bu y&uuml;zden Allah Teala onun &ouml;mr&uuml;n&uuml; kesecek ve sonrakine verecektir. Şu an benim evladım yok, ama Allah Teala bana yakın bir zamanda bir oğul verecektir.&rdquo; (<em>Gaybet</em>, s. 134)</p>
<p>
	Ebu Haşim diyor ki: O gecenin sabahı T&uuml;rk askerleri Muhtedi&rsquo;ye saldırıp onu &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler ve Mu&rsquo;temid onun yerine ge&ccedil;ti. B&ouml;ylece Allah bizi korumuş oldu.</p>
<p>
	Şeyh Saduk Muhammed İbn-i Abdullah&rsquo;tan naklediyor ki:</p>
<p>
	İmam Hasan Askeri, Zubeyr&icirc; (Bazı g&ouml;r&uuml;şlere g&ouml;re maksat Abbasi Halifesi Muhtedi&rsquo;dir) &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde evinden &ccedil;ıkıp ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Bu Allah&rsquo;ın velilerine karşı gelenlerin cezasıdır. O beni evladım olmadan &ouml;ld&uuml;receğini sandı, karşılık olarak da Allah&rsquo;ın kudretini g&ouml;rd&uuml;</em>.&rdquo;</p>
<p>
	Ahmed b. Muhammed b. Abdullah diyor ki: Bundan sonra İmam oğul sahibi oldu.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	M&uuml;htedi&rsquo;den sonra başa ge&ccedil;en Mu&rsquo;temid de defalarca İmam&rsquo;ı hapise atıp eziyetlere maruz bırakmış ve sonunda İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> Mut&rsquo;emid tarafından zehir verilerek şehit ettirilmiştir.</p>
<p>
	Bu durum, bir y&ouml;nden Firavun&rsquo;un Ben&icirc; İsrail soyundan Hz. Musa <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&uuml;nyaya geleceği vaadini duyması ve bu vaadin Ben&icirc; İsrail&rsquo;deki &ouml;nemini bilerek Ben&icirc; İsrail&rsquo;in oğlan &ccedil;ocuklarını &ouml;ld&uuml;rtmesi ve bu yolla bu İlahi vaadin ger&ccedil;ekleşmesini &ouml;nlemesine benzemektedir.</p>
<p>
	İşte <strong>Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, Ehl-i Beyt İmamlarının b&uuml;y&uuml;k baskı ve zul&uuml;m altında bulunduğu, zalimlerin bu İmamları kendi askeri kararg&acirc;hları sa-yılan bir şehirde g&ouml;zaltında tutarak zahirde g&uuml;venlik hissettikleri karan-lık bir d&ouml;nemde Abbasi Halifesinin zul&uuml;m sarayının yanı başında Hicri 255. yılının Şaban ayının on beşinci gecesinde d&uuml;şmanların g&ouml;z&uuml;nden uzak bir şekilde d&uuml;nyaya geldi ve b&ouml;ylece Allah&rsquo;ın kesin iradesi ger&ccedil;ek-leşmiş oldu.</p>
<h2>
	Hz. Mehdi (a.s) &rsquo;ın D&uuml;nyaya Gelişinden Sonraki D&ouml;nem</h2>
<p>
	<strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&uuml;nyaya gelişinden sonra, babası İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> ancak beş yıl hayatını s&uuml;rd&uuml;rebildi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <strong>İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> Hicri 255 yılında d&uuml;nyaya geldi, İmam Hasan Askeri ise Hicri 260 yılının Rebiulevvel ayında Abbasi Halifesi tarafından verilen zehir sonucu şahadete ulaştı.</p>
<p>
	İşte bu beş yıl d&ouml;neminde İmam Hasan Askeri&rsquo;nin en &ccedil;ok &ouml;nem verdiği mesele oğlu <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı d&uuml;şmanların g&ouml;z&uuml;nden uzak tutmak, hatta Abbasi Halifeleriyle &ccedil;ok yakın ilişkisi olan kendi kardeşi Cafer&rsquo;den bile gizlemek ve Allah Teala&rsquo;nın kendisine b&ouml;yle bir evlat verdiğini saklayarak onların haberdar olmasını &ouml;nlemek olmuştur.</p>
<p>
	Ama bunun yanısıra, İlah&icirc; h&uuml;ccetin herkes hakkında tamamlanması i&ccedil;in takva ve imanlarıyla tanınmış, herkesin g&uuml;vendiği, &ccedil;eşitli b&ouml;lgelerden olan Ehl-i Beyt mektebine bağlı b&uuml;y&uuml;k şahsiyetlere, b&ouml;yle bir &ccedil;ocuğunun olduğunu bildirmiş ve bu m&uuml;barek evladını onlara g&ouml;stererek onların kalplerini mutmain kılmıştır ve onlara bu haberi g&uuml;venilmeyen kimselerden gizlemelerini emretmiştir.</p>
<p>
	Merhum Şeyh Mufid İmametle ilgili &ldquo;<em>el-İrşad</em>&rdquo; adlı değerli eserinde ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, kendisinden sonra hak devletini kurmak i&ccedil;in beklenilen oğlunu İmam olarak bıraktı.</p>
<p>
	D&ouml;nemin sultanı, İmamiyye Şiasının inancına g&ouml;re b&ouml;yle bir İmam&rsquo;ın geleceği yaygın olduğu ve Şia&rsquo;nın bu İmam&rsquo;ın gelişini bekle-diğini bildiği i&ccedil;in &ccedil;ok ciddi bir şekilde onu arıyordu. İmam Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>da bu y&uuml;zden oğlunun d&uuml;nyaya gelişini gizlemiş ve onu hayatı d&ouml;neminde aşik&acirc;r etmemişti. Bu y&uuml;zden Ehl-i Beyt mektebinin dışında kalan bir&ccedil;ok insan bu İmam&rsquo;ı tanımamıştır. (Şeyh Mufid &ldquo;<em>el İrşad</em>&rdquo;, <strong>Hz. Mehdi</strong> B&ouml;l&uuml;m&uuml;)</p>
<p>
	Normal şartlar gereğince m&uuml;talaa edildiğinde de <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&uuml;nyaya gelişinin gizli tutulabilmesine yardımcı olan muhtelif fakt&ouml;rler vardır. Bu fakt&ouml;rlerden biri, İmam&rsquo;ın annesinin cariye olması ve cariyelerin asıl g&ouml;revlerinin evlerde hizmet&ccedil;ilik olması hasebiyle du-rumlarının fazla dikkat &ccedil;ekmemesi olmuştur.</p>
<p>
	Elbette bu gibi hususlarda asıl fakt&ouml;r ve sebebin yenilmez İlah&icirc; irade olduğuna dikkat etmek gerekir.</p>
<p>
	Evet, Musa&rsquo;yı bulup &ouml;ld&uuml;rebilmek i&ccedil;in binlerce &ccedil;ocuk &ouml;ld&uuml;ren Fira-vun gibi bir zalimin evinde ve onun g&ouml;zleri &ouml;n&uuml;nde Musa&rsquo;yı koruyup b&uuml;y&uuml;ten Allah, İlah&icirc; vaadeleri ger&ccedil;ekleştirecek olan, son Peygamber <em>sall&acirc;&rsquo;ll&acirc;hu aleyhi ve alih</em>&rsquo;in son vasisi <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı da zalim Abbasi h&uuml;k&uuml;mdarlarının hilelerinden korumaya kadirdir.</p>
<p>
	Yakın ve &ouml;zel dostlarına gelince, Hz. İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> <strong>Hz. Mehdi</strong>&rsquo;nin d&uuml;nyaya geldiğini onlara bildirmesiyle hakikati arayan-ların kurtuluş yolunu bulabilmeleri i&ccedil;in sağlam bir vesile ortaya koy-muştur:</p>
<p>
	Şimdi Hz. İmam Hasan Askeri d&ouml;neminde <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın varlığından haberdar olan bazı şahsiyetleri tanıtalım.</p>
<p>
	Merhum Şeyh Tusi &ldquo;<em>Gaybet</em>&rdquo; adlı kitabında Ali b. Bilal, Ahmet b. Hilal, Muhammed b. Mauviye b. Hakim ve Hasan b. Eyyub gibi Şia&rsquo;nın &ouml;nde gelenlerinden ş&ouml;yle naklediyor: Bir defasında İmam Hasan Asker&rsquo;i <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan ondan sonraki İmam&rsquo;ın kim olduğunu sormak i&ccedil;in toplandık arada ge&ccedil;en konuşmalarından sonra İmam buyurdu ki: &ldquo;<em>Benden sonraki İmam&rsquo;ın kim olduğunu sormak i&ccedil;in yanıma geldiniz, değil mi?</em>&rdquo; Biz &ldquo;Evet&rdquo; dedik. Biraz bekledikten sonra (İmam evdeki odalarından birine girip) y&uuml;z&uuml; dolunay gibi olan, İmam Hasan Askeri&rsquo; ye &ccedil;ok benzeyen bir &ccedil;ocuk getirdi ve &ldquo;<em>Bu, benden sonra sizin İmamınız, benim de halifemdir. Ona itaat edin, tefrikaya d&uuml;şmeyin, yoksa dininiz hususunda helak olursunuz. Ama şunu da bilin ki, bu g&uuml;nden sonra artık onu g&ouml;remeyeceksiniz; sizler Osman b. Said&rsquo;in getirdiği s&ouml;zleri kabul edin, emrine uyun, o İmamınızın s&ouml;zc&uuml;s&uuml;d&uuml;r ve emir onun emridir.</em>&rdquo; diye buyurdu.</p>
<p>
	Yine Merhum Kuleyni &ldquo;<em>Usul-i Kafi</em>&rdquo;de ve Merhum Şeyh Saduk &ldquo;<em>Kemal-ud Din</em>&rdquo; kitabında Ahmed b. Sa&rsquo;d Eş&rsquo;ari&rsquo;den nakeldiyorlar ki Ahmet ş&ouml;yle dedi: İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın huzuruna &ccedil;ıktım ve ondan sonraki İmam&rsquo;ın hakkında sordum. İmam: &ldquo;<em>Ey Ahmed, dedi, Allah Teala Hz. Adem&rsquo;i yarattığından bu g&uuml;ne kadar ve bu g&uuml;nden kıyamete kadar yery&uuml;z&uuml;n&uuml; h&uuml;ccetsiz bırakmamış ve bırakmaz da! O h&uuml;ccet ki, Allah onun vasıtasıyla insanlardan belaları giderir, yağmuru yağdırır ve yerin bereketlerini &ccedil;ıkarır.</em>&rdquo; Dedim ki &ldquo;Sizden sonraki, İmam ve halife kimdir? bunu &ouml;ğrenmek istiyorum.&rdquo;</p>
<p>
	İmam hemen kalkıp eve girdi ve y&uuml;z&uuml; ay gibi parlayan &uuml;&ccedil; yaşlarında bir &ccedil;ocuğu omuzunda taşıyarak getirdi ve:<em> &ldquo;Ey Ahmet b. İshak,&rdquo; dedi, &ldquo;Eğer senin Allah yanında ve Allah&rsquo;ın h&uuml;ccetleri yanında değerli bir mevkin olmasaydı oğlumu sana g&ouml;stermezdim. &Ccedil;ocuğumun ismi ve k&uuml;nyesi Resulullah&rsquo;ın ismi ve k&uuml;nyesidir. Yerin zul&uuml;m ile dolduğu gibi onu adaletle dolduracak olan da budur. Ey Ahmet, onun bu &uuml;mmetteki yeri, Hızır&rsquo;ın ve Zulkarneyn&rsquo;in yeri gibidir. Allah&rsquo;a andolsun ki, o &ouml;ylesine bir gaybet d&ouml;nemi ge&ccedil;irecek ki, yalnız Allah&rsquo;ın, kendisni onun İmameti ve zuhurunun yaklaşması i&ccedil;in dua etmeye muvaffak kıldığı kimseler hari&ccedil;, kimse helak olmaktan kurtulmayacaktır. İmamete inananlardan &ccedil;oğu da d&ouml;necektir. Bizim velayetimiz &uuml;zere Allah&rsquo;ın ahit aldığı, kalbinde imanı yazdığı ve kendi rahmetiyle des-teklediği kimseler hari&ccedil; herkes bu inan&ccedil;tan cayacaktır</em>.&rdquo;</p>
<p>
	Sonra ş&ouml;yle dedi: &ldquo;<em>Ey Ahmet, bu, Allah&rsquo;ın emirlerinden bir emirdir. O&rsquo;nun gizli sırlarından bir sırdır. Sana dediğimi iyice belle ve Allah&rsquo;a ş&uuml;kredenlerden ol.</em>&rdquo;<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	İmam Hasan Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&uuml;nyaya gelmesinden sonra, bu b&uuml;y&uuml;k nimetten dolayı Allah&rsquo;a ş&uuml;k&uuml;r amacıyla ve belki de &ouml;zel dostlarını haberdar kılmak i&ccedil;in akike<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> olarak onlarca kurban kesmiştir. İmam Askeri <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın, <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m </em>i&ccedil;in, akike olarak &uuml;&ccedil; y&uuml;z koyun kestirip dağıttığı nakledilmiştir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>
<p>
	Yine, Osman b. Said&rsquo;e; 10 bin rıtl (3276 kg.) et ve 100 bin rıtl ekmek alıp Ben&icirc; Haşim&rsquo;e oğlundan akike olarak dağıtmasını emretmiştir.</p>
<p>
	Yine, ashabından olan İbrahim&rsquo;e d&ouml;rt koyun g&ouml;nderip ş&ouml;yle yazdığı nakledilmiştir:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Bismillahirrahmanirrahim. Oğlum<strong> Muhammed Mehdi</strong> tarafından bunu akike olarak dağıt ve kendin de ye! Allah sana esenlik versin ve bulduğun şiilere de yedirt.</em>&rdquo;<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>
<p>
	İmam Hasan Askeri, hatta uzak şehirlerde bulunan g&uuml;venilir dost-larına bile oğlunun d&uuml;nyaya geldiğini bildirmiş ve b&ouml;ylece g&uuml;venilir in-sanlar vasıtasıyla liyakati olan insanlara bu haberin ulaşmasını sağla-mıştır.</p>
<p>
	Merhum Şeyh Saduk &ldquo;<em>Kemal-ud Din</em>&rdquo; kitabında Ahmed b. Hasan İshak Kumm&icirc;&rsquo;den ş&ouml;yle rivayet ediyor:</p>
<p>
	İmam Hasan Askeri benim b&uuml;y&uuml;k babama kendi el yazılarıyla şu i&ccedil;erikte bir mektup yazmış:</p>
<p>
	<em>&ldquo;Bizim &ccedil;ocuğumuz d&uuml;nyaya geldi. Ama sen bunu (bu haberi) halk-tan gizli tut. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; biz de onu en yakın dostlarımızdan başkasına s&ouml;ylemedik. Sana bildirdik ki, Allah&rsquo;ın bizi sevindirdiği gibi sen de sevinesin. Vesselam.</em>&rdquo;<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, bazı &ouml;zel ashabına oğlu <strong>İmam Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın d&uuml;nyaya geldiğini haber vermiştir ve bazılarına da bizzat oğlu <strong>Mehdi</strong>&rsquo;yi g&ouml;stermiştir:</p>
<p>
	İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, ashabından bazılarına da <strong>Hz. Mehdi </strong><em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo; ın nişanelerini tanıtmıştır &ouml;rnek olarak aşağıdaki kıssayı naklediyoruz:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Kifayet-ul M&uuml;htedi</em>&rdquo; kitabının nakline g&ouml;re Şeyh Muhammed b. Hibetullah Trablusi &ldquo;<em>el-Ferec ul Kebir</em>&rdquo; adlı kitabında kendi senediyle İmam Hasan Askeri&rsquo;nin hizmet&ccedil;ilerinden olan Ebu-l Edyan&rsquo;dan nak-lediyor ki, İmam Hasan Askeri hastaydı; huzuruna &ccedil;ıktım. İmam birka&ccedil; mektup yazıp bana verdi ve &ldquo;<em>Bu mektupları Medain şehrinde bizim şu dostlarımıza ulaştır</em>&rdquo; dedi ve sonra da şu s&ouml;zleri ekledi:</p>
<p>
	&ldquo;<em>Bil ki, on beş g&uuml;nden sonra buraya (Samerra&rsquo;ya) geri d&ouml;necek ve benin evimde ağlama sesi duyacak ve benim cenazemi gus&uuml;l yerinde bulacaksın</em>.&rdquo;</p>
<p>
	Ebu-l Edyan: &ldquo;Ey efendim,&rdquo; dedim, &ldquo;eğer b&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir facia ger-&ccedil;ekleşirse o zaman Allah&rsquo;ın h&uuml;cceti ve bizim İmamımız kim olacak?&rdquo;</p>
<p>
	&ldquo;<em>Mektupların cevabını senden isteyen</em>&rdquo; diye cevap verdi. Ben daha fazla a&ccedil;ıklamasını rica edince İmam: &ldquo;<em>Bana namaz kılacak olan Allah&rsquo; ın h&uuml;cceti ve benden sonra İmam ve Kaim-u bil-emir&rsquo;dir</em>&rdquo; diye buyur-du. Ben daha fazla nişane isteyince, İmam: &ldquo;<em>Para kesesinde ne oldu-ğunu bildirendir</em>&rdquo; diye cevap verdi.</p>
<p>
	Ebu-l Edyan diyor ki: İmam&rsquo;ın heybetinden, hangi hemyandan (para kesesinden) s&ouml;z ettiğini ve hemyanda ne olduğunu sormaya cesaret edemedim.</p>
<p>
	Samerra şehrinden ayrılarak mektupları Medain şehrine ulaştırdım ve mektupların cevabını alıp geri d&ouml;nd&uuml;m, on beşinci g&uuml;n Samerra&rsquo;ya ulaştım. İmam&rsquo;ın bildirdiği şekilde evinde ağlama sesi geldiğini duydum ve p&acirc;k v&uuml;cudunun da gus&uuml;l yerinde olduğunu g&ouml;rd&uuml;m.</p>
<p>
	İmam&rsquo;ın kardeşi Cafer de İmam&rsquo;ın kapısında durmuştu, halk onun etrafına toplanıp ona başsağlığı dileğinde bulunuyordu. Kendi kendime, eğer İmam Hasan Askeri&rsquo;den sonra İmam bu olursa artık İmamet batıl olur, diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m; &ccedil;&uuml;nk&uuml; onun nebiz<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> i&ccedil;tiğine şahit olmuştum. Ama o benden hi&ccedil;bir şey sormadı ve mektupların cevabını istemedi.</p>
<p>
	Bu sırada &Acirc;kid isimli hizmet&ccedil;i yanımıza gelip Cafer&rsquo;e hitaben: &ldquo;Kardeşini kefenlediler, kalk da ona namaz kıl&rdquo; dedi. O kalkıp evin i&ccedil;ersine girdi ve İmam&rsquo;ın şiileri de ağlar g&ouml;zle i&ccedil;eriye girdiler. İmam&rsquo;ı kefenlemiş, bir tabuta bırakmışlardı. Cafer &ouml;ne ge&ccedil;ti ve namaz i&ccedil;in tek-bir getirmek istediğinde buğday renkli sa&ccedil;ı kıvırcık bir &ccedil;ocuk &ouml;ne &ccedil;ıka-rak Cafer&rsquo;in ab&acirc;sından tutup &ccedil;ekti ve ş&ouml;yle dedi &ldquo;<em>Ey amca! Ben baba-ma namaz kıldırmaya daha evlayım (layığım)</em>&rdquo; Cafer&rsquo;in rengi sarardı ve geriye &ccedil;ekildi. O &ccedil;ocuk babasına namaz kıldırdı. İmam Hasan As-keri&rsquo;yi babası İmam Ali Hadi&rsquo;nin mezarının yanında defnettirdi.</p>
<p>
	Sonra bana d&ouml;n&uuml;p &ldquo;<em>Ey Basri, mektupların cevabını getir</em>&rdquo; dedi. Mektupların cevabını kendisine verdim ve kendi kendime; &ldquo;Bu iki alamet. &ldquo;dedim,&rdquo; Kaldı para kesesiyle ilgili nişane.&rdquo;</p>
<p>
	Bundan sonra Cafer&rsquo;in yanına gittim; Cafer ağlar bir haldeydi. Bu arada orada bulunanların i&ccedil;erisinden Haciz-i Veşşa diye tanınan bir şahıs Cafer&rsquo;in dilinden bir delil almak i&ccedil;in Cafer&rsquo;e y&ouml;nelip: &ldquo;Bu &ccedil;ocuk kimdi?&rdquo; diye sordu.</p>
<p>
	Cafer; &ldquo;Vallahi&rdquo; dedi &ldquo;Şimdiye kadar onu g&ouml;rmemişim ve onu asla tanımıyorum.&rdquo; Bizler mecliste bulunduğumuz sırada Kum&rsquo;dan gelmiş birka&ccedil; kişi meclise girdiler ve İmam Hasan Askeri&rsquo;yi sordular. İmam&rsquo;ın d&uuml;nyadan gittiği onlara s&ouml;ylendi. Onlar İmam&rsquo;ın yerinde kimin oturdu-ğunu sordular, onlara Cafer&rsquo;i g&ouml;sterdiler. Bunun &uuml;zerine onun yanına yaklaşıp selam verdiler ve başsağlığı dilediler. Ve sonra dediler ki: &ldquo;Bi-zim yanımızda birka&ccedil; mektup ve bir miktar da mal vardır, onları kime verelim.&rdquo; Cafer: &ldquo;Benim hizmet&ccedil;ilerime&rdquo; diye cevap verdi.</p>
<p>
	Kumlular: &ldquo;Bu mektupları kimin yazdığını ve bizim getirdiğimiz malın miktarını bize s&ouml;ylemelisin ki onları sana verelim&rdquo; dediler. Cafer &ouml;fkelenip ayağa kalkıp ve elbiselerini silkerek: &ldquo;Bunlar, benden gayıpten haber vermemi istiyorlar&rdquo; dedi. Kum&rsquo;dan gelen topluluk hayrete d&uuml;şt&uuml;ler.</p>
<p>
	Bu arada bir hizmet&ccedil;i dışarıya &ccedil;ıkıp Kumluları kendi isimleriyle &ccedil;ağırdı ve sonra getirmiş oldukları mektupların kimler tarafından g&ouml;n-derildiğini bir bir s&ouml;yledi ve sonra ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Sizin yanınızda bir para kesesi vardır, onda bin dinar bulunmakta, yalnız onlardan on tanesi sahtedir. &ldquo;Kumlular: Bu hizmet&ccedil;iyi g&ouml;nderen kim ise, o İmamdır&rdquo; diye-rek mektup ve paraları o hizmet&ccedil;iye verdiler. <a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	Ebu-l Edyan ve Kum hey&rsquo;etinde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi hakkı arayanlar <strong>Hz. Mehdi</strong> <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı Ehl-i Beyt İmamlarına mahsus olan nişanelerle tanı-mışlardır. Ve b&ouml;ylece Allah&rsquo;ın h&uuml;cceti, hakka ulaşmak isteyenler hak-kında tamamlanmıştır.</p>
<p>
	&nbsp;Ve&rsquo;l hamd-u lillahi Rabb&rsquo;il alemin.</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; Merhum Kuleyni &ldquo;<em>Usul-i Kafi</em>&rdquo;de sahih bir senetle naklediyor ki, İmam Cafer Sadık <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;a: &ldquo;Yery&uuml;z&uuml; İmamsız olabilir mi?&rdquo; diye soruldu. İmam: &ldquo;Hayır&rdquo; dedi. &ldquo;İki İmam birarada olabilir mi?&rdquo; diye sorulunca da: &ldquo;Hayır, meğer ki biri susmuş olsun.&rdquo; buyurdu. &ldquo;<em>Usul-i Kafi</em>&rdquo;, c. 1, s. 178.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; Himevi, &ldquo;<em>Mu&rsquo;cem-ul Buldan</em>&rdquo; ve İbn-i Esir, &ldquo;<em>el-Kamil</em>&rdquo;.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; Şeyh Saduk, &ldquo;<em>Kemal-ud Din</em>&rdquo;, s. 425.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; Merhum Kuleyni muteber senetle, Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı d&uuml;şmanlıklarıyla tanınan Abbasi Halifesinin başveziri Ubeydullah b. Hakan ile Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı tavrı babası gibi olan oğlu Ahmed&rsquo;in arasında ş&ouml;yle bir sohbetin ge&ccedil;tiğini oğlunun dilinden nakleder: -&ldquo;Bunca saygı g&ouml;sterdiğin bu şahıs kim idi?&rdquo;- Bu İbn&rsquo;&uuml;r Rıza diye tanınan rafizilerin İmamı Hasan b. Ali&rsquo;dir. Allah&rsquo;a andolsun ki, eğer hilafet bir g&uuml;n Abbasi Halifelerinin elinden &ccedil;ıkacak olursa Haşimilerden bu şahıstan başka hi&ccedil;bir kimse bu makama layık olmaz. Bu şahıs fazilet, iffet, takva, z&uuml;ht, ibadet, g&uuml;zel ahlak ve salahıyla bu makama layıktır&#8230;&rdquo; (<em>Kafi</em>, c. 1, s. 504)</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> &#8211; M&uuml;tevekkil, Hicri 232 yılında huk&uuml;mdar olmuştur.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> &#8211; Bkz. &ldquo;<em>Tarih-i Taberi</em>&rdquo; ve &ldquo;<em>Tarih-i İbn-i Esir</em>&rdquo; Hicri 236 yılının olayları b&ouml;l&uuml;m&uuml;.</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> &#8211; İmam Ali Naki&rsquo;nin şehit edildiğini Taberi <em>Delail-ul İmam</em> adlı eserinde ve Siracuddin Rifai <em>Sihah-ul Ahbar</em> kitabında yazmışlardır.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a>&#8211; Mutevekkil İmam Ali Naki<em> aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı, meclisinde, kendisine nedim etmeyi, bunu halka duyurup kadrini, h&acirc;ş&acirc;, k&uuml;&ccedil;&uuml;ltmeyi tasarlamıştı. Bir gece yarısı, sarhoşken, İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ı &ccedil;ağırttı. İmam gelince, kendisini ağırladı, yanına oturttu; kadehi doldurup sundu. İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>: &ldquo;<em>Allah&rsquo;a andolsun ki</em>,<em> hen&uuml;z etim, kanım, şarapla karışmadı</em>.&rdquo; diye buyurdular, bu s&ouml;z karşısında, meclistekiler, donup kaldılar. M&uuml;tevekkil, şarap kadehini dikip k&uuml;stah&ccedil;a, &ouml;ylese dedi, bir şiir oku.&nbsp; İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>: &ldquo;<em>Şiirde de rivayetim az</em>&rdquo; buyurdular. M&uuml;tevekkil, aşırı ısrarda bulununca şu beytleri buyurdular:</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			Onlar (zalimler), korunmak i&ccedil;in dağ tepelerine tırmandılar;</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			G&uuml;&ccedil;l&uuml; kişilerdi ama o tepeler fayda etmedi onlara, yenildiler.</p>
<p>
			Y&uuml;celdiler, sonra d&uuml;ş&uuml;r&uuml;ld&uuml;ler; &ccedil;ukurlara yerleştiler;</p>
<p>
			Ne de k&ouml;t&uuml; yerlerdi onların yerleştikleri yerler.</p>
<p>
			G&ouml;m&uuml;l&uuml;p gittiler; sonra da bir feryad eden, ardlarından bağırdı:</p>
<p>
			Nerde bilezikleri nerde hat-ta&ccedil;, nerde s&uuml;sler p&uuml;sler?</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			Ne oldu o naz-&uuml; naimle beslenen, bezenen y&uuml;zler;</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			Hani vaktiyle nazlarla, nimetlerle perdelenirdi o y&uuml;zler?</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			Kabir, bu soruya a&ccedil;ık-se&ccedil;ik cevap veriyor da diyor ki:</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			Şimdi o y&uuml;zlerde kurtlar oynaşmada, kurtlara yem olmuş o y&uuml;zler.</p>
<p>
			Nice zamandır yediler-i&ccedil;tiler, ge&ccedil;indiler; Şimdiyse d&uuml;nya onları yer-i&ccedil;er.</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			Nice zaman evlerde barındılar; oturup esenleştiler;</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			Şimdiyse evlerden de ayrıldılar; ehlinden-eyalinden de; ge&ccedil;ip gittiler.</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			Bunca zaman hazineler yığdılar, mallar biriktirdiler;</p>
<p style="margin-left:14.2pt;">
			Derken mallarını-m&uuml;lklerini d&uuml;şmanlarına dağıttılar, gittiler.</p>
<p>
			Evleri bomboş; i&ccedil;indekilerse mezarlarında yatıyorlar; g&ouml;&ccedil;t&uuml;ler, g&ouml;&ccedil;t&uuml;ler.&rdquo;</p>
<p>
			M&uuml;tevekkil, bu şiiri dinleyince, sarhoşlukla şarap kadehini yere fırlatıp şiddetle ağlamaya koyuldu; meclistekiler de ağlıyorlardı. Zevk meclisi, yas toplantısına d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;.</p>
<p>
			M&uuml;tevekkil, İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;dan &ouml;z&uuml;r diledi; İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em> da kalkıp meclisi terkettiler.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ./..</p>
<p>
			M&uuml;tevekkil, İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>&rsquo;ın kadrini, Şiilerinin g&ouml;z&uuml;nden d&uuml;ş&uuml;rmek i&ccedil;in bir g&uuml;n, bunca zamandır &ccedil;alıştım, &ccedil;abaladım, bir t&uuml;rl&uuml; ona şarap i&ccedil;iremedim dedi. Meclisindekilerden biri, &ldquo;Kardeşi Musa&rsquo;yı &ccedil;ağır; duyduğumuza g&ouml;re o, i&ccedil;ermiş. O da İbn&rsquo;&uuml;r-Rız&acirc;, bu da. Halk ne bilecek? İbn&rsquo;&uuml;r-Rıza, Halife&rsquo;yle şarap i&ccedil;miş diye bir s&ouml;z yayılsın; bunun i&ccedil;miş olduğunu sanacaklar.&rdquo; dedi. M&uuml;tevekkil, bu s&ouml;z&uuml; kabul etti; Musa&rsquo;yı &ccedil;ağırttı. İzzetle, ikramla Samerra&rsquo;ya gelen Musa&rsquo;yı İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, Vasif k&ouml;pr&uuml;s&uuml;nde karşıladılar; &ldquo;Bu adam&rdquo; buyurdular, &ldquo;Seninle zevk meclislerinde bulunmak, sana şarap i&ccedil;irmek, seni ve soyumuzu aşağılatmak i&ccedil;in seni &ccedil;ağırttı. Allah&rsquo;tan kork, Allah&rsquo;tan &ccedil;ekin; onunla b&ouml;yle bir şey yapmaya kalkışma.&rdquo; Musa; &ldquo;Beni &ccedil;ağırır, b&ouml;yle bir teklifte bulunursa ben ne yapabilirim&rdquo; dedi. İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, &ldquo;Kadrini d&uuml;ş&uuml;rme; Rabbine isy&acirc;n etme; sana ayıp-ar getirecek bir harekette bulunma&rdquo; buyurdularsa da Musa, gene aynı tarzda s&ouml;zler s&ouml;yledi. Bunun &uuml;zerine&nbsp; İmam <em>aleyhi&rsquo;s-sel&acirc;m</em>, &ldquo;Onunla buluşmak istiyorsun ama ebedi olarak onunla buluşamayacaksın&rdquo; buyurdular.</p>
<p>
			Ger&ccedil;ekten de &ouml;yle oldu. Musa, ne vakit M&uuml;tevekkil&rsquo;i g&ouml;rmeye gittiyse, &ldquo;Bu g&uuml;n meşgul; sarhoş olup sızdı; uyuyor&rdquo; gibi s&ouml;zlerle kabul edilmedi; Samerra&rsquo;da tam &uuml;&ccedil; yıl kaldı; bir kere bile M&uuml;tevekkil&rsquo;in yanına giremedi; sonunda M&uuml;tevekkil &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml; ve bu d&ouml;nem de bitti (<em>Tenkıyh&rsquo;ul-Mak&acirc;l</em>; III, s.259).</p>
<p>
			B&ouml;yle bir d&ouml;nemde Abbasi Halifelerinin zul&uuml;m ve fesadından yorulan halk tabii olarak zul&uuml;m ve fesattan ve her t&uuml;rl&uuml; pislikten temiz olan Ehl-i Beyt <em>aleyhum&rsquo;us-sel&acirc;m</em>&rsquo;a y&ouml;neliyor ve onlara olan bağlılık ve inan&ccedil;ları daha bir pekişiyordu. Bu durumu sezen Abbasi Halifelerinin tedirginliği, İmamlara olan hın&ccedil; ve kinlerini iyice artıyordu.</p>
<p>
			Abbasi Halifelerinin fesadı ve beyt-ul malı savurganlığı hakkındaki tarihe ge&ccedil;miş bilgiler, kitaplar oluşturacak derecede &ccedil;oktur.</p>
<p>
			Yakut Himevi yazıyor ki:</p>
<p>
			M&uuml;tevekil&rsquo;in bina ettiği saraylardan bazıları ve onların maliyeti ş&ouml;yledir:</p>
<p>
			1- Aras Sarayı, 30000 dinar.</p>
<p>
			2- Muhtar Sarayı, 5000000 dinar.</p>
<p>
			3- Vahid Sarayı, 2000000 dinar.</p>
<p>
			4- Ca&rsquo;feri Sarayı, 10000000 dinar.</p>
<p>
			5- Garıb Sarayı, 10000000 dinar.</p>
<p>
			6- Subh Sarayı, 5000000 dinar.</p>
<p>
			7- Melih Sarayı, 5000000 dinar.</p>
<p>
			8- İtahye Sarayı, 10000000 dinar.</p>
<p>
			9- Tell Sarayı, 5000000 dinar.</p>
<p>
			10- Cevsek Sarayı, 5000000 dinar.</p>
<p>
			11- Berkevar Sarayı, 20000000 dinar.</p>
<p>
			12- Kelaid Sarayı, 50000 dinar.</p>
<p>
			Yine Himevi&rsquo;nin nakline g&ouml;re, M&uuml;tevekkil&rsquo;in 2500 civarında cariyesi vardı ki yalnız tahta oturma merasiminde beş y&uuml;z cariye ona hediye edilmişti.</p>
<p>
			Abbasi Halifelerinin fesatı ve savurganlıkları eğlence ve ayyaşlık destanları tarih kitaplarını sayfalarını karartmıştır. &Ouml;zellikle M&uuml;tevekkil ve M&uuml;tevekkil&rsquo;den sonraki d&ouml;nemde, m&uuml;sl&uuml;manların halifesi ismini taşıyan bu zatların en belirgin &ouml;zelliklerinden biri ayyaşlık ve savurganlık olmuştur.</p>
<p>
			Oysaki, bu d&ouml;nemde Ehl-i Beyt soyundan gelen aileler Abbasi y&ouml;neticilerinin baskısı y&uuml;z&uuml;nden, iktisadi y&ouml;nden felaket sayılacak bir durumda yaşıyorlardı. Tarih&ccedil;ilerin nakline g&ouml;re, Medine&rsquo;de yaşıyan Ehl-i Beyt soyundan gelen birka&ccedil; hanımın dışarıda ortaklaşa kullandıkları tek bir elbiseleri vardı ki, biri onu kullandığında diğerleri evlerinde perde arkasında kalmak zorundaydılar.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> &#8211; <em>Kemal-ud Din</em>, s. 430.</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> &#8211;<em> Kemal-ud Din</em>, s. 384.</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> &#8211; Yeni d&uuml;nyaya gelmiş &ccedil;ocuk i&ccedil;in kesilen kurban.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &#8211;<em> Kemal-ud Din</em>, c. 2, s. 106, Tahran</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a> &#8211; <em>Bihar-ul Envar</em>, c. 51, s. 28.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> &#8211;<em> Kemal-ud Din</em>, c. 434</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> &#8211; Hurmadan yapılan bir nevi şaraptır. Ehl-i Beyt Mektebine g&ouml;re mest edici her i&ccedil;ki gibi necis ve onu i&ccedil;mek de haramdır.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> &#8211; <em>en-Necm-us Sakıp</em> s. 264</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ehl-i-beyt-mektebine-gore-imam-mehdi-a-sin-dogumu/">Ehl-i Beyt Mektebine Göre İmam Mehdi (a.s)’ın Doğumu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaybet Meselesi</title>
		<link>https://www.caferilik.com/gaybet-meselesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cafer BENDİDERYA/Erenler 4-5 İslam&#39;ın&#160; temel esasları ve siyasi, toplumsal, ekonomik, k&#252;lt&#252;rel değerleri ve diğer &#246;ğretileri, İslam Peygamberi (s.a.a) ve masum imamların d&#246;neminde (H. 260 yılına kadar) a&#231;ıklanmıştır. Her ne kadar bu d&#246;nem zarfında Allah Resul&#252;&#8217;n&#252;n vefatından sonra iktidarı ele ge&#231;iren despot y&#246;neticilerin ve muhaliflerin Ehl-i Beyt&#8217;e karşı şiddetli baskıları ve engellemeleri olduysa da,&#160; yine de [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-meselesi/">Gaybet Meselesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	Cafer BENDİDERYA/Erenler 4-5</h5>
<p>
	İslam&#39;ın&nbsp; temel esasları ve siyasi, toplumsal, ekonomik, k&uuml;lt&uuml;rel değerleri ve diğer &ouml;ğretileri, İslam Peygamberi (s.a.a) ve masum imamların d&ouml;neminde (H. 260 yılına kadar) a&ccedil;ıklanmıştır. Her ne kadar bu d&ouml;nem zarfında Allah Resul&uuml;&rsquo;n&uuml;n vefatından sonra iktidarı ele ge&ccedil;iren despot y&ouml;neticilerin ve muhaliflerin Ehl-i Beyt&rsquo;e karşı şiddetli baskıları ve engellemeleri olduysa da,&nbsp; yine de masum imamlar (a.s), fırsatları değerlendirerek İslam&icirc; meseleleri &ccedil;eşitli boyutlarıyla a&ccedil;ıkladılar. Artık İslam&icirc; &ouml;ğretiler &ouml;yle bir d&uuml;zeyde a&ccedil;ıklığa kavuşmuştu ki, İslam dini, her t&uuml;rl&uuml; tartışmalara b&uuml;t&uuml;n boyutlarıyla cevap verebilecek ve insanlığın b&uuml;t&uuml;n ihtiya&ccedil;larını karşılayabilecek evrensel h&uuml;k&uuml;met kurabilme kabiliyetine ulaşmıştı.</p>
<p>
	Zaten bu iktidarın dar kapsamlı da olsa bir &ouml;rneği, İslam&#39;ın aziz peygamberi (s.a.a) ve Emir-&uuml;l M&ucirc;minin Ali (a.s) vasıtasıyla uygulanmış ve insanlığa onun adilane y&ouml;netim şekli bir nebze de olsa tattırılmıştı. Buna binaen, Hz.<strong> Mehdi</strong>&#39;nin (a.s) imamete ulaşma zamanına kadar Allah tarafından evrensel tek bir h&uuml;k&uuml;met ortamı hazırlanmış; İslam&icirc; kanun ve h&uuml;k&uuml;mler tedvin edilmiş ve İslam&icirc; adaletin numunesi g&ouml;sterilmiş ve bilfiil tatbik edilmişti; ama hen&uuml;z insanlar bu ilahi h&uuml;k&uuml;metin ger&ccedil;ekleşmesi i&ccedil;in hazır değillerdi, eğer insanlar bu iktidarı kabul etmeye hazır olsalardı, İmam-ı Zaman gaybete &ccedil;ekilmez, ilah&icirc; kanunu uygulamaya koyulur ve İslam&#39;ın adil iktidarını d&uuml;nyanın baştan başa tamamına yerleştirirdi. Dolayısıyla Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın gaybete &ccedil;ekilmesi ve gaybet-i suğra&rsquo;sının (kısa gaybetinin), gaybet-i kubra&#39;ya (b&uuml;y&uuml;k gaybete) d&ouml;n&uuml;şmesi insanların hen&uuml;z b&ouml;yle bir y&ouml;netime hazır olmayışlarından kaynaklanabilir ve aynı gerek&ccedil;eyle de devam etmiş olabilir. Bu gerek&ccedil;e dikkate alınırsa Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın, ancak halkın her bakımdan onun h&uuml;k&uuml;metine hazır olup kabul edecekleri bir zamanda zuhur edeceği anlaşılmaktadır.</p>
<p>
	Ehl-i Beyt alimlerinin başta gelenlerinden olan rahmetli H&acirc;ce Nasiruddin Tusi gaybetin gerek&ccedil;eleri hakkında ş&ouml;yle yazar:</p>
<p>
	&ldquo;Hz.<strong> Mehdi</strong>&#39;nin (a.s) gaybetinin sebebi ne Allah Teala&#39;dır, ne de o hazretin kendisi. Gaybetin sebebi, halkın tutumu ve masum imamın y&ouml;netiminden ka&ccedil;ınmalarıdır. Dolayısıyla gaybetin sebebi ortadan kalkığı zaman zuhur ger&ccedil;ekleşecektir.&rdquo;</p>
<p>
	Elbette gaybet olayı ilahi hikmet gereğince ge&ccedil;ekleşmiştir ve biz onun esrarının tamamını bilmiyoruz; ama gaybetin asıl sırrı bu olabilir. On bir masumun imameti m&uuml;ddetince insanların tuğyan ve itaatsizliği tecr&uuml;be edilmiş ve halkın onlardan sapması ve onları desteklemeyişleri bu m&uuml;ddet zarfında tamamen belli olmuştu. Halkın, İslam&#39;ın &acirc;dil iktidarının h&uuml;km&uuml; altına girmek istemeyişlerinde ş&uuml;phe kalmamıştı; b&ouml;yle bir ortamda, gaybet tabii bir meseledir ve aslında onun toplumda zuhur ve huzuru sorulup durur, b&ouml;yle bir vaziyette İmam <strong>Mehdi </strong>ne diye toplumda zahir olsun ki? İmam <strong>Mehdi (a.s) </strong>zuhuruna ortam hazırlanıncaya kadar gaybet edecek ve kendi vazifelerini gizli olarak yerine getirecektir. Bu arada onu ger&ccedil;ekten g&ouml;rmek isteyenleri kendini ziyaret ve desteklemeye muvaffak edecektir. <strong>&ldquo;Bir kavim kendisini değiştirmedik&ccedil;e Allah onu değiştirmez.&rdquo;</strong></p>
<p>
	Bu sır, zuhur vaktine kadar gizli kalacak ve o zaman b&uuml;t&uuml;n insanlar gaybetin sebebinin kendi varlıklarında gizli olduğu halde bundan niye gafil olduklarını anlayacaklar. Dolayısıyla İmam&#39;ın zuhur etmesi i&ccedil;in insanların kendilerini daha fazla hazırlamaları, ıslah edip yanlışlıklarından d&ouml;nmeleri gerekir. Oysa onlar bir takım fasık ve zalim y&ouml;netimlere g&ouml;n&uuml;l bağlamış, bu y&ouml;netimlerin dertlerine deva olabileceğini ve onların g&ouml;sterişli teşkilatlarının bir işe yarayacağını sanmışlardır.</p>
<p>
	Elbette, &ldquo;Hz.<strong> Mehdi (a.s)</strong>&#39;ın gaybet etmesine &ndash;kayba &ccedil;ekilmesine- sebep olan halkın kendisidir&rdquo; c&uuml;mlesinin manası; istisnasız herkesin bu b&uuml;y&uuml;k g&uuml;naha ortak olduğu anlamında değildir. Bu c&uuml;mlenin manası, hen&uuml;z halkın arasında hazretin zuhuru i&ccedil;in gerekli olan taraftar sayısının oluşmadığıdır. Yoksa a&ccedil;ıktır ki gaybet s&uuml;recinin başlamasından bu tarafa her zaman i&ccedil;in o hazretin y&ouml;netimi i&ccedil;in hazır olup bekleyen y&uuml;ce insanlar var olmuş ve var olmaya devam etmektedir de. Ama hen&uuml;z toplumun genelinde b&ouml;yle bir hazırlık ve beklenti s&ouml;z konusu değildir; a&ccedil;ıktır ki, hazırlıklı olmayan bir toplum da onun iktidarına muhalif olacaktır. Dolayısıyla bu s&uuml;re&ccedil; devam ettik&ccedil;e gaybet de devam&nbsp; edecektir. Aslında Allah Teala gaybet vasıtasıyla Hz.<strong> Mehdi </strong>(a.s)&rsquo;ı &ouml;l&uuml;mden korumuştur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&rsquo;ın vadettiği zamandan &ouml;nce zuhur ederse, onu da diğer masum imamlar gibi şehit edebilirler; b&ouml;ylece de ilahi g&ouml;revini yerine getirmeye muvaffak olamaz ve zuhuru, toplumsal hedefine erişemez.</p>
<p>
	Rahmetli Kuleyni <em>&ldquo;Kafi&rdquo;</em> kitabında ve Şeyh Tusi <em>&ldquo;Gaybet&rdquo;</em> kitabında Z&uuml;r&acirc;re&rsquo;nin ş&ouml;yle dediğini nakletmişlerdir: &ldquo;Ben İmam Sadık (a.s)&rsquo;ın huzuruna vardığımda o hazretin: &ldquo;<strong>Mehdi</strong> (a.s) kıyam etmeden &ouml;nce, gaybet edecektir&rdquo; buyurduğunu duydum. &ldquo;Ni&ccedil;in?&rdquo; dedim:</p>
<p>
	İmam (a.s): &ldquo;Korku y&uuml;z&uuml;nden&rdquo; buyurdular. Sonra da &ouml;ld&uuml;r&uuml;lme korkusuna kinaye olarak karnına işaret&nbsp; ettiler.&rdquo; <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	Sonra hadislerden anlaşıldığı &uuml;zere İmam <strong>Mehdi</strong> (a.s)&rsquo;ın, kıyam zamanına kadar, takiyyeyle bile olsa, hi&ccedil;bir batıl rejim ve iktidarı tanımaması; hi&ccedil;bir zalim y&ouml;netici ve sultana takiyyeyle olsa bile biat etmemesi ve hi&ccedil;bir zalimin h&uuml;k&uuml;met ve saltanat boyunduruğu altına girmemesi gerekmektedir. İmam Sadık (a.s) buyurmuşlardır ki: &ldquo;<strong>Mehdi</strong> hi&ccedil; kimseyle ahd, akid ve biati olmadığı bir halde kıyam edecektir.&rdquo;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Zira ger&ccedil;eğe uygun hareket etmesi ve Allah&#39;ın dinini kamil bir şekilde perdesiz, korkusuz ve m&uuml;l&acirc;hazasız uygulayarak toplumda hakim kılması i&ccedil;in hi&ccedil; bir ahd, s&ouml;zleşme ve kayırmaya mahkum olmaması icap etmektedir.</p>
<p>
	&Ouml;yle ki, tamamen a&ccedil;ık bir ge&ccedil;mişle ve hi&ccedil; kimseye karşı taahh&uuml;t sorumluluğu olmaksızın zuhur edecek ve b&uuml;t&uuml;n fasık h&uuml;k&uuml;metlerin defterini d&uuml;recek ve İslam&#39;ı d&uuml;nyaya hakim kılacaktır.</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; <em>Usul-i K&acirc;fi</em>, c.1 s.337.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> <em>&#8211; a.g.e.,</em> c.1, s.342.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-meselesi/">Gaybet Meselesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Mehdi (A.S)’In Gaybeti Hakkında  10 Eleştiri  10 Cevap</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-sin-gaybeti-hakkinda-10-elestiri-10-cevap/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2919</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Şeyh M&#252;fid (r.a) Dinine yardım edenlere yardım edeceğine vaad veren, yolunu tanıyıp, o yolda y&#252;r&#252;yenleri zaferle m&#252;jdeleyen ve kendisini inkar edenleri kurtuluşermeyeceğını bildiren Allah&#8217;a hamdolsun. &#214;yle bir Allah ki nimetleri kendisine y&#246;nelmeye sebep olmaktadır. O&#8217;nun azap ve intkamından yalnıza ona sığınmak gerekir. Selam olsun &#246;nderimiz Muhammed Mustafa (s.a.a)&#8217;e ve O&#8217;nun pak Ehl-i Beyt (a.s)&#8217;ına [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-sin-gaybeti-hakkinda-10-elestiri-10-cevap/">İmam Mehdi (A.S)’In Gaybeti Hakkında  10 Eleştiri  10 Cevap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center">
	&nbsp;</p>
<p align="right">
	Şeyh M&uuml;fid (r.a)</p>
<p>
	Dinine yardım edenlere yardım edeceğine vaad veren, yolunu tanıyıp, o yolda y&uuml;r&uuml;yenleri zaferle m&uuml;jdeleyen ve kendisini inkar edenleri kurtuluşermeyeceğını bildiren Allah&rsquo;a hamdolsun. &Ouml;yle bir Allah ki nimetleri kendisine y&ouml;nelmeye sebep olmaktadır. O&rsquo;nun azap ve intkamından yalnıza ona sığınmak gerekir.</p>
<p>
	Selam olsun &ouml;nderimiz Muhammed Mustafa (s.a.a)&rsquo;e ve O&rsquo;nun pak Ehl-i Beyt (a.s)&rsquo;ına ki Onlar insanların ger&ccedil;ek rehber ve kılavuzlarıdırlar.</p>
<p>
	Ben, daha &ouml;nce, imametin gerekliği hakkında bir kitap yazmıştır. O kitapta, İmamların masumiyeti, Onların &ouml;teki insanlardan &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerini sahip oldukları faziletleri ve amellerini geniş&ccedil;e ele almış iddia ettikleri şeylerin doğruluğunu ispat eden deliller getirmiştim. Ayrıca Onları tam olarak tanıtan ayetler ve hadisleri de naklettim. Orada muhalıflerin inan&ccedil;larının batıllığını yine neden İmamlardan bazılarının kıyam zalimlerin karşısına dikildiklerini ve bazılarının kıyam etmeyip, zul&uuml;mler d&ouml;k&uuml;len kanlar ve Kur&rsquo;an&rsquo;a yapılan muhaletlerin karşısında direnmediklerini delillerle geniş&ccedil;e a&ccedil;ıklamıştım. Sonunda da şirlerin son imamının ğaybetlin nedenlerini beyan ettim.</p>
<p>
	Daha sonra imanında, faziletinde ve inanın doğruluğunda ş&uuml;phe etmediğim bir dostum, İmam Mehdi Sahibel Zaman (a.s) hakkında kafasına takılan bazı soruları daha doğru eleştirileri, cevaplamamı benden istemişti. Benden onlara sırasıyla (onun yazdığı sıraya g&ouml;re) cevap vereceğim. Cevaplar &ouml;yle bir şekilde olacak ki d&uuml;ş&uuml;nebilen herkes bunları anlayabilcektir. Bunlar i&ccedil;in &ouml;mr&uuml;n&uuml; ilim &ouml;ğrenme yolunda harcamaya ve kendi yazdığım &ouml;teki kitaplara baş vurmaya gerek kalmayacaktır. Bu yolda Allah&rsquo;tan yardım diliyorum.</p>
<h2>
	SORULARIN &Ouml;ZETİ</h2>
<p>
	Soruların &ouml;zeti ş&ouml;yledir:</p>
<p>
	1) İmamiyye Allah&rsquo;ın Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa el- Rıza (Aleyhumus Selam) yani 11. İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;a daha hayattayken bir oğul verdiğini iddia ediyor. Halbuki, O&rsquo;nun ailesinden ya da akrabalarından hi&ccedil; kimsenin b&ouml;yle bir &ccedil;ocuğun olduğundan haberi yoktur. Ayrıca hi&ccedil; bir mezhep ve fırka imamiye&rsquo;nin bu iddiasını kabul etmiyor. Acaba bu İmam Hasan Askeri (a.s)in oğlu olmadığına delil değil midir?</p>
<p>
	2) İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın kardeşi ve ona en yakın olan Cafer b. Ali b. Muhammed İmam Hasan Askeri (a.s)ın b&ouml;yle bir oğlu olduğunu şiddetle inkar etmiştir. Hatta imam (a.s) vefat ettikten sonra O&rsquo;nun b&uuml;t&uuml;n mallarına sahip &ccedil;ıkmıştır. Cafer zamanın halifesine, şiilerden bazılarının b&ouml;yle bir iddia da bulunduklarını haber verdi. Halifede, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın hanımları ve kenizlerinin hamile ya da doğum yapıp-yapmadıklarını araştırması i&ccedil;in bu işi iyi bilen kadınlar onun evine yolladı. Ama hamile yada doğum ait hi&ccedil; bir alamet bulamadılar. Bu, İmam Hasan Askeri (a.s)in bir oğlu olduğu iddiasının doğru olmadığını g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	3- Şii tarih&ccedil;ilerinin hepsi, İmam Hasan Askeri (a.s) b&uuml;t&uuml;n mal ve vakıflarını annesi &ldquo;Hadis&rdquo;e (k&uuml;nyesi &ldquo;Eb-ul Hasan&rdquo;dır) vasiyet ettiğini, bu vasiyette d&uuml;nyaya gelmiş ya da gelecek olan oğlundan s&ouml;zetmediğini yazıyorlar. Bu da imamiyyenin iddiasının doğru olmadığını g&ouml;steren delillerden bir başkasıdır.</p>
<p>
	4- İnsanı her şeyden &ccedil;ok ş&uuml;phe ve teredd&uuml;te d&uuml;ş&uuml;ren şey İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın doğum ve yaşamının neden gizli olduğudur. Halbuki, Onun babalarının bulunduğu zaman ve şartlar daha zordu. Buna rapmen onların doğumları gizletilmemiş ve onlar a&ccedil;ıklarak kendilerinin kim olduklarını bildirmişlerdir.</p>
<p>
	5- Esasen İmamiyyenin iddiası ger&ccedil;eklerle uyuşmamatadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu kadar uzun s&uuml;re yaşayan bir insanın yaşadığı yerden ve yaşam farzından hi&ccedil; kimsenin haberdar olamaması imkansız gibidir.</p>
<p>
	6- İmamiyyenin iddiası bir başka y&ouml;ndende ger&ccedil;eklerin tarsinedir. O da şu dur: Diyorlar ki, İmam Mehdi, babasının vefatından bir ka&ccedil; yıl &ouml;nce yani h.k. 260 yılında d&uuml;nyaya geldi ve şu ana kadar ki h.k. 1410 yılındayız yaşamaktadır. Buda normal olarak imkansız bir şeydir. Bir insan bu kadar uzun s&uuml;re yaşayamaz.</p>
<p>
	7-&nbsp; İmamiyyenin iddiasını doğru ve ger&ccedil;ekle uygun olduğunu kabul etsek bile, gizli olarka yaşayan bir imamın ne faydası olacaktır? Esasen beşeriyet islami tebliğ etmeyen, İslami had ve hudutları uygulamayan, h&uuml;k&uuml;mleri beyan etmeyen, kimseye yoll g&ouml;stermeyen, emr-i bil maruf ve nahy an-il m&uuml;nker etmeyen ve islam yolun da cihad etme imkanı olmayan bir rehbere neden ihtiya&ccedil; duysujn?!</p>
<p>
	8- Şianın imamiye dışındaki fırkalarıda imamiye gibi bir &ouml;nderlerinin gizli olarak yaşadığını iddia etmektedirler. Ama imamiye bunu şiddetle reddetmekte, onların inan&ccedil;larının batıl olduğunu s&ouml;ylemektedir. Oysa bu fırkaların iddiaları i&ccedil;in getirdiği deliller imamiyyenin getirdiği dilillerin aynısıdır. &Ouml;rneğin &ldquo;Mumtevire&rdquo; fırkası 7. İmam Musa b. Cafer (İmam Musa Kazım) (a.s)&rsquo;ın gizli olarak yaşadığını ve gerekli olduğu zaman zuhur edeceğini s&ouml;yl&uuml;yorlar. &ldquo;Kisaniye&rdquo; Muhammed b. Hanefi&rsquo;ynin gizlide yaşadığını ve sonunda kıyam edeceğini iddia ediyorlar. &ldquo;Navusiyye&rdquo; 6. İmam Cafer b. Muhammed (a.s) (İmam Cafer-i Sadık)&rsquo;ın &ldquo;İsmailiyye&rdquo; İsmail b. Cafer Muhammed&rsquo;in gizli olarak yaşadığını ve bir g&uuml;n gelip kıyam edeceklerini iddia ediyorlar. İmamiye bunların iddiasını reddediyorsa, kendi iddialarını da reddetmeleri gerekiyor.</p>
<p>
	9- İmamiyye İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın gaybet ve zuhuru konusunda &ccedil;elişkiye d&uuml;şm&uuml;şlerdi. Bir taraftan, Allah l&uuml;tuf ve merhametiyle İmamın g&ouml;zlerden kaybolmasına ve insanların ona ulaşamamasına izin veriyor ve Allah, kullarının ihtiyacı olduğu zaman toplumu hıfzetmek ve maslahatın dışında onlara g&ouml;r&uuml;nme izni vermemektedir diyorlar &ouml;te yandan bir imamın olmasının gerekliliğinin felsefesi hakkında, insanların dinin kanun ve meselelerinin bilen birine ihtiyacı olup, Allah&rsquo;ın onu g&ouml;ndermesi gerektiğini s&ouml;ylemektedirler. Eğer Allah b&ouml;yle birini g&ouml;ndermez ve insanlar dinin h&uuml;k&uuml;mlerini &ouml;ğrenme imkanını bulmazlarsa bu Allah&rsquo;ın beşeri nizamı g&ouml;ztmediğini kullarının ihtiyacı tam ve g&uuml;zel bir şekilde temin etmediğini g&ouml;stermektedir. G&ouml;r&uuml;l&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere bu iki iddia tamamen birbiriyle &ccedil;elişmektedir.</p>
<p>
	10- İslami mezheplerinin hepsi, mucizenin yanlızca peygamnberlere &ouml;zg&uuml; bir şey olduğuna &ouml;zel olduğunua inanmaktadırlar. İmamiyyenin iddiasına g&ouml;re, İmam Zaman (a.s) zuhur edeceği zaman kendisini tanıtması i&ccedil;in mucizeye ihtiyacı olacaktır. Ancak bu şekilde kendisinin imametini ispat edebilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kimse mucize olmadan onu tanıyamayacaktır. Ama mucize peygamberlere &ouml;zg&uuml; birşeydir.</p>
<h2>
	BİRİNCİ ELEŞTİRİ VE CEVABI</h2>
<p>
	Eleştirmen birinci eleştirisinde ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Hasan b. Ali (a.s)&rsquo;ın oğlu İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın doğumunun halktan , hatta kendi ailesinden gizlenmesi ve bu gizliliğin devam etmesi normalın dıın da olan bir şeydir.&rdquo; Bu eleştiri &ccedil;ok zayıf ve temelsizdir.</p>
<p>
	Sebebi şudur: Bu iş hi&ccedil;te normalın dışında bir şey değildir. Akıl ve b&uuml;rhan b&ouml;yle bir olayın ger&ccedil;ekleşebileceğini kabul ve tastik etmektedir. Tarihte bunun bir &ccedil;ok &ouml;rneğini g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Padişahlar ve devlet adamları &ccedil;eşitli sebeplerden dolayı &ccedil;ocuklarının doğumunu gizlemişlerdir.</p>
<p>
	Mesela, birisi resmi olmayan karısından &ccedil;ocuk sahibi oluyor. Resmi karsının bunu bilmesini istememektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; resmi karısı bunu bilirse hased eder, kin besleyip, kocasının hayatını mahyedebilir. Bu y&uuml;zden aile d&uuml;zeninin yıkılma tehlikesi ge&ccedil;inceye kadar &ccedil;ocuğunun doğumunu b&uuml;t&uuml;n yakınlarından gizlemektedir. Bazen de &ouml;l&uuml;nceye kadar kimseye s&ouml;ylememekte yanlızca &ouml;l&uuml;m esasında &ccedil;ocuğun kime ait olduğu me&ccedil;hul kalmasın ve hakları zayi olmasın diye a&ccedil;ıklamaktadır.</p>
<p>
	Bir bakıyorsunuz &ccedil;ocuğu oluyor ve Padişah onun doğumunun bilinmesine izin vermiyor. &Ccedil;ocuk b&uuml;y&uuml;y&uuml;p geliştikten sonra bunu a&ccedil;ıklıyorlar. İran, Rum ve Hind padişahlarının bazıları işi yapmışlardı.</p>
<p>
	Tarih&ccedil;iler ş&ouml;yle yazıyor: Siyaveş&rsquo;ın karısı ve T&uuml;rk padışahı Efrasya&rsquo;ın kızı Vesfaferid &ldquo;Keyhusrev&rdquo;i d&uuml;nyaya getirmişti. Vesfaferid, Keyhusrev&rsquo;in doğumunu uzun bir m&uuml;ddet dedesi Kikavus&rsquo;dan gizledi. Kikavus, Babil ve daha &ccedil;ok doğunu padişahı idi. Kikavusun epey bir zaman ondan haberi olmadı. Halbuki yıllarca onu bulmak i&ccedil;in uğraşmıştı. Tarih kitaplarıda bu olayı geniş&ccedil;e yazmışlardır. Fars tarih&ccedil;ileri Keyhusrev&rsquo;in doğumunu ve gizletilmesinin sebebini yazmışlardır. Muhammed b. Cerir Taberi de &ldquo;Tarih&rdquo; kitabında olayı nakletmiştir.</p>
<p>
	Bu olay İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın olayı gibidir. Eleştirmenler tarihteki bu olayları kabuyl ederken İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın inkar etmektedirler.</p>
<p>
	Bazılarıda &ccedil;ocuğunun doğumunu yakınlarından ve akarabalarınden gizler &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar ırs y&uuml;z&uuml;nden &ccedil;ocuğu &ouml;ld&uuml;rebilirler dolayısıyla varis sayısını azaltırlar. Ama &ccedil;ocuk b&uuml;y&uuml;y&uuml;p artık ona bir zarar gelmeyeceği anlaşılınca kimliği a&ccedil;ıklanır.</p>
<p>
	Bazen bakıyorsunuz bir padişah &uuml;lkesinin durumunu g&ouml;z&ouml;n&uuml;ne alarak &ccedil;ocuğunu halktan gizliyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bazı &uuml;lkelerin halkı padişahın kendi neslinden olmayan birisini onun yerine kabul etmemektedir. Padişahta ordunun ve elinin altında olanların kendisine itaat edip etmedilerini denemek i&ccedil;in &ccedil;ocuğunu onlardan saklamaktadır. &Uuml;lkenin işleri yerine oturucaya kadar onu gizlemektedir. Daha sonraları &ccedil;ocuğun kendi yerine ge&ccedil;eceğini a&ccedil;ılıyor. Bu siyaset d&uuml;nyasında meşhur olan bir şeydir.</p>
<p>
	Bazen bir padişah emrinin altındaki insanlara emniyet y&ouml;n&uuml;nden veya başka y&ouml;nlerden nasıl tesir ettiğini anlamak i&ccedil;in kendisini gizliyor veya &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; halkın i&ccedil;inde yayıyor. Hatta bu gibi şeyler m&uuml;sl&uuml;manların arasındada &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;lmuşt&uuml;r. Bir &ccedil;ok &ccedil;ocuğun soyu babasının &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra ortaya &ccedil;okmıştır. Bu s&uuml;re i&ccedil;inde kimse onu tanımamıştır. İki m&uuml;sl&uuml;man şahidin şahitliğiyle babasının kim olduğu&nbsp; belirlenmiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; babası &ccedil;ocuğun ona ait olduğunun bilinmesini istememiştir. &Ccedil;ocuk onun ger&ccedil;ek &ccedil;ocuğu değildir, sadece islami maslahat icabı &ccedil;ocuk ona nisbet verilmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	Tarihe g&ouml;ze attığımızda, &ccedil;eşitli sebeplerden dolayı padişahların ve normal insanların &ccedil;ocuğunu gizlediğini veya onun &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; ilan ettiklerinin bir &ccedil;ok &ouml;rneklerini g&ouml;rmekteyiz.</p>
<p>
	Yine m&uuml;sl&uuml;man tarih&ccedil;iler ve m&uuml;sl&uuml;man olmayan tarih&ccedil;ilerin hepsi Hz. İbrahim (a.s)&rsquo;ın doğumunun gizli olduğunu ve akrabalarından kimseinin haberi olmadığını yazmışlarıdr. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o zamanın padişahının &ouml;ld&uuml;rmesinden korkuluyordu. Hz. Musa (a.s)&rsquo;ın doğumu da Firavun tarafından &ouml;ld&uuml;rmesinden korkulduğu i&ouml;in gizli tutulmuştu. Kur&rsquo;an Kerim a&ccedil;ık&ccedil;a Hz. Musa (a.s)&rsquo;ın annesinin onu bir sandığa koyup, nehire attığını ve vahiy yoluyla &ccedil;ocuğunun salim kulacağının ona ilham edildiğini beyan etmektedir. Hz. Musa (a.s)&rsquo;ın annesi onu korumak i&ccedil;in bu işi yapmıştı.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;m bunları g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alarak şimdi şu soruyu soruyoruz: İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunun doğumunu akraba ve yakınlarından gizlemesi acaba mantık ve normal şartların dışında olan bir olaymıdır. Oysa İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın doğumunun gizli tutulmasının sebepleri &ouml;teki insanların doğumunun gizli tutulmasından daha a&ccedil;ık ve daha normaldı. İleride bu sebeplerin neler olduğuna değineceğiz.</p>
<h2>
	İMAM MEHDİ (A.S)&rsquo;IN D&Uuml;NYAYA GELİŞİ KESİNDİR</h2>
<p>
	İmam Askeri (a.s)&rsquo;ın bir oğlu olduğunu kimse haber vermemiştir iddiasına gelince ger&ccedil;ekten &ccedil;ok zayıf ve asılsız bir iddia olup, ger&ccedil;eğe de yakırıdır. İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın &ldquo;Mehdi&rdquo; adında bir oğlunun olduğunu ait veliller &ouml;teki insanların &ccedil;ocuklarının olduğunu ispatlayan yollardan daha emin ve g&uuml;venilidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insan, &ccedil;ocuğunu doğumunu bir &ccedil;ok yoldan ispat edebilir:</p>
<p>
	1) Ebe yada başka bir kadının doğum sırasında orada olması ve halka &ccedil;ocuğun kime ait olduğunu s&ouml;ylemesi.</p>
<p>
	2) Erkeğin karısının doğurduğu &ccedil;ocuğun kendisine ait olduğu s&ouml;ylemesi.</p>
<p>
	3) İki adil m&uuml;sl&uuml;man babanın &ccedil;ocuğun kendisine ait olduğunu s&ouml;ylemesine şehadet vermeleri.</p>
<p>
	İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın doğumu bu yolların her &uuml;&ccedil;&uuml;ylede ispat olunmaktadır. İlim ve fazilet ehli, dindar ve takvalı bir &ccedil;ok kadın ve erkek, imam Hasan Askeri (a.s)dan kendisinin bir oğlu oluğunu ve Onun kendisinden sonra İmam olacağını buyurduğunu nalediyorlar. Onların bir kısmı İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ı kundaktayken, bir kısmı da &uuml;&ccedil;-d&ouml;rt yaşındayken g&ouml;rm&uuml;şledir.</p>
<p>
	İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın kendileri de babasından sonra şiilerin sorularını cevaplamış onlara emirler vermiştir. Şiilerde &uuml;zerlerine farz olan hums, zekat vb. gibi şeyleri O&rsquo;na ulaştırmışlardır. Bu konuyu İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;dan nakleden, daima O&rsquo;nun huzurunda olan ve İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;dan sonra İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın hizmetinde bulunan g&uuml;venilir insanlardan bazılarının isimlerini &ldquo;el- İrşad fi Marifet- illah Al- al ibad&rdquo; ve &ldquo;el- İzah fil İmamet vel Ğaybet&rdquo; adlı kitaplarımda naklettim. Daha &ccedil;ok bilgi edinmek isteyenler o kitaplara baş vurabilirler.</p>
<h2>
	İKİNCİ ELEŞTİRİ VE CEVABI</h2>
<p>
	Eleştirmen ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Cafer b. Ali kardeşinin (İmam Hasan Askeri (a.s)) oğlu oluğunu şiddetle reddetmiştir. Bu y&uuml;zden İmam (a.s)&rsquo;ın &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra O&rsquo;nun mallarına sahip &ccedil;ıkmış, zamanın sultanın O&rsquo;nun kadınlarının ve kenizlerinin hamile olup-olmadığını &ouml;ğrenmek i&ccedil;in araştırmaya zorlamış ve İmam (a.s)&rsquo;ın oğlu olduğunu iddia edenin kanının d&ouml;k&uuml;lmesini caiz bilmiştir.&rdquo;</p>
<p>
	Bu eleştiride &ouml;nceki eleştiri gibi bir ka&ccedil; y&ouml;nden temelsiz ve boştur:</p>
<p>
	1- Bir isanın amelinin delil olarak kabul edilmesi o amelin doğruluğuna ayrıca o şahsın yalnış ve hata yapmamasına bağlıdır.&nbsp; O insan asla g&uuml;nah işlememelidir. M&uuml;sl&uuml;manların hepsi Cafer b. Ali&rsquo;nin b&ouml;yle bir makamının olmadığını biliyorlar. Onun Masum imam (a.s)&rsquo;ın oğlu olması b&ouml;yle bir makama (g&uuml;nah işlememe makamı) sahip olmasını gerektirmemektedir. Ge&ccedil;mişte bir &ccedil;ok insan vardı ki peygamberin oğlu olmasına rağmen b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlara d&uuml;&ccedil;ar olmuşlardır.</p>
<p>
	Kur&rsquo;an-ı Kerim, Hz. Yakup (a.s)&rsquo;ın evlatlarının babaları peygamber olmasına rağmen Hz. Yusuf (a.s)&rsquo;a zulmettekilerini a&ccedil;ıkca buyurmaktadır. Hz. Yakup (a.s) Hz. Yusuf (a.s)&rsquo;ın koruması i&ccedil;in evlatların sıkı sıkı tenbihleyip, onlardan ahit almasına rağmen onlar şeytanın hilesine uyarak, O&rsquo;nu kuyuya atmışlardı. Hz. Yakup (a.s)&rsquo;ı uzun bir s&uuml;re, Hz. Yusuf (a.s)&rsquo;dan ayrı bırakmış, O&rsquo;nu &uuml;z&uuml;nt&uuml; ve kedere boğmuşlardı. Su&ccedil;suz olduklarını ispatlamak i&ccedil;in de yalan yere yemin ettiler. Hz. Yakup (a.s)&rsquo;ın &ccedil;ocukları gibi peygamber evlatları b&ouml;ylesi yanlış bir d&uuml;ş&uuml;nce ve amele kapılmışlarsa, makamı onlardan daha aşağı olan birisinin de aynı şeyi yapması acaba ihtimal dışı mıdır?</p>
<p>
	2) Cafer&rsquo;in kardeşinin oğlunun varlığını bilmesine rağmen onu inkar etmesi &ccedil;ok doğal olup, beklentinin dışında bir şey değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Caferi, kardeşinin oğlunun inkar etmeye s&uuml;r&uuml;kleyen tabii sebepler &ccedil;oktu. Bu sebepleri ş&ouml;yle sıralayabiliriz:</p>
<p>
	A) İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın &ccedil;ok malı vardı. Cafer, eğer bu malı ele ge&ccedil;irebilseydi bir &ccedil;ok nefsani isteklerine ve maddi arzularına kavuşacaktı.</p>
<p>
	B) İmam Askeri (a.s)&rsquo;ın şiaların i&ccedil;inde &ouml;yle b&uuml;y&uuml;k ve değerli bir makam vardı ki, şiirler her t&uuml;rl&uuml; şahsi ve toplumsal işlerinde onu kendilerine mukaddem eder, ona itaat ederlerdi. O&rsquo;nun rızasını Allah&rsquo;ın rızası ve gazabını Allah&rsquo;ın gazabı olarak kabul ederlerdi.</p>
<p>
	C) İmam Hasan Askeri (a.s) şiilerin maddi ve manevi işlerinin mercii ve ve sorumlusu idi. Şiilerin hepsi zekat ve humuslarını ilahilar vazife olarak Ona veya Onun vekillerine teslim ederlerdi. O da m&uuml;stehak olanlara ulaştırırdı. Cafer, şiilerin İmam Askeri (a.s) dan sonra bu paraları onun halifesine vereceklerini biliyordu. Bu kadar tahrik edici sebepleri g&ouml;ren Cafer &ldquo;Mehdi&rdquo; (a.s) inkar ediyorsa, acaba onun s&ouml;z&uuml;n&uuml; ve şahitliğini kabul etmek doğru mudur?</p>
<p>
	Caferin inkarını delil olarak kabul edenler ger&ccedil;ekte Hz. Muhammed (s.a.a)&rsquo;ın peygamberliğini inkar eden Ebu Leheb&rsquo;in inkarını delil olarak kabul eden bir kısım yahudi ve hıristiyanlar gibidirler. Hz. peygamber (s.a.a)&rsquo;in amcası Ebu Leheb, O&rsquo;nun (s.a.a) peygamber olduğunu ispat eden mucizeleri g&ouml;rmesine rağmen yine de Hz. Muhammed (s.a.a)&rsquo;in peygamberliğini inkar ediyrodu Halbuki Cafer ve Cafer gibilerin ger&ccedil;eği keşfetmesi &ccedil;okdu kolay bir şey değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ger&ccedil;ek bu gibi insanlardan gizli tutuluyordu.</p>
<p>
	Kısaca şunu demek istiyorum, bu konuyu kabul etmeyenler Cafer b. Ali veya Ebu Cehl veya Ebu Lehebin inkarlarını delil olarak getirmezler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar ne tarafsız bir alim ve nede islam fakihidirler. Aksine onlar avam ve cahillerdendirler.</p>
<p>
	3) Şii tarih yazarları ve şii olmayan tarih&ccedil;iler Cafer b. Ali&rsquo;nin yaşam ve ahlakını onun kardeşinin oğlu &ldquo;Mehdi&rdquo; (a.s)&rsquo;ı inkar etme sebeplerini ve neden halifeyi İmam Mehdi (a.s)&rsquo;a ve şiilerine karşı tahrik ettirdiğini nakletmişlerdir. Eğer bende onları burada nakledersen durum a&ccedil;ığa &ccedil;ıkacak ve Caferin k&ouml;t&uuml; niyyetini herkes anlayacaktır. Ama bir ka&ccedil; sebepten dolayı bunları aktaramıyorum. Bu sebeplerden biri şudur: Bug&uuml;n Caferin soyundan gelen bir &ccedil;ok insan var ki onlar İmam Mehdi (a.s) ve Onun y&uuml;ce makamını kabul edip, iman getirmişlerdir. Hatta yaptığım araştırmalar sonucunda diyebilirim onların hepsinin inancının &ldquo;imamiyye&rdquo;nin inancı gibi olduğunu g&ouml;rd&uuml;m. Onlar İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın yaşadığını ve zuhurunu beklediklerini s&ouml;yl&uuml;yorlar. İslami inan&ccedil; ve insanın halaki yapısı, onların ge&ccedil;mişini burada a&ccedil;ıp, daha fazla rencide etmememi gerektirmektedir.</p>
<p>
	Sonra burada verdiğim cevaplar, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın oğlunun olduğunu inkar eden &ldquo;Mutezili&rdquo;, &ldquo;Haşeviye&rdquo;, &ldquo;Zeydiye&rdquo;, &ldquo;Hariciler&rdquo; ve &ldquo;Murcie&rdquo; gibi dar d&uuml;ş&uuml;nceli fırkalar i&ccedil;in yeterlidir. Caferin yaşamına ve ahlağına ayrıca değinmeye gerek yoktur.</p>
<h2>
	&Uuml;&Ccedil;&Uuml;NC&Uuml; ELEŞTİRİN VE CEVABI</h2>
<p>
	Eleştirmen ş&ouml;yle diyor: İmam Hasan Askeri (a.s) &ouml;l&uuml;m d&ouml;şeğinde iken annesi &ldquo;Hadis&rdquo; (&Uuml;mm-&uuml;l Hasan)&rsquo;e vakıflarını ve mallarını vasiyet etmiş onlarda tasarruf etme hakkını ona vermiştir. Bu İmam Askeri (a.s)&rsquo;ın oğlu olmadığının delilidir.</p>
<p>
	Bu eleştiri de zayıf ve temelsizdir. Buna dayararak İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın oğlunun olmadığı ispat edilemez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İmam Askeri (a.s) annesine vasiyette bulunmuşsa bunun sebebi oğlunun doğumunu gizlemek, onun kanının d&ouml;k&uuml;lmesini helal bilenlerden saklamak i&ccedil;indi. Eğer vasiyetinde ondan bahseder veya onun kedisine direk olarak vasiyet etseydi, o zaman asıl ve y&uuml;ce hedef olan &ldquo;Mehdi&rdquo; (a.s)&rsquo;ın gerekli ve m&uuml;nasip bir zamana kadar korunması hedefi tehlikeye d&uuml;şerdi. Hatta İmam (a.s) vasiyetinde halifeye yakın olan &ldquo;Mevla Vasık&rdquo;, &ldquo;Mevla Muhammed b. Me&rsquo;mun&rdquo; ve &ldquo;Feth b. Abdrabbih&rdquo; gibi saray adamlarının adının da getirdi ki, vasiyet Abbasiler tarafından muteber sayılsın ve oğlunun varlığını hususunda ş&uuml;phe uyanmasın. Bu şekilde onların &ldquo;Mehdi&rdquo; (a.s)&rsquo;ı aramalarına engel olmak ve şiileri onun varlığına ve imametine inanma ittihamından uzak tutmak istiyordu.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	Yukarıda s&ouml;ylenenlerden şu anlaşılmaktadır: Her hangi Birisi, İmam Askeri (a.s)&rsquo;ın anesine yaptığı vasiyeti dayarak İmamiyyenin inancını batıl etmeye &ccedil;alışır ve İmam (a.s)&rsquo;ın gizlide yaşayan oğlunu inkar ederse bu durum onun d&uuml;ş&uuml;nme ve anlama kapasitesinden yokson olduğunu g&ouml;stermektedir. Bu şahısın &ouml;nemli işlerde tedbir alan akıllı insanların matodundan haberi yoktur. İnsanlar, işlerinde her zaman b&ouml;yle yollara başvurular.</p>
<h2>
	MANSUR, 6. İMAM (A.S)&rsquo;IN VASİSİ OLUYOR</h2>
<p>
	Şii tarih&ccedil;ilerinin hepsi ş&ouml;yle yazıyorlar: Şiilerin 6. İmamı İmam Cafer b. Muhammed vefatı esnasında 4. kişiyi kendisine vasiy olarak se&ccedil;ti.</p>
<p>
	Birincisi zamanın halifesi Mansur, ikincisi halifenin veziri Rabi&rsquo;, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; hanım Hamide Berberi, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml; ise oğlu İmam Musa Kazım (a.s) dır.</p>
<p>
	Bu d&ouml;rd&uuml;ne b&uuml;t&uuml;n mal ve vakıflarından tasarruf etme hakkı verdi. &Ouml;teki &ccedil;ocuklarının vasilik iddiasında bulunacağını bileliği i&ccedil;in vasiyetinde onlardan onların ismini vasiyetinde zikretmiş olsaydı s&ouml;zkonusu bu durum onların iddialarını g&uuml;&ccedil;lendirecekti. Eğer İmam Musa Kazım (a.s) fazilet, kemal, z&uuml;hd ve rehberlikte meşhur olmayıp, İmam Mehdi (a.s) gibi tanınmamış olsaydı ş&uuml;phesiz ki İmam Cafer-i Sadık (a.s) onun adını vasilerinin i&ccedil;inde getirmezdi. İmam Cafer-i Sadık (a.s)&rsquo;ın vasiyeti bu şekilde etmesi, ger&ccedil;elk vasi ve halifesi olan İmam Musay-ı Kazım (a.s)&rsquo;ı korumak, Mansurun hususiyetinden uzak tutmak i&ccedil;indi.</p>
<p>
	Bu olay, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ı zamanın rejiminin zararlarından korumak i&ccedil;in gizlemesi geretiğini başka bir delildir.</p>
<h2>
	D&Ouml;R&Uuml;N&Uuml;C&Uuml; ELEŞTİRİ VE CEVABI</h2>
<p>
	Eleştirmen 4. eleştirisinde ş&ouml;yle diyor: İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunu duyduğu endişeden dolayı gizlemişi kimseye Onun doğumnu ve yaşamını bildirmemişse, &ouml;yleyse bunu kendisinden &ouml;nceki İmamlar (a.s)&rsquo;ın da yapması gerekirdi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;nceki İmamlar (a.s) kendi zamanlarındaki halifeler tarafından daha &ccedil;ok baskı altında olup, tehdit ediliyorlardı. Halifelerin İmamlar (a.s) ve şiilere karşı davranış daha şiddetli idi. Ama İmam Hasan Askeri (a.s) ve oğlunun zamanında şiiler daha &ccedil;ok ve daha zengindiler; dolayısıyla endişlemesine gerek yoktu.</p>
<p>
	Bu eleştiri de &ccedil;ok temelsiz bir eleştiridir. İmam Askeri (a.s)&rsquo;ın oğlunun doğumunu ve yaşadığını gizlemesi ve şiilere bile Onun adını s&ouml;ylememesi hatta işaret edilmesine dahi izin vermemesinin sebebi şudur. Halifeler &ouml;nceki İmamların (a.s) saltanat işlerine karışmadıklarını ve onların aleyhine silahlı kıyamlara izin vermediklerini biliyorlardı. İmamlar şialara tekiyye etmelerini tavsiye ediyorlardı. İmamları kendi yakınlarından bazıları silahlı m&uuml;cadele etmek istediklerinde bunu şiddetle kınıyor ve bir ka&ccedil; şart ger&ccedil;ekleşmeden silahlı m&uuml;cadelenin yapılmayacağını s&ouml;yl&uuml;yorlardı. Bu olaylar şunlardı:</p>
<p>
	1) &Ouml;ğle vakti g&uuml;neşin durması</p>
<p>
	2) G&ouml;kten &ouml;zel bir şahsın adının işitilmesi</p>
<p>
	3) Beyda&rsquo;da bir ordunun toprağa g&ouml;m&uuml;lmesi</p>
<p>
	Bu olaylar ger&ccedil;ekleştiği zaman son hak rehber zalim ve batıl devletleri yok etmek i&ccedil;in silahlı m&uuml;cadelesini başlatacaktır. Bu y&uuml;zden o zamanın halifeleri imamlar (a.s)&rsquo;ın varlığına ve onları tebliğ edenlere &ccedil;ok ehemmiyet vermezlerdi. Ayrıca silahlı kıyamlara yeltenen veya silahlı kıyamlara olumlu cevap veren şii &ccedil;ok azdı.</p>
<p>
	Ama İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın vefatından sonra artık İmamların (a.s) sessizlik d&ouml;nemi bitiyor ve sılahlı kıyamı başlatacak bu işi kesinlikle yapacak imam (a.s)&rsquo;ın d&ouml;nemi başlıyordu. Bu durum, Onun (a.s) yakalanıp şehid edilmesi sebebini şiddetlendiriyordu. İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın d&ouml;nemindeki halifeler, eğer Onu &ouml;ld&uuml;r&uuml;rlerse &ouml;nemli ve tehlikeli bir kıyamı yokedeceklerdi.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<h2>
	BEŞİNCİ ELEŞTİRİ VE CEVABI</h2>
<p>
	Eleştirmen ş&ouml;yle diyor: İmam Mehdi (a.s)ın doğumundan bu g&uuml;ne kadar uzun bir s&uuml;re ge&ccedil;mesine rağmen kimse O&rsquo;nu g&ouml;rmemiş, yakınlarındanda hi&ccedil; Onun nerede olduğu hususunda bilgisi yok. Bu durum normalın dışında olan bir şeydir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bir insan, d&uuml;şmanın korkusundan veya başka bir sebepten dolayı gizleniyorsa, onun gizlenme s&uuml;resi genellikle 20 yıldan &ouml;teye ge&ccedil;mez. Sonunda gizlendiği yerin neresi olduğu bilinir. Hatta gizli oluğu bu s&uuml;re i&ccedil;inde yakınları ve g&uuml;vendiği dostları onu g&ouml;rmeye gider, onun durumundan haberdar olurlar.</p>
<p>
	Bu eleştiride bir ka&ccedil; y&ouml;nden rededilmiştir:</p>
<p>
	1) Şiilerden g&uuml;venilir bir grup İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın&nbsp; sırdaşı olup, Onunla şiilerin arasında vasıta idiler. Onları, İmam Mehdi (a.s)&rsquo;la g&ouml;r&uuml;ş&uuml;p, Ondan &ccedil;eşitli h&uuml;k&uuml;m ve meseleler nakletmişlerdir. Şiilerden aldıkları malları İmam (a.s)&rsquo;a teslim ediyorlardı. Osman b. Saide Amri, onun oğlu Muhammed b. Osman bu g&uuml;venilir vasıtalardandır. Yine &ldquo;Beni Said&rdquo; ve &ldquo;Beni Mehziyar&rdquo; Ahvazda, &ldquo;Ben-il Rukuli&rdquo; Kufede, &ldquo;Ben-i Nevbaht&rdquo; Bağdatta ve bazılarıda Kum, Kazvin v.s. b&ouml;lgelerdeki vasıtalardandırlar.Onların hepsi İmamiyye ve Zeydiye&rsquo;nin i&ccedil;inde meşhur olup, Ehl-i S&uuml;nnetin &ccedil;oğunluğu tarafındanda tanınmaktadırlar. Onlar akıllı, emin, d&uuml;ş&uuml;nen, bilgin ve siilerin ve şii olmayanların itimat ettiği insanlardı. Hatta halifeler bile onlara saygı g&ouml;sterirlerdi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Onlar faziletli ve adildiler. &Ouml;yleki halife d&uuml;şmanların onlara ettiği ittihamlara asla itina etmezdi. Onlar hassas olan siyasi inan&ccedil; ve g&ouml;r&uuml;şleri beyan etmezlerdi. D&uuml;şmanın eline bahane verecek hi&ccedil; bir s&ouml;z s&ouml;ylemezlerdi.</p>
<p>
	2) Daha Mehdi (a.s) d&uuml;nyaya gelmeden yıllar &ouml;nce peygamber (s.a.a) ve İmamlar (a.s), Onun kıyam etmeden &ouml;nce biri k&uuml;&ccedil;&uuml;k biri de b&uuml;y&uuml;k olmak &uuml;zere iki ğaybetinin olacağını olacağını haber vermişlerdi. B&uuml;y&uuml;k gaybeti &ccedil;ok uzun olacaktır. Ğaybet-i Suğra (k&uuml;&ccedil;&uuml;k ğaybet)da &ouml;zel dostları Onun haberlerini yerini başkalarına s&ouml;yleyeceklerdir. Ğaybet-i Kubra (b&uuml;y&uuml;k ğaybet) da ise m&uuml;&rsquo;min ve takvalı insanların dışında kimse Onun yerini bilmeyecek, Ondan haber alamayacaktır.</p>
<p>
	Bu konudaki hadisler, İmam Askeri babası ve ceddi (a.s) daha d&uuml;nyaya gelmeden şiilerin hadis kitaplarında nakledilmiştir. İki ğaybetin ger&ccedil;ekleşmesi, bu hadislerin ve İmamiyyenin inancının doğru olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>
	3- Dini bir gereklilikten dolayı g&ouml;zlere g&ouml;r&uuml;nmeyen bir insanın hangi delile dayanarak mutlaka yakınları veya g&uuml;vendiği dostları tarafından yerinin bilinmesi gerektiği iddia olunuyor? Bir &ccedil;ok insan vardı ki gizlendikleri zaman kimsenin haberi olmadı. Bu gibi insanların bazılarını aşağıda &ouml;rnek olarak getiriyoruz:</p>
<p>
	A) M&uuml;sl&uuml;man ve m&uuml;sl&uuml;man olmayan tarih&ccedil;ilerin hepsi, semavi dinlerin takip&ccedil;ilerinden Hz. Musa (a.s)&rsquo;dan &ccedil;ok &ouml;nce gelen Hızır (a.s) adında bir peygamberin g&ouml;zlerden saklandığını ve bu g&uuml;ne kadarda yaşadığını naklediyorlar. Kimse onun yerini keşfedememiş, onunla irtibatı olanlardan daha onun hakkında haber alammıştır. Sadece Kur&rsquo;an-ı Kerim onunla, Hz. Musa (a.s) arasında ge&ccedil;en bir olayı kısaca aktarmıştır. Bazı tarih&ccedil;ilerde, Onun takvali insanlardan bazılarına tanınmayan bir şekilde g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; s&ouml;yl&uuml;yorlar. Halkın da bir kısmı ş&ouml;yle diyor: Bazı takvalı insanlar onu g&ouml;rm&uuml;şlerdir, ama tanıyamamışlardır. Ondan ayrıldıktan sonra, O şahsın Hz. Hızır (a.s) olduğunu anlamışlardır.</p>
<p>
	B) Kur&rsquo;an, Hz. Musa (a.s)&rsquo;ın Firavun rejiminin vatanından ka&ccedil;ıp gizlendiğini bu uzun s&uuml;re i&ccedil;inde kimsenin Onun şahsından ve yerinden haberi olmadığını beyan ediyor. Ancak peygamberliğe se&ccedil;ildikten kavmini davet i&ccedil;in Mısır&rsquo;a geri d&ouml;nd&uuml;.</p>
<p>
	C) Kur&rsquo;an-ı Kerim, &ldquo;Yusuf&rdquo; suresinde Hz. Yusuf (a.s)&rsquo;ın hikayesini ve Onun kayboluşunu beyan etmektedir. Bu olay babası Hz. Yakup (a.s)&rsquo;ın kayboluşunu beyan etmektedir. Bu olay babası Hz. Yakup (a.s)&rsquo;ın peygamber olduğu ve kendisine vahiy nazil olduğu zaman ger&ccedil;ekleşmiştir. Kur&rsquo;an Hz. Yusuf (a.s)&rsquo;ın kayboluşunu, baba ve kardeşlerinin hi&ccedil; bir şekilde ondan haberleri olmadığını kaybolduğu sırada Onun Mısırın padişahı olduğunu buyuruyor. Kardeşleri defolaraca onu g&ouml;rm&uuml;ş ondan eşya almış ve onunla sohbet etmelerine reğmen kaybolan kardeşleri olduğunu anlayamamışlardır. Hz. Yakup oğlu Hz. Yusuf i&ccedil;in yıllarca ağladı. Bu ayrılık Hz. Yakup&rsquo;un bekini b&uuml;k&uuml;p zayıflattı. Sonunda g&ouml;zleri k&ouml;r oldu. Neticede birbirlerine kavuştular.</p>
<p>
	D) Hz. Yunus (a.s)&rsquo;ın hikayesi de şaşırta hikayelerden biridir. Hz. Yunus (a.s) bir m&uuml;ddet kavmine tebliğ etti. Kavmi Onu dinlemiyor ve Onunla alay ediyorlardı. Sonra onlarıne elinden firar etti. Onların arasından ayrıldığı s&uuml;re i&ccedil;inde Allah&rsquo;tan başka kimse onun yerini bilmedi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah onu bir balığın karnında saklamıştı. Hz. Yunus burada uzun bir s&uuml;rel kaldı. Daha sonra Onu balığın karınından &ccedil;ıkarıp, sahilde bir ağacın altına attı. Hz. Yunus (a.s) ağacı ve o yeri tanımıyorud. Bu şekilde kaybolmak normalın dışında olan bir şeydir. Ama bu olay Kur&rsquo;an&rsquo;da beyan edilmiş ve b&uuml;t&uuml;n semavi dinlerin takip&ccedil;ileri bunu tarih kitaplarında nakletmişlerdir.</p>
<p>
	E) Bundan daha şaşırtıcı şey Ashabı Kehf&rsquo;in hikayesidir. Onların kavimlerinden ayrılıp, mağaraya gitmelerini Kur&rsquo;an nakletmiştir. Kur&rsquo;an bu hikayeyi ş&ouml;yle anlatıyor: Onlar, k&ouml;pekleriyle beraber mağaraya gittiler. K&ouml;pekleri mağaranın ağzında başını &ouml;n ayaklarının &uuml;st&uuml;ne koyup oturdu. Onlar 309 yıl mağarada kaldılar. Normal olarak uyuyan bir insan gibi o tarafa bu tarafa d&ouml;n&uuml;yorlardı. Bu s&uuml;re i&ccedil;inde g&uuml;neşin onlara yansıması ve r&uuml;zgarın &uuml;stelerine esmesi bir zarar vermemiş ve salim kalmışlardır. Benden telerinde hi&ccedil; bir zayıflık ve kokuşma olmamıştı. Sonra Allah-u Teala onları uyandırdı. İ&ccedil;lerinden birini kendi zamanlarının ge&ccedil;erli olan parasıyla yiyecek alması i&ccedil;in şehire g&ouml;nderdiler.</p>
<p>
	Kur&rsquo;an&rsquo;ın uyurduğu gibi bu s&uuml;re i&ccedil;inde kimsenin onlardan haberi yoktu.</p>
<p>
	B&ouml;yle bir olay normal olarak imkansız bir şeydir. Ama eğer Kur&rsquo;an&rsquo;da a&ccedil;ıkca gelmeseydi bu olayı maddecilerin inkar ettiği gibi bizim muhaliflerimiz de mutlaka inkar ederlerdi.</p>
<p>
	F) Şaşırtıcı olaylardan bir başkası Uzeyr (veya başka bir rivayete g&ouml;re Urmiya)in hikayesidir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Onun hikayesi Kur&rsquo;an&rsquo;da ve &ouml;teki semavi kitaplarda gelmiştir. Yahudiler ve hıristiyanlar onun peygamber olduğuna inanıyorlar. Olayın &ouml;zeti ş&ouml;yledir: O bir şehirden ge&ccedil;iyordu. O şehirin yıkılıp, viraneye d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;rd&uuml;. Kendi kendisine ş&ouml;yle dedi: Allah, yıllar &ouml;ncesinden &ouml;len ve hi&ccedil;bir eseri klmayan insanları nasıl diriltmektedir?</p>
<p>
	Allah onları nasıl dirilteceğini ispatlamak i&ccedil;in onu 100 yıl &ouml;l&uuml; bırakmıştı. Sonra diriltti. Yanında getirdiği yiyecekleri bozulmamış eşeğide ilk otlar halinde &ouml;ylece kalmıştı. Onlarda hi&ccedil; değişiklik olmamıştı.</p>
<p>
	Allah ş&ouml;yle buyurdu: Yiyeceğine bak hi&ccedil; bozulmamış. &Ouml;l&uuml; insanların bedenlerine de bak, onun zerrelerini topraktan &ccedil;ıkarıyor, bir birlerine ekliyor ve onlara et giydirerek ilk haline getiriyoruz. Uzeyr, &ouml;l&uuml;lerin dirilme olayını g&ouml;r&uuml;nce ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Allah&rsquo;ın g&uuml;c&uuml;n&uuml;n herşeye yettiğini anladım.&rdquo;</p>
<p>
	Daha &ouml;ncede s&ouml;ylediğimiz gibi bu hikaye Kur&rsquo;an&rsquo;da gelmiştir. Kitap ehli&rsquo;de buna inanıp, onu nakletmişlerdir. Bu olayında normal şartlarla uyuşan hi&ccedil;bir yanı yoktur. Bu y&uuml;zden maddeciler onu şiddetle inkar etmişlerdir. Halbuki İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın ğaybeti akıla ve normala daha uygundur. Bu hikayenin benzeri dinlerin tarihini anlatan kitaplarda &ccedil;ok nakledilmiştir.</p>
<p>
	Tarih yazarları ş&ouml;yle naklediyorlar: Fars padişahları &uuml;lkelerinin durumunu g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alarak uzun zamanlar haklarından gizleniyorlardı ve bu ğaybet s&uuml;resi i&ccedil;inde kimse onların yerini ve durumunu bilmemekteydi. Uzun bir s&uuml;re sonra &uuml;lkelerine d&ouml;n&uuml;yorlardı. Bu olayların benzeri Hind ve Rum padişahlarının i&ccedil;inde de vardı. Onlarda tarih kitaplarında nakledilmiştir. Bunların hepsi normalın dışında olan şeylerdir. Biz onları burada aktarmayacağız. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; cahil eleştirici, bunları sırf normalın dışında olduğu i&ccedil;in inkar edecektir. Bu y&uuml;zden sadece Kur&rsquo;an&rsquo;daki hikayeleri naklettik. Bu hikayelerde kimsenin ş&uuml;phesi yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;sl&uuml;manların hepsi onu Allah&rsquo;ın bilip, doğruluğun da birlik etmişlerdir.</p>
<h2>
	ALTINCI ELEŞTİRİ VE CEVABI</h2>
<p>
	İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın oğlunun h.k. 260&rsquo;lı yıllarda d&uuml;nyaya gelmesi h.k. 1411 yılında olduğumuz bu yıla kadar yaşaması ve hi&ccedil; bir şekilde zayıf yaşlı ve g&uuml;&ccedil;s&uuml;z olmaması imkansız bir şeydir.&Ouml;zellikle imamiyyenin iddiasına g&ouml;re zuhur edeceği zaman tam bir gen&ccedil;, aklı kamil ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; olacaktır. Bu normalın dışında olan bir şeydir.</p>
<p>
	Bu eleştiride &ouml;ncekiler gibi zayıf bir eleştiridir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iddia ger&ccedil;i bu asırdaki insanların şartlarının aksinedir ama hi&ccedil; bir şekilde ge&ccedil;miş asırlardaki insanların şartlarının zıddına değildir. Şimdi ger&ccedil;eğin iyi anlaşılabilmesi i&ccedil;in &ouml;m&uuml;rleri b&ouml;ylesine uzun olanları şahit olarak getireceğim:</p>
<p>
	1) Alim ve tarih&ccedil;ilerin hepsi Hz. Adem (a.s)&rsquo;ın &ouml;mr&uuml;n&uuml;n yaklaşık 1000 yıl olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar. Halbuki yaratıldığı g&uuml;nden, ta &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; g&uuml;ne kadar onda asla bir değişiklik olmamıştı. &Ccedil;ocukluk, gen&ccedil;lik, yaşlılık kudret ve ilmin azal &ccedil;oğulması gibi insanlarda normal olan onda olmadı. &Ouml;l&uuml;nceye kadar bir yaratılış ve surette idi.</p>
<p>
	&Ccedil;ok acap olan bir başka nokta, onun &ouml;teki insanlar gibi yaratılışı bir anne ve babadan değildi. Alluh-u Teala, Onu topraktan yarattı.</p>
<p>
	2) Kur&rsquo;an, Hz. Nuh (a.s)&rsquo;ın 950 yıl, kavmini Allah&rsquo;a topmaya davet ettiğini a&ccedil;ık&ccedil;a buyurmaktadır. Ondan &ouml;ncede uzun yılları yaşamıştı. Ama ne zayıflamış, ne yaşlanmış, ne g&uuml;&ccedil;s&uuml;zleşmiş ve nede aciz ve cahil olmuştur. M&uuml;sl&uuml;man bilginler Hz. İbrahim (a.s)&rsquo;dan &ouml;ncesine kadar insanların yaşlanmadığını s&ouml;yl&uuml;yorlar.</p>
<p>
	Bu konuyu maddeciler inkar etmektedirler. Ama semavi dinlerin takip&ccedil;ileri bunun doğru olduğuna inanıyorlar.</p>
<p>
	3) Tarih Arap ve diğer milletlerin i&ccedil;in de, bir &ccedil;ok uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; insanın yaşama savaşları konuşmaları ve şiirleriyle doludur kimsenin bundan ş&uuml;phesi yoktur.</p>
<p>
	insanların bir kısmının adını &ldquo;el- izah fil- İmamet&rdquo; adlı kitabımda getirdim. Onların hepsinin adını &ouml;ğrenmek isteyenler tarih ve biyografi kitaplarına baş vurabilir. Bu kitapları padişahların, emirlerin, bilginlerin vb. gibilerin k&uuml;t&uuml;phanelerinde bulabilirsiniz. Burada onların hepsinin adını getirme imkanı olmadığından, sadece bir ka&ccedil;ının adını getireceğim.</p>
<p>
	Onlardan biri &ldquo;Lokman b. Aad&rdquo; dır. Tarih&ccedil;ilerin nakline g&ouml;re 3500 yıl yaşamıştır. Bazıları onun &ouml;mr&uuml;n&uuml;n 7 akbabanın &ouml;mr&uuml; kadar olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar. Ş&ouml;yle ki, o akbabalardan birini yoklayıp, dağlık b&ouml;lgede saklayıp, b&uuml;y&uuml;t&uuml;yordu. O &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman bir başkasını yoklayıp terbiye ediyor ve &ouml;l&uuml;nceye kadar saklıyordu. Bu şekilde 7 tane akbabayı &ouml;m&uuml;rlerinin sonuna kadar sakladı. Son akbaba &ldquo;Lebed&rdquo; idi. O en uzun yaşayan akbaba idi.</p>
<p>
	Meşhur şair A&rsquo;şa, Lokman&rsquo;ın hakkında ş&ouml;yle bir şiir yazmıştı:</p>
<p>
	Kendin i&ccedil;in yedi tane akbabayı eğittin,</p>
<p>
	Biri gittiği zaman bir başkasını yakaladın</p>
<p>
	O kadar &ccedil;ok yaşadı ki, benim akbabalarım &ouml;lm&uuml;yorlar dedi.</p>
<p>
	Yaşayanların &ouml;mr&uuml; ebede kadar devam edecek mi?</p>
<p>
	Ve son akbaba t&uuml;ylerini d&ouml;kmeye başlayınca dedi ki</p>
<p>
	&Ouml;ld&uuml;n ve A&rsquo;dın oğlunu &ouml;ld&uuml;rd&uuml;n ve sen bunu bilmiyorsun.</p>
<p>
	Uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml;lerden bir başkası Rabi b. Za&rsquo;b b. Vahab b. Buğeyz b. Malik b. Said b. Adiy b. Fezare&rsquo;dir. O, 340 yıl yaşamaıştır. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) de g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r. Şu şiir ona aittir.</p>
<p>
	Kiş geldiği zaman beni &ccedil;ok kouyun</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; kış yaşlı adam g&uuml;&ccedil;s&uuml;z ediyor.</p>
<p>
	Ama kış gidip, g&ouml;k sakinleştiği zaman</p>
<p>
	İnce bir c&uuml;bbe onun i&ccedil;in yeterlidir</p>
<p>
	Birisi 200 yıl yaşadığı zaman</p>
<p>
	Onun b&uuml;t&uuml;n hoşnutluklarının sonu gelmiştir.</p>
<p>
	Uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olanlardan bir diğeri Mustevğer b. Rabia Kaab dır. 333 yıl yaşamıştır. Bu şiiri &ouml;mr&uuml;n&uuml;n uzun olması hakkında yazmıştır.</p>
<p>
	Ş&uuml;phesiz ki &ccedil;ok yaşamaktan bıktım.</p>
<p>
	&Uuml;&ccedil; y&uuml;z yıl boyunca &ouml;m&uuml;r ettim</p>
<p>
	Y&uuml;z yıl daha ardından geldi.</p>
<p>
	Buna ilave olarak ayların g&uuml;nleri &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;nde</p>
<p>
	Yine yaşadım.</p>
<p>
	Eksem b. Seyfi Esedi&rsquo;de uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml;lerdendir. O, 380 yıl yaşamıştır peygamber-i Ekrem (s.a.a) zamanında da yaşamış ve ona iman getirmiştir. Ama Resulullah (s.a.a) le g&ouml;r&uuml;şememiştir. Eksem den bir &ccedil;ok tarihi hikayeler &ouml;zl&uuml; s&ouml;zler ve hutbeler naklolmuştur. Bu şiir onundur:</p>
<p>
	Birisi doksan yıl yaşasa ve y&uuml;z yıl,</p>
<p>
	Eğer yaşamdan bıkmamışsa muhakkak ki o cahildir</p>
<p>
	Şimdiye kadar iki y&uuml;z&uuml;n yıl yaşadım</p>
<p>
	Ama bana bir ka&ccedil; gece gibi geldi.</p>
<p>
	Sefi b. Riyah b. Eksem 276 yıl yaşayan bir başka uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; insandır. Babası sabırlı diye meşhur olan Eksem dir. Onun aklı ve fikri asla değişmedi. Mutlemiş Yeşkeri onun hakkında şu şiiri yazmıştır:</p>
<p>
	Sabırlı i&ccedil;in şimdiye kadar yere bastan vurulmadı,</p>
<p>
	Ve insan bilmek i&ccedil;in bir şey &ouml;ğreniyor</p>
<p>
	Zabire b. Said b. Saad b. Sehm b. Amr, 220 yıl yaşayan insanlardan bir diğeridir. Asla yaşlanmadı. İslamın doğuşuna şahit oldu, ama iman getirmedi. Ebu Hatem Rubasi, Utba&rsquo;dan ş&ouml;yle naklediyor: Zabire Sehmi, 220 yaşında &ouml;lmesine rağmen sa&ccedil;lar siyah dişleri ise sağlam kalmıştı. Amcasının oğlu, &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman ş&ouml;yle bir şiir yazmıştır:</p>
<p>
	Zabire Sehmi &Ouml;ld&uuml;kten sonra kim &ouml;l&uuml;m&uuml; tatmayacaktır</p>
<p>
	&Ouml;yle bir halde &ouml;ld&uuml; ki yaşlanmamıştı ve &ouml;lmesi beklenmiyordu.</p>
<p>
	&Ouml;yleyse hazır olun, &ouml;l&uuml;m haber vermeden sizi gelip bulmasın</p>
<p>
	Derid b. Samme &Ccedil;eşmi, 200 yıl yaşayan uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml;lerdendir. İslamın doğuşunu g&ouml;rd&uuml; ama M&uuml;sl&uuml;man olmadı. Huneyn savaşında m&uuml;şriklerin &ouml;nde gelen komutanlarından idi. Orada M&uuml;sl&uuml;manlar tarafından &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;.</p>
<p>
	Muhammed b. Utban b. Zalim b. Zubeydi adındaki şahıs 253 yıl yaşamıştır.</p>
<p>
	Amr b. Hameme-i busi, 400 yıl yaşamıştır. Şu şiir o yazmıştır:</p>
<p>
	O kadar &ccedil;ok yaşadım ki sanki ben,</p>
<p>
	Yılan vurmuş gibi gecesi bitmeyen gibiyim.</p>
<p>
	&Ouml;l&uuml;m hen&uuml;z beni bulmamıştır. Oysa</p>
<p>
	Ge&ccedil;ti &uuml;zerimden o g&uuml;zel ve baharlı yıllar.</p>
<p>
	&Uuml;&ccedil; asır ge&ccedil;irdim şimdiye kadar,</p>
<p>
	Şu anda d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml; de bitmek &uuml;zere.</p>
<p>
	Hars b. Mezamiz Cerhemi uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olan insanlardandır. Aşağıdaki şiir ona aittir:</p>
<p>
	Akabe-i Hacun&rsquo;la Safa arasın hi&ccedil;bir zaman</p>
<p>
	Eksik olmadı kabilemizin i&ccedil;indeki sevfi sanki</p>
<p>
	Geceleri yatmak aralıksız devam etti sanki</p>
<p>
	Ama hayır, Mekkeliydik biz ve yıllar avare etti bizi ve avare etti bizi d&uuml;ş&uuml;ncesiz ve hatalı cedlerimiz.</p>
<p>
	Salman-i Farisi herkesin, hatta M&uuml;sl&uuml;man olmayanların dahi kabul ettiği uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml;lerdendir. M&uuml;sl&uuml;man ve M&uuml;sl&uuml;man olmayan alimlerin &ccedil;oğu onun Hz. İsa (a.s) dahi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; s&ouml;yl&uuml;yorlar. Resulullah (s.a.a) den sonra &Ouml;mer&rsquo;in halifeliğinin ortalarına kadar yaşamına devam etmiştir.</p>
<p>
	İranlı tarih&ccedil;iler, İran&rsquo;ın eski padişahların, &ouml;m&uuml;rlerinin yukarıda adları ge&ccedil;enlerden daha uzun olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar.</p>
<p>
	Onlar ş&ouml;yle yazıyorlar: &ldquo;Ceşn Mehrgan, uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; padişahlardan biridir. O 2500 yıl yaşamıştır.&rdquo;</p>
<p>
	Ben bu padişahların adını &uuml;&ccedil; sebepten dolayı burada getirmedim: Arapların uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olanları farsların kinden daha &ccedil;okur 2) Arapların uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olanları zamanımıza daha yakındılar. 3) Arap alimleri, bu insanların (yani uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; arapların) yaşadığı konusunu kabul ediyorlar. Ama farslar, fars padişahlarının b&ouml;ylesine uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olup-olmadıkları konusunda ihtilafa d&uuml;şm&uuml;şlerdir. Bazıları kabul ediyor bazıları ise reddediyorlar.</p>
<p>
	Yukarıda adını saydığımız insanlar tarih kitaplarında adları ge&ccedil;en uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; insanlardan bazılarıdır. İnsanların uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olmasının imkan konusunda kimsenin ş&uuml;phesi yoktur. B&ouml;yle bir şeyin ger&ccedil;ekleştiği de kesindir. Uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; insanların olamayacağını s&ouml;yleyenler, sadece Allah&rsquo;ı inkar edenlerle bazı astronomlardır. Ama semavi dinlerin takip&ccedil;ilerin hepsi bunu kabul ediyorlar.</p>
<h2>
	YEDİNCİ ELEŞTİRİ VE CEVABI</h2>
<p>
	Eleştirmen ş&ouml;yle diyor: İmamın toplumdaki rol&uuml; İslamın şeriatını ve &uuml;mmetin korumdetır. Eğer imimiyyenin dediği gibi imam gaybete &ccedil;ekilirse b&uuml;t&uuml;n ceza ve h&uuml;k&uuml;mlerin askıya alınması gerekir. &Ouml;rneğin cihad ve buna benzer bir &ccedil;ok h&uuml;km&uuml;n emrini sadece imam verir, oda olmayınca bu emri verecek kimse kalmaz ozaman da artık ona ihtiya&ccedil; klmıyacaktır. Dolayısıyla b&ouml;yle bir imamın varlığıyla yokluğu arasında fark s&ouml;z konusu değildir.</p>
<p>
	Bu eleştiri de bir ka&ccedil; sebepten dolayı temelsizdir:</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
	1) &nbsp;Hakka davet ve İslam&rsquo;ı tebliğ etmek herhangi bir şahısla sınırlı değildir. Bu b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların vazifesidir. Acaba Şiiler şimdiye &uuml;stlenmemişler midir? İmamın şahsın bu işi &uuml;stlenmesine gerek yoktur. Peygamberlerin daveti de her zaman takip&ccedil;ilerinin ve m&uuml;minlerin &uuml;zerine olmuştur. Davet bu y&ouml;ntemle de olabilir. İmamlar (a.s)&rsquo;ın tebliğ i&ccedil;in uzaklara gitmelerine veya başkalarının onların yanına gelmelerine ihtiya&ccedil; yoktur.</p>
<p>
	Ceza ve h&uuml;k&uuml;mlerin uygulanması ve d&uuml;şmanlarla cihad etme konusuna gelince, bunlarda yine vakiller ve komutanların tarafından uygulanır. Bu işlerde hi&ccedil; bir zaman İmamlar (a.s)la sınırlı değildir. Bu y&uuml;zden peygamberlerin zamanında da vekiller ve komutanlar ciddi bir şekilde bu işleri yapıyorlardı. Bu işleri mutlaka kendimiz yapacağız demiyorlardı.</p>
<p>
	Şimdiye kadar anlattıklarımızdan şu anlaşılmaktadır: Şeriat ve İslam&rsquo;ın kanunlarını korumak ve gerektiği şekilde tebliğ etmek i&ccedil;in imamın varlığına ihtiya&ccedil; vardır. Eğer bu işleri &uuml;stlenecek birileri varsa İmam bu işi onlara bırakabilir veya kendisini gizleyebilir. Ama &uuml;mmetten hi&ccedil; kimse bu işi yapmaz ve hepsi hak ve doğru yoldan sapsalar o zaman imamın gizli kalmaya hakkı yoktur. Aksine ortaya &ccedil;ıkmalı ve şahsen bu işleri &uuml;stlenmelidir.</p>
<p>
	Bu konuun kendisi İmamın gerekli oluşunun felsefesini akli y&ouml;nden teşkil ispat etmektedir.</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
	2) &nbsp;Akli a&ccedil;ıdan &uuml;mmetin hidayeti şeriat konularının ve emniyetin sağlanması i&ccedil;in Allah&rsquo;ın bir imam g&ouml;ndermesi farzdır. Eğer &uuml;mmet z&uuml;lme başvurup imamı &ouml;ld&uuml;rme amacını g&uuml;derse veya onun işlerine engel olmak isterse o zaman imam gayba &ccedil;ekilir ve &uuml;mmet i&ccedil;erisindeki işlerini durdurur. Buna sebep olan şeyde &uuml;mmetin bu tutumudur. Bunda &uuml;mmet su&ccedil;ludur. Doğacak her fesattan da yine &uuml;mmet sorumludur. Eğer Allah-u Teala&rsquo;nın kendisi İmamı vefat ettirir yada onu g&ouml;revlendirmezse bu karışıklığın sebebi olur. Bu durumda su&ccedil;lu ve sebep Allah olacaktır. Ama Allah-u Teala her t&uuml;rl&uuml; karışıklık ve fesattan m&uuml;nezzehtir. &Ouml;yleyse bu karışıklık ve fesadın asıl etkeni &uuml;mmetin kendisidir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<h2>
	SEKİZİNCİ ELEŞTİRİ VE CEVABI</h2>
<p>
	Eleştirmen ş&ouml;yle diyor: İmamiyyenin gaib imam yani Hz. Mehdi (Aleyhisselam) hakkındaki iddiasının benzeri başka gruplarda da mevcuttur. Ama imamiyye onları kabul etmemektedir.</p>
<p>
	&Ouml;rneğin subaiyye fırkası Hz. Ali (Aleyhisselam) hakkında ş&ouml;yle diyor: Hz. Ali (Aleyhisselam) &ouml;lmedi, O gizli olarak yaşıyor.</p>
<p>
	Başka bir fırka olan Kisaiyye ş&ouml;yle diyor: Muhammed bin Hanefiyye &ouml;lmemiştir. O insanlardan gizli olarak normal yaşamını s&uuml;rd&uuml;rmektedir uygun bir zamanda zuhur edecektir.</p>
<p>
	Navusiye fırkasının ise ş&ouml;yle bir iddiası vardır. Cafer bin Muhammed hayattadır. Belirli bir zamanda zuhur edip silahlı bir kıyam edecektir.</p>
<p>
	İsmailiye fırkası İsmail bin Cafer bin Muhammed&rsquo;in asıl Mehdinin O olduğunu ve bir g&uuml;n ortaya &ccedil;ıkıp kıyam edeceğini iddia etmektedir.</p>
<p>
	İsmailiye fırkasına mensup bir takım insanlarda ş&ouml;yle demektedir: Muhmmed bin İsmail bin Cafer şu ona kadar yaşamaktadır.</p>
<p>
	Zeydiyye fırkası dahi imamları hususunda aynı g&ouml;r&uuml;ş&uuml; savunmaktadırlar. Hatta şahidenilen yer de atından d&uuml;ş&uuml;p &ouml;len Yahya bin &Ouml;mer hakkındada bu iddiayı yapmaktadırlar.</p>
<p>
	İmamiyye b&uuml;t&uuml;n fırkaların g&ouml;r&uuml;şlerini reddederek hepsini batıl olarak kabul etmektedir. &Ouml;yleyse imamiyyenin Hz. Mehdi (a.s) konusundaki iddiasıda batıldır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&uuml;t&uuml;n bu gurupların iddialarını batıl etmek i&ccedil;in ortaya attığı deliller kendileri i&ccedil;inde ge&ccedil;erlidir. Dolayısıyla kendi inan&ccedil;larıda batıl sayılmalıdır.</p>
<p>
	CEVAP:</p>
<p>
	Bu eleştiride yersiz ve temelsizdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&uuml;t&uuml;n bu fırkaların gaybına inandığı kimselerin &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; kati ve aşikar olan delillerle ispat olunmuştur. Sozkonusu gaybetine inanılan bu insanların hepsi imamların soyundan gelmişlerdir ve bunlarddan sonra gelen imamlar bunların &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne şahit olmuşlardır.</p>
<p>
	Ayrıca bu şahısların &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne dair diğer tarihi kaynaklarda da mevcuttur. Bunlar kesin olarak yakine eriştirecek delillerdir ve ş&uuml;pheye yer verecek hi&ccedil; bir durum yoktur. Kesin olan ve vuku bulmasında asla ş&uuml;phe edilmeyen işleri inkar etmek akıl sahipleri batıl saymakta ve reddetmektedirler. Bu insanların &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; gerek belgelemektedir. Ama İmam Mehdi (a.s) &ouml;l&uuml;m&uuml;ne dair hi&ccedil; bir delil ve senet mevcut değildir. :Diğer fırkaların inandıkları şahıslar bu d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;&uuml;p gitmişlerdir. Ama imam Mehdi (a.s) bu d&uuml;nyada yaşamına devam etmektedir. Diğer fırkaların iddiaları tarihi belgelerden yoksun ve hissi bir &ouml;zellik taşımaktadır. Ama İmamiyenin g&ouml;r&uuml;ş&uuml; bunun tam aksinedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&uuml;t&uuml;n tarihler İmam Mehdi (a.s) varlığını ve yayadığını inkar etmemektedir. Dolayısıyla diğer fırkalarla imamiyyeyi Mukayese etmek akıl karı bir iş değildir ve yapılan bu eleştiri de delilsiz ve burhansız olup hakikati tahrif etmekten &ouml;te bir şey değiştir.</p>
<p>
	Ayrıca İmamiyye bu iddiaları gaybet m&uuml;ddetinin uzunluğundan veya bu gibi gaybetlerin m&uuml;mk&uuml;n olamayacağından dolayı reddetmemektedir ki kendi inancıda batıl olmuş olan İmamiyye bunların &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;ne ve &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne dair kesin deliller getirmektedir. Bunların &ouml;l&uuml;m&uuml;nde hi&ccedil; bir ilim, his ve vicdan ş&uuml;phe etmemektedir.</p>
<p>
	Nitekim onların bazılarının imameti, imamiyyenin inandığı usule g&ouml;re ispata ermemiş bazılarının da imam olduğunu hususunda hi&ccedil; bir tarihi belge, rivayet ve hadis bulunamamıştır. Onların bazılarının imam olmayışı kesindir. Tarih kaynaklar buna ş&uuml;pheye yer vermeyecek şekilde emindir. Dolayısıyla s&ouml;z konusu bu kişilerin gaybeti hi&ccedil;bir şeyi ne ispat ne de men edebilir.</p>
<h2>
	DOKUZUNCU ELEŞTİRİ VE CEVABI</h2>
<p>
	Eleştirmen ş&ouml;yle diyor: İmamiyye Hz. Mehdi (a.s)&rsquo;ın gaybeti konusunda aykırılık zıdlığa du&ccedil;ar olmuşlardır. Bir taraftan Allah&rsquo;ın imam tayin edip, insanlık alemine g&ouml;ndermesini farz biliyorlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; toplumun genel maslahatının korumak ancak Allah tarafından g&ouml;nderilen bir imamla m&uuml;mk&uuml;n olur. İmamın emir ve yasakları olmadan toplumda d&uuml;zen sağlanamaz insanların; i&ccedil;timai siyasi, iktisadi ve nizami g&uuml;c&uuml;n&uuml; dengede tutuacak ve herkesin hakkını koruyacak kimse ancak Allah&rsquo;ın g&ouml;nderdiği bir imam m&uuml;mk&uuml;n olur. &Ouml;te yandan Allah&rsquo;ın imama maslahat g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; zaman halkın g&ouml;z&uuml;nden kayıp olabileceği ve onlardan irtibatını kesebileceği iznini vermiştir. Bu iki g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n birbiriyle &ccedil;elişkiye d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; ve zıt olduğu a&ccedil;ikardır.</p>
<p>
	Cevap: Bu eleştiride esassız ve batıldır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu eleştiriyi yapan kimselerin Allah&rsquo;ın fiilerindeki maslahat ve mefsedelerının niteliği ve niceliği hususunda bilgilerinin olmadığı anlaşılıyor. Zira hekim ve alim insanların hareketleri her zaman bir tartı ve &ouml;l&ccedil;&uuml; &uuml;zerinde harici olaylar değiştiği zaman onların hareketleri ve taranışlarında değişebilir.</p>
<p>
	&Ouml;rneğin alim ve hekim olan bir şahıs kendi &ccedil;ocuklarına, akrabalarına ve dostlarına iyi ahlak edep ve ilim &ouml;ğretiyor daha sonra maddi imkanları ve onların ticaret yapabilmesi i&ccedil;in gerekli olan şeyleri onların hizmetine sunuyor. Onlar bu sebeple hem maddi y&ouml;nden hem de manevi y&ouml;nden kimseye ihtiya&ccedil; duymazlar. Eğer bu kimseler halka karşı iyi ahlaklı edep ve ilim &ouml;ğrenmede &ccedil;aba harcarlarsa ve işlerinde dikkatli olarak &ccedil;alışılırsa Hekim ve alim olan bu şahıs maslahat gereği bu insanlara sunduğu imkanların devamını sağlar onların ahlak, ilim ve ticari y&ouml;nde gelişmeleri i&ccedil;in gerekli olan sebepleri hazırlar. Ama bunun aksine bu kimseler ilim, edep, ahlak ve marifet tahsil etmede kusur ederlerse kendi hizmetlerine sunulan maddi imkanlar iyi kullanmayıp iflas ederlerse uygunsuz davranışlarda bulunarak halkla olan irtibatlarını kırarlarsa tabii olarak bu hekim ve alim şahıs onlara ilim ve edep &ouml;ğretmekten sakınır ve sunduğu maddi imkanları geri &ccedil;eker. Burada g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi hekim olan şahsın maslahata uygun olara yaptığı birbirinin tam zıddı olan iki ayrı hareketi vardır. Bu iki davranış aynı şahıslar &uuml;zerinde uygulanıyor. Farklı olan y&ouml;ntem her ikisi de yerli yerinde ve maslahata uygun olarak uygulanıyor ve tezatlık diye bir şey s&ouml;z konusu değildir.</p>
<p>
	Arif ve alim olan insanlar Allah&rsquo;ın tedbir ve hekimane s&uuml;nnetinin kullar arasında uygulanışının yukarıda verdiğimiz misal gibi olduğunu bilirler. Ş&ouml;yle ki Allah kullarına akıl ve d&uuml;ş&uuml;nme g&uuml;c&uuml; vermiştir. İnsanlar akıl ve fikir g&uuml;c&uuml;yle iyi ahlakı ve beğenilen y&ouml;ntemleri derk ederler.</p>
<p>
	Allah-u Teala peygamberler ve semavi kitaplar vasıtasıyla insanların iyi ahlaklı ve hayırlı ameller yapmalarını emretmiştir. Bu emir insanların maslahatı i&ccedil;in verilmiş bir emirdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insan ancak bu emirlere uymakla ebedi saadete ve kurtuluşa ulaşabilir.</p>
<p>
	Dolayısıyla eğer insan Allah&rsquo;ın verdiği bu aklı kullanarak onun emirlerine uyarsa Allah da gaybi yardımlarla onu destekler ve bu insana hak yolda ilerleyebilmesi i&ccedil;in gerekli hazırlar. Ama eğer insan akıl ve mantığı kullanmaz ve Allah&rsquo;ın emirlerine itaat etmez ise durumlar &ouml;ncekine nazil eder.</p>
<p>
	Bu iki iş muhtelif ve farklıdır maslahat bunu icap etmek olarak hi&ccedil; bir tezatlık mevcut değildir.</p>
<p>
	Allah inanları kendisine ve g&ouml;nderdiği peygamberlere iman etmeye davet etmiştir. Ş&uuml;phesiz Allah insanların maslahatına uygun olarak bu işi yapmıştır.</p>
<p>
	Ama eğer insanın canı tehlikeye d&uuml;şerse canını kurtarmak i&ccedil;in Allah ve peygamberlerini inkar ederse g&uuml;naha m&uuml;rtekip olmamıştır aksine yaptığı bu hareketle sevap kazanmıştır. Bu inkar maslahat gereği yapılmıştır. Maslahat durumlara ve insanların y&ouml;ntemlerinin değişmesiyle değişebilir. Allah kendisine iman getirilmesini emrediyor &ouml;te yandan mecburluk halinde inkar etme izni veriyor. Bu iki emirde maslahata uygun olarak verilmiştir.</p>
<p>
	Burada y&ouml;ntem yada vazifenin değiştirilmesi yani zalimlerin mecbur bırakmasıyla Allah&rsquo;ı inkar etmek alim ve inkarcıların hak olduğunu g&ouml;stermez. Belki onların yaptıkları bu zorlama &ccedil;irkin bir harekettir ve cezalarını &ccedil;ekeceklerdir.</p>
<p>
	Allah-u Teala hac ve cihadı insanlara farz etmiş uygu&nbsp; olarak karar kılmıştır. Eğer insan kudrete erişirse ve hi&ccedil; bir engelde s&ouml;z konusu değilse muhakkak bu işleri yerine getirmelidir. Ama bu iki emri yerine getirmek i&ccedil;in gerekli olan g&uuml;ce sahip değilse ve engelleyici etkenler ortada mevcutsa itaat etme gerekliliği ortadan kalkar &ccedil;&uuml;nk&uuml; maslahat bunu gerektirmektedir. Bu işe mani olanlarda akli, vicdani ve kanuni olarak cezalandırılıp azaba du&ccedil;ar olacaklardır.</p>
<p>
	Ş&uuml;phesiz Hz. Mehdi (a.s)ın gaybet ve zuhur meseleside bu olaylar gibidir. Ş&ouml;yle ki eğer kullar kendi imamına itaat eder gerekli olan vazifeyi yerine getirmede ve hak yolda ilerlemede ona yardımcı olurlarsa imam zuhur eder ve insanlar ona erişebilirler ş&uuml;phesiz imam b&ouml;yle bir durumda zuhur eder. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tedbir ve maslahat bunu iktiza etmektedir. Ama insanlar ona itaat etmeyip hak ve tekam&uuml;l yolunda yardımda bulunmazlarsa imamın insanların erişemeyeceği ve g&ouml;remeyeceği bir ortama yani gaybete &ccedil;ekilmesi doğal bir olaydır. İmamın gaybeti &ccedil;ekilmesi ziyan ve zarardır. Bunun sorumluluğunda onun gaybete &ccedil;ekilmesine sebep olanlar taşımaktadır. Buna sebep olan kimseler mantıksal olarak lanete layıktırlar. İmamın g&ouml;zlerden kaybolması bu y&ouml;ndedir. Ona yardım edecek bir kimse kalmaz ise oda yardım edecek birileri gelinceye dek gizliliğini devam ettirecektir.</p>
<p>
	Ayrıca bu eleştiriyi imamiyyeye yapan kimselerin &ccedil;oğusu Mutezilem Marcie Zeydiyye ve Ceriyye fırkasındadır. Onların yaptıkları bu eleştiri kendileri i&ccedil;inde ge&ccedil;erlidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunların imamet konusunda iki nazariyesi vardır. Onlardan bir kısmı &ouml;rneğin Bağdat daki Mutezile fırkası ve Marcielerin &ccedil;oğusu imamın varlığını ve tayin edilmesini hem akli hem de İslami y&ouml;nden vacip biliyorlar. Başka bir kısmı &ouml;rneğin Zeydiyyeler, Basralı Mutezileler ve Cebriyye fırkasından bir kısmı imamın varlığını ve tayin edilmesi gerektiğini fakat şer-i olarak vacip biliyorlar. Her iki kısımda imamiyyeyle bir y&ouml;nden muhalif durumundadırlar. Ş&ouml;yle ki imamiyye imamın yani Hz. Mehdi (a.s) gerekliliğinin delillerinden birisininde Hz. Peygamber olduğunu inancındadırlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Hz. Peygamber imamı ismiyle ve b&uuml;t&uuml;n y&ouml;nleriyle bize bildirmiştir. Ama diğer gruplar ş&ouml;yle diyorlar: Eğer Hz. Peygamber imamı ismiyle ve &ouml;zellikleriyle bildirmesize&nbsp; dahi iki delilden birisi ya akli yada şeri onu belirlemeye yeterlidir. Yani ya halk onu belirler yada onun kendisi kıyam ederek ortaya &ccedil;ıkar ve imam olduğunu ilan eder. Hz. Peygamberin (s.a.a) onu ismiyle ve &ouml;zellikleriyle bildirmesi şart değildir. Zira zikredilen bu fırka ve guruplar ş&ouml;yle diyorlar. Halk vasıtasıyla imamı tayin etmek fakat kulların maslahatına ve İslam &uuml;mmetinin yararınadır.</p>
<p>
	Bağdat Mutezileleri ş&ouml;yle diyorlar: En iyi ve doğrusu imamın tayin olunmasıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; imam kulların d&uuml;nya ve ahiret maslahatlarını korumaktadır. B&uuml;t&uuml;n bu goruplar a&ccedil;ık&ccedil;a ş&ouml;yle itaraf ediyorlar; Eğer zalim ve m&uuml;tecaviz insanlar imamı tayin etmeye mani olurlarsa bu durumda yapılacak en iyi iş imamı tayin eden kimselerin bu işten vazge&ccedil;meleridir. İmamsız olarak dini ve insani vazifelerini yerine getirmeli ve her zaman takiyye yaparak yaşamına devam etmelidir.</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi bu grupların akaidi ve iddiaları kendi yaptıkları eleştiriye maruz kalmıştır. İmamiyyenin inancının tezatlık ve &ccedil;elişkide olduğunu iddia ederlerken&nbsp; kendi inan&ccedil; esaslarını k&ouml;kten karalamış oldular. Bir taraftan imamın tayinin gerekliliğini &ouml;te yandan maslahat icabi bundan vazge&ccedil;ilebileceğini iddia ediyorlar daha sonra kendilerini yıkan eleştiriyi imamiyyeye nisbet veriyorlar. Bilmiyorum dar g&ouml;r&uuml;şl&uuml; bu insanlar kendilerinden gaflet ederek neden bu gibi eleştirileri imamiyyeye yapıyorlar.</p>
<h2>
	ONUNCU ELEŞTİRİ VE CEVABI</h2>
<p>
	Eleştirmen ş&ouml;yle diyor: Eğer imam gaybete &ccedil;ekilir, asarlar boyu zuhur etmezse bu s&uuml;re i&ccedil;erisinde bir &ccedil;ok nesiller imamı g&ouml;rmeden gelip gideceklerdir. Asırlar sonra imam zuhur ettiğindede o zamanın insanları onu kabul etmeyeceklerdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onun imamtine dair hi&ccedil; bir delil ve ispat onlara g&ouml;re mevcut değildir. Kendisi mucize g&ouml;stererek ispat edebilmesi ancak peygamber olmasıyla m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Ama artık peygamber gelmeyeceği b&uuml;t&uuml;n İslam &uuml;mmetinin inandığı ortak noktasıdır. Ayrıca bir insanın peygamber olmadığı halde m&uuml;cize etmesi İslam &uuml;mmetinin reddettiği konulardan birisidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İslam &uuml;mmeti m&uuml;cizenin fakat peygamebre ait olduğu ve peygamberden başkasının mucize yapamayacağı konusunda ittifak etmişlerdir.</p>
<p>
	CEVAP: Bu elştiride c&uuml;r&uuml;t&uuml;lm&uuml;ş ve reddedimiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sayısızca hadis ve rivayetler ve imamın isminin Mehdi olduğunu ve &ouml;zelliklerini haber vermiştir. Ayrıca kıyamdan &ouml;nceki alametler bildirilmiştir. Bu rivayetler hem Hz. Peygamberden hem de 12 imamdan naklonulmuştur. Mesela kıyamdan &ouml;nceki alametlerden birisi Sufyani adında birisnin yapacağı silahlı kıyam, bir diğeri deccal adında birinin ortaya &ccedil;ıkması ve sayısızca insanları katletmesi ve buna benzer bir &ccedil;ok alametler bildirilmiştir. Hz. H&uuml;seyin (a.s) evlatlarından birisinin evinede silahlı bir kıyamı başlatması ve halkı Hz. Mehdi (a.s)a davet etmesi daha sonra şehid edilmesi de zuhur alametlerinden birisidir. B&uuml;y&uuml;k, M&uuml;cehhez ve donatılmış bir ordunun Beyda da (Mekke yakınlarında bir &ccedil;&ouml;l ismi) toprağa g&ouml;m&uuml;lmesi ve bun benzer sayısezca alametler gerek, şia gerekse s&uuml;nni kaynaklarında Hz. Peygamber nakledilmiştir.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n bu haberler g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar gelmiştir ve gelecek nesillerede muhakkak erişecektir. Bu hadiseler ve mucize olaylar Hz. Mehdi (a.s) imam olduğuna delalet etmektedir.</p>
<p>
	Ayrıca alametlerin ortaya &ccedil;ıkması ve birtakım mucizelerin imam tarafından ger&ccedil;ekleştirilmesi onların peygamber olduğunu g&ouml;stermez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mucize sadece peygamberlik iddiasını doğrulamak i&ccedil;in değildir. Belki mucize fakat iddia eden kimsenin doğruluğun ve d&uuml;r&uuml;stl&uuml;ğ&uuml;ne delalet eder. Bu iddia peygamberlik iddiası yada başka bir iddia da olabilir.&nbsp;</p>
<p>
	Eğer mucize sahibi peygamberlik iddiası yaparsa bu mucize onun peygamber olduğunu delildir. Mucize eden eğer imamlık iddiası ederse mucize onun imam olduğunu ispat eder ve eğer salih ve takvalı bir m&uuml;min mucize vasıtayla başka birini İslam&rsquo;a davet ederse bu mucize o şahsın iddiasının ve davet ettiği şeyin hak olduğunu g&ouml;sterir. Mucizenin fikri ve ameli olarak her t&uuml;rl&uuml; pislik ve g&uuml;nahlardan uzak olan kimseye ait olduğu doğrudur.</p>
<p>
	Dolayısıyla bu şahıs peygamber, imam yada salih bir kul olabilir. Misal olarak Kur&rsquo;an da gelmiş iki olayı aşağıda aktaracağım.</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
	1) &nbsp;Allah-u Teala her zaman Hz. Meryem&rsquo;in rızkını g&ouml;klerden g&ouml;nderiyordu. Kur&rsquo;anı Kerim ş&ouml;yle buyruyor: &ldquo;Zekeriyya, Meryem&rsquo;in yanına her gittiğinde onun yanında rızkının olduğunu g&ouml;r&uuml;yordu.</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
	O, Meryeme ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Bu yemekler kimin tarafından gelmektedir.&rdquo; Meryem, bu rızk Allah tarafından gelmektedir dedi. Kim rızkını ondan istese o hesapsız olarak onun rızkını verir. Zekeriyya bu esnada dua etti: &ldquo;Ey Allah&rsquo;ın bana pak ve değerli evlatlar nasip eyle ş&uuml;phesiz sen benim isteğimi d&uuml;yansın.&rdquo;</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
	Allah-u Teala bu mucizeyi Hz. Meryeme bağışlamıştı. Hz. Meryem peygamber değildi. Davece onun salihe kullarından birisiydi.</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
	2) &nbsp;Kuran&rsquo;ı Kerimin buyurduğuna g&ouml;re Allah&rsquo;u Teala Hz. Musa&rsquo;nın annesine vahyetmişti. Kuran&rsquo;da ş&ouml;yle buyruluyor: &ldquo;Biz Musa&rsquo;nın Annesine vahyedip dedik ki ona s&uuml;t ver ve d&uuml;şmanlardan korktuğun zaman onu denize at ve asla korkma ve h&uuml;z&uuml;nlenme onu sana tekrar geri g&ouml;ndereceğiz ve ş&uuml;phesiz onu peygamber yapacağız.&rdquo;</p>
<p>
	Allah&rsquo;a Teala a&ccedil;ıkca Hz. Musa&rsquo;nın annesine vahyettiğini buyurmaktadır. Eğer vahiy sadece peygamberlere mahsus bir mucize olsaydı Hz. Meryeme peygamber olmamasına rağmen vahiy gelmesi doğru bir şey olmayacaktı. Dolayısıyla neden Allah-u Teala Hz. Mehdi (a.s) a m&uuml;cizeler bağışlamasın? Bu mucizelerle Hz. Mehdi (a.s) diğer yalancı Mehdilerden ayırmış olacak ve kimin ger&ccedil;ek Mehdi olduğu anlaşılacaktır. Onun iddiası bu mucizelerle doğrulanacak ve halk i&ccedil;in bir delil olacaktır. Ben &ldquo;el- Bihar minel Muciat&rdquo; ve &ldquo;el- İzah&rdquo; kitabımda mucize konusunu geniş&ccedil;e yazdım. İsteyen bu kitaplara başvurabilir.</p>
<p>
	Kendime vazife bildiğim bu eleştirilerin cevabını Allah&rsquo;ın izniyle yazmaya &ccedil;alıştım. Buradaki Hedefim hakkın ortaya &ccedil;ıkmasından başka bir şey değildi.</p>
<p>
	Allah buna şahittir.</p>
<p align="center">
	Son</p>
<p align="center">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a>&#8211; İslam fıkhında ş&ouml;yle bir mesele vardır: Eğer birisi, başkasının karısıyla zina eder ve bu zinadan &ccedil;ocuk d&uuml;nyaya gelirse, bu &ccedil;ocuk o zina eden kadının kocasına ait olacaktır. Zina eden erkek ve kadın ise taşlanarak &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmelidirler. A&ccedil;ıktır ki, islam bu &ccedil;ocuğu &ouml;mr&uuml;n&uuml;n sonuna kadar koruyamaz. Bu y&uuml;zden zinakar kadının kocası, halkın yanında bu &ccedil;ocuğun zinadan d&uuml;nyaya geldiğini s&ouml;ylemez. Aksine onun kendisine ait olduğunu gizleyecektir.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a>&#8211; Ahmed b. İbrahim ş&ouml;yle diyor: H.K. 262 yılında İmam Cevad (a.s)&rsquo;ın kızı ve İmam Hadir (a.s)&rsquo;ın kızkardeşi &ldquo;Hakime&rdquo; den her zamanen kendisine ait imamının kimler olduğunu sordum. O&rsquo;da İmamların (a.s) hepsinin adını tek tek saydı. 12. İmam gelince ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Onların 12. si &ldquo;H&uuml;ccet-ubn-il Hasan b. Ali&rdquo; dir.&rdquo; Ona ş&ouml;yle dedim: &ldquo;O&rsquo;nu şahsen kendin mi g&ouml;rd&uuml;n, yoksa sana haber mi verildi?&rdquo; O ş&ouml;yle cevap verdi: &ldquo;Hayır, Hasan b. Ali (a.s)&rsquo;ın annesine yazdığı vasiyette okudun.&rdquo; Dedim ki &ldquo;Hasan&rsquo;ın oğlu nerdedir?&rdquo; O da &ldquo;Saklanmıştır&rdquo; diye cevap verdi. Ben &ldquo;Şiiler dini işlerinde kime başvursunlar&rdquo; diye sorduğu da ise ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Hasan b. Ali (İmam Askeri) (a.s)&rsquo;ın annesine&rdquo;. Dedim ki &ldquo;Bir kadına vasiyet edene nasıl inanayım?&rdquo; O da ş&ouml;yle cevap verdi: &ldquo;Hasan bu işte ceddi H&uuml;seyin b. Ali gibi yapmıştır. H&uuml;seyin&rsquo;de Zeyneb&rsquo;e vasiyet etmişti. Ama emirleri İmam Zeyn-ul Abidin veriyordu. Bu, İmam Zeyn-ul Abidin (a.s)2ın canını korumak i&ccedil;in bir siyaset idi.&rdquo; (Sefinet-ul Bihar, c.1, Hasan Maddesi, Bihar-ul Envar, c.22, s.99).</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a>&#8211; Ababasi halifelerinin bu d&ouml;nemde şiilere ve İmam Askeri (a.s)&rsquo;ın yakınlarına yaptıkları şiddetli baskılar hakkında acaip oluyları. &Ouml;rneğin, Allame Kuleyni &ldquo;Kafi&rdquo;de ş&ouml;yle diyor: &ldquo;Halifenin veziri Abdullah b. S&uuml;leyman, İmam Hasan Askeri (a.s)&rsquo;ın vekillerinin hepsini yakalama kararı aldı. Halife ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Bu iş i&ccedil;in tanınmayan memurlarımızı, ş&uuml;phelendiğimiz şahısların yanına g&ouml;nderelim. Memurlarımız onlara, hums, zekat vereceğiz, desinler. Eğer bu humus ve zekatları kabul ederlerse hemen yakanlasınlar onları.&rdquo;</p>
<p>
			&Ouml;te yandan İmam (a.s) b&uuml;t&uuml;n vekillerine ikinci bir emre kadar hi&ccedil; kimseden hums ve zekat almamalarını emretti. Vekillerde kimseden almadılar.&rdquo;</p>
<p>
			Yine &ldquo;Kafi&rdquo; de ş&ouml;yle naklediliyor: &ldquo;İmam Mehdi (a.s) b&uuml;t&uuml;n şiilere bundan b&ouml;yle Kerbelaya ve Kureyş kabristanlığına (şiilerin &ccedil;oğunun g&ouml;m&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; kabristan) gitmemelerini emretti. Bunun hemen ardından, halife Kerbela ve Kureyş kabirstanına gidenleri hemen tutuklama emrini verdi. (Usul-u Kafi, Medi (a.s)&rsquo;ın hali)</p>
<p>
			İmam Mehdi (a.s)&rsquo;ın &ouml;zel naiplerinden biri olan Osman b. Sard, Abdullah b. Cafer Himyeriye&rsquo;ye ş&ouml;yle diyordu: &ldquo;Onun arlesi zorluklar i&ccedil;indedir. Kimse onlara yardım etme c&uuml;retinde bulunumıyor, onların dostu olduklarını s&ouml;yleyemiyorlar. &ldquo;Bihar-ul Envar (Kompani Baskısı), c.22, s.94&rdquo;.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a>&#8211; Kur&rsquo;an bu olaydan, &ldquo;yıkılan şehire uğrayan kimse&rdquo; diye bahsediyor. Onun adının ne olduğuna dair ihtilaflar var. Bazıları onun &ldquo;Uzeyr&rdquo; bazılarda &ldquo;Urumiya&rdquo; olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar. Her iki isim hadislerde gelmiştir. Bu hikaye hakkında başka ihtilaflarda vardır. Daha geniş bilgi i&ccedil;in Bihar-ul Envar, c.5, Taberi, c.1 ve Bakara/259 ayetin tefsirine başvurunuz.</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a>&#8211; Hace Nasıruddin Tusi &ldquo;İmamın g&ouml;nderilmesi farzdır&rdquo; konusunda ş&ouml;yle buyuruyor: &ldquo;İmamın varlığı, Allah&rsquo;ın insanlara ettiği bir l&uuml;tufdur. Onun toplumu y&ouml;netmesi insanlar i&ccedil;in daha b&uuml;y&uuml;k bir l&uuml;tufdur. Bu zaman İmam, toplumu idare etmiyorsa bunun sebebi bizleriz.&rdquo;</p>
<p>
			Allame Hilli, Şeyh Nasiruddin Tusi&rsquo;nin bu s&ouml;z&uuml;n&uuml; ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor: İmametin insan toplumu i&ccedil;in iyiliğini ve faydasını bir ka&ccedil; şeyde &ouml;zetleyebiliriz:</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
			a) &nbsp;&nbsp; Allah- imamı a&ccedil;ıkca g&ouml;ndermeli ve ona insanları sahih bir şekilde y&ouml;netme imkanı vermelidir.</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
			b) &nbsp;&nbsp; İmam da İmamet makamını kabul etmeli vazifesini yerine getirmeye hazır olmalıdır. İmam da bu vazifesini yerine getirmiştir.</p>
<p style="margin-left:1.0cm;">
			c) &nbsp;&nbsp; İnsanlar da İmama karşı vazifesini yerine getirmelidirler. Yani Onun emirlerine uymalı işleri etmede ona yardımcı olmalıdırlar. Ama insanlar bu vazifelerini yerine getirmemişlerdi. Sonu&ccedil;ta da Allah&rsquo;ın l&uuml;tfunun kendilerine şamil olmasına engel oldular. Ne Allah, ne de imam buna sebep olmamışlardır. (Keşf-ul Murad, s.285)&nbsp;</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-mehdi-a-sin-gaybeti-hakkinda-10-elestiri-10-cevap/">İmam Mehdi (A.S)’In Gaybeti Hakkında  10 Eleştiri  10 Cevap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaybet Zamanında İmam (a.s)’ın Varlığının Faydaları</title>
		<link>https://www.caferilik.com/gaybet-zamaninda-imam-a-sin-varliginin-faydalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2904</guid>

					<description><![CDATA[<p>S. Suca KARAKUŞ/Erenler 4-5 Masum imamın varlığının hikmetini bilmeyen bazı kimseler; &#8220;İnsanların ulaşamadığı gaip imamın ne faydası var?&#8221; diye sorarlar. Oysa masum &#246;nderin varlığının hikmetini, sadece aşik&#226;r olup insanlara yol g&#246;stermek ve toplumsal sorunları &#231;&#246;zmek gibi işlerle sınırlamak, ger&#231;ekte masum &#246;nderin makamını idrak etmemekten kaynaklanmaktadır. Ger&#231;ek şudur ki, her ne kadar insanlar, masum &#246;nderin aşik&#226;r [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-zamaninda-imam-a-sin-varliginin-faydalari/">Gaybet Zamanında İmam (a.s)’ın Varlığının Faydaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="right">
	<strong>S. Suca KARAKUŞ</strong>/Erenler 4-5</p>
<p>
	Masum imamın varlığının hikmetini bilmeyen bazı kimseler; &ldquo;İnsanların ulaşamadığı gaip imamın ne faydası var?&rdquo; diye sorarlar. Oysa masum &ouml;nderin varlığının hikmetini, sadece aşik&acirc;r olup insanlara yol g&ouml;stermek ve toplumsal sorunları &ccedil;&ouml;zmek gibi işlerle sınırlamak, ger&ccedil;ekte masum &ouml;nderin makamını idrak etmemekten kaynaklanmaktadır. Ger&ccedil;ek şudur ki, her ne kadar insanlar, masum &ouml;nderin aşik&acirc;r olmaması y&uuml;z&uuml;nden gaybet d&ouml;neminde bir&ccedil;ok feyizden mahrum kalıyorlarsa da, bir&ccedil;ok y&ouml;nden de masum &ouml;nderin varlığından faydalanmaktadırlar. Allah Te&acirc;l&acirc;&rsquo;nın yery&uuml;z&uuml;ndeki halifesi olan masum imam gibi k&acirc;mil h&uuml;ccetlerin varlığının hikmeti Hz.Resulullah ve Ehl-i Beyt İmamları&rsquo;ndan gelen hadislerde ele alınmış ve varlıklarının bazı hikmetlerine işaretle yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n il&acirc;h&icirc; h&uuml;ccetten yoksun kalmasının imk&acirc;nsız olduğu vurgulanmıştır. Bu hikmetlerden bazılarını ş&ouml;yle sıralayabiliriz:</p>
<p>
	a) İnsan-ı k&acirc;mil olan masum &ouml;nder (a.s), madde &acirc;lemi ile rubub&icirc; &acirc;lem arasında bir rabıtadır.</p>
<p>
	Hz. Resulullah (s.a.a) Allah&rsquo;ın son h&uuml;cceti olan Hz. <strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin gaybet edeceğinden s&ouml;z edince, kendisine y&ouml;neltilen: &ldquo;Gaybet d&ouml;neminde Hz.<strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin varlığının ne gibi bir faydası olacaktır?&rdquo; şeklindeki bir soruya:</p>
<p>
	<em>&ldquo;Beni peygamber olarak g&ouml;nderen Allah&rsquo;a andolsun ki, insanlar gaybet d&ouml;neminde, bulutların arkasında kalan g&uuml;neşten faydalandıkları gibi ondan faydalanırlar&rdquo;</em> <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> cevabını vermiştir.</p>
<p>
	Yine &ldquo;Yenabiu&rsquo;l-Mevedde&rdquo; adlı kitapta S&uuml;leyman A&rsquo;meş bin Mehran yoluyla İmam Sadık (a.s)&rsquo;dan nakledilir ki, İmam Zeynelabidin (a.s) ş&ouml;yle buyurdu: &ldquo;<em>Biz, M&uuml;sl&uuml;manların imamı, d&uuml;nya ehlinin h&uuml;ccetiyiz. Yıldızların g&ouml;k ehline g&uuml;vence ve kurtuluş vesilesi olduğu gibi, bizler de yer ehlinin g&uuml;vence kaynağı ve kurtuluş vesilesiyiz. Bizim h&uuml;rmetimize, Allah istemedik&ccedil;e g&ouml;kten bir şey yere d&uuml;şmez. Bizim vasıtamızla Hakk&rsquo;ın rahmet yağmuru yağmakta ve yery&uuml;z&uuml; bereketlerini &ccedil;ıkarmaktadır; eğer biz yery&uuml;z&uuml;nde olmasaydık,&nbsp; yery&uuml;z&uuml; &uuml;zerindekileri yutardı. Allah Te&acirc;l&acirc;, Adem (a.s)&rsquo;ı yarattığı g&uuml;nden beri yery&uuml;z&uuml; hi&ccedil;bir zaman h&uuml;ccetsiz kalmamıştır. Ama bu h&uuml;ccet bazen zahirdir ve tanınır, bazen de gaip ve gizlidir. Kıyamete kadar da yery&uuml;z&uuml; h&uuml;ccetsiz kalmayacaktır. Eğer imam olmazsa Allah&rsquo;a (hakkıyla) ibadet edilmez.&rdquo; </em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong><em><strong>[2]</strong></em></strong></a></p>
<p>
	b) Yaratılışın gayesi olan, tam bir marifetle her şeyin tek yaratıcısı olan y&uuml;ce Allah&rsquo;a ibadet etmek, ancak masum &ouml;nderin varlığıyla ger&ccedil;ekleşir.</p>
<p>
	Bakınız; melekler insan t&uuml;r&uuml;n&uuml;n fesatlarıyla iyiliklerini mukayese ederek: <strong>&ldquo;Biz seni &ouml;v&uuml;p-y&uuml;celtir ve (s&uuml;rekli) takdis edip dururken, orada bozgunculuk &ccedil;ıkaracak ve kan akıtacak birini mi var edeceksin?&rdquo;</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> şeklindeki s&ouml;zleriyle onun yaratılışına itiraz edip insanın yaratılışını istemediklerini izhar edince, Allah Te&acirc;l&acirc;, insan t&uuml;r&uuml;n&uuml;n babası olan Hz. Adem&rsquo;in, Allah&rsquo;ı k&acirc;mil olarak tanımasına, O&rsquo;na kulluk ve ibadet etmesine vesile olacak m&uuml;lk ve melekut &acirc;lemi hakkındaki k&acirc;mil ilmini meleklere g&ouml;sterip onların bundan aciz kaldıklarını kanıtlayarak, insan t&uuml;r&uuml;n&uuml;n nelere layık olduğunu ve ne kadar y&uuml;ce bir makama ulaşabileceğini belgelemiş ve onların insan hakkındaki bilgilerinin yetersiz olduğunu g&ouml;zleri &ouml;n&uuml;ne sererek yanıldıklarını kanıtlamıştır.</p>
<p>
	B&ouml;ylece Hz. Adem (a.s), &acirc;lemlerin Rabbinin emriyle &uuml;st&uuml;n bilgisini meleklere kanıtlayınca, melekler, insan t&uuml;r&uuml;nden olan il&acirc;h&icirc; h&uuml;ccetlerin varlığının hakikatini ve onların Allah yanındaki y&uuml;ce makamını g&ouml;rd&uuml;ler ve beşer t&uuml;r&uuml;nden olan insan-ı k&acirc;milin Allah&rsquo;ı hamd ve tesbih etmesiyle, kendilerinin tesbih ve kutsamalarının mukayese edilemeyeceğinin, yaratılışından endişe duydukları beşer t&uuml;r&uuml;nden b&ouml;yle se&ccedil;kin kişilerin de varolacağının, dolayısıyla da beşerin yaratılışının yerli yerinde, layık ve tercih edilir bir yaratılış olduğunun bilincine vardılar.</p>
<p>
	Demek ki, aslında yaratılışın gaye ve felsefesini a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koyan şey, b&uuml;t&uuml;n meleklerin baş eğdiği bu se&ccedil;kin kişilerin varlığıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; se&ccedil;kin kişilerin ibadetleri eşsizdir ve hi&ccedil;bir ibadet onların ibadetlerinin yerini dolduramaz. O halde il&acirc;h&icirc; h&uuml;ccetlerin varlığı, beşerin başlangıcı ve ilk yaratılışı i&ccedil;in ikna edici bir delil olduğu gibi, hayatın ve beşeriyet silsilesinin devamı i&ccedil;in de ikna edici yegane delildir. Sonu&ccedil; olarak il&acirc;h&icirc; h&uuml;ccet insanlık toplumunda daima mevcut olmalıdır.</p>
<p>
	Eğer varlık nimeti bizi de kapsıyorsa, bu, insan-ı k&acirc;mil olan liyakatli kişilerin varlıklarının bereketindendir. Eğer insan-ı k&acirc;mil olan bu değerli zatlar olmasaydı, biz de var olmazdık. Varlık elbisesini giymiş olduğumuz şu anda dahi, eğer onlardan biri aramızda olmazsa, varlık hikmetimizi kaybeder, yok olup gideriz. O halde insan-ı k&acirc;mil olan il&acirc;h&icirc; h&uuml;ccetler, yalnız maarif ve ilimlerde biz insanoğlunun velinimeti olmakla kalmayıp, varlık nimetinde de velinimetlerimiz, yine onlardır.</p>
<p>
	Ehl-i Beyt İmamları tarafından gelen Ziyaret-i Camia&rsquo;de ş&ouml;yle ge&ccedil;er:</p>
<p>
	<em>&ldquo;Ey velinimetlerim! &Ouml;vg&uuml;n&uuml;z&uuml; sayıp bitiremem ve hakikatinizi ger&ccedil;ek anlamıyla &ouml;vemem, makam ve mevkinizi nitelendirmekten acizim, iyilerin nuru ve salihlerin hidayet edicisi sizsiniz; siz, her şeye g&uuml;c&uuml; yeten Allah&rsquo;ın h&uuml;ccetlerisiniz. Allah, yaratılışı sizinle başlattı ve sizinle bitirecektir. O, sizin hatırınız i&ccedil;in yağmur yağdırır ve sizin hatırınız i&ccedil;in g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n yere kapanmasını engeller ve sizin hatırınız i&ccedil;in &uuml;z&uuml;nt&uuml;leri giderir, zorlukları bertaraf eder.&rdquo;</em></p>
<p>
	İmam Sadık (a.s) değerli babaları İmam Bakır (a.s)&rsquo;dan naklediyorlar ki:</p>
<p>
	<em>&ldquo;&#8230;Bizim ibadetlerimizle aziz ve celil Allah&rsquo;a ibadet edilir, eğer biz olmasaydık Allah&rsquo;a hakkıyla ibadet edilmezdi</em>.<em>&rdquo;</em> <a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	Yine bir&ccedil;ok rivayetlerde buyurmuşlardır ki: <em>&ldquo;Yery&uuml;z&uuml; hi&ccedil; bir zaman masum bir &ouml;ndersiz bırakılmaz.&rdquo;</em> <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	İmam B&acirc;kır (a.s) buyurmuşlardır ki:<em> &ldquo;Vallahi, Allah Hz.Adem&rsquo;in ruhunu aldığı vakitten itibaren yery&uuml;z&uuml;n&uuml; masum imamdan mahrum bırakmamıştır. Halk onun vasıtasıyla Allah&rsquo;a ulaşır. O, Allah&rsquo;ın halka h&uuml;ccetidir ve yery&uuml;z&uuml; Allah&rsquo;ın halka h&uuml;cceti olan imam olmaksızın bir an bile b&acirc;ki kalmaz.&rdquo; </em><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
<p>
	<strong>c) Masum İmam (a.s) insanları manevi boyutta hidayet eder</strong>.</p>
<p>
	Masum imam, zahiri ameller merhalesinde hidayet edici ve kılavuz olduğu gibi, manevi hayat aşamasında da hidayet edicidir ve amellerin hakikati onun hidayetiyle hedefine ulaşır. Allah Te&acirc;l&acirc; Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de buyuruyor ki: &ldquo;<strong>Onları &ouml;yle rehberler kıldık ki, emrimizle halkı doğru yola sevk ederler ve onlara hayırlı işleri vahyettik.</strong>&rdquo;<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Başka bir yerde de buyuruyor ki: &ldquo;<strong>Ve i&ccedil;lerinden, sabrettikleri i&ccedil;in onları emrimizle doğru yola sevk edecek rehberler tayin etmiştik.</strong>&rdquo; <a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k Ehl-i Beyt tefsircisi Tabatabai ş&ouml;yle yazar: &ldquo;Bu ve benzeri ayetlerden anlaşılmaktadır ki, İmam (a.s), zahiri hidayet ve aydınlatmanın yanı sıra soyut ve melekler &acirc;lemi cinsinden olan bir &ccedil;eşit manevi hidayete de sahiptir. Onlar, batini hakikat ve nuraniyetleri ile halktan iyi kimselerin kalbinde tesir ve tasarruf eder ve onları yaratılışlarının son hedefi olan kemal derecelerine cezbederler.&rdquo; <a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	Demek ki, il&acirc;h&icirc; h&uuml;ccet ve halkın hidayet&ccedil;isi olarak Hz.<strong> Mehdi</strong> (a.s)&#39;ın varlığını gerekli g&ouml;ren biz Ehl-i Beyt dostlarının bu inancına; &ldquo;Hz.<strong> Mehdi </strong>(a.s)&#39;ın gaybeti bu maksadı bozuyor, gaybeti nedeniyle halkın ulaşma imk&acirc;nı olmayan bir imamın varlığının ne faydası var?&rdquo; şeklinde itiraz edenler, ger&ccedil;ekte imametin ger&ccedil;ek manasının bilincine varmamışlardır.</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar, imamın vazifesinin yalnızca maariflerin dış y&uuml;z&uuml;n&uuml; a&ccedil;ıklamak ve halkın zahiri kılavuzluğuyla sınırlı olmadığını, halkın zahiri hidayetinin yanı sıra, batini velayet ve amellerin manevi rehberliğinin de masum &ouml;ndere ait olduğunun farkında değillerdir. Oysa masum imamın asıl g&ouml;revi, halkın manevi hayatını d&uuml;zene sokmak ve onlara Hakka&rsquo;a ulaşmakta kılavuzluk edip destek olmaktır. Masum imamın fizik&icirc; huzuru veya gaybetinin ise, bu konuda bir tesiri yoktur. İmam her ne kadar halkın g&ouml;z&uuml;nden saklı olsa da, batıni yolla onların nefisleri ve ruhlarıyla bağlantılıdır. Ve her ne kadar şimdiye dek zahir olup evrensel ıslahını yapma vakti gelmemişse de, manevi boyuttaki kılavuzluğu i&ccedil;in varlığının zorunlu olduğu a&ccedil;ıktır.</p>
<p>
	Merhum Hace Nasir-i Tusi (r.a) diyor ki: &ldquo;Onun varlığı bir l&uuml;tuftur, hakimiyeti de başka bir l&uuml;tuf, şu anda g&ouml;r&uuml;n&uuml;rde olmayışı ise bizim y&uuml;z&uuml;m&uuml;zdendir.&rdquo;</p>
<p>
	Eğer halk, faydasında ş&uuml;phe olmayan g&uuml;neşten uzaklaşmış ve g&uuml;neşin doğrudan yansıyan nurunun kendilerine ulaşmasına engel olmuşlarsa, bu g&uuml;neşten kaynaklanan bir hata veya g&uuml;neşin var olmadığına bir delil değildir; hata g&uuml;neşten uzaklaşan ve onun nurundan kendini gizleyen halktadır. Bu durumda halk, g&uuml;neşin hi&ccedil; bir faydası olmadığını zannetmemelidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; g&uuml;neş olmasaydı, halk sığınaklarında dahi yaşayamazdı.Yine de varlığından uzaklaştıkları ve doğrudan yansıyan nurundan kendilerini gizledikleri bu g&uuml;neş, onlar i&ccedil;in &ccedil;alışma, beslenme ve hayat imk&acirc;nı sağlamaktadır.</p>
<p>
	Nitekim bazı hadislerde gaip İmam (a.s), bulut ardındaki g&uuml;neşe benzetilmiştir. S&uuml;leyman-ı A&rsquo;maş, İmam Sadık (a.s)&rsquo;dan: &ldquo;Halk Allah&rsquo;ın gaip olan h&uuml;ccetinden nasıl yararlanacak?&rdquo; diye sorduğunda, İmam (a.s): &ldquo;<em>Bulutlar g&uuml;neşi &ouml;rtm&uuml;ş olduğu halde insanların g&uuml;neşten yararlandığı gibi</em>.&rdquo; buyurmuşlardır. <a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	Cabir bin Abdullah-i Ensari de Peygamber&rsquo;den (s.a.a): &ldquo;Acaba insanlar gaybet zamanında imamdan bir fayda g&ouml;recekler mi?&rdquo; diye sorduğunda, Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a):</p>
<p>
	&ldquo;<em>Evet,beni peygamberliğe g&ouml;nderene andolsun ki, onlar g&uuml;neşten nasıl yararlanıyorlarsa ondan da &ouml;ylece yararlanacak ve nurundan faydalanacaklardır. O, bulutlar ardında gizli kalsa da insanlar onun varlığından faydalanacaklardır</em>&rdquo; <a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> cevabını vermişlerdir.</p>
<p>
	<strong>d) Masum imam &uuml;mit kaynağıdır.&nbsp; </strong></p>
<p>
	Gaip İmam&rsquo;a inanmak, kurtuluşu beklemek ve onun zuhurunu g&ouml;zlemek, insanlara b&uuml;y&uuml;k bir &uuml;mit vermektedir. &Uuml;mit, başarı ve ilerlemede en b&uuml;y&uuml;k etkenlerden biridir. &Uuml;midini yitirmiş olan bir topluluk ise, asla başarıya ulaşamaz. Nitekim karargahta&nbsp; bulunan bir komutanın varlığı, askerlere &uuml;mit verir ve onların &ccedil;aba g&ouml;stermelerini sağlar. Komutanının &ouml;l&uuml;m haberini duyan bir ordu ise, ileri teknikle donanmış olsa dahi bozguna uğrayıp dağılıverir.</p>
<p>
	İşte bu y&uuml;zden, Ehl-i Beyt&rsquo;ten nakledilen hadislerde, kurtuluşu beklemek en b&uuml;y&uuml;k ibadet ve hak yolunda şehadete erişmeye eşdeğer sayılmıştır.</p>
<p>
	İmam Sadık (a.s) ş&ouml;yle buyurmuştur: <em>&ldquo;Kim, biz Ehl-i Beyt&rsquo;in velayetiyle kurtuluşu bekler bir halde &ouml;l&uuml;rse, K&acirc;im&rsquo;in (<strong>Mehdi</strong>&rsquo;nin) ordusunda yer alan kimsenin derecesinde olur.&rdquo;</em> <a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>
<p>
	Hz. Ali (a.s) da ş&ouml;yle buyurmuştur:</p>
<p>
	<em>&ldquo;Bizim devletimizi bekleyen kimse, Allah yolunda kanını d&ouml;ken ve canını veren kimse gibidir.&rdquo; </em><a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>
<p>
	e) İmam dinin korunmasına vesiledir.</p>
<p>
	Hz. Ali (a.s), her d&ouml;nemde insanların il&acirc;h&icirc; &ouml;nderlere olan ihtiya&ccedil;larını ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor:</p>
<p>
	<em>&ldquo;Yery&uuml;z&uuml; Allah i&ccedil;in h&uuml;ccet ve delille kıyam eden İmam&rsquo;dan yoksun kalmaz. Bazen o imam zahir ve g&ouml;r&uuml;n&uuml;rde bazen de gizlidedir. Allah&rsquo;ın yery&uuml;z&uuml;ndeki h&uuml;ccet ve delilleri yok olmasın diye b&ouml;yle takdir edilmiştir. Onlar ka&ccedil; kişi ve nerededirler? (veya ne zamana kadar korku i&ccedil;erisinde ve gizlidedirler?) Allah&rsquo;a andolsun ki, sayı a&ccedil;ısından azdırlar, ama değer ve makam a&ccedil;ısından b&uuml;y&uuml;kt&uuml;rler. Allah Te&acirc;l&acirc;, onlar vasıtasıyla kendi h&uuml;ccet ve delillerini korumaktadır&#8230;&rdquo;</em> <a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;Zamanın ge&ccedil;mesi, şahsi fikir ve değerlendirmelerin dini konulara karıştırılıp din adına sunulması, sapık mekteplerin aldatıcı ve &ccedil;ekici propagandalarının din kılıfında sunulması, fasit ellerin semavi &ouml;ğretilere uzanması, İslam kanunlarının pratik alandan uzaklaştırılması gibi binlerce fakt&ouml;r el ele vererek, İslam kanunlarından bazılarının unutulmasına, asaletinin yitirilmesine ve tahrif edilmesine neden olur. Vahiy olarak inen bu &ouml;ğretiler, muhtelif beyinlere temas ederek siyahlaşır ve ilk g&uuml;nk&uuml; parlaklığını yitirir. Bu nurun, karanlık fikirlerin &ccedil;er&ccedil;evesinden ge&ccedil;mesi sonucunda, ışığı azalır ve yansıması zayıflar.</p>
<p>
	Durum b&ouml;yleyken acaba M&uuml;sl&uuml;manlar i&ccedil;inde, İslam&rsquo;ın yasa ve &ouml;ğretilerini gelecek nesiller i&ccedil;in olduğu gibi koruyacak birinin bulunması gerekmez mi? Acaba yeniden mi vahiy inecektir?! Kesinlikle hayır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; vahiy kapısı ebediyete dek kapanmıştır. &Ouml;yleyse asıl din nasıl korunmalı? Tahrifler ve hurafeler nasıl &ouml;nlenmeli? Bu, ancak masum bir imam vasıtasıyla ger&ccedil;ekleşir.</p>
<p>
	Buna ilaveten, <strong>İmam Mehdi</strong> (a.s) her yıl hac t&ouml;renine katılır, toplantılara gider, &ccedil;oğu zaman bazı m&uuml;minlerin meselelerini bir vasıtayla veya vasıtasız olarak halleder, hatta bazılarının onu g&ouml;rmesi ama tanımaması da m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. İmam (a.s) ise onları g&ouml;r&uuml;r ve tanır, l&uuml;tf&uuml; bazı iyi kimselere şamil olur. Gaybet-i Suğra ve K&uuml;bra zamanında halktan bir&ccedil;ok kimse onunla g&ouml;r&uuml;şme şerefine ulaşmış, kerametini g&ouml;rm&uuml;ş ve sorunlarını halletmişlerdir.</p>
<p>
	Merhum Ayetullah Seyyid Sadruddin-i Sadr ş&ouml;yle yazar:</p>
<p>
	<em>&ldquo;el İhtiyar&rdquo;</em> kitabında gaybet zamanında Hz.<strong> Mehdi </strong>(a.s)&#39; ile g&ouml;r&uuml;ş&uuml;p buluşanların hikayeleri de yer almaktadır. Bunun, <em>&ldquo;Hz <strong>Mehdi&rsquo;</strong>yi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; iddia edeni yalanlayın&rdquo;</em> diye gelen hadisle &ccedil;elişir bir yanı yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu rivayetten maksat, aynı rivayetin başından da anlaşıldığı gibi, O Hazretin &ouml;zel el&ccedil;isiyim iddiasında bulunanı yalanlamaktır.</p>
<p>
	<strong>İmam Mehdi</strong> (a.s) gaybet d&ouml;neminde pek &ccedil;ok soruları cevaplamış, dini ve d&uuml;nyevi sorunlardan halkı kurtarmış, bir&ccedil;ok hastaya şifa vermiş, &ccedil;aresiz ve &acirc;cizlere hayat vermiş, yolunu yitirmişleri hidayet etmiş, susuzları suya kandırmış, zayıfların elinden tutmuştur.</p>
<p>
	Bu konuda, muhtelif zaman ve mekanlarda birbirini tanımayan g&uuml;venilir kimseler tarafından bir&ccedil;ok kitap yazılmış ve s&ouml;z&uuml;m&uuml;ze şahitlik edecek bir&ccedil;ok olaya değinilmiştir. &Ccedil;oğu kez insan bu kitapları okuyup, kitapda ge&ccedil;en olay ve şahitleri tam olarak anlayınca meselenin doğruluğuna kesinlikle emin olmaktadır.&rdquo; <a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; <em>Bihar&uuml;&rsquo;l-Envar</em>, c.52, s.93.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; <em>Yenabi&uuml;&rsquo;l-Mevedde</em>, c.2, s.217.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; Bakara, 30.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; <em>Usul-i Kafi</em>, c.1, s.193.</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> &#8211; <em>Usul-i Kafi</em>, c.1, s.178, h.2.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> <em>&#8211; a.g.e.</em>, c.1, s.178, h.8.</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> &#8211; Enbiya, 73.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> &#8211; Secde, 24.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> &#8211; <em>İslam&rsquo;da Ehl-i Beyt</em>, s.260.</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> &#8211; <em>Muntehabu&rsquo;l-Eser</em>, s.271.</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> &#8211; <em>Kemalu&rsquo;d-Din</em>, c.1, s.265.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &#8211; <em>İkmal&uuml;&rsquo;d-Din</em>, c.2, s.357.</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a> &#8211; <em>İkmal&uuml;&rsquo;d-Din</em>, c.2, s.327.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> &#8211; Nehc-&uuml;l Belağa kısa s&ouml;zler no: 139.</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> &#8211; <em>el-<strong>Mehdi</strong></em>, s.178- 179.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gaybet-zamaninda-imam-a-sin-varliginin-faydalari/">Gaybet Zamanında İmam (a.s)’ın Varlığının Faydaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
