<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İmam Askerî (a.s) &#8211; Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</title>
	<atom:link href="https://www.caferilik.com/makaleler/ehl-i-beyta-s/imam-askeri-a-s/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.caferilik.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2020 10:18:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.8.10</generator>
	<item>
		<title>İmam Hasan Askeri(a.s)&#8217;ın Kısaca Hayatı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-hasan-askeria-sin-kisaca-hayati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Askerî (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kimlik bilgisi Adı :Hasan K&#252;nyesi:Ebu Muhammed Lakabı:Askeri Baba adı : Ali (as) Anne adı: Susen (Hudeyse) Doğum yeri: Samirra Doğum tarihi: 8 R.Evvel 232 hk. Peygamber&#39;e (s.a.a) olan yakınlığı: Torunu Şehadet yılı :8 R.Sani Şehadet yeri : Samirra (Irak) Şehadet sebebi :Abbasi harifelerinden&#160; Mutemid&#39;in İmam&#39;ı zehirlemesi &#199;ocukluk d&#246;nemi &#160;&#160;&#160;İmam Hasan Askeri (as) 22 yaşına kadar [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-hasan-askeria-sin-kisaca-hayati/">İmam Hasan Askeri(a.s)&#8217;ın Kısaca Hayatı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>
	Kimlik bilgisi</h2>
<p>
	Adı :Hasan</p>
<p>
	K&uuml;nyesi:Ebu Muhammed</p>
<p>
	Lakabı:Askeri</p>
<p>
	Baba adı : Ali (as)</p>
<p>
	Anne adı: Susen (Hudeyse)</p>
<p>
	Doğum yeri: Samirra</p>
<p>
	Doğum tarihi: 8 R.Evvel 232 hk.</p>
<p>
	Peygamber&#39;e (s.a.a) olan yakınlığı: Torunu</p>
<p>
	Şehadet yılı :8 R.Sani</p>
<p>
	Şehadet yeri : Samirra (Irak)</p>
<p>
	Şehadet sebebi :Abbasi harifelerinden&nbsp; Mutemid&#39;in İmam&#39;ı zehirlemesi</p>
<h2>
	&Ccedil;ocukluk d&ouml;nemi</h2>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;İmam Hasan Askeri (as) 22 yaşına kadar babası İmam Hadi ile beraber Irak&#39;da yaşadı ve zalim h&uuml;k&uuml;metin g&ouml;lgesi altında, Samirra kışlasında yoğun konturol altında ge&ccedil;irdi ve 22 yaşında babasından İmamet ilmini ve makamını teslim aldı. Onbirinci İmam (as) &ouml;mr&uuml; şeriflerinde altı tane&nbsp; Abb&acirc;si halifesini M&uuml;tevekkil, Muntasar, Musta&#39;in, Mu&#39;tez, Muhtedi ve Mu&#39;temid&#39;i g&ouml;rm&uuml;ş ve onların zamanında yaşamıştır.</p>
<h2>
	İmamet d&ouml;nemi</h2>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;Halkın masum İmamlar&#39;a (as) ilgisi ve o hazretlerin zalim halifelerle uyuşmamazlıkları, halife sultanların, imametin nurani silsilesine hep kin beslemelerine ve onlara k&ouml;t&uuml; davranmalarına sebep oluyordu, İmam Askeri de (as) aziz masum babaları gibi h&uuml;k&uuml;metin devamlı eziyet ve denetimi ile karşıkarşıyaydı, o hazret, Muhtedinin h&uuml;k&uuml;meti d&ouml;neminde birkere Salih b. Vesifin zindanına g&ouml;t&uuml;r&uuml;ld&uuml;, salih b. Vesif emri altındakilerin en k&ouml;t&uuml;lerinden iki kişiyi İmam&#39;a (as) eziyet etmeleri ve hazreti sıkı denetlemeleri i&ccedil;in g&ouml;revlendirdi, ama onlar İmam&#39;ın (as) ibadetlerinin etkisi altında kaldılar, Ve yine ikinci kez o hazret&#39;i Nehririn zindanına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler, o cellat huylu İmam&#39;a (as) eziyet ediyor ve azarlıyordu; Nehrir&#39;in karısı ona; Allah&#39;tan kork, sen evinde kimin olduğunu biliyor musun dedi ve İmam&#39;ın ibadet ve y&uuml;celiğini beyan ederek ona yaptığın z&uuml;l&uuml;mden senin i&ccedil;in korkarım dedi. Nehrir Vallahi onu yırtıcı hayvanların &ouml;n&uuml;ne atacağım dedi ve &uuml;st makamlardan izin aldıktan sonra yırtıcı hayvanların İmam&#39;ı par&ccedil;alıyacaklarından ş&uuml;phesiz olmaksızın hazret&#39;i (as) yırtıcı hayvanların &ouml;n&uuml;ne attı. Bir m&uuml;ddet sonra İmam&#39;ın durumunu g&ouml;rmeğe geldiğinde, o hazreti namazla meşgul ve etrafının yırtıcı hayvanlarla sarılı olduğunu, ancak ona hi&ccedil; dokunmadıklarını g&ouml;rerek ikinci kez o hazreti evine g&ouml;t&uuml;rmelerini emretti.</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;Halifelerin h&uuml;kumeti ve onların İmam&#39;a davranışları hakkında naklettiğimiz kısa ve &ouml;z bilgilerden İmam Askeri&#39;nin &ccedil;ok zor ve sıkıntılı bir devrede y&acirc;şadığı, h&uuml;k&uuml;metlerin İmam&#39;ı (as) sıkı denetimde bulundurup o hazreti defalarca zindana attırdıkları ortadadır. Hatta zindanda olmadığı vakitlerde dahi hazretin etrafındaki gidiş, gelişlerin kontrol edilişi, şi&acirc;nın ve hazreti seven herkesin onunla rahat&ccedil;a irtibat kuramaması ve bazı şiaların Alev&icirc;ler&#39;e yardım i&ccedil;in İmam&#39;ın (as) evine doğru yola koyulmalarına tarih şahittir. Bu kadar baskının nedeni ise şunlardı:</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp; Evvela, o zamanlarda Şia&#39;nın n&uuml;fusu artmış ve b&uuml;y&uuml;k bir g&uuml;ce sahip olmuşlardı. Şia&#39;nın imamete inanması herkese g&uuml;neş gibi aydınlığa kavuşmuştu. Şia İmamları da toplumda tanınıyordu. Bu y&uuml;zden hilafet makamı İmamları daha fazla g&ouml;z altına alıp m&uuml;mk&uuml;n yollar deneyip, sinsi planlarla bunları yok etmeğe &ccedil;alışıyordu.</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp; İkinci olarak hilafet makamı, Şiilerin, on birinci imamın bir oğlunun varlığına inandıklarını anlamıştı. Onbirinci İmam&#39;dan ve diğer imamlardan nakledilen rivayetlere g&ouml;re onun oğlunun Mehdi (a.s) olduğunu biliyorlardı. Bu inan&ccedil; Peygamber-i Ekrem&#39;den Şia ve Ehl-i S&uuml;nnet kanallarıyla anlatılan rivayetlere dayanıyordu. Ve Hz. Mehdi (Allah zuhurunu &ccedil;abuklaştırsın) onikinci İmam olarak kabul ediliyordu.</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu sebeplere g&ouml;re onbirinci İmam, diğer İmamlar&#39;dan daha &ccedil;ok g&ouml;z altında tutuluyordu. Zamanın halifesi, Şia&#39;nın inandığı imamet ilkesine son vermek ve bu kapıyı her zaman i&ccedil;in kapatmaya kesin karar almıştı. Buna g&ouml;re İmam&#39;ın (a.s) hastalık haberi zamanın halifesi Mu&#39;tamıd&#39;a verilince, bir doktor g&ouml;ndermenin yanı sıra i&ccedil; haberleri kontrol etmeleri i&ccedil;in g&uuml;venilir adamlarından ve kadılarından birka&ccedil;ını bu işle g&ouml;revlendirdi. İmam&#39;ın şahadetinden sonra da evini teftiş edip, İmam&#39;ın hizmet&ccedil;ilerini de ebeler, muayene ettiler. Gizli memurları iki yıl boyunca &uuml;mitleri kesilinceye dek İmam&#39;ın oğlunu bulmak i&ccedil;in &ccedil;alıştılar.</p>
<h2>
	&nbsp;&nbsp;Şehadet</h2>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;Mutemid İmam&#39;ı zehirledikten bir m&uuml;ddet sonra İmam hastalandığı zaman tamamını fakihlerin oluşturduğu beş kişi, İmam&#39;ın evinde kalıp, olup biten her şeyi kendisine rapor etmeleri i&ccedil;in Mutemid&#39;in emriyle İmam&#39;ın&nbsp; evine g&ouml;nderildi. İmam&#39;ın yanında kalmaları i&ccedil;in birka&ccedil; hastabakıcı da g&ouml;nderilmişti. Gece g&uuml;nd&uuml;z İmam&#39;ın&nbsp; yanına gidip, durumu g&ouml;z altında bulundurmaları i&ccedil;in halife, Gazi b. Bahtiyar&#39;a g&uuml;venilir on kişi se&ccedil;ip İmam&#39;ın evine g&ouml;ndermesini emretti. İki, &uuml;&ccedil; g&uuml;n sonra İmam&#39;ın durumunun k&ouml;t&uuml;leştiğini ve iyileşme imkanının &ccedil;ok az olduğunu Mu&#39;temid&#39;e bildirdiler. Mu&#39;temid gece g&uuml;nd&uuml;z İmam&#39;ın evinde kalmalarını istedi.</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp; Bunun &uuml;zerine İmam d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;&uuml;nceye kadar birka&ccedil; g&uuml;n İmam&#39;ın evinde kaldılar. Hazretin &ouml;l&uuml;m haberi yayılınca Samırra mateme g&ouml;m&uuml;ld&uuml;, baştan ayağa feryat ve inilti ile doldu, &ccedil;arşı pazar tatil oldu, d&uuml;kkanlar kapandı, Haşimoğulları, divancılar, amirler, ordu, şehir gazileri, şairler, şahidler ve diğerleri defn t&ouml;reni i&ccedil;in yola &ccedil;ıktılar. Samırra o g&uuml;n kıyamet sahnesini andırıyordu, cenaze defne hazır olduğunda halife, İmam&#39;a namaz kılması i&ccedil;in kardeşi İsa b. M&uuml;tevekkili g&ouml;nderdi, cenazeyi namaz kılınması i&ccedil;in yere bıraktıkları zaman İsa cenazeye yaklaştı ve hazretin y&uuml;z&uuml;n&uuml; a&ccedil;arak Aleviler&#39;e, Abbasiler&#39;e, gaziler&#39;e, yazarlar&#39;a ve şahitler&#39;e g&ouml;sterdi ve dedi ki:&#39;&#39;Bu tabii &ouml;l&uuml;m ile d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;en Ebu Muhammed&#39;i Askeri&#39;nin&nbsp; cesedidir, halifenin hizmet&ccedil;ilerinden falanca ve falancı buna şahit idiler&#39;&#39;(!!) Sonra cenazenin y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ouml;rtt&uuml; ve cenaze namazı kıldı daha sonra defn etmek i&ccedil;in g&ouml;t&uuml;rmelerini emretti. Ama Ondan &ouml;nce İmam Mehdi (a.f) babasının namazını kılmıştı.</p>
<p>
	&nbsp; Ebu Muhammed Hasan b. Aliy&#39;nin Vefatı Samırra&#39;da h. 260 Rebi&#39;ul-evvel&#39;in sekizinde, Cuma g&uuml;n&uuml; vuku buldu ve Hazret babalarının defnedildiği evlerindeki odaya defnedildi.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-hasan-askeria-sin-kisaca-hayati/">İmam Hasan Askeri(a.s)&#8217;ın Kısaca Hayatı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Hasan Askeri (as.)&#8217;ın  İmameti</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-hasan-askeri-as-in-imameti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Askerî (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiaların on birinci imamı olan İmam Hasan b. Ali Askeri (a.s.), Merhum K&#252;leyni&#39;nin nakline g&#246;re hicri 232 yılının Ramazan veya Rabi&#39;&#252;s Sani ayında d&#252;nyaya gelmiş ve 28 yıl yaşamıştır.[1] İbn-i Hallekan, İmam&#39;ın 231 yılının aylarından birinde perşembe g&#252;n&#252; d&#252;nyaya geldiğini s&#246;ylemiş. Ve İmam&#39;ın 232 yılının Rabi&#39;&#252;s Sani ayının altısında d&#252;nyaya gelmiş olduğuna dair bir g&#246;r&#252;ş&#252; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-hasan-askeri-as-in-imameti/">İmam Hasan Askeri (as.)&#8217;ın  İmameti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>
	Şiaların on birinci imamı olan İmam Hasan b. Ali Askeri (a.s.), Merhum K&uuml;leyni&#39;nin nakline g&ouml;re hicri 232 yılının Ramazan veya Rabi&#39;&uuml;s Sani ayında d&uuml;nyaya gelmiş ve 28 yıl yaşamıştır.[1] İbn-i Hallekan, İmam&#39;ın 231 yılının aylarından birinde perşembe g&uuml;n&uuml; d&uuml;nyaya geldiğini s&ouml;ylemiş. Ve İmam&#39;ın 232 yılının Rabi&#39;&uuml;s Sani ayının altısında d&uuml;nyaya gelmiş olduğuna dair bir g&ouml;r&uuml;ş&uuml; de nakletmiştik.[2] Şeyh M&uuml;fid ve Sa&#39;d b. Abdullah İmam&#39;ın Rabi&#39;&uuml;s Sani ayında d&uuml;nyaya geldiğini kabul etmişlerdir.[3] Mes&#39;udi, O hazretin 29 yaşında şehid olduğunu s&ouml;ylemiştir.[4] O halde Mes&#39;udi O hazretin 231 yılında d&uuml;nyaya geldiğini kabul etmiş olmalıdır.</p>
<p>
	İmam Hadi (a.s.)&#39;ın 254 yılında şehid olmasıyla ve İmam&#39;ın kendi nassıyla oğlu imam Askeri (a.s.), İsna Aşeri şiaların imamı olarak nasbedildi. imam Hadi (a.s.)&#39;ın, oğlu Askeri (a.s.)&#39;ın imametiyle ilgili vasiyet ve nassındaki rivayetler şianın hadis ve tarih kitaplarının bir &ccedil;oğunda sık sık g&ouml;r&uuml;lmektedir.[5] Şialar, kendileri a&ccedil;ısından imametin doğruluğunu g&ouml;steren bu vasiyet ve nassı g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde tutarak İmam Hasan Askeri (a.s.)&#39;ın imametini kabul ettiler.</p>
<p>
	Sa&#39;d b. Abdullah&#39;ın naklettiğine g&ouml;re, bir grup şia Muhammed b. Ali&#39;yi -ki kendi babası imam Hadi &quot;(a.s.) hayattayken vefat etti-, &ccedil;ok az bir grup da Cafer b. Ali&#39;yi imam se&ccedil;ti, bunların dışındaki İmam şialar Hz. Askeri (a.s.)&#39;ın imametini kabul etti. Cafer b. Ali&#39;ye inananlar &quot;Caferiyye-i Hulles&quot; lakabını aldılar.[6] Mes&#39;udi, şianın cumhurunun (b&uuml;y&uuml;k bir &ccedil;oğunluğunun) imam Askeri (a.s.) ve oğlunun imametine inanıp, kabul ettiğini s&ouml;ylemiştir ve bu fırka tarihte &quot;Kat&#39;iyye&quot; lakabıyla tanınmaktadır.[7]</p>
<h2>
	İmam Askeri (as.) Samirra&#39;da</h2>
<p>
	Şeyh M&uuml;fidin rivayet ettiğine g&ouml;re, imam Hadi (a.s.) on k&uuml;sur yıl kadar Asker&#39;de (Samirra) Abbasilerin nezareti altında yaşamıştır.[8] Bu rivayete g&ouml;re imam Hadi (a.s.) oğlu Hz. Askeri (a.s.)&#39;la beraber 243 ya da 244 yıllarında Samirra&#39;ya gelmiş olmalıdır. Fakat İbn-i Hallekan, İmam&#39;ın yirmi yıl dokuz ay Samirra&#39;da kaldığını ve bu y&uuml;zden de İmam Hadi (a.s.) ve oğlu Hz. Askeri (a.s.) &quot;Askeriyeyn&quot; diye tanınmışlardır, demiştir.[9]</p>
<p>
	Kesin olan , bu iki İmam Hasan Askeri (as.)&#39;ın -o devirde Abbasilerin hilafet merkezi olan- Samirra&#39;ya getirilmeleri, birka&ccedil; y&ouml;nden Memun&#39;un İmam Rıza (a.s.)&#39;ı kendi şehrine getirme siyasetine benzemektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu yakınlık, İmam&#39;ın şialarla olan irtibatını kontrol etmeyi, &ccedil;eşitli b&ouml;lgelerde mevcut olup, h&uuml;k&uuml;met i&ccedil;in bir tehlike teşkil eden İmam&#39;ın yakın şialarını tanımayı kolaylaştırıyordu. İmam bu şehirde yaşadığı s&uuml;rece birka&ccedil; defa zindana atılmasının dışında, o şehrin normal bir yerlisi gibi hareket ediyordu, tabii ki İmam&#39;ın b&uuml;t&uuml;n hareketleri h&uuml;k&uuml;met tarafından ihtiyatlı ve dakik bir şekilde inceleniyor ve g&ouml;zleniyordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İmam Askeri (a.s.) da olmak &uuml;zere şia İmamları yaşadıkları yer hususunda se&ccedil;enek hakkına sahip olsaydı Medine&#39;yi se&ccedil;erlerdi. Bu y&uuml;zden de İmam&#39;ın uzun bir s&uuml;re Samirra&#39;da tutulması halife tarafından bir nevi tutuklamadır ve bu başka bir şekilde yorumlanamaz. Şiaların &ouml;ncelerden beri d&uuml;zenli ve teşkilatlı bir şekilde faaliyet etmeleri halifeyi tedirgin ediyor ve korkutuyordu, halife bu faaliyetleri kontrol etmek zorunda olduğu i&ccedil;in bu mesele &uuml;zerinde &ouml;nemle duruyordu.</p>
<p>
	Bunun i&ccedil;in de İmam&#39;dan, Samirra&#39;da olduğuna dair s&uuml;rekli olarak bilgi vermesi istenmişti. İmam&#39;ın hizmet&ccedil;ilerinden birinin nakline g&ouml;re, İmam her pazartesi ve perşembe g&uuml;n&uuml; dar&#39;&uuml;l hilafeye gitmek zorundaydı.[10] İmam&#39;ın bu durumu zahirde İmam i&ccedil;in bir ihtiram talakki ediliyordu, hakikatte ise halifenin durumları kontrol etmesi i&ccedil;in bir vesileydi. Hatta bir defasında halife Sahibul Basra&#39;yı g&ouml;rmeye gittiğinde İmam&#39;ı da beraberinde g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor ve İmam&#39;ın ashabı ise sadece yol boyunca O hazreti g&ouml;rmeye hazırlanıyorlar.[11] Bu rivayetten iyice anlaşılıyor ki, bir s&uuml;re kimse doğrudan İmam&#39;ın evinde İmamla g&ouml;r&uuml;şememiş, buna imkan bulamamıştı.</p>
<p>
	İsmail b. Muhammed ş&ouml;yle diyor: İmam&#39;dan para istemek i&ccedil;in İmam&#39;ın gelip gittiği yolun &uuml;zerinde oturdum ve İmam yanımdan ge&ccedil;erken mali yardımda bulunmasını istedim.[12]</p>
<p>
	Ebu Bekr-i Fahfaki ş&ouml;yle diyor: Bir iş -İmam&#39;ı g&ouml;rmek-i&ccedil;in Samirra&#39;dan hari&ccedil; olup Ebi Katia b. Davud caddesinde, İmam&#39;ın gelip dar&#39;&uuml;l hilafe&#39;ye gitmesini bekledim.[13]</p>
<p>
	Muhammed b. Abd&uuml;l Aziz-i Belhi de, İmam dar&#39;&uuml;l amme&#39;ye giderken, O&#39;nunla g&ouml;r&uuml;şmek i&ccedil;in el-Ganem caddesinde İmam&#39;ın gelmesini beklemiştir.[14]</p>
<p>
	Muhammed b. Rabi-i Şaybani de ş&ouml;yle diyor: İmam&#39;ı g&ouml;rmek i&ccedil;in Ahmed b. Huzayb kapısında oturmuş bekliyordum ve İmam oradan ge&ccedil;erken O&#39;nu g&ouml;rd&uuml;m.[15]</p>
<p>
	Ali b. Cafer, Halebi&#39;den ş&ouml;yle naklediyor: İmam&#39;ın dar&#39;&uuml;l hilafeye gideceği bir g&uuml;n, Asker&#39;de İmam&#39;ı g&ouml;rmek i&ccedil;in biraraya toplandık, tam bu sırada İmam tarafından bize bir mektup geldi. Mektubun mazmunu ş&ouml;yleydi: &quot;Kimse bana selam etmesin, hatta bana doğru işaret bile etmesin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sizin kendiniz de emniyette değilsiniz[16]</p>
<p>
	H&uuml;k&uuml;metin, İmam ve şiaları arasındaki irtibatı ne kadar g&ouml;zaltında tuttuğu ve kontrol ettiği bu rivayetten &ccedil;ok iyi bir şekilde anlaşılmaktadır. Tabii ki İmam ve şiaları buldukları her fırsatta birbirleriyle g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yorlardı ve bunu da kamufle ediyorlardı. Şiaların İmamla kurabileceği en iyi irtibat yollarından biri yazışma idi ve bir&ccedil;ok kaynaklarda da sık sık bu&zwnj;nunla karşılaşmaktayız.</p>
<h2>
	İmam&#39;ın Samirra&#39;daki Konumu</h2>
<p>
	İmam Askeri (a.s.) &ccedil;ok gen&ccedil; bir yaşta olmasına rağmen, &raquo;y&uuml;ce ilmi ve ahlak&icirc; bir &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğe sahip olduğundan, &ouml;zellikle de şiaların rehberi olduğundan, şiaların da ihlasla O&#39;na itikad ettiklerinden ve halkın hi&ccedil; bir şey g&ouml;zetmeden O&#39;na ihtiramda bulunduğundan dolayı &ccedil;ok meşhur olmuştu. İmam, herkesin y&ouml;neldiği ve kendisine tevecc&uuml;h ettiği bir şahsiyet olduğu i&ccedil;in Abbasi hakimiyeti de birka&ccedil; yer hari&ccedil;, zahirde O hazrete karşı ihtiramda bulunuyor ve saygılı davranıyordu.</p>
<p>
	O hazretin yaşantısıyla ilgili b&uuml;t&uuml;n kaynakların naklettiği mufassal bir rivayette, g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e İmam&#39;ın Samirra&#39;da ilmi azamet ve ehemmiyetinin daha iyi anlaşıldığı belirtilmiştir. Bu rivayet, ehemmiyete şayan bir rivayet olduğu i&ccedil;in onun bazı b&ouml;l&uuml;mlerini buraya aktarmak istiyoruz.</p>
<p>
	İhtimalen İmam Askeri (a.s.)&#39;la g&ouml;r&uuml;şme şerefi kazanan [17] ve şianın meşhur alimlerinden olan Sa&#39;d b. Abdullah Eş&#39;ari ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&nbsp;İmam&#39;ın rihletinden on sekiz yıl sonra- 228 yılının Şaban ayında Ahmed b. &Uuml;beydullah b. Hakan&#39;ın [18] ki o g&uuml;nlerde Kum&#39;un maliyatını almakla g&ouml;revliydi ve &Acirc;l-i Muhammed&#39;e ve de Kum halkına karşı d&uuml;şmanlık besliyordu meclisinde oturmuş idik. Samirra&#39;da oturan &#39;Talibi&#39;lerin mezheb ve durumlarından s&ouml;z a&ccedil;ıldı, sultanın yanında. Ahmed ş&ouml;yle dedi: Samirra&#39;da, Hasan b. Ali Askeri (a.s.) gibi vakarlı, iffetli, ne yapacağını bilen, ehli beytinin arasında b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kle tanınan, sultanın ve Beni Haşim&#39;in yanında muhterem tutulan ve hatta emirlerden, vezirlerden ve katiplerden bile &uuml;st&uuml;n tutulan birini ne g&ouml;rm&uuml;ş ve ne de duymuştum. Ben bir g&uuml;n babamın yanı başında durmuştum ve babam da o g&uuml;n halk ile g&ouml;r&uuml;şmek i&ccedil;in oturmuştu. Hizmet&ccedil;ilerden biri gelip &quot;İbn-ur Rıza kapıda bekliyor.&quot; dedi. Babam y&uuml;ksek sesle &quot;Girmesine izin verin.&quot; dedi. O hazret de i&ccedil;eri girdi&#8230; Babam O&#39;nu g&ouml;r&uuml;nce birka&ccedil; adım O&#39;na doğru y&uuml;r&uuml;d&uuml;. Hi&ccedil; kimseye, hatta emirlere ve valilere karşı yapmadığı bu işi İmam&#39;ın karşısında yaptı. İmam&#39;a yaklaşınca elini O&#39;nun boynuna sarıp y&uuml;z&uuml;n&uuml; ve alnını &ouml;pt&uuml;, daha sonra da O&#39;nun elinden tutup kendi yerine oturttu, kendisi de karşısında oturup O&#39;nunla konuşmaya başladı. Konuşurken de -O&#39;na ihtiramen- lakabıyla hitab ederek daima &quot;Babam, anam sana feda olsun&#8230;&quot; diyordu.</p>
<p>
	Gece olunca babamın yanına gittim ve ş&ouml;yle dedim: Bug&uuml;n onca ihtaram ettiğin ve hatta baba ve anneni bile kendisine feda ettiğin O adam kimdi, baba? &quot;O İbn-ur Rıza ve rafizilerin imamıdır.&quot; dedi ve sustu. &Ccedil;ok kısa bir s&uuml;re sonra yeniden s&ouml;ze başladı ve ş&ouml;yle devam etti: &quot;Oğulcuğum, eğer bir g&uuml;n hilafet Beni Abbas&#39;ın elinden &ccedil;ıkarsa, O&#39;ndan başka bu işi y&uuml;r&uuml;tecek layık biri Beni Haşim arasında mevcut değildir. O faziletinden, nefsini tezkiye ettiğinden ve koruduğundan, z&uuml;hd, ibadet ve g&uuml;zel ahlakından dolayı hilafet makamına layık biridir. Keşke O&#39;nun babasını g&ouml;rseydin; azametli, akıllı, iyiliksever ve faziletli biriydi, O. Bu s&ouml;zleri duyunca b&uuml;t&uuml;n v&uuml;cudum hışm ve adavet ateşiyle yandı yakıldı, ama aynı zamanda O&#39;nu tanımaya daha &ccedil;ok ilgi duydum, buna olan isteğim daha da arttı. Beni Haşim&#39;den, katiplerden, kadılardan, fakihlerden ve hatta normal insanlardan bile O&#39;nun hakkında sorduğumda, O&#39;nu herkesten daha azametli tuttuklarını ve ehli beytindeki diğer şahıslardan daha &uuml;st&uuml;n g&ouml;rd&uuml;klerini anladım.</p>
<p>
	Herkes &quot;O rafizilerin imam&rsquo;ıdır.&quot; diyordu. Ondan sonra, O&#39;nun benim yanımdaki &ouml;nem ve ehemmiyeti daha da arttı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dost ve d&uuml;şman herkes O&#39;na iyilikle anıyor ve methediyordu.[19]</p>
<p>
	Bunu rivayet eden Ehl-i beyt d&uuml;şmanlarından biri olma&zwnj;sına rağmen, bu rivayet İmam&#39;ın ahlaki ve i&ccedil;timai konumunu a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koymaktadır.</p>
<p>
	İmam Asker (a.s.)&#39;ın hitmet&ccedil;isi ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	İmam&#39;ın dar&#39;ul hilafeye gittiği g&uuml;nler halk acayip bir coşku ve heyecan g&ouml;steriyordu İmam&#39;ın ge&ccedil;eceği yol, atlarına binmiş kalabalık bir toplulukla doluyordu, İmam geldiğinde ise herkes birden susuyor ve İmam kalabalığın arasından ge&ccedil;erek dar&#39;ul hilafeye giriyordu.[20]Bu kalabalığı oluşturanların &ccedil;oğu imam&#39;ı g&ouml;rmek i&ccedil;in uzaktan yakından Samirra&#39;ya gelen şialardı. Tabii ki Resulullah(s.a.a.)&#39;in evlatlarına ilgi ve sevgi duyan diğer insanlar da İmam&#39;ı g&ouml;rmek i&ccedil;in O&#39;nun geleceği yolda durup kalabalığı daha bir &ccedil;oğaltıyorlardı.</p>
<h2>
	İmam&#39;ın Tutuklandığı D&ouml;nemler</h2>
<p>
	&Ouml;nceden de değindiğimiz gibi İmam Hadi (a.s.)&#39;ın İmam Askeri (a.s.)&#39;la birlikte M&uuml;tevekkil tarafından Samirra&#39;ya geti&zwnj;rilmesinin kendisi, İmamları ve onların şialarla olan ilişkilerini kontrol etmek i&ccedil;in bir nevi zindan! Etmekten ibaretti. Bazı durumlarda bu baba ve oğlun tutuklanmasında daha &ccedil;ok şiddet kullanılıyordu. &Ouml;zellikle d&uuml;zeni tehdit edebilecek boyuttaki olaylar vuku bulduğunda, bizzat İmam&#39;ın kendisi yakın ashabından bazılarıyla birlikte zindana atılıyordu.</p>
<p>
	İmam Askeri (a.s.)&#39;ın tutuklanması hususunda bazı rivayetler mevcuttur, ancak bazı y&ouml;nlerden birbirleriyle &ccedil;elişmektedir. B&ouml;yle bir hatanın ortaya &ccedil;ıkmasında bazı sebepler d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir. Onlardan biri İmam&#39;ın birka&ccedil; defa tutuklanmış olması da olabilir, halkın halifelerin adını karıştırmış olması da. Haliyle bu rivayetler bir araya toplandığında ve birbirleriyle kıyaslandığında hakikati ele getirme olasılığı daha da artıyor.</p>
<p>
	Bir rivayette&nbsp; (halifelikten azledilen ve 255 yılında &ouml;ld&uuml;r&uuml;len) Mutazz, Kufe&#39;ye gitmek istediğinde İmam Askeri (a.s.)&#39;ın tutuklanmasını emretti ve hizmet&ccedil;isi Said&#39;i de bu işle g&ouml;revlendirdi. Eb&#39;ul Haysem b. Sebane bu husustaki endişe ve korkusunu mektupla İmam&#39;a bildiriyor. İmam da onun cevabında ş&ouml;yle yazıyor: &quot;&Uuml;&ccedil; g&uuml;n sonra bir kurtuluş kapısı a&ccedil;ılacak ve Mutazz &ouml;ld&uuml;r&uuml;lecektir.[21]</p>
<p>
	Şu kesin ki, İmam Askeri (a.s.) Muhtedi d&ouml;neminde (255-256) bir s&uuml;re zindanda kalmıştır. Bundan &ouml;nce de şialardan bir grubu zindana atılmışlardı. Şianın meşhur şahsiyetlerinden olan ve Ebu Haşim-i Caferi diye tanınan Davud b. Kasım 252 yılında zindana atılmıştı. Onun tutuklanma sebebini Hatib-i Bağdad&icirc;, İbn-i Arefe&#39;den ş&ouml;yle naklediyor: Konuştuğu bazı s&ouml;zlerden dolayı zindana atıldı.[22] Şeyh Tusi&#39;nin naklettiği bir rivayette Ebu Haşim-i Caferi&#39;nin Beni Haşim&#39;den ve başkalarından birka&ccedil; kişiyle birlikte tutuklanmasının sebebi, Abdullah b. Muhammed-i Abbasi&#39;nin &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesi olarak zikredilmiştir[23]. Bazı rivayetlerde belirtildiği gibi bu zindanın sorumlusu Salih b. Vasif idi ve o 256 yılında Musa b. Bağa tarafından &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;.[24] Bu y&uuml;zden ve b&uuml;y&uuml;k bir ihtimalle İmam Askeri (a.s.)&#39;ın tutuklanması 255 yılında ve Muhtedi&#39;nin d&ouml;neminde vuku bulmuştur.</p>
<p>
	Bir rivayete g&ouml;re Ebu Haşim Caferi ş&ouml;yle demiştir:</p>
<p>
	Muhtedi&#39;nin d&ouml;neminde zindana atıldığım zaman İmam Askeri (a.s.)&#39;ı da zindana getirdiler. Muhtedi&#39;nin 256 yılında &ouml;lmesiyle, Allah İmam&#39;ı &ouml;l&uuml;mden kurtardı, &ccedil;&uuml;nk&uuml; halife O hazreti &ouml;ld&uuml;rmeye kararlıydı.[25]İmam&#39;ın zindana atıldığı yerin adı Cavsek&#39;di. Muhtedi&#39;nin kendisi ve aynı şekil Salih b. Vasif, sonraları o zindana atılmış ve &ouml;ld&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. Cavsek bir kale idi ancak zindan olarak kullanılıyordu.[26]</p>
<p>
	Bu zindanın i&ccedil; durumu hakkında şunları biliyoruz:</p>
<p>
	a: İmam (a.s.) zindana girdiğinde Acem bir kişiye işaret ederek ş&ouml;yle buyurdu: Eğer bu kişi olmasaydı ne zaman zindandan kurtulacağınızı s&ouml;ylerdim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o sizi g&ouml;zetleyerek davranışlarınızı halifeye bildiriyor. Ebu Haşim ş&ouml;yle diyor: Bir g&uuml;n biz onu sıkıştırıp, her birimiz hakkında k&ouml;t&uuml; haberler yazıp halifeye vermek istediği mektubu elbisesinden &ccedil;ıkardık.[27]</p>
<p>
	&nbsp;b- İmam&rsquo;ın zindandaki bizzat zindan bek&ccedil;ilerine karşı tutum ve davranışları &ouml;yle bir şekildeydi ki, nitekim onların utanmasına neden &ouml;l&uuml;yordu. İmam Kazım (a.s.)&#39;ın da bu şekil davrandığı rivayet edilmiştir. Abbasilerin uşaklarından olan ve İmam&#39;ı zindanda tutmakla g&ouml;revlendirilen Salih b. Vasif, bazı Abbasiler tarafından İmam&#39;a eziyet etmeye teşvik ediliyor ve o da cevaben ş&ouml;yle diyordu:</p>
<p>
	Halkın arasında tanıdığım en k&ouml;t&uuml; iki kişiyi bu iş i&ccedil;in g&ouml;revlendirdim, ama onlar İmam Askeri (a.s.)&#39;dan &ouml;yle etkilendiler ki ibadet etmekte ve namaz kılmakta y&uuml;ce bir makama ulaştılar.[28]</p>
<p>
	Bazı rivayetlerde , İmam Hasan Askeri (as.)&#39;ın zindanda daima oru&ccedil; tuttuğunu bildiriyor.[29]</p>
<p>
	İmam (a.s.)&#39;, 256 dan 279 yılına kadar hilafet eden Mutamid&#39;in d&ouml;neminde ikinci defa zindana atıldı. Bir rivayette, O hazretin 259 yılında Mutamid&#39;in zindanında olduğu ve Ali b. Cerir&#39;in de İmam&#39;ın bek&ccedil;isi olduğu belirtilmiştir. Mutamid&#39;in İmam hakkında sorduğu sorulara Ali b. Cerir ş&ouml;yle cevap veriyor: Her zaman g&uuml;nd&uuml;zleri oru&ccedil; tutuyor ve geceleri de namaz kılıyor.[30]</p>
<p>
	Aynı şekil Sumayri &quot;el-Evsiya&quot; kitabında Mahmudi&#39;den ş&ouml;yle rivayet etmiştir: Ebu Muhammed-i Askeri (a.s.) Mutamid&#39;in zindanından &ccedil;ıkarken şu ayeti yazmış olduğunu g&ouml;rd&uuml;m:</p>
<p>
	&quot;Allah&#39;ın nurunu ağızlarıyla s&ouml;nd&uuml;rmek isterler. Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.&quot;[31]Şeyh M&uuml;fid, Muhammed b. İsmail-i Alevi&#39;den ş&ouml;yle rivayet etmiştir:</p>
<p>
	İmam Askeri (a.s.), Ali b. Evtamiş (veya Baremiş)&#39;in bu&zwnj;lunduğu zindana getirildi. Bu şahıs Ebu Talib evlatlarının amansız d&uuml;şmanlarından idi. Ona, İmam hakkında elinden gelen k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yapması emredildi. Ama o, imam&#39;la bir s&uuml;re kaldıktan sonra ayrılma zamanı geldiğinde İmam&#39;ın ilahi azametini her kesden daha iyi tanıyan biri olarak ayrıldı.[32]</p>
<p>
	&Ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir ihtimalle İmam 259 yılında bu zindana atılmıştı ve bunu teyid eden şahid de aşağıdaki rivayettir.</p>
<p>
	Keşşi &quot;Rical&quot; kitabında, Muhammed b. İbrahim-i Samerkandi&#39;nin ş&ouml;yle dediğini rivayet ediyor: Hacca giderken, yolumun &uuml;zerinde bulunan doğruluk, salah, takva ve hayırla tanınan Budak Buşencani (Buşencan Herat k&ouml;ylerinden biridir) adındaki arkadaşıma uğrayayım dedim. Onun yanına varıp sohbete başladığımızda F&acirc;zl b. Şazan&#39;dan s&ouml;z a&ccedil;ıldı. Budak &quot;O midesinden &ccedil;ok rahatsızdır&#8230;&quot; dedi ve şunları da ekledi: &quot;Hac merasimini yerine getirmek i&ccedil;in Mekke&#39;ye gittiğimde, değerli ve faziletli bir şeyh olan Muhammed b. İsa el-Abidi&#39;nin yanına gittim. Onun evinde, &uuml;zg&uuml;n ve perişan bir halde oturan bir grup g&ouml;rd&uuml;m. Bunun sebebini sorunca ş&ouml;yle dediler: Ebu Muhammed (a.s.) zindana atılmış. (Bunu duyunca oradan &ccedil;ıkıp) Yoluma devam ettim, d&ouml;n&uuml;ş&uuml;mde yine Mu&zwnj;hammed b. İsa&#39;ya uğradım. Onu g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; ve din&ccedil; buldum. Bunun sebebini sordum, dedi ki: &quot;İmam serbest bırakıldı.&quot; Ben g&uuml;nd&uuml;z ve gece (amelleriyle ilgili dan) kitabımı da bera&zwnj;berimde g&ouml;t&uuml;r&uuml;p Samirra&#39;ya gittim. Ebu Muhammed (a.s.)&#39;ın huzuruna vardım. Kitabı O hazrete g&ouml;sterip &quot;Canım sana feda olsun, bu kitaba bakar mısınız?&quot; dedim. İmam kitabın her sayfasına bakarak ş&ouml;yle buyurdu: &quot;Sahihtir, bununla amel etmek iyidir.&quot; Ben &quot;Fazl &ccedil;ok hastadır ve hastalığının sebebinin</p>
<p>
	de sizin O&#39;nun hakkında etmiş olduğunuz dua olduğunu duydum. Duydum ki onun İbrahim (a.s.)&#39;ın vasiyyinin Rasulullah(s.a.a.)&#39;in vasiyyinden &uuml;st&uuml;n g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; size anlatmışlar. Halbuki bu doğru değil, bunu yalanla ona isnad etmişler.&quot; dedim. İmam buyurdu: &quot;Evet, Allah Fazl&#39;a rahmet etsin.&quot; Budak diyor ki: Ben geri d&ouml;nd&uuml;m ve İmam&#39;ın &quot;Allah Fazl&#39;a rahmet etsin.&quot; dediği g&uuml;nlerde Fazl&#39;ın vefat etmiş olduğunu anladım.[33]</p>
<p>
	Meşhur olduğu gibi Fazl b. Sazan&#39;m 260 H.K. yılında vefat ettiğini kabul edersek, haliyle 259 yılının sonlarında Zilhacce ayından &ouml;nce İmam&#39;ın zindanda olduğunu da kabullenmeliyiz.</p>
<p>
	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>
	[1] Usul-u Kaf&icirc;, c: 1,s:503.</p>
<p>
	[2] Vafeyat&#39;&uuml;l A&#39;yan, c: 2, s: 94. el-Eimmet&#39;&uuml;l İsna Aşer (İbn-i Tul&uuml;n),s: 113.</p>
<p>
	[3] el-Makalat vel-Fırak, s: 102. İrşad (Şeyh M&uuml;fid), s: 335.</p>
<p>
	[4] Muruc-uz Zaheb, c: 4, s: 112.</p>
<p>
	[5] Gaybet (Tusi), s: 120-122. Keşf&#39;ul Gumme, c: 2, s: 404-407.İrşad (Şeyh M&uuml;fid), s: 335. Ravzet&#39;&uuml;l Vaiz&icirc;n, s: 247. Bihar&#39;ul Envar, c: 50,r 239-246.</p>
<p>
	[6] el-Makalat vel-Fırak, s: 101</p>
<p>
	[7] Muruc-&uuml;z Zaheb, c:&quot;4, s&nbsp; 112.</p>
<p>
	[8] İrşad (Şeyh M&uuml;fid), s: 334.</p>
<p>
	[9] Vafeyat&#39;&uuml;i A&#39;yan, c: 2, s: 94-95. Mu cem-ul Buldan, c: 4, s: 134. el-Eimmet-&uuml;l İsna Aşer, s: 113.</p>
<p>
	[10] Gaybet (Tusi), s: 129. Bazı n&uuml;shalarda &quot;Dar&#39;&uuml;l Amme&quot; zikredil&zwnj;miştir ancak, ondan da maksad &quot;Dar&#39;&uuml;l hilafe&quot;dir.</p>
<p>
	[11] Kafi, c: 1, s: 509. İrşad, s: 387. A&#39;lam-&uuml;l Vera, s: 370. Keşf&#39;&uuml;l Gumme, c: 2, s: 425. el-Har&acirc;ic vel-Cerayih, c: 1, s: 444. es-Sırat&#39;&uuml;l M&uuml;sta&zwnj;kim, c: 2, s: 208.</p>
<p>
	[12] Keşf&#39;&uuml;l Gumme, c: 2, s: 413.</p>
<p>
	[13] el-Har&acirc;ic vel-Cerayih, c: 1, s: 446.</p>
<p>
	[14] el-Har&acirc;ic vel-Cerayih, c: 1, s: 447. M&uuml;stedrek&#39;in dipnotu, c: 9, s:72. İsbat&#39;&uuml;l Vasiyyet, s: 243.</p>
<p>
	[15] Keşf&#39;&uuml;l Gumme, c: 2, s: 425. el-Har&acirc;ic vel-Cerayih, c: 1, s: 445. Bihar&#39;ul Envar, c: 50, s: 293.</p>
<p>
	[16] el-Har&acirc;ic vel-Cerayih, c: 1, s: 439. es-Sırat&#39;ul M&uuml;stakim, c: 1, s- 207.</p>
<p>
	[17] Rical-i Necaşi, s: 126</p>
<p>
	[18] Abbasi Mutamidin veziriydi, babası. Kamil (İbn-i Esir), c: 7, s:</p>
<p>
	[19] Kafi. c 1, s: 505. Gaybet (Tusi). s: 131-132. Kemal&#39;ud Din. c: 1, s: 40-41. A&#39;lam&#39;ul Vera. s: 357-359. irşad.-3: 338-340. Keşful Gumme. c: 1.s:407</p>
<p>
	[20] Gaybet (tusi)219</p>
<p>
	[21] Keşf&#39;ul Gumme, c: 2, s: 416. EI-Hara&icirc;C vel-Cerayih, c: 1, s:</p>
<p>
	[22] Kamus&#39;ur Rical&#39;dan naklen, c: 4, s: 59. Sem&#39;ani yanlışlıkla 242 diye yazmıştır</p>
<p>
	[23] Gaybet (Tusi), s: 136. Bihar&#39;ul Envar, c: 50, s: 306.</p>
<p>
	[24] el-Kamil (İbn-i Esir), c: 7, s: 218-219-225</p>
<p>
	[25] Bihar&#39;ul Envar, c: 50, s: 313, Muhec&#39;&uuml;d Daavat&#39;tan naklen, s:343. Gaybet (Tusi), s: 123.</p>
<p>
	[26] Nur&#39;ul Ebsar, s: 166-167. Fusul&#39;ul Muhimme, s: 286- el-Kamil, c:7, s: 230-235. Tarih&#39;ul Hulefa, s: 363.</p>
<p>
	[27] Nur&#39;ul Ebsar, s: 166. Keşf&#39;ul Gumme, c: 2, s: 432. Bihar&#39;ul En-var, c: 50,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; s: 245. el-Har&acirc;ic vel-Cerayih, c: 2, s: 182.</p>
<p>
	[28] irşad, s: 334. Keşf&#39;ul Gumme, c: 2, s: 414. Ravzet&#39;&uuml;l Vaizin, s:248.</p>
<p>
	[30] Nur&#39;ul Ebsar, s: 168. Fusul&#39;ul Muhitnme, s^ 286. Kafi, c: 1, s:512.</p>
<p>
	[31] Bihar&#39;ul Ehvar, c: 50, s: 413; Muhac&#39;ud Daavat, s: 344 den naklen.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>
	[32] Safi 8.</p>
<p>
	[33] irşad, s: 342. Kafi, c: 1, s: 508. Keşf&#39;ul Gumme, c: 2, s: 412.</p>
<p>
	[34] Rical-i Keşş&icirc;, s: 537-538. Rivayet 1023.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-hasan-askeri-as-in-imameti/">İmam Hasan Askeri (as.)&#8217;ın  İmameti</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Hasan Askeri (as.)&#8217;ın  Şialarla İrtibatı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/imam-hasan-askeri-as-in-sialarla-irtibati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:18:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İmam Askerî (a.s)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=2888</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmam Rıza (a.s.) Horasan&#39;a geldikten sonra &#226;l-i Ebu Talib seyyidleri &#231;eşitli nedenlerden dolayı İslam &#252;lkesinin muhtelif b&#246;lgelerine hicret ettiler. Irak&#39;taki şialar ve aleviler &#252;zerindeki baskı arttık&#231;a hicret edenlerin sayısı da arttı. Şialar yaşamlarını s&#252;rd&#252;rmek i&#231;in daha emniyetli yerlere hicret etmeye mecbur oldular. Arap topraklan Emevi d&#252;ş&#252;nce tarzı ve ruhiyelerinin sultasında olduğundan, şialar i&#231;in emniyetli olamazdı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-hasan-askeri-as-in-sialarla-irtibati/">İmam Hasan Askeri (as.)&#8217;ın  Şialarla İrtibatı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>
	İmam Rıza (a.s.) Horasan&#39;a geldikten sonra &acirc;l-i Ebu Talib seyyidleri &ccedil;eşitli nedenlerden dolayı İslam &uuml;lkesinin muhtelif b&ouml;lgelerine hicret ettiler. Irak&#39;taki şialar ve aleviler &uuml;zerindeki baskı arttık&ccedil;a hicret edenlerin sayısı da arttı. Şialar yaşamlarını s&uuml;rd&uuml;rmek i&ccedil;in daha emniyetli yerlere hicret etmeye mecbur oldular. Arap topraklan Emevi d&uuml;ş&uuml;nce tarzı ve ruhiyelerinin sultasında olduğundan, şialar i&ccedil;in emniyetli olamazdı. Doğu, &ouml;zellikle de İran daha emniyetli idi. Bu y&uuml;zden şiaların b&uuml;y&uuml;k bir grubu bu topraklara akın ederek bir&zwnj;birlerinden uzak bir şekilde yaşamaya başladılar. Bunların ilk derecede ihtiya&ccedil; duydukları en &ouml;nemli şey, kendi aralarında irtibat kurmak idi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hem hazır imamları vardı ve hem de dini sorularını ve ayrıca i&ccedil;inde bulunduktan siyasi ve i&ccedil;timai sorularını halletmeye, &ccedil;&ouml;z&uuml;m yolu bulmaya ihtiya&ccedil;ları vardı. Bu esas doğrultusunda belirli şahısları İmam&#39;ın yanına g&ouml;ndermek ve hac mevsiminde İmam&#39;la irtibat kurmak gibi muhtelif irtibat sistemlerinden yararlandılar. Bu yolla İmam&#39;ın rivayetlerini ve ameli tavsiyelerini ele getirmede başarı sağladılar.</p>
<p>
	Altmış yıllık huzur (İmamların hazır bulundukları) d&ouml;nemine ve Gaybet-i Suğra&#39;nın başlangıcına kadar şiaların dağınık bir halde yasamaları, tarihdeki sahid ve karinelerden kolaylıkla anlaşılmaktadır ve hatta fıkhi hadislerde bile bununla sık sık karşılaşmaktayız. Burada &ouml;nce şiaların o mezkur d&ouml;nemdeki dağınık bir halde yaşamaları ve daha sonra onların İmam&#39;la irtibat şekli hakkında bahsedeceğiz, tabii ki Resulullah (s.a.a.)&#39;den sonra oniki İmam&#39;ın imametine itikad etme d&uuml;zeyinde olan şiaların fikri ve dini irtibatı hususunda bahsedeceğiz, sadece. Sadece Ehl-i beyti genel anlamında seven kişiler hakkında bahsetmeyeceğiz. Bu iki grup arasındaki fark İmam Askeri (a.s.)&#39;dan nakledilen bir rivayette da&zwnj;kik olarak belirtilmiştir.[1]</p>
<p>
	Şialardan bir &ccedil;oğunun yaşadığı ve İmam&#39;la irtibat hususunda da en &ouml;nemli yerlerden biri Nişabur&#39;dur. Genelde İran&#39;ın doğusu, İmamların ashabından bazısının ve de &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; y&uuml;zyılda yaşayan meşhur şia alimlerinin adının, o yerin tarihinde g&ouml;r&uuml;len b&ouml;lgelerdendir. Bunun en bariz &ouml;rneklerinden biri, İmamların ashabları ve şia alimleri arasında b&uuml;y&uuml;k bir yer ve değeri olan Fazl b. Şazan&#39;dır. Nişabur&#39;un yanı sıra Semerkand, Beyhak ve Tuş da şiaların yerleştikleri yerlerden sayılmaktadır. Beyhak halkının &ccedil;oğunluğunu şialar oluşturmaktaydı. Bu şekil bir dağınıklık -ki onun benzeri diğer b&ouml;lgelerde de mevcuttu şiiliği yaymak veya en azından mevcud bulundukları durumu korumak i&ccedil;in d&uuml;zenli ve &ccedil;ok hassas&#39; bir irtibat sistemi gerektirmekteydi. Bu sistem, İmamlar tarafından vekillerin tayin edilmesiyle şekilleniyordu.</p>
<p>
	İmam ve vekilleri arasında olan irtibatta -bizzat yazışma şeklinde- dini ve siyasi a&ccedil;ıdan gerekli olan tavsiyelerin bildirilmesine &ccedil;alışılıyordu. İmam Askeri (a.s.) da bu metodla faaliyetini s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;ş ve bunu daha bir genişletmeye &ccedil;alışmıştı. Parlak bir ilm&icirc; ge&ccedil;mişe sahip olan, &ouml;nceki İmamlarla veya O hazretin kendisiyle sağlam bir irtibatı olan ve de hadisi a&ccedil;ıdan şialar arasında muteber ve saygın olan kimseler vekil olarak se&ccedil;iliyorlardı.</p>
<p>
	İlmi, k&uuml;lt&uuml;rel ve de iktisadi a&ccedil;ıdan merkeziyeti diğer b&ouml;lgelerden &ccedil;ok daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; olan Nişabur, Horasan i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k bir &ouml;nem taşımaktaydı. İmam&#39;ın bu şehirdeki vekili, aşağıdaki rivayette de belirtildiği gibi İbrahim b. Abduh idi. Burada bu sistemin &ouml;nemini ve bu sistemle ger&ccedil;ekleştirilen işlerin ehemmiyetini belirtmek i&ccedil;in bu vekaletle ilgili İmam&#39;ın mektuplarını kısaca g&ouml;zden ge&ccedil;ireceğiz.</p>
<p>
	İmam Askeri (a.s.), Abdullah b. Hamdveyh&#39;e yazdığı mektupta ş&ouml;yle buyurmuştur:</p>
<p>
	&quot;Ben, İbrahim b. Abduh&#39;u sizler i&ccedil;in vekil nasbettim, o şehrin ve etraf b&ouml;lgelerin ahalisi bizim farz olan haklarımızı ona versinler. Ben onu oradaki dostlarıma emin tayin ettim. Takvalı olun, haklarımızı ona vermekte dikkatli olun. Hakları vermemede veya geciktirmede hi&ccedil;bir mazeret kabul edilmez.&quot;[2]Bu mektuptan anlaşılıyor ki İbrahim&#39;in vekalet ve faaliyet alanı o b&ouml;lgenin t&uuml;m&uuml;n&uuml; ve hatta Abdullah b. Hamdveyh-i Beyhaki&#39;nin b&ouml;lgesini -ihtimalen Abdullah&#39;ın b&ouml;lgesi Beyhak idi- kapsamaktaydı. Zahiren bazı şialar İbrahim hakkında yazılan o mektuptaki yazının İmam&#39;ın yazısı olduğu hu&zwnj;susunda ş&uuml;pheye d&uuml;şt&uuml;ler. Bu y&uuml;zden İmam aşağıdaki mektubu yazdı:</p>
<p>
	&quot;İbrahim&#39;in benim tarafımdan tayin edilen vekil olduğunu ve oradaki dostlarımdan benim haklarımı almakla g&ouml;revlendirildiğini belirten mektubu ben kendim, kendi yazımla yazdım. Ben onu kendi şehrinde hak &uuml;zere nasbetmiş bulunuyorum. Allah&#39;tan sakının ve benim haklarımı ona &ouml;deyin. Bu hususta tam ve kamil olarak benim tarafımdan izinlidir [3]</p>
<p>
	İmam&#39;ın İbrahim b. Abduh hakkındaki mektubu, O hazretin yazmış olduğu en uzun mektuplardan biridir. İmam o mektubu İshak b. İsmail-i Nişaburi&#39;ye g&ouml;ndermiştir. Bu mektup ahlaki nasihatlarla ve &ccedil;ok değerli tavsiyelerle doludur. İmam (a.s.) mektubuna başlarken vasiyler yoluyla ilahi hidayetin &ouml;nemi hususunda ve hidayet imamlarının ilahi ilim kapıları olduğu hakkında uzun bir mukaddime işledikten sonra &quot;Bu g&uuml;n dininizi tamamladım, ikmal ettim.&quot; ayetine değiniyor ve halkı hidayete kavuşturmak i&ccedil;in Allah&#39;ın- Onları se&ccedil;mekle halka minnet koyduğuna istidlal ediyor.</p>
<p>
	İmam (a.s.) halkın Masum İmamlar (as)&rsquo;a &ouml;demesi gereken hakları da ş&ouml;yle belirtiyor: &quot;İbrahim b. Abduh benim tarafımdan tayin edilmiştir. Ey İshak, sen de benim İbrahim b. Abduh&#39;a g&ouml;nderdiğim el&ccedil;imsin, ki benim Muhammed b. Musa&#39;ya yazmış olduğum mektuptaki şeylere amel etsin. Aynı şekilde senin kendin ve senin şehrinde yaşayan kimseler o mektubun i&ccedil;eriğine uymakla g&ouml;revlisiniz.</p>
<p>
	Selam olsun İbrahim&#39;e, sana ve b&uuml;t&uuml;n dostlarımıza. Bu mektubu okuyanlar ve senin şehrinde durup inhirafa d&uuml;şmeyen kimseler bizim haklarımızı İbrahim&#39;e &ouml;demelidirler ki, o da onları Razi&#39;ye iletsin; budur benim emrim. Ey İshak, g&uuml;vendiğim Bilali&#39;ye, Mahmudi&#39;ye ve Bağdat&#39;a gittiğinde benim itimad ettiğim ve benim vekilim olup o şehirde bizim dostlarımızdan para toplayan Dehkan&#39;a [4] ve de g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n dostlarımıza benim bu mektubumu oku ve eğer onun n&uuml;shasını almak isterlerse hi&ccedil;bir mahzuru yoktur. Bu mektubu, sizin muhalifiniz olan şeytandan başka kimseden gizleme, &ucirc;meri&#39;yi g&ouml;rmedik&ccedil;e şehirden ayrılma, &ccedil;&uuml;nk&uuml; dostlarımızdan bize gelen her şey birka&ccedil; vasıtadan sonra onun eline ge&ccedil;iyor ve o da bize ulaştırıyor.&quot;[5]</p>
<p>
	Vekalet sistemi hakkında bu mektuptan, &ccedil;ok &ouml;nemli noktalar anlaşılmaktadır. Onun mevzusu bizzat şiaları, mali farzları &ouml;deme hususunda y&ouml;nlendirmektir ve bu&quot; da onların korunmasında esasi bir zarurettir. Ayrıca bu mektupta g&ouml;ze &ccedil;arpan başka bir husus da vekillerin konumunu sağlamlaştırmak i&ccedil;in onların tanıtılmasının ve tam g&uuml;venilir, itimad edilir şahıslar olduğunun mektup da belirtilmesidir. Ayrıca şu da anlaşılıyor ki, b&ouml;lgelerdeki vekiller arasında bir zincirleme vardı, yani İmam&#39;ın mali hukuku &ouml;nce o vekil yoluyla asıl vekile ve asıl vekil yoluyla da İmam&#39;a ulaştırılıyordu. Başka bir nokta da şu ki, bazen şialar bazı şahısların vekaletleri hakkında ş&uuml;pheye d&uuml;ş&uuml;yorlardı ve b&ouml;yle durumlarda İmam (a.s.) bu ş&uuml;pheleri gidermek i&ccedil;in başka mektuplar g&ouml;ndermek mecburiyetindeydi.</p>
<p>
	İşte bu bağları oluşturmak ve onları korumak, şianın k&uuml;lt&uuml;rel ve sosyal alandaki hayatını ihya etti ve teşkilatlarında zaaf &ccedil;ıkmasına ve neticede de ehl-i s&uuml;nnet toplumunda eriyip yok olmasına engel oldu. Zaaf neticesinde toplumda eriyip yok olmak, her azınlığın y&uuml;z y&uuml;ze olduğu bir tehlikedir.</p>
<p>
	Bir zamanlar Abbasiler ve uzun bir s&uuml;re de İsmaililer buna benzer bir sistem uygulamışlardı. Şia, bu sistemi hayata ge&ccedil;irmek ve uygulamakla kendisine y&ouml;nelen ye mevcudiyetini tehdit eden tehlikeleri kendinden uzaklaştırarak varlığını korudu. Ayrıca b&ouml;yle bir dakik irtibat sistemini uygulamak sayesinde gerekli bilgi ve g&ouml;r&uuml;ş b&uuml;t&uuml;n toplumlardaki şiilere kolayca iletiliyor vs onların bekasını garantiye alıyordu. Keşş ve Samerkant gibi yerler İmamların yaşadığı merkezlerden &ccedil;ok uzak olmalarına rağmen, şia alimlerinin b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; oradan yetişmiş ve faaliyete başlamışlardır. Belirtildiği gibi şiaların bu dağınıklığından kaynaklanan bazı sorunlar hidayetİmamlarının el&ccedil;ilerinin taşıdıkları &ccedil;ok faydalı mektupları ve zamanında m&uuml;dahaleleri neticesinde &ccedil;ok iyi bir şekilde &ccedil;&ouml;z&uuml;mleniyordu.</p>
<p>
	&nbsp;Bu d&ouml;nemde mektup yoluyla irtibat &ccedil;ok yaygın olup haberleşmenin en gelişmiş şekli olarak nitelendiriliyordu. Ger&ccedil;i emniyeti vb. a&ccedil;ıdan bu mektuplardan bir eser kalmıyordu, ancak yine de elimizde bulunan bunca mektup, yazışma yoluyla irtibatın &ccedil;ok yaygın olduğunu g&ouml;stermektedir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>
	Eb&#39;ul Edyan ş&ouml;yle diyor: Ben İmam Askeri (a.s.)&#39;ın hizmet&ccedil;isiydim. Benim işim İmam&#39;ın mektuplarını bir&ccedil;ok şehirlere g&ouml;t&uuml;rmek idi. Son defasında İmam&#39;ın bir mektubunu g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;mde İmam hasta idi. O hazret mektubu bana verip buyurdu: &quot;Bunu Medain&#39;e g&ouml;t&uuml;r. On beş g&uuml;n sonra d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde beni gus&uuml;l edilirken ve kefen giydirilirken g&ouml;receksin.&quot; Ben mektubu g&ouml;t&uuml;rd&uuml;m, d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;mde İmam&#39;ın bana buyurmuş olduğu s&ouml;z ger&ccedil;ekleşmişti.[6]</p>
<p>
	İmam&#39;ın, mektupları g&ouml;t&uuml;r&uuml;p getirmek i&ccedil;in &ouml;zel bir el&ccedil;isi olduğu bu rivayetten anlaşılmaktadır.</p>
<p>
	Muhammed b. H&uuml;seyn b. İbad ş&ouml;yle diyor: Ebu Muhammed Hasan b. Ali Askeri (a.s.) 260 hicri yılının Rabi&uuml;l evvel ayının sekizinde cuma g&uuml;n tam 29 yaşında sabah namazı kılarken d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;. İm&acirc;m (a.s.) o gece Medine&#39;ye g&ouml;nderilecek bir&ccedil;ok mektup yazmıştı.[7] İmam Askeri (a.s.)&#39;ın Kum ve Abeh (Aveh) halkına yazmış olduğu mektup elimizde mevcuttur.[8] İbn-i Şehr Aşub&#39;un yazdığına g&ouml;re İmam Asker&icirc; (a.s.), Ali b. H&uuml;seyin b. Babeveyh&#39;e bir mektup yazmıştır. İbn-i Babeveyh&#39;in 329 yılında &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; nazara aldığımızda, bunun, &ccedil;ok zayıf bir ihtimal olduğu ortaya &ccedil;ıkar. &quot;Ancak İbn-i Babeveyh, H&uuml;seyn b. Revh vasıtasıyla İmam Zaman (a.s.)&#39;la yazışma yoluyla irtibat kurmuştu.[9]</p>
<p>
	İmam ile dostları arasındaki irtibatın bir başka şekli de, şiaların bazı şahısları İmam&#39;ın huzuruna g&ouml;ndermekle O hazretle direkt irtibatlarıydı. Cafer b. Şerif-i C&uuml;rcani&#39;den ş&ouml;yle nakledilmiştir:</p>
<p>
	Ben, bir yıl Allah&#39;ın evini ziyarete m&uuml;şerref oldum. Dostların benimle g&ouml;nderdikleri malları İmam&#39;a vermek i&ccedil;in samirra&#39;ya gidip O hazretin huzuruna vardım. Onları kime vermem gerektiğini sormadan İmam ş&ouml;yle buyurdu: &quot;Beraberinde getirdiklerini hadimim M&uuml;barek&#39;e teslim et.&quot;[10]</p>
<p>
	Başka bir rivayet de ş&ouml;yledir: &Acirc;l-i Ebu Talib&#39;den biri para kazanmak i&ccedil;in Cebel b&ouml;lgesine gitti. Halevan&#39;da onu biri g&ouml;rd&uuml; ve ona sordu: &quot;Nereden geliyorsun?&quot;. &quot;Samirra&#39;d&acirc;n geliyorum.&quot; dedi. &quot;Samirra&#39;da filaninin evini tanıyor musun?&quot; diye sordu. &quot;Evet tanıyorum.&quot; dedi. &quot;Hasan b. Ali&#39;den bir haberin var mı?&quot; diye sordu, ona. &quot;Hayır, haberim yok.&quot; dedi. &quot;Ne i&ccedil;in gelmişsin?&quot; dedi. &quot;Para kazanmak i&ccedil;in.&quot; cevabını verdi. &quot;Beni Samirra&#39;ya, Hasan b. Ali (a.s.)&#39;ın yanına g&ouml;t&uuml;r&uuml;rsen, sana elli dinar veririm.&quot; dedi. O da parayı alıp onunla birlikte İmam Askeri (a.s.)&#39;ın yanına geldi. O şahıs d&ouml;rt bin dinar İmam&#39;a takdim etti.[11]</p>
<p>
	İmam&#39;ın vekillerinden biri de -Ahvaz&#39;da yasayan- İbrahim b. Mehziyar-i Ahvazi idi.[12]</p>
<p>
	Kum, şiaların b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n yaşadığı en asil bir şehir idi. İmam Sadık (a.s.)&#39;ın zamanından beri devamlı ve d&uuml;zenli olarak masum İmamlarla irtibatta idi, oranın şiaları. İmam Askeri (a.s.)&#39;la irtibatta olan Kum&#39;daki şahsiyetler&zwnj;den biri Ahmed b. İshak b. Abdullah Eş&#39;ari idi. Necaşi onun, Kumlular ile İmam arasında vasıta olduğunu ve Ebu Muhammed Askeri (a.s.)&#39;ın en yakın ashabından biri olduğunu s&ouml;yle&zwnj;miştir&#39;.[13] İmam (a.s.), Ahmed b. İshak b. Abdullah Eş&#39;ari&#39;ye plan itimadını a&ccedil;ık&ccedil;a dile getirmiştir&#39;.[3] Başkaları onun İmam&#39;ın vekili olduğuna tasrih etmişlerdir.[14]</p>
<p>
	İmam (a.s.)&#39;ın en &ouml;nemli vekillerinden biri olup daha sonraları Hz. Bakiyyetullah (a.f.)&#39;ın &ouml;zel naip ve vekilliğine nasbedilen vekillerden biri Samman diye meşhur olan Os&zwnj;man b. Said&#39;dir. O, İmam Hadi (a.s.) ve İmam Askeri (a.s.) tarafından vekil se&ccedil;ilmişti. Şeyh Tusi buna değinerek &quot;Sam&zwnj;man&quot; diye adlandırılması hususunda ş&ouml;yle yazıyor:</p>
<p>
	&quot;O yağ ticaretiyle uğraşıyordu ve b&ouml;ylece de asıl işini (vekalet) kamufle ediyordu. Şialar ona para verdiklerinde, paraları yağ kutusuna yerleştirerek gizlice Ebu Muhammed Askeri (a.s.)&#39;a g&ouml;nderiyordu.[15]</p>
<p>
	&Ouml;nceden de naklettiğimiz bir rivayette belirtildiği gibi Os&zwnj;man b. Said, vekillerin zincirleme sırasının başında bulu&zwnj;nuyordu. İmam&#39;a iletilmesi gereken konular ve mallar onun vasıtasıyla İmam&#39;a iletiliyordu.[16] İmam Hadi (a.s.) ve İmam Askeri (a.s.), ona itimad ettiklerini defalarca dile getirmişler&zwnj;dir.[17] Yemen şialarından bir grubu O hazreti ziyaret etmek ve de beraberinde getirdikleri malları &ouml;demek i&ccedil;in Samirra&#39;ya gelmişlerdi. İmam (a.s.), onların getirdikleri malları teslim al&zwnj;mak i&ccedil;in Osman b. Said&#39;i onların yanına g&ouml;nderdi.[18]</p>
<p>
	İmamların vekillerinden bazıları, şiaların, İmam&#39;a iletil&zwnj;mesi i&ccedil;in onlara verdikleri mallar hakkında vesveseye kapıla&zwnj;rak hiyanet ediyorlardı ye bundan dolayı da İmam tarafından lanetleniyor ve g&ouml;revden alınıyordu. Bu mesele de &ccedil;ok &uuml;z&uuml;&zwnj;c&uuml;yd&uuml;. Bazı vekiller, bir İmam d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;t&uuml;kten sonra O&#39;nun &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; inkar ediyorlardı ve bunu da bahane ederek yanlarında toplanan malları sonraki İmam&#39;a vermekten ka&ccedil;ı&zwnj;nıyorlardı. İşte şialar arasında ortaya &ccedil;ıkan &quot;Vakf&quot; bir İrham&#39;da durarak bir sonraki İmam&#39;ın imametini kabul etme&zwnj;mek) meselesinin en &ouml;nemli k&ouml;kenlerinden birini teşkil et&zwnj;mekteydi, s&ouml;ylenebilir.</p>
<p>
	Dehkan diye meşhur olan &Uuml;rvet İbn-i Yahya -ki İmam&#39;ın İshak b. ismail-i Nişaburi&#39;ye yazmış olduğu mek&zwnj;tupta Yahya&#39;nın itimad edilir biri olduğu belirtilmiştir,&#39;o İmam&#39;ın Bağdat&#39;taki vekillerinden idi.- İmam Hadi (a.s.) ve İmam Askeri (a.s.)&#39;a isnad ettiği yalanlardan dolayı İmam Askeri (a.s.) tarafından telin edildi ve g&ouml;revinden uzaklaştırıl&zwnj;dı.</p>
<p>
	O hazret, b&uuml;t&uuml;n şiaların ona lanet ve beddua etmelerini ve ondan uzak durmalarını emretti. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, İmam&#39;ın hazi&zwnj;nedarı olarak g&ouml;revini k&ouml;t&uuml;ye kullanmış ve kendisi i&ccedil;in hazi&zwnj;neden mal &ccedil;almıştı.[19]</p>
<p>
	&nbsp;Bu gibi hususlar hakkında İmam&#39;ın yazmış olduğu mek&zwnj;tuplar şaşılacak bir hızla şiaların arasında yayılıyordu ve b&ouml;y&zwnj;lece onların hepsi mektubun i&ccedil;eriğinden haberdar oluyorlardı ve bunun ardından da İmam&#39;ın nazarında olan şahıs şia top&zwnj;lumundan uzaklaştırılıyordu.</p>
<p>
	&Ouml;mr&uuml;n&uuml; İmamların huzurunda ge&ccedil;iren ancak sonraları İmam Askeri (a.s.)&#39;la olan irtibatında bazı sorunlar &ccedil;ıkan- Ahmed b. Hilal aleyhinde de İmam As&zwnj;keri (a.s.) tarafından bazı mektuplar yazıldı. İmam (a.s.) Irak&#39;daki vekillerine ş&ouml;yle yazdı: &quot;Kendisini beğenen sufiden ka&ccedil;ının&quot;.[20] Bazıları, Ahmed hususundaki derin itimadlarından dolayı mektup hakkında ş&uuml;pheye d&uuml;şt&uuml;ler. İmam bunun ardından, şialarına daha mufassal bir mektup yazarak O&#39;nun emirlere itaat etmediğini ve İmam&#39;ın g&ouml;r&uuml;ş&uuml; karşısında kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne amel ettiğini mektupta belirtti ve mektubunu, &ouml;mr&uuml;&zwnj;n&uuml; İmam&#39;ın huzurunda ve hizmetinde ge&ccedil;iren Dehkan&#39;ı g&ouml;re&zwnj;vinden almak ve reddetmekle noktaladı.[21]</p>
<p>
	Aynı şekilde İmam (a,s.), sebepsiz yere vekillerin işine m&uuml;dahale eden -mesela- onların malı &ouml;demelerini eleştiren kimseleri serzeniş ediyor ve onları, kendilerini ilgilendirmeyen konulara m&uuml;dahele etmekten sakındırıyordu.[22]</p>
<p>
	B&ouml;ylece vekalet sistemi, İmam ile şiiler arasında irtibat kurma ve bilhassa şer&#39;i v&uuml;cuhatıh alınma hususunda -ki o v&uuml;cuhatın b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;, bakıma muhta&ccedil; şiiler i&ccedil;in mas&zwnj;raf ediliyordu- beklenen semereyi verdi. İmam&#39;ın yaşam tarihiyle ilgili olan kitaplarda bu gibi yardımlara defalarca değinil&zwnj;miştir.[23]</p>
<p>
	Vakifiye, Gulat ve diğer inhirafi d&uuml;ş&uuml;ncelerin, &ouml;zellikle de İmam&#39;ın yaşadığı yerden uzak şehirlerde yaşayan şiaları etki&zwnj;si altına alması, vekalet yoluyla kontrol altına alınıyor ve defe&zwnj;diliyordu. İşte bu da şianın k&uuml;lt&uuml;rel asaletinin korunmasında ve şiaların, onların inhirafi d&uuml;ş&uuml;ncelerine bulaşmalarının &ouml;n&zwnj;lenmesinde &ouml;nemli bir rol oynamıştır.</p>
<p>
	&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>
	[1] el-Hara&icirc;c vel-Cerayih, c: 2, s: 684.</p>
<p>
	[2] Rical-i Keşşi, s: 580.</p>
<p>
	[3] Rical-i Keşşi, s: 580.</p>
<p>
	[4] Bu şahıs daha sonraları hırs ve tamahından ve diğer inhiraflar&zwnj; dan dolayı İmam tarafından azledilerek reddedildi.</p>
<p>
	[5] Rical-i Keşşi, s: 575, hadis: 1088. A&#39;yan&#39;uş Şia, c: 4, s: 188, c&uuml;z:2, Tuhaf&#39;ul Ukul&#39;dan naklen. Maadin-&uuml;l&quot;Hikme, e: 2, s: 262-266. Bihar&#39;ul Envar, c: 50, s: 319-323.</p>
<p>
	[6] Bihar&#39;ul Envar, c: 50, s: 332, Kemal&#39;&uuml;d-Din, c: 2, s: 149 dan&#39;nak&zwnj;len.</p>
<p>
	[7] Bihar&#39;ul Envar, c: 50, s: 332, Kemal&#39;&uuml;d-Din, c: 2, s: 149 &ndash; 150 dan&#39;nak&zwnj;len.</p>
<p>
	[8] Menakib, c: 4, s: 425. Bihar&#39;ul Envar, c: 50, s: 317.</p>
<p>
	[9] Rical-i Necaşi, s: 184.</p>
<p>
	[10] Keşf&#39;ul Gumime, c: 2, s: 427.</p>
<p>
	[11] Keşf&#39;ul Gumime, c: 2, s: 426.</p>
<p>
	[12] Kamus&#39;ur Rical, &quot;Kum baskısı&quot;, Yayınlayan: intişarat-i islami, c:1, s: 316.</p>
<p>
	[13] Rical-i Necaşi, s: 66. Fihrist (Tusi), s: 26.</p>
<p>
	[14] Rical-i Keşşi, s: 557, Hadis: 1053.</p>
<p>
	[15] Tankih&#39;&uuml;l Makal, c: 1, s: 50, Rabi&#39;&uuml;ş Şia&#39;dan naklen</p>
<p>
	[16] Gaybet (Tusi), s: 214-215.</p>
<p>
	[17] Rical-i Keşş&icirc;, s: 575, Hadis: 1088.</p>
<p>
	[18] Gaybet (Tusi), s: 215.</p>
<p>
	[19] Gaybet (Tusi), s: 216.</p>
<p>
	[20] Rical-i Keşşi, s: 573,&#39;Hadis: 1086.</p>
<p>
	[21] Rical-i Keşşi, s: 535-536, Hadis: 1020. Tankih&#39;&uuml;l Makal, c: 1, s:99-100. Rioal-i Necaş&icirc;, s: 60. Gaybet (Tusi), s: 214.</p>
<p>
	[22] Rical-i Keşşi, s: 535-536.</p>
<p>
	[23] Gaybet (Tusi), s: 213. Bihar&#39;ul Envar, c: 50, s: 306.</p>
<p>
	[24] Usul-u Kaf&icirc;, c: 1, s: 507-508. A&#39;yan-&uuml;ş Şia, c: 4, c&uuml;z: 2, s: 186.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/imam-hasan-askeri-as-in-sialarla-irtibati/">İmam Hasan Askeri (as.)&#8217;ın  Şialarla İrtibatı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
