<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nübüvvet &#8211; Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</title>
	<atom:link href="https://www.caferilik.com/genel/caferiilikte-inanc-esaslari/nubuvvet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.caferilik.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Jun 2020 12:12:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.8.10</generator>
	<item>
		<title>Resûlullah&#8217;ın Peygamberliğinin Özellikleri</title>
		<link>https://www.caferilik.com/resulullahin-peygamberliginin-ozellikleri/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/resulullahin-peygamberliginin-ozellikleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 12:12:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4669</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) davetinin birtakım özellikleri vardır; bunların en önemlileri dört tanedir. Biz üç ilkede bunlara değineceğiz: 77. &#160; Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) dini ve daveti evrenseldir; belli bir kavim veya bölgeye has değildir; nitekim Kur&#8217;ân şöyle buyuruyor: Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.[1] Yine buyuruyor ki: (Ey Muhammed), biz seni [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/resulullahin-peygamberliginin-ozellikleri/">Resûlullah&#8217;ın Peygamberliğinin Özellikleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) davetinin birtakım özellikleri vardır; bunların en önemlileri dört tanedir. Biz üç ilkede bunlara değineceğiz:</p>



<p><a>77. &nbsp;</a></p>



<p>Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) dini ve daveti evrenseldir; belli bir kavim veya bölgeye has değildir; nitekim Kur&#8217;ân şöyle buyuruyor:</p>



<p>Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p>Yine buyuruyor ki:</p>



<p>(Ey Muhammed), biz seni ancak âlemlere rahmet için gönderdik.<a href="#_ftn2"><strong>[2]</strong></a></p>



<p>İşte bu nedenle o hazretin davetlerinde &#8220;insanlar&#8221; kelimesini kullanarak, <strong>&#8220;Ey insanlar! Elçi size, Rabbinizden gerçeği getirdi. Kendi yararınıza olarak (ona) inanın.&#8221;<a href="#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></strong> buyurmaktadır.</p>



<p>O hazret davetine başladığı zaman, doğal olarak ilk önce, kendisinden önce bir uyarıcı gelmeyen kavmini uyardı:</p>



<p>Hayır, o, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi, doğru yola gelsinler diye uyarman için Rabbinden (sana indirilen) gerçektir.<a href="#_ftn4"><strong>[4]</strong></a></p>



<p>Fakat bu, o hazretin risalet alanının belli bir grubu aydınlatmayla sınırlı olduğu anlamına gelmez. Nitekim bazen Kur’ânı Kerim belli bir grubu davet ederken, aynı zamanda hemen peşinden onu, davetinin ulaşabileceği kimseler için de hüccet sayarak şöyle buyuruyor:</p>



<p>Bu Kur&#8217;ân bana vahyolundu ki, O&#8217;nunla sizin ve (O&#8217;nun) ulaştığı herkesi uyarayım.<a href="#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></p>



<p>Peygamberler, davetleri ister evrensel olsun ister bölgesel, getirdikleri dine öncelikle kendi kavimlerini davet etmelidirler; nitekim Kur’ânı Kerim şöyle buyuruyor:</p>



<p>Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara (emredildikleri şeyleri) açıklasın.<a href="#_ftn6"><strong>[6]</strong></a></p>



<p>Fakat dediğimiz gibi, bir peygamberin kendi kavminin diliyle gönderilmesi, kesinlikle davetinin o kavimle sınırlı olduğu anlamına gelmez.</p>



<p><a>78. &nbsp;</a>&nbsp;</p>



<p>Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) peygamberliği son peygamberliktir; nitekim onun dini de son din ve kitabı da semavî kitapların sonuncusudur. Yani O&#8217;ndan sonra başka bir peygamber gelmeyecek ve onun dini kıyamete kadar ebedî kalacaktır. Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) son peygamber oluşundan şu iki konu anlaşılmaktadır:</p>



<p>1- İslâm dini, kendinden önceki dinleri feshetmiş ve onun gelişiyle geçmiş dinler resmiyetlerini kaybetmişlerdir.</p>



<p>2- Gelecekte başka semavî bir din gelmeyecektir ve yeni bir semavî din iddiası artık kabul edilmeyecektir.</p>



<p>Hatemiyet konusu, hiç kimseye şüphe bırakmayacak bir şekilde, Kur’ânı Kerim ve hadislerde apaçık söz konusu edilmiştir. Bu konudaki belgelerden bazılarına işaret ediyoruz:</p>



<p>Muhammed, sizin erkeklerinizden birinin babası değil, fakat Allah&#8217;ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.<a href="#_ftn7"><strong>[7]</strong></a></p>



<p>&#8220;Hatem&#8221; yüzük anlamındadır. İslâm dininin geldiği dönemde, yüzüklerin kaşı mühür olarak kullanılıyordu; mektubun bittiğini bildirmek için onunla mektupları mühürlerlerdi. Bu noktayı göz önünde bulundurursak, yukarıdaki ayetin anlamı şudur: İslâm peygamberinin gelişiyle, peygamberlik belgesine bitiş mührü vurularak peygamberlik dosyası kapandı.</p>



<p>Ayrıca &#8220;risalet&#8221;, vahiy kanalıyla elde edilen mesajları ulaştırmak ve iblağ etmek anlamında olduğundan, doğal olarak nübüvvetsiz ilahî risalet de olmayacaktır ve sonuçta peygamberliğin bitişi risaletin de bitişidir.<a href="#_ftn8">[8]</a></p>



<p>Bu konuda çeşitli hadisler arasından, &#8220;Menzilet&#8221; hadisine değinmemiz yeterli olacaktır: Hz. Resuli Ekrem (s.a.a), Tebuk Savaşı&#8217;nda Ali&#8217;yi (a.s) Medine&#8217;de kendi yerine bırakınca O&#8217;na şöyle buyurdu:</p>



<p>Ya Ali! Sen bana, Harun&#8217;un Musa&#8217;ya olduğu menzilede olmak istemez misin? Ancak benden sonra peygamber yoktur.<a href="#_ftn9">[9]</a></p>



<p>Mütevatir &#8220;Menzilet&#8221; hadisi dışında, hatemiyetle ilgili hadisler de icmâlî tevâtür şeklinde nakledilmiştir.<a href="#_ftn10">[10]</a></p>



<p><a>79. &nbsp;</a></p>



<p>İslâm dininin ebediyetinin sırrı iki şeyde saklıdır:</p>



<p>a) İslâm dini, insanoğlunun ilâhî hidayetlerle tabiî ve fıtrî ihtiyacını temin etmek için daha mükemmel ve iyisi düşünülmeyecek en mükemmel programı sunmuştur.</p>



<p>b) Ameli hükümler alanında da insanoğlunun her türlü ihtiyaçlarını temin edebilecek bir takım kapsamlı ve sabit ilkeler sunmuştur. Bunun en açık tanığı, İslâm (ve özellikle Şia) ulemasının on dört asır boyunca İslâm toplumlarının amelî ahkâm alanında tüm ihtiyaçlarını karşılayabilmiş ve bu güne kadar İslâm fıkhının cevap vermekten aciz kaldığı bir durumla karşılaşılmamış olmasıdır. Bu hedefin gerçekleşmesinde faydalı ve etkili olan şeyler şunlardır:</p>



<p><strong>1- Aklın Hüccet Oluşu:</strong> Aklın hakemlik yetkisi olduğu durumlarda itibarı ve hüccet oluşundaki yeterliliği, hayat boyunca insanoğlunun vazifelerini ispatlamanın yollarından biridir.</p>



<p><strong>2- Önemli Bir Konuyla Çeliştiğinde Daha Önemli Olanı Gözetmek:</strong> İslâm hükümlerine göre, eşyalarda birtakım gerçek ölçülerin, zatî (veya arizî) maslahat ve mefsedelerden kaynaklandığını; bunların bazılarını akıl elde edebilirken, diğer bazılarını da şeriatın beyan ettiğini bilmekteyiz. Bu ölçülerin tanındığı durumlarda, doğal olarak fakih, bunların birbirleriyle çelişmeleri halinde, daha önemli olanı daha az önemli olana tercih ederek sorunu halledebilir.</p>



<p><strong>3- İçtihad Kapısının Açık Oluşu:</strong> İçtihat kapısının İslâm ümmetine açık oluşu -ki bu konu Şia&#8217;nın imtiyaz ve iftiharlarındadır- İslâm dininin hatemiyetini garanti eden etkenlerdendir; çünkü diri ve sürekli içtihat sayesinde, sürekli yeni mesele ve olayların hükmü İslâm dininin genel kurallarından çıkarılıp istinbat edilmektedir.</p>



<p><strong>4- Sanevî Hükümler:</strong> İslâm dininde, ilk etapta uyulması gereken ahkâm-ı evveliye dışında, birçok sorunları halledebilecek birtakım sanevî hükümler vardır. Örneğin, bir hükmü bir konuya tatbik etmek sıkıntı ve zorluğa neden olur veya kişilerin zarar ve ziyan görmesini gerektirirse, sıkıntı veya zararı nefyeden genel kurallar (fıkıhta açıklanan şartlarla) çıkmazları halletme ve sıkıntıları gidermede şeriata yardımcı olurlar. Kur’ânı Kerim şöyle buyuruyor:</p>



<p>O (Allah) dinde size bir güçlük yüklemedi.<a href="#_ftn11"><strong>[11]</strong></a></p>



<p>Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) de şöyle buyurmaktadır:</p>



<p>(Dinde) zarar vermek ve zarar görmek yoktur.</p>



<p>İşte bu iki kurala ve benzerlerine sahip olan bir mektebin izleyicileri, hiçbir zaman yaşamlarında çıkmazla karşılaşmazlar.</p>



<p>Hatemiyet konusuyla ilgili kelam kitaplarında geniş şekilde bahsedilmiştir; dileyenler bu kitaplara müracaat edebilirler.</p>



<p><a>80. &nbsp;</a></p>



<p>İslâm dininin özelliklerinden biri, mefhum ve hükümlerinin kolay bir şekilde anlaşılır ve mutedil oluşudur; bu özelliği, İslâm dininin dünyanın çeşitli kavim ve milletleri arasında nüfuz edip yayılmasında en önemli etkenlerden biri sayabiliriz. İslâm, Allah&#8217;a tapma konusunda, her türlü belirsizlik ve karışıklıktan uzak olan halis ve apaçık bir tevhidi söz konusu etmektedir. Kur’ânı Kerim&#8217;de geçen İhlâs Suresi tek başına bu iddiamızı doğrulayabilir; nitekim bu kutsal kitap, insanın konumu konusunda da takva ilkesine dayanmaktadır ki bizzat bu da tüm yüce ahlâkî özellikleri kapsamaktadır.</p>



<p>Amelî hükümler alanında da İslâm dini her türlü zorluk ve sıkıntıyı reddetmekte ve Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) kendisini kolay ve rahat dinin getiricisi olarak tanıtmaktadır:</p>



<p>Ben kolay bir dinle geldim.</p>



<p>İnsaflı ve garezsiz araştırmacılar, hatta Müslüman olmayan bilginler bile, İslâm dininin hızla yayılmasında en önemli etkenin, bu dinin hükümlerinin açık ve kapsamlı oluşu bilmişlerdir.</p>



<p>Örneğin, meşhur Fransız bilgin, Doktor Gustave Le Bon diyor ki:</p>



<p>İslâm&#8217;ın ilerlemesinin sırrı, onun kolay oluşunda saklıdır. İslâm, diğer dinlerde örnekleri oldukça fazla olan, sağlıklı aklın kabullenmekten sakındığı konulardan uzaktır. Ne kadar düşünürseniz düşünün, İslâm&#8217;ın temel ilkelerinden daha kolayını bulamazsınız. İslâm diyor ki: Allah birdir; tüm insanlar Allah karşısında eşittirler; insan birkaç dinî vecibeyi yerine getirmekle cennet ve saadete ulaşır ve onlardan yüz çevirmekle de cehenneme düşer. İslâm hükümlerinin bu açıklık ve kolaylığı, bu dinin dünyada yayılmasında büyük yardımı dokunmuştur. Bundan daha önemlisi, İslâm&#8217;ın kalplere işlediği o sağlam imandır; hiçbir şüphenin gideremediği muazzam bir imandır bu.</p>



<p>İslâm, bilimsel keşifler için her dinden daha münasip ve daha yumuşak olduğu gibi, insanları affetmeye teşvik etmede de nefisleri temizlemeyi ve ahlakî değerleri üstlenebilecek en büyük dindir.<a href="#_ftn12">[12]</a></p>



<p><a>81. &nbsp;</a></p>



<p>Önceki peygamberlerin sunduğu semavî kitaplar, maalesef onlardan sonra, tedricen bencil kişilerin garezli eylemleri sonucu tahrif edilmiştir. Bu konuyu, Kur’ânı Kerim dışında tarihî şahitler de teyit etmektedir. Nitekim bu kitapların kendileri incelenip içeriklerine dikkat edildiğinde de bu konu açık bir şekilde anlaşılmaktadır; çünkü bu kitaplarda, kesinlikle ilahî vahiy tarafından onaylanmayacak birtakım konular yer almıştır. Günümüz İncil&#8217;inin, daha fazla Hz. İsa&#8217;nın hayatını ele almasını bırakın, Hz. İsa&#8217;nın nasıl haça gerildiği bile İncil&#8217;de açıklanmıştır. Fakat önceki semavî kitapların apaçık bir şekilde tahrife uğramasına rağmen, Kur&#8217;ân her türlü eksiltme ve artırmadan masun kalmıştır. Hz. Resuli Ekrem (s.a.a), kendinden geriye Kur’ânı Kerim&#8217;in yüz on dört kâmil suresini hatıra bırakarak dünyaya sunmuş ve vahiy kâtipleri -özellikle ilk günden beri onu yazan Hz. Ali (a.s)- onu kaleme almışlardır. Kur’ânı Kerim&#8217;in nüzulünden 15 asır geçmesine rağmen, ayet ve surelerinden ne bir harf eksilmiş, ne de bir harf eklenmiştir. Şimdi Kur’ânı Kerim&#8217;in tahrif olmadığıyla ilgili bazı delillere değinelim:</p>



<p>1- Kur’ânı Kerim nasıl tahrif olabilir? Oysa Allah Teâlâ onun korunacağını garanti ederek buyuruyor ki:</p>



<p>O zikri (Kur&#8217;ân&#8217;ı) biz indirdik biz ve onun koruyucusu da elbete biziz!<a href="#_ftn13"><strong>[13]</strong></a><a href="#_ftn14"><strong>[14]</strong></a></p>



<p>2- Allah Teâlâ, Kur’ânı Kerim&#8217;e bâtılın bulaşmasını reddederek buyuruyor ki:</p>



<p>Ne önünden, ne de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. (O) hüküm ve hikmet sahibi çok övülen (Allah)tan indirilmiştir.<a href="#_ftn15"><strong>[15]</strong></a></p>



<p>Allah Teâlâ&#8217;nın, Kur’ânı Kerim&#8217;e bulaşamayacağını belirttiği bâtıl, Kur&#8217;ân&#8217;ın gevşek düşürülmesine neden olan her türlü bâtıldır. Kur’ânı Kerim&#8217;in kelime ve ayetlerinin artırılması veya eksiltilmesi onun gevşek düşürülmesine neden olduğundan, kesinlikle bu kutsal kitapta artırma veya eksiltme olmamıştır.</p>



<p>3- Tarih, Müslümanların Kur&#8217;ân&#8217;ı öğrenmeye ve ezberlemeye özel bir ilgi duyduklarını göstermektedir. Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) döneminde Araplar arasında, bir kez duymakla uzun bir hutbeyi ezberleyen güçlü hafızlar vardı. O hâlde, bu kadar kârii, hafızı olan ve ilgi duyulan bir kitabın tahrif olduğu nasıl söylenebilir?!</p>



<p>4- Şüphesiz Müminlerin Emiri Ali&#8217;nin (a.s) bazı konularda halifelerle görüş farklılığı vardı ve muhalefetini de farklı yerlerde mantıklı bir şekilde ortaya koyuyordu. Örnek olarak o hazretin, Şıkşıkiyye hutbesini ve meşhur şiirlerini gösterebiliriz. Buna rağmen o hazretin hayatı boyunca, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in tahrif oluşundan bir kelime bile bahsetmediğini görüyoruz; (Allah korusun) eğer böyle bir şey olsaydı, o hazret kesinlikle bu konuda sessiz kalmazdı. Aksine o hazret, sürekli insanları Kur&#8217;ân hakkında düşünmeye davet ederek şöyle buyuruyordu:</p>



<p>Kur&#8217;ân&#8217;ı izleyen bir kimse yoksul değildir ve Kur&#8217;ân&#8217;a uymayan kimse de zengin değildir; o hâlde Kur&#8217;ân tohumunu ekenlerden ve ona uyanlardan olun.<a href="#_ftn16">[16]</a></p>



<p>Değindiğimiz bu ve benzeri delilleri dikkate alan İmâmiyye Şiası&#8217;nın büyük uleması, Ehlibeyt imamlarını (a.s) izleyerek, eskiden beri Kur’ânı Kerim&#8217;in tahriften korunduğunu vurgulamışlardır. Örnek olarak aşağıdaki kişilere işaret edebiliriz:</p>



<p>1- Fazl b. Şazan (öl. 260 hk. Ehlibeyt imamları (a.s) döneminde yaşamıştır) <em>el-İzâh</em> adlı eserinde, s. 217&#8217;de.</p>



<p>2- Şeyh Saduk (öl. 381 hk.) <em>el-İtikadât</em> kitabında, s. 93&#8217;te.</p>



<p>3- Şeyh Mufîd (öl. 413 hk.) <em>Mecmûâtu&#8217;l-Mesâil</em>&#8216;de basılmış olan <em>Ecvibetu&#8217;l-Mesâili&#8217;s-Serviyye</em> kitabında, s. 266&#8217;da.</p>



<p>4- Seyyid Murtaza (öl. 436 hk.) <em>Ecvibetü&#8217;l-Mesâili&#8217;t-Trab-lisiyyât</em> kitabında; Şeyh Tabersî, onun bu konudaki sözünü <em>Mecmau&#8217;l-Beyân</em> tefsirinin önsözünde kaydetmiştir.</p>



<p>5- Şeyhu&#8217;t-Tâife diye meşhur olan Şeyh Tûsî (öl. 460 hk.) <em>et-Tibyân</em> kitabında, c. 1, s. 3.</p>



<p>6- Şeyh Tabersî (öl. 548 hk.) <em>Mecmau&#8217;l-Beyân</em> adlı tefsirinin önsözünde, Kur&#8217;ân&#8217;ın tarif olmadığını, tasrih ve tekit etmiştir.</p>



<p>7- Seyyid b. Tâvûs (öl. 664 hk.) <em>Sa&#8217;du&#8217;s-Suûd</em> adlı kitabında, s.144&#8217;de diyor ki: &#8220;İmâmiyye Şiası&#8217;nın görüşü, Kur&#8217;ân&#8217;ın tahrif olmadığıdır.&#8221;</p>



<p>8- Allâme Hıllî (öl. 726) <em>Ecvibetu&#8217;l-Mesâili&#8217;l-Mehnâviyye</em> kitabında, s.121&#8217;de diyor ki:</p>



<p>Gerçek şu ki, Kur’ânı Kerim&#8217;de hiçbir çeşit artırma ve eksiltme olmamıştır ve ben Kur&#8217;ân&#8217;ın tahrif edildiği sözünden Allah&#8217;a sığınırım; çükü bu konu Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) mütevatir mucizesinde şüphe etmeye neden olur.</p>



<p>Burada, Kur’ânı Kerim&#8217;in tahrif edildiğini reddeden Şia ulemasının isimlerine değinmeye son vererek bu görüşün çeşitli asırlarda sürekli İmamiye Şiasının büyük ulemasının inancı olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Nitekim asrımızda da Şia&#8217;nın tüm taklit mercileri bu görüşü savunmaktadırlar.</p>



<p><a>82. &nbsp;</a></p>



<p>Hadis ve tefsir kitaplarında, bazılarının Kur&#8217;ân&#8217;ın tahrif edilmesinin delili olarak kabul ettikleri bir takım rivayetler nakledilmiştir; ancak dikkat edilmesi gerekir ki:</p>



<p><strong>Birincisi;</strong> bu rivayetlerin çoğu gerekli itibara ve güvene sahip olmayan kişiler veya kitaplardan nakledilmiştir; rical ulemasının, rivayetlerini zayıf saydıkları ve inancını fasit bildikleri Ahmed b. Muhammed Seyyarî&#8217;nin (öl. 352) Kıraat kitabı<a href="#_ftn17">[17]</a> veya rical ulemasının, hakkında, &#8220;hayatının sonunda guluv yolunu tutmuştur&#8221; dedikleri Ali b. Ahmed-i Kufî&#8217;nin kitabı gibi.<a href="#_ftn18">[18]</a></p>



<p><strong>İkincisi;</strong> Kur’ânı Kerim&#8217;in tahrif edildiğine delil olarak gösterilen bu rivayetlerin bir bölümünün tefsir yönü vardır. Başka bir ibaretle, ayetin külli mefhumu onun bir örneğiyle tatbik edilmiş ve bir grup da bu tatbik ve tefsirin Kur’ânı Kerim&#8217;in bir bölümü olduğunu ve Kur&#8217;ân&#8217;dan silindiğini sanmışlardır. Örneğin, Fâtiha Suresi&#8217;nde &#8220;sırate&#8217;l-mustakim&#8221; ayeti, rivayetlerde &#8220;Hz. Resulullah ve Ehlibeyt&#8217;inin yolu&#8221; olarak tefsir edilmiştir ve açıktır ki böyle bir tefsir, külliyi onun en üstün ferdine tatbik etmektir.<a href="#_ftn19">[19]</a></p>



<p>İmam Humeyni (r.a), Kur’ânı Kerim&#8217;in tahrif oluşuna hemledilen rivayetleri üç gruba ayırmıştır:</p>



<p>a) Zayıf rivayetler; bu rivayetlerle istidlal edilemez;</p>



<p>b) Uydurma rivayetler; uydurma olduklarının belirtileri apaçık belli olan rivayetlerdir.</p>



<p>c) Sahih rivayetler; bu rivayetlerin anlamına dikkat edildiğinde Kur&#8217;ân ayetlerinin tahrif olmasından maksadın onların sözcüklerinin değil, anlamlarının tahrif olduğu anlaşılmaktadır.<a href="#_ftn20">[20]</a></p>



<p><strong>Üçüncüsü;</strong> bir mektebin izleyicilerinin gerçek inançlarını öğrenmek isteyenler, yazarın daha fazla konuları bir araya toplamak amacıyla yazdığı ve araştırmasını diğerlerine bıraktığı hadis kitaplarına değil, onların itikadî ve ilmî kitaplarına müracaat etmelidirler. Yine bir mektebin izleyicilerinden az bir grubun görüşlerine müracaat etmek, o mektebin kesin itikadını tanımak için yeterli değildir ve esasen bir mektebin ulemasının büyük çoğunluğu karşısında bir veya iki kişinin görüşüne istinat etmek, o mektep hakkında hüküm vermek için doğru bir ölçü değildir.</p>



<p>Tahrif konusunun sonunda, birkaç noktayı hatırlatmayı gerekli görüyoruz:</p>



<p>1- İslâm mezheplerinin birbirlerini Kur&#8217;ân&#8217;ın tahrif edilmesiyle suçlaması, özellikle asrımızda, ancak İslâm düşmanlarının lehinedir.</p>



<p>2- Eğer Şia ulemasından bazıları Kur’ânı Kerim&#8217;in tahrif edildiği konusunda bir kitap yazmışlarsa, Şia&#8217;nın büyük çoğunluğunun görüşü olarak değil, onların kişisel görüşleri olarak kabul edilmelidir. Dolayısıyla mezkûr kitabın yayınlanmasından sonra, Şia uleması tarafından ona birçok reddiyeler yazıldığını görmekteyiz. Nitekim hicrî kamerî 1345 yılında Mısır ulemasından biri, Kur&#8217;ân&#8217;ın tahrif edildiğini ispatlamak için, Ehlisünnet kitaplarında geçen rivayetlere istinaden Kur&#8217;ân ayetlerinin tilavetinin nesh edildiği veya unutturulduğu hakkında &#8220;Furkan&#8221; isminde bir kitap yazdı. Kitap el-Ezher uleması tarafından reddedilerek müsadere edildi.</p>



<p>3- Tüm dünya Müslümanlarının semavî kitabı, ilki &#8220;Fâtiha&#8221; ve sonu ise &#8220;Nâs&#8221;la biten 114 sureden oluşan Kur’ânı Kerim&#8217;dir. Bu kitapta Allah Teâlâ&#8217;nın buyruklarına &#8220;Kur&#8217;ân&#8221; denilmiş ve &#8220;Mecîd&#8221;, &#8220;Kerim&#8221; ve &#8220;Hakîm&#8221;<a href="#_ftn21">[21]</a> sıfatlarıyla tanıtılmıştır. Müslümanlar bazen ona &#8220;Mushaf&#8221; da derler; &#8220;Mushaf&#8221; Arapça&#8217;da bir araya toplanan yazılmış sayfalara denir. Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) vefatından sonra Kur’ânı Kerim&#8217;in surelerinin tümü bir araya toplanınca sahabeden bazıları tarafından, ona &#8220;Mushaf&#8221; denilmesi önerildiği rivayet edilmiştir.<a href="#_ftn22">[22]</a> Dolayısıyla mushaf, ister Kur&#8217;ân olsun ister olmasın, yazılmış ve bir kitap hâlinde toplanmış sayfalar mecmuasına denir. Kur’ânı Kerim ise amel defterini &#8220;Suhuf&#8221; olarak adlandırarak buyuruyor ki:</p>



<p>(Amel) defter(i) açılıp yayıldığı zaman.<a href="#_ftn23"><strong>[23]</strong></a></p>



<p>Nitekim diğer semavî kitapları da &#8220;Suhuf&#8221; olarak adlandırarak şöyle buyurmuştur:</p>



<p><strong>İbrahim ve Musa&#8217;nın suhufu (sahifeleri).<a href="#_ftn24"><strong>[24]</strong></a></strong></p>



<p>Suhuf sözcüğü her ne kadar Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vefatından sonra Kur’ânı Kerim&#8217;in isimlerinden biri sayılsa da, bu ayetler sahife veya suhuf sözcüğünün daha geniş bir anlamı olduğunu göstermektedir.</p>



<p>İşte bu nedenle Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) aziz kızı Hz. Fâtıma-ı Zehrâ&#8217;dan (s.a) geriye kalan yazılara da &#8220;Mushaf&#8221; denilmesi şaşırtıcı değildir. Bu mushafın gerçeğini İmam Cafer Sadık (a.s) açıklayarak şöyle buyuruyor:</p>



<p>Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vefatından sonra Fâtıma (s.a) yetmiş beş gün yaşadı ve onu büyük bir üzüntü kapladı; Cebrail (Allah&#8217;ın emriyle) inerek Resulullah ve O&#8217;nun mevkisinden bahsedip Fâtıma&#8217;ya teselli verdi ve O&#8217;na, gelecekte vuku bulacak olayları anlattı. Müminlerin Emiri Ali (a.s) Cebrail&#8217;in söylediklerini (Fâtıma&#8217;nın -s.a- imlasıyla) yazdı; Fâtıma Mushafı işte budur.<a href="#_ftn25">[25]</a></p>



<p>Ebû Cafer, İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder:</p>



<p>Fâtıma Mushafı&#8217;nda Kur&#8217;ân&#8217;dan bir şey yoktur; bu kitap babasının ölümünden sonra ona telkin edilen bir şeydir.<a href="#_ftn26">[26]</a></p>



<p>Bu rivayette, onun Kur&#8217;ân olduğunu sanmayın buyuruyor. Elinizdeki kitabın, fıkıh ve hadis bölümünde, İslâm ümmetinde, peygamber ve elçi olmadıkları hâlde meleklerle konuşan büyük evliyalar olduğuna; onlara &#8220;muhaddes&#8221; denildiğine ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) değerli şeceresinin de &#8220;muhaddes&#8221; olarak adlandırıldığına değineceğiz.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; Sebe&#8217;, 28</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; Enbiyâ, 107</p>



<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>&#8211; Nisâ, 170</p>



<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>&#8211; Secde, 3</p>



<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>&#8211; En&#8217;âm, 19</p>



<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>&#8211; İbrâhîm, 4</p>



<p><a href="#_ftnref7">[7]</a>&#8211; Ahzâb, 40</p>



<p><a href="#_ftnref8">[8]</a>&#8211; Hatemiyete tanıklık eden ayetler, yukarıdaki ayetle sınırlı değildir; bu konuda, Kur’ânı Kerim&#8217;de Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) son peygamber olduğuna tanıklık eden altı nass daha vardır. Bkz. <em>Mefâhimu&#8217;l-Kur&#8217;ân</em>, c.3, s.130-139.</p>



<p><a href="#_ftnref9">[9]</a>&#8211; <em>Sahîh-i Buhârî</em>, c.3, s.58; <em>Sahîh-i Müslim</em>, c.2, s.323; <em>Emalî-i Sa-duk</em>, s.28 ve 47 ve 81; <em>Bihâru&#8217;l-Envâr</em>, c.37, s.254-289, 53. bab; <em>Sahîh-i Buhârî</em>, c.3, s.54, Gazvetu&#8217;t-Tebuk babı; <em>Sahîh-i Müslim</em>, c.4/1871, 1375 basımı; <em>Sünen-i Tirmizî</em>, c.2, s.301; <em>Sîre-i İbn Hişâm</em>, c.4, s.162; <em>Müsned-i Ahmed</em>, c.1, s.174.</p>



<p><a href="#_ftnref10">[10]</a>&#8211; Bu konuda bkz. <em>Mefâhimu&#8217;l-Kur&#8217;ân</em>, c.3, s.141-167.</p>



<p><a href="#_ftnref11">[11]</a>&#8211; Hac, 78</p>



<p><a href="#_ftnref12">[12]</a>&#8211; <em>La Civilisation des Arabes</em>, (Temeddün-i İslâm ve Arab, Fransız Doktor Gustave Le Bon, s.141-143.)</p>



<p><a href="#_ftnref13">[13]</a>&#8211; Hicr, 9.</p>



<p><a href="#_ftnref14">[14]</a>&#8211; Hac, 78</p>



<p><a href="#_ftnref15">[15]</a>&#8211; Fussilet, 42</p>



<p><a href="#_ftnref16">[16]</a>&#8211; <em>Nehcü&#8217;l-Belâğa</em>, 171. hutbe.</p>



<p><a href="#_ftnref17">[17]</a>&#8211; Rical-i Necaşî, 1 / 211, sıra no: 192.</p>



<p><a href="#_ftnref18">[18]</a>&#8211; Rical-i Necaşî, 1 / 96, sıra no: 689.</p>



<p><a href="#_ftnref19">[19]</a>&#8211; Mecma-ul Beyan, (Tabersî) c.1, s.28.</p>



<p><a href="#_ftnref20">[20]</a>&#8211; Tehzib-ul Usul, c.2, s.96.</p>



<p><a href="#_ftnref21">[21]</a>&#8211; <strong>&#8220;Kâf, Kur’ânı Mecîd&#8217;e andolsun.&#8221;</strong> (Kâf, 1); <strong>&#8220;O, elbette Kur’ânı Kerim&#8217;dir, saklı bir kitaptır.&#8221;</strong> (Vâkıa, 77); <strong>&#8220;Yâsîn, Kur’ânı Hakîm&#8217;e an-dolsun.&#8221;</strong> (Yâsîn, 1)</p>



<p><a href="#_ftnref22">[22]</a>&#8211; <em>el-İtkan</em>, c.11, s.85.</p>



<p><a href="#_ftnref23">[23]</a>&#8211; Tekvîr, 10</p>



<p><a href="#_ftnref24">[24]</a>&#8211; A&#8217;lâ, 19</p>



<p><a href="#_ftnref25">[25]</a>&#8211; <em>Usûl-ü Kâfi</em>, c.1, s.241.</p>



<p><a href="#_ftnref26">[26]</a>&#8211; <em>Besâiru&#8217;d-Derecât</em>, s.195.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/resulullahin-peygamberliginin-ozellikleri/">Resûlullah&#8217;ın Peygamberliğinin Özellikleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/resulullahin-peygamberliginin-ozellikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’ânı Kerim ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Peygamberliğinin Delilleri</title>
		<link>https://www.caferilik.com/kurani-kerim-ve-resulullahin-s-a-a-peygamberliginin-delilleri/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/kurani-kerim-ve-resulullahin-s-a-a-peygamberliginin-delilleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 12:10:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4667</guid>

					<description><![CDATA[<p>74. &#160; Belirti ve nişaneleri bir araya toplamak -daha önce de dediğimiz gibi- peygamberlerin iddialarını doğrulayabilecek şeylerdendir. Burada kısaca, İslâm peygamberinin davasının doğruluğuna delâlet eden belirtilere değinmek istiyoruz. Bu belirtiler şunlardan ibarettir: a) Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) Geçmişi: Kureyş halkı, Hz. Resulullah&#8217;ı (s.a.a), peygamberliğe seçilmeden önce onu &#8220;Muhammedü&#8217;l-Emîn&#8221; diye çağırıyor ve değerli eşyalarını ona emanet [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kurani-kerim-ve-resulullahin-s-a-a-peygamberliginin-delilleri/">Kur’ânı Kerim ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Peygamberliğinin Delilleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>74. &nbsp;</a></p>



<p>Belirti ve nişaneleri bir araya toplamak -daha önce de dediğimiz gibi- peygamberlerin iddialarını doğrulayabilecek şeylerdendir. Burada kısaca, İslâm peygamberinin davasının doğruluğuna delâlet eden belirtilere değinmek istiyoruz. Bu belirtiler şunlardan ibarettir:</p>



<p><strong>a) Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) Geçmişi:</strong> Kureyş halkı, Hz. Resulullah&#8217;ı (s.a.a), peygamberliğe seçilmeden önce onu &#8220;Muhammedü&#8217;l-Emîn&#8221; diye çağırıyor ve değerli eşyalarını ona emanet ediyorlardı. Kâbe&#8217;nin binasını yenilerlerken, Haceru&#8217;l-Esved&#8217;i yerine yerleştirme konusunda dört kabile arasında ihtilaf çıktı; sonunda bu işi emin ve tertemiz bir kişi olan Kureyş&#8217;in azizinin, yani Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.a) yapmasına karar verdiler.<a href="#_ftn1">[1]</a></p>



<p><strong>b) Ortamın Çirkinliklerinden Uzak Oluşu:</strong> Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) putperestlik, kumar, kızları diri diri gömme, murdar ve kan yeme, zulüm ve haksızlığın hâkim olduğu bir ortamda yetişmişti. Buna rağmen o kesinlikle bu akidevî ve ahlâkî çirkinliklere bulaşmayan yüce bir kişiydi.</p>



<p><strong>c) Davetinin İçeriği:</strong> Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) davetinin içeriğine baktığımızda, o hazretin halkı; bulunduğu ortamda yaygın olan şeyin tam aksine davet ettiğini görmekteyiz. Onlar putperesttiler, O ise tevhide davet etti; onlar kıyameti inkâr ediyorlardı, O ise kıyamete imanı İslâm&#8217;ın şartı saydı; onlar kızları diri diri gömüyor ve kız çocuğuna hiç değer vermiyorlardı, o ise kadını insanî değerlere kavuşturdu. Onlar faiz yiyor ve servet biriktiriyorlardı, o ise faiz yemekten ve servet biriktirmekten insanları alıkoydu; o dönemde yaygın bir şekilde kumar oynanıyor ve şarap içiliyordu, o ise bunları şeytanî şeyler sayarak bunlardan sakınmayı farz bildi…</p>



<p><strong>d) Davet Vesileleri:</strong> Hz. Resuli Ekrem (s.a.a), davetini yaymak için tamamen insanî ve ahlâkî yöntemlerden yararlanıyordu. O hazret hiçbir zaman düşmanın suyunu kesmek, suyu zehirlemek ve ağaçları kesmek gibi vesilelerden yararlanmadı. Aksine kadınlara, çocuklara ve yaşlılara zarar vermemeyi, ağaçları kesmemeyi ve düşmana hücceti tamamlamadan savaşa başlamamayı tavsiye ediyordu. &#8220;Amaç, aracı meşru kılar&#8221; şeklindeki Makyavelist mantıktan nefret ederdi. Örneğin, Hayber savaşında, Yahudilerden birinin düşmanı dize getirmek için suyu zehirleme önerisini kabul etmedi. Onun hayatı, düşmana karşı saygın davranışlarla doludur.</p>



<p><strong>e) Davetini Kabul Edenlerin Kişilik ve Özellikleri:</strong> Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) iman edenlerin ruhiyât, düşünce ve davranışlarına bakılacak olursa, Onun sözlerinin doğruluğu anlaşılır. Açıktır ki, bir insanın daveti, toplumun seçkin kişileri üzerinde etkili olursa, bu onun doğru ve hak üzere olduğunu gösterir. Fakat eğer etrafını dünyaperest kişiler sararsa, bu da onun davasının zayıflığını ortaya koyar. Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) gerçek iman edenler arasında, tarihin; ahlâkî özelliklerine, takva, zâhitlik, cihad, fedakârlık, temizlik ve dürüstlüklerine tanıklık ettiği Emiru&#8217;l-müminîn Ali (a.s), Cafer b. Ebî Talib, Selman, Ebû Zer, Bilal, Mus&#8217;ab, Mikdad ve Ammâr&#8217;ı görmekteyiz.</p>



<p><strong>f) Ortamda Olumlu Bir Etki Bırakmak ve Büyük ve Yüce bir Medeniyetin Temelini Atmak:</strong> Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) yirmi üç yıl boyunca, Arap Yarımadası&#8217;nın durumunu tamamen değiştirdi. O hazret, yağmacı insanlardan emin kişiler, putperest kişilerden kültürlü ve dirençli müminler yetiştirerek sadece kendi ortamında yüce bir medeniyet yaratmakla kalmayıp eşsiz İslâm medeniyetini diğer bölgelere de yaydı. Sadr-ı İslâm Müslümanlarından Cafer b. Ebî Tâlib (a.s), bu noktanın üzerinde durarak Habeş kralının sorusunu şöyle cevapladı:</p>



<p>Ey kral! Allah Teâlâ bize, bizi putperestlik ve kumar oynamaktan alıkoyup namaz kılmayı, zekât vermeyi, adaletli olmayı, iyilik yapmayı ve akrabalara yardım etmeyi emreden, bizi fahşâ ve kötülükten men eden bir peygamber gönderdi.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>



<p>Bu ve benzeri belirtiler, Peygamber efendimizin (a.s) buyruğunun doğruluğunu ve amacının hakkaniyetini göstermektedir. Şüphesiz bu özelliklere sahip olan bir kişinin peygamberliği ve gayb âlemiyle bağlantıda olduğu iddiası doğrudur; nitekim diğer belirtiler de bu konuyu tamamen teyit etmektedir.</p>



<p><a>75. &nbsp;</a></p>



<p><strong>Önceki Peygamberin Onaylaması:</strong> Peygamberlik iddiasını ispatlamanın yollarından birisi de, önceki peygamberin onaylamasıdır. Çünkü önceki peygamberin peygamberliğinin kesin delillerle ispatlandığını kabul etmemiz durumunda, onun buyruğu kendisinden sonraki peygamberin de peygamberliğini ispatlayan kesin bir delil sayılabilir. Kur’ânı Kerim&#8217;in bazı ayetlerinde, kitap ehlinin, Resulullah&#8217;ı (s.a.a) kendi çocukları gibi tanıdıkları, yani O&#8217;nun peygamberliğinin belirtilerinin kendi kitaplarında açıklandığı geçer. Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) bu iddiada bulununca, kimse O&#8217;nu inkâr etmedi; nitekim Kur&#8217;ân şöyle buyuruyor: <strong></strong></p>



<p>Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudiler ve Hıristiyanlar), onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar; ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.<a href="#_ftn3">[3]</a></p>



<p>Hz. Resulullah (s.a.a), Hz. İsa&#8217;nın (a.s) kendisini müjdeleyerek &#8220;Ben size, benden sonra ismi Ahmed olan bir peygamberin gelişini müjdeliyorum.&#8221; dediğini hatırlattı:</p>



<p>Benden sonra gelecek, Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici olarak (geldim.<a href="#_ftn4"><strong>[4]</strong></a></p>



<p>Ehlikitap, her ne kadar gerçeği söylemekten çekindiyseler de bu iddiayı yalanlamadılar. Ayrıca, İncil&#8217;in asırlar boyu tahrife uğramasına rağmen, Yuhanna İncili&#8217;nde (14, 15 ve 16. bölümlerde) Hz. İsa&#8217;nın &#8220;Faraklit = Övülmüş = Muhammed&#8221; isminde bir kişinin geleceğini müjdelediğini hatırlatmakta da yarar var; araştırmacılar bu kitaba müracaat edebilirler.</p>



<p><a>76. &nbsp;</a></p>



<p>Daha önce de değindiğimiz gibi, Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) mucizeleri sadece Kur’ânı Kerim&#8217;le sınırlı değildi; o hazret bazen çeşitli münasebetlerle halkı ikna etmek için mucizeler gösteriyordu. Şunu hemen hatırlatalım: Esasen aklî bir muhasebe, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) hayatında Kur’ânı Kerim&#8217;den başka mucizelerin de varlığını ispatlamaktadır: Hz. Resulullah (s.a.a), Hz. Musa&#8217;nın (a.s) dokuz mucizesi<a href="#_ftn5">[5]</a> ve Hz. İsa&#8217;nın ise beş mucizesi olduğunu bildiriyor.<a href="#_ftn6">[6]</a> Bu durumda, kendisinin önceki peygamberlerden üstün ve onların sonuncusu olduğunu bildiren Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a), kendisinden önceki peygamberlerin bu kadar çeşitli mucizelere sahip olduğunu bildirdiği hâlde, kendisinin sadece bir mucizeye sahip olduğu söylenebilir mi?! Halkın, önceki peygamberler o kadar mucizeler gösterdikleri hâlde Hz. Resuli Ekrem&#8217;den (s.a.a) çeşitli mucizeler göstermesini istemedikleri ve O&#8217;nun sadece bir mucize göstermesiyle yetindikleri kabul edilebilir mi?!</p>



<p>Ayrıca Kur’ânı Kerim, Hz. Resulullah (s.a.a) için çeşitli mucizeler saymıştır; bu mucizeler şöyledir:</p>



<p><strong>a) Ayın İkiye Bölünmesi:</strong> Müşrikler, iman etmek için Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) işaretiyle ayın ikiye bölünmesini şart koştuklarında, o hazret yüce Allah&#8217;ın izniyle bu mucizeyi gösterdi:</p>



<p>(Kıyamet) saat(i) yaklaştı, ay yarıldı. Bir mucize görseler, hemen yüz çevirirler ve süregelen bir büyüdür derler.<a href="#_ftn7"><strong>[7]</strong></a></p>



<p>Ayetin son bölümü, maksadın, kıyamet gününde ayın yarılması olmadığını; aksine, bu olayın Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) dönemine ait olduğunu apaçık ortaya koymaktadır.</p>



<p><strong>b) Mi&#8217;râc:</strong> Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) bir gecede Mekke&#8217;deki Mescidu&#8217;l-Haram&#8217;dan Filistin&#8217;deki Mescidu&#8217;l-Aksâ&#8217;ya ve oradan da ulvî âleme gitti; o kadar kısa bir zaman içerisinde böyle büyük bir hareket, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Kur’ânı Kerim&#8217;de nakledilen mucizelerinden biridir. Allah&#8217;ın gücü ise, tabiî etkenlerin, elçisinin ulvî âleme yükselmesine engel olmasından yücedir.<a href="#_ftn8">[8]</a></p>



<p><strong>c) Kitap Ehliyle Mübahele:</strong> Hz. Resulullah (s.a.a), hak üzere olduğunu ispatlamak için bir grup kitap ehlini mübahele yapmaya davet ederek, &#8220;Gelin kendimiz, çocuklarımız ve kadınlarımızla mübahele edelim; Allah&#8217;ın lanetini yalancıların üzerine dileyelim&#8221; dedi. Şüphesiz mübahele iki taraftan birinin yok olmasına neden olur; fakat hazret mübahele yapmaya hazır olduğunu bildirdi. Kitap ehli Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) bu kararlılık ve direncini ve mübahele meydanına en azizlerini getirdiğini görünce gerileyerek, Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) şartlarını kabul ettiler.<a href="#_ftn9">[9]</a></p>



<p>Gaybdan haber verme konusunda da, daha önce Hz. İsa&#8217;nın (a.s) gaybdan haber verdiğini söyledik.<a href="#_ftn10">[10]</a> Hz. Resulullah (s.a.a) de vahiy yoluyla gaybdan haber veriyordu; Rumların İranlılara zaferi<a href="#_ftn11">[11]</a> ve Mekke&#8217;nin fethi<a href="#_ftn12">[12]</a> bu cümledendir.</p>



<p>Bunlar Kur’ânı Kerim&#8217;de zikredilen mucizelerdir. Bunların dışında tarihçiler ve muhaddisler, Resulullah (s.a.a) hakkında, tümü mütevatir olan mucizeler rivayet etmişlerdir.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; <em>Sîret-i İbn Hişâm</em>, c.1, s.209.</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; <em>Sîret-i İbn Hişâm</em>, c.1, s.359 ve 360.</p>



<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>&#8211; Bakara, 146</p>



<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>&#8211; Saf, 6</p>



<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>&#8211; İsrâ, 101.</p>



<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>&#8211; Âl-i İmrân, 49.</p>



<p><a href="#_ftnref7">[7]</a>&#8211; Kamer, 1-3</p>



<p><a href="#_ftnref8">[8]</a>&#8211; İsrâ, 1.</p>



<p><a href="#_ftnref9">[9]</a>&#8211; Âl-i İmrân, 61.</p>



<p><a href="#_ftnref10">[10]</a>&#8211; Âl-i İmrân, 49.</p>



<p><a href="#_ftnref11">[11]</a>&#8211; Rûm, 2.</p>



<p><a href="#_ftnref12">[12]</a>&#8211; Fetih, 27.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kurani-kerim-ve-resulullahin-s-a-a-peygamberliginin-delilleri/">Kur’ânı Kerim ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Peygamberliğinin Delilleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/kurani-kerim-ve-resulullahin-s-a-a-peygamberliginin-delilleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’ânı Kerim veya Ebedî Mucize</title>
		<link>https://www.caferilik.com/kurani-kerim-veya-ebedi-mucize/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/kurani-kerim-veya-ebedi-mucize/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 12:09:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4665</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kesin ve tartışmasız tarih, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a), davetini çeşitli mucizelerle söz konusu ettiğine tanıklık etmektedir. Fakat Hz. Resulullah (s.a.a), bu mucizeler arasından, özellikle birinin üzerinde -ki gerçekte bu, O hazretin ebedî mucizesidir- durmuştur: O da Kur’ânı Kerim&#8217;dir. Hz. Resulullah (s.a.a) bu semavî kitapla peygamberliğini ilan ederek insanlara meydan okumuş, getirebilirlerse O&#8217;nun bir benzerini ve mislini [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kurani-kerim-veya-ebedi-mucize/">Kur’ânı Kerim veya Ebedî Mucize</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kesin ve tartışmasız tarih, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a), davetini çeşitli mucizelerle söz konusu ettiğine tanıklık etmektedir. Fakat Hz. Resulullah (s.a.a), bu mucizeler arasından, özellikle birinin üzerinde -ki gerçekte bu, O hazretin ebedî mucizesidir- durmuştur: O da Kur’ânı Kerim&#8217;dir.</p>



<p>Hz. Resulullah (s.a.a) bu semavî kitapla peygamberliğini ilan ederek insanlara meydan okumuş, getirebilirlerse O&#8217;nun bir benzerini ve mislini getirmeye davet etmiştir. Kur’ânı Kerim açık bir şekilde meydan okumasına rağmen, hiç kimse biset asrında onun mislini getirememiştir. Bugün de, asırlar geçmesine rağmen Kur’ânı Kerim hâlâ meydan okuyarak şöyle buyuruyor:</p>



<p>Andolsun eğer insan(lar) ve cin(ler) şu Kur&#8217;ân&#8217;ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar, yine O&#8217;nun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka ol(up yardım et)seler de (bunu yapamazlar).<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p>Kur’ânı Kerim burada inanmayanlara meydan okuyarak diyor ki: Ey peygamber, de ki eğer getirebilirlerse Kur&#8217;ân gibi bir kitap getirsinler. Başka bir yerde bundan azıyla da yetinerek, &#8220;De ki, eğer getirebilirlerse Kur&#8217;ân sureleri gibi on sure, hatta bir tek sure getirsinler.&#8221; buyurmaktadır.</p>



<p>De ki: Öyleyse siz de onun benzeri on uydurulmuş sure getirin.<a href="#_ftn2"><strong>[2]</strong></a></p>



<p>Onun gibi bir sure getirin.<a href="#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></p>



<p>Biliyoruz ki, İslâm düşmanları, bu dinin ortaya çıkmasının üzerinden geçen 15 asır boyunca, İslâm&#8217;a darbe indirmek için ellerinden gelen hiçbir şeyi esirgemediler ve hatta Hz. Peygamberi sihirbazlık ve delilikle suçlamaktan da geri kalmadılar; ancak hiçbir zaman Kur’ânı Kerim&#8217;in meydan okumasına karşılık veremediler. Nitekim günümüzde de her tür-lü fikir, düşünce ve araç-gereçlere sahip olmalarına rağmen, Kur&#8217;ân&#8217;ın bu kesin ve açık meydan okumasına karşılık verecek güce sahip değillerdir ve bu da Kur’ânı Kerim&#8217;in insan sözü olmadığını göstermektedir.</p>



<p><a>71. &nbsp;</a></p>



<p>Peygamber efendimizin (a.s), tarih ve hadis kitaplarında genişçe açıklanan çeşitli mucizeleri vardır. Fakat buna rağmen o hazretin bütün dönemlerde parlayan mucizesi Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;dir. Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) diğer peygamberlerin aksine böyle bir mucizeye sahip olmasının nedeni, onun dininin son ve ebedî din oluşudur. Ebedî dinin, bütün asırlarda tüm nesillere kesin bir delil olması için, insanların tarih boyunca kimseye müracaat etmeden doğrudan kendisine müracaat edebilecekleri ebedî bir mucizeye ihtiyaçları vardır.</p>



<p>Kur’ânı Kerim çeşitli açılardan mucizedir; burada bunların tümünden bahsetmemiz mümkün olmadığından bazılarına özetle değiniyoruz:</p>



<p>Kur’ânı Kerim&#8217;in indiği gün, Arap dünyasının, fesahat ve belâğat bilginlerinin dikkatini çeken ilk şey; tümüne fesahat ve belâğat denilen Kur’ânı Kerim&#8217;in kelimelerinin güzelliği, terkiblerinin yeniliği ve üstün anlamlara sahip olmasıydı. Bu özelliği, o günün (ve günümüzün) Arab&#8217;ı çok iyi bir şekilde görmekteydi. İşte bu nedenle Resuli Ekrem (s.a.a) sürekli Kur’ânı Kerim ayetleriyle meydan okuyarak, fesahat ve belâğat meydanının kahramanlarını Kur&#8217;ân karşısında saygıyla eğilmek zorunda bırakıyor; Kur&#8217;ân&#8217;ın yüceliği karşısında onların hayrette kalmasına ve onun beşer üstü bir şey olduğunu itiraf etmesine neden oluyordu.</p>



<p>Kureyş şairi ve fesahat hocası Velid b. Muğîre, Hz. Resulullah&#8217;tan (s.a.a) birkaç ayet dinledikten sonra O&#8217;nun hakkında şunları dile getirdi:</p>



<p>Vallahi, şimdi Muhammed&#8217;den öyle bir söz dinledik ki, ne insanların ve ne de cinlerin sözüne benzer. Bu sözlerin özel bir tatlılığı ve güzelliği var. Onun sözlerinin dalları meyve dolu, kökleri bereketlidir; öyle yüce bir sözdür ki ondan üstün ve seçkin bir söz yoktur; yani kesinlikle onunla rekabet edilemez.<a href="#_ftn4">[4]</a></p>



<p>Kur’ânı Kerim&#8217;in zahirî güzelliği ve manevî yüceliği karşısında saygıyla ta&#8217;zîm eden tek kişi Velid b. Muğîre değildir; Utbe b. Rabîa ve Tufeyl b. Amr gibi Arab&#8217;ın diğer fasihleri de Kur’ânı Kerim&#8217;in edebî açıdan mucize olduğunu itiraf edip O&#8217;nun karşısında acizliklerini dile getirmişlerdir. Elbette câhiliye dönemi Arabı, kültürel seviyesinin düşük olması nedeniyle Kur’ânı Kerim&#8217;in bu mucizevî yönü dışında bir şey anlamıyordu. Fakat İslâm dini, tıpkı bir güneş gibi, dünyanın dörtte birine ışık saçtığı dönemde, dünya düşünürleri gururlanarak ve titizlikle bu kitabın yüce ayetleri üzerinde akıl yormuşlar; onun edebî yönleri dışında, her biri tek başına kutsal âlemle bağlantılı olduğunu gösteren diğer boyutlarından da yararlanarak her asırda, onun sonsuz gerçeklerinden yepyeni noktalar öğrenmişlerdir. Bu durum bugün de hâlâ devam etmektedir…</p>



<p><a>72. &nbsp;</a></p>



<p>Bir önceki ilkede, Kur’ânı Kerim&#8217;in edebî açıdan mucize olduğunu özetle açıkladık. Şimdi kısaca Kur’ânı Kerim&#8217;in diğer mucizevî boyutlarına değinelim. Kur’ânı Kerim&#8217;in edebî açıdan mucize oluşunu, sadece Arapça&#8217;da uzman olan kimseler anlasa da, onun diğer mucizevî boyutlarını Arap olmayanlar da anlayabilirler.</p>



<p>a) Kur’ânı Kerim&#8217;i getiren, okuma-yazması olmayan ümmî bir kişidir; ne okula gitmiş, ne öğretmen görmüş ve ne de bir tek kitap okumuştur. Nitekim buyuruyor ki:</p>



<p>(Ey Muhammed) sen bundan önce herhangi bir kitab okumuyordun, elinle de onu yazmıyorsun. Öyle olsaydı o zaman inkârcılar, (senin risaletinin hakkaniyetinden) kuşkulanırlardı.<a href="#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></p>



<p>Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) bu ayeti, kendisini yakından tanıyan halka okudu. Eğer o hazret okur-yazar olsaydı, tabii ki onun bu iddiasını yalanlarlardı ve eğer bazılarının onu, <strong>&#8220;(Kur&#8217;ân&#8217;ı) ona bir insan öğretiyor.&#8221;</strong><a href="#_ftn6">[6]</a> diye suçladıklarını görüyorsak, bu da diğer iftiralar gibi tamamen temelsizdir; nitekim Kur’ânı Kerim bu iftirayı reddederek şöyle buyuruyor:</p>



<p>Biz onların &#8220;(Kur&#8217;ân&#8217;ı) ona bir insan öğretiyor.&#8221; dediklerini biliyoruz. Hak&#8217;tan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili a&#8217;cemi (yabancı, açık değildir), bu ise apaçık Arapça bir dildir.<a href="#_ftn7"><strong>[7]</strong></a></p>



<p>b) Kur’ânı Kerim yirmi üç yıl içinde çeşitli şartlar altında (savaşta, barışta, seferde, vatanda ve…) Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından tilavet edilmiştir. Böyle bir konuşma, sahibinin sözlerinde bir nevi ikilik ve hatta birkaç yönlülük olmasını gerektirmektedir. Kitaplarını aynı şartlarda ve yazılarının birbiriyle uyumlu olmasını gözeterek yazan yazarların, çoğu zaman yazılarında ihtilaf ve uyumsuzluk gözetlenmektedir. O hâlde bir sözü tedricen, çeşitli durum ve şartlarda söyleyen kimselerin sözlerinde ihtilaf ve uyumsuzluğun olmaması mümkün müdür?!</p>



<p>Kur’ânı Kerim&#8217;in ilahiyat, tarih, teşri ve yasama, ahlâk ve tabiat gibi çeşitli konulardan bahsetmiş olması ve bu mecmuada içerik ve metot bakımından tepeden tırnağa en mükemmel insicam ve uyumluluğa sahip olması, gerçekten dikkat çekicidir. Kur’ânı Kerim&#8217;in bizzat kendisi bu mucizevî yönüne değinerek şöyle buyuruyor:</p>



<p>Kur&#8217;ân&#8217;ı düşünmüyorlar mı? Eğer (o) Allah&#8217;tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şeyler bulurlardı.<a href="#_ftn8"><strong>[8]</strong></a></p>



<p>c) Kur’ânı Kerim, insanın sabit fıtratını dikkate alarak o esas üzerine yasama yapmıştır. Bu temel bakış sonucu, insanın ruhu ve hayatının bütün açılarına dikkat ederek hiçbir zaman eskimeyecek ve yok olmayacak temel ilkelere değinmiştir.</p>



<p>İslâm&#8217;ın genel kanunlarının özelliklerinden biri de, çeşitli şartlar altında ve farklı ortamlarda icra edilebilir oluşudur ve Müslümanlar dünyanın büyük bir bölümünü ele geçirdiklerinde, bu kanunlar sayesinde, asırlar boyu nice toplumları güç ve kudretle idare etmişlerdir. İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>



<p>Allah Teâlâ halkın ihtiyaç duyduğu her şeyi kitabında indirmiş ve onu elçisine açıklamıştır; her şey için bir sınır belirtmiş ve her sınır için de bir delil tayin etmiştir.<a href="#_ftn9">[9]</a></p>



<p><a>73. &nbsp;</a></p>



<p>d) Kur’ânı Kerim çeşitli ayetlerde çeşitli münasebetlerle, varlık âleminin, o günün insanının bilmediği sırlarını beyan etmiştir; hiçbir şeyden haberi olmayan bir toplumda yaşayan, okur-yazar olmayan bir kişinin bu sırları keşfetmesi ise vahiy kanalı dışında imkânsızdır. Yerçekimi kanununun keşedilmesi, günümüz biliminin iftiharlarındandır ve günümüzde varlık dünyasının ayakta durması bu esas üzerine yorumlanmaktadır. Kur’ânı Kerim çok kısa bir cümlede bu kanunu açıklayarak şöyle buyuruyor:</p>



<p>Allah odur ki gökleri, görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti.<a href="#_ftn10"><strong>[10]</strong></a></p>



<p>Genel çift kanununun keşfedilmesi de, günümüz biliminin elde ettiği şeylerden biridir. Oysa Kur’ânı Kerim bu alanda en küçük bir bilgi olmadığı bir dönemde şöyle buyurmuştur:</p>



<p>Her şeyden iki çift (erkek, dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız.<a href="#_ftn11"><strong>[11]</strong></a></p>



<p>Buna tefsir ve kelam kitaplarında veya <em>Dairetu&#8217;l–Maarif&#8217;</em>te nakledilen diğer örnekleri de gösterebiliriz.</p>



<p>e) Kur’ânı Kerim bazı olaylar vuku bulmadan önce, onlardan kesin bir şekilde haber vermiş ve verdiği haberler tüm ayrıntılarıyla vuku bulmuştur. Bunun örnekleri oldukça fazladır; bunlardan biri şöyledir: Allah&#8217;a tapan Hıristiyan Rumlar, ateşperest Sasanîlere yenik düşünce, Arap müşrikler bu olayı hayıra yorarak &#8220;Biz de Arap Yarımadası&#8217;nın Allah&#8217;a tapanlarına (Müslümanlara) galip geleceğiz&#8221; demişlerdi. Kur’ânı Kerim o dönemde kesin bir şekilde şöyle buyurmuştur:</p>



<p>Rum(lar) yenildi. (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde. Onlar (bu) yenilgilerinden sonra yeneceklerdir; birkaç (3-9) yıl içinde. (Onların) bu (yenilgileri)nden önce de, sonra da emir Allah&#8217;ındır. O gün müminler sevinir(ler).<a href="#_ftn12"><strong>[12]</strong></a></p>



<p>Çok geçmeden bu öngörü gerçekleşti ve Allah&#8217;a tapan her iki grup da (Rum Hıristiyanları ve Arabistan Müslümanları) aynı zamanda düşmanlarına (Sasanî İran ve müşrik Kureyş&#8217;e) galip geldiler. İşte bu nedenle, her iki zafer de aynı zamanda gerçekleştiği için, ayetin sonunda müminlerin sevinç ve mutluluğundan bahsedilerek buyruluyor ki:</p>



<p><strong>O gün müminler sevinir(ler).</strong></p>



<p>f) Kur’ânı Kerim çeşitli surelerde farklı tabirlerle peygamberlerle geçmiş ümmetlerin yaşam öyküsünü açıklamıştır. Bu konu Tevrat ve İncil&#8217;de de geçmiştir. Fakat bunları karşılaştırdığımızda Kur’ânı Kerim&#8217;in tümünün ilahî vahiy olduğunu, oysa Tevrat ve İncil&#8217;in tahriften korunmadığını görmekteyiz. Kur’ânı Kerim&#8217;in anlattığı peygamberlerin yaşam öykülerinde, akıl ve fıtrata aykırı ve peygamberlerin yüce makamına uygun olmayan en küçük bir şey yoktur; oysa Tevrat ve İncil&#8217;in kıssalarında uyumsuzluklar oldukça fazladır. Bu konuda sadece Hz. Âdem&#8217;in kıssasında, Kur’ânı Kerim&#8217;le Tevrat ve İncil&#8217;i karşılaştırmamız yeterlidir.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; İsrâ, 88</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; Hûd, 13</p>



<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>&#8211; Bakara, 23</p>



<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>&#8211; <em>Mecmau&#8217;l-Beyan</em>, c.5, s.387.</p>



<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>&#8211; Ankebût, 48</p>



<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>&#8211; Nahl, 103.</p>



<p><a href="#_ftnref7">[7]</a>&#8211; Ak.</p>



<p><a href="#_ftnref8">[8]</a>&#8211; Nisâ, 82</p>



<p><a href="#_ftnref9">[9]</a>&#8211; <em>Usûl-ü Kâfî</em>, c.1, s.59.</p>



<p><a href="#_ftnref10">[10]</a>&#8211; Ra&#8217;d, 2</p>



<p><a href="#_ftnref11">[11]</a>&#8211; Zariyât, 49</p>



<p><a href="#_ftnref12">[12]</a>&#8211; Rûm, 2-4</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kurani-kerim-veya-ebedi-mucize/">Kur’ânı Kerim veya Ebedî Mucize</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/kurani-kerim-veya-ebedi-mucize/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberlerin Masum Oluşu</title>
		<link>https://www.caferilik.com/peygamberlerin-masum-olusu/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/peygamberlerin-masum-olusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 11:38:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4663</guid>

					<description><![CDATA[<p>62. İlke Masumiyet korunmak anlamında olup peygamberler hakkında şu mertebeleri vardır: a) Vahyi alma, koruma ve tebliğ etme konusunda masumiyet; b) Günah ve kusurdan masumiyet; c) Kişisel ve toplumsal konularda hata ve yanlışlıktan masumiyet. Birinci merhalede peygamberlerin masum oldukları ittifak konusudur; çünkü bu merhalede her türlü hata ve yanlışlık, halkın güvenini sarsar ve artık peygamberin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/peygamberlerin-masum-olusu/">Peygamberlerin Masum Oluşu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>62. İlke</a></p>



<p>Masumiyet korunmak anlamında olup peygamberler hakkında şu mertebeleri vardır:</p>



<p>a) Vahyi alma, koruma ve tebliğ etme konusunda masumiyet;</p>



<p>b) Günah ve kusurdan masumiyet;</p>



<p>c) Kişisel ve toplumsal konularda hata ve yanlışlıktan masumiyet.</p>



<p>Birinci merhalede peygamberlerin masum oldukları ittifak konusudur; çünkü bu merhalede her türlü hata ve yanlışlık, halkın güvenini sarsar ve artık peygamberin getirdiği mesajlara itimat ve güven kalmaz ve sonuçta peygamberliğin hedefi çelişkiye düşer.</p>



<p>Ayrıca, Kur’ânı Kerim, ilahî vahyin doğru bir şekilde beşere tebliğ edilmesi için Allah Teâlâ&#8217;nın peygamberi tamamen gözettiğini hatırlatmaktadır; nitekim şöyle buyuruyor:<strong></strong></p>



<p>Gaybı bilen O&#8217;dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez. Ancak razı olduğu elçiye gösterir Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar. (Böyle yapar) ki oların, Rablerinin kendilerine verdiği emirleri duyurduklarını bilsin (=duyurmaları gerçekleşsin). Ve (Allah), onların yanında bulunan her şeyi (bilgisiyle) kuşatmıştır; her şeyi bir bir saymıştır.<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p>Bu ayette vahyin korunması için iki türlü koruyucu belirtilmiştir:</p>



<p>1- Peygamberi her taraftan kuşatan melekler;</p>



<p>2- Peygamberi ve melekleri kuşatan Allah Teâlâ.</p>



<p>Böyle bir korumanın nedeni ise, nübüvvet ve peygamberliğin amacının gerçekleşmesi, yani Allah Teâlâ&#8217;nın vahyinin beşere ulaşmasıdır.</p>



<p><a>63. &nbsp;</a></p>



<p>İlâhî peygamberler, şeriat hükümlerini yerine getirmede her türlü günah ve sürçmeden korunmuşlardır ve esasen peygamberlerin gönderilişinin hedefi, onların böyle bir korunmaya sahip olmaları durumunda gerçekleşir. Çünkü onlar tebliğ ettikleri ilâhî hükümlere bizzat tam anlamıyla bağlı kalmazlarsa, onların sözlerinin doğruluğuna güven kaybolur ve sonuçta peygamberliğin hedefi gerçekleşmez.</p>



<p>Muhakkık Tûsî, kısa bir ibaresinde bu delile şöyle değinmektedir:</p>



<p>Peygamberlerin sözlerine güvenilmesi ve böylece nübüvvetin amacının gerçekleşmesi için peygamberlerin masum olması gerekiyor.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>



<p>Peygamberlerin günahtan masum oluşu, Kur’ânı Kerim&#8217;in çeşitli ayetlerinde vurgulanmıştır:</p>



<p>a) Kur’ânı Kerim, peygamberleri hidayet olmuş ve Allah Teâlâ tarafından seçilmiş kişiler olarak tanıtmaktadır:</p>



<p>Onları seçtik ve onları doğru yola ilettik.<a href="#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></p>



<p>b) Allah Teâlâ&#8217;nın hidayet ettiği kişiyi hiç kimsenin saptıramayacağını hatırlatmaktadır:</p>



<p>Allah kime doğru yolu gösterirse; artık onu şaşırtan olmaz.<a href="#_ftn4"><strong>[4]</strong></a></p>



<p>c) Günah ve masiyeti dalâlet olarak tanıtmaktadır:</p>



<p>O, sizden birçok kuşağı saptırmıştı.<a href="#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></p>



<p>Bu ayetlerden, peygamberlerin her türlü dalâlet ve günahtan arınmış oldukları anlaşılmaktadır.</p>



<p>Ayrıca, daha önce peygamberlerin masum olmasının gerekliliği için getirdiğimiz aklî delil, onların peygamberlikle görevlendirilmeden önce de masum olmalarının gerekliliğine delâlet etmektedir. Çünkü ömrünün bir bölümünü günah ve sapıklıkla geçirdikten sonra hidayet bayrağını eline alan bir insana, halk pek güven duymaz; fakat hayatının başından beri her türlü çirkinlikten arınmış olan bir kimse çok kolay bir şekilde insanların güvenini kazanabilir. Ayrıca peygamberliği inkâr eden garazlı kişiler de, çok kolay bir şekilde onun karanlık geçmişinden yararlanıp kişiliğini kötüleyerek mesajını lekeleyebilirler. Böyle bir ortamda, ancak tertemiz ve dürüst bir hayat sonucu &#8220;Muhammedü&#8217;l-Emin&#8221; lakabını alan kimse parlak kişiliğiyle tıpkı bir güneş gibi, düşmanın kötü tebligat perdesini bir kenara itip insanı hayrete düşüren sebat ve direnişiyle, tedricen cahiliyetin karanlık muhitini aydınlatabilir.</p>



<p>Ayrıca açıktır ki hayatının başından beri günahtan uzak ve masum olan bir kimse, sadece peygamberliğe seçildikten sonra böyle bir makama sahip olan kimseden daha üstün ve hidayet rolü daha fazladır; Allah Teâlâ&#8217;nın hikmetinin gereği ise, en güzeli ve en mükemmel olanı seçmektir.</p>



<p><a>64. &nbsp;</a></p>



<p>Peygamberler, günahtan masum olmaları dışında, aşağıdaki konularda da hatadan masumdurlar:</p>



<p>a) Kavga ve tartışma konularında hakemlikte: Peygamberler Allah Teâlâ tarafından yargı ölçüleri gereğince insanlar arasında hakemlik etmek ve hüküm vermekle görevlendirilmişlerdi; yani davacıdan tanık istendiğinde, davacı tanık getiremeyecek olursa karşı taraftan yemin etmesini isterlerdi; onlar hiçbir zaman bu ölçüye aykırı davranmamışlardır. Ancak tanığın kasıtlı olarak veya yanlışlıkla gerçeğe aykırı tanıklık yapması veya aleyhine dava açılan kişi yalan yere veya yanlışlıkla yemin etmesi sonucu peygamber gerçeğe aykırı bir hüküm verirse, böyle bir hüküm peygamberlerin masumiyetine bir zarar dokundurmaz. Çünkü ilâhî ölçüler gereğince hükmetmekle görevlendirilmiştir. Hükmü gerçeğe aykırı olduğunda ise, o hükmünün yanlış olduğunun farkındadır; fakat toplumsal maslahatlar nedeniyle ona uygun davranmakla görevli değildir.</p>



<p>b) Din hükümlerinin mevzularını, örneğin filan sıvının şarap olup olmadığını teşhis etmede.</p>



<p>c) Toplumsal meseleler ve işlerin maslahat ve mefsedelerinin teşhisinde.</p>



<p>d) Normal hayat meselelerinde.</p>



<p>Son üç konuda peygamberlerin masum oluşunun delili şudur: Çoğu insanlar bu gibi şeylerde hata yapmakla din hükümlerinde hata yapmayı bağlantılı görmektedir. Sonuçta, bu gibi konularda hata yapmak, peygamberin kişiliğine karşı halkın güvenini sarsarak peygamberlik görevinin sarsılmasına neden oluyor. Ancak ilk iki konuda masumiyetin gerekliliği, son konudakinden daha açık bir şekilde ifade edilmiştir.</p>



<p><a>65. &nbsp;</a></p>



<p>Masumiyet ve ismet mertebelerinden biri de, peygamberlerde insanların onlardan uzak durmasına neden olacak bir şeyin olmamasıdır. Hepimiz biliyoruz ki bazı cismî hastalıklar veya bireyin alçaklık ve horluğunun belirtisi olan bazı ruhî hastalıklar, insanların nefret etmesine ve kişiden uzaklaşmasına neden olurlar. Doğal olarak peygamberlerin bu gibi cismî ve ruhî kusurlardan münezzeh olmaları gerekiyor; çünkü halkın peygamberden kaçması ve ondan uzak durması, ilahî risaletin kendisi vasıtasıyla insanlara ulaştırılmasından ibaret olan peygamberin gönderiliş felsefesiyle çelişmektedir.</p>



<p>Burada aklın hükmünün, bir gerçeğin keşfi anlamında olduğunu ve yine Allah Teâlâ&#8217;nın hikmeti gereği peygamberliğe böyle kusurlardan uzak olan kimselerin seçilmesinin zarûretini hatırlatmamızda da yarar var.<a href="#_ftn6">[6]</a></p>



<p><a>66. &nbsp;</a></p>



<p>Peygamberlerin masum olmasının gerekliliği konusunda Kur’ânı Kerim&#8217;in sarih hakemliğini ve aklın kesin hükmünü açıkladık; fakat bu alanda bazı rivayetler -ilk bakışta- onların günah işlediklerini göstermektedir. (Hz. Âdem (a.s) hakkındaki ayetler gibi.) Bu durumlarda ne söyleyebiliriz?</p>



<p>Şunu hemen hatırlatalım ki, kesinlikle Kur’ânı Kerim&#8217;de hiçbir çelişkinin olmadığı hükmüyle, ayetlerdeki belirtilere dikkat ederek onların gerçek maksadının ne olduğunu anlamak gerekir ve bu gibi durumlarda ayetlerden birinci derecede anlaşılan şey, kesinlikle aceleci bir hükmün ölçüsü olamaz. Büyük Şia kelamcıları ve müfessirler, bu ayetleri tefsir etmiş ve hatta bazıları bu konuda müstakil kitaplar yazmışlardır. Bu ayetlerin her birini ayrı ayrı ele alıp incelemek kitabımızın kapasitesinin dışında olduğu için, bu konuda daha geniş bilgi edinmek isteyenler bu kitaplara müracaat edebilirler.<a href="#_ftn7">[7]</a></p>



<p><a>67. &nbsp;</a></p>



<p>Masumiyetin neden ve kaynağını iki noktada özetleyebiliriz:</p>



<p>a) Peygamberler (ve Allah&#8217;ın has kulları) Allah Teâlâ&#8217;yı tanıma açısından, O&#8217;nun hoşnutluk ve rızasını hiçbir şeyle değişmeyecekleri çok yüce bir mevkie sahiptirler. Başka bir deyişle, peygamberlerin, yüce Allah&#8217;ın azamet, cemal ve celâlini idrak etmeleri, Allah&#8217;tan başkasına teveccüh etmelerini ve Allah rızasından başka şeyi düşünmelerini engeller. Bu marifet derecesi Hz. Ali&#8217;nin (a.s) buyruğunda şöyle ifade edilmektedir:</p>



<p>Gördüğüm her şeyden önce, her şeyden sonra ve her şeyle birlikte Allah Teâlâ&#8217;yı gördüm.</p>



<p>İmam Cafer Sadık (a.s) da şöyle buyuruyor:</p>



<p>Ancak ben, O&#8217;na sevdiğim için ibadet etmekteyim ve bu ise yüce kişilerin ibadetidir.<a href="#_ftn8">[8]</a></p>



<p>b) Peygamberlerin, Allah&#8217;a itaatin parlak sonucunu ve günahın çirkinliğini tam anlamıyla bilmeleri, onların Allah&#8217;a itaatsizlik etmekten korunmalarına neden olur. Kapsamlı ve her yönlü masumiyet, Allah&#8217;ın velilerinden özel bir gruba hastır; fakat buna rağmen bazı takvalı müminler de, amellerinin büyük bir bölümünde günah işlemekten masumdurlar; örneğin takvalı bir kişi ne pahasına olursa olsun, hiçbir zaman intihar etmeye kalkışmaz veya suçsuz bir kişiyi öldürmez.<a href="#_ftn9">[9]</a></p>



<p>Dahası, normal insanlar bile bazı şeylere karşı masumdurlar. Örneğin, aklı başında hiç kimse ne pahasına olursa olsun, çıplak elektrik kablosuna elini sürmez. Açıktır ki, bu gibi durumlarda masumiyet, kişinin amelinin kötü sonucunu kesin olarak bilmesinden kaynaklanmaktadır; o hâlde insan günahın çok tehlikeli sonuçları hakkında da böyle bir ilme sahip olursa, bu ilim kişinin günahtan uzak durmasına ve masum olmasına neden olur.</p>



<p><a>68. &nbsp;</a></p>



<p>Masumiyetin kaynağını göz önünde bulundurarak, masumiyetin, masumun özgürlük ve iradesiyle çelişmediğini; aksine masumun, tam anlamıyla Allah&#8217;ı tanıması, itaat ve günahın sonuçlarını bilmesi nedeniyle, her ne kadar hiçbir zaman günaha yaklaşmasa da, günah işleme güç ve iradesine sahip olduğunu hatırlatmamız gerekiyor. Tıpkı çocuğunu öldürme gücüne sahip olmasına rağmen, asla bunu yapmayan şefkatli bir baba gibi. Daha açık bir örneği, Allah Teâlâ&#8217;dan çirkin bir işin baş göstermemesidir.</p>



<p>Mutlak kudret sahibi olan Allah Teâlâ, kendisine itaat eden kişileri de cehenneme sokup günahkâr kişileri cennete götürebilir; fakat onun adalet ve hikmeti böyle bir iş yapmasına engel olur.</p>



<p>Evet, günahı terk etmek, Allah&#8217;a ibadet ve itaat etmek, masum bir kişi için büyük bir iftihardır; çünkü onlar günah işlemeye güçleri yettiği hâlde günah işlemezler.</p>



<p><a>69. &nbsp;</a></p>



<p>Biz, bütün peygamberlerin masum olduklarına inanmakla birlikte, masumiyetin peygamberliği gerektirmediğine inanıyoruz. Çünkü bir kişi masum olmasına rağmen peygamber olmayabilir. Kur’ânı Kerim Hz. Meryem hakkında, <strong>&#8220;Ey Meryem, Allah seni seçti, temizledi ve seni dünyaların kadınlarına üstün kıldı.&#8221;<a href="#_ftn10"><strong>[10]</strong></a></strong> buyuruyor. Kur’ânı Kerim&#8217;in Hz. Meryem (a.s) hakkında &#8220;seçti&#8221; tabirini kullanmış olmasından, onun masum olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü peygamberler hakkında da &#8220;seçmek&#8221; terimi kullanılmıştır:</p>



<p>Allah Âdem&#8217;i, Nuh&#8217;u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip âlemlere üstün kıldı.<a href="#_ftn11"><strong>[11]</strong></a></p>



<p>Ayrıca, yukarıdaki ayette Hz. Meryem&#8217;in tertemiz kılınmasından bahsedilmiştir; bundan da maksat, Yahudilerin, onun çocuğunu gayri meşru yollarla dünyaya getirdiği şeklindeki iftira ve suçlamalardan değil, onun her türlü çirkinlikten arı olmasıdır. Çünkü Hz. Meryem&#8217;in bu günahtan temize çıkarılması, Hz. İsa&#8217;nın (a.s) doğumunun ilk günlerinde konuşmasıyla ispatlanmıştı<a href="#_ftn12">[12]</a> ve artık tekrar bunu vurgulamaya gerek yoktu.</p>



<p>Ayrıca, Hz. Meryem&#8217;in (s.a) tertemiz olduğunu bildiren ayet, ayetlerin akışından anlaşıldığı kadarıyla, Hz. Meryem&#8217;in ibadet mihrabında olduğu ve Hz. İsa&#8217;ya (a.s) hamile olmadığı dönemle ilgilidir; dolayısıyla o dönemde hiçbir suçlama söz konusu olmadığından, tathir, yani suçlanmanın reddi ve nihayet beraat olayı da söz konusu olamaz.<br></p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; Cin, 26-28</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; <em>Keşfu&#8217;l-Murad</em>, s.349; nübuvvet konusu.</p>



<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>&#8211; En&#8217;âm, 87</p>



<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>&#8211; Zümer, 37</p>



<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>&#8211; Yâsîn, 62</p>



<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>&#8211; Bu konuda aklın hakemliği kesindir. Dolayısıyla, Hz. Eyyub (a.s) hakkında nakledilen ve onun insanları nefret ettiren bir hastalığa yakalandığını bildiren bazı rivayetler, aklın kesin hükmüyle çeliştiği giib, Ehlibeyt İmamları&#8217;ndan nakledilen rivayetlerle de çelişmektedir. İmam Cafer Sadık (a.s) değerli babalarından şöyle nakletmektedir: &#8220;Hz. Eyyub&#8217;dan (a.s), hastalığı boyunca kötü koku çıkmadı veya çirkin bir görünüm sergilenmedi; hiçbir zaman bedeninden irin, kan veya insanların nefret etmesine neden olacak bir şey çıkmadı. Allah&#8217;ın, kendi peygamberleri ve velileri hakkında sünneti böyledir. Halkın Eyyub&#8217;tan (a.s) uzaklaşmasının nedeni malî bakımdan fakir ve zayıf bir görünüme sahip olması, fakat onların Eyyub&#8217;un Allah Teâlâ&#8217;nın indindeki makam ve mevkisinden haberdar olmayışıdır.&#8221; <em>Hisal</em>, c.1, yedi bablar, 107. hadis, s.400. Doğal olarak bunun aksine delalet eden rivayetler temelsiz olup kabul edilemezler.</p>



<p><a href="#_ftnref7">[7]</a>&#8211; <em>Tenzih-i Enbiya</em>, Seyyid Murtaza; <em>İsmet-i Enbiya</em>, Fahruddin Razî; <em>Mefâhimu&#8217;l-Kur&#8217;ân</em>, Cafer Subhanî, c.5, Peygamberlerin Masumiyeti bölümü.</p>



<p><a href="#_ftnref8">[8]</a>&#8211; <em>Bihâru&#8217;l–Envâr</em>, c.70, s.22.</p>



<p><a href="#_ftnref9">[9]</a>&#8211; Hz. Ali (a.s) bu grup hakkında şöyle buyuruyor: &#8220;Sanki cenneti görmekteler, orada nimetler elde etmekteler; sanki cehennemi görmekteler, orada azâba uğramaktalar.&#8221; <em>Nehcü&#8217;l-Belâğa</em>, Hammam hutbesi 193.</p>



<p><a href="#_ftnref10">[10]</a>&#8211; Âl-i İmrân, 42</p>



<p><a href="#_ftnref11">[11]</a>&#8211; Âl-i İmran, 32</p>



<p><a href="#_ftnref12">[12]</a>&#8211; Tâhâ, 29.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/peygamberlerin-masum-olusu/">Peygamberlerin Masum Oluşu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/peygamberlerin-masum-olusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vahiy ve Nübüvvet</title>
		<link>https://www.caferilik.com/vahiy-ve-nubuvvet/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/vahiy-ve-nubuvvet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 11:34:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4661</guid>

					<description><![CDATA[<p>60. &#160; Bir önceki ilkede, gerçek peygamberle sahte peygamberlik iddiasında bulunanları tanımanın yollarını açıkladık. Şimdi &#8220;vahiy&#8221; diye adlandırılan peygamberlerin gayb âlemiyle bağlantı kurdukları yolu inceleyelim. Peygamberlerle gayb âleminin en önemli irtibat yollarından olan &#8220;vahiy&#8221;, beşer aklının veya içgüdüsünün ürünü değildir; aksine Allah Teâlâ&#8217;nın, mesajlarını beşere ulaştırmaları için peygamberlere verdiği özel bir bildiridir. Kur’ânı Kerim vahyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/vahiy-ve-nubuvvet/">Vahiy ve Nübüvvet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>60. &nbsp;</a></p>



<p>Bir önceki ilkede, gerçek peygamberle sahte peygamberlik iddiasında bulunanları tanımanın yollarını açıkladık. Şimdi &#8220;vahiy&#8221; diye adlandırılan peygamberlerin gayb âlemiyle bağlantı kurdukları yolu inceleyelim.</p>



<p>Peygamberlerle gayb âleminin en önemli irtibat yollarından olan &#8220;vahiy&#8221;, beşer aklının veya içgüdüsünün ürünü değildir; aksine Allah Teâlâ&#8217;nın, mesajlarını beşere ulaştırmaları için peygamberlere verdiği özel bir bildiridir. Kur’ânı Kerim vahyi şöyle tavsif etmektedir:</p>



<p>Onu, Senin kalbine Rûhu&#8217;l-Emîn (vahiy meleği) indirdi.<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p>Bu ayet, Peygamber&#8217;in ilâhî mesajlardan haberdar oluşunun, zahirî hislerin ve benzerlerinin kullanılmasının sonucu olmadığını; onu Ruhu&#8217;l-Emin&#8217;in peygamberin kalbine indirdiğini göstermektedir.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>



<p>Dolayısıyla; vahyin kompleks gerçeğini normal ölçülerle açıklayamayız. Gerçekte, vahyin inişi, hakikatini bilmesek bile iman edilmesi gereken gaybî sırlardan biridir. Nitekim şöyle buyuruyor:</p>



<p>Onlar gaybe inanırlar.<a href="#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></p>



<p><a>61. &nbsp;</a></p>



<p>Her şeyi maddî ölçülerle ve hissî şeylerle ölçmek ve gaybî gerçekleri hissî kalıplarda sınırlandırmak isteyenler, ilâhî vahyi, tümü bizim açımızdan batıl olan çeşitli şekillerde yorumlamışlardır. Aşağıda bu gibi yorumları naklederek eleştirmeye çalışacağız:</p>



<p>a) Bazı yazarlar peygamberleri, insanların dâhileri bilmiş, vahyi onların düşünce ve batınî hislerinin ürünü sanmışlardır. Bunlara göre Ruhu&#8217;l-Emin, gerçekte bu dâhilerin tertemiz ruh ve nefsi, semavî kitap ise onların yüce düşünceleridir.</p>



<p>Vahyi bu şekilde yorumlamak, sadece hissî metotlara güvenen yeni tecrübî bilimler karşısında, onların kendilerini kaybettiklerini göstermektedir. Bu görüşün en önemli sorunu, Allah&#8217;ın peygamberlerinin buyruklarıyla çelişmesidir; çünkü onlar sürekli beşer için getirdikleri şeylerin ilahî vahiyden başka bir şey olmadığını vurgulamışlardır. Dolayısıyla, yukarıdaki yorum, peygamberlerin yalancı olmalarını gerektirmektedir. Bu ise onların, tarihin tanıklık ettiği yüce, sadık ve dürüst makamlarıyla bağdaşmamaktadır.</p>



<p>Başka bir tabirle, ıslah ediciler iki kısımdırlar: Programlarını Allah Teâlâ&#8217;ya istinat eden ıslah ediciler ve programlarını kendi düşüncelerinin ürünü tanıtan ıslahçılar. Her iki grup da çoğunlukla hayırsever ve samimidirler. Dolayısıyla, her iki ıslahçı grubu bir sayamayız.</p>



<p>b) Diğer bir grup, bir önceki görüşte beyan ettiğimiz görüşün amaçladığı hedefle, vahyi, peygamberlerin ruhî hâletlerinin tecellisinin sonucu bilmektedirler. Bunların iddia ettiğine göre peygamberler, Allah Teâlâ&#8217;ya karşı güçlü imanları nedeniyle yaptıkları ibadetler sonucu, artık varlıklarında birtakım yüce hakikatleri keşfederek, bunların kendilerine gayb âleminden telkin edildiğini sanacakları bir makama ulaşırlar. Oysa, bu algıların onların nefsinden başka bir kaynağı yoktur. Bu görüşün taraftarları şöyle diyorlar: Biz peygamberlerin doğru konuştuklarından şüphe etmeyiz ve onların gerçekten birtakım şeffaf gerçekleri gördüklerine inanıyoruz; fakat asıl mesele bu yüce gerçeklerin kaynağındadır. Peygamberler bu hakikatlerin kendilerine gayb âlemi adındaki diğer bir âlemden telkin edildiğini sanırlar; oysa bunun kaynağı onların kendi nefsidir.<a href="#_ftn4">[4]</a></p>



<p>Bu görüş, yeni bir söz değildir; aksine câhiliye döneminin, vahiy hakkındaki görüşlerinden biridir; fakat yeni bir görünüme bürünmüştür. Bu görüş özetle, vahyi; peygamberlerin hayallerinin ve onların kendilerine yönelmelerinin ürünü bilmekte; onların, aşırı bir şekilde Allah hakkında düşünce, ibadet ve beşerî ıslah etmeyi tasarlamaları sonucu, karşılarında ansızın birtakım hakikatler bularak bu hakikatlerin kendilerine gayb âleminden telkin edildiğini sandıklarını savunurlar; bu ise, bir açıdan cahiliye Arab&#8217;ının vahiy hakkındaki düşüncesinin ta kendisidir. Onlar diyorlardı ki:</p>



<p>(Muhammed&#8217;in söyledikleri) karmakarışık rüyalardır.<a href="#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></p>



<p>Kur’ânı Kerim diğer ayetlerde bu görüşü sert bir şekilde reddederek buyuruyor ki: Peygamber, vahiy meleğini gördüğü konusundaki iddiasında sadıktır; ne O&#8217;nun kalbi yanılmıştır ve ne de gözü:</p>



<p>Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).</p>



<p>Ve yine şöyle buyuruyor:<strong></strong></p>



<p>(Muhammed&#8217;in) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı.<a href="#_ftn6"><strong>[6]</strong></a></p>



<p>Yani gerçekten hem zahirî ve hem de batınî gözle vahiy meleğini gördü.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; Şuarâ, 193-194</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; Elbette ilahî vahyin peygamberlere inişi, vahiy meleğinin inmesiyle sınırlı değildir; Şurâ Suresi&#8217;nin 51. ayetinde beyan edilen ve 38. ilkede açıkladığımız diğer yollar da vardır.</p>



<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>&#8211; Bakara, 3</p>



<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>&#8211; Seyyid Muhammed Reşid Rıza, <em>Vahy-i Muhammedî</em>, s.66.</p>



<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>&#8211; Enbiyâ, 5</p>



<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>&#8211; Necm, 11 ve 17</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/vahiy-ve-nubuvvet/">Vahiy ve Nübüvvet</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/vahiy-ve-nubuvvet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberleri Tanımanın Yolları</title>
		<link>https://www.caferilik.com/peygamberleri-tanimanin-yollari/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/peygamberleri-tanimanin-yollari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 11:33:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4659</guid>

					<description><![CDATA[<p>56. &#160; İnsanoğlunun fıtratı, delil olmaksızın hiçbir iddiayı kabul etmemeyi gerektirmektedir. Dolayısıyla, delilsiz bir iddiayı kabul eden kimse insanî fıtratının aksine davranmış olur. Peygamberlik iddiası beşer için en büyük iddiadır ve doğal olarak böyle büyük bir iddiayı ispatlamak için sağlam ve kesin delilin sunulması gerekir. Bu delil aşağıdaki şu üç şeyden biri olabilir: a) Peygamberliği [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/peygamberleri-tanimanin-yollari/">Peygamberleri Tanımanın Yolları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>56. &nbsp;</a></p>



<p>İnsanoğlunun fıtratı, delil olmaksızın hiçbir iddiayı kabul etmemeyi gerektirmektedir. Dolayısıyla, delilsiz bir iddiayı kabul eden kimse insanî fıtratının aksine davranmış olur. Peygamberlik iddiası beşer için en büyük iddiadır ve doğal olarak böyle büyük bir iddiayı ispatlamak için sağlam ve kesin delilin sunulması gerekir. Bu delil aşağıdaki şu üç şeyden biri olabilir:</p>



<p>a) Peygamberliği kesin delillerle ispatlanan önceki peygamberin, sonraki peygamberin peygamberliğini bildirmesiyle. Nitekim Hz. İsa (a.s) son peygamberin peygamberliğini bildirmiş ve onun geleceğini müjdelemiştir.<a href="#_ftn1">[1]</a></p>



<p>b) Çeşitli tanık ve belirtilerin, onun iddiasının doğruluğuna tanıklık etmesiyle.</p>



<p>Bu delilleri onun yaşam tarzı, davetinin içeriği, yanında yer alan kişiler ve yine onun davet metodundan anlamak mümkündür.</p>



<p>Günümüzde dünya mahkemeleri de hakla batılı ve suçluyla suçsuzu tanımak için bu yolu izlemekteler. Sadrı İslâm&#8217;da da bu metottan yararlanarak Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) doğru söylediğini anlıyorlardı.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>



<p>c) Mucize göstermekle. Yani peygamberlik iddiasıyla birlikte, iddiasıyla uyum arz eden olağanüstü bir iş yaparak diğerlerini, benzerini yapmaya davet etmekle.</p>



<p>İlk iki yol genel olmadığı hâlde üçüncü yol geneldir ve peygamberlik tarihi boyunca insanoğlu, peygamberleri tanımak için bu yoldan yararlanmış ve peygamberler de iddialarını ispatlamak için bundan istifade etmişlerdir.</p>



<p><a>57. &nbsp;</a></p>



<p>Mucize ve peygamberlik iddiasının doğruluğu arasında mantıklı bir ilişki vardır. Çünkü mucize gösteren kişi iddiasında doğru olursa, mesele kesinlikle ispatlanır ve eğer iddiasında, kullarını hidayet etmek isteyen hikmet sahibi Allah&#8217;a karşı yalan söylüyorsa, ona böyle bir gücü vermesi doğru olmaz. Çünkü insanlar böyle olağanüstü bir gücü görünce ona iman edip sözlerine uyarlar.</p>



<p>Sonuçta, eğer o kişi iddiasında yalancı ise, onları saptırır ve bu ise Allah&#8217;ın adalet ve hikmetiyle çelişmektedir. Bu mesele, daha önce bahsettiğimiz aklî iyilik ve kötülük kuralının dallarından biridir.</p>



<p><a>58. &nbsp;</a></p>



<p>Peygamberlik iddiasıyla yapılan olağanüstü işe &#8220;mucize&#8221; denir; ancak bu olağanüstü işi, peygamberlik iddiasında bulunmayan salih bir kul yaparsa, buna da &#8220;kerâmet&#8221; denir. (Peygamberler dışında) yüce Allah&#8217;ın salih kullarının da olağanüstü işler yapabileceklerine Kur’ânı Kerim birkaç örnekte değinir:</p>



<p>Hz. Meryem&#8217;e gökten sofra inişi ve Hz. Süleyman&#8217;ın (a.s) seçkin dostlarından biri (Asaf b. Berhiya) aracılığıyla, Sebe&#8217; kraliçesinin tahtının bir anda Yemen&#8217;den Filistin&#8217;e getirilmesidir. Hz. Meryem hakkında şöyle buyuruyor:</p>



<p>Zekeriyya, onun yanına, mabede her girdiğinde yanında bir rızık bulurdu. &#8220;Ey Meryem! Bu sana nereden?&#8221; derdi. (Meryem) &#8220;Bu, Allah katından.&#8221; derdi.<a href="#_ftn3">[3]</a></p>



<p>Belkıs&#8217;ın tahtı hakkında ise şöyle buyuruyor:</p>



<p>Yanında Kitab&#8217;dan bir ilim bulunan kimse de, Sen gözünü açıp yummadan ben onu sana getirebilirim.<a href="#_ftn4"><strong>[4]</strong></a></p>



<p><a>59. &nbsp;</a></p>



<p>Mucizeyle diğer olağanüstü şeyler arasındaki farklar özetle şunlardır:</p>



<p><strong>a) Eğitim Görmemiş Olmak:</strong> Mucize gösteren kimse, hiçbir eğitim görmeden olağanüstü bir iş yapar; oysa diğer olağanüstü işleri yapmak, birtakım eğitim ve alıştırmaların ürünüdür.</p>



<p>Musa b. İmrân (a.s), gençlik döneminden sonra Mısır&#8217;a doğru hareket etti. Yolda peygamberliğe seçildi ve kendisine <strong>&#8220;Ey Musa! Asanı at.&#8221;</strong> diye hitap edildi. Asasını atınca ansızın bir ejderha oldu; öyle ki Musa&#8217;nın kendisi de korktu. Yine Hz. Musa&#8217;ya (a.s), <strong>&#8220;Elini koltuğunun altından dışarı çıkar.&#8221;</strong> diye hitap edildi; elini çıkarınca, ondan gözleri alıcı bir nur parlayıverdi.<a href="#_ftn5">[5]</a></p>



<p>Fakat Hz. Süleyman&#8217;ın (a.s) dönemindeki sihirbazlar hakkında şöyle buyuruyor:</p>



<p>Şeytanlar insanlara büyü öğretiyorlardı&#8230; Bunlar, o ikisinden, erkekle karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı&#8230;<a href="#_ftn6"><strong>[6]</strong></a></p>



<p><strong>b) Mücadele Edilmez Olmak:</strong> Mucize, Allah Teâlâ&#8217;nın sonsuz gücünden kaynaklandığı için onunla mücadele edilmez; oysa cadı, büyü ve riyazet çekenlerin yapmış olduğu işler, beşerin sınırlı gücünden kaynaklandığı için onlarla mücadele edilebilir ve bir benzeri getirilebilir.</p>



<p><strong>c) Sınırsız Oluş:</strong> Peygamberlerin mucizeleri bir veya iki şeyle sınırlı değildi; aksine aralarında ortak nokta bulunmayacak kadar çeşitlidir. Örneğin asayı atınca onun ejderhaya dönüşmesiyle, elini koltuk altından çıkarmakla parlak bir nura dönüşmesi arasında mukayese edilmeyecek kadar büyük bir fark vardır. Yine bu ikisiyle, asayı taşa vurması sonucu ondan su akması arasında da büyük bir fark vardır.<a href="#_ftn7">[7]</a> Yine bu üçüyle, asayı denize vurmak neticesinde denizin yarılması arasında da apayrı bir fark vardır.<a href="#_ftn8">[8]</a></p>



<p>Hz. İsa&#8217;nın (a.s) da, çamurdan kuş yapıp ona üfürdükten sonra Allah&#8217;ın izniyle canlandığını görmekteyiz. Yine elini körlerin ve abraş hastalığına yakalananların yüzüne sürünce onlara şifa veriyor, ölüleri diriltiyor ve evlerde biriktirdikleri şeyleri bildiriyordu.<a href="#_ftn9">[9]</a></p>



<p><strong>d)</strong> Esasen, mucize veya keramet gösterenler hiç şüphesiz büyücüler ve olağanüstü şeyler yapan diğerleriyle hem hedef bakımından ve hem de ruhiyât açısından farklıdırlar. Birinci grup yüce hedefleri takip etmekteler; oysa ikinci grup dünyevî hedefler peşindeler ve doğal olarak bunların ruhiyâtı da farklıdır.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; Saf, 6.</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; Bu kısa yolu Rum padişahı izlemiştir, <em>Târîh-i Taberî</em>, c.3, s.240; hicrî hicrîHicrî Altıncı Yıl Olayları.</p>



<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>&#8211; Âl-i İmrân, 37</p>



<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>&#8211; Neml, 40</p>



<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>&#8211; Kasas, 31-32.</p>



<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>&#8211; Neml, 40</p>



<p><a href="#_ftnref7">[7]</a>&#8211; Bakara, 60.</p>



<p><a href="#_ftnref8">[8]</a>&#8211; Şuarâ, 63.</p>



<p><a href="#_ftnref9">[9]</a>&#8211; Âli İmrân, 42.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/peygamberleri-tanimanin-yollari/">Peygamberleri Tanımanın Yolları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/peygamberleri-tanimanin-yollari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;ân ve Peygamberliğin Gerekliliği</title>
		<link>https://www.caferilik.com/kuran-ve-peygamberligin-gerekliligi/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/kuran-ve-peygamberligin-gerekliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 11:20:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4657</guid>

					<description><![CDATA[<p>55. &#160; Bir önceki ilkede aklın hükmüyle peygamberlerin gönderilmesinin gerekli olduğunu öğrendik. Şimdi peygamberliğin hedeflerini göz önünde bulundurarak, Kur’ânı Kerim ve rivayetler açısından gerekliliğini inceleyelim. Ama Kur&#8217;ânı Kerim&#8217;in bu meseleye bakışının da aklî bir tahlil olduğunu unutmamak gerekir. Kur’ânı Kerim, peygamberlerin gönderilmesinden izlenen hedefin şunlar olduğunu bildirmektedir: 1- Tevhid temellerini sağlamlaştırmak ve bu konuda her [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kuran-ve-peygamberligin-gerekliligi/">Kur&#8217;ân ve Peygamberliğin Gerekliliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>55. &nbsp;</a></p>



<p>Bir önceki ilkede aklın hükmüyle peygamberlerin gönderilmesinin gerekli olduğunu öğrendik. Şimdi peygamberliğin hedeflerini göz önünde bulundurarak, Kur’ânı Kerim ve rivayetler açısından gerekliliğini inceleyelim. Ama Kur&#8217;ânı Kerim&#8217;in bu meseleye bakışının da aklî bir tahlil olduğunu unutmamak gerekir.</p>



<p>Kur’ânı Kerim, peygamberlerin gönderilmesinden izlenen hedefin şunlar olduğunu bildirmektedir:</p>



<p>1- Tevhid temellerini sağlamlaştırmak ve bu konuda her türlü sapıklıkla mücadele etmek. Nitekim şöyle buyuruyor:</p>



<p>&#8220;Andolsun biz her millet içinde: &#8216;Allah&#8217;a kulluk edin, tâğût(a tapmak)dan kaçının&#8217; diye bir elçi gönderdik.<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p>İşte bu amaçla Allah&#8217;ın peygamberleri sürekli müşriklerle çatışmış ve bu yolda büyük sıkıntılara göğüs germişlerdir.</p>



<p>Emirü&#8217;l-Müminin Ali (a.s), peygamberlerin gönderilişinin hedefi hakkında şöyle buyuruyor:</p>



<p>Peygamberleri gönderdi ki kulları tevhid ve Allah&#8217;ın sıfatları hakkında bilmediklerini öğrensinler; inkâr ettikten sonra O&#8217;nun ilahlığını bilsinler ve inat ettikten sonra tek ve yegâne olarak tanısınlar.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>



<p>2- İnsanları ilâhî bilgi ve mesajlarla ve yine apaçık tezkiye yoluyla tanıştırmak. Nitekim şöyle buyuruyor:</p>



<p>O&#8217;dur ki ümmetler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allah&#8217;ın ayetlerini okuyan, onları yücelten, onlara Kitab ve hikmeti öğreten bir elçi gönderi.<a href="#_ftn3"><strong>[3]</strong></a></p>



<p>3- Beşer toplumunda adaleti canlı tutmak. Nitekim şöyle buyuruyor:<strong></strong></p>



<p>Andolsun biz elçilerimizi açık delillerle gönderdik ve onlarla beraber Kitab&#8217;ı ve (adalet) ölçü(sün)ü indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler.<a href="#_ftn4"><strong>[4]</strong></a></p>



<p>Kesinlikle adaleti yerine getirmek, insanın adaleti çeşitli boyut ve zeminlerde tanımasına ve ilâhî hükümet kanalıyla onu gerçekleştirmesine bağlıdır.</p>



<p>4-<strong> </strong>İhtilaf konularında hakemlik. Nitekim şöyle buyuruyor:</p>



<p>İnsanlar bir tek ümmet idi. (Nihayet aralarında anlaşmazlık çıktı) Allah peygamberleri, müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi; onlarla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetmek üzere, içinde gerçekleri taşıyan kitabı indirdi.<a href="#_ftn5"><strong>[5]</strong></a></p>



<p>Açıktır ki insanların anlaşmazlık ve ihtilafı sadece inanç ve akaid konusu ile ilgili değildi; hayatın çeşitli boyutlarını kapsamaktaydı.</p>



<p>5- Kullara hücceti tamamlamak. Nitekim şöyle buyuruyor:</p>



<p>(Bunları) müjdeleyici ve uyarıcı elçiler olarak) gönderdik) ki, elçileri geldikten sonra insanların Allah&#8217;a karşı bahaneleri kalmasın. Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.<a href="#_ftn6"><strong>[6]</strong></a></p>



<p>Kesinlikle Allah Teâlâ&#8217;nın insanı yaratma hususunda, yaratılış için bir hedefi vardır; bu hedef, beşerin tüm yaşam boyutlarında mükemmel bir program hazırlama vasıtasıyla gerçekleşir; bu program, Allah tarafından insanoğluna hüccet tamamlayacak ve sonra, &#8220;Ben doğru-dürüst yaşam yolunu bilmiyordum&#8221; diye, bahane uyduramayacağı bir şekilde ulaştırılmalıdır.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; Nahl, 36</p>



<p><a href="#_ftnref2">[2]</a>&#8211; <em>Nehcü&#8217;l-Belâğa</em>, 143. hutbe.</p>



<p><a href="#_ftnref3">[3]</a>&#8211; Cum&#8217;a, 2</p>



<p><a href="#_ftnref4">[4]</a>&#8211; Hadîd, 25</p>



<p><a href="#_ftnref5">[5]</a>&#8211; Bakara, 213</p>



<p><a href="#_ftnref6">[6]</a>&#8211; Nisâ, 165</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kuran-ve-peygamberligin-gerekliligi/">Kur&#8217;ân ve Peygamberliğin Gerekliliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/kuran-ve-peygamberligin-gerekliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberliğin Gerekliliğinin Delilleri</title>
		<link>https://www.caferilik.com/peygamberligin-gerekliliginin-delilleri/</link>
					<comments>https://www.caferilik.com/peygamberligin-gerekliliginin-delilleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 11:17:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nübüvvet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.islamex.com/?p=4655</guid>

					<description><![CDATA[<p>54. &#160; Hikmet sahibi Allah Teâlâ insanları hidayete ulaştırmak için yüce kişiler göndermiş ve onlar vasıtasıyla mesajını insanlara ulaştırmıştır. Bunlar, Allah Teâlâ tarafından kullara hidayet feyzinin akış vasıtası olan peygamberler ve elçilerdirler. Bu feyiz, beşerin ondan yararlanma liyakatini kazandığı ilk günden itibaren Allah Teâlâ tarafından nazil olmuş ve Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) dönemine kadar da [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/peygamberligin-gerekliliginin-delilleri/">Peygamberliğin Gerekliliğinin Delilleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><a>54. &nbsp;</a></p>



<p>Hikmet sahibi Allah Teâlâ insanları hidayete ulaştırmak için yüce kişiler göndermiş ve onlar vasıtasıyla mesajını insanlara ulaştırmıştır. Bunlar, Allah Teâlâ tarafından kullara hidayet feyzinin akış vasıtası olan peygamberler ve elçilerdirler. Bu feyiz, beşerin ondan yararlanma liyakatini kazandığı ilk günden itibaren Allah Teâlâ tarafından nazil olmuş ve Hz. Resuli Ekrem&#8217;in (s.a.a) dönemine kadar da devam etmiştir. Bilinmesi gerekir ki, her peygamberin dini, kendi zamanı ve kendi ümmetine göre en mükemmel dindi ve eğer bu ilâhî feyiz sürekli olmasaydı, beşer kemale eremezdi.</p>



<p>İnsanın yaratılışı &#8220;hekim&#8221; olan Allah Teâlâ&#8217;nın eylemi olduğu için, doğal olarak O&#8217;nun yaratışının bir hedef ve amacı vardır; insanın varlığında hayvanların sahip olduğu içgüdüler dışında akıl da bulunduğu için, onun yaratılış hedefinin ve amacının da makul olması gerekiyor.</p>



<p>Diğer taraftan, insanın aklı her ne kadar onun tekâmül yolunu kat etmesinde etkili ve gerekliyse, yine de yeterli değildir. Eğer insanın hidayetinde akılla yetinilecek olursa o, kemal yolunu asla tam olarak tanıyamayacaktır. Örnek olarak, başlangıç ve kıyametin farkına varmak beşerin en önemli fikrî meselelerindendir. Beşer nereden geldiğini, niçin geldiğini ve nereye gitmekte olduğunu anlamak istiyor. Fakat akıl tek başına bu meseleleri tam anlamıyla açıklayamıyor. Bunun en açık tanığı, günümüz insanının bilimde o kadar ilerlemesine rağmen, hâlâ insanlardan büyük bir kesimin müşrik olmasıdır.</p>



<p>İnsanoğlunun akıl ve ilminin yetersizliği sadece başlangıç ve kıyamet konusunda değildir; beşer birçok hayatî meselelerde de sağlam bir yol seçememiştir. Beşerin iktisadî, ahlâkî, ailevî konularda ve diğer meselelerde farklı ve çelişkili görüşleri, onun bu meseleleri doğru bir şekilde kavrayamadığını göstermektedir ve işte bu nedenle birbirine ters düşen ekollerin meydana geldiklerini görmekteyiz.</p>



<p>Bu noktaya dikkat ettiğimizde, akıl, ilâhî hikmet gereğince beşere yaşamın doğru yolunu öğretmeleri için ilâhî eğiticiler ve önderler gönderilmesi gerektiğine, dosdoğru bir şekilde hükmetmektedir.</p>



<p>Aklın hidayetlerinin ilahî hidayetlerin yerini alabileceğini sananların, şu iki noktaya dikkat etmeleri gerekir:</p>



<p>1- Beşerin akıl ve bilgisi tam anlamıyla insanı, varlık âleminin sırlarını, onun varlık âlemindeki seyrinin geçmiş ve geleceğini tanımada eksik ve yanlıştır; oysa beşeri yaratan, her yaratıcının kendi yarattığı şeyi tanıdığı hükmüyle, insanı, onun varlığının boyutlarını ve sırlarını tam olarak tanımaktadır. Kur’ânı Kerim bu delile değinerek şöyle buyuruyor:</p>



<p>Yaratan (yarattığı şeyi) bilmez mi? O latiftir (bilgisi her şeyin içine geçen, her şeyi) haber alandır.<a href="#_ftn1"><strong>[1]</strong></a></p>



<p>2- İnsan kendini sevme içgüdüsü gereğince, bilinçli veya bilinçsiz olarak, sürekli kişisel menfaatlerinin peşindedir ve programlarında kişisel ve grupsal menfaatlerini tam olarak görmezlikten gelememektedir. Doğal olarak beşerin programları tamamen kapsamlı değildir; fakat peygamberlerin programı Allah Teâlâ tarafından olduğu için, böyle bir eksiklikten münezzehtir.</p>



<p>Bu iki noktaya nazaran, beşerin her zaman ilâhî hidayetlere ve peygamberlerin programlarına muhtaç olduğunu söyleyebiliriz.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><a href="#_ftnref1">[1]</a>&#8211; Mülk, 14</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/peygamberligin-gerekliliginin-delilleri/">Peygamberliğin Gerekliliğinin Delilleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.caferilik.com/peygamberligin-gerekliliginin-delilleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
