Kim Allah için kırk gün ihlasla amel ederse hikmet kaynakları kalbinden diline cari olur. , Uyun-i Ahbari Rıza (a.s), c. 2, s. 74. Hz. Muhammed (s.a.a)

Kur’ânı Kerim ve Resulullah’ın (s.a.a) Peygamberliğinin Delilleri

74.  

Belirti ve nişaneleri bir araya toplamak -daha önce de dediğimiz gibi- peygamberlerin iddialarını doğrulayabilecek şeylerdendir. Burada kısaca, İslâm peygamberinin davasının doğruluğuna delâlet eden belirtilere değinmek istiyoruz. Bu belirtiler şunlardan ibarettir:

a) Hz. Resuli Ekrem’in (s.a.a) Geçmişi: Kureyş halkı, Hz. Resulullah’ı (s.a.a), peygamberliğe seçilmeden önce onu “Muhammedü’l-Emîn” diye çağırıyor ve değerli eşyalarını ona emanet ediyorlardı. Kâbe’nin binasını yenilerlerken, Haceru’l-Esved’i yerine yerleştirme konusunda dört kabile arasında ihtilaf çıktı; sonunda bu işi emin ve tertemiz bir kişi olan Kureyş’in azizinin, yani Hz. Muhammed’in (s.a.a) yapmasına karar verdiler.[1]

b) Ortamın Çirkinliklerinden Uzak Oluşu: Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) putperestlik, kumar, kızları diri diri gömme, murdar ve kan yeme, zulüm ve haksızlığın hâkim olduğu bir ortamda yetişmişti. Buna rağmen o kesinlikle bu akidevî ve ahlâkî çirkinliklere bulaşmayan yüce bir kişiydi.

c) Davetinin İçeriği: Hz. Resulullah’ın (s.a.a) davetinin içeriğine baktığımızda, o hazretin halkı; bulunduğu ortamda yaygın olan şeyin tam aksine davet ettiğini görmekteyiz. Onlar putperesttiler, O ise tevhide davet etti; onlar kıyameti inkâr ediyorlardı, O ise kıyamete imanı İslâm’ın şartı saydı; onlar kızları diri diri gömüyor ve kız çocuğuna hiç değer vermiyorlardı, o ise kadını insanî değerlere kavuşturdu. Onlar faiz yiyor ve servet biriktiriyorlardı, o ise faiz yemekten ve servet biriktirmekten insanları alıkoydu; o dönemde yaygın bir şekilde kumar oynanıyor ve şarap içiliyordu, o ise bunları şeytanî şeyler sayarak bunlardan sakınmayı farz bildi…

d) Davet Vesileleri: Hz. Resuli Ekrem (s.a.a), davetini yaymak için tamamen insanî ve ahlâkî yöntemlerden yararlanıyordu. O hazret hiçbir zaman düşmanın suyunu kesmek, suyu zehirlemek ve ağaçları kesmek gibi vesilelerden yararlanmadı. Aksine kadınlara, çocuklara ve yaşlılara zarar vermemeyi, ağaçları kesmemeyi ve düşmana hücceti tamamlamadan savaşa başlamamayı tavsiye ediyordu. “Amaç, aracı meşru kılar” şeklindeki Makyavelist mantıktan nefret ederdi. Örneğin, Hayber savaşında, Yahudilerden birinin düşmanı dize getirmek için suyu zehirleme önerisini kabul etmedi. Onun hayatı, düşmana karşı saygın davranışlarla doludur.

e) Davetini Kabul Edenlerin Kişilik ve Özellikleri: Hz. Resulullah’a (s.a.a) iman edenlerin ruhiyât, düşünce ve davranışlarına bakılacak olursa, Onun sözlerinin doğruluğu anlaşılır. Açıktır ki, bir insanın daveti, toplumun seçkin kişileri üzerinde etkili olursa, bu onun doğru ve hak üzere olduğunu gösterir. Fakat eğer etrafını dünyaperest kişiler sararsa, bu da onun davasının zayıflığını ortaya koyar. Hz. Resulullah’a (s.a.a) gerçek iman edenler arasında, tarihin; ahlâkî özelliklerine, takva, zâhitlik, cihad, fedakârlık, temizlik ve dürüstlüklerine tanıklık ettiği Emiru’l-müminîn Ali (a.s), Cafer b. Ebî Talib, Selman, Ebû Zer, Bilal, Mus’ab, Mikdad ve Ammâr’ı görmekteyiz.

f) Ortamda Olumlu Bir Etki Bırakmak ve Büyük ve Yüce bir Medeniyetin Temelini Atmak: Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) yirmi üç yıl boyunca, Arap Yarımadası’nın durumunu tamamen değiştirdi. O hazret, yağmacı insanlardan emin kişiler, putperest kişilerden kültürlü ve dirençli müminler yetiştirerek sadece kendi ortamında yüce bir medeniyet yaratmakla kalmayıp eşsiz İslâm medeniyetini diğer bölgelere de yaydı. Sadr-ı İslâm Müslümanlarından Cafer b. Ebî Tâlib (a.s), bu noktanın üzerinde durarak Habeş kralının sorusunu şöyle cevapladı:

Ey kral! Allah Teâlâ bize, bizi putperestlik ve kumar oynamaktan alıkoyup namaz kılmayı, zekât vermeyi, adaletli olmayı, iyilik yapmayı ve akrabalara yardım etmeyi emreden, bizi fahşâ ve kötülükten men eden bir peygamber gönderdi.[2]

Bu ve benzeri belirtiler, Peygamber efendimizin (a.s) buyruğunun doğruluğunu ve amacının hakkaniyetini göstermektedir. Şüphesiz bu özelliklere sahip olan bir kişinin peygamberliği ve gayb âlemiyle bağlantıda olduğu iddiası doğrudur; nitekim diğer belirtiler de bu konuyu tamamen teyit etmektedir.

75.  

Önceki Peygamberin Onaylaması: Peygamberlik iddiasını ispatlamanın yollarından birisi de, önceki peygamberin onaylamasıdır. Çünkü önceki peygamberin peygamberliğinin kesin delillerle ispatlandığını kabul etmemiz durumunda, onun buyruğu kendisinden sonraki peygamberin de peygamberliğini ispatlayan kesin bir delil sayılabilir. Kur’ânı Kerim’in bazı ayetlerinde, kitap ehlinin, Resulullah’ı (s.a.a) kendi çocukları gibi tanıdıkları, yani O’nun peygamberliğinin belirtilerinin kendi kitaplarında açıklandığı geçer. Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) bu iddiada bulununca, kimse O’nu inkâr etmedi; nitekim Kur’ân şöyle buyuruyor:

Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudiler ve Hıristiyanlar), onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar; ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.[3]

Hz. Resulullah (s.a.a), Hz. İsa’nın (a.s) kendisini müjdeleyerek “Ben size, benden sonra ismi Ahmed olan bir peygamberin gelişini müjdeliyorum.” dediğini hatırlattı:

Benden sonra gelecek, Ahmed adında bir elçiyi müjdeleyici olarak (geldim.[4]

Ehlikitap, her ne kadar gerçeği söylemekten çekindiyseler de bu iddiayı yalanlamadılar. Ayrıca, İncil’in asırlar boyu tahrife uğramasına rağmen, Yuhanna İncili’nde (14, 15 ve 16. bölümlerde) Hz. İsa’nın “Faraklit = Övülmüş = Muhammed” isminde bir kişinin geleceğini müjdelediğini hatırlatmakta da yarar var; araştırmacılar bu kitaba müracaat edebilirler.

76.  

Daha önce de değindiğimiz gibi, Hz. Resuli Ekrem’in (s.a.a) mucizeleri sadece Kur’ânı Kerim’le sınırlı değildi; o hazret bazen çeşitli münasebetlerle halkı ikna etmek için mucizeler gösteriyordu. Şunu hemen hatırlatalım: Esasen aklî bir muhasebe, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) hayatında Kur’ânı Kerim’den başka mucizelerin de varlığını ispatlamaktadır: Hz. Resulullah (s.a.a), Hz. Musa’nın (a.s) dokuz mucizesi[5] ve Hz. İsa’nın ise beş mucizesi olduğunu bildiriyor.[6] Bu durumda, kendisinin önceki peygamberlerden üstün ve onların sonuncusu olduğunu bildiren Hz. Resulullah’ın (s.a.a), kendisinden önceki peygamberlerin bu kadar çeşitli mucizelere sahip olduğunu bildirdiği hâlde, kendisinin sadece bir mucizeye sahip olduğu söylenebilir mi?! Halkın, önceki peygamberler o kadar mucizeler gösterdikleri hâlde Hz. Resuli Ekrem’den (s.a.a) çeşitli mucizeler göstermesini istemedikleri ve O’nun sadece bir mucize göstermesiyle yetindikleri kabul edilebilir mi?!

Ayrıca Kur’ânı Kerim, Hz. Resulullah (s.a.a) için çeşitli mucizeler saymıştır; bu mucizeler şöyledir:

a) Ayın İkiye Bölünmesi: Müşrikler, iman etmek için Hz. Resulullah’ın (s.a.a) işaretiyle ayın ikiye bölünmesini şart koştuklarında, o hazret yüce Allah’ın izniyle bu mucizeyi gösterdi:

(Kıyamet) saat(i) yaklaştı, ay yarıldı. Bir mucize görseler, hemen yüz çevirirler ve süregelen bir büyüdür derler.[7]

Ayetin son bölümü, maksadın, kıyamet gününde ayın yarılması olmadığını; aksine, bu olayın Hz. Resulullah’ın (s.a.a) dönemine ait olduğunu apaçık ortaya koymaktadır.

b) Mi’râc: Hz. Resuli Ekrem (s.a.a) bir gecede Mekke’deki Mescidu’l-Haram’dan Filistin’deki Mescidu’l-Aksâ’ya ve oradan da ulvî âleme gitti; o kadar kısa bir zaman içerisinde böyle büyük bir hareket, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Kur’ânı Kerim’de nakledilen mucizelerinden biridir. Allah’ın gücü ise, tabiî etkenlerin, elçisinin ulvî âleme yükselmesine engel olmasından yücedir.[8]

c) Kitap Ehliyle Mübahele: Hz. Resulullah (s.a.a), hak üzere olduğunu ispatlamak için bir grup kitap ehlini mübahele yapmaya davet ederek, “Gelin kendimiz, çocuklarımız ve kadınlarımızla mübahele edelim; Allah’ın lanetini yalancıların üzerine dileyelim” dedi. Şüphesiz mübahele iki taraftan birinin yok olmasına neden olur; fakat hazret mübahele yapmaya hazır olduğunu bildirdi. Kitap ehli Hz. Resulullah’ın (s.a.a) bu kararlılık ve direncini ve mübahele meydanına en azizlerini getirdiğini görünce gerileyerek, Hz. Resuli Ekrem’in (s.a.a) şartlarını kabul ettiler.[9]

Gaybdan haber verme konusunda da, daha önce Hz. İsa’nın (a.s) gaybdan haber verdiğini söyledik.[10] Hz. Resulullah (s.a.a) de vahiy yoluyla gaybdan haber veriyordu; Rumların İranlılara zaferi[11] ve Mekke’nin fethi[12] bu cümledendir.

Bunlar Kur’ânı Kerim’de zikredilen mucizelerdir. Bunların dışında tarihçiler ve muhaddisler, Resulullah (s.a.a) hakkında, tümü mütevatir olan mucizeler rivayet etmişlerdir.


[1]Sîret-i İbn Hişâm, c.1, s.209.

[2]Sîret-i İbn Hişâm, c.1, s.359 ve 360.

[3]– Bakara, 146

[4]– Saf, 6

[5]– İsrâ, 101.

[6]– Âl-i İmrân, 49.

[7]– Kamer, 1-3

[8]– İsrâ, 1.

[9]– Âl-i İmrân, 61.

[10]– Âl-i İmrân, 49.

[11]– Rûm, 2.

[12]– Fetih, 27.


Bu ürünü sepete eklediniz: