“İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu benden acele istemeyin.” Enbiya, 37

On İkinci İmam

Zuhur ve Gaybet

On İki İmam’ın her biri hakkında bahsetmek kitabımızın kapasitesinin dışındadır; ancak burada değinmemiz gereken tek şey, şimdi gaybet perdesinde olan ve bir gün Allah’ın izniyle zuhur ederek evrende genel adaleti hâkim kılacak olan Hz. Mehdi’nin (a.s) varlığına inanmaktır. Aşağıda bu konuyla ilgili birkaç ilkeye değineceğiz.

95.  

Beşer tarihinin geleceğinde, evrensel adalet hükümetini kurmak için Hz. Resuli Ekrem’in (s.a.a) Ehlibeyt’inden (a.s) bir kişinin zuhur edeceği; Müslümanların cumhurunun ittifak ettiği İslâm inancının kesin inançlarından biridir. Bu konuda nakledilen hadisler tevatür haddine ulaşmaktadır. Araştırmacıların yaptığı hesaba göre, bu konuda 657 rivayet nakledilmiştir; biz bunların arasından sadece Ahmed b. Hanbel’in Müsned‘inde nakledilen hadisle yetiniyoruz:

Hz. Resulullah (s.a.a) buyuruyor ki:

Dünyanın ömründen ancak bir gün kalsa bile, Allah, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve eşitlikle dolduracak olan evlatlarımdan bir kişi zuhur edinceye kadar o günü uzatacaktır.[1]

Dolayısıyla, ahir zamanda Resuli Ekrem’in (s.a.a) evlatlarından olan bir kişinin kıyam ve zuhur edeceği, Şiası ve Sünnîsiyle tüm Müslümanların ittifak ettiği bir konudur.

96.  

Her iki fırkanın naklettiği rivayetler de, bu evrensel ıslah edicinin özellikleri şöyle açıklanmıştır:

1- Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyt’indendir. 389 rivayet.

2- Emiru’l-Müminîn Ali’nin (a.s) evlatlarındandır. 214 ri-vayet.

3- Fâtıma-ı Zehra’nın (s.a) evlatlarındandır. 192 rivayet.

4- İmam Hüseyin’in (a.s) evlatlarından dokuzuncusudur. 148 rivayet.

5- İmam Zeynulabidin’in (a.s) evlatlarındandır. 185 rivayet.

6- İmam Hasan Askerî’nin (a.s) evlatlarındandır. 146 rivayet.

7- Ehlibeyt İmamları’nın (a.s) on ikincisidir. 136 rivayet.

8- Onun doğumunu bildiren rivayetler. 214 rivayet.

9- Uzun ömre sahip olacaktır. 318 rivayet.

10- Uzun bir zaman gaybet edecektir. 91 rivayet.

11- Zuhur edince İslâm dini dünyayı kapsayacaktır. 27 rivayet.

12- Yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır. 132 rivayet.

Dolayısıyla, bu rivayetlere göre, beşer tarihinin geleceğinde böyle bir evrensel ıslah edicinin varlığı kesin ve şüphe edilmez bir konudur; bu alanda ihtilaf konusu olan şey şudur: Acaba bu ıslah edici anadan dünyaya gelmiş midir ve şu an yaşıyor mu, yoksa gelecekte mi dünyaya gelecektir?

Şia ve Ehlisünnet araştırmacılarından bir grup birinci görüşü benimseyip, o hazretin 255 hicrî kamerî yılında dünyaya geldiğine ve günümüzde yaşadığına inanmaktadır. Fakat Ehlisünnet’ten bir grup, onun gelecekte dünyaya geleceğini söylüyorlar.

Ehlibeyt’i izleyen Şiîler, o hazretin hicrî kamerî 255. yılında dünyaya geldiğine ve şu anda yaşadığına inandığı için, kitabımızın kapasitesince, o hazretin gaybeti ve ömrünün uzunluğu hakkında birkaç noktaya değinmemiz gerekiyor.

97.  

Kur’ânı Kerim açısından, Allah’ın velileri iki kısımdır: İnsanların tanıdıkları zahirî veli ve insanların arasında olup, onların durumundan haberdar olduğu hâlde insanların kendisini tanımadıkları ve onların gözlerinden gaib olan veli.

Kehf Suresi’nde, her iki veli de bir arada zikredilmiştir: Bunlardan biri Musa b. İmran ve diğeri ise Hızır ismiyle tanınan, onun denizdeki ve karadaki yol arkadaşı. Allah’ın bu velisini hatta Hz. Musa bile tanımıyordu; sadece Allah’ın kılavuzluğuyla tanımış ve ilminden yararlanmıştır.

Nitekim Kur’ânı Kerim şöyle buyuruyor:

(Deniz sahilinde) kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik. Musa ona, “Sana öğretilenden, bana bir bilgi öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” dedi.[2]

Kur’ânı Kerim daha sonra Allah’ın bu velisinin faydalı ve yararlı işlerinin bir kısmını açıklamaktadır; bu kıssada, insanların kendisini tanımadıkları hâlde onun eser ve bereketlerinden yararlandıklarını görmekteyiz.[3]

Hz. Veli-i Asr da (a.f) Hz. Musa’nın yol arkadaşı gibi, tanınmadığı hâlde ümmeti için yararlı işlerde bulunan bir velidir. Bu durumda, imamın gaybet etmesi, onun toplumdan ayrılması ve uzaklaşması anlamında değildir. Aksine o Masum Ehlibeyt’in rivayetlerinde de geçtiği üzere- gözler kendisini görmediği hâlde yeryüzündekilere ışık ve sıcaklık veren bulut arkasındaki güneş gibidir.[4]

Ayrıca tarih boyunca, o hazretin huzuruna varmaya layık olan çok sayıdaki temiz ve takvalı kişiler, huzuruna çıkarak ondan yararlanmış olup günümüzde de yararlanmaktadırlar ve bu kanalla diğerleri de onun varlığının bereketlerinden istifade etmektedirler.

98.  

Geçmişte ve günümüzde beşer arasında normal olan durum, önder ve rehberin işlerin bir bölümünü doğrudan doğruya kendisinin ve diğer bir bölümünü de onun temsilcilerinin yapmasıdır. Evet, zamanın imamı Hz. Mehdi’nin (a.f) gaybete çekilmesinin çeşitli nedenleri vardır ve insanlar doğrudan doğruya o hazrete ulaşmaktan mahrumdur; fakat o hazretin adil ve takvalı fakihlerden ibaret olan temsilcilerinden yararlanma şansı, izleyicilerine uzak değildir.

Büyük fakihler ve yüce makamlara sahip olan müçtehitler, din ve hükümetle ilgili konularda o hazretin temsilcileridirler ve gaybet döneminde İslâm toplumunun yönetimi onlara bırakılmıştır. Elbette o hazretin varlığının tüm nimetlerinden yararlanmaktan mahrum olmanın nedeni, gaybette bulunmasını gerektiren özel şartlardır.

99.  

Zamanın imamı Hz. Mehdi’nin -Allah zuhurunu yakınlaştırsın- gaybete çekilmesinin nedeni, belki de künhüne varmamız mümkün olmayan Allah Teâlâ’nın sırlarından biridir. Geçmiş ümmetlerde de ilahî önderlerin, insanlar arasından geçici olarak gaybete çekildiklerini görmekteyiz. Musa b. İmran (a.s) kırk gün ümmetinin gözünden gaybete çekilerek mikatta yer almış (A’râf, 142); Hz. İsa (a.s) Allah’ın iradesiyle ümmetin gözlerinden gizli kalmış ve böylece düşmanları onu öldürememişler (Nisî, 158); Hz. Yunus (a.s) bir müddet kavminden gaybete çekilmiştir (Sâffât, 140).

Esasen, bir konu mütevatiren nakledilerek ispatlanırsa, tam anlamıyla nedenini anlayamadığı zaman insan ona şek ve şüphe gözüyle bakmamalı veya onu reddetmemelidir; çünkü aksi durumda, İslâm dininin kesin konularından ve zaruriyatından olan Allah’ın hükümlerinin büyük bir bölümünden şüphe edilir. Veli-i Asr Hz. Mehdi -Allah mübarek zuhurunu yakınlaştırsın- gaybeti de bu kuraldan müstesna değildir ve bunun gerçek neden ve sırlarını bilmemek, insanın ondan şek ve şüphe etmesine neden olamaz. Fakat buna rağmen o hazretin gaybetinin sırrının, beşerin düşüncesi oranında anlaşılabileceğini söyleyebiliriz ki o da şudur:

Allah Teâlâ’nın bu son masum hüccetinin, büyük bir ülküyü (evrensel adaleti yaymak ve dünyanın dört bir yanında tevhid bayrağını dalgalandırmak) gerçekleştirmesi irade edilmiştir ve dünyanın, o adil ve özgür imamı karşılamaya gitmesi için bu ülkünün zamanının gelmesine, beşerin akıl ve bilgisinin ilerlemesine ve insanoğlunun ruhî bakımdan hazır olmasına ihtiyacı vardır. Doğal olarak, o hazret gerekli hazırlıklar olmadan zuhur edecek olursa, Allah’ın diğer hüccetlerinin kaderine (şehadet) uğrayacak ve o büyük ilâhî ülkü gerçekleşmeden dünyadan göçecektir. Bu konuya rivayetlerde de işaret edilmiştir. İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor: “Kâim -Allah zuhurunu yakınlaştırsın- zuhur etmeden önce gaybete çekilecektir.” Ravi bunun nedenini sorunca İmam (a.s), “İnsanların öldürülmesini önlemek için.” buyurdu.[5]

Ayrıca bazı rivayetlerde, insanların imtihan edilmesi ve sınamadan geçmesi söz konusu edilmiştir. Şöyle ki, insanların gaybet döneminde imtihandan geçerek iman ve itikat konusunda ne kadar dirençli ve sağlam oldukları sınanacaktır.[6]

100.  

Kelâmî deliller, toplumda masum imamın oluşunu; Allah Teâlâ’nın, insanların hidayetine neden olan büyük lütuflarından biri olduğunu göstermektedir. Açıktır ki, insanlar Allah’ın bu lütfüne mazhar olurlarsa, onun varlığının tüm eser ve bereketlerinden yararlanacak ve aksi durumda o hazretten tam anlamıyla yararlanma nimetinden mahrum olacaklardır; bu mahrumiyetin nedeni de Allah Teâlâ ve imam değil, onların kendileridir.[7]

101.  

Hazret-i Veli-i Asr -Allah mübarek zuhurunu yaklaştırsın- hicrî kamerî 255 yılında dünyaya gözlerini açmıştır ve buna göre şimdi (hicrî kamerî 1418 yılında) o hazretin mübarek ömründen on bir asırdan fazla bir zaman geçiyor. Allah Teâlâ’nın eşsiz gücünü göz önünde bulundurarak, onun nasıl böyle bir ömre sahip olduğunu kabullenmek zor bir şey değildir ve gerçekte, o hazretin böyle uzun bir ömre sahip olmasını çok zor görenler, Allah’ın eşsiz gücünden gaflet etmişlerdir.

Allah’ı şanına yaraşır biçimde tanıyamadılar.[8]

Ayrıca, geçmiş ümmetlerde uzun ömre sahip olan çok sayıda insanlar vardı; nitekim Kur’ânı Kerim Hz. Nuh’un peygamberlik dönemini dokuz yüz elli sene olarak belirtmiştir.[9] Günümüzde, insanoğlu, uzun ömürlü olmanın sırlarını bulmaya çalışmaktadır; bilginlere göre, insan uzun ömürlü olma kabiliyetine sahiptir; fakat birtakım faktörler insanın uzun süre yaşamasını engellemektedir. Sahi, Kur’ânı Kerim’in apaçık vurguladığı gibi, Hz. Yunus’u kıyamete kadar balığın karnında diri olarak tutma gücüne sahip olan Allah Teâlâ,[10] kendi bereket ve lütufları sayesinde yeryüzündeki hüccetine uzun bir ömür veremez mi?! Bunun cevabının olumlu olduğu apaçık bellidir.

Ebedî bir âlemi olan Allah

Bir hücceti diri tutabilir elbet.

102.  

İmam Mehdi’nin -Allah mübarek zuhurunu yakınlaştırsın- ne zaman zuhur edeceğini hiç kimse bilmiyor ve bu konu, kıyametin ne zaman kopacağı gibi sadece Allah Teâlâ’nın bildiği sırlardandır. Dolayısıyla, o hazretin ne zaman zuhur edeceğini bildiğini iddia edenler veya o hazretin zuhuru için belli bir zaman tayin edenlerin iddiasını kabul etmemek gerekir (vakit belirtenler yalan söylüyorlar). İmam Mehdi’nin -Allah mübarek zuhurunu yakınlaştırsın- zuhuru konusunda birtakım nişaneler belirtilmiştir; bunlar da kendi aralarında “kesin belirtiler” ve “kesin olmayan belirtiler” olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır; konuyla ilgili ayrıntılar akaid ve hadis kitaplarında geçmiştir


[1]Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.1, s.99 ve c.3, s.17 ve 70.

[2]– Kehf, 65-66

[3]– Kehf, 71-72.

[4]Kemalu’d-Din, Şeyh Saduk, 45. bab, 4. hadis, s.485.

[5]Kemalu’d-Dîn, Şeyh Saduk, 14. bab, 8, 9 ve 10. hadis.

[6]– Meclisî, Bihâru’l-Envâr, c.52, s.102-113-114, et-Temhîs ve’n-Nehyu ani’t-Tevkit babı.

[7]– Muhakkık Tûsî, Tecrîdu’l–İ’tîkad kitabında (imamet konusunda), aşağıdaki ibareyle bu delile işaret etmektedir: “Onun varlığı lütuftur, tasarrufu da başka bir lütuftur; yokluğu ise bizdendir.” s.362.

[8]– En’âm, 91

[9]– Ankebût, 14

[10]– Saffât, 143-144


Bu ürünü sepete eklediniz: