“Adalet, alemin kendisiyle kıvam bulduğu bir temeldir.” Metalib’us Suul, 61 İmam Ali (a.s)

Kültür ve Sanat

Hum Göleti’nin Dalgaları

KADİR AKARAS   Kumların üzerinden yavaşça süzülüp taşların arasından geçen hafif rüzgarın okşamasıyla, suyun yüzeyi titriyordu. Göletin kenarı, dalgaların vurmasıyla bir tazelik bulmuştu. Bazen de düşen bir yaprak, suyun hareketine kapılıyordu. Dağlar, saldıkları gölgeleriyle, tabiatın görkemini canlandırıyordu âdeta. İç içe geçmiş bol kıvrımlı dereler, çölün esrarengiz enginliğinde kayboluyordu. Ufukta küçük bir...

Ölümü Selamlamak

                 İran’ın güney doğusunda çok büyük olmayan bir şehir... Güneşi, çölü ve hurma ağaçlarıyla tanınan bir şehir… Kalbinde güzel, görkemli geniş ve eski yapılara yer veren bir şehir... Kalesi, insanlık medeniyetinin merkezlerinden biri olarak tanınan bir şehir. Bir cuma sabahı ansızın ölüme “Selam” dedi… Bem kenti kalesiyle birlikte secdeye kapandı, bir...

Zeynebi Vuslat

Seyyid Seccad HÜSEYNİ   Gurbet çölünde şaşkınlığın Sana şaşırıp kaldığı gün, ateşin kalbinin yangınından utandığı gün, suya susamış hurma ağaçlarının Senin ve suyun susamışlığına susadıkları gün; Senin adın tarihin ebediyet sayfasına kazındı da biz Seni tanıdık. Zeyneb’in, Ali’nin özeti olduğunu bildik ki, konuşmaya başlayınca hayret ve sessizlik mührü çıngırakları bile istisna etmiyor!...

Alisiz Yola Çıkılmaz

Hüseyin Hatemi   Son zamanlarda telkin edilmeye çalışılan; “Ali’siz Alevilik, “Velisiz Alevilik” demektir. Sonucu da hüsrandır ve tağutî zulmetlere düşmek demektir. “Allah iman edenlerin velisidir. Onları içinde bulundukları zulmetlerden çıkarıp nura iletir.”[1] “İman edenler”den olmak, Allah’ı “veli” edinmek; Allah’ın Veli kıldığı Ali’ye tâbi olmakla olur. Zulmetlerden çıkıp Nur’a kavuşmak için Ali’yi sevmek ve...

Safevî ve Osmanlı Dönemi Minyatürlerinde Dinî Değerler

Mihnaz Şayestefer   Osmanlı ve Safevî devletleri arasında teknik ve yöntem açısından birbirine benzeyen bir diğer sanatsal özellik de minyatürlü el yazmalarıdır. Bunlar zamanında ya savaş ganimeti olarak ele geçmiş veyahut da iki ülke arasında siyasi hediyeler olarak gidip gelmiştir. Günümüzde İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi’nde bu dev koleksiyonu görmek mümkündür. Öte...

Attar ve Fuzuli

Hasan Bedel   Orta çağda İslam uygarlığının teşekkül ve tekamüle eren zengin edebiyatı üç dilde yani Arapça, Farsça ve Türkçe ile yayılıp şöhret bulmuştu. İslâm kültürü etkisinde gelişen Türk-Fars-Arap edebiyatlarının gösterdiği özellikler açısından ortaya çıkan kollardan biri Divan Edebiyatıdır. Bu dönemin edebi sürecinde yaşanan olaylar arasında büyük ve önemli gelişmeler olmuş ve...

Hafız-ı Şirazi Divanı ve Osmanlı Şerhleri

Mehmet Taha AYAR   Giriş Türklerin İslâmî medeniyet havzasına dâhil olmalarından sonra başarıyla yerine getirdikleri işlerin başında, bu dini kendilerinden önce kabul etmiş olan Arap ve İran gibi iki uygarlığın kültür taşıyıcısı olan dillerine vakıf olup, bu dillerde kaleme alınan eserleri edebî abideler şeklinde yorumlamaları gelmektedir. Osmanlı şiiri, “İslâmî edebiyatın bütün özelliklerine sahip...

[Tavan Arası] Elçilik Mührünün Yüzük Kaşı

İskender PALA     Elini ver, bey’at edelim! Beni bırakınız, başkasını arayınız. Önünüze bir iş çıkacak ki onun akıllar almaz, gönüller tahammül etmez renkleri ve şekilleri vardır. Vezir olmak, emir olmaktan evlâdır. Siz kimi seçerseniz, ben de ona uyayım ve herkesten çok itaat edeyim.   Ertesi gün yine söylediler: – Elini ver bey’at edelim! – Bu iş...

Yarım Kalmış Bir Sevda…

  Bugün güneş bir kez daha doğdu kan ağlayarak senin yokluğunda... Bir kez daha rüzgar seni çağırdı kimsenin duyamayacağı bir fısıltıyla ve senin yokluğunda bulutlar bile dile geldi, insanlara anlatmak istediği ama başaramadığı için boşandığı gözyaşlarıyla... Her şey bu kadar mı manadan yoksun kalabilirdi bir anda? Bu kadar mı çabuk...

Buluş

Bismillahirrahmanirrahim             BULUŞ Otuz üç yaş, on iki yıl sonra bu şehir Bu ışıklar, bu kalp, bu hâin gece İçinde hep aynı şarkı söylenir İçimde hep aynı garip bilmece Otuz üç yaş, on iki yıl sonra bu şehir Bu ışıklar, bu kalp, bu hâin gece   Sanki ilk gençliğim dallarda gülen Ve beni çağıran o müşfik sesin Kalbime bir ışık...

Aşkın Sırrı

KADİR AKARAS Bir ev duruyor karşımda, kapısız Bir ev duruyor karşımda, çatısız Bir ev ki penceresi yok, kapısı kapalı Bir ev ki şatafat yok görünüşünde Adı ev ama, hiç de benzemiyor tanıdık evlere Adı ev ama, kimse oturmuyor içinde Bir ev ki milyonlar misafiri var Bir ev ki kapalı kapısı açık, her zaman Açık ama, giren pek az...

Şehriyar

HASAN FERHENGÎ İnsanın bazen özel hâlleri olur. Çocuklukta serçeyi sevmesi, gençlikte aşık olması, olgunlukta bağışlayıcı ve yaşlılıkta kırılgan olması gibi... Bu duygular, kimi zaman insanın hayatında dönüm noktası olur. Aşık olmak bazen büyütür insanı, derya eder, dalgalandırır... Üstadım! Senin hayat hikâyeni anlatmak istiyorum. Her ne kadar sen hiç söylemedin. Aslında aşkınla ilgili düşüncelerini...

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî

DERYA BELDE Bugün AHMED benim, Ama dünkü Ahmed değil. Bugün Anka benim, Ama yemle beslenen kuşcağız değil. Ene’l-Hak kadehiyle bir yudum içen, sızdı Hak şarabından; Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım. Ben sultanların aradığı sultan, ben hacetler kıblesiyim. Gönül kıblesiyim ben. Ben cuma mescidi değilim, insanlık mescidiyim ben. Ben saf aynayım, sırrım dökülmemiş, paslanmamışım. Ben kin dolu bir gönül değilim, Tûr-i...

Seyr-i Süreyya Destanı

           1 Bir azimet destanıdır öykümüz Cennet bahçelerinde başlayan Gurbetlere bir yakınmadır sürgünümüz Demir asa, demir çarık Yeryüzünden sonsuzluğa Bitmeyen yolculuk İnsanın serüvenidir Hâbil'le başlamıştır türkümüz Nuh ile Cudî dağında Uzun soluklu bir uzun hava Yakub'un gözyaşlarıyla Nil'in kuruyan yataklarıyla Bitmez tükenmez deva Ve Yusuf'la başlar Kehkeşân Saraylara İlk ziyâretimiz Züleyhâ'nın katran kokulu saçlarında Zincire vurulur sözlerimiz İlk hapsimiz, ilk mektebimizdir               2 Çölden fışkıran su Hâcer'in mahrem türküsüdür Mahramalar yatağıdır İsmâil Ilgıt...

Acem Şairi Şehriyar

HASAN FERHENGÎ Asıl adı Süreyya olmasına rağmen Peri derdi, Muhammed Hüseyin ona. Peri isminin daha hoş olduğuna inanıyordu. Süreyya da hoşlanıyordu bundan. Muhammed Hüseyin fakülte bahçesinde gezinirken karşılaştı Süreyya ile. Süreyya; "İsmim Peri değil." deyip gülümsedi. Bunu öyle bir edayla söyledi ki Peri olmaya razı olduğunu gösteriyordu. Muhammed Hüseyin, oracıkta bir bankın...

Mim Şehri

Uzanmışta yatıyor, bir küçücük selvi Tazecik minik kalbi kan sızıyor belli Sıkılı bir yumruk, bir şey saklıyor belki Avucunda bir taş, "Mehdi" neferi bil ki   On ikiydi yaşı, bir küçücük çocuktu Ölüm ile her gün saklambaç oynuyordu O hep böylesine gidecek sanıyordu "Kaim" beyaz atında gelecektir diyordu   İstemezdi ölümü Mehdi'yi görmeden Görüp nur cemalin, yüzlerinden öpmeden Ölüm bu! Taze...

Sahilde Bir Çakıl Taşı…

S. SECCAD KARAKUŞ   Çeşitli kitap veya dergilerde İslâm dini hakkında görüş bildiren, bu arada İslâm'dan övgüyle bahseden Hıristiyan düşünür ve yazarlara rastlamışsınızdır, muhakkak. Bu yüzden bu gibi yazılar bizleri şaşırtmamaktadır. Ancak bu tür yazılar çeşitli açılardan kaleme alınmış olduğundan, bazen Müslüman halk için ilginç ve ilgi çekici olabiliyor. Bu arada Arap...

Yâ Fâtıma

Musa AYDIN           Fâtıma, yâ Fâtıma, ruhumuz yâ Fâtıma Cânımız cânânımız, onurumuz dâima   Bir güneştin, Mekke ufkunda doğdun Fâtıma Nurun ile zulmeti, zulmü boğdun Fâtıma   Ey nübüvvet bağının, aşk ıtırlı şahgülü Aşığız biz ıtrına, ey Resul'ün Betûl'ü   Ey rızâsı Allah'ın rızâsı ey Fâtıma Sevgisi Hak İslâm'ın esâsı ey Fâtıma   Ey Allah'ın haremi, habibesi Fâtıma "Babasının annesi", nâibesi Fâtıma   Ey nübüvvet...

Kaside-yi Fatıma

    Ey Hacerân!.. Es-selâm!.. Bir hikâyet edeyim Sırr-ı "Nefsin Vahide", pür vikâyet edeyim   Dediler Âdem'dir bu, topraktan yaratılmış İlm-i ledun babında, ism ile donatılmış   Sormazmısın ya Havva, hangi cevher nurudur?! Âb-ı Kevser havzında, Fâtıma zuhurudur   Ne topraktan, ne etten, hilkati Vahidetten Haberini sudan sor, söyler kadr-ü kıymetten   Görmez misin ey nalan, fuzulide zâre su Fatıma'dır çün sebeb, cümle derde...

Yusuf’un Güzelliği

İsmail Derya/Ehli Beyt Öğretisi 1-2 Güzel yüzlü çocuk, teyzesinin kucağına oturmuş, onun yaşlı gözlerine bakıyordu... Neden ağlıyordu teyzesi? Aç mıydı yoksa? Susuz muydu? Hayır,ne açtı ne susuzdu. Teyzesi yaşlı gözlerle ikide bir ona sarılıp öpüyor, hasretle kokluyor, bağrına basıyordu. Teyzesinin gözyaşlarıyla ıslanan yanağını sildi. Kadıncağız, kucağındaki çocuğa pek düşkün görünüyordu. Onu  öpüp kokladıkça hüznü artıyor, bahar bulutu...

Gökteki Bulutun Sırrı

SADULLAH AYDIN Peygamberimiz küçükken Ebu Talib'in yanında yaşıyordu. Evleninceye kadar da Ebu Talib'in yanında kaldı. Çünkü Peygamberimizin Ebu Talip'ten başka kimsesi yoktu. Peygamberimiz daha yedi yaşına varmadan annesini, babasını ve dedesini kaybetmişti. Ebu Talip çok iyi, merhametli ve anlayışlı bir insandı. Peygamberimizi çok severdi. Hatta çocuklarından bile daha çok severdi. Peygamberimiz...