Evladın babası üzerinde üç hakkı vardır; onun için uygun bir anne seçmek, ona iyi bir isim koymak ve eğitiminde ciddiyet göstermek. Meclisî, Muhammed Bâkır; Bihâru’l-Envâr, C. 78, s. 236. İmam Cafer-i Sadık (a.s)

Allah’ın Naklî Sıfatları

43.  

Buraya kadar beyan ettiğimiz Allah’ın sıfatları (tekellüm, konuşma dışında), aklın, Allah’ta olup olmadığına hükmettiği sıfatlardı. Kur’ânı Kerim’de ve hadislerde, nakil dışında hiçbir kaynağı olmayan birtakım sıfatlar da kaydedilmiştir, örneğin:

1- Allah’ın eli:

Sana biat edenler, gerçekte Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir.[1]

2- Allah’ın yüzü:

Doğu da, batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah(‘ın rahmeti ve nimeti) geniştir. O (her şeyi) bilendir.[2]

3- Allah’ın gözü:

Gözlerimizin önünde ve vahyimizin gereğince gemiyi yap.[3]

4- Arşa istiva etmek:

O Rahman Arş’a istiva etmiş(kurulmuş)tir.[4]

Bunlara naklî sıfatlar denilmesinin nedeni, bunları sadece nakillerin haber vermesidir.

Şunu da hatırlatmamız gerekir ki, akıl ve mantık açısından bu sıfatlar örfî anlamlarında kullanılamazlar; çünkü bu iş Allah’ı cisimleştirmeyi ve bir şeye benzetmeyi gerektirmekte; oysa akıl ve nakil bunun doğru olmadığını vurgulamaktadır. Bu nedenle bu sıfatların gerçek anlamlarına ulaşmak için Kur’ânı Kerim ayetlerinin tümünü göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Ayrıca bilinmesi gerekir ki, Arapça, diğer diller gibi mecaz ve kinayelerle doludur; kavmin diliyle konuşan Kur’ânı Kerim de bu metodu kullanmıştır. Şimdi bu sıfatları açıklayalım:

a) Birinci ayette şöyle buyuruyor: Sana biat edenler (ahitleşmek için elini sıkanlar) gerçekte Allah’a biat etmekteler (çünkü elçiyle ahitleşen, onu gönderenle ahitleşmiş olur). Sonra şöyle diyor: “Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.” Yani Allah’ın gücü onların gücünden üstündür. Allah’ın maddî bir eli olduğu ve O’nun ellerinin onların ellerinin üzerinde yer aldığı anlamına gelmez. Çünkü ayetin devamında buyuruyor ki:

Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah’a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.

Ahdini bozanları tehdit eden ve sözlerini tutanları müjdeleyen bu tür bir ifade, “Allah’ın eli”nden maksadın Allah Teâlâ’nın güç ve kudreti olduğunu göstermektedir. Esasen “el” kelimesi çeşitli kültürlerde bazen kinaye olarak güç ve kudreti göstermektedir; nitekim “el elden üstündür” denilmektedir.

b) Allah Teâlâ’nın yüzünden maksat, insandaki özel bir uzuv vs. değil, O’nun zatıdır. Kur’ânı Kerim insanların yok olacaklarını bildirdiği zaman şöyle buyuruyor:

(Yer) üzerinde bulunan her şey yok olacaktır.

Bunun hemen ardından ise Allah’ın kalacağını ve O’nun fani olmayacağını vurguluyor:

Yalnız Rabbinin celâl ve ikram sahibi yüzü (zatı) baki kalacaktır.[5]

Bu açıklamadan, bahis konumuz olan ayetin anlamı açıklığa kavuşmaktadır ve o da şudur: Allah Teâlâ belli bir noktada değildir; O’nun varlığı her şeyi kapsamaktadır; nereye dönersek O’na doğru dönmüş oluruz. Sonra bunu ispatlamak için iki noktaya değinmektedir:

1- Geniş (vasi’): Allah’ın varlığı sonsuzdur.

2- Bilen (âlim): Her şeyden haberdardır.

c) Üçüncü ayette, Hz. Nuh’un Allah Teâlâ tarafından gemi yapmakla görevlendirildiği vurgulanmaktadır. Denizden uzak bir noktada gemi yapması nedeniyle bilinçsiz kişiler tarafından alay ve eziyete maruz kaldığı için, böyle bir ortamda Allah Teâlâ ona şöyle buyuruyor: “Sen gemiyi yap; sen bizim denetimimiz altındasın ve bu işi biz sana vahyettik.”

Bundan maksat şudur: Hz. Nuh (a.s) Allah Teâlâ’nın emrine uygun davranmış ve doğal olarak da O’nun tarafından korunmakta, himaye edilmektedir ve alay edenler ona bir zarar veremeyeceklerdir.

d) Arapçada “Arş” kelimesi “taht” anlamındadır ve “istiva” kelimesi ise, “elâ” kelimesiyle birlikte kullanıldığında istikrar ve yerleşme anlamındadır. Hükümdarlar genellikle hükümet tahtına yerleşerek ülkenin işlerini yoluna koydukları için, bu tabir de kinaye olarak hükümet alanını istilâ etmek ve işleri yönetme gücüne sahip olmayı vurgulamaktadır. Allah Teâlâ’nın belli bir yer ve mekânı olmadığını ispatlayan mezkûr aklî ve naklî deliller dışında, bu gibi tabirlerden amacın maddî bir tahtın üzerinde oturmak değil, kinaye olarak varlık âleminin işlerini idare etmek için istilâ etmek olduğunu gösteren apaçık iki delil vardır:

1- Kur’ânı Kerim’in birçok ayetinde, bu cümleden önce, göklerin ve yerin yaratılışından ve Allah’ın yaratılış sarayını görünür bir direği olmadan yarattığından bahsedilmiştir.

2- Birçok ayette, bu cümleden sonra, dünyanın işlerini idare etmekten bahsedilmektedir.

Bu cümlenin, âlemin yaratılışı ve idaresi arasında yer almış oluşundan, arşa istiva etmekten maksadın ne olduğunu anlayabiliriz. Aslında Kur’ânı Kerim bize şunu anlatmak istiyor: Varlık âleminin yaratılışı, tüm o yüceliğine rağmen işlerin idaresinin Allah’ın elinden çıkmasına neden olmamış, Allah yaratmakla birlikte âlemin işlerinin idaresini de kendi elinde bulundurmuştur; bu ayetlerden biri şöyledir:

Rabbiniz O Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde (dönemde) yarattı, sonra (tedbir) Arş'(ın)a istiva etti. Emri tedbir (buyruğunu) icra eder (yarattıklarını yönetir). O’nun izni olmadan hiç kimse şefaat edemez…[6]


[1]– Fetih, 10

[2]– Bakara, 115

[3]– Hûd, 37

[4]– Tâhâ, 5

[5]– Rahmân, 27

[6]– Yûnus, 3. Bu konuda bkz. Ra’d, 2; Secde, 4; A’râf, 54.


Bu ürünü sepete eklediniz: