“Rüzgarları gönderip de bulutları yürüten Allah’tır. Biz bulutları ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsanları diriltmek de böyledir.” Fatır, 9

Hermenotik (Hermeneutik)

Hermenotik (Hermeneutik)

Soru

Hermenotik nedir ve onun görecelikle ne gibi bir bağlantısı vardır?

Kısa Cevap

Hermenotik teriminin iki manası vardır:

a) Geniş mana: Bu kelime bu manada, bir metnin yorumu hakkındaki her türlü araştırmadır. Bu yüzden hermenotik, bu alanda bütün dinleri, hatta usul ilminin lafızlar bölümünü dahi kapsamaktadır.

b) Dar mana: Bu kelimenin bu manasıyla yalnızca belli bir ekol kastedilmektedir ve metnin manasının bağlı olduğu muhatapların kültürel ortamı onun bahsettiği konulardan sayılmaktadır.

Geniş manadaki hermenotik, gerçekte metinlerle beraber ortaya çıkmış ve insanlığın kültür geçmişi kadar bir geçmişi vardır ama batıda şu anda başlı başına bir bilim dalı olarak karşımıza çıkan hermenotikin geçmişi yaklaşık üç asır öncesine dayanmaktadır.

Bu yüzden denilmektedir ki hermenotikin hedefi, yorumcuya, yazarın asıl maksadını anlamasına yardımcı olacak metodu vermektir. Dolayısıyla hermenotikte, yorumun dayanakları için beş tane ön varsayım olduğu söylenmektedir:

1-Yorumcunun ön kavrayışı veya ön bilgisi.

2-Yorumcunun hidayet edici beklenti ve alakaları.

3-Tarihten sorular.

4-Bütün konuların etrafında döndüğü metnin merkez manasını ve asıl bakış açısını keşfetmek.

5-Metnin manasının yorumcunun tarihsel ufkundaki manası.

Metni anlamada ön yargıların etkisi manasındaki hermenotik, Kant’tan alınmıştır. Kant’a göre, dış âlemle direkt olarak irtibat kurmak mümkün değildir. Zira bilgi denen şey, dış âlem, zihin ve bu ikisinin bileşiminden etkilenmedir.

Hermenotik görecelik gibi mukaddes metinlerin tek ve salt bir yorumunun olmadığına inanmaktadır. Zira yorumcunun ön varsayımları ve konumunun onları anlamada etkisi vardır. Bu yüzden herkes kendi şartlarına göre mukaddes metinleri anlamakta ve yorumlamaktadır. Nitekim, dini plüralizm hermenotikin bir neticesidir.

Hermenotikin doğurduğu bazı sonuçlar şunlardır:

1-Çeşitli yorumların mümkün olması ve belli bir ölçünün olmaması.

2-Sapık fırkalara itibar kazandırmak.

3-Rey tefsirine itibar kazandırmak.

4-Göreceliği dini tefsirlerde kabul etmek.

5-Dinî metinleri doğru ve eksiksiz olarak anlama imkânının olmaması.

Bu nedenle hermenotik, önemli itiraz ve şüphlerle karşılaşmıştır. Zira ne semavî dinler böyle neticeleri kaldırabilirler, ne de onların hidayet hedefleriyle uyuşmaktadır. Ayrıca âlimler ve görüş sahiplerine göre din ilminin metod ve kaideleri vardır. Eğer dinî metinleri anlamada ihtilaf varsa bunun nedeni bütün temel kaidelere uyulmadığı veya bazı ilkelerdeki ihtilaflardan kaynaklanmaktadır; kaldı ki ihtilaf ayrıntıdadır, temel kaidelerde ihtilaf yoktur.

Ayrıntılı Cevap

Hermenotik, Antik Yunan Tanrısı “Hermes” kelimesinden türemiştir. Hermes sınırların ilahesi ve insanlar ile tanrılar arasında bağ kurucu, konuşmanın yaratıcısı ve tanrıların isteklerini insanlara yorumlayanıdır. Bu nedenle hermenotik, lügatte “yoruma bağlı”[1] demektir. Istılahta ise “metnin yorumu” ve onu anlamak hakkındaki konuların bütününe denir.[2]

Ama “yorum”[3] ve “metin” bu ibarede ne manaya gelmektedir? Tefsir, kastedilen manayı anlamak, söyleyenin maksadını keşfetmek ve açıklamaktır. Tefsirin teville arasında fark vardır. Zira tevil, mananın köklerinin ve sözün manalarının keşfidir. Bu ibarede metin, ardında bir konu ve mefhumun olduğu her şeyi kapsamaktadır. Bu yüzden sadece yazıyı değil, söz, resim, müzik, sinema vb. gibi sanat eserlerini de içine almaktadır. Bazen -Heidegger’in yazılarında da görüldüğü üzere- ‘metin’in manası o kadar geniştir ki, gerçek âlemi de içermektedir. İşte hermenotik buradan itibaren artık tefsir alanından çıkarak felsefe ve varlığı tanıma alanına da girmektedir.

Bu yüzden, metnin tefsirine ait olan her konu, yine yazarın amacını ve metnin nihai manasını keşfetmek yönünde kaide ve kurallar veren veya böyle şeyleri inkâr eden her şey hermenotikin alanına girer. Bu mana hermenotikin genel manası ve tefsirin bütün dallarını kapsamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, İslami alanda yaygın olan usul ilminin lafızlar konusunda -başlı başına bir ilim şeklinde olmasa ve usul ilminin diğer bir çok konularının yanı sıra işlense de- hermenotikin alanına girebilir. Hermenotik bu ıstılahta gerçekte metinlerin ortaya çıkmasıyla ortaya çıkmış ve insanlık kültürünün geçmişi kadar bir geçmişi vardır.

Ancak günümüzde “klasik hermenotik” denilen, kendisini bağımsız bir ilim gibi gösteren ve batıda da bu isimle tanınan şeyin fazla bir geçmişi yoktur ve son birkaç yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Belirtmek gerekir ki, bazen hermenotik kelimesi -özellikle günümüz kültüründe- belli bir tefsir ekolü için kullanılmakta, diğer tefsir ekolleri hermenotik diye tanıtılmamaktadır. Konuların özü ve neticelerin özeti bu ekolde şöyledir: Bir metnin kültürlerde ve sünnetlerde değişik göstergeleri vardır ve o kültüre uygun mesajları muhataplarına vermektedir. Gerçekte muhatapların, zihinsel ortamları ve onların kültürel şartları metne mana vermektedir. Bu yüzden metinden kim, neyi anlarsa anlasın onun kültür ortamıyla uygun olursa doğru olacaktır. Muhtemelen muhatap, yazardan da öteye geçer ve metni daha derin bir şekilde anlayabilir! Bu ıstılahın hermenotikteki başlangıç noktası ve bu ekolün onda ortaya çıkması 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında olmuştur. Bu ekol Gadamer’in görüşlerinde doruğa ulaşmıştır ve günümüzün batı dünyasında oldukça fazla taraftarı vardır.

Bütün bu ıstılahları ele almak, bu kısa yazıya sığmayacağından onlara işaret etmekle yetinecek ve Hermenotik konusunu muteber kitaplara havale edeceğiz. Bu arada Mebani-i Kelami-i İçtihat adlı kitabın bu alanda önemli bir yeri vardır.[4]

Metnin yorumu şu varsayıma dayalıdır: Bir metni veya sözü okumak ve duymak, onların kelime ve cümle anlamları bilinse de o metin ve sözün içinde sakladığı şeyi açığa çıkarmaz. Bu saklı şey, yalnızca tefsirle aydınlığa kavuşur.[5]

Her metnin manasında bir gerçek saklıdır. Onun tefsirle ortaya çıkarılması gerekir. Gerçekte metin, tefsirle konuşur.[6]

Metinlerin tefsiri için beş mesele tefsirin giriş ve dayanakları olarak belirlenmiştir ki kısaca şöyledir:

1-Yorumcunun ön yargısı veya ön bilgisi: Yani müfessir ve araştırmacının bir ön yargısı veya ön bilgisi vardır. Bu konu sadece metinlerin tefsirinde değil, her ilmi araştırmada geçerlidir. Onlar olmadan metnin tefsiri veya ilmî araştırma mümkün olmaz.

2-Yorumcunun hidayet edici beklenti ve alakaları: Müfessiri, metinden soru sormaya ve onu anlamaya zorlayan şahsî alaka ve beklentileri, metni anlamanın girişi ve temel dayanaklarıdır. İnsan her soruyu alaka ve belli bir beklentiden dolayı sorar. Bu alaka ve beklenti, sorusunun temel dayanakları olan ön bilgileriyle mutlaka uyumludur.

3-Tarihe soru: Tarihe soru sormak demek, metni ortaya çıkaranın bunu neden yaptığını ve muhatapların anlamasını istediği şeyi sorgulamak demektir. Bu merhalede tarihi araştırma yapmak bazı meseleleri açığa kavuşturur. Örneğin, hangi ilgi ve beklenti yazarı metni yazmaya sevketmiştir? Hangi vaziyette ve tarihî şartlarda konuşmuştur? Muhataplarının durumu ve tarihî şartları nasıldı? vb. şeyler.

4-Metnin merkez manasını keşfetmek: Yani, bütün konuların etrafında döndüğü asıl bakış açısını keşfetmek. Bu asıl bakış açının keşfedilmesi gerekir ve bütün metin o açının ilk varsayımıyla anlaşılmalıdır. Merkez mananın keşfi biraz müfessirin tecrübe ve sorularının etkisinde kalmaktadır. Bu durumda değişik müfessirler farklı tecrübe ve sorularının etkisinde kalarak metnin merkez manasını, bir dereceye kadar birbirlerinden farklı bir şekilde yaparak anlarlar ve neticede metnin tamamından değişik anlayışlar ortaya çıkar.

5-Metnin manasının müfessirin tarihsel ufkundaki tercümesi: Hermenotik teorisine inananlara göre müfessirin tarihi ve asrı metni ortaya çıkaranla farklı olursa, tefsir de müfessirin veri ve tecrübelerine göre olur. Bu farklılık insan yaşamının tarihe bağlı olmasından dolayıdır. Farklı kültür ve medeniyetler, bunun gibi çeşitli dünya görüşleri ve dinler, değişik tecrübeleri gerektirmekteler. İnsanın ilkel yaşantı ve tabiat kanunlarına mahkum olduğu zamandaki kendisine ve çevresine olan tecrübesiyle, ilerleme ve tabiata hâkim olduğu zamandaki tecrübesi arasında zorunlu olarak farklılık olacaktır.[7]

Ön varsayımların metinleri anlamadaki etkisi manasındaki hermenotik, Kant’ın felsefesinden kaynaklanmaktadır.[8] Ona göre, ‘bir şeyin kendisi’ bizde olan şeyin dışında bir şeydir. Zira bizim dünyadaki bilgimiz, dış dünya ve zihnin bileşiminden meydana gelen anlamadır. Çünkü dış âlem duyu organlarımızla zihnimize geliyor ve zihindeki kalıplara oturuyor. Bilgi bu şekilde oluşur. Bilgi gerçekte zihinle dış âlemin etkileşimidir. Dışarıdan aldığımız şeyler dışarıda değillerdir. Çünkü bilgi, zihinle dışarının bileşimidir. Dolayısıyla dışarıdaki gerçekleri bilmenin herhangi bir yolu yoktur.

Görecelikle Hermenotikin İrtibatı

Görecelikle hermenotikin ilişkisi onun elde ettiği şeyle bilinir. Zira görecelik “gerçek ve salt bilgi yoktur, mutlak gerçeğe giden yol yoktur” derken, hermenotik de “metni anlamak görecelidir ve her metne göre çeşitli yorumlar vardır” demektedir. Hangi yorumun gerçeğe uygun olduğu bilinmediğinden, bütün tefsirlerin -aralarındaki farklılıklara rağmen- doğru yönleri vardır.

Başka bir ifadeyle, görecelik ve hermenotik, beşerin bilgilere karşı olan şüphesidir. Bir farklaki görecelik beşerin bütün ilimleri içindir ve bağlantısı dışarıyladır ama hermenotik en azından bazı ibarelerde metinlerin tefsirine, özellikle mukaddes metinlere aittir ve göreceliğin neticesidir.

Hermenotiğe Eleştiri[9]

Göreceliğin neticesi ve safsata ekolünün çıkardığı hermenotikin çeşitli olumsuz sonuçları var ki onlardan bazıları şunlardır:

1-Çeşitli yorumların imkânı ve bir tefsirin başka bir tefsire üstünlüğünü gösterecek bir ölçünün olmaması.

2-Bütün sapık fırkalara itibar kazandırmak. Çünkü bütün fırkalar kendi yaptıkları din tefsirlerinin üstün olduğu iddiasındalar ve onların sapık olduğuna dair hiçbir ölçü yoktur.

3-Genel bir ölçü olmamasından dolayı rey tefsirine itibar kazandırmak.

4-Dinî tefsirlerde görecelik.

5-Dinî metinlerin gerçek ve doğru anlaşılmaması.

Bunlar kabul edilebilecek sonuçlar değillerdir. Zira a) İlahi dinler, din için yapılan her tefsiri kabul etmezler.[10] b) Yaratıcının ve peygamberlerin kelamında lugatçılığın ortaya çıkmasını gerektirirler. Çünkü peygamberler, insanları sapkınlıktan hidayete erdirmek, hak yolu göstermek ve gerçek kemale ulaştırmak için gönderildiler. Eğer dinde her çeşit tefsir doğru olsa ve bir tefsirin diğer tefsirlere göre üstünlük ölçüsü belli olmazsa o zaman her inanç ve metot doğru olacak ve sonuçta tevhidin yanında putperestliğin de doğru olduğu söylenecektir. Bu da hedeften sapmadır. Hedeften sapma ise mutlak hikmet sahibi için imkânsızdır.[11]

Ayrıca dinî bilgi ve görüş sahiplerinin dinî kavramlardan elde ettikleri bilgiler, metoda dayalıdır ve mukaddes metinleri anlama ve tefsiri, dinî tecrübeler ve akılcı derin düşünceler gibi asıl kaynaklara başvurmakla gerçekleşmektedir. Tevhid dinlerinde mukaddes metinler mihver ve asıl rolü ifa etmektedirler.[12] Bu usüle riayet etmek bizi kesin sonuçlara götürür, gerçek bilgiye ulaşmayı mümkün kılar.

Dinî Anlayışın Metodik Olduğunun Alametleri

Gerçek bilgiye ulaşmak mümkündür ve müfessir, kaide ve şartlara riayet ederse metinleri doğru bir şekilde tefsir edebilir. Bazıları dinî metinleri anlamanın bir metodu olduğunu göstermek için kaideler zikretmişlerdir. Örneğin:

1-Bütün insanların içinde yaygın olması.

2-Kökünün yaratılışta olması (fıtrî).

3-Belli bir coğrafi ve siyasi duruma bağlı olmaması.

4-Dinî kavramlarda, muhalif tebliğlerin karşısında dik ve sağlam durması.

Kısacası dinî öğretileri anlamanın kanun ve kaideleri vardır. Kim görüş belirtmek isterse bu kanun ve kaideleri bilmesi gerekir. Bu, dinî metinlerle de sınırlı değildir, bütün ilimler için geçerlidir. Bazı kaidelerin ölçüleri şunlardır:

1-Dil bilgisini ve müfredatı tam olarak bilme.

2-Âyeti âyetle tefsir edebilme gücüne sahip olma.

3-Âyetin anlaşılmasına neden olacak nüzul sebeplerini bilme.

4-Âyetlerin tefsirinde onları tefsir eden hadislere başvurma.

5-Çeşitli yorumları bilme.

6-Âyetlerin akış yönünü, öncesini ve sonrasını bilme.

7-Kur’an’ın muhkem ve müteşabihlerini göz önüne almak ve muhkemlerden, müteşabihleri tefsir etmek için faydalanma.

8-Rey tefsiri yapmama.[13]

–—


[1]      Başka bir ifadeyle, bu kelime, “Hermes (Tanrıların peygamberi)” kelimesi ile kök yönünden irtibatlıdır. Sanki müfessirin de, peygamber gibi söz ve mesajın manasını keşfetme maksadı vardır. Öyleyse hermenotikin hedefi, yazarın maksat ve hedeflerini anlayabilmek için metot sunmaktır. (Cafer Subhanî, Hermenotik, s.7; Mecelle-i Kabasat, sayı.17, s. 3; Richard Palmer, İlm-i Hermenotik, Muhammed Said Hannaî Kaşanî’nin Farsça çevirisi.)

[2]      Mircea Eliadei, The Encyclopedia of Religion, Hermeneutics, Van A.Harvey, s. 279; Kurt Mueller- Vollmer, The Hermeneutics Reader, Philological Hermeneutics, Philip August Boeckn, Basil Blackwell, 1986, s. 134.

[3]      Interpretation

[4]      Mehdi Hadevi Tahranî, Mebani-i Kelam-i İçtihat, s. 119-288.

[5]      Muhammed Müçtehit Şebusterî, Kitap, Sünnet, Hermenotik, s.130.

[6]      Hermenotik hakkında çeşitli anlamlar söylenmiştir, örneğin:

1- Yazar ve konuşmacının düşüncesini keşfeden kaideler ilmi (August Woolf).

2- Yanlış veya kötü anlayışa engel olmak için bir yöntem seviyesinde olması (Schleiermacher).

3- Düşünme eyleminin metinlerin tefsiriyle ilgili teorisi (Paul Rico).

Modern hermenotikte dört önemli görüş vardır. Onlara kısaca şöyle işaret edebiliriz:

1- Schleiermacher’ın görüşü: Hermenotik, tefsir metinleri hakkındaki tahkiktir.

2- Dilthey’in görüşü: Hermenotik, insan bilimlerinin temel dayanağıdır. Dilthey, hermenotiği doğal bilimlerin karşısındaki insan bilimlerinin metot ve asıl nizamı olarak görüyor.

3- Heidegger’in görüşü: Hermenotik, bütün şartlarda dikkatli düşünmedir. Ona göre, beşerin kendi varlığının hermenotik yapısı vardır ve bu bizim bütün bölgesel tefsirlerimizin ortamını hazırlar. Yani ön varsayımları bize dayatan bir durumdur ve biz de onu düşüncemize dayatıyoruz.

4- Gada­mer’in görüşü: Heidegger’a tâbi olarak, tefsirin anlama geçmişi olduğunu kabul ederdi. Müfessirin varsayımları ve inançları düşüncenin önvarsayımı ve girişidir. Eşya ve metinle karşılaştığında, müfessirin bakış açısı devamlı dengelenir. Gerçek ve nihai hiç bir tefsir yoktur. Bu yüzden tefsirlerimizin, önceki tefsirlerden doğru veya daha iyi olduğundan emin değiliz.

(Mecelle-i Kabasat, sayı:17, s.4-7; Babek Ahmedî, Sahtar ve Hermenotik, s.97.)

Nakledilen bu sözlere dikkat edilirse, hermenotik hakkında iki farklı tefsirin olduğu görülür:

1-Metodoloji Hermenotiği.

2-Felsefe Hermenotiği.

(Cafer Subhanî, Hermenotik, s.9; Richard Palmer, İlm-i Hermenotik, Muhammed Said Hannai Kaşanî’nin Farsça çevirisi, s. 41; daha fazla bilgi için bkz. Mehdi Hadevi Tahranî, Mebani-i Kelami-i İçtihat, s. 119-288.)

[7]      Müçtehit Şebusterî, Muhammed, Kitap, Sünnet, Hermenotik, s. 17-31.

[8]      Anlamak mevzusunu incelemek, kendi teori ve metodunun olması gereken bilginin bir dalı gibidir ve 19. yüzyılda başlamıştır. O zamana kadar sadece din, felsefe, sanat ve hukuk metinlerinin tefsir kaideleri üzerinde durulurdu ve bu alanlarda konuları ve geçmişleri vardı. Bu kaideler, metnin dilini ve kurallarını bilmenin lüzumu, metnin yazarının kelimeleri ve bileşik kelimeleri nasıl kullandığına dikkat etmenin gerekliliği, metnin bölümlerinde kullanılan üslup ve yazarın metni yazdığı zamanda bulunduğu konumu bilmenin gerekliliğidir. Bu konuda tam bir inceleme yapılmamışken, esasen ‘anlama’nın, bilginin bağımsız bir türü olarak ‘açıklamalı bilgi’nin karşısında yer alması ne demektir? Kant’ın ‘Transcendental Felsefesi’ bu incelemelerin ortaya çıkmasını etkilemiş, ayrıca dil olgusu hakkında da dakik konuları ortaya çıkarmıştır.

Zamanla anlaşıldı ki dilin tarihi bir olgu olması ve beyanın imkân ve şartlarının tarihsel ve değişken olması gibi anlamak da tarihi bir meseledir ve onun da şart ve imkânları değişkendir. Belli bir tarihte anlatılan şeyi, başka bir tarihte anlamak için muhteva tercümesine ve yeni anlatıma ihtiyaç vardır. (Babek Ahmedî, Sahtar ve Hermenotik, s. 74.)

[9]      Daha fazla bilgi için bkz. Muhammed Hüseyinzade, Mebaniy-i Marifet-i Dinî, s. 160-173.

[10]    Bilgi, hermenotik ve yorum çeşitlerien görecelik doğru değilse ve her din ve metnin gerçekte birden fazla tefsiri yoksa öyleyse müfessir ve fakihlerin ihtilaflarının nedeni nedir? diye sorulabilir.

Cevap olarak diyoruz ki:

Müfessirlerin, zaruri hükümler ve itikatlarda ihtilafları yoktur. Eğer cüzi konularda ihtilafları varsa muhtemelen zahiridir. Gerçekte değişik görüşler birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar ve her biri bir açıdan meseleye bakmış olabilirler. Öte yandan, bazı ihtilaflar tefsir kaidelerine uymamaktan kaynaklanmaktadır. Örneğin dilbilgisi kaidelerine uymamak, nasih ve mensuhtan gafil olmak, tefsir metodunda detaya girmek, aklın altından çıkamayacağı bir yola girmesi, senedin muteberliğinde ihtilafın olması, âyet ve hadisin ölçütünde ihtilaf olması, heva ve heveslerin veya mezhebî taasupların işin içine girmesi ve gerçekleri göz ardı etmek gibi.

Fakihlerin fetvalarındaki ihtilaflara gelince, her şeyden önce fakihlerin genel ahkâm ve dinin zaruri hükümlerinde ihtilafları yoktur. Hatta meselelerin çoğunda müşterektirler ve yalnızca cüz’i meselelerde ihtilafları vardır. Bu ihtilafların nedenleri şunlar olabilir:

1-Hadislerin ravilerinin güvenilirliğinde ihtilaf edilmesi. Örneğin fakihlerden birinin görüşüne göre bir ravi güvenilirdir ve ona göre fetva veriyor, bir başkasına göre güvenilir değildir o da tersi bir fetva veriyor.

2-Rivayetlerin delaletinde ihtilaf olması.

3-Şöhret ve bazı delillere itibar kazandırmaktaki ihtilaf.

4-Rivayetlerdeki çelişki ve ihtilafı gidermek için kullanılan metotlar, görüşlerin farklı olmasına neden olmuştur.

5-Genelin durum ve ölçütlere uygulanmasındaki ihtilaflar. (Mecelle-i Kabasat, sayı: 17, s. 11, 22-23, 29-30.

[11]    Cafer Subhanî, Hermenotik, s. 73-76; Mecelle-i Kabasat, sayı: 17, s. 7-8; Celal Ferzin, Kıraat-ı Din, Anarşizm-i Hermenotik, s. 147-189.

[12]    Mecelle-i Kabasat, sayı: 17, s. 26.

[13]    Cafer Subhanî, Hermenotik, s. 13-15; Mecelle-i Kabasat, sayı: 17, s. 15-17.