Zahid insan halktan kaçınca sen onu talep et. Zahid insan halkı talep edince sen ondan kaç. Gurer’ul-Hikem, 4078-4079 İmam Ali (a.s)

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Üstün Özellikleri

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Üstün Özellikleri

Soru

İslam dini en kâmil din ve bu dini getiren Hz. Muhammed (s.a.a.) de son peygamber olarak tanınıyor. Buna binaen kesinlikle İslam dinini diğer dinlere ve Hz. Muhammed’i de diğer peygamberlere üstün ve daha şerefli kılan bazı özellikler ve nitelikler olmalı. İslam’ı ve Hz. Muhammed’i (s.a.a) üstün ve daha şerefli kılan bu özellikler ve nitelikler hakkında bir açıklama yapar mısınız? İslam dinini diğer dinlere ve Hz. Muhammed’i (s.a.a) de diğer peygamberlere üstün kılan özellikler ve nitelikler nelerdir?

Kısa Cevap

İslam’ın iki niteliği vardır. Bu iki nitelik sayesinde nübüvvete olan ihtiyaç ortan kalkar ve başka bir nebinin gelmesine gerek kalmaz.

1- Bu din hatem dinidir. Yani insan için vahiy yoluyla açıklanması gereken her şeyi içermektedir.

2- İslam dini tahrifattan korunmuştur. Önceki dinler için gerçekleşen sorun, bu dinlerin asıl kaynaklarının yok olması ve tahrif edilmiş olmalarıdır. Öyleki günümüzde bu dinlerin asıl öğretilerinin birçoğuna ulaşmamız çok zordur. Fakat İslam, sahip olduğu özelliklerden dolayı asırlar boyunca tahrif olunmaktan korunmuş. Yüce Allah’u Teâlâ bize İslam’ın en büyük kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in korunmasını bizatihi kendisi üstlenmiş ve koruma altına aldığı garantisini vermiştir. Peygamber’in (s.a.a) kalbine nazil ettiği şekliyle ve vahyin denetiminde Peygamber’in kontrolünde yazıya döküldüğü şekliyle de onu korumuş ve günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.

Ayrıntılı Cevap

Kur’an-ı Kerim’de yüce peygamberimiz son peygamber olarak bildirilmiş ve O hazretin seçimiyle nübüvvet müessesesi sona ermiştir. Bunun sebebi de Allah’ın fazl ve kereminin kesilmesi ve peygambere ihtiyaç olmasına rağmen Allah Teâlâ’nın peygamber göndermemesi değil, bilakis O yüce Peygamber’in (s.a.a) gelişiyle birlikte nübüvvete olan ihtiyacın ortadan kalkması nedeniyledir.

Konuyu şöyle açıklamak mümmkündür: İslam dininin iki niteliği var. Bu iki nitelik sayesinde nübüvvete olan ihtiyaç ortan kalkar ve başka bir nebinin gelmesine gerek kalmaz. Bu nitelikler şunlardır:

1-Bu din hatem dinidir. Yani İnsan için vahiy yoluyla açıklanması gereken her şeyi içermektedir.

2-İslam dini tahriften korunmuştur. Önceki dinler için gerçekleşen sorun, asıl kaynaklarının yok olması ve tahrif edilmiş olmalarıdır. Günümüzde ise bu dinlerin birçok esasına ve temel öğretilerine ulaşmamız çok zordur. Fakat İslam sahip olduğu özelliklerden dolayı asırlar boyunca tahrif olmaktan korunmuştur. Yüce Yüce Allah bize İslam’ın en büyük kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in korunmasını bizatihi kendisi üstlenip koruma altına aldığı garantisini bildirmiştir. Peygamber’in (s.a.a) kalbine nazil ettiği şekliyle ve vahyin denetiminde, Peygamber’in kontrolünde yazıya döküldüğü şekliyle de onu korudu ve günümüze kadar ulaşmasını sağladı. Kur’an-ı Kerim hayat veren kaynaktır. Eğer biz onun hakikatine yönelirsek tıpkı İmam Humeynî’nin irfan üstadı Ayetullah Şahabadî’nin dediği gibi, bu kitap bütün ilahi ilimleri kapsamaktadır ve en düşük derecesi ise herkesin ona rahatça ulaşabilmesidir. Herkesin rahatça ulaştığı İlahi ilimler işte budur ve bu, son dinin özelliğidir.

İslam’ın kâmil din oluşuna gelince; bu, insanın yaşamının her alanında ihtiyaç duyduğu şeyleri vahiy öncülüğünde açıklamasından dolayıdır. Aklı naklin yanında kullanma, Aklı vahyin yanında kullanma gibi alanlarda da açıklama getirip aklın önemini de ispatlamıştır. Çünkü İslam akıl ve akılcılık üzerinde önemle durmaktadır. Akıl ve nakil, akıl ve vahiy, akıl ve din, ilim ve din gibi ölçü ve düşünce konularından teşkil olan İslam bütününü insanlığa sunmuştur. Bu hassasiyet ve özelliğin İslam’a verdiği bu güç ile farklı alanlarda, farklı şartlarda, sosyal ve siyasal açıdan farklı yöntemleri insana göstermektedir. Bu yönlendirme sadece kişisel boyut ya da insan ile Rab arasındaki irtibat boyutu olarak kalmayıp bütün boyutlardan, özellikle de İslam’ın çok önemli bölümlerinden biri olan toplu hareket boyutunda kendini göstermektedir.

İslam’ın bu ayrıcalığını tüm din bilginleri şöyle itiraf etmektedir: İslam sosyal ve siyasi açıdan tüm zaman ve mekânlarda -şartlar dâhilinde -uygulanma kabiliyetine sahiptir. Elbette bu özelliğin aslı İslam’ın sunduğu kurallar ve ölçülerin insanın fıtratına uygunluk esasına dayanmasıdır. Çünkü İslam, insanın varlığı esasına bağlıdır ve bu esas tarih boyunca sabit kalacaktır. Her ne kadar toplumsal, siyasal ve kültürel değişiklikler meydana gelse de İslam’ın bütün çekiciliği kendisini korumaktadır. Yani çekicilik özelliğini hiçbir zaman kaybetmemektedir.

Hıristiyan bir yazarın bir kongrede sunulan makalesinde bu konuyla ilgili şöyle dediği bildiriliyor: Niye biz Mesihîler İslam peygamberini örnek bir şahıs olarak alıp istifade etmeyelim? Niye bütün değerli özellikleri mübarek bünyesinde bulunduran bu yüce şahıstan faydalanmayalım? Evet! Bu sözleri söyleyen kişi bir Müslüman değil Hıristiyan biridir!

Her halükârda eğer bir insan azıcık insaf sahibi olur ve bu insafla İslam’ın hakikatini görür ve reelde İslam’ın tecellisi olan Peygamber’in (s.a.a) mübarek yaşantısına yaklaşırsa İslami değerleri ve çekicilikleri onda görecektir. Bu değerlerin bir kısmı geçmiş dinlerde mevcuttur. Zira geçmiş dinlerin bir kısmı tahrif olmuştur. Diğer bir kısmı ise olması gereken hakikat ve İslam diniyle mutabakat içindedir. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.”

Gerçeklikte bütün dinlerin söyleşileri tek bir hakikat etrafındadır. Ama bu söyleşilerin en kâmil şekli İslam Peygamberi’nde (s.a.a.) tecelli etmiştir.

–—