Evlenen kimseye mutluluğun yarısı verilmiş demektir!” Müstedrekü’l-Vesail, c.14, s.154 Hz. Muhammed (s.a.a)

Nehcü’l-Belağa’da İrfan

Nehcü’l-Belağa’da İrfan

Soru

Acaba irfan bağlamında Nehcü’l-Belağa’da numuneler mevcut mudur? Eğer mevcut ise bunlar teorik irfanla mı, yoksa pratik irfanla mı alakalıdır?

Kısa Cevap

İrfan, imamların nazarında pratik ve teorik irfan olmak üzere iki kısma ayrılmamaktadır ve onların siyer ve lisanlarında pratik irfan teorik irfandan ayrı değildir. Zira onlar pratik irfanla hakikatlerin tanımını elde ettiler ve sonra elde etikleri hakikatlerin tanımını kelam kalıbına dökerek insanlara sundular. Ayrıca irfanın teorik ve pratik irfan olarak sınıflandırılmasının üzerinden bin yıl geçmemiş, belki bu sınıflandırma son yüzyıllar içinde gerçekleştirilmiştir. Ama yinede Nehcü’l-Belağa sonsuz irfan denizidir. Bu büyük ve değerli kitap, hem teorik irfan ve hem de pratik irfanda kâmil arif ve ariflerin İmam’ı olan insan-ı kâmilin sözlerinin bir kısmıdır. Nehcü’l-Belağa teorik ve pratik olmak üzere irfan ve ilahi maariflerle doludur ve ayrıntılı cevapta örnekler vererek onlara değineceğiz.

Ayrıntılı Cevap

İrfanın tanımı belirtildiği gibi hakkın taliplerinin hakkı tanımak için seçtikleri yol ve yöntemdir. İrfan iki kısma ayrılmaktadır: Pratik irfan; yani seyr-i süluk, vusul ve fena ve teorik irfan; yani keşf ve şuhudun kural ve yöntemleri.[1] Başka bir tabirle teorik irfan, varlığın tefsirini yapmaktadır. Yani Allah, insan ve dünyanın tefsiri. Pratik irfan ise insan-ı kâmile doğru bir şekilde terbiye etmeyi üstlenmiştir.

Söze başlamadan önce birkaç noktanın hatırlatılması gerekli görülmektedir: Evvela irfan, imamların nazarında pratik ve teorik irfan olmak üzere iki kısma ayrılmamaktadır ve onların siyer ve lisanlarında pratik irfan teorik irfandan ayrı değildir. Zira onlar pratik irfanla hakikatlerin tanımını elde ettiler ve sonra hakikat ve elde ettikleri tanımı kelam kalıbına sokarak insanlara beyan ettiler.

İkincisi irfanın teorik ve pratik irfan olarak sınıflandırılmasının geçmişi bin yıla sahip değildir. Aksine bu sınıflandırma İbn Arabî zamanında başlamış ve bariz örneği Hikmet-i Mütealiye’de olduğu gibi sonraları felsefeye de girmiştir.

Ama yinede Nehcü’l-Belağa sonsuz irfan denizidir. Bu büyük ve değerli kitap, hem teorik irfan ve hem de pratik irfanda kâmil arif ve ariflerin İmam’ı olan insan-ı kâmilin sözlerinin bir kısmıdır. İmam Ali’nin irfanî öğretilerinin tamamı Nehcü’l-Belağa’da toplanmamıştır.

Ariflerin İmam’ı Hz. Ali (a.s) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:

“Bizler peygamberlik ağacı, risaletin indiği mekân ve meleklerin inip çıktığı yeriz; ilmin madeni, hükmün kaynağıyız.”[2]

Bu nedenle eğer ilim ve bilgi varsa ve irfan varsa, risalet hanedanında; yani Ali (a.s) ve evlatlarında bulunur.

Büyük arif İmam Humeynî (r.a) Nehcü’l-Belağa hakkında şöyle diyor: O’nun [İmam Ali] ruhunun nazilesi olan Nehcü’l-Belağa kitabı, benlik ve bencillik hicabı yatağında uyuyan bizler için eğitim ve öğretim kitabıdır… Bir insan veya büyük insanlık toplumu kadar farklı boyutları olan bir külliyat… Her ne kadar toplumlar meydana gelse, devletler ve milletler oluşsa ve her ne kadar düşünür, filozof ve araştırmacı gelse ve onun derinliklerine inip düşüncelere dalsalar, filozoflar ve hikmet öğrenenler gelseler ve bu ilahi kitabın ilk hutbesinin cümlelerini araştırmaya otursalar ve marifet ashabı ve irfan erbaplarının yardımıyla kendi yüksek düşüncelerini işleterek onun kısa bir cümlesini tefsir etmeye çalışsalar ve hakikî bir şekilde onu idrak etmede vicdanları razı etmeyi isteseler… Vahiy evladının gördüğü alanının ne kadar olduğunu görseler kendi ve diğerlerinin kusurunu itiraf ederler. Kısa cümlelerinden bir tanesi şudur:

“O, hiçbir şeyin kenarında olmaksızın her şeyle birliktedir ve ayrı olmaksızın her şeyin dışındadır.”[3]

Bu açıklama irfanda değinilen vahdet-i vücut konusuna işaret etmektedir.

Nehcü’l-Belağa sonsuz irfan deryasıdır. Teorik irfan mebde ve mead, yaratılış, vahiy, melekler, mücerret dünya, alem-i melekût ve benzeridir. Pratik irfan ise ahlâk, nefsanî faziletler, adalet, takva, zühd, seyr-i süluk, cihat, yakarış ve benzeri hakkındadır.

Bu yazıda kısa olarak İmam Ali’nin (a.s) teorik ve pratik irfan hakkındaki sözlerinden bahsedeceğiz:

1. Teorik İrfan

Nehcü’l-Belağa’nın ilk hutbesi maarif deryasıdır. Allah’ın azameti hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Hamd Allah’a mahsustur ki övenler onu hakkıyla övemezler, sayıcılar nimetlerini sayamazlar, çalışıp çabalayanlar hakkını eda edemezler. Yüce himmetler O’nu idrak edemez, akıl-zekâ denizine dalanlar O’na erişemez. O’nun sıfatlarının belli bir sınırı yoktur. Bir vasfı mevcut değildir.”

“Dinin evveli O’nu tanımak, O’nu tanımanın kemali O’nu tasdik etmek, O’nu tasdik etmenin kemali O’nu bir bilmek, O’nu bir bilmenin kemali, O’na karşı ihlâslı olmaktır. O’na karşı ihlâslı olmanın kemali, O’ndan sıfatları nefyetmektir.”

“Allah’ın varlığı için bir başlangıç yoktur. Vücudu için ademlik sabıkası olmadığı gibi. O, hiçbir şeyin kenarında olmaksızın her şeyle birliktedir ve ayrı olmaksızın her şey dışındadır.”[4]

“Hamd, daha önceden olgu/örneği ve kendinden önce bir yaratıcıya (olmadığı için) tabi olmaksızın yaratıkları yaratana… Bütün yaratıklarını eksiklik ve halel kabul etmez şekilde muhkem ve sağlam takdir edip kâmil bir lütuf ile düzene sokan ve kemale doğru hareket edebilecek konuma getirip o yöne sevk eden Allah’a mahsustur.” [5]

Bu sözler Nehcü’l-Belağa’da bulunan teorik irfan deryasından bir katredir. Kelimelerle okyanus nasıl ölçülür?

2. Pratik İrfan

İmam Ali (a.s) seyr-i sülûkta atılacak ilk adım hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Gerçek arif (seyr-u sülûk ehli, ilim ve fikirle donanarak) aklını ihya etmiş ve şehvetlerini öldürmüştür. O denli ki şişmanlığı küçülmüş, sertlikleri yumuşamıştır. Kendisi için çok aydınlatıcı bir nur tutuşmuştur. Bununla tevhidin ana caddesini aydınlatmış ve bunun aydınlığında yolunu devam ediyor…”[6]

“Ey Allah’ın kulları! Allah katında en sevgili kul, nefsine karşı savaşta Allah’ın kendisine yardım ettiği kişidir. O kimse ki iç elbisesi ilahi hüzün ve dış elbisesi ise Allah’tan korkmaktır. Derken, hidayet ışığı gönlünü aydınlatmış, orada kalacağı gün için azığını hazırlamış, uzağı kendine yakınlaştırmış, zorluğu kolaylaştırmıştır.”

O hazretin (a.s) bakışında takvalıların nitelikleri şöyle şekillenmiştir:

“Ruhlarının derinliklerinde yaratıcı büyük ve bundan dolayı da onun dışındakiler gözlerinde küçüktür… Cennet’e oranla orayı görüp nimetler içinde yaşayan ve cehenneme oranla da orayı görüp azap çeken kimse gibidirler…”[7]

“Nimetini tamamlamak, izzetine teslim olmak ve günahlarından korunmak için Allah’a hamd ederim. Yeterliliğine (kifayetine) olan ihtiyacımdan dolayı O’ndan yardım dilerim. Allah’ın hidayet ettiği sapmaz…” [8]

“İlahi! Sana ibadet ediyorum; azabından korktuğum veya cennetine erişmek için değil, kulluk edilmeye layık olduğun için sana kulluk ediyorum.”[9]

Ölüme karşı arifane ve âşıkane bir yönelişle şöyle buyurmaktadır:

“Allah’a yemin ederim ki Ebu Talip’in oğlu Ali’nin ölüme olan ünsiyet ve dostluğu, bir çocuğun anne memelerine olan ünsiyet ve dostluğundan daha fazladır…”[10]

Takva sahiplerine gece uyanık geçirme, az uyuma ve zayıflık hakkındaki tavsiyelerinde şöyle buyurmaktadır:

“Gözlerinizi gecele­ri ayık tutarak ve karınlarınızı zayıflatarak Allah’a itaate yönelin.”[11]

Hak ve adalet yolunda mücadele edenler için betimlediği cihat hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz ki cihat, cennet kapılarından bir kapıdır ki Yüce Allah sadece özel dostlarına açmıştır.”[12]

–—


[1]     Seccadî, Seyyid Cafer, Ferheng-i Istılahat-ı İrfanî, 4. baskı, irfan kelimesi, Tahran, Kitabhane-i Tahurî, 1378.

[2]     Nehcu’l-Belaga, 109. Hutbe.

[3]     Sahife-i Nur, Peyam-ı İmam bi Şirket Konendegani der Kongreyi Hezare-i Nehcü’l-Belağa, c. 14, s. 224-225, 27/02/1360.

[4]     Nehcü’l-Belağa, 1. Hutbe.

[5]     a.g.e, 90. Hutbe.

[6]     a.g.e, 220. Hutbe.

[7]     Nehcü’l-Belağa, 193. hutbe; Muttakin hutbesi adıyla meşhur olan bu hutbenin her sözü pratik irfanın makamlarından bir makamdır.

[8]     Nehcü’l-Belağa, 2. hutbe.

[9]     İhsaî, İbn Ebi Cumhur, Avaliu’l-Lali, Kum, İntişarat-ı Seyyidu’ş-Şuheda, c. 1, s. 44, h.k. 1405.

[10]    Nehcü’l-Belağa, 2. hutbe.

[11]    a.g.e, 183. hutbe.

[12]    a.g.e, 27. hutbe.