Ey insan! Seni günahına karşı cesaretlendiren nedir?… Başkalarına acıdığın kadar kendine acımıyor musun? Nehc’ul-Belağa, 223 İmam Ali (a.s)

Kur’an’da Vahiy

Kur’an’da Vahiy

Soru

Kur’an-ı Kerim’de vahiy nedir ve hnagi anlamlarda kullanılmıştır?

Cevap

Vahyin ne olduğunu bilmek ve vahyi tüm boyutlarıyla iyice tanımak büyük bir öneme sahiptir; çünkü Kuran’ı anlamak, vahyi gerçek anlamıyla bilmeye bağlıdır. Kuran; semavî mesajları içinde barındıran, yüce Allah’ın sözleridir ve vahiy yoluyla bizlere ulaşmıştır. Vahiy de melekût âleminden madde âlemine inen gaybi öğretilerin toplamına denir. Kuran-ı Kerim’de vahiy hakkında şöyle buyrulmaktadır:

“Muhakkak ki o (Kuran) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. Onu Rûhu’l-emin (Cebrail) indirdi. Senin kalbine; uyarıcılardan olman için, Apaçık Arapça bir dille.” [1]

“İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir.”[2]

“Bu Kuran bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu.” [3]

Bu yüzden Kuran’la ilgili konuların içerisinde üzerinde durulması gereken en önemli konu vahiydir. Öncelikle vahyin tanımı yapılmalı, niteliği belirtilmeli, melekût âlemiyle madde âlemi arasındaki bu irtibatın nasıl sağlandığı ve aslında böylesine bir irtibatın olup olamayacağı incelenmelidir. Bu ve buna benzer konular belirlenip, incelendikten sonra hiç şüphesiz Kuran öğretilerini anlamak çok daha kolay ve doğru olacaktır.

Vahyin Tanımı

Arap literatüründe vahiy kavramı çok değişik anlamlarda kullanılmıştır, örneğin: İşaret, yazı, risale, haber, kapalı söz, gizlide ilân gibi. Sonuçta, başkalarının anlamayacağı gizli ve hızlı bir şekilde başkasına bildirilen her söze, yazı ve mesaja vahiy denilir.

Ünlü dil bilimci Ragıp İsfehani vahyi şöyle tanımlıyor: “Vahiy, hızlı ve işaretle bildirilen gizli mesajlara denilir.”[4]

Ebu İshak’a göre ise: “Vahyin asıl sözlük anlamı gizli mesaj demektir, buna göre de ilham için vahiy kelimesini kullanmışlardır.” Araplar birisinin gizlice konuşup, başkalarının anlamayacağı şekilde bir şeyler anlatması için, vahiy kelimesini kullanırlar, “Ona vahyetti” yani başkasının anlamayacağı şekilde meramını bildirdi.

Kuran’da Vahiy

Vahiy kelimesi, Kuran-ı Kerim’de dört farklı anlamda kullanılmıştır:

1- Gizli İşaret: Vahyin Kuran’da kullanılan sözlük anlamıdır. Yüce Allah Hz. Zekeriya hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Bunun üzerine Zekeriya, mabetten kavminin karşısına çıkarak onlara: ‘Sabah akşam tesbihte bulunun’ diye (fe’evha) işaret verdi.” [5]

2- İçgüdüsel Hidayet: Her türlü varlığın, yani bitki, hayvan, insan hatta bir anlamda cansız varlıkların dahi sahip oldukları ve onunla kalıcılıklarını sağladıkları, doğal bir yönlendirmedir. Her varlığa yol gösteren bu insiyaklar için Kuran-ı Kerim vahiy kelimesini kullanmıştır:

“Rabbin bal arısına: Dağlarda, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye vahiy etti.” [6]

Tüm varlıklarda bulunan içgüdüsel hidayet doğanın en ilginç sırlarından biridir, Allah tarafından hayvanların bu şekilde yönlendirilip insanlık için faydalı olması herkesi hayrete düşürmektedir. Yapılanlar çok açık bir şekilde fark edilmekte fakat kim tarafından yönlendirildikleri somut olarak bilinmemektedir. Bu yüzden “vahiy” kavramını kullanmak çok yerindedir.

3- İlham: Her insan yaşamında nereden geldiğini bilmediği bir takım ilhamlar yer almaktadır ki özellikle zor durumlarda güzel kararlar verebilmek için, bu ilhamlar daha çok hissedilmektedir. Bu kaynağı bilinmeyen ve sadece insanın içine doğan ilhamlar, hayatımızda büyük bir öneme sahiptir, öyle ki çoğu zaman bizi çıkmazlardan kurtaran bir ışık gibidir. İşte insanın yardımına koşan doğaüstü bu esinlenmelerin bir diğer adı da vahiydir. Hz. Musa’nın annesi büyük bir çıkmazdayken, Allah tarafından gönderilen bu ilhamla oğlunun öldürülmesini önledi, Kuran bunun adına vahiy diyerek şöyle buyuruyor:

“Musa’nın annesine: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma; çünkü biz onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız, diye vahyettik (ilham ettik)” [7]

“Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk. Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik: Musa’yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil’e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim. Hani, kız kardeşin gidip “Ona bakacak birini size bulayım mı?” diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri verdik.” [8]

4- Peygamberlere gelen vahiy (Risal-i vahiy): Bu anlamda ki vahiy sadece peygamberlere özeldir ve sadece Allah tarafından nübüvvet makamına ulaşan kullarına gönderilir. Bu anlamda vahiy kelimesi Kuran’da yetmişten fazla geçmektedir.

“Şehirlerin anası (olan Mekke’de) ve onun çevresindekileri uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kuran vahyettik.” [9]

“Biz, bu Kuran’ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz.” [10]

Herkes Allah tarafından vahyi alabilme kapasitesine sahip değildir, peygamberler kendilerini mükemmel kılarak bu makama ulaşabilmişlerdir. İmam Hasan Askeri (a.s) bu konu hakkında şöyle buyuruyor: “Allah, Hz. Muhammed’in kalbini ve ruhunu vahyi almaya en lâyık insan olarak gördü, bu yüzden de onu peygamber olarak seçti.” [11]

Bu hadisten anlaşılan, üstün mesajları alabilmek için potansiyel kemallerin güçlendirilmesi gerektiğidir. Peygamberler buna ulaşmak için varlıklarında bulunan beğenilmezlikleri uzaklaştırmalı ve doğaüstü âlemle irtibat için güzellikleri kendilerinde toplamalıdırlar. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Yüce Allah hiç bir peygamberinin aklını mükemmel kılmadıkça onu peygamberliğe seçmez, onun akıl ve düşüncesi ümmetinin akıllarından daha üstündür.” [12]

Büyük filozoflardan Molla Sadra bunu şöyle dile getiriyor: “Bir peygamber dışta peygamberliğe seçilmeden önce, batınında peygamberliğe seçilir ve ruhu peygamberliğin hakikatlerini algılar. Onlar öncelikle batınlarını mükemmelleştirirler ve daha sonra bu mükemmellikler dışa yansır. Aslında Allah’ın bu seçkin kulları, öncelikle halktan hakka doğru bir yolculuk yaparlar ve hakka ulaştıktan sonra haktan hakla beraber halka geri dönerler.” [13] Dolayısıyla vahiy, soyut âlemden gelerek insanın batınına doğan üstün öğretilerin toplamıdır.

“De ki: Cebrail’e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah’ın izniyle Kuran’ı senin kalbine O indirmiştir.” [14]

“Onu Rûhu’l-emin (Cebrail) indirdi, senin kalbine; uyarıcılardan olman için.” [15]

Vahiy de ilham gibi özel durumlarda kalbe dolarak insanın aydınlanmasını sağlar, ancak peygamberler bunun kimin tarafından geldiğini bilirler, normal insanlar ise kalplerine doğan ilhamın kimin tarafından geldiğini bilmezler. Bu yüzden peygamberler semavî öğretileri almakta hiçbir zaman hayrete kapılmaz, yanlışlığa düşmezler; çünkü kimin tarafından geldiğini ve ne tür bir niteliğe sahip olduğunu çok iyi bilirler.

Zürare, İmam Sadık’a (a.s) şöyle sordu: Peygamber (s.a.a), kendisine gelenin ilâhî vahiy olduğunu, şeytanî vesvese olmadığını nasıl ayırt edebiliyordu? İmam (a.s) cevap olarak şöyle buyurdu:

“Allah ne zaman kullarından birini peygamberliğe seçerse, ona özel bir güven (sekine) ve vakar verir. Böylece kendisine Allah tarafından gelenleri gözüyle görür gibi olur.” [16] Yine diğer bir hadiste, “Peygamber olduklarını nasıl anlıyorlar?” sorusuna cevap olarak İmam şöyle buyuruyor: “Onlar için perdeler tamamen kaldırılır.” [17]

Başka bir deyimle peygamberler, peygamberliğe seçildiklerinde, ilm’ül yakini çoktan geride bırakmışlardır, ayn’ül yakini de kat ederek, hakk’ül yakine ulaşmışlardır. Böylesi tertemiz insanların bu büyük makamları kat ettikten sonra insanların içinden seçilip peygamber olmalarına pek şaşırmamak gerek.

Peygamberlere Özel Vahiy

Kuran’a göre peygamberlere özel olan vahiy, üç kısma ayrılmaktadır. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hâkîmdir. İşte böylece sana da emrimizle Kuran’ı vahyettik.” [18]

1- Direkt vahiy: Bu kısımda arada bir vasıta olmaksızın vahiy direkt olarak peygamberlerin kalbine gönderilmektedir. Allah Resulü (s.a.a) bu hususta şöyle buyuruyor: “Ruhu’l Kudüs benim içime üflüyor.” [19]

2- Sesin oluşturulması: Vahiy sesli bir şekilde peygambere bildirilmekte, fakat peygamberden başka hiç kimse bu sesi duymamaktadır. Peygamber sesi duyuyor ama bu sesin sahibini görmüyor, yani bir çeşit perdenin arkasından konuşan birisinin sesinin duyulması ve onun görülmemesi gibidir. Bu yüzden Kuran, “perde arkasından konuşur” tabirini kullanmaktadır. Hz. Musa’nın tur dağında Allah’la konuşup, Ondan vahiy alması ve Hz. Resulullah’ın miraçta Allah’la konuşması bu türdendir.

3- Melek vasıtasıyla gönderilen vahiy: Bu görevi üstlenen melek Cebrail’dir, O Allah tarafından almış olduğu üstün öğretileri peygambere ulaştırmaktadır, Kuran’da şöyle buyruluyor:

“(Resulüm!) Onu Rûhu’l-emin (Cebrail) Senin kalbine indirdi.” [20]

“Şüphesiz O (Cebrail) Kuran’ı senin kalbine indirmiştir.” [21]

–—


[1]     Şuara, 192–195.

[2]     İsra, 39.

[3]     En’am, 19.

[4]     el-Müfredat, s. 515.

[5]     Meryem,11.

[6]     Nahl, 68- 69.

[7]     Kasas, 7.

[8]     Taha, 37- 40.

[9]     Şura, 7.

[10]    Yusuf, 3.

[11]    Biharü’l-Envar, c. 18,s.205,h.36.

[12]    Usul-u Kâfi, c. 1,s.13.

[13]    Şerh-i Usul-u Kâfi, c. 3,s.454.

[14]    Bakara, 97.

[15]    Şuara, 193- 194.

[16]    Tefsir-i Ayyaşi, c. 2,s.201. Bihar, c.18,s.262,h.16.

[17]    Biharü’l-Envar, c. 11,s.56,h.56.

[18]    Şura, 51- 52.

[19]    el-İtkan, c. 1,s.44.

[20]    Şuara, 193- 194.

[21]    Bakara, 97.