“Aklın afeti nefsani heveslerdir.” Gurer’ul-Hikem, 3925 İmam Ali (a.s)

Zülkarneyn

Soru

Zülkarneyn kimdir? O bir peygamber miydi?

Kısa Cevap

Zülkarneyn’in ismi Kehf Sûresinde geçmektedir. Zülkarneyn’in tarih açısından kim olduğu ve tarihin hangi meşhur şahsiyetine tekabül ettiği konusunda müfessirler ve tarihçiler arasında görüş ayrılıkları ve tartışmalar mevcuttur. Kur’ân’da belirtilen özellikler ve tarihçilerin görüşleri dikkate alındığında Zülkarneyn, Kuruş’un kendisidir. Müfessirlerin çoğu, onun insan türünden olduğuna inanmaktadır. Birçok rivayette de onun peygamber olmadığı ve sadece salih bir kul olduğu belirtilmiştir. Hz. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Zülkarneyn peygamber değildi, lakin Allah’ın sevdiği salih bir kuldu.”

Ayrıntılı Cevap

Zülkarneyn’in ismi Kehf Sûresinde geçmiş ve onun “Yecüc ve Mecüc” ile ilgili macerası beyan edilmiştir. Zülkarneyn’in tarih açısından kim olduğu ve tarihin hangi meşhur şahsiyeti olduğu konusunda müfessirler ve tarihçiler arasında büyük görüş ayrılıkları ve tartışmalar mevcuttur. Göründüğü kadarıyla ilkönce Zülkarneyn’in kişisel özellikleri aydınlatılmalı ve sonra tarihin hangi meşhur şahsiyeti olduğuna bakılmalıdır. Zülkarneyn’in özellikleri hakkında en iyi kaynak Kur’ân-ı Kerim’dir ve ayetlerden istifade edildiği üzere Zülkarneyn üstün sıfatlar taşımaktadır:

1. Yüce Allah galibiyet vesilelerini ona verdi:

“Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.”[1]

2. O üç askerî akın gerçekleştirdi: İlkönce batıya, sonra doğuya ve en son da dağlık bir boğazın olduğu bölgeye yöneldi. Bu akınların her birinde kavimlerle karşılaştı.[2]

3. O mümin, muvahhit ve şefkatli bir adamdı. Adalet ve hakkaniyetten sapmıyordu ve bu nedenden ötürü Allah’ın özel lütfüne mazhar oldu. O hayırseverlerin yardımcısı ve zalim ve zorbaların da düşmanıydı. Dünya mal ve servetine bir ilgisi yoktu.[3]

4. O hem Allah’a ve hem de diriliş gününe inanmaktaydı.[4]

5. O en önemli ve güçlü setlerden birini yapandır. Bu sette tuğla ve taş yerine demir ve bakırdan istifade edilmiş ve bu set Yecüc ve Mecüc kavminin zulüm ve sitemi karşısında bir gurup mustazafa yardım etmek hedefiyle inşa edilmiştir.[5]

6. O, Kur’ân nazil olmadan önce halktan bir gurup arasında ismi meşhur olan biriydi ve bu yüzden Kureyş veya Yahudiler onun hakkında Peygamber’e (s.a.a) soru sordular.[6] Nitekim Kur’ân şöyle buyuruyor:

“Sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar.”

Kur’ân-ı Kerim’de zikredilen özellikleri esasınca Zülkarneyn tarihin hangi fatihine tekabül etmektedir? Bu hususta bir takım görüşler vardır ve en önemlileri aşağıdaki üç görüştür:

1. Makedonyalı İskender: Bazıları onu İskender Zülkarneyn olarak anmaktadır. Kendisi otuz altı yıldan çok yaşamamıştır. Cesedini İskenderiye’ye götürmüş ve orada defnetmişlerdir.[7] Ama bu görüş geçersizidir; zira İskender müşrik ve putperest bir şahıstı ve hatta son dönemlerinde Hahamenişyan’a karşı zafer elde edince tanrılık iddiasında bulundu. Bu, Kur’ân-ı Kerim’de belirtilmiş hususlar ile çelişmektedir.[8]

2. Bir gurup tarihçi Zülkarneyn’in Yemen padişahlarından biri olduğuna inanmaktadır. Bu görüşe göre, Zülkarneyn’in yaptığı set, meşhur “Merb” setidir.[9] Bu görüş de sorunludur; zira birincisi, Yemen’deki Merb seti, Kur’ân’ın Zülkarneyn’in seti hakkında belirttiği özelliklerin hiçbirine uymamaktadır. Zülkarneyn’in seti Kur’ân’ın belirttiğine göre vahşi kavimlerin saldırılarını engellemek için demir ve bakırdan yapılmıştır. Oysaki Merb seti genel malzemelerden ve suyu toplamak ve de seli önlemek için inşa edilmiştir.[10] İkincisi, Yemen’de Zülkarneyn olarak birkaç padişah meşhur idi ve onların mümin olup olmadıkları belli değildir.[11]

3. Büyük Kuruş: Bu, yeni bir görüş olup meşhur İslâm bilimci “Ebu’l-Kelam Azad” tarafından öne sürülmüştür. Daha çok bu görüş üzerine odaklanmışlardır.[12] Kuruş İranlıydı ve Hahameniş döneminde miladi. Ö 6. yüzyılda İran’da yaşamıştır. O, Zülkarneyn gibi ilahi bir şahsiyet edinebilme kabiliyet ve altyapısını taşımaktaydı. Bu arada Kuruş’un tevhide dayalı din ve kültürü, o dönem platosu ve batı ve doğu İranlılarda çok rastlanan tevhide dayalı asil İran dini ve tahrif edilmemiş Mazda tapıcıktan ibaretti.

Zülkarneyn’in Kuruş’a Tekabül Ettiğinin Delilleri

1. Kuruş mümin, Allah’a inanan ve muvahhit bir adamdı.

2. O adil, çevresindekilerle ilgilenen ve de şefkat ve ihsan sahibi bir padişahtı.

3. Zalim ve düşmanlara karşı siyasetçi ve taviz vermeyen bir şahıstı.

4. Allah ona her şey hakkında vesile vermişti.

5. Din, akıl, ahlakî erdemler, servet ve şevket onda bir araya gelmişti.

6. Kuruş batıya saldırdı ve “Lidya” ve etrafına hâkim oldu.

7. Kuruş bir defa da doğuya hareket etti ve güneşin doğduğu yere ulaştı ve orada sahra ehli ve vahşi bir erkekle görüştü.

8. Aynı şekilde Kuruş bir set inşa etti ve bu set Kafkas dağları arasında ve Tiflis şehri yakınlarındaki “Daryal” boğazında yer almaktadır.[13]

Zülkarneyn adının hem Tevrat ve hem de Kur’ân-ı Kerim’de geçtiğini belirtmek gerekir. Bu iki kaynağın Zülkarneyn hakkında irtibatlı olmasının nedeni şudur: Zülkarneyn hakkında nazil olan ayetlerin iniş sebebi bağlamında nakledilen rivayetlere göre, soru soranlar ya Yahudiler ya da Yahudilerin kışkırtmasıyla Kureyş idi. Onlar bu soruyu Peygamber’e (s.a.a) sormuş, Peygamber (s.a.a) soru karşısında bir problemle karşı karşıya getirilmek istenmişti. Bu yolla Peygamber’i mağlup etmek ve peygamberlik iddiasını sarsmak istemişlerdir. Bu nedenle, Kur’ân-ı Kerim’de geçen Zülkarneyn, Tevrat’ta geçen Zülkarneyn’in kendisidir ve kendisinin özellikleri Kur’ân-ı Kerim ve Tevrat’ta bellidir. Tevrat’ta Zülkarneyn’in kim olduğu açıktır; Pars padişahı Kuruş’tur. Çünkü o Danyal’ın rüyasında bir boynuzuyla doğuya ve diğer boynuzuyla da batıya vurur vaziyette iki boynuzlu bir koç olarak belirivermiştir. Bu, onun doğu ve batıyı alacağı anlamına gelmektedir. Aynı şekilde Kuruş, Eşiya’nın öngördüğü üzere “doğu kartalı” yani Tizçeng’in hâkimi olacak ve doğuya saldıracaktır.[14] Hindistanlı Ebu’l-Kelam Azad şöyle demektedir: “Danyal’ın rüyası, uydurulmuş bir hikâye olabilir; ama Kur’ân’da belirtilenler ise gerçek ve hakikattir. Çağdaş tarihçiler, Kuruş’un yüce, adil, erdemli şahsiyetine tanıklık etmiştir.”[15]

Kuruş ile İki Boynuzun İrtibatı

19. yüzyılda Morğab nehri kenarındaki bir havuzda Kuruş’un yaklaşık bir insan boyunda olan bir heykeli bulundu. Bu heykelde Kuruş’un iki tarafında kartal kanadı gibi iki kanat bulunmakta ve başında bir taç ve tacın üzerinde de koçun başı üzerinde bulunan boynuzlar gibi iki boynuz bulunmaktadır. Kadim taş sanatının çok değerli bir örneği olan bu heykel, araştırmacıların çok dikkatini çekti ve hatta bir gurup Alman araştırmacı sadece bu heykeli görmek için İran’a geldi. Kutsal kitaptaki bilgiler ile bu heykelin özelliklerinin birbiriyle uyuşması, Kuruş’un Zülkarneyn (iki boynuz sahibi) olarak adlandırılmasının kökeninin ne olabileceği ve Kuruş’un taş heykelinin neden kartal kanadı gibi kanatlar taşıdığı hususunda araştırmacıların düşüncesini tamamıyla güçlendirdi ve bu şekilde bir gurup araştırmacı için Zülkarneyn’in tarihsel şahsiyeti bu yolla tamamıyla aşikâr olmuştur.[16]

Tarihçiler de Kuruş için ahlakî özellikler nakletmişlerdir. Örneğin Yunanistanlı Harudet şöyle yazmaktadır: “Kuruş cömert, çok mülayim ve şefkatli bir padişahtı ve diğer padişahlar gibi mal biriktirme hırsı taşımamaktaydı.”[17] Aynı şekilde “Zinofen” şöyle demektedir: “Kuruş akıllı ve şefkatli bir padişahtı, meliklerin büyüklüğü ve bilgelerin erdemleri onda toplanmıştı. O üstün bir himmete ve güçlü bir ruha sahipti. Sloganı, insana hizmet etmekti ve ahlakı adaleti yaymaktı. Varlığındaki tevazu ve alçakgönüllülük kibir ve kendini beğenmişliğin yerini almıştı.”[18] Belirtilenler esasınca Zülkarneyn’in Hahameneşli Kuruş olduğu hususunda bir kuşku kalmamaktadır. Bugün birçok araştırmacı ve müfessirimiz de bu neticeye ulaşmış ve de Kur’ân-ı Kerim’deki Zülkarneyn’in Tevrat’taki Zülkarenyn ile bir olduğu ve onun da kuşkusuz olarak Kuruş olduğu görüşünü desteklemektedir.

Peygamber miydi?

Müfessirler değişik görüşler ileri sürmüştür. Allame Tabatabaî’nin görüşüne göre bazı rivayetlerde o insan türünden biri olarak[19] ve bazı rivayetlerde de semavî bir melek olarak tanıtılmıştır.[20] Müfessirlerin çoğu, onun insan türünden olduğuna inanmaktadır. Birçok rivayette de onun peygamber olmadığı ve sadece salih bir kul olduğu belirtilmiştir. Hz. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Zülkarneyn peygamber değildi, lakin Allah’ın sevdiği salih bir adamdı.”[21]

–—


[1]     Kehf, 84.

[2]     Mekarim Şirazî, Nâsır, Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 544, Daru’l-Kutubi’l-İslamiye, Hurşid Basımevi, 4. baskı, 1363. (Âyetler: 86, 90 ve 94).

[3]     Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 544 (Âyetler: 88, 95 ve 98).

[4]     Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 544 (Âyet: 98).

[5]     Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 545 (Âyetler: 94 ila 96).

[6]     Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 545.

[7]     Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 542.

[8]     Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 543.

[9]     Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 542.

[10]    Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 543.

[11]    Tabatabâî, Seyyid Muhammed Hüseyin, Tefsiru’l-Mizan, tercüme: Musevi Hemedanî, Muhammed Bâkır, c. 13, Tefsir-i Sure-i Kehf, ilgili âyetler hakkındaki rivayet bahsi, Merkez-i Neşr-i Ferhengi Reca.

[12]    Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 534; Tefsiru’l-Mizan, c. 13, Tefsir-i Sure-i Kehf, ilgili âyet hakkındaki rivayet bahsi.

[13]    Tefsiru’l-Mizan, c. 13, Tefsir-i Sure-i Kehf, ilgili âyet hakkındaki rivayet bahsi; Tefsir-i Numûne, c. 2, s. 549.

[14]    Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 546 ve 547; Tevrat, Kitab-ı Danyal, 8. fasıl, Kitab-ı Eşiya, 46. fasıl, No: 11; Kitab-ı İrmiya, Kitab-ı Uzra, 2. Kitap, Tevarih-i Eyyam, Kitab-ı Nehmiya.

[15]    Ebu’l-Kelam Azad, Kurûş-i Kebir (Zülkarneyn), tercüme: Dr. Bastanî Parizî, s. 192; Mecelle-i Beşaret, Ferverdin ve Ordibeheşt, 1384, No: 46; Hüseyn Deştî, Seyyid Mustafa, Maarif ve Maariif (Danistenihay-i İslâmî), z harfi.

[16]    Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 547.

[17]    Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 547 ve 548.

[18]    Tefsir-i Numûne, c. 12, s. 548.

[19]    Tefsiru’l-Mizan, c. 13, Tefsir-i Sure-i Kehf, ilgili âyet hakkındaki rivayet bahsi.

[20]    Suyutî, Tefsir-i Durru’l-Mensur, c. 4, s. 265 ve İbn Kesir, Bidaye ve Nihaye, c. 2, s. 103.

[21]    Tefsir-i Nuru’s-Sakaleyn, c. 3, s. 294 ve 295.