Allah itretimden ve Ehl-i Beyt’imden birini gönderir. O yeryüzü zulümle dolduktan sonra, yeryüzünü adaletle doldurur. el-Müsennef, c. 11, s. 371 Hz. Muhammed (s.a.a)

Kur’an-ı Kerim’de Allah için Tekil ve Çoğul Zamirlerin Kullanılması

Kur’an-ı Kerim’de Allah için Tekil ve Çoğul Zamirlerin Kullanılması

Soru

Allah Teâlâ, neden kendisi hakkında bazı âyetlerde “biz” bazılarında ise “ben” zamirlerini kullanmıştır?

Kısa Cevap

Yüce Allah birdir ve bu yüzden kendi yaptıklarından bahsederken kelime ve zamirlerin tekil olması gerekir. Nitekim Kur’an’ı Kerim’de kendisini defalarca bu şekilde ifade etmiştir. Ama gerek Arapça’da, gerekse başka dillerde bazen tekil zamirlerin kullanılması gereken yerlerde çoğul zamirler kullanılmaktadır. Bunun çeşitli nedenleri vardır ki bu nedenlerden bazıları şunlardır:

1- Muhataba kendi yüceliğini bildirmek.

2- Yaptığı işin önemini göstermek.

3- İşlerin yapılması için vasıta olan sebeplere (o sebepleri de kendisi icat etmiş olsa bile) dikkat çekmek.

Ayrıntılı Cevap

Sorunuzun cevabına geçmeden önce iki noktayı belirtmek gerekir:

1- Ayrıntıları kelam ilminde açıklandığı üzere Allah’ın bir olduğu konusunda birçok delil vardır. Allah’ın bir olmasının manası şudur: Hiç kimseye ve hiç bir şeye ihtiyaç duymadan ve dayanmadan yaratmak, rızık vermek, hidayet etmek, öldürmek vs. işleri yalnız başına yapar. Kelam ilminde bunlara yaratmada tevhid, rızıkta tevhid, hidayette tevhid… denmektedir.

2- Allah’ın bir olması demek, hiç kimsenin ve hiç bir şeyin yaratma, rızık verme, hidayet vb. fiillerde hiç bir şekilde sebep olmayacakları manasına gelmez. Aksine Allah Teâlâ’nın hikmeti fiillerinin çoğunu sebepleriyle ve kendi mecrasında yapmayı gerektirmektedir.[1] Örneğin Yüce Allah direkt ve herhangi bir vasıta olmadan hastaya şifa verebilir, aç olanı doyurabilir veya sapmışları hidayet edebilir ama hikmeti gereği işlerin kendi sebepleriyle ve kendi mecrasında olmasını istemektedir. Yani açları kendi yarattığı ekmekle doyurmakta, hastalara kendi yarattığı ilaçla şifa vermektedir. Burada ekmek, doktor ve ilaç hepsi Allah’ın izniyle etki etmekte, kendine has neticeyi vermektedirler. Ekmek, doktor, ilaç, su vs. tümü varlığını daima Allah’tan almaktadır ve O’nun isteğiyle böyle etkilere sahiptirler. Öyleyse bu etkilerin Allah’ın tevhid ve birliğinin çeşitli boyut ve açılarıyla herhangi bir çelişkisi yoktur. Onlar Allah’ın şerikleri değildirler, gösterdikleri etkileri dahil her şeyleriyle O’na muhtaçtırlar.

Buraya kadar söylenenleri göz önüne aldıktan sonra asıl cevaba geçebiliriz:

Allah birdir, bu yüzden kendi fiillerinden bahsettiği zaman tekil zamirler kullanması gerekir ki,[2] Kur’an’da defalarca bu zamirler gelmiştir.[3]

Ancak Arapça ve diğer bütün dillerde bazen konuşmacı, çeşitli nedenlerden dolayı “Ben bu işi yaptım” yerine “Biz bu işi yaptık” demektedir. Bunun bazı nedenleri şöyledir:

1- Kur’an-ı Kerim, insanlarla iletişiminde en iyi vasıta olarak onların kendi konuştukları dili seçmiştir. Çoğu kez erkekler için kullanılan zamir ve vasıflar erkek kadın herkesi kapsayacak bir anlamı ifade eder. Örneğin Kur’an-ı Kerim’de “Siz (hepiniz) Allah’a muhtaçsınız…” âyetinde “entüm (siz)” zamiri erkekler içindir. Halbuki hitap geneldir, erkek-kadın herkesi kapsamaktadır. Aklı olan herkes maksadın yalnızca erkekler değil bütün insanlar olduğunu anlar.

Tekil ve çoğul zamirler konusunda da insanların defalarca tekil zamir yerine çoğul zamir kullandıklarını görmekteyiz. Örneğin “biz geldik, siz yoktunuz” cümlesinde “biz” ve “siz” zamirleri çoğuldur ama saygı, yüceltme ve onurlandırma amacıyla tekil yerine çoğul zamiri kullanılmıştır. Yüce Allah da kendi yüceliğini bildirmek için “biz” zamirini kullanmaktadır.[4]

Demek ki, konuşmacı muhataba azametini ve yüceliğini bildirmek için “ben” yerine “biz” kelimesini kullanabilir. Yine Kur’an’dan örnek verecek olursak Fetih Sûresinde “Şüphe yok ki biz, sana apaçık bir fetih vermişizdir.” diye buyurmaktadır.

Bazı müfessirler diyorlar ki: Allah Teâlâ, burada kendi azametine işaret etmek için “Biz, Mekke şehrini fethettik” diye buyurmuştur. Fetih, azametin alameti olan “biz”le uyuştuğundan dolayı “biz” zamiri kullanılmıştır. Bu nokta “Şüphesiz biz seni şahid… olarak gönderdik.” âyetinde de vardır.[5]

2- Konuşmacı bazen de yaptığı işin önemini göstermek için “ben bu işi yaptım” yerine “biz bu işi yaptık” demektedir. Örneğin Allah Teâlâ: “Biz onu Kadir gecesinde indirdik”, “Biz Kevser’i sana verdik” diye buyurarak Kur’an’ın ve Kevser’in azametini ortaya koymaktadır.

3- Yüce Allah bazen bir işin yapılmasında vasıta olan sebeplere dikkat çekmek için “ben yaptım” yerine “biz” yaptık diye buyurmaktadır. Allâme Tabatabâî el-Mizan’da, Rad Sûresinin 4. âyetinin tefsirinde şöyle söylüyor: “Bu şekilde Biz bazısını bazısına üstün ettik” ifadesi şu manaya işaret edebilir: Arada, Allah’ın dışında da Onun emriyle amel eden ilahi sebepler vardır ki hepsi yine Allah Teâlâ’nın izniyle etki etmektedirler.[6]

Tefsir-i Numûne’de ise Yunus Sûresinin 61. âyetinin tefsirinde şöyle yazıyor: Yüce Allah her yönden bir olmasına rağmen O’nun hakkında çoğul kelime ve zamirlerin gelmesi makamının yüceliğine işarettir. Emrine her zaman hazır memurlar olduğu için hem Allah’tan, hem de emrindeki o diğer memurlardan bahsedilmektedir.[7]

Bazen bir âyette üç hikmetin üçü de bulunabilir. Yani hem failin azametine, hem fiilin büyüklüğüne, hem de sebeplere dikkat çekilebilir. Bu yüzden çoğul getirilmiş olabilir. Örneğin, “Biz onu kadir gecesinde indirdik” âyetinde üç hikmet de bir aradadır.

–—


[1]     “Allah, işleri sebepler olmadan yapmaktan çekinir.” el-Kâfi, c. 1, s. 183, Babu’l-Marifeti’l-İmam ve’r-Reddi İleyhi.

[2]     Bu durumda, Allah neden bazı yerlerde tekil zamir getirmiştir, diye sormanın bir manası yoktur. Sadece şöyle bir soru akla gelebilir: Allah neden hep tekil zamir kullanmamıştır? Konunun devamında bu sorunun cevabını aramaya çalışacağız.

[3]     Örneğin “Çağırın beni icabet edeyim size…” (Mümin/60) âyetinde olduğu gibi.

[4]     Daha fazla bilgi için bkz. Mekarim Şirazî, Porseşha ve Pasuhha, c. 3, s. 256.

[5]     el-Mizan (Farsça tercüme), c. 18, s. 385.

[6]     a.g.e., c. 11, s. 401.

[7]     Tefsir-i Numûne, c. 6, s. 358; yine bkz. Misbah Yezdî, Maarif-i Kur’an, s. 106-114.