Dostluk kazanılmış bir akrabalıktır. Tuhef’ul-Ukul, 97 İmam Ali (a.s)

Kur’an’ın Sübut ve İspat Makamı

Kur’an’ın Sübut ve İspat Makamı

Soru

Tesnim adlı tefsirin birinci cildinin 137. sayfasında şöyle yazmaktadır: “İspat makamında sünnetin hüccet olabilmesi için Kur’an’a sunulması gerekmektedir. Bu nedenle tahriften korunması, zahirinin hüccet oluşu vb. gibi Kur’an için zikredilen tüm nitelikler Kur’an’ın ispat makamına hastır, onun sübut makamıyla alakalı değildir.” Kur’an-ı Kerim’in ispat ve sübut makamı arasındaki fark nedir? Genel anlamda bizim sübut makamına ulaşmamız mümkün müdür? Sahip olacağımız her düşünce ve konuşma ispat makamının alanına giriyor mu?

Kısa Cevap

Kur’an’ın sübut makamı, Kur’an’ın kendi başına hüccet olduğu anlamındadır. Buna göre bu mukaddes kitap kendi başına hüccet sayılmaktadır. Kur’an’ın ispat makamı ise Kur’an-ı Kerim’in zatı itibarıyla hüccet olmasının yanı sıra, diğer metinleri ve farklı inançları ispatlama ve onları değerlendirme ölçüsü kabiliyetine sahip olması anlamındadır. Çok açıktır ki Kur’an’ın tahriften korunma, zahirinin hüccet oluşu vb. gibi nitelikleri bu makamla alakalıdır. Bu nedenle şöyle denmesi mümkündür: Eğer Kur’an-ı Kerim ispat makamında hüccet ve diğer metinler için değerlendirme ölçüsü olmasaydı Kur’an’ın tahriften korunması, zahirinin hüccet oluşu vb. niteliklere haiz olmasının ne gibi bir anlamı olabilirdi?

Ayrıntılı Cevap

Öncelikle Tesnim adlı tefsire göz atarak yazarın konuyla alakalı görüşünü özetle açıklayacak, sonra netice alarak sizin sorunuza cevap vereceğiz. Tefsirin bu bölümünde şu noktalar vardır:

1. Daha önce de belirtildiği gibi Masumların (a.s.) sünneti Kur’an-ı Kerim’in tefsirinde ve Kur’an’ın öğretilerine ulaşabilmek için yapılan araştırma usullerinden ve kaynaklardan birisidir.

2. İlk hüccet Allah’ın kelamıdır ve ikincisi Allah tarafından Kur’an’da hüccet kılınan masumların sünnetidir. Yani Masumların (a.s.) sünnetinin hüccet olması, Kur’an’dan çıkarılmaktadır.

3. Allah’ın kelamının, yani Kur’an-ı Kerim’in, Allah’ın tam halifesi olan halifetullahtan, ki bu halife de Allah’ın yüce kelimesidir, daha üstün olduğu ispatlanamaz.

4. Hiçbir peygamberin sünneti, kendi semavî kitabının metni ile zıt, çelişkili ve aleyhte olamaz.

5. Kur’an tahriften ebediyen korunmuştur. Zira tahrif olmuş bir kitap hüccetlikten düştüğü için başka bir şeyin değerlendirmesinde ölçü olamaz.

6. Sünnetin senet ve delalet yönünden tahrif edilmesi mümkündür. Zira Masumların (a.s) sünneti uydurulamaz, değiştirilemez ve tahrif edilemez olsaydı Kur’an-ı Kerim’le karşılaştırılmasına gerek duyulmazdı.

7. Kur’an’ın zahiri hüccettir. Zira tahrif edilemeyen Kur’an-ı Kerim, umum tarafından anlaşılamasaydı ve kendisine bakılarak sünnetin sahihliği sorgulanamasaydı, sünneti muteber kılacak bir ölçü olmazdı.

8. İspat makamında sünnetin Kur’an’a sunulma gerekliliği ve sünnetin hüccet olmasını sağlaması, Kur’an’ın tahriften korunması, zahirinin hüccet olması vb. gibi tüm nitelikleri onun ispat makamına hastır, sübut makamıyla alakalı değildir

9. Netice itibarıyla Kur’an’ın tamamı sünnete müracaat edilmeksizin hüccettir. Zira ancak bu şekilde sünnet için ölçü olabilir ve sünnetin doğruluğu Kur’an’a bakılarak tespit edilebilir. Bu açıklamalara göre Kur’an ve sünnetin, dinî öğretileri açıklayan iki kaynak olduğunu söyleyebiliriz. Kur’an’ın masumlardan üstün olduğunu söyleyemesek de, sünnetin hüccetliğini Kur’an’a borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Sünnette tahrif edilme ve uydurma olma ihtimali bulunduğundan, sahihliğini tespit noktasında Kur’an’a sunulması gerekmektedir. Sünnetin değerlendirilebilmesi için Kur’an’ın tahriften korunmuş olması ve hakeza zahirinin hüccet olması gerekmektedir.

Bazıları her ne kadar sübut makamında olsa da yanlış algılanabileceğinden dolayı, Kur’an-ı Kerim’in hüccet olduğunu ama sünnetin Kur’an’dan yararlanarak değerlendirilmesinin uygun olmayacağını söylemektedirler. Bu saygıdeğer müfessir bu düşünceleri reddederek şöyle söylüyor: Rivayetlerin Kur’an’a sunulmasını tavsiye eden deliller, Kur’an’ın sübut makamında hüccet olmasının yanı sıra diğer metinleri ispat kabiliyeti olduğunu ve hatta farklı düşüncelerin bile Kur’an’ın zâhirî manasından yararlanarak ispat veya reddedilmesinin mümkün olduğunu göstermektedir.

Bu bağlamda bilinmesi gereken şey şudur: “Sübut makamı” ibaresi farklı anlamlarda kullanılıyor. Tesnim Tefsiri’nin bu bölümünde dikkate alınan anlamla ilgili şunu söylemeliyiz: Eğer biz “sübut makamına” eremiyor, yani Kur’an’ın kendisini anlayamıyorsak ispat makamında da Kur’an ile hiçbir şey ispat edemeyiz.

Netice itibariyle şu iki noktaya teveccüh ediniz:

1. Kur’an’ın zahiri hüccettir, ifadesi, tefsirde söz konusu olan genel kavramlar dikkate alınmaksızın, zihne gelen her anlam hüccettir, anlamında değildir. Bilakis zahirinin hüccet olması, bu zâhirî anlamların karine ve nişanelerden yararlanarak anlaşılması demektir. Örneğin “Allah’ın eli” anlamında olan “yedullah” kelimesinden, Allah’ın maddî elinin olduğu anlamını çıkarmak doğru değildir. Zira Allah’ın maddî elinin olması aklen imkânsızdır.

2. Kur’an’ın zahiri bizler için hüccet sayılmaktadır. Ancak bu mukaddes kitap sır ve şifrelerle doludur ve insanın nefsi ne kadar pak olursa onları o kadar iyi ve derinden anlayabilir.

–—