“Allah acele yapılan hayırlı işi sever.” el-Kafi, 2/142/4 Resulullah (s.a.a)

İncil’de Ahmet İsmi

İncil’de Ahmet İsmi

Soru

Ahmet isminin İncil’in neresinde geçtiğini öğrenmek istiyorum. Çünkü Hıristiyan olan bir arkadaşıma sorduğumda bana, İncil’de kesinlikle Hz. Muhammed’in (s.a.a) isminin geçmediğini, Ahmet ismine bile işaret edilmediğini söyledi.

Kısa Cevap

Bu konuda dikkat edilmesi gereken önemli nokta şudur: Kur’an, İncil’de İslam Peygamberi’nin (s.a.a) müjdeleyici olduğunu söylüyorsa, tahrif edilmiş İncil’i değil, Hz. İsa’nın (a.s) getirdiği İncil’i kastetmektedir. Elbette tahrif edilmiş hali hazırdaki İncil’de de bu meseleye işaret edilmesi dikkate değer bir konudur.

Hz. Mesih (a.s) “Farkilit”in geleceği müjdesini vermişti. Bu kelime (Farkilit), Yunanca’dır ve kelimenin aslı (“p” ve “r” harflerinin kesre şeklinde okunmasıyla) “Pırıklitus”tur. Arapçalaştırıldığı için “Farkilit” şeklini almıştır. Pırıklitus, isminin dilden dile dolaştığı ve herkesin onu övdüğü kimsedir. “Ahmet” kelimesinin anlamı da bunun aynısıdır. Hatta “Ahmet” kelimesinde var olan övülmüşlük “ism-i tafzil” olduğundan dolayı Muhammed kelimesinde yoktur. Bu övülmüşlük Yunanca olan “Pırıklitus” kelimesinde de vardır.

Günümüz Hıristiyanları, tercüme edilmiş İncillerde bu kelimeyi “teselli veren” şeklinde çevirmişlerdir. İncil kitabını okuyan okuyucular “teselli veren” kelimesiyle karşılaştıkları her yerde “Farkilit” kelimesinin tercümesi olduğunu bilmeliler. Hıristiyanların inancına göre “Pırıklitus” kelimesindeki “p” ve “r” harfleri fethe şeklindedir, dolayısıyla “pereklitus” şeklinde okuyorlar. Onlar şöyle diyorlar: Eğer “p” ve “r” harfleri kesre şeklinde olmuş olsaydı Ahmet anlamına gelirdi, Ama fethe şeklinde olduğu için “teselli veren” anlamındadır. Ne var ki bize göre birinci tercüme doğrudur. Kur’an-ı Kerim’de de şöyle buyurulmuştur:

“Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmet adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim” demişti.”[1]

İncil’de, Hz. Mesih’ten (a.s) sonra İslam Peygamberi’nin (s.a.a) geleceğine dair açık deliller vardır ve biz, buna ayrıntılı cevapta işaret edeceğiz.

Ayrıntılı Cevap

Hz. Resulullah (s.a.a) ya hakikaten peygamberdi ya da -Allah’a sığınırız- yalan yere peygamberlik iddiasında bulundu. Eğer gerçekten peygamberse, o halde Kur’an’ın sözü, “p” ve “r” harflerinin kesre yani “Pırıklitus” şeklinde olduğunun doğru olduğuna delildir. Ama eğer –Allah’a sığınırız- yalan yere peygamber olduğunu iddia etmiş olsa bile yine de onun sözü doğrudur. Çünkü Resulullah’ın (s.a.a) kendi davasına güvenmeksizin Hıristiyanların elindeki kitaba dayanması akıllıca bir iş değildir. Peygamber (s.a.a), İncil ve Yunanca lügatinden haberdar olmadığı için, bu kelimeyi Yunancayı bilen Hıristiyan âlimine söylemişti ve o âlim de bu haberi Peygamber’e (s.a.a) vermişti. Söz konusu âlim Yunan lügatini çok iyi biliyor ve Yunancayı da okuyabiliyordu, o halde “Ahmet”in manasını bilen bu âlim, “teselli veren” kelimesinin anlamını daha iyi (bitariki evla) bilecektir. İncil Kitabı’nda “Pırıklitus” (kesre okunuşuyla) kelimesini görmüş ve bilirkişiliğiyle “teselli veren” kelimesine itiraz ederek, bu kelimeyi “Ahmet” olarak tercüme etmiştir.

Bu açıklama doğrultusunda o zamanın İncil nüshalarında “teselli veren” anlamındaki “Pereklitus” (P ve r harflerinin fethe okunuşuyla) olarak değil, “Ahmet” anlamındaki “Pırıklitus” (kesre telaffuzuyla) olarak yazılıyordu.

Hıristiyanlar, “Farkilit”in Ruhu’l-Kudüs olduğuna ve Mesih’in (a.s), “Farkilit”in Havarilere ineceği vaadi verdiğine inanırlar. Ama “Farkilit”in, Ruhu’l-Kudüs değil de muayyen bir fert olduğuna dair birçok delilimiz vardır:

1. Çok eski mütercimler (Farkilit’i) özel bir insan olarak bilmiş olmaları hasebiyle, bu lafzın aynısına tercümelerinde yer vermişlerdir. Eğer bu lafızı “teselli veren” şeklinde anlamış olsalardı, bu lafza tercümelerinde yer vermezlerdi.

2. Birbirini destekleyen çeşitli tarih kaynaklarında, Hıristiyanların İslam’dan önce bu lafzı muayyen bir ferde tatbik ettikleri görülmektedir. Örneğin, miladi ikinci asırda “Mentanes” ismindeki Hıristiyan bir şahıs, Anadolu’da Farkilit’in olduğunu iddia etmiş ve o zamanın Hıristiyanlarından bir gurup da ona yönelmişlerdir.

3. İncil’in 14. bölümünün 16. âyetinde şöyle yer alır: “Ben, babadan sizin için başka bir Farkilit göndermesini istiyorum.”

Bu sözden “Ben Farkilit’im, benden sonra başka bir Farkilit gelecektir” anlamı çıkar. Ancak Farkilit, çok övülen, ismi dilden dile dolaşan ve herkesin onu iyilikle andığı “Ahmet” anlamına gelirse bu ibare bu şekilde mana edilebilir. Yani “Ben güzel isimli bir ferdim ve babadan, başka bir güzel isimli bir ferdi göndermesini istiyorum” anlamına gelebilir.

Ama eğer “Farkilit” kelimesi, “teselli veren” anlamında olursa, İsa’nın (a.s) kendisinin “teselli veren” bir kimse, Muhammed (s.a.a) ya da Ruhu’l-Kudüs’ün de başka “teselli veren” bir kimse olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü Havariler, Hz. Mesih’in (a.s) gökyüzüne çekilmesinden (Su’ud) dolayı üzüntü içindeydiler ve Hz. Mesih, gökyüzüne yükselişinden sonra, artık Hıristiyanlara teselli veremez ve teselli verecek başka bir Ruhu’l-Kudüs de olamazdı. Zira kendisi gökyüzüne çekilmişti.

4. 26. âyette şöyle yazar: “O, her şeyi size öğretecektir ve size söylediklerimi tekrar size hatırlatacaktır.”

Bu ibareden, Hz. İsa’nın (a.s) hitabının dünyanın sonuna kadar ümmetin bütünüyle beraber olacağı anlaşılıyor. Zira o şöyle buyuruyor: Benim ümmetim olan sizler, benim sözlerimi unutacaksınız ve Farkilit, size hatırlatacaktır. Onlar Hz. Mesih’in (a.s) sözünü unutmadılar ama zamanla putperestlik itikadı Hz. Mesih’in (a.s) sözleriyle karıştırıldı ve sözlerini unuttular ve Hz. Mesih’e (a.s) Allah ve Allah’ın oğlu dediler ve Teslise inandılar. Allah Teâlâ, Mesih’in (a.s) sözlerini ve onun Allah’ın kulu olduğunu hatırlatmak için, Farkilit’i yani Muhammed bin Abdullah’ı (s.a.a) gönderdi.

5. 30. âyette şöyle geçer. “Vuku bulmadan önce şimdi sizler için söyledim ki vuku bulduğunda iman getiresiniz.”

Ruhu’l-Kudüs bir kimsenin kalbine indiği zaman, özellikle Havariler onun indiğinden şek etmez. Aksi takdirde vahyin nüzulünden sonra peygamberlerin kendilerinin, onun sıhhatinde şek etmeleri gerekirdi. Oysa böyle bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla Ruhu’l-Kudüs’ün nüzulünde Havarilerin ona inanmaları için Hz. Mesih’in (a.s) daha önce Ruhu’l-Kudüs’ün geleceğini haber vermesine ihtiyaçları yoktur. Farkilit’ten maksat insanların doğru olduğunda şüphe ettikleri peygamberdir. Hz. İsa (a.s) gelmeden önce onun geleceğinden haber verdi ki geldiği zaman peygamber oluşunda şek etmesinler.

6-7. 15. bâbın 26. âyetinde şöyle geçer: “O benim hakkımda tanıklık eder ve siz de, ilk günden beri benimle olduğunuz için tanıklık edersiniz.”

Bu ibareden, Hz. İsa’yı (a.s) inkâr edenlerin Onu incittikleri açıkça anlaşılmaktadır. Dolayısıyla şöyle buyuruyor: Farkilit gelecek ve benim hak olduğuma şehadet edecektir, mucizelerimi gören sizler de şehadet edeceksiniz. Bu iki şehadet birbirlerini teyit eder ve böylece inkâr edenler için hüccet tamamlanır. Tüm bunların, Ruhu’l-Kudüs’ün Havarilere nazil olmasıyla hiçbir uyumluluğu yoktur. Zira Ruhu’l-Kudüs’ün, ilk günden beri Hz. Mesih (a.s) ile birlikte olan ve onun mucizelerini gören Havarilere, Mesih’in (a.s) hak olduğuna şehadet etmesine ne lüzum vardır? “O ve siz, şehadet edeceksiniz” –birbirinizi teyit edeceksiniz- buyruğu inkar edenlerin mukabilindedir. Böyle olmaması durumunda, Ruhu’l-Kudüs’ün şehadetini Havarilerden başkası işitmeyecek ve hiçbiri bir diğerini teyit etmeyecektir.

8. (16: 7) bâbında şöyle denir: “Eğer ben gitmezsem, Farkılıt gelmeyecektir.”

Bu ibare, Havarilere nazil olan Ruhu’l-Kudüs’e uymuyor. Çünkü Hz. İsa’nın (a.s) ahdinde de Ruhu’l-Kudüs Havarilere inmişti ve İncil’in nassına göre bu, Hz. Mesih onları, İsrail şehirlerine gönderdiği zaman gerçekleşmiştir.

9. 8. âyette şöyle geçer: “O geldiği zaman âlemi günahı terk etmeye ve doğruluk ve adalete zorunlu kılar.”

Bu ibare, bizim Peygamberimize (s.a.a) sıdk (şamil) ediyor. Çünkü o Hz. Resulullah (s.a.a), tüm dünya insanları içindir ama Ruhu’l-Kudüs ise batındadır ve Havarilerin gönlüne nazil olmuştur; tüm dünya insanları için değildir.

10. 13. âyette şöyle geçer: “O kendinden söz söylemez aksine, işittiğini söyler ve gelecekten haber verir.”

Bu ibare, insana uymaktadır. Hıristiyanların inancına göre Ruhu’l-Kudüs ise Allah ile birdir. Dolayısıyla “Her işittiğini söyler” ifadesi bu bağlamda bir anlam taşımıyor.

Aynı şekilde 14 ve 15. âyette şöyle geçer: “O beni büyütür. Zira o benim malım olan şeyleri alır ve size haber verir. Babaya ait olan her şey bana aittir. Bu nedenle bana ait olanları alır ve size haber verir.” Söylenilenlerden hiç birisi Ruhu’l-Kudüs’e tatbik edilemiyor.

İncil’in ibarelerine eleştiriler yapılmıştır. Bu eleştiriler şunlardır:

Birinci eleştiri: “Farkilit”in tefsirinde “Doğruluk ruhu” üç yerde ve “Temiz ruh” da bir yerde gelmiştir. Bu, Müslümanların iddiasıyla uyuşmaz, dolayısıyla “Farkilit”ten kasıt Ruhu’l-Kudüs’tür.

Cevap: Yuhanna’nın ıstılahında ruh kelimesi sıkça gelmiş ve bundan da peygamber kastedilmiştir. O halde “Doğruluk ruhu” yani hak peygamber ve “Temiz ruh” yani temiz peygamber kastedilmiştir, Hıristiyanların icat ettikleri “Üçüncü Oknum (unsur)” değil. Nitekim Yuhanna’nın (4:1-6). risalesinde şöyle denir: “Ey dostlar! Her ruhu (yani her peygamberi) doğrulamayın, onların Allah katından gelip gelmediklerini sınayın. Çünkü dünyada peygamberlik iddiasında bulunan pek çok kimse olmuştur. Allah’ın ruhunu (yani Allah tarafından peygamberlikle görevlendirilen kimse) böyle tanıyınız. İsa Mesih’in cisme girip geldiğini itiraf eden ruh, Allah tarafındandır… Biz Allah’tanız o halde Allah’ı tanıyan herkes bizim sözümüzü dinlesin. İşte biz, “Doğru ruhu” ve yalancı ruhu buradan tanırız (yani hak peygamberi ve batıl peygamberi).”

Burada “Doğru ruh” hak peygamber manasında olduğu gibi Farkilit tefsirinde de bu anlamdadır. Daha önce “tercümede şaşırtmak için Ruhu’l-Kudüs kelimesini getirmişlerdir” dememizin sebebi de bundandır. Oysa”Ruh-i mukaddes” yani pak peygamber demeleri gerekirdi.

İkinci eleştiri: Bir paragrafında şöyle denmektedir: “Dünya onu tanımadığından ve görmediğinden ötürü ona takati yoktur. Ama siz, yanınızda mukim ve sizde sabit olduğu için onu tanırsınız.” Bu ibareler, İslam Peygamberine uymuyor, diyorlar. Zira Havariler, Hz. Resulullah zamanında yaşamamışlar ve onu görmemişlerdir.

Cevap: Nebiler, o an için hazır olan özel bir grubu değil, ümmetin tamamını muhatap alırlar. Hz. Musa’nın (a.s) hazır olan cemaate sizin kardeşleriniz arasından Allah tarafından görevli bir peygamberin çıkacağı bağlamında verdiği haber buna delildir. Müjdesini verdiği peygamberin risaleti dönemindeki halk o esnada yoktu, Farkilit’in (müjdesi verilmiş peygamber) geleceği zamanda da Havariler yoktur.

Üçüncü eleştiri: Hz. Mesih şöyle buyurdu: “Dünya onu görmez ve tanımaz.” O görülmeyen Ruhu’l-Kudüs’tür. İslam Peygamberini ise herkes görüyordu!

Cevap: Tanımamak ve görmemekten maksat nübüvvet ve peygamberlik makamıdır. Peygamberi tanımamak ve onu görmemek değildir. Matta İncil’inde de (11: 27) buna benzer sözler vardır: “Baba dışında hiç kimse “Oğlu” tanımaz ve “Oğul ve o ki…dışında hiç kimse “Baba”yı tanımaz.”

Yuhanna’da (8: 19) şöyle geçer: “Siz, beni tanımıyorsunuz, Babamı da tanımıyorsunuz. Beni tanımış olsaydınız Babayı da tanırdınız.” Hakeza Yuhanna’da (14: 7) şöyle geçer: “Eğer beni tanımış olsaydınız, babamı da tanırdınız, şimdiden onu tanıyorsunuz ve onu gördünüz…”

Bu eleştirinin cevabı da şudur: Bütün bu ibarelerde var olan “görmekten” maksat gözle görmek değil, tanımak ve marifettir.

Dördüncü eleştiri: Farkilit hakkında şöyle dedi: “O, sizin yanınızda mukimdir ve sizinle sabit kalacaktır.” Bu da Havarilerde varolan Ruhu’l-Kudüs’tür. Hz. Resulullah ise onlardan sonra geldi ve onlardan ayrıydı!

Cevap: Bu ibareden “Bundan sonra mukim olacaktır” kastedilmiştir. Zira daha önce: “Ben, “Baba”dan sizin için başka bir Farkilit göndermesini isteyeceğim.” O zaman olmadığı için şöyle buyurulmuştur: “Ben gitmeyene kadar, o size gelmeyecektir.”

Aynı şekilde (14:11) şöyle geçer: “O, sizinle ebede kadar kalacaktır.” Buradaki “Siz” ile “Havariler” kastedilmemiştir. Zira Havariler ebede kadar kalıcı değillerdir. “Ebede kadar kalmak” ile kalplerde iman ve muhabbetin kalması kastedilmiştir, nitekim şöyle buyurulmuştur (14: 18): “Ben, kendimin Babasıyım ve siz, bendensiniz ve ben de sizdenim.” O’nun cismi ümmet içinde değil, iman ve sevgisi ümmet içindedir. Aynı şekilde Farkilit’e (yani) “Ahmet”e (s.a.a) olan iman ve ona duyulan sevgi sonsuza kadar gönüllerdedir.

Şu noktaya dikkat edilmesi zaruridir: Biz, Ruhu’l-Kudüs’ün Hz. Mesih’ten (a.s) sonra Havarilere ineceğini ve Hz. Mesih’in (a.s) böyle bir vaatte bulunduğunu veya bulunabileceğini reddetmiyoruz. Ne var ki bizim söylemek istediğimiz şey şudur: Hz. Mesih’in (a.s) bu bağlamda vermiş olduğu söz (vaat) ile Farkilit’in geleceği hakkında vermiş olduğu vaat farklıdır. Hz. Mesih birçok vaatte bulunmuştur: Onlardan birisi Ruhu’l-Kudüs, diğeri kendisinin geleceği, üçüncüsü Allah’ın melekûtu, yani dünyadaki insanların putperestlikten Allah’a ibadet etmeye yöneleceği ve Allah’a ibadetin yeryüzünde putperestliğe galip geleceği hakkındaki vaadidir. Dördüncüsü Havarilerin Allah yolunda çekecekleri zorluklar ve görecekleri işkenceleri bildirmesidir. Bu vaatlerden bir diğeri (beşincisi) Farkilit’in yani ahir zaman peygamberinin geleceği hakkındaki vaadidir.[2]

Buna binaen, bunların bütünü, İslam Peygamberi’nin (s.a.a) İncil’de müjdelendiğinin apaçık delilleridir.

–—


[1]     Saf, 6.

[2]     Alıntı: Şa’arani, Ebu’l-Hasan, Rah-ı Saadet (İsbat-ı Nübüvvet), 3. baskı, Tahran, Kitaphane-i Saduk, h.ş. 1363, s. 241-251. (özet)