Mümin kendisine karşı insaflı davranmayan kimseye insaflı davranır. Gurer’ul-Hikem, 1410 İmam Ali (a.s)

Kisa Hadisi

Kisa Hadisi

Soru

Kisa hadisinin önemini açıklayınız.

Kısa Cevap

Hadis kitaplarında ve Mefatihu’l-Cinan adlı dua kitabında zikredilen hadis-i şerifin iki açıdan önemi vardır: Birisi imamet ve velayet diğeri ismet (masumiyet) cihetidir.

Ehl-i Beyt’in imamet ve velayeti bu hadiste ispatlanmaktadır. Peygamber (s.a.a) hadisin kendisinde nakledilmiş o has eylemi ve söylemi ile velayet ve imameti Ehl-i Beyt’e has kılıyor. Ehl-i Beyt hariç hiç kimsenin içinde bulunmadığı evde onları bir aba (cübbe) altında toplaması, Hz. Ali’nin halifeliğine delalet eden cümleleri sarf etmesi ve en sonda Peygamber (s.a.a) ile Ehl-i Beyt arasında var olan derin bağa delalet eden yüklemleri kullanması bunun delilidir. Ehl-i Beyt’in (a.s) ismetinin ispatı itikadi ve kelami kaynak kitaplarında şu aşağıdaki cümleye isnat ediliyor: “Onlardan ricsi (pislik ve kötülük) götür ve onları tertemiz kıl.” Dolayısıyla hadiste iki önemli mesele; imamet ve ismet vardır.

Ayrıntılı Cevap

Kisa hadisi hakkında çok sayıda rivayet vardır.[1] Hepsinden anlaşılan nokta şudur: Peygamber (s.a.a) Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i (s.a) çağırdı veya kendisi onların yanına vardı, bir abayı alıp üzerlerine örttü ve şöyle buyurdu:

“Allah’ım! Bunlar benim Ehlibeyt’imdir. Rics ve pisliği onlardan uzaklaştır.”

Bu esnada Ahzap Sûresinin 33. âyeti indi:

“Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.”

Ehl-i Sünnet’in tanınmış ve meşhur âlimi Hâkim-i Haskani Nişaburî Şevahidu’t-Tenzil[2] adlı eserinde ve hakeza İbn Tavus[3] bu rivayetleri farklı yollarla farklı ravilerden naklederek bir araya toplamıştır. Ama bizim dikkate aldığımız rivayet, Abbas Kummî’nin Mefatihu’l-Cinan adlı eserinde naklettiği Kisa Hadisi’dir. Bu nakil, mana açısından önem arz eden iki noktayı içermektedir.

1- İmamet ve Velayetin İspatı:

Kisa hadisi ilk merhalede imamet ve velayet meselesine işaret ediyor ve bu makamı Ehl-i Beyt’e münhasır kılıyor.

a) Ehl-i Beyt’in İmamet Makamı: Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) münasip yerler ve zamanlarda Hz. Ali’nin (a.s) halifesi olduğunu söylemişti. Kisa Hadisi o yerlerden birisidir. Hz. Muhammed (s.a.a) bu hadisin bir kısmında İmam Ali’yi kardeşi, vasisi, halifesi ve bayraktarı olarak tanıtmıştır.[4] Ehl-i Beyt makamını ve onların nezdindeki değer ve önemini belirtmek ve vefatından sonra onların hürmetinin korunması için Ehl-i Beyt’ini aba (kisa) altında topladıktan sonra şöyle buyurdu:

“Bunlar benim Ehl-i Beytim, özel (havas) kimseler ve yakınlarımdırlar. Onların eti benim etim, kanları benim kanımdır. Onları inciten her şey beni incitmiş, onlara eziyet eden her şey bana eziyet etmiştir. Onlarla savaşan herkes beninle savaşmıştır. Onlar bendendirler, bende onlardanım. Bundan dolayı selam, bereket, şefkat ve mağfiretini benim ve onların üzerine kıl. Onlarla barış içinde olan herkesle barış halindeyim. Onlarla düşmanlık yapan herkesle düşmanım. Onlarla dost olan herkesle dostum.”

b) İmamet Makamının Ehl-i Beyt’e Münhasır Kılınması: İmam Hasan, İmam Hüseyin, Hz. Fatma (s.a) İslâm peygamberi Resul-i Ekrem’in (s.a.a) huzuruna vardıktan sonra O, onların üzerlerine “Kisayı Yemani=Yemani abası” nı attı ve Allah’tan, onları rics ve pisliklerden temiz kılmasını temenni etti. Bu esnada âyet-i kerime indi. Burada doğal olarak şöyle bir soru akla gelir: Acaba gerçekten yaptığı bu eylem için Peygamber’in (s.a.a) bir delili var mıydı, yoksa delilsiz ve boş olarak mı bu eylemi yaptı? Cevaben Peygamber’in (s.a.a) sahip olduğu o yüce makamı ve bilgiyi göze aldığımızda boş ve delilsiz bir işi yapmayacağı kesin bir şekilde anlaşılmaktadır.[5]

Dolayısıyla Hz. Resul’ün (s.a.a) yapmış olduğu bu işin muhakkak bir delili ve hikmeti vardır. “İnnema yuridullahu li yuzhibe ankum…” âyetinden önceki ve ondan sonraki âyetlerin akışına biraz dikkat edersek Peygamber’in maksadı anlaşılır. Kendi Ehl-i Beyt’ini kâmil bir şekilde tanıtıp diğerlerinden ayırtmak istemiştir. Bu âyetin sadece o grubu kapsadığını ifade etmiştir. Böylece artık kimsenin Peygamber’in (s.a.a) aile fertlerinin tümünü bu âyete muhatap kılamamasını amaçlamıştır. Yani eğer Peygamber efendimiz (s.a.a) bu uygulamayla kendi Ehl-i Beyt’ini ayırt etmemiş olsaydı, Peygamber’in hanımları da bu âyetten yararlanarak kendilerini bu âyetin kapsamına sokarlardı. Bu nedenle bazı rivayetlerde şöyle nakledilmiştir: Peygamber (s.a.a) şu cümleyi tekrar etmiştir:

“Allah’ım benim Ehl-i Beyt’im bunlardır. Onlardan tüm kirleri uzaklaştır.” [6]

Ehl-i Sünnet kaynaklarında da Peygamber (s.a.a) 40 gece devamlı sabah namazına yakın bir zamanda Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın (s.a) evinin kapısını çalardı ve şöyle buyururdu:

“Ey Ehl-iBeyt-i Nübüvvet! Allah’ın rahmeti üzerinize olsun. Ey Peygamber’in ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor”[7][8]

2- İsmetin İspatı:

Bu rivayet Ehl-i Beyt’in (a.s) ve bunun ardından tüm imamların bütün pislik ve kirlerden masum olduğuna işaret etmektedir. Bu olay ve bu hadis “Ey Peygamber’in ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” âyetinin nüzul sebebidir. Dolayısıyla hem bu âyet-i kerime Ehl-i Beyt’in (s.a) masum olduğunu ispatlıyor, hem de söz konusu olan Kisa Hadisi.

Yukarıda zikredilen âyetin tefsirinde bazı müfessirler “rics” i şirk veya zina gibi kötü olan bazı büyük günahlar şeklinde açıklamışlardır. Oysa “rics” i bu tür günahlara münhasır kılmak için hiçbir delil yoktur. Bilakis “rics” kelimesinin mutlak bir şekilde zikredilmesi (ve sahip olduğu elif ve lam-ı cins nedeniyle) her çeşit kötülüklere, kirlere ve pisliklere delalet ediyor. Zira tüm günahlar “rics” tir. Bu nedenle bu kelime Kur’ân-ı Kerim’de “şirk”, “alkollü içkiler”, “kumar”, “nifak”, “pis ve haram etler” ve buna benzer şeyler için kullanılmıştır.[9]

Diğer taraftan Allah’ın iradesinin gerçekleşmemesi mümkün değildir. “İnnema yuridullahu li yuzhibe ankumu’r-ricse ehle’l- beyti ve yutahhireküm tathira” âyeti Allah’ın kesin iradesine delalet etmektedir. Özellikle âyet-i kerimedeki “innema” Arapça dilinde hasr ve tekit edatıdır. Bu edatın gelmesi, bu görüşü daha da pekiştiriyor. Buna dikkatle Allah’ın kesin iradesinin Ehl-i Beyt’in her çeşit kötülüklerden, pisliklerden ve günahlardan pak kalmasına taalluk etmiş olduğu açıklanmış olacaktır. İşte bu masumluk makamıdır.

Şu nokta da dikkate şayandır ki, bu âyetteki ilahi iradeden maksat, O’nun helal ve haram bağlamında var olan hükümleri ve düsturları (iradeyi teşrii) değildir. Zira bu düsturlar kapsamlıdır ve herkes içindir. Ehl-i Beyt’e has olan düsturlar değildir. Bu nedenle “innema” kelimesiyle uyuşmuyor.

Dolayısıyla bu irade bir tür ilahi yardımın var olduğuna işaret etmektedir. Bu irade Ehl-i Beyt’in masumluğuna ve devamlılığına yardım ediyor. Aynı zamanda Ehl-i Beyt’in özgür iradeye sahip olduğuyla da tezat teşkil etmiyor.

Gerçek olarak bu âyetin anlamı Ziyaret-i Camia’da zikredilen muhtevanın aynısıdır. Ziyaret-i Camia’da şöyle okuyoruz: “Allah Teâlâ sizi ayaklarınızın kaymasından (günah işlemekten) muhafaza etti. İnhirafların fitnesinden güvence altına aldı. Karışıklardan pak etti. Kötülükleri sizden uzaklaştırdı. Kâmil bir şekilde sizi tertemiz kıldı.” [10] Bu açıklamaları dikkate alarak yukarıdaki âyetin Ehl-i Beyt’in (a.s) ismet makamına sahip olduğuna delalet ettiğine dair kesinlikle şüphe duyulmamalıdır.[11] Yukarıda zikredilen noktaların açıklanmasıyla Ehl-i Beyt’in (a.s) velayeti ve ismetini ispatlayan “Kisa Hadisi” nin önemi açıklanmış oldu.

–—


[1]     Hillî, Hasan b. Yusuf, Nehcu’l-hak ve Keşfu’l-hak, Müesesse-i Daru’l-Hicre, Kum, h.k. 1407, s. 228-229; Müsned-i Ahmet b. Hanbel’de farklı kanaldan, el-Cem’u veyne’s-Sihahi’s-Sünne’de Ümmü Seleme’den şöyle dediği nakledilmiştir: Fatime, Peygamber’in yanına vardı Peygamber şöyle buyurdu: “Kocanı ve her iki çocuğunu çağır gelsinler.” Hepsi Hayber abasının (kisa) dibinde idiler, bu âyet nazil oldu: “Yani Ey Peygamber’in ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” Hz. Peygamber (s.a.a) abanın köşesini aldı ve gökyüzüne işaret ederek şöyle buyurdu: “Bunlar benim Ehl-i Beytimdir.” Ümmü Seleme diyor: “Başımı abanın (kisa) altına koydum ve bende Ehl-i Beyt’tenim” dedim. Hz. Peygamber (s.a.a) “Sen iyi bir kimsesin (ama Ehl-i Beyt’ten değilsin).” dedi. Bu mananın aynısı Sünen-i Ebi Davud, Muvta-i Malik, Sahih-, Müslim’in farklı yerlerinde nakledilmiştir.

[2]     Haskanî, Hâkim, Şevahidu’t-Tenzil li Kavaidi’t-Tefzil, Müesesse-i tab’i ve Neşr, 1411, Tahran, c. 2, s. 17.

[3]     Seyyid İbn Tavus, et-Teraif-ufi Marifeti Mezahib-iet-Tevaif, Neşr-i Hayyam, h.k. 1400, c. 1, s. 124.

[4]     Ona “Aleykumusselam ey kardeşim, ey vasim, halifem ve bayrağımın sahibi” dedi.

[5]     “O, nefis arzusu ile konuşmaz (Size okuduğu) Kur’ân ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.” (Necm, 3-4).

[6]     Şeyh Saduk, Emali es-Saduk, Neşr-i Âlemi, Beyrut, h.k. 1400.

[7]     Ahzab, 33.

[8]     el-Mucemu el-Evset li’t-Taberani, c. 17, s. 483, hadis no: 8360.

[9]     Hac, 30; Maide, 90; Tevbe, 125; Enam, 145.

[10]    “Allah sizi zelil edici şeylerden korusun, fitnelere karşı güvencede karar kılsın, pisliklerden temiz tutsun, ricsi sizden götürsün, sizi tertemiz kılsın.”

[11]    Mekarim Şirazî, Nâsır, Tefsir-i Numûne, Daru’l-Kutubi’l-İslamiye, Tahran, h.ş. 1374, c. 17, s. 298.