Hüseyin (a.s)’ı ziyaret ediniz, ona cefa etmeyiniz (bu hususta kusur etmeyiniz). Çünkü o, cennet ehli gençlerinin efendisi, şehitlerin ise serveridir.Kamil’uz- Ziyarat, s.109 İmam Cafer-i Sadık (a.s)

Kur’anın Risaleti

Kur’anın Risaleti

 

Kur'an-i Kerim'de Sosyal İlişkiler

Kur'an, hitaplarını çoğul kiplerde söyleyerek halkı birliğe çağırmakta ve sosyal meselelere ilişkin hayatın tanzim edilmesinde toplumu sorumlu tutmakta ve insanın fıtratına uygun olan, beşerin en güzel biçimde yaratılış ilkesine uyum sağlayan birtakım kanun ve sünnetleri bizlere bildirmektedir.
Bu sebepledir ki, bölünmeye yol açarak eşrefi mahluku esfeli safilin derecesine iten bütün hal ve davranış biçimlerini şiddetle kınamış, ilahi rızaya uygun olan birlik, sevgi ve muhabbete yol açan hal ve davranışları ise övmüştür. Şeytanın ığva aracı olan ırkçılık, kabilecilik, zaman, mekan, iklim ve benzeri farklılıklardan doğan ayrımlara ise, sadece toplumların birbirleriyle olan tanışma çerçevesi dahilinde izin buyurmaktadır. Hal böyle olunca, İslam insanların birbirlerinin rengi, makamı, maddi durumu, soysop vb. şeytani fısıltılardan dolayı küçümsemelerini veya birbirlerine karşı böbürlenmelerini şiddetle reddetmekte ve bu davranış biçimlerini cahiliye adetleri olarak değerlendirmektedir. Üstünlüğü ise Allah'a olan yakınlıkta, Allah'tan çekinip emirlerine uymakta ve O'nun yasaklarından sakınmakta görmektedir. Fertlerin birbiriyle olan ilişkilerinde güzel kardeşlik ilkelerine riayet etmeyi buyuruyor: "Mü'minler ancak kardeştirler."[1] ayeti kerimesiyle bütün müslümanlara farz kılmakla yetinmeyip evrensel bir inanç olduğu için samimiyet ve adeletin, inananinanmayan ayrımı yapılmaksızın bütün beşer arasında uygulanmasını şart koşarak herhangi bir şahıs veya grup fitne çıkarma hayaline kapılıp zulmetme ve tecavüz hevesini tasarlamadıkça onlarla eşitlik ve adalet esasınca muamele edilmesi, karşılıklı saygının tüm yönüyle korunması gerektiğini vurgulamıştır. Kur'ânı Kerim bu hususta şöyle buyuruyor: "Allah, sizinle din konusunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletle davranmaktan sakındırmaz. Allah, adaletle muamele edenleri sever." Allah, ancak sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardımcı olanları dost edinmekten sizi sakındırır. Onları dost edinenler zalimlerin ta kendileridir."[2]
Öte yandan insan "en güzel surette"[3] yaratıldığından dolayı o en güzel davranışla karşılaşma liyaketine sahiptir. İşte bunun içindir ki, Kur'anı Kerim şöyle buyuruyor:
"Kullarıma de ki: ‘En güzel olanı söylesinler.’ Gerçekten de şeytan onlar arasında pislik çıkarmaya çalışıyor."[4] ve "İnsanlara güzel söz söyleyin"[5]
Bu ayetlerde geçen konuşma ve söylemekten maksat, sadece teorik davranış değildir, hayatın her safhasında pratiği mümkün olan davranış biçimidir.
Her ne kadar İslam sınırlarına saldıran harici güçleri yok edinceye kadar onlarla savaşmak gerekiyorsa da, İslam sınırları içerisinde herhangi bir ihtilaf ve çelişki ortaya çıkarsa zahirde düşman sayılan müslüman kardeşi yok edici fiillerden kaçınmak ve düşmanlığı gidermek gerekir.

Düşmanı yok edip ortadan kaldırmak çok zor bir iş değildir. Düşmanlığı giderip insanları dostluk ortamına kavuşturmak çok zor bir iştir ve bunu ancak salih düşünürler başarabilir. "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olan şeyle sav. İşte o zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluverir."[6]
Binaenaleyh, İslam muhiti, sevgi ve muhabbet ekseni etrafında dönen aile muhitine benzer. Bu muhitte devamlı olarak "Onlarla iyilikle geçinin" nidası duyulmakta ve fertlerin hem birbirleriyle kaynaşıp birleşmeleri ve hem birbirlerinden ayrılmaları, ihsan ve iyiliklere bağlı bulunmaktadır. "Ya iyilikle tutmak, ya da güzellikle salıvermek." Büyüklere karşı ise "Onlardan biri ya da ikisi senin yanında ihtiyarlık yaşına varırsa onlara asla sert konuşma, onlara bağırma, onlarla güzel konuş." emri sürekli saygılı olmayı vurgulamaktadır. Buna karşılık büyüklerin akıllarından kaynaklanan sevgileri devamlı olarak küçüklerin yaşantısına kesintisiz olarak muhabbet ürünlerini sunmaktadır. İşte İslam toplumunda geçim ve davranış üsulleri bu ilkeler üzerine kuruludur.
Kur'anı Kerim'e göre; toplumsal hayatın hukuku ilişkileri eşitlik ve karşılıklı adalet temelleri üzerine dayalıdır. Bu yüzden de adaleti emrettiği gibi zulmetmeyi de menediyor. Zulmetmek devamlı zulme boyun eğmekle içiçedir. Bu konunun önemi Kur'anı Kerim'in ayetlerinden istinbat edilmektedir. Zira Kur'anı Kerim'in birçok ayeti bütün peygamberlerin mesajlarının adaletin uygulanması olduğunu açıklamaktadır: "Andolsun, biz, peygamberlerimizi apaçık belgelerle gönderdik, insanlar adalet üzerinde dursunlar diye onlarla birlikte kitap ve mizan (adalet) indirdik."[7]
"Ey iman edenler, Allah için adaleti ayakta tutup ona şahit olanlardan olun."[8]
"Ey iman edenler, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutanlardan olun."[9]
Bu arada Kur'ânı Kerim'in adalete emreden ayetlerinin yanısıra bir kısım ayetleri de zulüm yapmayı nehyederek bu konuda zalimin zorbalığına karşı çıktığı gibi, zulme rıza gösterilerek yaşanacak bir hayat şeklini de reddetmektedir. Ve gerçekte, zalim ile zulme rıza gösteren kişileri aynı kategori de değerlendirip her ikisini de şiddetle kınıyor. "Ne zulmeder, ne de zulme boyun eğersiniz"[10]
Kur'anı Kerim, kabiliyetlerin farklı olmasını bir imtihan ortamı ve toplum fertlerinin kendilerini ortaya koyarak toplumsal işlerin adil bir şekilde bölünmesi ve karşılıklı yararlanma için bir vesile olarak değerlendiriyor. Her türlü horlamayı, şahsiyet kırmayı, tek yönlü ve karşılıksız olarak yararlanmayı kabul etmiyor. "Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabb'in, cezası çabuk olandır ve O bağışlayan, merhamet edendir."[11]
"Onlar mı Rabb'inin rahmetini bölüyorlar. Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki, bazısı bazısına iş gördürebilsin. Rabb'inin rahmeti onların topladıklarından oldukça hayırlıdır."[12]

Allah'ın kullarına verdiği her türlü nimet ve kemal onları denemeye yöneliktir. Bu nimetler verildiği kimselerin üstünlük ve kerametine, verilmeyen kimselerin horluğuna ve düşüklüğüne delalet etmemektedir. Dolayısıyla "Ey iman edenler bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin, belki (alay ettikleri kimseler) onlardan daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınlarla alay etmesin; belki onlar, kendilerinden daha iyidirler."[13] ayeti kerimesi her türlü horlama ve böbürlenmenin önünü alıp özel, türel ve hatta toplumsal saygıyı korumayı fertten topluma kadar gerekli görüyor ki bu sayede medinei fazılanın (ideal toplumun) kurulma ortamı sağlanmış olsun. Medinei fazıla veya ideal toplumda her ferdin uygulaması gereken güzel davranış, onun sorumluluğuna göredir. Bu yüzden toplumun önemli makamlarında bulunan kimselerin, bu konudaki sorumlulukları başkalarına oranla daha fazladır. Bunun için Hz. Musa (a.s) ile Hz. Harun'a (a.s) yumuşak konuşmakla din tebliğini başlatmaları gerektiği emrolundu. "Ona yumuşak söz söyleyin, belki hatırlar veya korkar."[14] Ama Firavun, kötü tercihi sonucu, kendi inatçı topluluğu ile birlikte denizde boğulup helak oldu.
"Sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi."[15]
Hz. Resulullah'a (s.a.a) da halka karşı sevgi, tevazu ve yumuşaklıkla davranması emrediliyor:
"Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak oldun. Eğer katı kalpli sert birisi olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi."[16]
Başkalarının görüşüne saygı göstererek toplumda birliğin sağlanması, faal güçler cezbedilip fikir sahiplerinin fikirlerinden yararlanılması için çok güzel bir toplayıcı araç olan meşveret de bu doğrultuda olduğundan Hz. Resulullah (s.a.a) da ona emrolunmuştur. Zaten Resulullah'ın (s.a..a) davranış sireti de, Hak Teala'nın tavsiyesi üzerine müminlere karşı alçak gönüllü olup merhametle davranmaktı. "Sana tabi olan mümünlere karşı alçak gönüllü ol."[17]
Tuğyancılara karşı kesin şiddetli ve onurlu bir tavır alıp müfsid insanlara hoşnutsuzluğunu bildirmesi de ilahi önderin sünnetlerindendir.
"Eğer sana isyan ederlerse de ki: Gerçekten ben sizin yaptıklarınızdan uzağım."[18]
Kur'anı Kerim'de alçak gönüllü olmak, bazen çocuğun aziz baba ve annesi karşısında yaptığı gibi, küçüklüğünü belirterek itaat etmek şeklindedir. "Onlara (annebabaya) karşı merhametle alçak gönüllü ol."[19]
Bazen de küçüğe karşı ra'fet ve merhamet göstermek şeklindedir. İlahi bir önderin görevli olduğu alçak gönüllülük ve mütevazilik bu kısımdandır.
Kur'anı Kerim'in muaşeret kurallarının iyileştirilmesindeki temel amaçlarından biri bu yolla parlak toplumsal ilişkilere dayalı gerçek huzura sahip uygar bir topluluk oluşturmaktır. İyi niyetli olma emrini de böyle bir toplum için karar kılmıştır. Zira müfsid bir toplumda kandırılmaya vesile olan sadeliğin doğru olmamasına rağmen salih bir toplulukta da başkalarına karşı iyi niyetli olmak temel kurallardandır. "Birçok zanlardan kaçının, zira bazı zanlar gerçekten de günahtır."[19]

————————————————————–

1 Hucurat/10
2 Mumtehine/8.
3 Tin/4.
4 İsra/53.
5 Fussilet/34.
6 Hadid/25.
7 Maide/8.
8 Nisa/135.
9 Bakara/279.
10 En'am/165.
11Zuhruf/32.
12 Hucurat/11.
13 Tâhâ/44.
14 Tâhâ/78.
15 Âli İmran/159.
16 Şuara/215.
17 Şuara/216.
18 İsrâ/25.
19 Hucurat/12.