<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kültür ve Sanat &#8211; Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</title>
	<atom:link href="https://www.caferilik.com/makaleler/kultur-ve-sanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.caferilik.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.8.10</generator>
	<item>
		<title>Safevî ve Osmanlı Dönemi Minyatürlerinde Dinî Değerler</title>
		<link>https://www.caferilik.com/safevi-ve-osmanli-donemi-minyaturlerinde-dini-degerler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mihnaz Şayestefer &#160; Osmanlı ve Safev&#238; devletleri arasında teknik ve y&#246;ntem a&#231;ısından birbirine benzeyen bir diğer sanatsal &#246;zellik de minyat&#252;rl&#252; el yazmalarıdır. Bunlar zamanında ya savaş ganimeti olarak ele ge&#231;miş veyahut da iki &#252;lke arasında siyasi hediyeler olarak gidip gelmiştir. G&#252;n&#252;m&#252;zde İstanbul Topkapı Sarayı M&#252;zesi&#8217;nde bu dev koleksiyonu g&#246;rmek m&#252;mk&#252;nd&#252;r. &#214;te yandan bu koleksiyonda kullanılan [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/safevi-ve-osmanli-donemi-minyaturlerinde-dini-degerler/">Safevî ve Osmanlı Dönemi Minyatürlerinde Dinî Değerler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="right">
	Mihnaz Şayestefer</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Osmanlı ve Safev&icirc; devletleri arasında teknik ve y&ouml;ntem a&ccedil;ısından birbirine benzeyen bir diğer sanatsal &ouml;zellik de minyat&uuml;rl&uuml; el yazmalarıdır. Bunlar zamanında ya savaş ganimeti olarak ele ge&ccedil;miş veyahut da iki &uuml;lke arasında siyasi hediyeler olarak gidip gelmiştir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde İstanbul Topkapı Sarayı M&uuml;zesi&rsquo;nde bu dev koleksiyonu g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. &Ouml;te yandan bu koleksiyonda kullanılan teknik ve &uuml;slup başta Şiraz, Herat ve Tebriz sanat okullarının etkisinin ne derece yaygın olduğunu bizlere a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	On altıncı y&uuml;zyılın ikinci yarısında, &ouml;zellikle de 1562-1566 tarihleri arasında ve aynı şekilde Şah Tahmasb&rsquo;a ait &ouml;zel at&ouml;lyelerde bir&ccedil;ok resimli Fars&ccedil;a el yazma eser en g&ouml;rkemli ve şaşalı d&ouml;nemini yaşamıştır.</p>
<p>
	Osmanlının Kanuni Sultan S&uuml;leymanlı saltanat yıllarında, 1555 tarihinde imzalanan Amasya Antlaşması, her iki devletin uzun yıllar barış halinde yaşamasına olanak tanımış ve o d&ouml;nemde savaş ganimetleri ve diplomatik hediye adıyla minyat&uuml;rl&uuml; Fars&ccedil;a el yazmaları Osmanlı sarayına girmiştir.</p>
<p>
	Dini tasvirlerde başta Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve Masum İmamlar&rsquo;ın (a.s) y&uuml;zlerinin perde ile &ouml;rt&uuml;lmesi, onların ayrı bir nur ile &ouml;n plana &ccedil;ıkartılması ve se&ccedil;ilen konuların Şiiliğin hakkaniyet ve meşruiyetine vurgu yapması, &uuml;zerinde durulmayı ve değerlendirilmeyi bekleyen konular arasındadır.</p>
<p>
	Bu makalede, Osmanlı ve Safev&icirc; d&ouml;nemlerine ait resimli kitaplar incelenecek, &ouml;te yandan resimlerde Şiilik a&ccedil;ısından farklılık ve benzerlik arz eden y&ouml;nler, d&ouml;nemin siyas&icirc;, din&icirc;, ekonomik ve k&uuml;lt&uuml;rel hayatı g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınarak mercek altına alınacaktır.</p>
<h3>
	Giriş</h3>
<p>
	Safev&icirc;ler d&ouml;neminde kitap &uuml;retilen &ccedil;ok sayıda at&ouml;lye faaliyet g&ouml;stermekteydi. Bu at&ouml;lyelerde &uuml;retilen kitapları resimlerle s&uuml;sleyen bir&ccedil;ok nakkaş da vardı. Resimli kitaplar arasında, İsl&acirc;m resim sanatının en erken &ouml;rneklerini i&ccedil;ermesi bakımından <em>Kelile ve Dimne</em> ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Harir&icirc;&rsquo;nin <em>Makamat</em>&rsquo;ı, <em>Kelile ve Dimne </em>kadar tanınmasa da, on &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; y&uuml;zyıl başlarında bir başyapıt olarak &uuml;ne kavuşmuştu. Fars&ccedil;a yazılmış destan kitaplarının başyapıtı olan Firdevs&icirc;&rsquo;nin <em>Şahnamesi</em> de farklı d&ouml;nemlerde defalarca resimlerle s&uuml;slenmişti. Yine, Fars&ccedil;a bir başyapıt olan ve beş mesneviyi bir araya getiren Nizam&icirc;&rsquo;nin <em>Hamse&rsquo;</em>sinin<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a><em> Şahname</em>&rsquo;den geri kalan bir yanı yoktu: İ&ccedil;indeki şiirler, o d&ouml;nemde artık Safev&icirc; padişahları ve veliahtları tarafından iyiden iyiye himaye edilen nakkaşlarca en az <em>Şahname</em> kadar resimlenmişti.</p>
<p>
	Aynı d&ouml;nemde sık&ccedil;a resimlenen bir diğer eser ise, &uuml;nl&uuml; İranlı şair Sad&icirc;&rsquo;nin <em>G&uuml;listan </em>ve<em> Bostan</em> adlı &ouml;l&uuml;ms&uuml;z eseridir. Bu eser, nakkaşlara yeni ufuklar a&ccedil;mıştır.</p>
<p>
	Koleksiyoncular ve sanata destek vermeyi ilke edinmiş zenginler,&nbsp; sanat&ccedil;ıları başta yukarıda s&ouml;z ettiğimiz kitaplar olmak &uuml;zere Fars&ccedil;a yazılmış tarih&icirc; ve edeb&icirc; kitapları resimlemekle g&ouml;revlendiriyorlardı. Orijinali Arap&ccedil;a olan tarih&icirc; veya edeb&icirc; değeri y&uuml;ksek kitaplar ise, s&ouml;zgelimi Taberi&rsquo;n<em>in Tarih&rsquo;</em>i, &ouml;nce Fars&ccedil;aya terc&uuml;me edilir, ardından, tıpkı bu kitabın Paris Ulusal M&uuml;zesi&rsquo;nde bulunan Moğol Kralları ve Peygamberler Tarihi b&ouml;l&uuml;mleri gibi resimlerle s&uuml;slenirdi.</p>
<p>
	Bunlar dışında, resimlenmek &uuml;zere se&ccedil;ilen kitapların geneli din&icirc; kitaplardı. İran&rsquo;da, İsl&acirc;m dininin kabul&uuml;nden sonra, sanat ve din daima birbiriyle alakalı olmuş, birbirlerinden ayrılmamıştır. Başta H&uuml;lag&ucirc; Han tarafından, merkezi Tebriz olmak &uuml;zere Azerbaycan&#39;da kurulan İlhanlılar (1256-1335) olmak &uuml;zere, Timurlular (1370-1507) ve Safev&icirc;ler (1501-1736) d&ouml;nemlerinde saray ve saray erk&acirc;nı İsl&acirc;m &ouml;ncesinde olduğu gibi sanatla yakından alakadar olmuşlardır. Nitekim Şeyh Fazlullah Hamadan&icirc;&rsquo;nin, peygamberlerin ve padişahların hayat hik&acirc;yelerini tahkiye ettiği <em>C</em><em>amiu&rsquo;t-Tev&acirc;rih</em>&rsquo;i gibi bir dizi kitap İlhanlılar zamanında resimlenmiştir. Ebu Reyhan Birun&icirc;&rsquo;nin, farklı milletlerin takvimlerini, hukuklarını ve dinlerini, matematiksel, astronomik ve tarihsel bilgilerini kronolojik olarak anlattığı, &ccedil;eşitli k&uuml;lt&uuml;r ve medeniyetler arasında karşılaştırmalar yaptığı <em>el-&Acirc;s&acirc;ru&rsquo;l-B&acirc;kiyye ani&#39;l-Kur&ucirc;ni H&acirc;liyye</em> adlı &ouml;nemli eseri de yine bu d&ouml;nemde minyat&uuml;rlerle hayat bulmuştur.</p>
<p>
	Makalemizde maneviyatın sanata yansıması Şi&icirc;lik &ccedil;er&ccedil;evesinde incelenecektir. İleride g&ouml;r&uuml;leceği gibi makalede resimli kitapların iki t&uuml;r&uuml; &uuml;zerinde odaklanılmıştır. Bunlar, Safev&icirc; ve Osmanlı d&ouml;nemlerinde kaleme alınan <em>Siyer-i Nebi</em>, <em>Hamse-i Nizam&icirc;</em>, ve <em>Şahname-i Firdevs&icirc;</em> gibi Peygamber Efendimiz&rsquo;in (s.a.a) hayatını ele alan resimli kitaplar ile <em>Ravzatu&rsquo;s-Safa</em>, <em>Ravzat&uuml;&rsquo;ş-Ş&uuml;heda</em> ve <em>Hadikat&uuml;&rsquo;s-Suada </em>gibi Masum İmamların (a.s) hayatını konu alan resimli kitaplardır.</p>
<p>
	İran ve Osmanlı T&uuml;rkleri arasındaki sıkı siyas&icirc;, k&uuml;lt&uuml;rel ve din&icirc; bağlar on altıncı y&uuml;zyıldan on sekizinci y&uuml;zyıla kadar olduk&ccedil;a gelişmiş ve bu nedenle minyat&uuml;rlerdeki dini kavramlar bu iki &uuml;lkede birbiriyle aynı &ouml;l&ccedil;&uuml;de b&uuml;y&uuml;me ve gelişme g&ouml;stermiştir. Aslına bakılacak olursa, İran&rsquo;da Safev&icirc;ler d&ouml;neminde başlayan İsl&acirc;m&icirc; resim &ccedil;alışmaları, Osmanlı&rsquo;da saray i&ccedil;i resim ve minyat&uuml;r &ccedil;alışmalarıyla aynı tarihlere rastlamaktadır. Bu y&uuml;zden her ikisinde de resim sanatı birbiriyle olduk&ccedil;a ilintilidir ve b&uuml;y&uuml;k benzerlikler g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	Birbiri ile komşu olan bu iki imparatorluğun sınırları sanat&ccedil;ı ve bilim adamları i&ccedil;in her daim a&ccedil;ıktı. &Ouml;te yandan Osmanlı ve İranlıların saray dillerinin de ortak olması bu konuda bir hayli kolaylık sağlamaktaydı. Ayrıca Osmanlılar, yetenekli İranlı şair, yazar ve sanat&ccedil;ıları cezbetmek i&ccedil;in olduk&ccedil;a &ccedil;aba harcamaktaydılar. Safev&icirc;lerin siyas&icirc; a&ccedil;ıdan huzursuz, istikrarsız ve &ccedil;alkantılı d&ouml;nemlerinde Osmanlılar, bir&ccedil;ok İranlı sanat&ccedil;ıyı himayeleri altına almış, kendilerine ait at&ouml;lyelerde &ccedil;alışma imk&acirc;nı sağlayacaklarını vaat ederek onları bu topraklara davet etmişlerdir. Bu sanat&ccedil;ılar, yetenekleri ile birlikte, ellerinde bulunan bir&ccedil;ok resimli el yazması eseri de Osmanlı topraklarına sokmuşlardır. İşte bu y&uuml;zden biz, Osmanlı ve Safev&icirc; sanat at&ouml;lyelerinde &uuml;retilen eserlerde, eserleri birbirlerinden ayırt etmeyi g&uuml;&ccedil;leştirecek denli b&uuml;y&uuml;k benzerlikler g&ouml;rmekteyiz. Bunun nedenlerini ise şu şekilde sıralayabiliriz; &ouml;ncelikle muhtemelen bu el yazması eserlerin sanat&ccedil;ıları aynı kişilerdir ve ikinci olarak da bu &uuml;lkelerin sanat&ccedil;ıları orijinal n&uuml;shaları bir diğer &uuml;lkeye ge&ccedil;meden &ouml;nce &ccedil;oğaltıp kendileriyle beraber g&ouml;t&uuml;rm&uuml;şlerdir. Bu benzerlikler din&icirc; eserler bağlamında da inceleme altına alınabilir. Hatta bunun da &ouml;tesinde, sanat&ccedil;ıların ortak konular se&ccedil;ip resimlediklerini bile s&ouml;yleyebiliriz. Biz makalemizde, İran&rsquo;da &uuml;retilen resimli kitapların yanı sıra Osmanlı&rsquo;da &uuml;retilen resimli kitaplarda yer alan minyat&uuml;rlerden &ouml;rneklerle bu konu &uuml;zerinde duracağız.</p>
<p>
	Ama &ouml;nce, Safev&icirc;ler&rsquo;de ve Osmanlılar&rsquo;da, sanatı destekleyen iktidar sahiplerini, sanat&ccedil;ılarını ve sıklıkla resimlenen eserler &ccedil;er&ccedil;evesinde o d&ouml;nemde sanatın konumunu inceleyeceğiz.</p>
<h2>
	Safev&icirc;ler&rsquo;de Sanatın Yeri</h2>
<p>
	Safev&icirc;ler&rsquo;de Şah Tahmasb (1514-1576) ve Şah Abbas&rsquo;ın (1587-1629) saltanatı sırasında k&uuml;lt&uuml;rel hayat ve &ouml;zellikle de bilgi ve sanat g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;l&uuml;r bir şekilde gelişmişti. Bu k&uuml;lt&uuml;rel gelişmeleri de kısaca resim, minyat&uuml;r, hat, mimari, tarih ve İsl&acirc;m ilimleri olarak sıralayabiliriz. Tarih&ccedil;iler, erken d&ouml;nem Safev&icirc; h&uuml;k&uuml;metinde sanatın gelişmesini, bir taraftan Şah Tahmasb ve Şah Abbas&rsquo;ın sanata karşı c&ouml;mert ve sanat&ccedil;ıları da her daim teşvik etmelerine ve diğer taraftan da onların birer şair, sanat&ccedil;ı, araştırmacı yani kısaca sanata karşı bir hayli meyilli olmalarına bağlarlar. Behzad, Aga Mirk, Sultan Muhammed, Muzaffer Ali ve Rıza Abbas gibi d&ouml;nemin en b&uuml;y&uuml;k minyat&uuml;r ustaları bu sanat at&ouml;lyelerinde g&ouml;rev yapmaktaydılar.</p>
<p>
	Safev&icirc; h&uuml;k&uuml;mdarları, ger&ccedil;ekten de edebi ve bilim eserlerini s&uuml;sleme konusunda sanat&ccedil;ıları olduk&ccedil;a iyi teşvik etmekteydiler. İlk d&ouml;nem İsl&acirc;m b&uuml;y&uuml;klerinin biyografilerinin ve İsl&acirc;m hik&acirc;yelerinin kaleme alınması reva&ccedil;ta olmasına rağmen bu konu Safev&icirc; Şahları d&ouml;neminde daha da arttı. Bu d&ouml;nemde Reşideddin Fazlullah&rsquo;ın <em>Camiu&rsquo;t-Tev&acirc;rih&rsquo;</em>i, Feriuddin Attar&rsquo;ın <em>Tezkiretu&rsquo;l-Evliya&rsquo;</em>sı, Se&rsquo;alebi&rsquo;nin <em>Kısasu&rsquo;l-Enbiya&rsquo;</em>sı, Nasrulmeal&icirc;&rsquo;nin <em>Kelile ve Dimne&rsquo;</em>si ve Cami&rsquo;nin <em>Hiretu&rsquo;l-Ebrar&rsquo;</em>ı gibi eski yazmaların kopyalanıp yeniden yazılmasına ağırlık verilmişti. Bu kitaplarda Peygamber Efendimiz&rsquo;in (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları&rsquo;nın (s.a) y&uuml;zleri &ouml;rt&uuml;lmeksizin a&ccedil;ık&ccedil;a resimlenmiştir. Ancak 9. ve 10. y&uuml;zyıldan sonra hem Osmanlı hem de İran minyat&uuml;rlerinde, Nizam&icirc;&rsquo;nin <em>Hamse</em>&rsquo;si, Şah Tahmasb&rsquo;ın <em>Şahname</em>&rsquo;si, Mirhond&rsquo;un <em>Ravzat&uuml;&#39;s-Safa</em>&rsquo;sı ve Vaiz K&acirc;şifi&rsquo;nin <em>Ravzat&uuml;&rsquo;ş-Ş&uuml;heda</em>&rsquo;sı gibi eserlerde, Hz. Peygamber&rsquo;in y&uuml;z&uuml; ya perdelenmiş ya da başının etrafı haleyle kaplanmıştır.</p>
<p>
	Safev&icirc; İmparatorluğunda sanat, Şah Tahmasb ile altın &ccedil;ağını yaşamış ve zirveye ulaşmıştır. Bunun sebebi de hem saray erk&acirc;nının sanata olan &ouml;zel ilgi ve alakaları hem de bunun bir gelenek olarak kabul g&ouml;r&uuml;l&uuml;p, sanatın daha sonraki hanedan &uuml;yeleri arasında saygı g&ouml;rmesiydi. Aslında Safev&icirc; hanedanlığının tarihini, İran&rsquo;da sanatın gelişim tarihi olarak adlandırabiliriz. Bunun nedeni ise o coğrafyada iktisadi, siyasi ve sosyal olayların olduk&ccedil;a canlı ve iz bırakır nitelikte olmasından kaynaklanmaktadır. Biz de bu y&uuml;zden sanatın gelişim evrelerini bu olaylarla birlikte ele alıp, inceleyeceğiz.</p>
<h2>
	Osmanlı T&uuml;rkleri D&ouml;neminde Sanatın Yeri</h2>
<p>
	Osmanlı Devleti, on &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; y&uuml;zyılın son demlerinde İsl&acirc;m toprakları i&ccedil;erisinde k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir beylik olarak ortaya &ccedil;ıkmıştı. Kısa bir s&uuml;re sonra etraf b&ouml;lgeleri, başta eski Bizans&rsquo;a ait Anadolu ve Balkanlardaki toprakları kendi kontrol&uuml; altına almayı başarmış ve 1500&rsquo;l&uuml; yılların ortalarında Arapların yaşadıkları toprakları da kendi b&uuml;nyesine katmıştı. İşte Osmanlı İmparatorluğu bu şekilde İsl&acirc;m d&uuml;nyasının en değerli devletlerinden biri oluvermişti.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a></p>
<p>
	Yavuz Sultan Selim (1470-1520) d&ouml;neminde Osmanlı ordusu 23 Ağustos 1514&#39;te, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde İran sınırları i&ccedil;inde bulunan Maku şehrine bağlı &Ccedil;aldıran Ovası&#39;nda Şah İsmail&rsquo;in komutanlığını yaptığı Safev&icirc;lere karşı ger&ccedil;ekleştirilen &Ccedil;aldıran Meydan Muharebesi&rsquo;ni kazandı. Bu savaş artık, Şah İsmail&rsquo;in ilk yenilgisi olarak tarih sayfalarında yer bulacaktı. I. Selim, Safev&icirc;lerin başkenti Tebriz&rsquo;i kuşattıktan sonra şehirde bulunan bir&ccedil;ok ressam, hattat, tezhib ustası, cilt&ccedil;i, mimar, yazar ve bilgini kendi himayesinde Osmanlı payitahtı İstanbul&rsquo;a getirdi. Bu şekilde Osmanlı sanatında iyiden iyiye İran renkleri h&acirc;kim olmaya başladı. Daha &ouml;nceki d&ouml;nemlerde var olan Osmanlı sanatları da resim, yaratıcılık ve tasarım a&ccedil;ısından bu d&ouml;nemle birlikte ger&ccedil;ek bir İran taklit&ccedil;iliğine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş oluyordu. Elbette yeri gelmişken belirtilmesi gereken bir konu da; Osmanlının bu taklit ve esinlenme d&ouml;neminin ardından kendine &ouml;zg&uuml; bir sanat d&uuml;nyasına sahip olduğu ve bu şekilde &ouml;zel teknik ve y&ouml;ntemlerle rakipsiz bir konuma geldiğidir.</p>
<p>
	1520 yılında, I. Selim&#39;in ardından tahta &ccedil;ıkan ve en uzun soluklu Osmanlı padişahı olma unvanını taşıyan Kanuni Sultan S&uuml;leyman (1494-1566), ordusunun olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil;l&uuml; olması ve kazandığı zaferlerle rahatlayan imparatorluk i&ccedil;erisinde sanat ve mimariye &ouml;zel imtiyazlar getirmiştir. Elbette bu d&ouml;nemde vuku bulan sanatsal gelişmeler daha sonraki halefleriyle kıyaslanamayacak derece zayıftır. Artık bu d&ouml;nemde Kanuni Sultan S&uuml;leyman&rsquo;ın sarayı, İran şahlarından Şahruh ve Şah Tahmasb ile kıyaslanabilir konuma gelmiştir.</p>
<p>
	Kanuni Sultan S&uuml;leyman, sanatı en &ccedil;ok destekleyen padişah olarak tanınmakta ve hatta sarayında y&uuml;zlerce sanat&ccedil;ı i&ccedil;in &ccedil;alışma imk&acirc;nları sunmaktaydı. Sanat&ccedil;ılar da bu at&ouml;lyelerde yeni konu ve teknikler &uuml;zerinde denemeler yapıyor ve buluşlarını Osmanlının sanat gelişimi adına kayda ge&ccedil;iriyorlardı. Bu da Osmanlı İmparatorluğu h&acirc;kimiyeti altında bulunan topraklarda yayılarak artıyordu. O d&ouml;nemde Kanuni Sultan S&uuml;leyman, sanat&ccedil;ı ve mimarların daha iyi hizmet ve randıman verebilmeleri i&ccedil;in olduk&ccedil;a iyi olanaklar sunmuştu. &Ouml;te yandan merkezi idari yapılar arasında en &ccedil;ok istihdam edilen b&ouml;l&uuml;m g&uuml;zel sanatlar &uuml;zerine oluyordu. Bu idari merkezlere saltanat sanat evleri denilmekteydi. Bu merkezler ilk &ouml;nceleri el yazma kitapların s&uuml;slenme ve minyat&uuml;rlerle bezenmesi i&ccedil;in kullanılırken daha sonraki d&ouml;nemlerde fonksiyonları arttırılmış ve mimari dekorasyon başta olmak &uuml;zere metal işleme, dokuma ve seramik gibi faaliyetler i&ccedil;in de kullanılmıştır.</p>
<p>
	Aslında T&uuml;rkiye&rsquo;de minyat&uuml;r sanatı tarihi pek fazla bilinmemektedir. İşin k&ouml;t&uuml; tarafı da araştırmacılar tarafından şimdiye kadar bu konuya dair İstanbul&rsquo;un saygın ve zengin k&uuml;t&uuml;phanelerinin yeterince incelenmemiş olmasıdır. Yazılı kaynaklara g&ouml;re İranlı ve Avrupalı sanat&ccedil;ılar T&uuml;rk sultanlarının himayesinde &ccedil;alışmaktaydılar. İstanbul&rsquo;da Kanuni Sultan S&uuml;leyman d&ouml;neminin ekol yaratan &uuml;nl&uuml; nakkaşların başında Şah Kulu gelmekteydi. 1520 ile 1556 yılları arasında otuz altı yıl Osmanlı sarayı i&ccedil;in &ccedil;alışan Tebrizli ressam Şah Kulu&rsquo;nun Osmanlı sanatının klasik &ccedil;ağına azımsanmayacak derecede katkıda bulunduğu s&ouml;ylenebilir. Velican da, Şah Kulu gibi Osmanlı topraklarına Tebriz&rsquo;den gelmedir. On altıncı y&uuml;zyılın ikinci yarısında, yaklaşık olarak 1582 ile 1600 yılları arasında saray i&ccedil;in &ouml;nemli eserler yapmıştır.</p>
<p>
	Safev&icirc; Sarayının portre sanat&ccedil;ısı Siyavuş&rsquo;un &ouml;ğrencisi olan Veli Can, g&uuml;zel ve narin kalem &ccedil;alışmaları ile tarih&ccedil;ilerin takdirini toplamıştır. Veli Can&rsquo;ın yaptığı eserlerden bir kısmı Paris Ulusal M&uuml;zesi&rsquo;nde ve Washington&#39;da bulunan Freer Gallery of Art&rsquo;da sergilenmektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Osmanlı sarayında &ccedil;alışan bir diğer sanat&ccedil;ı da Ahmet Musa ya da bir başka adıyla Mehmet Kara Kalem&rsquo;dir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a></p>
<p>
	İranlı sanat&ccedil;ılar, Osmanlı sarayında el yazma eserlerin g&ouml;rselleştirilmesi &uuml;zerine &ccedil;alışmaktaydılar. İranlı minyat&uuml;r sanat&ccedil;ıları tarafından yapılan enfes ve paha bi&ccedil;ilmez bir başyapıt olarak sayılabilecek <em>Siyer-i Nebi</em> bu eserler arasındadır. Ayrıca bu kitabın minyat&uuml;rleri İran sanatının en m&uuml;kemmel taklidi olarak kayda ge&ccedil;mektedir. Osmanlı minyat&uuml;rlerinde bunca benzerliğe rağmen yine de ayrıştırıcı bazı noktalar bulunmaktadır. Bunlara &ouml;rnek vermek gerekirse; &ccedil;izimlerdeki şahısların giydikleri elbiseler ve başlarındaki sarıkların şekil veya b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; İran ve Osmanlı minyat&uuml;rleri arasındaki ayrıştırıcı farklar olarak sayılabilir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> &Ouml;te yandan Peygamber Efendimizin m&uuml;barek y&uuml;zleri etrafındaki nurdan halka veya beyaz perde ve pe&ccedil;e de minyat&uuml;r&uuml;n bir İran eseri olduğunu g&ouml;sterir.</p>
<h2>
	Safeviler &Ouml;ncesi Bilinen El Yazmalarının İncelenmesi</h2>
<p>
	Bug&uuml;n g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar ulaşan Reşideddin Fazlullah&rsquo;ın kaleme aldığı ve Hz. Nebi&rsquo;nin (s.a.a) tasvir edildiği en eski yazma eser olan <em>Cami&uuml;&rsquo;t-Tevarih</em> Birleşik Krallıklar&rsquo;da Edinburgh &Uuml;niversitesi K&uuml;t&uuml;phanesi&rsquo;nde bulunmaktadır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Bu el yazma eser aynı zamanda kendi t&uuml;r&uuml;n&uuml;n en g&uuml;zel &ouml;rneğidir.</p>
<p>
	1247 tarihinde doğan <em>Cami&uuml;&rsquo;t-Tevarih&rsquo;</em>in yazarı Reșideddin Fazlullah Hamedani, d&ouml;nemin h&uuml;k&uuml;mdarı Gazan Han&rsquo;ın sarayında vezir ve tarih&ccedil;i olarak g&ouml;rev yapmaktaydı. Gazan Han&rsquo;ın veliahtı Olcaytu, Reșideddin Fazlullah&rsquo;ı Peygamber&rsquo;in (s.a.a) hayatı da d&acirc;hil olmak &uuml;zere genel d&uuml;nya tarihini yazması i&ccedil;in g&ouml;revlendirir. <em>Cami&uuml;&rsquo;t-Tevarih&rsquo;</em>in konuları Hz. &Acirc;dem (a.s), Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s) ile başlar ve daha sonra İsl&acirc;m &ouml;ncesi Pers h&uuml;k&uuml;mdarlarıyla devam eder ve İlhanlı Devleti&#39;nin 9. h&uuml;k&uuml;mdarı Ebu Said Bahadır Han&rsquo;a (1305-1335) kadar uzar.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Bu eserde Allah Resul&uuml; (s.a.a) ince ve &ccedil;evik bir bedene sahip olarak resmedilmiştir. Bu da muhtemelen sanat&ccedil;ının Peygamber Efendimizin (s.a.a) y&uuml;klendiği bu zor g&ouml;revi kendince canlandırdığı şekilde anlatmak istemesinden kaynaklanmıştır.</p>
<p>
	Edinburgh &Uuml;niversite K&uuml;t&uuml;phanesinde 151 sayfası bulunan bu eserde Nebi Muhammed&rsquo;e (s.a.a) dair altı minyat&uuml;r bulunmaktadır. Bu &ccedil;izimlerin hepsinde de Peygamberin m&uuml;barek başları etrafında halka şeklinde nur bulunmaktadır. Allah Resul&uuml;n&uuml;n (s.a.a) &ccedil;izimlerinin yer aldığı ve bug&uuml;n Paris Ulusal M&uuml;zesinde bulunan bir başka kitap da <em>Kısasu&rsquo;l-Enbiya&rsquo;</em>dır.</p>
<p>
	Bir sonraki el yazması eser Biruni&rsquo;nin <em>el-&Acirc;s&acirc;ru&#39;l-B&acirc;kiyye ani&#39;l-Kur&ucirc;ni H&acirc;liyye&rsquo;</em>sidir. G&ouml;r&uuml;nen o ki bu eser Moğol h&uuml;k&uuml;mdarı Olcaytu&rsquo;nun destekleriyle tasvir edilmiştir. Arap&ccedil;a olan bu eser aynı zamanda Hz. Nebi&rsquo;nin (s.a.a) bir dizi minyat&uuml;r&uuml;n&uuml; de i&ccedil;ermektedir. David James&rsquo;e g&ouml;re<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> <em>el-&Acirc;s&acirc;ru&rsquo;l-B&acirc;kiyye </em>adlı eserde ne basıldığı yere ne de ilk sahibinin kim olduğuna dair hi&ccedil;bir bilgi bulunmamaktadır. Ama i&ccedil;erisinde yer alan minyat&uuml;rlerin stili eserin on &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; y&uuml;zyıl başlarına yani o d&ouml;nemde Mavera&uuml;nnehr ve İran&rsquo;da h&uuml;k&uuml;m s&uuml;ren İlhanlılar zamanında reva&ccedil;ta olan o nefis Kuran-ı Kerim s&uuml;slemeleriyle ilintili olduğunu g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	<em>El-&Acirc;s&acirc;ri&#39;l-B&acirc;kiyye&rsquo;</em>de Gadir-i Hum&rsquo;u tasvir eden bir minyat&uuml;rde Allah Resul&uuml;&rsquo;n&uuml;n y&uuml;z&uuml;nde ne bir pe&ccedil;e ne de &ccedil;ehresini &ccedil;evreleyen bir nur vardır. Minyat&uuml;r incelendiğinde orada bulunan &uuml;&ccedil; kişinin nurdan halkalar ile resmedildiği g&ouml;r&uuml;lmektedir, ama konu Gadir-i Hum gibi hassas bir konu olduğu i&ccedil;in Hz. Ali hem uzun boylu ve diğerlerine nazaran daha belirgin hem de y&uuml;z &ccedil;evresinin nuru daha fazla &ccedil;izilmiştir. Bu da bu kitabın resimlendiği d&ouml;nemde, hangi ideolojinin baskın olduğunu yansıtmaktadır.</p>
<h2>
	Safev&icirc; D&ouml;nemi Resimli El Yazmaları</h2>
<p>
	Şah Tahmasb&rsquo;ın saltanatı d&ouml;neminde &ccedil;eşitli kitap s&uuml;sleme teknik ve becerileri olağan&uuml;st&uuml; bir seviyeye ulaşmıştı. Aslına bakılacak olunursa bu konu şu ger&ccedil;eğe işaret etmektedir; Şah Tahmasb, sanatın en b&uuml;y&uuml;k destek&ccedil;isi gibi g&ouml;r&uuml;nmekteydi ama işin aslı kendi gen&ccedil;lik yıllarında resme dair her şeye olduk&ccedil;a ilgi duyması ve saatlerce bu konular &uuml;zerinde araştırmalar yapmasına dayanmaktaydı. Sanata olan bu ilgisinin yanı sıra Şii mezhebinin yayılması adına da olduk&ccedil;a &ccedil;aba harcamaktaydı ve zaten dikkat edilecek olunursa Şiiliğe dair neredeyse t&uuml;m resimli eserler o d&ouml;nemden g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşmıştır. Kendisine ait olan Şahname&rsquo;yi de bu konuya &ouml;rnek olarak g&ouml;sterebiliriz. Bu el yazmasında yer alan &ccedil;izimlerden birisini Şii Gemisi adlı&nbsp; Peygamber Efendimiz (s.a.a), Hz. Ali (a.s) ve Hz. H&uuml;seyin&rsquo;in (a.s) i&ccedil;inde bulunduğu bir gemi oluşturmaktadır. Firdevsi&rsquo;nin deyişine g&ouml;re; d&uuml;nya dinlerine mensup yetmiş farklı şair vardır. O u&ccedil;suz bucaksız denizde dev dalgalara kapılırlar ve ancak onların i&ccedil;erisinden sahile g&uuml;venli bir şekilde ulaşan yalnızca Şii mezhebi mensuplarıdır. Burada Allah Resul&uuml; (s.a.a), Hz. Ali (a.s) ve Hz. H&uuml;seyin&rsquo;in (a.s) y&uuml;zleri nurlu bir halka ile &ccedil;evrilidir. Başlarındaki sarıkları Şah Tahmasb ve Şah İsmail d&ouml;nemi geleneklerinde kullanılan &uuml;slubu andırmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve Hz. Ali (a.s) geminin en &uuml;st katında, İmam Hasan (a.s) ve İmam H&uuml;seyin (a.s) biri sağda ve bir diğeri de solda olmak &uuml;zere ayakta tasvir edilmişlerdir. Minyat&uuml;r&uuml;n sağ tarafında parıldayan yıldızı İsl&acirc;m dini olarak değerlendirip, d&uuml;nya hayatı olarak anlatılan koyu g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; aydınlattığını g&ouml;rmekteyiz. Bu resim, Şah Tahmasb&rsquo;ın muasırı olan Sultan Muhammed&rsquo;in oğlu Mirza Ali&rsquo;ye aittir.</p>
<p>
	Mira&ccedil; ya da Peygamber Efendimizin (s.a.a) g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne ruhani gezisi de sanat&ccedil;ıların, &uuml;zerinde bir hayli durdukları konulardan birisidir. Bug&uuml;n Britanya M&uuml;zesinde bulunan ve Nizami&rsquo;ye ait olan el yazması eser i&ccedil;erisinde yer alan meşhur mira&ccedil; minyat&uuml;rleri 1500&rsquo;l&uuml; yılların ikinci yarısında Şah Tahmasb d&ouml;neminde tasvir edilmiştir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> &Ouml;te yandan Arnold<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> da bu minyat&uuml;rleri olduk&ccedil;a detaylı ve dikkatlice inceleyip, yorumlamıştır. O karanlık g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde Muhammed Nebi (s.a.a) cennete doğru yol almaktadır. Başı insanı andıran ama v&uuml;cudu kısrağa benzeyen Burak isimli at &uuml;zerinde y&uuml;kselmektedir. Karşısında duran Cebrail ise O&rsquo;na kılavuzluk etmektedir. Başka bir melek, elinde nurani ışıklar sa&ccedil;an altın bir kandil ile yanında ve bir diğer melek ise elinde parıldayan misk kadehi ile Peygamber&rsquo;in (s.a.a) peşi sıra gelmektedir. &Uuml;stte yer alan ve ellerinde bulunan k&acirc;selerden inci ve yakutlar boşalttıkları g&ouml;r&uuml;len meleklerin yanı sıra başka bir melek grubunun da ellerinde Kuran-ı Kerim, o bilindik yeşil elbise ve ta&ccedil; gibi hediyelerle g&ouml;kten aşağı doğru indikleri g&ouml;r&uuml;lmektedir. Diğer melekler de ellerinde meyve ve birbirinden farklı k&acirc;seleri sunarken tasvir edilmişlerdir.</p>
<p>
	Bu el yazma eserin tarzı, tasarımdaki derin zarafet, dekoratifteki zenginlik ve teknik arıtma gibi &ouml;zelliklere sahiptir. Şekillendirilmiş bedenler genellikle &ccedil;ok detaylı, olağan&uuml;st&uuml; bir &ouml;zenle Şah Tahmasb sarayının yaratıcılığı olarak tarih sayfalarında yer bulur.</p>
<p>
	Her daim değişik d&ouml;nemlerde olsa da İranlı bir&ccedil;ok sanat&ccedil;ı i&ccedil;in pop&uuml;lerliğini yitirmeyen bir konu olan Peygamber&rsquo;in (s.a.a) mira&ccedil; meselesi, birbirinden farklı d&ouml;nemlerde &ouml;zel ilgi ile karşılanmıştır. Şimdi burada 1579 senesi Tebriz ya da Kazvin ekol&uuml;ne ait olduğu varsayılan Hz. Peygamberin (s.a.a) miracı &uuml;zerinde durmak istiyoruz. (IV. tasvir) Allah Resul&uuml; (s.a.a) Burak olarak bilinen merkebin &uuml;zerinde y&uuml;z&uuml; pe&ccedil;e ile &ouml;rt&uuml;l&uuml; bir vaziyette cennete doğru ilerlerken tasvir ediliyor.</p>
<p>
	Mira&ccedil; konulu minyat&uuml;r&uuml;n sol &uuml;st kısmında yer alan Aslan karakteri bu eseri diğer benzerlerinden ayrıcalıklı kılan &ouml;zelliklerinin başında gelmektedir. Aslan, Hz. Ali&rsquo;yi (a.s) temsil etmekte ve bilindiği &uuml;zere Ehlibeyt mektebi takip&ccedil;ileri o hazrete aslan lakabını uygun g&ouml;rm&uuml;şlerdir. Peygamberin (s.a.a) sağ elinde bulunan ve aslanın bulunduğu y&ouml;ne doğru uzatılan y&uuml;z&uuml;k de b&uuml;y&uuml;k bir ihtimalle Resul&rsquo;den (s.a.a) sonra hilafet ve imametin kimde olacağına işarettir.</p>
<p>
	Şeyh M&uuml;fid<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> kendi kitabında ş&ouml;yle yazar; Allah Resul&uuml; (s.a.a) son hastalığı sırasında Hz. Ali&rsquo;yi (a.s) yanına &ccedil;ağırır ve ona ş&ouml;yle buyurur; <em>&ldquo;Acaba benim sorumluluklarımı &uuml;stlenip, dinimi ayakta tutabilir ve ailemi (Ehlibeytimi) koruyup, g&ouml;zetebilir misin?&rdquo; </em>Nebi Muhammed (s.a.a) Hz. Ali&rsquo;den aldığı olumlu cevap &uuml;zerine parmağındaki y&uuml;z&uuml;ğ&uuml; &ccedil;ıkartıp, Ali&rsquo;ye (a.s) hediye eder. Tasvirdeki y&uuml;z&uuml;k de bu olaya bir işaret olarak kabul g&ouml;rmektedir.</p>
<p>
	&Ouml;te yandan meleğin elinde tuttuğu yeşil renkli bayrak İsl&acirc;m&rsquo;ı ve bir diğer meleğin elinde bulunan parlak kandil de Y&uuml;ce Allah&rsquo;ın kendi nurunu Resul&uuml;ne (s.a.a) verdiği şeklinde yorumlanabilir. &Ouml;yle g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor ki, cami kandillerinde yazılı olan Nur suresinin 35. ayet-i kerimesi de<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> bu konuya temas etmektedir.</p>
<p>
	Bir sonraki el yazması n&uuml;sha da; on beşinci y&uuml;zyılın en iyi Fars şairlerinden Nureddin Abdurrahman Cami&#39;nin kaleme aldığı <em>Silsilet&uuml;&#39;z Zeheb&rsquo;</em>tir. G&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml; itibarıyla Tebriz ekol&uuml;n&uuml; andıran 1578 tarihli bu eserde İmam Zeynelabidin&rsquo;in (a.s) K&acirc;be&rsquo;yi ziyareti tasvir edilmiştir. (V. tasvir). Kaynaklarda ge&ccedil;en hik&acirc;yeye g&ouml;re onuncu Emevi halifesi olan ve hac ziyareti i&ccedil;in K&acirc;be&rsquo;ye gelen Hişam b. Abd&uuml;lmelik, aşırı kalabalık y&uuml;z&uuml;nden K&acirc;be duvarlarına bir t&uuml;rl&uuml; ulaşamıyor. Tam o esnada kalabalığın bir anda ikiye ayrıldığını, İmam Zeynelabidin&rsquo;in (a.s) a&ccedil;ılan bu yoldan K&acirc;be&rsquo;ye ilerleyerek y&uuml;z s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve dualar ettiğini şaşkınlıkla izleyen Hişam, İmam Seccad&rsquo;ı (a.s) tanımıyor. Bunca kalabalığın kendisine yol a&ccedil;arak Allah evine rahat&ccedil;a ulaşmasını sağladığı bu insanı merak ederek yanındakilere; <em>&ldquo;Ben Ben-i &Uuml;meyye halifesi oğluyum ve ben bu ziyaretten mahrum kalmışken bu adam da kimdir?!&rdquo;</em> diye sorar. Adı Ferazdak olan Şam diyarından bir şair ona d&ouml;ner ve İmam Zeynelabidin&rsquo;i (a.s) İmam H&uuml;seyin&rsquo;in (as) en sevdiği insan olarak tanıtır ve hemen ardından bir kaside okumaya başlar. Bunun &uuml;zerine Hişam bir hayli sinirlenir ve askerlerine Şamlı şairi hapse atmalarını emreder. Ferazdak şiirinde İmam&rsquo;ı yery&uuml;z&uuml;nde yaşayan en iyi insan, t&uuml;m hata ve g&uuml;nahlardan arı bir masum ve Ali (a.s) soyunun yeg&acirc;ne temsilcisi olarak vasfetmiştir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a></p>
<p>
	Molla Cami&rsquo;nin yedi mesneviden meydana gelen <em>Heft Ureng&rsquo;</em>inde yer alan İmam Zeynelabidin&rsquo;in (a.s) tasvir edildiği bir diğer benzer minyat&uuml;r de Oxford&rsquo;un Bodleian K&uuml;t&uuml;phanesinde yer almaktadır. Bu iki minyat&uuml;r İmam Seccad&rsquo;ın (a.s) hem o d&ouml;nemde hem de Ehlibeyt&rsquo;e (a.s) olan alakaları ile tanınan Timurlar d&ouml;nemi ve sonrasında insanların zihninde y&uuml;ce ve değerli bir insan olarak yer etmesinde etkili olmuştur. İşin &ouml;z&uuml; İmam Zeynelabidin (a.s) İmam H&uuml;seyin&rsquo;in şehadetinin en b&uuml;y&uuml;k sembollerindendir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yaşanan olayları hakkıyla idrak eden insanlar, İmam Seccad&rsquo;ı (as) d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;klerinde ister istemez Ali oğlu H&uuml;seyin&rsquo;i (a.s) hatırlamaktadırlar.</p>
<p>
	G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Kahire M&uuml;zesinde sergilenen 1627 senesi Safev&icirc; d&ouml;nemi eserlerinden birisi olan Mirhond&rsquo;un <em>Revzat&uuml;&#39;s-Safa</em> adlı eseri de &ouml;nemli el yazmalarından biridir. Bu eser I. Şah Abbas&rsquo;ın &ouml;zel emir ve teşvikleriyle resmedilip, konularına uygun minyat&uuml;rlerle bezenmiştir. Safev&icirc;ler d&ouml;nemi adına bu eserin kendine &ouml;zg&uuml; bir yorum ve tarzı olduğunu s&ouml;yleyebiliriz. Adı ge&ccedil;en bu el yazması aynı Reşideddin Fazlullah Hamedani&rsquo;nin kaleme aldığı eser gibi d&uuml;nya tarihi kitapları kategorisinde yer almaktadır. Bu eserin minyat&uuml;rleri, kitap i&ccedil;erisinde ge&ccedil;en olayları birebir anlatmaktadır.</p>
<p>
	Bu kitap i&ccedil;erisinde en &ccedil;ok dikkat &ccedil;eken minyat&uuml;r, K&acirc;be&rsquo;deki putların alaşağı edilmesi ve Peygamberin (s.a.a) Veda Haccı d&ouml;n&uuml;ş&uuml; Gadir-i Hum&rsquo;da Hz. Ali&rsquo;yi kendisinden sonra İsl&acirc;m dininin yeg&acirc;ne &ouml;nderi olarak atamasının tasviridir. Bu bahsi ge&ccedil;en iki minyat&uuml;r, konumuzla alakalı olduğundan &uuml;zerinde durulup, incelenecektir.</p>
<p>
	İlk minyat&uuml;rde (VI. tasvir) Ali (a.s) Peygamber Efendimizin (s.a.a) omuzlarına &ccedil;ıkmış ve K&acirc;be putlarını kırmakla meşgulken &ccedil;izilmiştir. Bu vakıa Allah Resul&uuml;n&uuml;n (s.a.a) 1 Ocak 630 senesinde Mekke&rsquo;ye resmi olarak d&ouml;n&uuml;ş&uuml;n&uuml; anlatmaktadır. Muhammed Nebi (s.a.a) bu seferinde K&acirc;be putlarının kırılıp, yok edilmesi emrini vermişti. Cahiliye d&ouml;nemi Araplarınca savaş ve yağmur tanrısı olarak tapınılan en b&uuml;y&uuml;k put olan Hubel, K&acirc;be&rsquo;nin en &uuml;st kısmında yer almaktaydı. Akik taşından ve hemen hemen bir insan b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nde olan bu putun yıkılması i&ccedil;in Peygamber (s.a.a) Ali&rsquo;ye (a.s) omuzlarına &ccedil;ıkıp, aşağı atmasını emretmişti. Bu minyat&uuml;rde Hz. Ali&rsquo;nin (a.s) o m&uuml;barek omuzlar &uuml;zerine &ccedil;ıkıp, Hubel&rsquo;i aşağı doğru atmak i&ccedil;in &ccedil;ektiği sırada tasvir edilmiştir. Minyat&uuml;rde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, Hz. Muhammed (s.a.a) ve Hz. Ali&rsquo;nin (a.s) y&uuml;zleri, minyat&uuml;r ustası ve yardımcısı tarafından Ehl-i Beyt&rsquo;e olan saygı ve sevgilerinden dolayı perdelenmiş ve etrafını nurlandırılmıştır.</p>
<p>
	Bu eserdeki bir sonraki minyat&uuml;rde ise (VII. tasvir), Peygamberin (s.a.a) Veda Haccı adı verilen Mescid&uuml;l Harem&rsquo;e son ziyaretleri d&ouml;n&uuml;ş&uuml;nde Ali b. Ebu Talib&rsquo;i (a.s) varisi ve kendisinden sonraki &ouml;nder olarak Gadir-i Hum&rsquo;da se&ccedil;ildiği an resmedilmiştir. Hac g&ouml;revini ifa eden ve d&ouml;n&uuml;ş yolunda kendisiyle beraber hareket eden binlerce kişilik hacı grubunu, her g&ouml;lgeden yoksun ve aşırı sıcak oluşu itibariyle konaklamanın m&uuml;nasip olmadığı bir yer olan Gadir-i Hum diye adlandırılan b&ouml;lgede durdurmuştu. Yine Şeyh M&uuml;fid&rsquo;in kaleme aldığı Kitab ul İrşad<sup> <a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title=""><sup>[14]</sup></a></sup> adlı eserde bu konu hakkında ş&ouml;yle denmektedir;</p>
<p>
	&ldquo;Allah Resul&uuml; (s.a.a) orada durdu ve bunun nedeni gelen vahiyden başkası değildi. Bu gelen ayet Ali&rsquo;nin (a.s) kendi varisi olduğunu ve geleceğin İmamı olduğunu anlatan Maide suresi 70. ayetti. Bunun &uuml;zerine Hz. Muhammed (s.a.a) uzun yıllardır İsl&acirc;m&rsquo;ın sesi ve m&uuml;ezzini olan Bilal Habeşi&rsquo;ye bu olduk&ccedil;a &ouml;nemli olduğu anlaşılan konu nedeniyle ezan okuması ve ardından b&uuml;t&uuml;n hacdan d&ouml;nenlerin toplanmalarını sağlaması emrini verir. Uzun bir bekleyişten sonra hacılar Allah Resul&uuml; (s.a.a) etrafında toplanırlar. Topluluk iyiden iyiye yerleştikten sonra Hz. Muhammed deve ve atların eyerlerinden yapılan bir y&uuml;kseltinin &uuml;st&uuml;ne &ccedil;ıkarak kendisine vahyolunan ayeti okur ve daha sonra m&uuml;minlerin emiri Ali&rsquo;yi (a.s) yanına &ccedil;ağırır. Peygamber (s.a.a) O&rsquo;nun (a.s) bu y&uuml;kseltiye rahat&ccedil;a &ccedil;ıkması i&ccedil;in yardım eder. Allah&rsquo;a hamd ve senadan sonra M&uuml;sl&uuml;manlara yaklaşan &ouml;l&uuml;m&uuml;nden haber vermiş ve ş&ouml;yle buyurmuştur; &ldquo;Ben sizler arasında iki değerli emanet bırakıyorum ve onlara sarıldığınız m&uuml;ddet&ccedil;e asla sapkınlığa d&uuml;şmezsiniz. Bunlardan birisi Allah&rsquo;ın kitabı ve bir diğeri de benim Ehl-i Beyt&rsquo;imdir.&rdquo; Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.a) g&uuml;r ve y&uuml;ksek bir sesle Hz. Ali&rsquo;nin kolunu yukarı doğru kaldırarak devam etti; &ldquo;Ben kimin &ouml;nderi isem Ali de onun &ouml;nderidir. Allah&rsquo;ım, onun dostlarına dost ve d&uuml;şmanlarına d&uuml;şman ol. Onu koruyanı koru ve ona k&ouml;t&uuml; olana k&ouml;t&uuml; ol!&rdquo;</p>
<p>
	Bu minyat&uuml;rde Hz. Peygamber (s.a.a) ve Hz. Ali (a.s) y&uuml;z olarak birbirlerine benzer &ccedil;izilmişlerdir. Ama bellerinde olan kuşakların renk farklılığı dikkat &ccedil;ekmektedir. M&uuml;barek y&uuml;zleri beyaz bir pe&ccedil;e ile kapatılmış ve surat &ccedil;evreleri &ccedil;ember şeklinde nurlandırılmıştır. Deve eyerlerinden yapılan y&uuml;kselti &uuml;zerinde duran Allah Resul&uuml;, minyat&uuml;rde Hz. Ali&rsquo;yi tutarken g&ouml;r&uuml;lmektedir. Minyat&uuml;rde g&ouml;r&uuml;len diğer detaylar ise, birka&ccedil; ağacın kısa ve cılız g&ouml;lgeleridir. Diğer bir detay ise M&uuml;sl&uuml;manların bu sahne yaşanırken bir kısmının otururken bir kısmının da ayakta Hz. Peygamber (s.a.a) ve Hz. Ali (a.s) karşısında olup biteni izlemeleridir. Bu el yazmasının bir nevi sponsorluğunu &uuml;stlenip, destekleyen VI. Safev&icirc; şahı Şah Abbas, Şii mezhebinin yavaş yavaş yayılması i&ccedil;in bu t&uuml;r tebligat y&ouml;ntemlerini olduk&ccedil;a iyi değerlendirmesini bilmiştir. Şah Abbas&rsquo;ın &ouml;zellikle bu iki olayın minyat&uuml;r haline getirilmesi i&ccedil;in &ccedil;abalaması, Ali&rsquo;nin (a.s) haklılığına g&ouml;n&uuml;lden inanışından kaynaklanıyordu. Şah Abbas&rsquo;ın bu minyat&uuml;rler &uuml;zerinde durmasının diğer nedenleri de; d&ouml;nemin insanları &uuml;zerinde bu şekilde Şii etkisini arttırmak ve Peygamber (s.a.a) soyunun ger&ccedil;ek &ouml;nderler olduğunu kabullendirmekti. &Ouml;te yandan İmam Ali&rsquo;nin (a.s) Allah Resul&uuml; (s.a.a) omuzlarına basarak K&acirc;be&rsquo;deki putları alaşağı etmesi de onun bir nevi derecesinin ispatı olarak yorumlanmaktadır.</p>
<h2>
	Osmanlı D&ouml;nemi Resimli El Yazmaları</h2>
<p>
	Osmanlı el yazması eserleri arasında Hz. Muhammed (s.a.a) ve İmamların (a.s) hayatını destansı bir şekilde anlatan ve aslında Vakıd&icirc;&#39;nin bir Arap&ccedil;a &ccedil;alışması olan <em>Siyer-i Nebi i&ccedil;in</em> Osmanlı Padişahı III. Murad (1574&ndash;1595) Ahmed Nur b. Mustafa&rsquo;ya bu eseri minyat&uuml;rlerle bezemesi i&ccedil;in emir verir. Bu &ccedil;alışma, III. Murad&#39;dan sonra gelen Osmanlı h&uuml;k&uuml;mdarı III. Mehmed idaresi altında iken 16 Ocak 1595 yılında tamamlanmıştır. Eser bittiğinde toplam 814 minyat&uuml;r i&ccedil;ermekte olup, altı cilttir. Bug&uuml;n ise ciltlerden I, II. ve VI. cildi İstanbul Topkapı M&uuml;zesi&#39;nde, III. cilt New York Halk K&uuml;t&uuml;phanesi&#39;nde ve IV. cilt de Dublin&#39;deki Chester Beatty City K&uuml;t&uuml;phanesi&#39;ndedir.</p>
<p>
	Allah Resul&uuml;n&uuml;n (s.a.a) doğumundan vefatına değin yaşanan t&uuml;m olayları konu alan Siyer-i Nebi i&ccedil;in Dr. Sarwat Okasha<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> şu d&uuml;ş&uuml;nleri paylaşmaktadır:</p>
<p>
	&ldquo;Bu kitap i&ccedil;erisinde yer alan minyat&uuml;rler her ne kadar İran minyat&uuml;r sanatının birer taklidi de olsa sonu&ccedil; itibariyle bu kitapla beraber Osmanlı resim sanatı iyiden iyiye ilerleme g&ouml;stermiştir. Bu eser i&ccedil;erisinde yer alan minyat&uuml;rlerde kullanılan h&acirc;kim renkler, k&uuml;&ccedil;&uuml;k detaylara girmeme, geniş fır&ccedil;a uygulamaları İran ve T&uuml;rk stilleri arasındaki farklılıkları ortaya koymaktadır.&rdquo;</p>
<p>
	Bu eserdeki ilk &ouml;rneğimiz kılınan ilk cemaat namazını anlatmaktadır (VIII. tasvir). Peygamber Efendimiz (s.a.a) imam vazifesinde &ouml;nde durmakta ve hemen ardınca Hz. Hatice (s.a) ve on yaşlarında olan Hz. Ali (a.s) yer almaktadır. Bu minyat&uuml;rde Hz. Muhammed (s.a.a) t&uuml;m&uuml;yle bir nur ile &ccedil;izilmiş ve hemen ardında bulunan değerli zevceleri Hz. Hatice (s.a) ise temizlik ve sadakati temsil eden mavi bir elbise ile g&ouml;r&uuml;lmektedir, başları etrafında da nurdan bir halka vardır. Hz. Ali&rsquo;nin (a.s) başı etrafında herhangi bir nur yok ama &uuml;zerinde temizlik ve kutsallığı sembolize eden geleneksel yeşil elbise bulunur. İsl&acirc;m tasavvuf d&uuml;ş&uuml;ncesinin h&acirc;kim olduğu bu minyat&uuml;rdeki bir başka detay ise pencerelerden cennet bah&ccedil;elerinin m&uuml;şahede edilebilmesidir.</p>
<p>
	Topkapı M&uuml;zesinde sergilenen bu minyat&uuml;r, Hz. Peygamber (s.a.a) ile onun getirdiği dini benimseyip, ilk M&uuml;sl&uuml;man olan Hz. Hatice (s.a) ve Hz. Ali&rsquo;nin (a.s) arasındaki manevi birlikteliği de a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermektedir. Şii kaynaklarında ise bu olay hemen hemen aynı şekilde anlatılır ve Hz. Nebi&rsquo;nin (s.a.a) bu ruhani daveti &uuml;zerine Ebu Talib oğlu Ali (a.s) ona ilk iman eden kişi olur.</p>
<p>
	Bu el yazması n&uuml;shanın i&ccedil;erisinde yer alan bir diğer minyat&uuml;r de; Nebi Muhammed&rsquo;in (s.a.a) vefatını ve son anlarını tasvir etmektedir (IX. tasvir). Hz. Muhammed yatağında k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta olan iki torunu Hasan (a.s) ve H&uuml;seyin&rsquo;i (a.s) kucağına almış, kızları Hz. Fatıma (s.a) biraz geride olmak suretiyle elinde mendille g&ouml;zyaşı d&ouml;kmektedir. Y&uuml;z&uuml;nde b&uuml;y&uuml;k&ccedil;e nurdan bir halka bulunan Hz. Fatıma&rsquo;nın (s.a) &ccedil;ehresinde de genelde Peygamber Efendimiz (s.a.a) ile &ouml;zdeşmiş olan k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir beyaz perde bulunmaktadır. Hz. Hasan (a.s) ve H&uuml;seyin de (a.s) İsl&acirc;m dini ve M&uuml;sl&uuml;manlar arasında &ouml;zel bir anlam taşıyan yeşil sarık ile bu minyat&uuml;rde g&ouml;r&uuml;lmektedirler.&nbsp;&nbsp;</p>
<h2>
	Bağdat Ekol&uuml; Ve İran-Osmanlı El Yazmaları</h2>
<p>
	T&uuml;rkler ve İranlılar arasında Timurlardan bu yana devam eden &ccedil;ekişmelerin sonucu, IV. Murat devrinde Safev&icirc;lere karşı girişilen 1623&ndash;1639 Osmanlı-Safev&icirc; Savaşları olmuştur. Bu savaşta Osmanlı orduları, 1638 yılındaki Bağdat Seferi ile 1624&#39;ten beri Safev&icirc;lerin kontrol&uuml; altında bulunan Bağdat&rsquo;ı yeniden Osmanlı topraklarına katmıştır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Bağdat şehri T&uuml;rk hanedanlığından gelen Şah Abbas zamanı ve &ouml;ncesinde zengin bir k&uuml;lt&uuml;rel ge&ccedil;mişi olan bir şehir h&uuml;viyetindedir. Daha sonra ge&ccedil;mişin zengin değerlerini i&ccedil;erisinde barındıran Bağdat, 1670&rsquo;li yıllara kadar sanat alanında bir hayli yol katetmiştir. Bağdat sanat okullarında İranlı sanat&ccedil;ılar başta <em>Ravzat&uuml;&#39;ş-Ş&uuml;heda</em> gibi bir&ccedil;ok esere imza atmışlardır.</p>
<p>
	Ravzat&uuml;&rsquo;ş Ş&uuml;heda, &uuml;nl&uuml; bir İranlı yazar olan H&uuml;seyin Vaiz K&acirc;şif&icirc;&#39;ye aittir. İsl&acirc;m Ansiklopedisi&rsquo;nde<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> yer alan bilgiye g&ouml;re, Kemalleddin H&uuml;seyin bin Ali Vaizi K&acirc;şifi, Şiiliğin ağırlıkta olduğu Horasan&rsquo;da bulunan Sebzevar&rsquo;a bağlı Beyhak&rsquo;ta d&uuml;nyaya gelmiştir. Gen&ccedil;lik yıllarını bu b&ouml;lgede ge&ccedil;iren Vaizi K&acirc;şifi, Meşhed yakınlarında bulunan Nişabur&rsquo;a g&ouml;&ccedil; eder. Daha sonra Timuroğulları h&uuml;k&uuml;mdarlarından Sultan H&uuml;seyin Baykara zamanında Herat&rsquo;ta yaklaşık yirmi yıl yaşamış ve 1505 senesinde burada vefat etmiştir. H&uuml;seyin bin Ali Vaizi K&acirc;şifi kendi d&ouml;nemi padişahlarından H&uuml;seyin Baykara ve veziri Ali Şirnevai&rsquo;nin &ouml;zel koruma ve yardımlarına mazhar olmuştur. Vaizi K&acirc;şifi, g&uuml;zel sesi ve yetenekleriyle d&ouml;nemin &ouml;nde gelen mersiyehanlarından sayılmaktadır. K&acirc;şifi&rsquo;nin kaleme aldığı başta <em>Envar-i Suheyli</em> ve diğer eserlerinden de a&ccedil;ık&ccedil;a anlaşılacağı &uuml;zere o, Ehlibeyt mektebine g&ouml;n&uuml;l vermiş bir Şia&rsquo;dır.&nbsp;</p>
<p>
	<em>Ravzat&uuml;&#39;ş Ş&uuml;heda</em>, H&uuml;seyin Baykara&#39;nın torunu ve şehzadelerinden biri olan Mirza M&uuml;rşid&uuml;ddin, bir diğer adıyla Seyid Mirza i&ccedil;in Fars&ccedil;a olarak yazılmış ve on b&ouml;l&uuml;m &uuml;zerine bina edilmiştir. Manzum-mensur karışık bir yapıda kaleme alınan eserde, Ehlibeyt&rsquo;e yapılan zul&uuml;mler ile Kerbela vakıası anlatılmıştır. Bu kitap hem o d&ouml;nem hem de g&uuml;n&uuml;m&uuml;z Şiileri arasında olduk&ccedil;a tanınan bir eser konumundadır. &Ouml;te yandan bu kitap, Bağdatlı &uuml;nl&uuml; şair Fuzuli&rsquo;nin <em>Hadikat&uuml;&rsquo;s-Suada</em> adlı eseri i&ccedil;in de kaynak olmuştur. T&uuml;rk edebiyatındaki en &ouml;nemli maktellerden biri olan Fuzuli&rsquo;nin <em>Hadikat&uuml;&rsquo;s-Suada&rsquo;</em>sı, Kaşifi&rsquo;nin kaynak alınan metninin birka&ccedil; eklemesiyle terc&uuml;mesidir.</p>
<p>
	Bu eserdeki ilk minyat&uuml;rde, Hz. Ali&rsquo;nin (a.s) namaz kıldığı esnada başına aldığı kılı&ccedil; darbesi anlatılmaktadır (X. tasvir). Bu minyat&uuml;rde Hz. Ali&rsquo;nin (a.s) nurlu bir pe&ccedil;e ile y&uuml;z&uuml; kapatılmış ve nurdan bir halka da y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ccedil;evrelemiştir. Hz. Ali (a.s) miladi 661 yılının Ramazan ayında K&ucirc;fe Mescidinde sabah namazını kılarken Hariciler&#39;den İbni M&uuml;lcem tarafından saldırıya uğrayıp, başından ağır yaralanmıştı. Minyat&uuml;r&uuml;n &uuml;st kısmında m&uuml;ezzin sabah ezanını okurken g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p>
<p>
	Bu minyat&uuml;r, K&ucirc;fe Camii&rsquo;nde ger&ccedil;ekleşen bu &uuml;z&uuml;c&uuml; ve acı olayı tasvir etmektedir. Hz. Ali (a.s) secde halindeyken g&ouml;r&uuml;lmekte ve arkasında duran, y&uuml;z&uuml; karaya &ccedil;alan bir gen&ccedil; olarak tasvir edilen Abdurrahman bin Mulcemi Muradi kınından &ccedil;ıkardığı zehirli kılıcını İmam&rsquo;ın (a.s) m&uuml;barek başlarına vurmaktadır.</p>
<p>
	İbn M&uuml;lcem&rsquo;in arkadaşları olduğu anlaşılan ve cami kapısında duran y&uuml;zleri kara gen&ccedil;lerden birisi dışarıyı kola&ccedil;an ederken &ccedil;izilmiş. Cami dışarısında dikkat &ccedil;eken detay da, dış s&uuml;slemelerin olduk&ccedil;a titiz bir &ccedil;alışma ile minyat&uuml;re yansıtılmış olmasıdır. Hayvan ve bitki motifleriyle bezenmiş g&uuml;zel bir duvar burada g&ouml;ze &ccedil;arpmaktadır. Cami i&ccedil;erisinde bulunan &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k kandil dikkatleri &ccedil;ekerken, insanların y&uuml;z hatları ve &uuml;zerlerine giydirilmiş olan elbiselerin yanı sıra b&uuml;t&uuml;n herkesin beyaz sarıklı olması bir Osmanlı &uuml;slubu &ouml;rneğidir. Cami dışarısında g&ouml;ze &ccedil;arpan bir diğer detay da resmin &uuml;st kısmında yer alan tek minaredir.</p>
<p>
	Yine aynı eserde yer alan bir başka minyat&uuml;r &ccedil;alışması ise (XI. tasvir) Miladi 680 Muharrem ayının onuncu g&uuml;n&uuml; Hur bin Riyahi&rsquo;nin cesur bir karar vererek Yezid&rsquo;in ordusunu terk edip, Ali oğlu H&uuml;seyin&rsquo;in (a.s) saflarına katılmasını anlatmaktadır. Bu minyat&uuml;r 1534 senesi &ouml;ncesi Bağdat&rsquo;ta &ccedil;izilen bir Osmanlı minyat&uuml;r&uuml;d&uuml;r. Eserden anlaşılacağı &uuml;zere minyat&uuml;rde bulunan b&uuml;t&uuml;n herkes T&uuml;rklere ait elbise ve sarıklara sahipler. Ama dikkat edilecek olunursa askerlere eşlik eden atlar İran-T&uuml;rk ortak &ccedil;alışmasıdır. Y&uuml;z&uuml; &ouml;rt&uuml;l&uuml; ve suratı nurdan bir halka ile &ccedil;evrelenmiş İmam H&uuml;seyin (a.s), yakın dostlarıyla beraber minyat&uuml;r&uuml;n &uuml;st k&ouml;şesinde m&uuml;şahede edilmektedir. Resimde altın rengi yerine mavi bir g&ouml;ky&uuml;z&uuml; g&ouml;r&uuml;lmekte ve alışılagelmişin dışında bir beyaz bulut k&uuml;mesiyle bezenmiştir. At &uuml;zerinde tam minyat&uuml;r&uuml;n ortasında yer alan H&uuml;r bin Riyahi ise konunun kahramanıdır. Kaynakların naklettiğine g&ouml;re H&uuml;r, artık İmam H&uuml;seyin&rsquo;in (a.s) saflarında savaşmaya karar verir ve bu verdiği karar, Ali oğlu H&uuml;seyin&rsquo;in yanında yer alan asker sayısının ger&ccedil;ekten de az olduğu bir andadır.</p>
<p>
	Şeyh M&uuml;fid&rsquo;in<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> naklinea g&ouml;re H&uuml;r, binlerce askeri ile K&ucirc;fe şehri yakınlarında yer alan Kadisiye&rsquo;den Kerbela&rsquo;ya gelir ve İmam H&uuml;seyin&rsquo;in K&ucirc;fe&rsquo;ye gitmesini engelleyen ilk insandır. Daha sonraki g&uuml;nlerde İmam H&uuml;seyin&rsquo;e (a.s) ş&ouml;yle der; &ldquo;Ey İmamım! Benden daha iyi ve vefalı başka asker bulamazsın, canım bedende olduğu m&uuml;ddet&ccedil;e senin i&ccedil;in savaşmaya hazırım&rdquo; der ve bunun ardından er meydanına &ccedil;ıkarak, şehit oluncaya kadar savaşır.</p>
<p>
	XII. tasvir ise <em>Hadikat&uuml;&rsquo;s-Suada</em> adlı eserde yer almaktadır. Bu minyat&uuml;rde İmam Zeynelabid&rsquo;in (a.s) Beni &Uuml;meyye sarayında Yezid&rsquo;in karşısında yaptığı tarihi konuşma canlandırılmıştır. İmam H&uuml;seyin&rsquo;in (a.s) şehit edilmesinden sonra imamet, dolayısıyla ger&ccedil;eklerin insanlara a&ccedil;ıklanması, ilahi değerlerin korunması ve Peygamber s&uuml;nnetinin diri tutulması g&ouml;revi İmam Seccad&rsquo;a (a.s) ge&ccedil;miştir. O, Kerbela vakıasından sonra &ccedil;oğu vaktini ibadet ve ağlayarak ge&ccedil;irdiği i&ccedil;in Zeynelabidin ve Seccad lakaplarını almıştır. Bu minyat&uuml;rde y&uuml;z&uuml; beyaz pe&ccedil;eli ve başı etrafında nurlar ile Emevi sarayı minberinin basamaklarında Yezid&rsquo;in karşısında bir konuşma yaparken canlandırılmıştır.&nbsp; Minyat&uuml;rde y&uuml;ksek bir minberin mevcudiyeti, saray i&ccedil;erisinde asılı kandillerin bulunuşu, tasvir dışına taşan bir minarenin g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; ve orada konuşmaya şahitlik eden halkın yere oturuyor oluşları bu konuşmanın bir camide ger&ccedil;ekleştirildiğini bizlere anlatmaktadır. Bu minyat&uuml;r&uuml;n yazılarında yer alan İsra suresinin birinci ayeti Hz. Peygamberin (s.a.a) Mescid &uuml;l Harem&rsquo;den Mescid &uuml;l Aksa&rsquo;ya seferine delalet ederken, <em>&ldquo;Ben ilim şehriyim, Ali de onun kapısıdır&rdquo;</em> hadisi şerifi de o d&ouml;nemlerde h&acirc;kim olan Şii inancına bir belge h&uuml;viyetindedir.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h2 align="left">
	Sonu&ccedil;:</h2>
<p>
	Bu makalede &uuml;zerinde durulan konular hakkında kısaca aşağıdaki sonu&ccedil;lara ulaşabiliriz.</p>
<p>
	1-Genel itibariyle değerlendirildiğinde sanat&ccedil;ılar, teknik ve tarz olarak İran, &ouml;zellikle de d&ouml;nemin İran toprakları i&ccedil;erisinde yer alan Herat, Safev&icirc; devlet başkenti olan Tebriz ve Şiraz ekollerinin etkisi altında kalmışlardır. Bu konu Ehlibeyt İmamları&rsquo;nın t&uuml;m ekollerde tarz olarak birbirlerine olduk&ccedil;a benzemeleriyle de rahat&ccedil;a anlaşılmaktadır.</p>
<p>
	2-Minyat&uuml;rlerle bezenmiş olan ve imamların tarihini konu alan, &ouml;te yandan Kerbela&rsquo;da İmam H&uuml;seyin&rsquo;in (a.s) şehadetini resimlerle anlatan el yazma eserler, İran tarzının g&ouml;rsel sanat &uuml;zerinde &ouml;zellikle de minyat&uuml;r sanatında ne denli etkili olduğunu g&ouml;stermektedir. Buna &ouml;rnek olarak da <em>Hadikat&uuml;&rsquo;s-Suada</em> adlı eser ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Britanya Kraliyet K&uuml;t&uuml;phanesi&rsquo;nde bulunan Hz. H&uuml;seyin&rsquo;in şehadetini konu alan bir mesneviyi &ouml;rnek olarak g&ouml;sterebiliriz.</p>
<p>
	3-Bir başka &ouml;nemli nokta ise Osmanlı sarayının sanata ve sanat&ccedil;ıya verdiği değerdir. İran&rsquo;ın bu konudaki sıkıntısı ise &uuml;lke i&ccedil;erisinin her daim &ccedil;alkantılı olması ve bir t&uuml;rl&uuml; istikrara kavuşamadığından &ouml;t&uuml;r&uuml; sanat&ccedil;ıların mecburen d&ouml;nemin payitahtı olan Tebriz&rsquo;i sık sık terk etmeleri ve hatta &uuml;lke sınırlarını aşarak &ouml;zellikle Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşamaya başlamış olmalarıdır. İstanbul&rsquo;un uzun yıllar boyunca Osmanlı başkenti olarak kalması, sanatın gelişmesi adına bir&ccedil;ok at&ouml;lye ve okulun kurulması sanata olduk&ccedil;a değer verildiği anlamına gelmekteydi. Rahat ve huzurlu bir ortamda sanat adına elbette ki olduk&ccedil;a başarılı ve &ccedil;ok işler yapılabilmektedir.</p>
<p>
	4-İran ve Osmanlı devletlerinde el yazma eserlerin minyat&uuml;rlerle bezenme geleneğine bakıldığında şu sonuca varabiliriz; İlk İsl&acirc;m tarihi ve diğer dini minyat&uuml;rler İstanbul&rsquo;da 1624-1636 yılları arasında olağan&uuml;st&uuml; derecede bir karşılık bulup, yayılmıştı. Şah Abbas da bu konuda iyiden iyiye pop&uuml;ler hale gelen minyat&uuml;r sanatının ekonomik kısmını da g&ouml;z ardı etmiyor ve bunu da dini konuları i&ccedil;eren minyat&uuml;rlerle yapıyordu.</p>
<p>
	Sonu&ccedil; olarak o d&ouml;nemde minyat&uuml;rl&uuml; el yazma eserlerin sayısı g&uuml;nbeg&uuml;n azalmış ve artık onun yerini yavaş yavaş tek sayfa ve varaklı minyat&uuml;rler almaya başlamıştı.</p>
<p>
	5-Şia ulemasının &ouml;nde gelen, saygın fakihlerinden Şehid-i Evvel olarak bilinen Muhammed bin Mekki Amuli ve Şehid-i Sani olarak anılan Zeynuddin Amuli hem Şii mezhebinin hem de Safev&icirc;lerin ilk d&ouml;nemdeki en b&uuml;y&uuml;k hamileri olarak bilinmektedirler.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Şah İsmail (1501-1524) ile hayat bulan Safev&icirc; devletinde, Vaizi Kaşifi&rsquo;nin <em>Ravzat&uuml;&#39;ş-Ş&uuml;heda&rsquo;</em>sı gibi harikulade eserler Safev&icirc; şahlarının himaye ve destekleri ile ortaya &ccedil;ıkmış ve &ouml;te taraftan kitap yazarları ve minyat&uuml;r sanat&ccedil;ıları d&ouml;nemin fakihleri gibi bilge insanlarla her daim i&ccedil;li dışlı olmuş ve bu gibi eserler onların nezaretinde yazılmıştır. Ama Şii fakihlerinin genelinin Arap olması ve İran k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nden uzak olmaları nedeniyle din &acirc;limleri bu tarz minyat&uuml;r &ccedil;alışmalarına pek fazla itibar etmemiş ve konuya olumlu yaklaşmamışlardır. Bu sebepten &ouml;t&uuml;r&uuml; <em>Ravzat&uuml;&#39;ş-Ş&uuml;heda</em> gibi dini y&ouml;n&uuml; baskın eserlere Safev&icirc;ler d&ouml;neminde minyat&uuml;r &ccedil;alışmaları eklenememiştir. Ama yine de Şialar arasında olduk&ccedil;a iyi bilinen <em>Gadir-i Hum </em>ve <em>&ldquo;Hz. Ali&rsquo;nin (a.s) K&acirc;be&rsquo;deki putları kırması</em> konulu <em>Ravzat&uuml;&rsquo;s-Safa</em> adlı eserin minyat&uuml;rlerle bezenmesi Safev&icirc; h&uuml;k&uuml;mdarlarının destekleri ile ger&ccedil;ekleşmiştir. Bu da Safev&icirc; y&ouml;netiminin ve b&ouml;lge halkının dini g&ouml;r&uuml;şlerinin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>
	&Ouml;te yandan Ehlis&uuml;nnet ideolojisinin yaygın olduğu T&uuml;rkiye ve Mısır&rsquo;da bu tarz minyat&uuml;rler yani hem Peygamber Efendimizin (s.a.a) hayatını anlatan hem de Ehlibeyt İmamlarını konu alan minyat&uuml;rler olduk&ccedil;a rağbet g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r.</p>
<p>
	6-Bir diğer &uuml;zerinde durulması gereken nokta da, Osmanlı toprakları i&ccedil;erisinde yaygınlaşmış olan Şii ideolojisini yansıtan minyat&uuml;rlerdir. Bunun bir nedeni de Şii d&uuml;nyasıyla yakından alakalı olan ve bu topraklar &uuml;zerinde varlığını koruyan en g&uuml;&ccedil;l&uuml; tasavvuf kollarından birisi olarak kabul g&ouml;r&uuml;len Bektaşiliğin Osmanlı imparatorluğu d&ouml;neminde bir hayli derin ve etkili role sahip olmasıdır. Aslına bakılacak olunursa Bektaşiler, aynı Şii &uuml;lkelerinde var olan diğer tasavvuf kolları gibi Osmanlı i&ccedil;erisinde faaliyet g&ouml;stermekte ve bu da Osmanlı-Safev&icirc; d&ouml;nemi el yazma eserlerdeki Şii inan&ccedil;lı minyat&uuml;r ve resim &ccedil;alışmalarının nedenlerinden biri sayılmaktadır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p align="left">
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Hamse-i Nizam&icirc; olarak anılan bu eserde yer alan mesneviler şunlardır: 1) Mahzen&uuml;&rsquo;l-Esrar, 2) H&uuml;srev ile Şirin, 3) Leyla ile Mecnun, 4. Heft Peyker, 5) İkbalname ve Şerefname&rsquo;den oluşan İskendername.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Halil İnalcık, The Ottoman Empire, The Classical Age (1300-1600), London, Weiden Feld and Nicolson, 1973, s. 3.</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> David Talbot Rice, Islamic Art, London, Thames and Hudson, 1965.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> David James, Islamic Art: An Introduction, London, Hamlun, 1974.</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> S.M. Dimand, A., Hand Book of Muhammad an Art, New York, Hartstade House, 1947, s. 55-56.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> Bu el yazma eserin bir kısmı da Londra&rsquo;da bulunan Royal Asiatic Society&rsquo;de bulunmaktadır.</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> Konuyla ilgili resimler i&ccedil;in bkz: David Talbot Rice, Rashid al Din, Edinburgh University Press, 1976.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> David James, Qurans of the Mamluks, New York, 1988, Chapters 4, 5.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> Bkz: Mahnaz Shayestehfar, Shi&rsquo;ah Artistic Elements in the Timurid and Safavid Periods, London, Book Extra, 1998.</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> Arnold, Painting in Islam, s. 121.</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> Şeyh el Mufid, Kitab el- İrşad, London, Mohammadi Institute, 1981, s. 131.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &ldquo;Allah, g&ouml;klerin ve yerin nurudur. O&#39;nun nuru, i&ccedil;inde lamba bulunan bir kandile benzer. Lamba cam i&ccedil;erisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldız. Ne doğuya ve ne batıya mensup olmayan m&uuml;barek bir zeytin ağacı(nın yağı)ndan yakılır. (&Ouml;yle m&uuml;barek bir ağa&ccedil;) ki, neredeyse ateş değmese de yağı ışık verir. Işığı parıl, parıldır. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlara misaller verir. Allah her şeyi bilir.&rdquo;</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a>&nbsp; Ferazdak&rsquo;ın şiirinin i&ccedil;eriği hakkında daha fazla bilgi almak i&ccedil;in bakınız; Şeyh el Mufid, Kitab el- İrşad, s. 338-339.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> Şeyh el Mufid, age., s. 124-26</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> Dr. Sarvat Okasha, The Muslim Painter and the Divine, London, Park Lane, 1981, s. 60.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> Daha fazla bilgi i&ccedil;in bkz: Mahnaz Shayestehfar, Shi&rsquo;ah Artistic Elements in the Timurid and Safavid Periods, II. B&ouml;l&uuml;m.</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a> The Encyclopedia of Islam, New Edit, c. 14, s. 704.</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
<p>
			<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a> Şeyh el Mufid, age., s. 336-60.</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
<p>
			<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a> Şiiliğin Safev&icirc;ler d&ouml;neminde konumu konusunda bkz; Nasr, Seyyid H&uuml;seyin, &ldquo;Religional Safavid Persia&rdquo;, Iranian Studies, c. VII, 1974, s.272.</p>
<p>
			&nbsp;</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/safevi-ve-osmanli-donemi-minyaturlerinde-dini-degerler/">Safevî ve Osmanlı Dönemi Minyatürlerinde Dinî Değerler</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Attar ve Fuzuli</title>
		<link>https://www.caferilik.com/attar-ve-fuzuli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hasan Bedel &#160; Orta &#231;ağda İslam uygarlığının teşekk&#252;l ve tekam&#252;le eren zengin edebiyatı &#252;&#231; dilde yani Arap&#231;a, Fars&#231;a ve T&#252;rk&#231;e ile yayılıp ş&#246;hret bulmuştu. İsl&#226;m k&#252;lt&#252;r&#252; etkisinde gelişen T&#252;rk-Fars-Arap edebiyatlarının g&#246;sterdiği &#246;zellikler a&#231;ısından ortaya &#231;ıkan kollardan biri Divan Edebiyatıdır. Bu d&#246;nemin edebi s&#252;recinde yaşanan olaylar arasında b&#252;y&#252;k ve &#246;nemli gelişmeler olmuş ve bunları edebiyat teorisi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/attar-ve-fuzuli/">Attar ve Fuzuli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">
	<strong>Hasan Bedel</strong></p>
<div style="clear:both;">
	&nbsp;</div>
<p>
	<br />
	Orta &ccedil;ağda İslam uygarlığının teşekk&uuml;l ve tekam&uuml;le eren zengin edebiyatı &uuml;&ccedil; dilde yani Arap&ccedil;a, Fars&ccedil;a ve T&uuml;rk&ccedil;e ile yayılıp ş&ouml;hret bulmuştu.</p>
<p>
	İsl&acirc;m k&uuml;lt&uuml;r&uuml; etkisinde gelişen T&uuml;rk-Fars-Arap edebiyatlarının g&ouml;sterdiği &ouml;zellikler a&ccedil;ısından ortaya &ccedil;ıkan kollardan biri Divan Edebiyatıdır. Bu d&ouml;nemin edebi s&uuml;recinde yaşanan olaylar arasında b&uuml;y&uuml;k ve &ouml;nemli gelişmeler olmuş ve bunları edebiyat teorisi, eleştiri, poetika bilimleri ya da bir başka deyişle, şiirin i&ccedil; ve dış aheng d&uuml;zeni, şiir sanatı ve belagat olarak sıralayabiliriz. Bunlar arasında bir&ccedil;ok da ortak ve birbirine yakın y&ouml;nler g&ouml;rebiliriz. Bu ortak ve yakın y&ouml;nler, kendisini sanatsal-estetik d&uuml;ş&uuml;nce tarzı, konu ve edebi t&uuml;rler, şairane tahayy&uuml;ller, toplum değerleri vb. y&ouml;nlerde de bariz bir şekilde g&ouml;stermektedir.</p>
<p>
	Orta &ccedil;ağların tarihi-ictimai, dini-manevi, bilimsel-k&uuml;lt&uuml;rel &ccedil;evrelerinde olan birlik ve beraberlik s&ouml;z konusu yakınlığı daha da derinleştirmiş ve edebi ilişkileri bir o kadar da muhkemleştirmiştir. Bu sayılan &ouml;zelliklere g&ouml;re bir&ccedil;ok Doğu klasikleri sanat eserlerini iki veya &uuml;&ccedil; dilde (Arap&ccedil;a ve Fars&ccedil;a, Arap&ccedil;a, Fars&ccedil;a ve T&uuml;rk&ccedil;e) yazmışlardır.</p>
<p>
	&Ouml;te yandan, bu d&ouml;nemde Fars dili bir yıldız gibi sanatsal dil olarak Hindistan ve Orta Asya&rsquo;da iyiden iyiye kendini g&ouml;stermiş, Irak ve i&ccedil;inde yaşadığımız bu topraklar da dahil geniş bir coğrafyayı etkisi altına almıştır.</p>
<p>
	Bu arada İran-Osmanlı ve Fars-T&uuml;rk edebi-k&uuml;lt&uuml;rel ilişkileri en &uuml;st seviyeye y&uuml;kselmiştir. Hakani ve Nizami&rsquo;den başlayarak bir&ccedil;ok yerli edip ve şairler Fars&ccedil;a, sonraki d&ouml;nemlerde ise iki dilde Fars&ccedil;a ve T&uuml;rk&ccedil;e eserler yazmışlardır. Bu gelenek yirminci y&uuml;zyıla kadar devam eder ve &Uuml;stad Muhammed H&uuml;seyin Şehriyar gibi tanınmış Azeri şairinin T&uuml;rk&ccedil;e yazdığı unutulmaz &ldquo;Haydar Baba&rdquo; şiiri ile birlikte Fars dilinde m&uuml;kemmel bir divan ortaya &ccedil;ıkar.</p>
<p>
	Bu makalede irfan &ccedil;eşmesinden yararlanan iki b&uuml;y&uuml;k edib Attar ve Fuzuli<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> arasında g&ouml;zlemlenen genel ortak değerler analiz edilmektedir.</p>
<p>
	İran&rsquo;ın d&uuml;nya &ccedil;apında &uuml;n yapmış şairlerinden ve aynı zamanda da derin bir mutasavvıf ve Attar olarak anılmasına neden olan Hekim ve eczacılığı ile bilinen Ferid&uuml;ddin Att&acirc;r-i Nişaburi (540/1145-618/1222), Senai&rsquo;den sonra sufi edebiyatının en meşhur temsilcilerindendir ve tasavvuf d&uuml;nyasının zirvesinde yer alan Mevlana Celaleddin Rumi onu &ldquo;Ruh&rdquo; olarak adlandırmaktadır.</p>
<p align="left" dir="RTL">
	عطار روح بود و سنايی دو چشم ا و<br />
	ما از پی سنايی و عطار آمديم</p>
<p>
	&ldquo;Attar ruh, Senai de onun iki g&ouml;z&uuml; idi,<br />
	Biz Attar&rsquo;ın ve Senai&rsquo;nin izinde y&uuml;r&uuml;d&uuml;k.&rdquo;</p>
<p>
	Attar, tasavvuf ve irfanın en &ouml;nemli değerlerini g&uuml;zel, sanatsal bir dil ile beyan etmiş ve kendisinden geriye zengin bir miras bırakmıştır: &ldquo;İlahiname&rdquo;, &ldquo;Esrarname&rdquo;, &ldquo;M&uuml;sibetname&rdquo;, &ldquo;Muhtarname&rdquo;, &ldquo;Mantiku&rsquo;t Tayr&rdquo;, &ldquo;Tezkiret&uuml;&rsquo;l Evliya&rdquo; ve &ldquo;Divan&rdquo; bunlardandır. Attar, belli bir sufi tarikatına mensup olmadan zahidane mezhep ve din yerine aşikane zevk ve batıni bir yaşantıya &ouml;nem vermiştir.</p>
<p>
	İrfanda bu yolu se&ccedil;enler tarikatlarla ilişki kurmamakta, kendilerini onların gelenekselleşmiş kural ve yasaları i&ccedil;inde sınırlamak istemeden şeyh, hırka ve başka zahiri meseleleri kabul etmez, Hz. Muhammed&rsquo;i (s.a.a) ve Ehl-i Beyt&rsquo;ini (a.s) manevi m&uuml;rşit se&ccedil;erek sıdk ve ihl&acirc;s ile batıni seyr &uuml; s&uuml;l&ucirc;k menzilleri ge&ccedil;mekle ahlaki-nefsi paklığa, ruhsal aydınlığı ve bu şekilde kemale ve olgunluğa ulaşmaya &ccedil;alışıyorlar ki, Hak Teala&rsquo;nın dergahına yaklaşmak saadetine erişsinler.</p>
<p>
	Attar tasavvuf ve irfanın b&uuml;t&uuml;n nazari hikmetine, ameli y&ouml;nlerine, ahlaki ve manevi meselelerine ait &ouml;nemli noktaları kendi zengin mirasında yeterince yansıtan, bu karmaşık ama &ccedil;ekici ve değerli hazinenin gizli y&ouml;nlerini sanatsal-sembolik tahayy&uuml;l d&uuml;nyası ile beyan eden arif bir sanatkardır. Onun g&ouml;r&uuml;şlerinde Şehabeddin S&uuml;hreverdi&rsquo;nin İşr&acirc;k felsefesinin izleri vardır ve kendi &ldquo;Esrarname&rdquo; adlı eserinde bu b&uuml;y&uuml;k filozofun cahillik ve kıskan&ccedil;lık y&uuml;z&uuml;nden katledilmesini y&uuml;reği yana yana dile getirmiştir.</p>
<p>
	&Ouml;te yandan, Attar tasavvuf ve irfan d&uuml;nyasının tanınmış simalarındandır. Onun edebi ve fikirsel etkisi yalnızca Fars dili edebiyatında değil, T&uuml;rk dilinde yazan ediplere de olduk&ccedil;a &ccedil;ok olmuştur. Aynı zamanda, Attar Nişaburi&rsquo;nin eserlerinin konuları T&uuml;rk dili edebiyatında yaygın bir şekilde işlenmiş ve bazı eserleri de dahil olmak &uuml;zere, &ldquo;Mantiku&rsquo;t Tayr&rdquo; mesnevisi orta&ccedil;ağda T&uuml;rk&ccedil;eye &ccedil;evrilmiştir.</p>
<p>
	Attar ile Fuzuli arasında irfani değerler a&ccedil;ısından ortak ve yakın noktaları aşağıda belirteceğimiz şekilde toplayıp, umumileştirebiliriz:</p>
<p>
	Aşk, İrfan ve tasavvufta en &ouml;nemli manevi değer olmakla birlikte batıni marifet yolunu yaşatıp, zenginleştiren ve ona ebediyet armağan eden bir fakt&ouml;r olarak değerlendirilebilir. Rabiat&rsquo;&uuml;l Adeviyye, Beyazıd Bestami ve Hallac-ı Mansur ile başlayan bu sihirli kıvılcım Ayn&rsquo;ul Kuzzat Hamedani&rsquo;den sonra Attar&rsquo;ın sanat tahayy&uuml;l&uuml;nde yeniden canbularak Mevlana&rsquo;nın ruhani atmosferinde alevlenip, onun marifet deryasını coşturup kemale erdi.</p>
<p>
	Aşk, yazıp okumaktan, &ccedil;alışıp, beşerin t&uuml;rl&uuml; t&uuml;rl&uuml; faaliyetlerden değil, başka bir &acirc;lemden, Y&uuml;ce Hakk&rsquo;ın dergahından saf g&ouml;n&uuml;l aynasına inen bir haldir. Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar&rsquo;ında ş&ouml;yle der:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	عشق را جزين زمان زمانی دگر است<br />
	مرغ عشق را آشيانی دگر است<br />
	درنيابد کس زبان عاشقان<br />
	ز انک عشق را زبانی دگر است</p>
<p>
	&ldquo;Aşkın bu zamandan ayrı bir zamanı var,<br />
	Aşk kuşunun ayrı bir yuvası var.<br />
	Kimse aşıkların dilini bilmez,<br />
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; aşıkların ayrı bir dili var.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli&rsquo;ye g&ouml;re de aşk, batıni-ruhani ve manevi bir hal &uuml;zere maddi d&uuml;nyanın &uuml;st&uuml;nde olan tecerr&uuml;d &acirc;lemine &ouml;zg&uuml;d&uuml;r.</p>
<p>
	&ldquo;S&uuml;l&ucirc;k-i fakr etvarım mezak-i eşk halımdır,<br />
	Tecerr&uuml;d &acirc;lemi seyrinde &acirc;lem paym&acirc;lımdır.&rdquo;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	Marifet denizinin dalgıcı olmayan bu &acirc;lemin sırlarını &ccedil;&ouml;zemez der Muhammed Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Olmayan gavvası bahr-i marifet arif değ&uuml;l,<br />
	&Ccedil;&uuml;n sedef terkibi tendir l&ouml;l&ouml;y&uuml;-şahvar s&ouml;z.&rdquo;</p>
<p>
	Yani arif olmak i&ccedil;in marifet denizinin dalgıcı olup, onun derinliklerine, enginliklerine ulaşmak gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; şah ve sultanlara layık değerli s&ouml;z, sedef i&ccedil;indeki bir inci par&ccedil;ası gibidir. Bu sedef ise yalnızca marifet denizinin derinliklerinde bulunabilir.</p>
<p>
	Aşk, bazen de bu iki b&uuml;y&uuml;k arifin nezdinde İlahi kaza, bela ve dert gibi anlaşılmaktadır. Nişaburlu Attar&rsquo;a g&ouml;re ger&ccedil;ek aşık bu dert ve belayı bir yaşam tarzı olarak kabul eder. Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	طريق عشق جانا بی بلا نيست<br />
	زمانی بی بلا بودن روا نيست</p>
<p>
	&ldquo;Ey can! Aşk yolu belasız değildir,<br />
	Bir an belasız olmak reva değildir.&rdquo;</p>
<p>
	<strong>Fuzuli:</strong></p>
<p>
	&ldquo;Ya Rab! Belayi eşk ile kıl aşina meni,<br />
	Bir dem belayi eşkden etme c&uuml;da meni.&rdquo;</p>
<p>
	Aşk, ilahi bir takdir gibi hep dert ve gamla beraberdir. Bu batini ruhsal fakt&ouml;r de yalnızca &Acirc;dem evladının kalbine layık olarak onu &ouml;lesiye değin takip eder. Attar, Mantiku&rsquo;t Tayr:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	عشق مغز کاينات آمد مدام<br />
	ليک نبود عشق بی دردی تمام<br />
	قدسيان را عشق هست و درد نيست<br />
	درد را جز آدمی در خورد نيست</p>
<p>
	&ldquo;Aşk, kainatın kalbi oldu her daim,<br />
	Dertsiz aşk, tam aşk değildir lakin.<br />
	Meleklerin aşkı vardır ama dert yok,<br />
	Dert, ademden gayrisinde hi&ccedil; yok.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli de, Adem&rsquo;in g&ouml;n&uuml;l ve ruhunun ezelden dert i&ccedil;in bir konaklama yeri olduğunu beyan eder.</p>
<p>
	&ldquo;Adem&rsquo;in toprağın gam birle muhammer kıldılar,<br />
	Anda derd &uuml; mihnete mukarrer kıldılar.&rdquo;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Aşık, kendi aşkının kemalini derdin sonsuzluğu ve &ccedil;aresizliğinde g&ouml;r&uuml;r, ona g&ouml;re ki, bir dert sahibi olmak i&ccedil;in y&uuml;z dua eder. Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	درمان چه طلب کنم که در عشقش<br />
	يک درد به صد دعا همی جويم</p>
<p>
	&ldquo;Aşkında ne derman isteyeyim ki,<br />
	Bir derdi y&uuml;z duada arıyorum.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli de hakiki aşık olarak derdine derman istemiyor, tam aksine, derdinin &ccedil;oğalmasını arzuluyordu.</p>
<p>
	&ldquo;Var bir derdim ki, bir&ccedil;ok dermandan fazladır bana,<br />
	Koy beni derdimle, derman eyleme, var ey hekim.&rdquo;</p>
<p>
	Aşık hakikat aleminde suret sayılır, onun ruhu ve canı Hakk&rsquo;tır. Attar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	عشق تو در دست که درمانش تويی<br />
	هست عاشق صورت و جانش تويی</p>
<p>
	&ldquo;Aşkın &ouml;yle bir derttir ki, dermanı sensin,<br />
	Aşık surettir, canı sensin.&rdquo;</p>
<p>
	Ancak ger&ccedil;ek arif asla suret aleminde mahdutlaşmaz. Attar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	هرک شد در عشق صورت مبتلا<br />
	هم از آن صورت فتد درصد بلا</p>
<p>
	&ldquo;Her kim aşkta surete m&uuml;ptela olsa,<br />
	O suret y&uuml;z&uuml;nden d&uuml;şer y&uuml;z belaya.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;G&ouml;n&uuml;l her suret-i Şirin&rsquo;e verme, i&ccedil; mey-i me&rsquo;na,<br />
	Hezar kıl, daşa &ccedil;alma tişeni Ferhad-i şeyda tek.&rdquo;<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
<p>
	İrfanda esas hedef marifete ulaşmaktır, bunun i&ccedil;in suret ve zahirden ge&ccedil;erek anlam ve batıni &acirc;leme y&ouml;nelmek gerekir. Attar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	ترک صورت گير در عشق صفت<br />
	تا بتابد آفتاب معرفت</p>
<p>
	&ldquo;Sıfat aşkında sureti terk et,<br />
	Ki, marifet g&uuml;neşi nur şa&ccedil;sın.&rdquo;</p>
<p>
	Yine Attar&rsquo;ın kaleminden:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	گر دلت آگاه معنی آمدست<br />
	کار دينت ترک دنيا آمدست</p>
<p>
	&ldquo;Eğer g&ouml;nl&uuml;n manadan agah ise,<br />
	D&uuml;nyayı terk etmelisin din işinde.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Biz beka m&uuml;lk&uuml;n&uuml;n istiklal ile sultanıyız,<br />
	Mana ile bakiyiz, surette ger&ccedil;i faniyiz.&rdquo;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	Aşkın zirvesi ve kemali Hakk Teala&rsquo;ya bağlıdır. Ariflerin nazarında ne varsa aşk ile alakalıdır ve her şey bu ger&ccedil;eğin mahabbet &ccedil;evresinde hareket eder. Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;de buyurulur ki:</p>
<p>
	&ldquo;Her şey, g&ouml;kte ve yerde ne varsa, bir olan Allah&rsquo;a secde ve dua ediyor.&rdquo; (Hadid/1, Haşr/1, Saff/1, Rad/1). Attar, Esrarname:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	نگه کن ذره ذره گشته پويان<br />
	بحمدش خطبه تسبيح گويان</p>
<p>
	&ldquo;Bak g&ouml;r, zerre zerre O&rsquo;nu arar,<br />
	Hamdi i&ccedil;in seslenir ve tesbih eder.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&rdquo;Olur ruhsarına g&uuml;n, la&rsquo;line g&uuml;lberg-i ter &acirc;şık,<br />
	Sana eksik değil, g&ouml;kden iner, yerden biter &acirc;şık.&rdquo;</p>
<p>
	Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	همه در عشق میگردند از حال<br />
	چه در وقت و چه در ماه و چه در سال</p>
<p>
	&ldquo;Hepsinin aşkta hali değişir,<br />
	İster bir an, ister bir ay, ister bir yıl.&rdquo;</p>
<p>
	Tasavvufta aşk, kendi y&uuml;ksek makamına g&ouml;re akıl ve ilimden &uuml;st&uuml;n tutulur. Akıl iki kısımdır: k&uuml;lli ve c&uuml;z&rsquo;i akıl. K&uuml;lli akıl, b&uuml;t&uuml;n varlığı kapsamaktadır. Alem onun sadece bir cilvesi ve yansımasıdır. C&uuml;z&rsquo;i akıl, bir &ccedil;eşit nefisle bağlıdır ve onun i&ccedil;in aşkı inkar etmektedir. Kalp ve can ise Allah&rsquo;ın ademoğluna verdiği aşk ve ruhtur. Attar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	عقل اندر حق شناسی کامل است<br />
	ليک کاملتر از او جان و دل است<br />
	گر کمال عشق می بايد ترا<br />
	جز ز دل اين پرده نگشايد ترا</p>
<p>
	&ldquo;Akıl Hakkı tanımakta kamildir,<br />
	Lakin can ve y&uuml;rek ondan daha kamildir.<br />
	Eğer sana aşkın kamili gerekiyorsa,<br />
	Kalpten başka bu perdeyi a&ccedil;an olmaz.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Men akıldan isterem del&acirc;let,<br />
	Akıl mene g&ouml;sterir dal&acirc;let.&rdquo;</p>
<p>
	Akıl ne yapsa, ne etse aşkın &ouml;z&uuml;n&uuml; ve mahiyetini anlayamaz, idrak edemez. Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	عقل کجا پی برد شيوهی سودای عشق<br />
	باز نيابی به عقل سرّ معمّای عشق</p>
<p>
	&ldquo;Akıl nerden anlasın aşk sevdasının şivesini,<br />
	Akıl ile bulamazsın aşk muammasının şifresini.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Ey Fuzuli eşk men&rsquo;in kılma nasihden kabul,<br />
	Akl tedbiridir ol, sanma ki, bir b&uuml;ny&acirc;dı var.&rdquo;<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
<p>
	Alem i&ccedil;re d&uuml;zende insan, bu b&uuml;y&uuml;k &acirc;lemin bir n&uuml;shası ve en k&acirc;mil varlığı sayılmaktadır. Onun cismi ve v&uuml;cudu suret aleminden, ruhu ise gayb ve bek&acirc; &acirc;lemindendir. Hal b&ouml;yle olunca da, beşerin kalbi Hakk sevgisini ve İlahi emaneti kendi i&ccedil;ine sığdırabilir ve Hak&rsquo;kı en iyi, en k&acirc;mil şekilde tanıyan insandır. Beşerin manevi değeri de işte bu şekilde belirginleşir. Attar, Musibetname:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	گر چه کعبه قبله خلق جهان است<br />
	ليک دايم قبله جان کعبه جان است<br />
	کعبه جان روی جانان ديدن است<br />
	روی او در کعبه جان ديدن است</p>
<p>
	&ldquo;Kabe d&uuml;nya halkının kıblesi olsa da,<br />
	Daima can kıblesi can kabesidir.<br />
	Can Kabesi, cananın y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rmektir,<br />
	Onun y&uuml;z&uuml;n&uuml; can Kabesinde g&ouml;rmektir.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli (6.s.222):</p>
<p>
	&ldquo;Ey r&uuml;h&uuml;n kıble-i can, hak-i derin Ka&rsquo;be-i dil,<br />
	Reh-i eşkinde fen&acirc; serhadi, evvel-i menzil.&rdquo;<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>
<p>
	Arifin asıl maksadı hakikate kavuşmaktır ve bunun i&ccedil;in beşer ile Hakk Teala arasında ne engel, ne hicap varsa, hatta nefis ve can da ortadan kaldırılmalıdır. Attar, Mantiku&rsquo;t Tayr:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	زحمت جان از ميان برداشتند<br />
	دل بکلی از جهان برداشتند<br />
	جان چو برخاست از ميان بی جان خويش<br />
	خلوتی کردند با جانان خويش</p>
<p>
	&ldquo;Can zahmetini ortadan kaldırdılar,<br />
	Kalbi t&uuml;m&uuml;yle d&uuml;nyadan kopardılar.<br />
	Can ortadan kalkınca kendi cansızlığı ile,<br />
	Kendi cananı ile halvet ettiler.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Seni canan sanırım, &ccedil;ık bedenimden, ey can,<br />
	Men &uuml; cananım arasında &ccedil;ok olma hail.&rdquo;<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>
<p>
	Aşık, batıni m&uuml;şahede ve ş&uuml;hud vakti Hakk&rsquo;ın cemalinden başka bir şey g&ouml;rmez ve hi&ccedil;bir şey istemez. Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	مرا بايد که جان و تن نماند<br />
	و گر هر دو بماند من نماند</p>
<p>
	&ldquo;Bende gerek can ile ten kalmaya,<br />
	Her ikisi de kalırsa artık &ldquo;Ben&rdquo; kalmaya.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli, Leyla ile Mecnun:</p>
<p>
	&ldquo;Ya Rab mene cism &uuml; can gerekmez,<br />
	Canan yok ise can gerekmez.&rdquo;</p>
<p>
	Dervişlerin makamı, d&uuml;nyevi m&uuml;lk ve maldan y&uuml;ksekte duran ayrı bir manevi alemdir. Aşık i&ccedil;in padişahlık makamı Hakk&rsquo;ın dergahında dilencilik ile başlamaktadır. Attar, İlahiname:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	اگر چه ملک دنيا پادشاهی است<br />
	ولی چون بنگری اصلش گدايی است</p>
<p>
	&ldquo;D&uuml;nya malı padişahlık olsa da,<br />
	Lakin bir bakınca aslında dilenciliktir.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli Hakk Teala dergahının dilencisi gibi kendi makamını muhteşem, d&uuml;nyavi saltanat peşinde gidenin derecesini ise fakirlik ve d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;k olarak g&ouml;r&uuml;r (6.s.353):</p>
<p>
	&ldquo;Hak&icirc;r bakma mene kimseden sağınma kemem,<br />
	Fak&icirc;r-i p&acirc;dişah-&acirc;s&acirc; ged&acirc;-yı muhteşemem.&rdquo;<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	Bu y&uuml;ce derg&acirc;ha ulaşmak i&ccedil;in d&uuml;nyevi ve maddi ne varsa fani bilmeli ve bu yol ile bek&acirc; m&uuml;lk&uuml;nde karar kılınmalıdır. Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	گر بقا بخواهی فنا شو کز فنا<br />
	کمترين چيزی که میزايد بقا است.</p>
<p>
	&ldquo;Eğer beka istersen fena ol ki, fenadan<br />
	Doğan en az şey bekadır.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli de, beka m&uuml;lk&uuml;n&uuml; isteyen d&uuml;nyevi varlığını fena etmelidir diye &ouml;ğ&uuml;t verir.</p>
<p>
	&ldquo;Beka m&uuml;lk&uuml;n dilersen, fani et varını d&uuml;nya tek.<br />
	Etek &ccedil;ek g&ouml;rd&uuml;y&uuml;nden afitabi-alemara tek.&rdquo;<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	Hakk Teala&rsquo;nın y&uuml;ce derg&acirc;hı fiziki zaman ve mekandan &ouml;te bir makamdır, tasavvufta da buna lamekan derler. Attar (2. s. 517): Gazaliyat</p>
<p align="left" dir="RTL">
	چون بباشی فانی مطلق ز خويش<br />
	هست مطلق گردی اندر لا مکان</p>
<p>
	&ldquo;Eğer kendinden mutlaka fani olsan,<br />
	Mutlak var olursun sen la mekanda.&rdquo;</p>
<p>
	Yine Attar&rsquo;dan:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	عطار چه در مکان نشستی<br />
	برخيز و به لامکان شو .</p>
<p>
	&ldquo;Attar! Neden mekanda oturursun,<br />
	Kalk ve lamekana doğru y&ouml;nel.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;L&acirc; mekan seyrinin az&icirc;metin et,<br />
	Bu har&acirc;b olacak mekandan ge&ccedil;.&rdquo;</p>
<p>
	Aslında Hakk&rsquo;ın marifetine ulaşan k&acirc;mil arif i&ccedil;in zahiri &acirc;lemde olan b&uuml;t&uuml;n tezat ve ihtilaflar aynı kabul edilir. Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	گر قهر کنی سزای آنم<br />
	ور لطف کنی برای آنم</p>
<p>
	&ldquo;Eğer kahredersen, ona layığım,<br />
	Eğer l&uuml;tfedersen, onun i&ccedil;inim.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Birdir&uuml;r mastar-ı celal &uuml; cemal,<br />
	Bir bilir kahr &uuml; l&uuml;tfi ehl-i kemal.&rdquo;</p>
<p>
	Bu anlamda birbirine zıt kutupların, O&rsquo;nun l&uuml;tuf ve kahır sıfatlarının bir yansıması olarak ortaya &ccedil;ıktığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Attar, Mantiku&rsquo;t Tayr:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	طاعت روحانيان از بهر تو است<br />
	خلد و دوزخ عکس لطف و قهر تو است</p>
<p>
	&ldquo;Meleklerin itaati Senin i&ccedil;indir,<br />
	Cennet ve Cehennem Senin l&uuml;tuf ve kahrının yansımasıdır.</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Dem&acirc;dem aks alır mir&rsquo;&acirc;t-i &acirc;lem kahr &uuml; l&uuml;tfundan,<br />
	Anun&rsquo;&ccedil;&uuml;n geh k&uuml;d&uuml;ret z&acirc;hir eyler, geh safa peyda.&rdquo;<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>
<p>
	Ariflerin son menzili tecrittir. Maddi d&uuml;nyanın darlık, kasvet ve karanlığından tam manasıyla ayrılıp, tevhide Hakk Teala&rsquo;nın vahdet nuruna gark olmak demektir. Attar, Esrarname:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	دل تو موضع تجريد آمد<br />
	سرای خلوت و توحيد آمد</p>
<p>
	&ldquo;Senin g&ouml;nl&uuml;n tecrit yerine d&ouml;nd&uuml;,<br />
	Halvet ve tevhit sarayına d&ouml;nd&uuml;.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Kılmıştı kemal-i itidali,<br />
	Kesret aleminden onu hali.<br />
	Tutmuştu tarik-i ehl-i tevhid,<br />
	Bulmuşdu kemal-i terk &uuml; tecrid.&rdquo;</p>
<p>
	Arif, vahdet vadisinde kesret aleminden tam olarak ayrılarak her şeyi bir g&ouml;r&uuml;r ve bir bilir (9.c.2.s.530). Attar (13.s.31): Esrarname</p>
<p align="left" dir="RTL">
	يکی خوان و يکی خواه و يکی جوی<br />
	يکی بين و يکی دان و يکی گوی</p>
<p>
	&ldquo;Bir oku, bir iste ve bir ara,<br />
	Bir g&ouml;r, bir bil ve bir s&ouml;yle!&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Dedi: &ldquo;Bizde bir durur hakikat,<br />
	Birlikde yaraşmaz iki suret.&rdquo;</p>
<p>
	Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	چنان بيخود شدند از خود که اندر وادی وحدت<br />
	يکی مست انالحق گشت و ديگر غرق سبحانی</p>
<p>
	&ldquo;Vahdet vadisinde &ouml;ylesine kendilerini yitirdiler ki,<br />
	Biri &ldquo;Enel Hakk&rdquo; ile mest, bir diğeri &ldquo;Subhani&rsquo;de&rdquo; garkoldu.&rdquo;<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;V&acirc;di-i vahdet hakikatte makam-ı eşktir,<br />
	Kim m&uuml;şahhas olmaz ol vadide sultandan geda.&rdquo;<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>
<p>
	Vahdet ve birlik olan yerde ikiliye yer yoktur. İşte burada ihtilafa neden olan fakt&ouml;rlerin en &ouml;nemlisi olan &ldquo;Ego-benlik&rdquo; duygusunu uyandırıp, k&ouml;r&uuml;kl&uuml;yen &ldquo;Ben&rdquo; ve &ldquo;Sen&rdquo; kavramı &ouml;nemini yitirir. Attar (4.s.207): Eştername</p>
<p align="left" dir="RTL">
	چون يکی باشد همه نبود دويی<br />
	نه منی برخيزد اينجا نه تويی</p>
<p>
	&ldquo;Her şey bir olursa, olmaz ikilik,<br />
	Buradan ne &ldquo;Benlik&rdquo; doğar, ne de &ldquo;Senlik&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Bizde ikilik nişanı yoktur,<br />
	Her birinin &ouml;zge canı yoktur.&rdquo;<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>
<p>
	Attar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	می ندانم تو منی يا من تويی<br />
	محو گشتم در تو و گم شد دويی</p>
<p>
	&ldquo;Bilmem ki, sen ben misin yoksa ben sen mi,<br />
	Yok oldum sende ve ikilik gitti.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Mende olan aşik&acirc;r sensen,<br />
	Men hod yoham, ol ki v&acirc;r sensen.<br />
	Ger men, men isem; nesen sen, ey y&acirc;r!<br />
	Ger sen, sen isen; neyem men-i z&acirc;r?&rdquo;</p>
<p>
	Hayret ve şaşkınlık irfan ve tasavvufun en ince merhalelerinden birisidir. Arif bu makamda hem Hakk&rsquo;ın cemal, celal ve kemal sıfatlarının, O&rsquo;nun kudret, azamet ve hikmetinin y&uuml;celiğinden, erişilmez ve k&uuml;nh&uuml;ne varılamayan sırlarından, hem de bu sıfat ve hikmetin bu &acirc;lemde tezah&uuml;r eden delil ve nişanelerinden hayrete d&uuml;ş&uuml;p, şaşırır ve ne yapacağını bilmez olur. Attar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	بعد ار اين وادی حيرت آيدت<br />
	کار دايم درد و حسرت آيدت<br />
	کار عالم عبرت است و حيرت است<br />
	حيرت اندر حيرت است و حيرت است</p>
<p>
	&ldquo;Bundan sonra hayret vadisi gelir,<br />
	İşin daima dert ve hasretle gelir.<br />
	Alemin işi ibret ve hayrettir,<br />
	Hayret i&ccedil;re, hayret i&ccedil;re hayrettir.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli, bu hayretin t&uuml;m inceliklerini kalben, bedenen ve ruhen kendi batıni aleminde yaşayarak onu ş&ouml;yle dile getirir.</p>
<p>
	&ldquo;Ey Fuz&ucirc;l&icirc; kalmışam hayretde, bilmen n&rsquo;eyleyim,<br />
	Devr z&acirc;lim, baht nafercam, taleb &ccedil;ok, &ouml;mr az.&rdquo;<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>
<p>
	Bu &acirc;lemde her ne varsa O&rsquo;nun cem&acirc;l ve h&uuml;sn&uuml;n&uuml;n tecellisidir. Her bir noksan ve eksiklik O&rsquo;ndan kemale erer. Her aşık, O&rsquo;ndan farklı farklı vuslat tadı alır. Attar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	در هر چيزی ترا جمالی دگر است<br />
	در هر ورق حسن تو حالی دگر است<br />
	هر ناقص را از تو کمالی دگر است<br />
	هر عاشق را ز تو وصالی دگر است</p>
<p>
	&ldquo;Her şeyde senin başka bir cemalin var,<br />
	Her varakta h&uuml;sn&uuml;n&uuml;n başka bir hali var.<br />
	Her noksanın seninle başka bir kemali var,<br />
	Her aşığın sende başka visali var.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli, bu manada g&uuml;neşi O&rsquo;nun g&uuml;zellik kitabından bir yaprak sayar.</p>
<p>
	&ldquo;G&uuml;neş levhi değil g&ouml;kte şu&acirc; &uuml;st&uuml;nde zerrinhat,<br />
	Felek almış eline bir varak h&uuml;sn&uuml;n kitabından.&rdquo;</p>
<p>
	Her şey O&rsquo;na bağlı, O&rsquo;nun visalinin teşnesidir. Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Beste-i zencir-i z&uuml;lf&uuml;nd&uuml;r nesimi termizac,<br />
	Teşneyi cami visalındır muhit-i hoşkleb.&rdquo;</p>
<p>
	Hakikate basiret g&ouml;z&uuml; ile bakan kamil arif, evreni ve varlık &acirc;lemini donuk ve manasız olarak tasavvur etmez. Hakk&rsquo;ın ebedi varlığından başka ne varsa hepsi her an değişiyor, gece ve g&uuml;nd&uuml;z, ışık ve karanlık, hayat ve &ouml;l&uuml;m, hayır ve şer her daim savaş ve m&uuml;cadele i&ccedil;indedirler. Sanki her şey ortaya &ccedil;ıkar ve yok olur, &ouml;l&uuml;r ve dirilir, bu cereyan bir an bile durmaz, durulmaz. Hal b&ouml;yle olunca da, kamil arif &ouml;l&uuml;m&uuml; ve hayatı, vusalatı ve hicranı, sevinci ve gamı aynı ger&ccedil;ekliğin iki y&uuml;z&uuml; gibi bir bilmektedir. Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	ای هجر تو وصل جاودانی<br />
	و انده تو عين شادمانی</p>
<p>
	&ldquo;Ey Senin hicranın ebedi visal,<br />
	Ve Senin gamın ebedi mutluluk.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Ehl-i irfandır cihan keyfiyetin tahkik eden,<br />
	Kim, nişatından bulur y&uuml;z gam, gamınden y&uuml;z nişat.&rdquo;</p>
<p>
	Vahdet makamından bakılınca insan ile Hakk Teala arasında ne varsa ortadan kalkar. Hatta put, ezeli m&acirc;şukun ve mutlak cemalin temsilcisi ve şifresi gibi tasavvur edilir. Bu durumda puthane de, insan-ı k&acirc;milin marifet nuru ile dolu kalbi gibi anlaşılmaktadır. Attar, Divan-i Eş&rsquo;ar:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	مسلمانان من آن گبرم که بتخانه بنا کردم<br />
	شدم بر بام بتخانه در اين عالم ندا کردم</p>
<p>
	&ldquo;Ey M&uuml;sl&uuml;manlar! Ben o kafirim ki, puthane inşa ettim,<br />
	Puthanenin damına &ccedil;ıkarak bu alemde nida ettim.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Secdedir her kanda bir b&uuml;t g&ouml;rsem ayinim menim,<br />
	Hah m&uuml;&rsquo;min, hah kafir tut, budur dinim menim.&rdquo;<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	Attar&rsquo;ın irfanda &ouml;ne s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; en &ouml;nemli ve ehemmiyetli eğitim metodu; nefsi olgunluk ve kemal ile b&acirc;tıni saflık ve temizlik i&ccedil;in yedi aşamalı seyr &uuml; s&uuml;l&ucirc;k menzilleridi. Attar, Mantiku&rsquo;t Tayr:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	گفت ما را هفت وادی در ره است<br />
	چون گذشتی هفت وادی درگه است</p>
<p>
	&ldquo;Dedi: Yolumuz &uuml;zre yedi vadi var,<br />
	Yedi vadiyi ge&ccedil;ince de dergah var.&rdquo;</p>
<p>
	Bu menziller bir anlamda irfanın ameli y&ouml;nleriyle alakalı olsalar da, daha ziyade onun nazari-teorik, batıni-psikolojik boyutları ile ilgilidir. Feriuddin Attar-i Nişaburi, irfanın yedi vadisini şu sırayla anlatır: Talep, Aşk, Marifet, İstiğna, Tevhid, Hayret, Fena. Zaten Attar&rsquo;ın irfandaki dehasını ve b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;stermek i&ccedil;in Celaleddin Rumi ş&ouml;yle demiştir:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	هفت شهر عشق را عطار گشت<br />
	ما هنوز اندر خم يک کوچه اييم</p>
<p>
	&ldquo;Attar aşkın yedi şehrini gezdi de,<br />
	Biz hala bir sokağın d&ouml;nemecindeyiz.&rdquo;</p>
<p>
	Tasavvuf ve İrfanda nefsin yedi basamaklı tekam&uuml;l ve b&acirc;tıni aydınlanması bununla ilgilidir, ancak buradaki sıralama kesin bir h&uuml;k&uuml;m değildir. &Ouml;yle ki, b&uuml;t&uuml;n k&acirc;mil ariflerin son hedefi vahdet ve tevhid nurunun b&acirc;tınına kavuşmaktır. Hatta burada gelinen son fena vadisi de bu hedef i&ccedil;indir. Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;H&acirc;sılım yok ser-i k&ucirc;yunda bel&acirc;dan gayrı,<br />
	Gar&acirc;zım yok reh-i aşkında fen&acirc;dan gayrı.&rdquo;<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>
<p>
	İrfanda insanın temiz ve pak kalbi ile Hakk Teala arasında gizli bir antlaşma-ahit vardır. Arifler de buna &ldquo;Sır&rdquo; derler. Kalbin en derin ve gizli k&ouml;şesi de sır olarak adlandırılır. İrfanda s&ouml;z sahiplerinin nazarına g&ouml;re, Hallac-ı Mansur, Aynulkuzzat Hamedani ve Şehabeddin S&uuml;hreverdi bu İlahi sırrı a&ccedil;ığa vurdukları i&ccedil;in dar ağacına &ccedil;ekilmişlerdir. Tarih de onları &ldquo;Aşk Şehitleri&rdquo; olarak adlandırmaktadır. Attar da, son şehidin elem verici sonundan etkilenerek, kendi batınındaki o gizli manaları a&ccedil;ığa vuramayışının ızdırabını kaleme almaktadır. Attar, Esrarname:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	ز بس معنی که دارم در ضميرم<br />
	خدا داند که در گفتن اسيرم<br />
	ز ما چندان که گويی ذکر ماند<br />
	وليک اصل معنی بکر ماند</p>
<p>
	&ldquo;Kalbimde o kadar mana var ki,<br />
	Allah biliyor, s&ouml;ylemekte esirim.<br />
	Bizden bahsedersen &ccedil;ok zikir kalır,<br />
	Lakin asıl mana bakir kalır.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli de, İlahi sırrın gizlenmesini ş&ouml;yle ifade etmektedir.</p>
<p>
	&ldquo;R&acirc;z-ı eşkin saklaram elden nih&acirc;n, ey serv-i n&acirc;z!<br />
	Gitse başım şam tek, m&uuml;mk&uuml;n değil ifş&acirc;-yı r&acirc;z.&rdquo;<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>
<p>
	Ger&ccedil;ek ariflerin İlahi marifet nuru ile dolu kalpleri, bu &ccedil;elişkili ve iki kutuplu d&uuml;nyada asla huzur bulamaz. Ademden yani yokluktan v&uuml;cuda gelen varlık yeniden yokluğa d&ouml;nmeyince bu ıstırap asla bitmez. Attar, v&uuml;cut ve ademi bir ayna bilir. Suret aleminde olan noksanlık ve kemal onun yansıması ve hayalidir. Attar, Esrarname:</p>
<p align="left" dir="RTL">
	وجود آيينه است اما نهان است<br />
	عدم آيينه را آيينه دانست<br />
	هر آن صورت که در نقص و کمالی است<br />
	در اين آيينه عکسی و خيالی است</p>
<p>
	&ldquo;V&uuml;cud bir aynadır lakin gizlidir,<br />
	Yokluk bu aynayı ayna bilir.<br />
	Noksan ve kamil olan her bir suret,<br />
	Bu aynada bir akis ve hayeldir.&rdquo;</p>
<p>
	Fuzuli:</p>
<p>
	&ldquo;Dehr bir sel-abdır m&uuml;lhak adem deryasına,<br />
	Biz ki, ser-gerdanız, o seyl-aba d&uuml;şm&uuml;ş har &uuml; has.<br />
	&Ccedil;izginir har &uuml; has ol seyl-ab olduk&ccedil;a revan,<br />
	Yetmeden deryaye rahat m&uuml;mkin olmaz bir nefes.&rdquo;<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Kaynaklar</p>
<p>
	1. İlahiname, Ferideddin Attar, Teshih: Fuad Ruhani, Tahran, 1972.</p>
<p>
	2. Divan, Ferideddin Attar, Tashih: Taki Tefzili, Tahran, 1975.</p>
<p>
	3. M&uuml;sibetname, Ferideddin Attar, Tashih: Nurani Visal, 1985.</p>
<p>
	4. Mantiku&rsquo;t Tayr, Ferideddin Attar, Tashih: Dr. Sadık Govherin, Tahran, 1977.</p>
<p>
	5. Muhtarname, Ferideddin Attar, Tashih: Dr. Rıza Şefii Kedkeni, Tahran, 1979.</p>
<p>
	6. Muhammed Fuzuli, Divan, Eserleri, C.1. Bak&uuml;, 1958.</p>
<p>
	7. Muhammed Fuzuli, Leyla ve Mecnun. Eserleri, C.2. Bak&uuml;,1958.</p>
<p>
	8. Muhammed Fuzuli, Hadikatus Suada, Bak&uuml;, 1993.</p>
<p>
	9. Kimyay-i Saadet, Ebu Hamid İmam Muhammed Gazali, Tahran, 2003.</p>
<p>
	10. İslam Tasavvufunda Aşk, Nusretullah Kamyab, Tahran, 1996.</p>
<p>
	11. Mebayin-i İrfan ve Ahvali Arifan, Dr. Ali Asger Halebi, Tahran, 1997.</p>
<p>
	12. İran Tasavvuf tarihi ve Arifleri, Abdur Refi Hakikat, Tahran, 1991.</p>
<p>
	13. Esrarname, Ferideddin Attar.</p>
<p>
	14. Mesneviy-i Manevi, Celaleddin Rumi, Nikolson &ccedil;apı, Tahran, 1994.</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Orta&ccedil;ağ T&uuml;rk edebiyatında bu dilde ortaya &ccedil;ıkan şiirin en b&uuml;y&uuml;k temsilcilerinden birisi hi&ccedil; ş&uuml;phesiz Fuzulidir. Kendine değin Yakın ve Orta Doğu halklarının &ccedil;eşitli dillerde ortaya &ccedil;ıkardığı zengin k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n ışığı altında doğan sanat&ccedil;ı zengin ve &ccedil;ok y&ouml;nl&uuml; bir miras bırakmıştır bizlere. T&uuml;rk, Fars ve Arap dillerinde Doğu şiirinin &ccedil;eşitli şekillerinde erişilmez sanatsal &ouml;zelliklere sahip eserler ortaya &ccedil;ıkartan Fuzuli, her şeyden &ouml;nce, derin h&uuml;manizmi ile se&ccedil;ilir. Onun eserlerinde XVI. y&uuml;zyılın ilk yarısının hayatı demokratik konumdan yansımıştır. Ana dilini derinden seven şair, bu dille alışılmışın dışında yaptığı şiir &uuml;slubu ile b&uuml;y&uuml;k kahramanlık g&ouml;stermiştir. Onun eserleri hayata ve insana derin mahabbet ve sevginin ifadesidir. Bu eserlerde halkın asil kalbi ve kutsal arzuları yansıtılmıştır.</p>
<p>
			Muhammed S&uuml;leyman oğlu Fuzuli tahminen 1494 senesinde modern Irak&rsquo;ın başkenti Bağdat yakınlarında yer alan ve tarih sayfalarına adını h&uuml;z&uuml;nle yazdıran Kerbela şehrinde doğmuştur. Fuzuli&rsquo;nin hayat ve yaratıcılığı ilk d&ouml;nemleri Bağdat ve Kerbela da dahil Irak&rsquo;ın Safeviler hakimiyetinde olduğu yıllara denk gelmektedir. Bu, 1534 yılına, yani şairin 40&rsquo;lı yaşlarına değin devam etmiştir. Fuzuli, &ccedil;ağa hakim olan feodal idarenin ve halka h&uuml;k&uuml;m s&uuml;ren sınıfların manevi yoksulluğu ve cehaleti hakkında muteber eserler yazmıştır. &ldquo;Şikayetname&rdquo;, &ldquo;Leyla ile Mecnun&rdquo;, &ldquo;Şehriyar-ı m&uuml;lk&rdquo;, &ldquo;Enis&rsquo;&uuml;l kalb&rdquo;, &ldquo;G&ouml;n&uuml;l, seccadeye basma ayak, tesbihe el urma&rdquo; gibi feodal ger&ccedil;ekliği ihtirasla inkar ve ifşa eden eserler bu zamanda ortaya &ccedil;ıkmıştır.</p>
<p>
			Muhammed Fuzuli, miladi 1556 yılında yakalandığı d&ouml;neminin yaygın bir hastalığı y&uuml;z&uuml;nden doğduğu şehir olan Kerbela&rsquo;da vefat etmiş ve orada toprağa verilmiştir.</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&ldquo;Fakirlik yolculuğu tavrım, aşk lezzeti de halimdir.</p>
<p>
			Yokluk alemi seyrinde ise alem, ayaklarımın altındadır.&rdquo;&nbsp;</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &Acirc;dem&rsquo;in toprağını tasa ile yoğurdular,</p>
<p>
			Dert ve mihnet yerinde kalmasına karar verdiler.</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ey G&ouml;n&uuml;l! Her şirin suretliye kaptırma kendini, M&acirc;n&acirc; şarabını i&ccedil;.</p>
<p>
			Sakın ha aşıkFerhad gibi baltanı taşa da vurma!</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Biz, sonsuzluk yurdunun bağımsız sultanıyız,</p>
<p>
			G&ouml;r&uuml;n&uuml;şte ge&ccedil;ici isek de, m&acirc;nevi bakımdan kalıcıyız.</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ey Fuzuli! Nasihat edenin seni aşktan men etmesini sakın ha sakın kabul etmeyesin,</p>
<p>
			&Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, aklın tedbiridir sanmaki onun bir temeli var.</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ey y&uuml;z&uuml; canın kıblesi, kapısının toprağı g&ouml;nl&uuml;n Kabe&rsquo;si olan,</p>
<p>
			Aşkının yolunda fena sınırı ilk konaktır.</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ey Can! Seni canan sanırım, bedenimden &ccedil;ık,</p>
<p>
			Benimle canan arasına girip de beni ondan ayırma.</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hakir bakma bana, kimseden aşağı değilim,</p>
<p>
			Padişah gibi bir fakirim, muhteşemim.</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonsuzluk yurduna varmayı dilersen eğer, varını yok eyle, tıpkı d&uuml;nya gibi!</p>
<p>
			Her g&uuml;n d&uuml;nyayı s&uuml;sleyen g&uuml;neş misali, &ccedil;ek eteğini g&ouml;rd&uuml;klerinden.</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; D&uuml;nya aynası her an senin kahır ve lutfunun aksettiği yerdir.</p>
<p>
			Onun i&ccedil;in d&uuml;nya geceleyin ve bulutlu zamanında bulanık, g&uuml;nd&uuml;z veya a&ccedil;ık havada saf ve temizdir.</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Feriuddin Attar-i Nişaburi, burada Hallac-ı Mansur ve Bayezid Bestami&rsquo;ye işaret ederek, bu kelimat-ı bi haseb&uuml;z zahir şeriatta k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r velakin bi haseb-&uuml;l hakikatte haktır h&uuml;km&uuml;n&uuml; dile getirmiştir.</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Vahdet vadisi hakikatte aşk makamıdır,</p>
<p>
			O aşk makamında sultan ile dilenci eştir.</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bizde ikiliğin belirtisi yoktur,</p>
<p>
			Birbirimizden gayrı canımız yoktur.</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ey Fuzuli! Hayretlerde kalmışım; bilmiyorum ki n&rsquo;eyleyim,</p>
<p>
			Şu felek zalim, bahtım faydasız, arzularım alabildiğine &ccedil;ok; &ouml;m&uuml;r de kısacık.</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her nerde put gibi bir sevgili g&ouml;rsem, hemen yere kapanır tapmaya başlarım.</p>
<p>
			İster m&uuml;min, ister kafir say beni, budur dinim benim.</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ey sevgili! Senin sokağının sonunda bel&acirc;dan başka elde edeceğim bir şey yok,</p>
<p>
			Aşkının yolunda yok olup gitmekten başka bir hedefim yok.</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
<p>
			<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ey nazla sallanan selvi boylum! Aşkının sırrını başkalarından gizlemekteyim.</p>
<p>
			Mum gibi başımı kesseler, yine de sırrı ifşa eden değilim.</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
<p>
			<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dehr yokluk denizine d&ouml;k&uuml;len bir seldir,</p>
<p>
			Biz o sele d&uuml;şm&uuml;ş &ccedil;er &ccedil;&ouml;p&uuml;z ki başı d&ouml;nm&uuml;ş bir haldeyiz.</p>
<p>
			O sel aktık&ccedil;a &ccedil;er &ccedil;&ouml;p d&ouml;ner durmaz.</p>
<p>
			Denize ulaşmadan rahat m&uuml;mk&uuml;n olmaz.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/attar-ve-fuzuli/">Attar ve Fuzuli</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafız-ı Şirazi Divanı ve Osmanlı Şerhleri</title>
		<link>https://www.caferilik.com/hafiz-i-sirazi-divani-ve-osmanli-serhleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3251</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mehmet Taha AYAR &#160; Giriş T&#252;rklerin İsl&#226;m&#238; medeniyet havzasına d&#226;hil olmalarından sonra başarıyla yerine getirdikleri işlerin başında, bu dini kendilerinden &#246;nce kabul etmiş olan Arap ve İran gibi iki uygarlığın k&#252;lt&#252;r taşıyıcısı olan dillerine vakıf olup, bu dillerde kaleme alınan eserleri edeb&#238; abideler şeklinde yorumlamaları gelmektedir. Osmanlı şiiri, &#8220;İsl&#226;m&#238; edebiyatın b&#252;t&#252;n &#246;zelliklerine sahip olmak i&#231;in [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/hafiz-i-sirazi-divani-ve-osmanli-serhleri/">Hafız-ı Şirazi Divanı ve Osmanlı Şerhleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">
	<strong>Mehmet Taha AYAR</strong></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	<strong>Giriş</strong></p>
<p>
	T&uuml;rklerin İsl&acirc;m&icirc; medeniyet havzasına d&acirc;hil olmalarından sonra başarıyla yerine getirdikleri işlerin başında, bu dini kendilerinden &ouml;nce kabul etmiş olan Arap ve İran gibi iki uygarlığın k&uuml;lt&uuml;r taşıyıcısı olan dillerine vakıf olup, bu dillerde kaleme alınan eserleri edeb&icirc; abideler şeklinde yorumlamaları gelmektedir.</p>
<p>
	Osmanlı şiiri, &ldquo;İsl&acirc;m&icirc; edebiyatın b&uuml;t&uuml;n &ouml;zelliklerine sahip olmak i&ccedil;in XI. asırdan XV. asra kadar uzun bir intibak devresi&rdquo; ge&ccedil;irmiştir. Bu devre, İran edebiyatının Sa&rsquo;d&icirc;, Hayy&acirc;m, Mevl&acirc;na, H&acirc;fız gibi g&uuml;&ccedil;l&uuml; şairlerinin ortaya &ccedil;ıktığı devredir. H&acirc;fız, gazel formunda yazdığı şiirlerinde, değindiği konuların yeniliği ve bu şiir bi&ccedil;imindeki başarısıyla Osmanlı şairlerinin her zaman i&ccedil;in ilgi odağındaki bir şairdir. Onun, mazmunları kullanımıyla ilgili şiir becerisi kendisinden sonraki şairler i&ccedil;in her zaman aydınlatıcı olmuştur. Hatta H&acirc;fız, Osmanlı şairlerinin şiirle m&uuml;nasebetleri konusunda etkili olup, &ldquo;gazel&rdquo;de h&uuml;ner ortaya koyan bir şair tipinin ortaya &ccedil;ıkmasında &ouml;nc&uuml; olmuştur denebilir.</p>
<p>
	Arap&ccedil;a ve Fars&ccedil;a yazılmış, anlaşılması g&uuml;&ccedil; bazı metinleri şerh etmek, Klasik T&uuml;rk edebiyatında bir gelenek oluşturacak kadar disipline bağlı ciddi &ccedil;alışmalardır. Yer yer eleştirilen bu geleneğin, esasında Osmanlı şiiri ve tarihini anlamak i&ccedil;in belge niteliği taşıyan edeb&icirc; ve tarihi ipu&ccedil;larıyla &ouml;r&uuml;lm&uuml;ş olduğu inancındayız. Tarihsel gelişim ve değişimler neticesinde evrilen T&uuml;rk edebiyatının seyrini g&ouml;rmek a&ccedil;ısından g&uuml;n&uuml;m&uuml;z &ccedil;ağdaş okuyucusunun bu metinlerden b&uuml;y&uuml;k kazan&ccedil;lar sağlayabileceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz. Tarihsel bir metin ancak b&ouml;yle bir gelenek i&ccedil;erisinde hedefine ulaşır.</p>
<p>
	H&acirc;fız gibi bir şairin &ccedil;&ouml;z&uuml;lemeyen ve &uuml;zerinde h&acirc;l&acirc; polemik yapılan metinleri vardır. İşte bu metinler T&uuml;rk&ccedil;e dışında bir dilde olunca şerh ka&ccedil;ınılmaz olmuştur. Y&uuml;zyıllarca s&uuml;ren edeb&icirc; &ccedil;abalardan sonra Osmanlı edebiyatı d&uuml;nya edebiyatına b&uuml;y&uuml;k ş&acirc;rih ve şairler kazandırmıştır. &Ouml;rneğin, İran&rsquo;da ve İran edebiyatına az &ccedil;ok aşina olanların zihinlerine bug&uuml;n bile &ldquo;H&acirc;fız&rdquo; deyince, bu b&uuml;y&uuml;k şairin en iyi yorumcusu olarak kabul edilen Osmanlı ş&acirc;rihi S&ucirc;d&icirc;-i Bosnev&icirc; gelmektedir. Hayatı ve bazı eserleri hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmayan S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin şerhteki başarısı, &ccedil;alışmalarının ekseninde olan ve y&ouml;ntem olarak esas aldığı ş&acirc;rihane tecess&uuml;st&uuml;r. S&ucirc;d&icirc;, &ouml;mr&uuml;n&uuml;n b&uuml;y&uuml;k bir kısmını v&acirc;kıf olduğu Arap&ccedil;a ve Fars&ccedil;a eserleri tetkik ile ge&ccedil;irmiştir.</p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin her zaman ş&acirc;rihliği &uuml;zerinde durulmuş olması ve edebiyat&ccedil;ı sıfatıyla nitelenerek T&uuml;rk edebiyatında inceleme konusu yapılmayışı bir eksiklik olarak h&acirc;l&acirc; durmaktadır. &Ccedil;alışmamızın bir nebze de olsa bu kıymetli ş&acirc;rihe dikkatleri tekrar y&ouml;neltmek a&ccedil;ısından bir adım olmasını umuyoruz. &Ouml;te yandan Vehb&icirc; Efendi şerhi, H&acirc;fız şiirlerini tek kalıba soktuğu i&ccedil;in kendisinden bahsedenler tarafından hak etmediğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z ifadelerle yerilmiştir. Bu iki ş&acirc;rihe, bazı metinlere yaklaşım tarzları a&ccedil;ısından bakıldığında, Vehb&icirc; Efendi şerhinin okuyucuya, anlam yelpazesi y&ouml;n&uuml;nden daha geniş bir perspektif sunduğu g&ouml;r&uuml;lecektir.</p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc; şerhinin, bir metni tarihsel bir alana ve olaya sabitleyip şerhediş tarzı &uuml;zerinde de yeniden d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmesi gerektiği kanaatindeyiz. Buna karşın, Vehb&icirc; Efendi&rsquo;nin, metinleri zamansal bağlamlarından bağımsız olarak yoruma tabi tutması, şerh tekniği kurallarınca bazı kusurlar taşımakla birlikte, eldeki metnin bize sunacağı şerh imk&acirc;nları a&ccedil;ısından hakkıyla değerlendirilmesi gerektiği inancındayız.</p>
<p>
	Biz bu &ccedil;alışmamızın ağırlıklı kısmını teşkil eden H&acirc;fız&rsquo;ın 9 gazelinin S&ucirc;d&icirc; ve Konev&icirc; tarafından yapılan şerhlerini ihtiva eden Şerh-i D&icirc;v&acirc;n-ı H&acirc;fız n&uuml;shasını esas aldık. Bu şerhin orta kısmında Vehb&icirc; Efendi ; yan kısımlarda ise S&ucirc;d&icirc; şerhi bulunmaktadır. Eserin başında şunlar kaydedilmiştir:</p>
<p>
	&ldquo; Tar&icirc;kat-ı mevlev&icirc;yye meş&acirc;yihinden p&icirc;şv&acirc;-yı ehl-i kem&acirc;l ve mukted&acirc;- yı ehl-i d&acirc;niş ve efdal-i mevl&acirc;n&acirc; Seyyid Muhammed Vehb&icirc; ibn-i Seyyid Hasan el-Eş&rsquo;ar&icirc; el-Konev&icirc; hazretlerinin H&acirc;fız D&icirc;v&acirc;n&rsquo;ına yazdığı şerh-i lat&icirc;f ve te&rsquo;l&icirc;f-i zar&icirc;fdir.</p>
<p>
	H&acirc;mişde dahi S&ucirc;d&icirc; merh&ucirc;mun kez&acirc;lik d&icirc;v&acirc;n-ı mezk&ucirc;r &uuml;zerine yazmış olduğu şerh-i m&uuml;n&icirc;f k&acirc;milen derc kılınmışdır.&rdquo;</p>
<p>
	H&acirc;fız-ı Ş&icirc;r&acirc;z&icirc; ve<br />
	Osmanlı Şerh Geleneği</p>
<p>
	H&acirc;fız-ı Ş&icirc;r&acirc;z&icirc;&rsquo;nin Hayatı ve Divanı</p>
<p>
	Hayatı hakkında bilimsel nitelik taşıyacak &ccedil;ok az belge bulunan H&acirc;ce Şemsedd&icirc;n Muhammed H&acirc;fız, (717/1317)- (726/1326) yılları arası bir tarihte, İran&rsquo;ının g&uuml;neybatısında kalan Şiraz şehrinde d&uuml;nyaya gelmiştir. Biyografisine dair elde bulunan en eski ve muteber belge, onun şiirlerini &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra toparlayıp bir divan haline getiren sınıf arkadaşı Muhammed G&uuml;lend&acirc;m&rsquo;ın bu divana yazdığı &ouml;ns&ouml;zd&uuml;r. &ldquo;H&acirc;fız&rdquo; lakabı kendisine Kur&rsquo;an-ı Kerim&rsquo;i ezbere bildiğinden &ouml;t&uuml;r&uuml; verilmiştir. Kendi d&ouml;nemindeki felsefe, mantık, dilbilim, kelam gibi bilimler hakkında &ouml;ğrenim g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; eserlerinden anlaşılmaktadır.</p>
<p>
	Her b&uuml;y&uuml;k şairde olduğu gibi H&acirc;fız&rsquo;ın yaşamı da menkabevi &ouml;yk&uuml;lerle &ouml;r&uuml;lm&uuml;ş ve b&ouml;ylece biyografisi hakkında kesin bilgiden yoksun kalınmıştır. Annesi K&acirc;zer&ucirc;n&rsquo;lu olan şairin, babasının Salgurlular d&ouml;neminde K&ucirc;hp&acirc;ye&rsquo;den Şiraz&rsquo;a geldiği s&ouml;ylenir. Tezkirelerin verdiği bilgiye g&ouml;re babası &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde ailesini ge&ccedil;indirmek amacıyla bir s&uuml;re fırında &ccedil;alışmış ve yine bu d&ouml;neminde ilme ilgi duymuştur. Şair, Kıvam&uuml;ddin Ebu&rsquo;l-Bek&acirc; b. Mahmud-ı İsfah&acirc;n&icirc;-yi Ş&icirc;r&acirc;z&icirc; gibi zamanının b&uuml;y&uuml;k hocalarından ders alarak bu şahsiyetlerden b&uuml;y&uuml;k bir saygıyla s&ouml;z etmektedir. Hen&uuml;z bir &ouml;ğrenciyken şiire ve ilme d&uuml;şk&uuml;n olan H&acirc;fız, Gazan Han zamanında Şiraz&rsquo;da kısa bir s&uuml;re y&ouml;netimde bulunan, (1307-1357) &ldquo;rind&rdquo; bir hayat tarzı ve d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne sahip, aynı zamanda eğlenceye d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;yle de bilinen Fars valisi Ebu İshak tarafından himaye edilmiştir. İşte b&ouml;yle bir ortamda d&ouml;neminin iktidarıyla yakın ilişkilerde bulunan H&acirc;fız&rsquo;ın &uuml;n&uuml;, Fars &uuml;lkesini aşıp Hindistan&rsquo;a, Bengal&rsquo;e ulaşmıştır. Ebu İshak&rsquo;ın son d&ouml;nemlerinde, h&uuml;k&uuml;meti baskıcı bazı y&ouml;netimler ele ge&ccedil;irince H&acirc;fız, Şiraz&rsquo;ı terk etmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>
	Yaşamı ve yaşadığı coğrafyayla ilgili bilgiler her ne kadar şiirlerinden &ccedil;ıkarılsa da hakkında yazılanlarla bu bilgiler bazen birbiriyle &ccedil;elişmektedir. H&acirc;fız&rsquo;ın &ouml;l&uuml;m tarihi ebced hesabıyla &ldquo;h&acirc;k-ı musall&acirc;&rdquo; olarak 791/1389 olarak ge&ccedil;mektedir.</p>
<p>
	Fars muhayyilesinin hafızası olarak kabul edilen H&acirc;fız, kaside, rubai ve kıtalar yazmış olmasına rağmen ona asıl ş&ouml;hret kazandıran gazelleridir. B&uuml;t&uuml;n şiirlerinin toplandığı Divan&rsquo;ında altmış altı rubai, mesnev&icirc; t&uuml;r&uuml;nde bir S&acirc;k&icirc;n&acirc;me ve bir Mugannin&acirc;me, beş kas&icirc;de, bir muhammes, d&ouml;rt mesnev&icirc;, otuz d&ouml;rt kıta, beş y&uuml;z dokuz gazel vardır. H&acirc;fız&rsquo;ın en b&uuml;y&uuml;k başarısı gazelde yaptığı yeniliktir. Bu yenilik ş&ouml;yle a&ccedil;ıklanabilir:</p>
<p>
	&ldquo;Fars şiir tarihinde gazelin kendine &ouml;zg&uuml; bir &ccedil;izgisi vardır. h.4 ve 5. asırda dahi gazel tam olarak kasideden ayrılmamakta ve kasidenin iftitahiyye ya da tagazz&uuml;l ve teşb&icirc;b b&ouml;l&uuml;mleri sevgiliden &ccedil;ok tabiat g&uuml;zelliklerini betimlemekteydi&#8230; Gazel, H&acirc;fız&rsquo;a kadar tek konusu aşk olan bir temada s&uuml;regelmiştir. Bu tema Mevl&acirc;na&rsquo;da zirveye ulaşmıştır. H&acirc;fız, merhum Deşt&icirc;&rsquo;nin tabiriyle, Mevl&acirc;n&acirc;&rsquo;nın &acirc;rif&acirc;ne s&ouml;yleyişle, Sa&rsquo;d&icirc;&rsquo;nin &acirc;şık&acirc;ne &uuml;sl&ucirc;bunu birleştirmiştir. Ama şair, gazelin bir iki mazmundan &ouml;teye ge&ccedil;mediğini kavrayıp başka yollar d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şt&uuml;r. O yol da gazelin beyitlerini bağımsız bir form olarak ele almaktır. &rdquo;</p>
<p>
	Dolayısıyla H&acirc;fız, gazelin konseptini değiştirmiş, şiirde sanatsal becerinin beyte odaklanmasını sağlamıştır.</p>
<p>
	Her şair gibi H&acirc;fız&rsquo;da da kendinden &ouml;nceki şairlerin etkisi hissedilir. Bu şairler Hac&ucirc;-yı Kirm&acirc;n&icirc;, Selm&acirc;n-ı S&acirc;vec&icirc;, &Ouml;mer Hayyam, Mevlana Celaleddin-i R&ucirc;m&icirc;, Sa&rsquo;d&icirc;-i Ş&icirc;r&acirc;z&icirc; ve Kem&acirc;leddin-i İsfah&acirc;n&icirc; olarak sayılabilir. Bug&uuml;n bir &ccedil;ok Avrupa diline &ccedil;evrilmiş H&acirc;fız Divan&rsquo; ı aynı zamanda fal kitabı olarak da kullanılmaktadır. D&uuml;nya edebiyatını da derinden etkilemiş olan bu şair &ldquo;Lis&acirc;n&uuml;&rsquo;l- Gayb&rdquo; ve &ldquo;Terc&uuml;m&acirc;n&uuml;&rsquo;l-Esr&acirc;r&rdquo; olarak isimlendirilmiştir.</p>
<p>
	H&acirc;fız, Osmanlı şiirinde, başta Ahmed Paşa, Şeyh&icirc;, Fuz&ucirc;l&icirc;, B&acirc;k&icirc;, Hay&acirc;l&icirc;, Nef&rsquo;&icirc;, N&acirc;il&icirc;, Neş&acirc;t&icirc;, N&acirc;b&icirc;, Şeyh G&acirc;lip gibi bir&ccedil;ok Osmanlı şairine de ilham kaynağı olmuştur</p>
<p>
	<strong>Osmanlı Şerh Geleneği</strong></p>
<p>
	T&uuml;rk edebiyatında şerh geleneğine değinmeden &ouml;nce &ldquo;şerh&rdquo;in etimolojik ve terimsel a&ccedil;ıdan işaret ettiği yerler hususunda durmanın faydalı olacağı kanaatindeyiz. &ldquo;Şerh&rdquo;in &lsquo;Kamus Terc&uuml;mesi&rsquo;ndeki izahı; &ldquo;m&uuml;şkil, m&uuml;bhem ve mahf&icirc; mak&ucirc;lesini keşf ve izh&acirc;r eylemek, fehmeylemek, kesmek, a&ccedil;mak&rdquo; şeklindedir.</p>
<p>
	&ldquo;K&acirc;mus-ı T&uuml;rki&rdquo;de &ldquo;Bir kit&acirc;bın ib&acirc;resini yine o lis&acirc;nda veya bir lis&acirc;n-ı &acirc;herde tafs&icirc;l ve iz&acirc;h ederek m&uuml;şkil&acirc;tı a&ccedil;ma&rdquo; olarak tanımlanmıştır. Şerh, Kur&rsquo;an&rsquo;ı anlama ve koruma &ccedil;abasıyla ortaya &ccedil;ıkan, k&ouml;k olarak &ldquo;sefare&rdquo;(g&ouml;r&uuml;nen ve maddi varlıklar i&ccedil;in) ve &ldquo;fesare&rdquo;(gizli ve maddi olmayan varlıklar i&ccedil;in) eylemlerine dayanıp, &ldquo;a&ccedil;mak&rdquo; manasındaki &ldquo;tefsir&rdquo; ile de anlam akrabalığına sahip bir kavramdır.</p>
<p>
	T&uuml;rk edebiyatında g&ouml;ze &ccedil;arpan şerh &ouml;rnekleri &ldquo;m&uuml;şkil&acirc;t&rdquo; ve &ldquo;şathiy&acirc;t&rdquo; adı verilen, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte din dışı ama i&ccedil;erik olarak irf&acirc;n&icirc; anlamlara işaret eden metinlerdir. İster bu t&uuml;r metinlerin ister başka metinlerin şerhleri, ş&acirc;rihin d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re şekil almaktadır. Buna Yunus Emre&rsquo;nin bir şathiyesi &ouml;rnek olarak verilebilir. Yunus Emre&rsquo;nin &ldquo;&Ccedil;ıktım erik dalına anda yedim &uuml;z&uuml;m&uuml;&rdquo; şiiri farklı ş&acirc;rihler tarafından farklı bi&ccedil;imde şerhe tabi tutulmuştur.</p>
<p>
	Edeb&icirc; metin şerhi, bir metnin daha iyi anlaşılması i&ccedil;in, i&ccedil;inde ge&ccedil;en kelimelerin tahlili, edeb&icirc; sanatların tesbiti, mazmunların işaret ettiği yerlerin tarifi ve aynı metnin ilişki i&ccedil;inde olduğu benzer metinlerle mukayesesi şeklinde yapılmıştır. T&uuml;rk klasik edebiyatının &uuml;r&uuml;nleri sayılan metin şerhleri, ilk bakışta her ne kadar filolojik &ccedil;alışmalar olarak g&ouml;r&uuml;lse de dikkatli incelendiklerinde bunların edeb&icirc; kaygılarla ortaya konmuş sanat &uuml;r&uuml;nleri olduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Manzum metin şerhleri, S&ucirc;d&icirc; ve Vehb&icirc; Efendi şerhlerinde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, beytin merkeze alınmasıyla par&ccedil;adan b&uuml;t&uuml;ne doğru bir plan takip edilerek yapılan &ccedil;alışmalardır. Bu durumda şerhlerin kendisi de en az şerhi yapılan metin kadar edeb&icirc; hususiyetleri haiz bir vesika haline gelebilmektedir. Bu t&uuml;r şerhlerde ş&acirc;rih, kişisel kanaatlerini de esere uygular. Manzum eserler bu a&ccedil;ıdan bakıldığında eleştirel metinler olarak da yorumlanabilirler.</p>
<p>
	Metin &ccedil;&ouml;z&uuml;mlemelerinin ağırlıkta olduğu bu şerhlerde &ouml;ncelikle şerhe tabi tutulacak metin başa konur. Daha sonra S&ucirc;d&icirc; ve Konev&icirc;&rsquo;de olduğu gibi metinde ge&ccedil;en s&ouml;zc&uuml;klerin gramatikal tahlilleri yapılır. Bu b&ouml;l&uuml;mlerde yer yer anlaşılması g&uuml;&ccedil; kavramlar başka şair ya da yazarlardan &ouml;rneklerle desteklenir. Bu y&ouml;ntem, Kur&rsquo;an&rsquo;ı anlama &ccedil;abası sonucunda ortaya &ccedil;ıkan tefsir usul&uuml;n&uuml;n plan olarak takip ettiği y&ouml;ntemdir. Buna g&ouml;re kelimelerin &ldquo;del&acirc;let &ldquo;ettikleri anlam geleneksel y&ouml;nteme sadık kalınarak analiz edilir. &Ouml;yle ki beyitte kullanılan lafızlar ş&acirc;rihlere adeta &ldquo;kılavuzluk&rdquo;eder.</p>
<p>
	Osmanlı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nde şerh geleneği o kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml;d&uuml;r ki bu gelenek i&ccedil;inde manzum l&uuml;gat, mu&rsquo;amma ve l&uuml;gaz t&uuml;rlerine yazılan şerhlerin de &ouml;nemli bir yer kaplar. Osmanlı şerh tarihinde, edeb&icirc; niteliğine bakılmaksızın bazı metinler de şerhe tabi tutulmuştur. Şerhler bazen de din &ouml;ğretisini halka yaymak amacı g&uuml;d&uuml;lerek yapılmıştır. Sa&rsquo;di&rsquo;nin Bostan ve G&uuml;listan, Mevlana&rsquo;nın Mesnev&icirc;-i Manev&icirc; şerhleri hep bu amacın &uuml;r&uuml;nleridir.</p>
<p>
	Doğu edebiyatında tasavvuf sistemi, hem ortaya konan metnin oluşumunda hem bu metnin şerhinde daima yapıcı ve belirleyici bir rol &uuml;stlenmiştir. Dolayısıyla Şerhler bir takım tasavvuf&icirc; mazmunların ışığında kaleme alınmıştır.</p>
<p>
	XVI. y&uuml;zyıl, Osmanlı&rsquo;nın hem politik hem de edeb&icirc; alanda verimli bir y&uuml;zyılıdır. S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin de i&ccedil;inde bulunduğu bu asırda Osmanlı şiiri ve nesri zirveye doğru y&uuml;kselmektedir.</p>
<p>
	Osmanlı eğitim sistemi i&ccedil;inde şerhler başlıca ders kaynaklarıdır denebilir. &ldquo;Aritmetikte Bah&acirc;&uuml;ddin el-&Acirc;mil&icirc;&rsquo;nin Hul&acirc;sat&uuml;&rsquo;l-His&acirc;b&rsquo;ına yazılmış şerhin, geometride Şems&uuml;ddin es-Semerkand&icirc;&rsquo;nin Eşk&acirc;l&uuml;&rsquo;t-Te&rsquo;s&icirc;s&rsquo;ine Kadız&acirc;de er-R&ucirc;m&icirc;&rsquo;nin yazdığı şerhin, astronomide el-&Ccedil;ağmin&icirc;&rsquo;nin el-Mulahhas Fi&rsquo;l-Hey&rsquo;e&rsquo;sine yine Kadız&acirc;de&rsquo;nin yazdığı şerhin, tıpta İbni S&icirc;n&acirc;&rsquo;nın el-K&acirc;n&ucirc;n adlı eserine yazılmış şerhlerin, fizikte Es&icirc;r&uuml;dd&icirc;n el-Ebher&icirc;&rsquo;nin Hid&acirc;yet&uuml;&rsquo;l-Hikme&rsquo;si ile Necm&uuml;dd&icirc;n el- K&acirc;tib&icirc;&rsquo;nin Hikme-t&uuml;&rsquo;l-&rsquo;Ayn&rsquo;ına yazılmış şerhin ders kitabı olarak okutuldukları bilinmektedir.&rdquo;</p>
<p>
	<strong>H&acirc;fız Divanı &Uuml;zerine Yazılan Şerhler</strong></p>
<p>
	<strong>S&uuml;r&ucirc;r&icirc; ve D&icirc;v&acirc;n-ı H&acirc;fız Şerhi</strong></p>
<p>
	S&uuml;r&ucirc;r&icirc; 16. asrın meşhur hadis, tefsir ve belagat bilginlerindendir. Asıl adı S&uuml;r&ucirc;r&icirc; Muslihudd&icirc;n Mustaf&acirc; b. Şa&rsquo;b&acirc;n el-Gelibov&icirc; er-R&ucirc;m&icirc; şeklinde ge&ccedil;mektedir. 897/1491 yılında Gelibolu&rsquo;da d&uuml;nyaya gelmiştir. Vefatı &ldquo;M&icirc;reved be-behişt&rdquo; ve &ldquo;Gitti cih&acirc;n-ı S&uuml;r&ucirc;r&icirc;&rdquo; terkiblerinin delaleti olan 969 tarihinde, kabri, Kasımpaşa semtinin Beyoğlu tarafında yaptırdığı mescid avlusundadır. K&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşlarda babasının teşvikiyle ilme başlamıştır. Devrinin, Kara Davud, Kadr&icirc; Efendi, Taşk&ouml;priz&acirc;de Mustafa ve Abdulv&acirc;si gibi saygın bilginlerinden dersler almıştır. Devlet kademesinde g&ouml;revler almış fakat adı siyasi bir takım yolsuzluklara karışınca g&ouml;revini bırakmak zorunda kalmıştır. Bundan sonra Emir Buh&acirc;r&icirc; tekkesi şeyhi Nakşibend&icirc; Mahmud Efendi&rsquo;ye bağlanıp tarikat yoluna girmiştir. S&uuml;r&ucirc;r&icirc;&rsquo;nin &ldquo;Bahr&uuml;&rsquo;l-Ma&rsquo;&acirc;rif&rdquo; ve &ldquo;Şerh-i Mesnev&icirc;&rdquo; ismiyle, tanınmış iki b&uuml;y&uuml;k eseri vardır. &ldquo;Bahru&rsquo;l-Ma&rsquo;&acirc;rif&rdquo; eseri Osmanlı edebiyatı ile meşgul olan z&acirc;tlara l&uuml;zumlu eserlerdendir ki bir mukaddime, &uuml;&ccedil; makale, bir h&acirc;time &uuml;zerine tertip olunmuştur. Bu ikinci eseri onun &ldquo;Ş&acirc;rih-i Mesnev&icirc;&rdquo; olarak anılmasına vesile olmuştur. Osmanlı m&uuml;ellifleri eserinde S&uuml;r&ucirc;r&icirc;&rsquo;nin eğitim durumuyla ilgili şu ifadeler kayıtlıdır:</p>
<p>
	&ldquo;&#8230;Fars&ccedil;a&rsquo;nın derinliklerine aid bazı noktalarda hataları bulunur.</p>
<p>
	Şairlikte ilk devir şairlerinin orta derecelilerindendir.</p>
<p>
	H&acirc;fız divanına yazılan en eski şerh, mesnev&icirc; ş&acirc;rihi S&uuml;r&ucirc;r&icirc;&rsquo;nindir. Bu şerh, kendisinden sonra gelen ş&acirc;rihlerce, &ouml;zellikle S&ucirc;d&icirc; tarafından eleştirilmiştir. Diğer eserleriyse şu şekilde sıralanabilir:</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; H&acirc;şiye-i Tefs&icirc;r-i Beyz&acirc;v&icirc;</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; Şerh-i Buh&acirc;r&icirc; ile Nısıf</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; H&acirc;şiye-i Ev&acirc;il-i Hid&acirc;ye</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; H&acirc;şiye-i Telv&icirc;h</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; H&acirc;şiye-i &lsquo;İn&acirc;ye</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; Şerhu Misb&acirc;h</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; Şerhu Mu&rsquo;ammey&acirc;t-ı C&acirc;mi&rsquo;</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; Terceme-i Ravzat&uuml;&rsquo;r-Rey&acirc;h&icirc;n f&icirc; Hik&acirc;yeti&rsquo;s-S&acirc;lih&icirc;n</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; Şerhu Şebist&acirc;n-ı Hay&acirc;l</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; Şerhu İs&acirc;goci</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; Terceme-i Ac&acirc;ib-i Mahl&ucirc;k&acirc;t</p>
<p>
	&#8211;&nbsp; Terceme-i Z&acirc;hiret&uuml;&rsquo;l-M&uuml;l&ucirc;k</p>
<p>
	<strong>Şem&rsquo;&icirc; ve D&icirc;v&acirc;n-ı H&acirc;fız Şerhi</strong></p>
<p>
	Prizren&rsquo;li (Perzerin) Şem&rsquo;&icirc; olarak bilinen bu ş&acirc;rih, hayatını ders vermekle idame ettirmiştir. Şeyh Vef&acirc; Hazretlerinin kaykamam ve halifesi Ali Dede&rsquo;nin halifelerindendir. Mutasavvıf bir kimliğe sahip olan Şem&rsquo;&icirc; 16.yy&rsquo;ın tanınmış ş&acirc;rihlerindendir. Kaynaklarda ve kendi &ccedil;alışmalarında sadece ismine rastlanmaktadır.</p>
<p>
	Osmanlı m&uuml;ellifleri eserinde, bu ş&acirc;rihin hayatının sonlarında &ldquo;meyh&acirc;ne &acirc;lemine m&uuml;ptel&acirc;&rdquo; olduğu kaydedilmiştir. Şem&rsquo;&icirc; Fars&ccedil;a bir &ccedil;ok esere şerh yazmış bir ş&acirc;rihtir. &lsquo;Mesnev&icirc;-i Şer&icirc;f&rsquo;e,&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;D&icirc;v&acirc;n-ı H&acirc;fız&rsquo;a, &ldquo;Bostan&rdquo;a, &ldquo;Pend-i &lsquo;Att&acirc;r&rdquo;a,</p>
<p>
	&ldquo;Sebhat&uuml;&rsquo;l-Ebr&acirc;r&rdquo;a, &ldquo;Bah&acirc;rist&acirc;n&rdquo;a, &ldquo;T&uuml;hfet&uuml;&rsquo;l-Ahr&acirc;r&rdquo;a, &ldquo;Mantık&uuml;&rsquo;t-Tayr&rdquo;a şerhler yazmıştır.</p>
<p>
	Vefatı 1000/1591&rsquo;dedir. &Uuml;sk&uuml;dar&rsquo;da Rumi Muhammed Paşa Cami-i Şerifinin kıble tarafındaki avlu kapısı dışarısında medf&ucirc;ndur.</p>
<p>
	&ldquo;Şem&rsquo;&icirc; Mesnev&icirc; şerhinde olduğu gibi, H&acirc;fız divanı şerhinde de bir&ccedil;ok hatalar yapmış, kelimelerin ger&ccedil;ek manalarını bir kenara bırakarak onlara tasavvuf&icirc; manalar vermeye &ccedil;alışmıştır.&rdquo; S&ucirc;d&icirc; bu hataları şerhinde yeri geldiğince tenkit etmiştir. S&ucirc;d&icirc;, ayrıca &ldquo; Şerh-i B&ucirc;st&acirc;n&rdquo; adlı eserinde Şem&rsquo;&icirc;&rsquo;yi reddetmiş hatta hatalarıyla alay ederek, acı n&uuml;kteler yapmıştır.</p>
<p>
	<strong>S&ucirc;d&icirc;-i Bosnev&icirc;&rsquo;nin Hayatı, Şahsiyeti ve Ş&acirc;rih Kişiliği</strong></p>
<p>
	Hayatı hakkında kaynaklarda yeterli ve kesin bilgiden mahrum olduğumuz bu Osmanlı ş&acirc;rihinin, asıl adı Ahmed&rsquo;tir. Bosna&rsquo;nın Fo&ccedil;a şehrine yakın &Ccedil;ayni&ccedil;a kasabasına bağlı Sudi&ccedil;i k&ouml;y&uuml;nde doğduğu bilinmektedir. Doğum tarihine ve ailesine ilişkin ise herhangi kesin bir kayıt yoktur.</p>
<p>
	16. asrın b&uuml;y&uuml;k devlet adamı Bosnalı Sokollu Mehmet Paşa zamanında Bosna&rsquo;dan bir&ccedil;ok kişinin İstanbul&rsquo;la gelip tahsillerini tamamladıkları bilinmektedir. S&ucirc;d&icirc; de bu kişilerden olmakla beraber, kendisinin hangi hocalardan ders aldığı konusunda kaynaklarda sıhhatli bir bilgi bulunmamaktadır.</p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc; İstanbul&rsquo;daki tahsilinden sonra eğilim duyduğu Fars dilini m&uuml;kemmelleştirmek i&ccedil;in Diyarbakır&rsquo;a (Amid) gitmiştir. Orada zamanın en iyi Fars&ccedil;a bilgini olarak bilinen Muslihuddin L&acirc;r&icirc;&rsquo;den dersler almış, onun meclislerinde bulunarak, i&ccedil;inden &ccedil;ıkamadığı ilm&icirc; meseleleri halletmiştir.</p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc; daha sonra yine aynı ama&ccedil;la Diyarbakır&rsquo;dan Şam&rsquo;a gidip burada da bir s&uuml;re ilim ile meşgul olmuş ve şair Halim-i Şirvan&icirc;&rsquo;den G&uuml;listan&rsquo;ı okumuştur. Şam&rsquo;da kaldığı s&uuml;re boyunca &ccedil;eşitli ilmi ortamlarda bulunmuş ve o devrin uleması ile fikir teatisinde bulunmuştur. S&ucirc;d&icirc;, bu yolculuklar ve m&uuml;zakereler esnasında şerhlerini yapmayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; eserleri zihninde bir taslak olarak beraberinde s&uuml;rekli taşımıştır.</p>
<p>
	On yıla yakın s&uuml;ren b&uuml;t&uuml;n bu ilim yolculuklarından sonra İstanbul&rsquo;a d&ouml;nen S&ucirc;d&icirc;, tahsiline burada da devam etmiştir. Ş&acirc;rih, İstanbul&rsquo;da d&ouml;nemin meşhur bilginlerinden dersler almıştır. S&ucirc;d&icirc; II. Sultan Selim devrinde, Sokollu&rsquo;nun y&ouml;netimde etkin olduğu bir sırada &ldquo;Gılman-ı Hassa&rdquo;ya hoca olarak tayin edilmiştir. S&ucirc;d&icirc; ileride Osmanlı saray ve idaresinde aktif roller, y&uuml;ksek stat&uuml;de vazifeler alacak gen&ccedil;lere ders vermekteydi. Bu g&ouml;revi ne kadar s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; malum değildir. Kaynaklarda az bir emekli maaşıyla g&ouml;revden uzaklaştırıldığı kaydına rastlanmıştır. Daha sonra kendisi &ouml;l&uuml;m&uuml;ne kadar inzivaya &ccedil;ekilmiş ve eserlerine yoğunlaşmıştır.</p>
<p>
	Ş&acirc;rihin &ouml;l&uuml;m tarihi tam olarak bilinmemektedir. Osmanlı m&uuml;ellifleri eserinde &ouml;l&uuml;m tarihi 1005/1596 yılında İstanbul&rsquo;da vefat ettiği ve Yusuf Paşa camisi avlusuna defnolunduğu kaydedilmiştir. Eserde S&ucirc;d&icirc; ile ilgili şu eleştiri de yapılmıştır: &ldquo;Basılmış eserlerinde Fars&ccedil;a kaidelerine ait bazı hatalarına tesad&uuml;f olunmakla beraber istifadelidir.&rdquo;</p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc;, şerh alanında &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; tartışılmaz eserler ortaya koyabilmek maksadıyla &ouml;mr&uuml;n&uuml;n &ccedil;oğunu ilmi seyahatlerle ge&ccedil;irmiştir. Fars&ccedil;a ve Arap&ccedil;a&rsquo;ya vakıf olan ş&acirc;rih şerh metodunda alan araştırmalarına dayalı bir sistem takip ederek Şem&rsquo;&icirc; ve S&uuml;r&ucirc;r&icirc; Mustafa gibi şahsiyetlerce de şerhe tabi tutulan metinleri onlardan daha ilmi y&ouml;ntemlerle analiz etmiştir. S&ucirc;d&icirc;, şerhinde adeta bir eleştirmen gibi başka şerhleri tenkit etmiş, onlardaki kusurları m&uuml;stehzi bir dille ele almıştır. S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin şerhteki bu başarısı hayat &ouml;yk&uuml;s&uuml;nden de anlaşılacağı &uuml;zere şerhini yapacağı metinlerle ilgili yaptığı yıllar s&uuml;ren araştırmalarına dayanmaktadır.</p>
<p>
	<strong>S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin Fars&ccedil;a Eserlere Dair Yazdığı T&uuml;rk&ccedil;e Şerhler</strong></p>
<p>
	I- Ris&acirc;le-i S&ucirc;d&icirc;:</p>
<p>
	H&acirc;fız-ı Şir&acirc;z&icirc;&rsquo;nin ilk gazelinin ikinci beytine yazdığı şerhi ihtiva eden eserdir.</p>
<p>
	<strong>II- Şerh-i D&icirc;v&acirc;n-ı H&acirc;fız:</strong></p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin 1595 tarihinde tamamlamış olduğu bu eseri Mevl&acirc;na ve Sa&rsquo;d&icirc;&rsquo;nin eserlerinden sonra en &ccedil;ok okunan eserdir. Fars&ccedil;a &ouml;ğrenmek isteyenlerin ilk başvuru kaynaklarından olan eser alanında yazılmış en iyi şerh olarak kabul edilmektedir. İran da dahi hala en iyi H&acirc;fız şerhi olarak nitelenen bu eser Fars&ccedil;a&rsquo;ya terc&uuml;me edilmiştir. H&acirc;fız gibi &ldquo;Lis&acirc;n&uuml;&rsquo;l-Gayb&rdquo; ve &ldquo;Terc&uuml;m&acirc;n&uuml;&rsquo;l-Esr&acirc;r&rdquo; olarak adlandırılan bir şairin &ccedil;&ouml;z&uuml;lemeyen bir&ccedil;ok beyti S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin isabetli yorumlarıyla aydınlanmıştır.</p>
<p>
	Esasında H&acirc;fız divanını, S&ucirc;d&icirc;&rsquo;den &ouml;nce, Şem&rsquo;&icirc; ve S&uuml;r&ucirc;r&icirc; gibi ş&acirc;rihler şerh etmişlerse de S&ucirc;d&icirc; bu iki ş&acirc;rihin eserlerindeki naivlikleri g&ouml;rerek kendisi de aynı eseri şerhe koyulmuştur.</p>
<p>
	<strong>III. Ris&acirc;le-i S&ucirc;d&icirc;</strong></p>
<p>
	Sa&rsquo;d&icirc;-i Şir&acirc;z&icirc;&rsquo;nin G&uuml;list&acirc;n adlı eserindeki bir beytin şerhini i&ccedil;eren risaledir.</p>
<p>
	<strong>IV. Şerh-i G&uuml;list&acirc;n:</strong></p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin 1595 yılında kaleme aldığı ikinci eserdir.</p>
<p>
	<strong>V. Şerh-i B&ucirc;st&acirc;n:</strong></p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin 1597 yılında Sa&rsquo;d&icirc; Ş&icirc;r&acirc;z&icirc;&rsquo;nin B&ucirc;stan adlı eserine yazdığı şerhtir. Bu eser Fars&ccedil;a&rsquo;ya terc&uuml;me edilmiştir.</p>
<p>
	<strong>VI. Şerh-i Mesnev&icirc;:</strong></p>
<p>
	Kaynaklarda S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin, Mevl&acirc;na&rsquo;nın Mesnev&icirc;&rsquo;sine bir şerh yazdığı kaydı olmakla birlikte esere hi&ccedil;bir k&uuml;t&uuml;phanede tesad&uuml;f edilememiştir.</p>
<p>
	<strong>VII. Şerh-i L&uuml;gat-ı Ş&acirc;hid&icirc;</strong></p>
<p>
	G&uuml;lşen-i Tevh&icirc;d sahibi, Ş&acirc;hid&icirc;&rsquo;nin L&uuml;gat-i Ş&acirc;hid&icirc; ismiyle meşhur manzum Fars&ccedil;a l&uuml;gat&ccedil;esine yapmış olduğu şerhtir. 25</p>
<p>
	<strong>S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin Arap&ccedil;a Eserlere Dair Yazdığı T&uuml;rk&ccedil;e Şerh ve Terc&uuml;meleri</strong></p>
<p>
	<strong>I. Şerh-i K&acirc;fiye (Tercemet&uuml;&rsquo;l-K&acirc;fiye)</strong></p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin Arap&ccedil;a nahve dair yazdığı ilk b&uuml;y&uuml;k eseri, İbn-i H&acirc;cib&rsquo;in Arap&ccedil;a k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir nahiv kitabı olan el-K&acirc;fiye adlı eserine 1588 yılında yazdığı şerhtir.</p>
<p>
	<strong>II. Şerh-i S&acirc;fiye:</strong></p>
<p>
	İbn-i H&acirc;cib&rsquo;in Arap gramerini i&ccedil;eren el-S&acirc;fiye eserine yazılan şerhtir.</p>
<p>
	<strong>III. Terc&uuml;me-i Takrir&acirc;t &lsquo;ala Hutbet-i Ferid&uuml;dd&icirc;n:</strong></p>
<p>
	İbn-i H&acirc;cib&rsquo;in &ldquo;Terc&uuml;me-i Takrir&acirc;t &lsquo;ala Hutbet-i Ferid&uuml;dd&icirc;n&rdquo; adlı eserine S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin yapmış olduğu şerhtir.</p>
<p>
	<strong>IV.&nbsp; el-Z&acirc;v&rsquo;ın Terc&uuml;mesi:</strong></p>
<p>
	S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin, T&acirc;cedd&icirc;n İsfar&acirc;&icirc;n&rsquo;in Arap nahvine dair yazdığı el-Z&acirc;v eserini terc&uuml;mesidir.</p>
<p>
	<strong>V. Haşiye &lsquo;ala Şerh Hidayet el-Hikme:</strong></p>
<p>
	K&acirc;dı M&icirc;r H&uuml;seyin Mayb&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin &ldquo;Şerhu Hid&acirc;yeti&rsquo;l-Hikme&rdquo; eserine, S&ucirc;d&icirc;&rsquo;nin yazdığı h&acirc;şiyeyi ihtiva eden eserdir.</p>
<p>
	<strong>Vehb&icirc; Konev&icirc;&rsquo;nin Hayatı, Şahsiyeti ve Ş&acirc;rih Kişiliği</strong></p>
<p>
	Bir Mevlev&icirc; şeyhi olduğu bilinen Vehb&icirc; Efendi&rsquo;nin hayatına ilişkin kaynaklarda yeterli bilgiye ulaşılamamaktadır. &ldquo;Osmanlı M&uuml;ellifleri&rdquo; eserinde kendisiyle ilgili şu bilgiler mevcuttur:</p>
<p>
	&ldquo;&lsquo;Uref&acirc;-i mevlev&icirc;yeden f&acirc;zıl bir z&acirc;t olup Konya&rsquo;da Eş&rsquo;ar&icirc;z&acirc;de denmekle meşhurdur. Hoca H&acirc;fız-ı Ş&icirc;r&acirc;z&icirc; D&icirc;v&acirc;n&rsquo;ına yazdığı şerh meşh&ucirc;rdur. V. 1244, merkadi dergah-ı cen&acirc;b-ı Mevl&acirc;n&acirc;&rsquo;dadır.&rdquo;</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendi&rsquo;nin H&acirc;fız Divanı şerhiyle ilgili bir &ccedil;ok tenkit yapılmıştır. Tenkitlerin merkezi, bu şerhin tasavvuf&icirc; yorumu tercih etmesinden dolayıdır. Tahsin Yazıcı, bu şerh ile ilgili &ldquo;H&acirc;fız&rsquo;ın hemen her s&ouml;z&uuml;n&uuml; tasavvuf&icirc; a&ccedil;ıdan yoruma tabi tuttuğundan onun ger&ccedil;ek d&uuml;ş&uuml;ncelerini ve sanatını yansıtmamaktadır&rdquo; derken; A. G&ouml;lpınarlı da benzer şekilde Vehb&icirc; Efendi şerhini ş&ouml;yle tenkit etmiştir:</p>
<p>
	&ldquo;&#8230; Ş&uuml;phe yok ki H&acirc;fız&rsquo;ın en garip ve saf şerhi Vehb&icirc; Efendi şerhidir. İkinci Mahmut devrinde (1808-1839), yani &ccedil;ok muahhar bir zamanda Mehmed Vehb&icirc; adlı Konyalı bir mevlev&icirc; tarafından meydana getirilen bu eser, baştanbaşa sa&ccedil;ma, zoraki ve g&uuml;l&uuml;n&ccedil; te&rsquo;villerle doludur. Vehb&icirc;&rsquo;ye nazaran H&acirc;fız, Mevlev&icirc;dir ve her s&ouml;z&uuml;n&uuml;n tasavvuf&icirc; bir manası vardır!&rdquo;</p>
<p>
	Mevlev&icirc; terbiyesinin gerektirdiği şekilde d&uuml;nyaya bakan bu ş&acirc;rihe yapılan tenkitlerin bazen aşırıya ka&ccedil;tığı kanaatindeyiz. H&acirc;fız&rsquo;ın şiirlerini anlamak maksadıyla şerhe g&ouml;z atan bir araştırmacı rahatlıkla ş&acirc;rihin şiirleri &lsquo;terc&uuml;me&rsquo; ederken şahsi tasarrufta bulunmadığını; bulunduğu takdirde de &ldquo;man&acirc;-yı iş&acirc;reti&rdquo; &uuml;st başlığıyla hareket ettiğini g&ouml;recektir. Dolayısıyla Vehb&icirc; Efendi tasavvuf&icirc; şerh usul&uuml;n&uuml; şuursuz bir şekilde benimsememiş; aksine takip ettiği şerh metodunu son derece bilin&ccedil;li olarak tercih etmiştir. Vehb&icirc; Efendi şerhindeki mukaddime dikkatli okunduğunda bu ş&acirc;rihin, klasik edebiyatımızda s&ouml;ze konu edilen bir&ccedil;ok mevzudan haberdar olduğu ve kendisinin de bu konularla ilgili bir takım fikirler beyan ettiği g&ouml;r&uuml;lecektir. Dolayısıyla Vehb&icirc; Efendi şerhi kendi i&ccedil;inde sistemli bir yol takip etmektedir. Ş&acirc;rih, mukaddimesinde H&acirc;fız&rsquo;ın şiirlerinin nasıl anlaşılması ve nasıl anlaşılmaması gerektiği &uuml;zerinde durur:</p>
<p>
	&ldquo;Ol lis&acirc;n&uuml;&rsquo;l-gayb ve terc&uuml;m&acirc;n&uuml;&rsquo;l-esr&acirc;rdır, nice esr&acirc;r-ı gaybiyye ve me&rsquo;&acirc;n&icirc;-yi hak&icirc;k&icirc;yyeyi kisve-i s&ucirc;retde ve lib&acirc;s-ı mec&acirc;zda g&ouml;stermişdir.&rdquo;</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere Vehb&icirc; Efendi H&acirc;fız&rsquo;ın iki lakabı &uuml;zerinde durarak şerhinin takip edeceği y&ouml;ntemin ana hatlarını a&ccedil;ıklamıştır. Vehb&icirc; Efendiye g&ouml;re H&acirc;fız, &ldquo;gaybın dili&rdquo; olduğu i&ccedil;in &ldquo;bi&ccedil;im kılığı&rdquo; ve &ldquo;mec&acirc;z giysisi&rdquo; ile mer&acirc;mını anlatmıştır. Ş&acirc;rihe d&uuml;şen g&ouml;rev ise, bu &ldquo;giysi&rdquo;yi en uygun bi&ccedil;imde &ccedil;ıkarmaktır.</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendi, H&acirc;fız&rsquo;ın g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte bir tarikata mensup olmadığını ama H&acirc;fız gibi kişilerin doğuştan ilah&icirc; bir takım sırlara vakıf olduğunu belirtir. Ayrıca Vehb&icirc; Efendi&rsquo;nin şerhini yaptığı şairin hayatına dair malumatının da olduğu şu satırlarda g&ouml;r&uuml;lmektedir:</p>
<p>
	&ldquo;Ger&ccedil;i H&acirc;fız z&acirc;hiren bir p&icirc;rin dest-i ir&acirc;detini tuttıgı ma&rsquo;l&ucirc;m degildir. Mahfı olmıya ki vuslat-ı Hakk&rsquo;a elbette bir v&acirc;sıta l&acirc;zımdır ill&acirc; fakat &uuml;veys&icirc;ler ki anları Res&ucirc;l-i Ekrem sallall&acirc;hu te&rsquo;&acirc;l&acirc; &lsquo;aleyhi vesellem h&uuml;cre-i n&uuml;b&uuml;vvetde terbiyyet ider. H&acirc;fız-ı Ş&icirc;r&acirc;z&icirc; dahi &uuml;veys&icirc;lerdendir. Anın&ccedil;&uuml;n z&acirc;hiren bir p&icirc;re in&acirc;bet itmemişdir.&rdquo;</p>
<p>
	Bu satırlardan anlaşıldığı gibi Vehb&icirc; Efendi&rsquo;nin nazarınca H&acirc;fız bir &ldquo;Mevlev&icirc;&rdquo; olarak değil &ldquo;&uuml;veys&icirc;&rdquo; olarak nitelenmiştir.</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendi daha sonra H&acirc;fız&rsquo;ın şiirlerindeki kapalılık sebepleri &uuml;zerinde durur. Bu a&ccedil;ıklamalarında bile Konev&icirc; tasavvuf&icirc; dili elden bırakmayarak &ldquo;uyarı&rdquo; mahiyetinde şunları yazar:</p>
<p>
	&ldquo;(tenb&icirc;h) Ey ehl-i ins&acirc;f olan karındaş-ı &lsquo;az&icirc;zim, Hazret-i H&acirc;fız ve H&acirc;fız gibi &lsquo;&acirc;şık-ı mest-i m&uuml;d&acirc;m kimseler bunun gibi şar&acirc;b-ı &lsquo;ışk-ı il&acirc;h&icirc;yyeyi n&ucirc;ş id&uuml;p mazhar-ı tecelliyy&acirc;t ve f&uuml;y&ucirc;z&acirc;t-ı bil&acirc;-vasıt&acirc;t olan zev&acirc;t-ı &lsquo;&acirc;l&icirc;- himmetlere esr&acirc;r-ı tevh&icirc;dden bir feth-i b&acirc;b olup isk&acirc;t-ı iz&acirc;fetle Hak subh&acirc;nehu ve te&rsquo;&acirc;la suver-i muhtelifede tecelliyy&acirc;t-ı m&uuml;te&rsquo;&acirc;kibe ve esm&acirc; ve sıf&acirc;t-ı m&uuml;tenevvi&rsquo;a ile&emsp;zuh&ucirc;r ittikde&#8230; Ta&rsquo;b&icirc;r-i m&uuml;şkil olup ve &lsquo;av&acirc;m-ı ke&rsquo;l-hev&acirc;mdan setri v&acirc;cib oldugı&ccedil;&uuml;n k&acirc;h s&ucirc;ret-i hezelde k&acirc;h s&ucirc;ret-i mec&acirc;zda ta&rsquo;b&icirc;r buyururlar.&rdquo;</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendi adeta kendi şerhinin bir t&uuml;r savunması denebilecek mukaddimesinde bir takım mazmunların ne anlama geldikleri &uuml;zerinde dikkatle durmuştur. Ş&acirc;rih, şerhini oluşturmadan &ouml;nce yorumlayacağı metinler &uuml;zerinde yapılan polemiklere kendi de katılmış ve fikirlerini beyan etmiştir. H&acirc;fız&rsquo;ın şiirleri gibi metinlerin nasıl anlaşılması gerektiği y&ouml;n&uuml;nde bir takım tavzihatta bulunan Vehb&icirc; Efendi, kendisinin de takip ettiği tasavvuf&icirc; şerh metodunu şiddetli bir şekilde savunmuştur:</p>
<p>
	&ldquo;Ol eclden ehl&uuml;ll&acirc;hın m&uuml;teş&acirc;bih&acirc;ta m&uuml;lhak kelim&acirc;t-ı kudsiyye-i iş&acirc;r&acirc;tiyyelerinde iştib&acirc;h id&uuml;p mey-i rahm&acirc;n&icirc; ile mey-i şeyt&acirc;n&icirc; ve &acirc;sm&acirc;n ile rism&acirc;nı, zenb&ucirc;r-ı &lsquo;asel ile zenb&ucirc;r-ı har&acirc;nı z&acirc;ten m&uuml;şterek zanneylediler, belki m&uuml;&rsquo;min-i mahb&ucirc;b ile kafir-i mabg&ucirc;zı dahi ma&rsquo;na ve r&ucirc;hen m&uuml;şterek zanneyleyip k&acirc;lell&acirc;hu te&rsquo;&acirc;la (m&acirc; lih&acirc;ze&rsquo;r-res&ucirc;li ye&rsquo;kulu&rsquo;t-ta&rsquo;&acirc;me ve yemş&icirc; fi&rsquo;l-esv&acirc;k) dimege ictis&acirc;r id&uuml;p mel&rsquo;&ucirc;n-ı ebed&icirc; oldılar.&rdquo;</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendiye g&ouml;re en sık kullanılan mazmunlardan olan &ldquo;şar&acirc;b&rdquo;ın mecazen &ldquo;il&acirc;hi aşk&rdquo; olarak yorumlanmaması &ldquo;bal arısıyla eşek arısını karıştırmak&rdquo; kadar b&uuml;y&uuml;k bir hatadır.</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendi daha sonra H&acirc;fız&rsquo;ı &ldquo;ser-defter-i mecz&ucirc;b&icirc;n, g&uuml;z&icirc;de-i &acirc;şık&acirc;n ve kalender&acirc;n-ı hak&icirc;kat-b&icirc;n&rdquo; gibi sıfatlarla niteleyerek ş&ouml;yle devam etmiştir:</p>
<p>
	&ldquo;Hazret-i H&acirc;fız-ı Ş&icirc;r&acirc;z&icirc; lis&acirc;n-ı gayb ile buyurdıgı gazeliyy&acirc;t-ı m&uuml;lhem&acirc;tında hezel s&ucirc;retinde ve mey ve mahb&ucirc;b-ı mec&acirc;z&icirc; hey&rsquo;etinde g&ouml;rinen esr&acirc;r-ı ma&rsquo;neviyyelerin te&rsquo;v&icirc;line k&acirc;dir olamazsın, b&acirc;ri muğ ve muğbe&ccedil;eden ve z&uuml;nn&acirc;rdan ve b&uuml;t ve z&uuml;lf ve ebr&ucirc; ve mahb&ucirc;b ve mahr&ucirc;lardan ve &ccedil;eşm ve leb ve dend&acirc;ndan ve tevanger&acirc;n ve esb &uuml; esterlerden ve p&icirc;r-i mug&acirc;ndan ve bunların ems&acirc;li m&uuml;lhek&acirc;t-ı m&uuml;teş&acirc;bih&acirc;tlardan beyne&rsquo;t-teşb&icirc;hi ve&rsquo;t-tenz&icirc;h tevh&icirc;d mur&acirc;d olunan elf&acirc;z-ı behiyyelerini mec&acirc;za haml itmey&uuml;p galebe-i sult&acirc;n-ı &lsquo;ışkla zuh&ucirc;r iden ta&rsquo;bir&acirc;tlannı mur&acirc;dları ma&rsquo;n&acirc;-yı mec&acirc;z&icirc;dir ve m&acirc;sivall&acirc;hdan ba&rsquo;zı eşy&acirc; ve ba&rsquo;zı eşh&acirc;sdır dey&uuml; iftiradan hazer idesin ki s&ucirc;-i h&acirc;timeye sebebdir.&rdquo;</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendi bu c&uuml;mlelerden anlaşılacağı &uuml;zere takip ettiği metodun diğer metotlardan ayrılan y&ouml;nleri &uuml;zerinde ısrarla durmuş ve elindeki metinlerin nasıl anlaşılması gerektiği hakkında detaylı bilgiler sunmuştur. Ş&acirc;rih, H&acirc;fız&rsquo;ın metinlerinin b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n mecazlı s&ouml;yleyişe dayandığını; aksi takdirde yorumlanması durumunda bunun, metinlere ve şairine bir &ldquo;iftira&rdquo; olacağını ifade etmektedir.</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendi mukaddimesinde metinlerde ge&ccedil;en mazmunların, tasavv&ucirc;fi dilde belli anlamlara gelmesi gerektiğinin sebepleri &uuml;zerinde durmuştur:</p>
<p>
	&ldquo;Mal&rsquo;&ucirc;m ola ki ehl-i tahk&icirc;k ve kib&acirc;r-ı ehlull&acirc;h r&ucirc; ve z&uuml;lf ve h&acirc;l ve hat ve ebr&ucirc; ve leb gibi elf&acirc;z-ı mec&acirc;ziyye ve &lsquo;ac&icirc;beleri silk-i nazma &ccedil;ek&uuml;p hak&acirc;yık ve dak&acirc;yıktan beyne&rsquo;l-&rsquo;ar&icirc;f&icirc;n birer ma&rsquo;n&acirc;-yı lat&icirc;fe-i az&icirc;melere iş&acirc;ret buyurup esr&acirc;r-ı tar&icirc;katı &lsquo;av&acirc;mdan setr itmek i&ccedil;&uuml;n &lsquo;&acirc;şık-ı s&acirc;dık kend&uuml;ye olan tecelli-yi cem&acirc;l ve cel&acirc;l-i il&acirc;h&icirc;yye ile ma&rsquo;ş&ucirc;k-ı hak&icirc;k&icirc;nin miy&acirc;nında olan lez&acirc;iz-i r&ucirc;h&acirc;niyyeleri bey&acirc;n ve &ccedil;eşm-i beş&acirc;retle mez&acirc;hirde m&uuml;ş&acirc;hede eyledikleri cem&acirc;l-i b&icirc;-niş&acirc;n z&acirc;hiri &lsquo;ay&acirc;n eylemişlerdir.&rdquo;</p>
<p>
	Bu a&ccedil;ıklamalardan sonra ş&acirc;rih, k&uuml;&ccedil;&uuml;k tasavvuf&icirc; bir s&ouml;zl&uuml;k sayılabilecek, H&acirc;fız Divanı&rsquo;nda ge&ccedil;en lafızların geldikleri anlamlar &uuml;zerinde durmuştur:</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&lsquo;Işk: İfr&acirc;t-ı muhabbete dirler.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&lsquo;&Acirc;şık: M&uuml;tehayyir ve m&uuml;şt&acirc;k-ı cem&acirc;l ve cel&acirc;l-i il&acirc;h&icirc; Ma&rsquo;ş&ucirc;k: Hak Te&rsquo;&acirc;la bes H&uuml;sn: Cem&rsquo;iyyet</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Kem&acirc;l&acirc;t: Vecd-i cezbe-i t&acirc;mm-ı Hak Ş&ucirc;h&icirc;: Lezz&acirc;t-ı tevecc&uuml;h&acirc;tta zuh&ucirc;r iden ş&icirc;ve-i il&acirc;h&icirc; Ş&icirc;ve: Cezbe-i il&acirc;h&icirc; Vef&acirc;: &lsquo;in&acirc;yet-i il&acirc;h&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Cef&acirc;: S&acirc;likin kalbi mea&rsquo;&acirc;rifden per&icirc;ş&acirc;n olmaklığa Cevr: &lsquo;Ur&ucirc;cda seyrden s&acirc;liki gir&uuml; tutmak.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	N&acirc;z: Kalbe kuvvet virmek.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	İstiğn&acirc;: Derek&acirc;t-ı mevc&ucirc;d&acirc;tdan mest&ucirc;r olan heybet-i cel&acirc;liyyet-i Hak T&icirc;r-i gamze: A&rsquo;m&acirc;l ve &lsquo;ib&acirc;d&acirc;tı redditmek.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Serkeş: Muh&acirc;lefet-i ir&acirc;det-i il&acirc;h&icirc; ve hil&acirc;f-ı mur&acirc;d-ı s&acirc;lik Em&icirc;r: İr&acirc;detini c&acirc;ri tutmak.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Tev&acirc;nger&icirc;: Huz&ucirc;r-ı cemi&rsquo; kem&acirc;l&acirc;t.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Terk-i n&acirc;z: Bil&acirc;-v&acirc;sıta kable&rsquo;s-s&uuml;l&ucirc;k zuh&ucirc;r iden cezbe-i il&acirc;h&icirc; T&acirc;r&acirc;c: Selb-i ihtiy&acirc;r-ı s&acirc;lik M&uuml;tev&acirc;r&icirc;: İh&acirc;t&acirc;t ve istil&acirc;-yı &lsquo;ışk-ı il&acirc;h&icirc; &Acirc;şn&acirc;&icirc;: Te&rsquo;alluk-ı rub&ucirc;biyyet</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Gam-h&acirc;reg&icirc;: Sıf&acirc;t-ı b&acirc; satyet Mihr-b&acirc;n&icirc;: Sıf&acirc;t-ı rahm&acirc;niyye K&acirc;met: Liy&acirc;kat-i &lsquo;ub&ucirc;diyye</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Z&uuml;lf/ g&icirc;s&ucirc;/ M&ucirc;y/ Ebr&ucirc;/ Turra: C&uuml;mlesi gayb-ı h&uuml;viyyet ve sıf&acirc;t-ı z&acirc;tı ehadiyyet</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	T&acirc;b-ı z&uuml;lf.: Sıf&acirc;t-ı tecelliyy&acirc;t Ser-mest: Zuh&ucirc;r-ı h&acirc;l&acirc;t</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Kem&acirc;n-ebr&ucirc;/ T&acirc;k-ı ebr&ucirc;: İzh&acirc;r-ı m&uuml;şkil&acirc;t bisebeb-i taks&icirc;r</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&Ccedil;eşm-i hum&acirc;r/ &Ccedil;eşm-i terk: Zuh&ucirc;r-ı h&acirc;l&acirc;t-ı kem&acirc;liyye</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	M&acirc;hr&ucirc;y/ Ruh/ &Ccedil;ehre-i g&uuml;lg&ucirc;n: Zuh&ucirc;r-ı env&acirc;r-ı tecelliyy&acirc;t-ı il&acirc;h&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	H&acirc;l: Z&acirc;t-ı il&acirc;h&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	H&acirc;l-i siy&acirc;h: &lsquo;&Acirc;lem-i gayb</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hatt-ı sebz: &lsquo;&Acirc;lem-i berzah</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Berzah: H&acirc;il ve h&acirc;ciz olan şeydir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Leb: Kel&acirc;m</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Leb-i la&rsquo;l/ Leb-i şeker&icirc;n: Feyz-i b&acirc;tın&icirc; ve lez&acirc;iz-i ruh&acirc;n&icirc;36 Zeb&acirc;n-ı ş&icirc;r&icirc;n: Emr-i il&acirc;h&icirc; Zeb&acirc;n-ı telh: Nehy-i il&acirc;h&icirc; Deh&acirc;n: Takd&icirc;s tarikıyle olan m&uuml;tekellimlik sıfatı Zeneh: Zekan ve m&uuml;ş&acirc;hededen h&acirc;sıl olan mahall-i m&uuml;l&acirc;haza mahall-i lezz&acirc;t-ı ruhaniyye</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	N&acirc;fe: Nefeh&acirc;t-ı il&acirc;h&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	S&icirc;b-i zen&acirc;h: &lsquo;İlm-i led&uuml;nn&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&Ccedil;&acirc;h-ı zen&acirc;h: M&uuml;şkil&acirc;t-ı esr&acirc;r-ı m&uuml;ş&acirc;hede</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	M&ucirc;y-ı miy&acirc;n: Dak&acirc;yık-ı esr&acirc;r-ı tar&icirc;kat</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Dest/ Sa&rsquo;id/ B&acirc;z&ucirc;: Zuh&ucirc;r-ı kuvve-i kudsiyye</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Gevher-i s&uuml;han: Feyz ve iş&acirc;ret-i il&acirc;h&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Pey&acirc;m/ Hediyye: N&uuml;b&uuml;vvet ve vel&acirc;yet</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Meclis-i &lsquo;işret: Lezzet-i &uuml;nsiyyet-i il&acirc;h&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Tarab/ &lsquo;Ayş: Dev&acirc;m-ı lezzet-i &uuml;ns b&acirc;-Hak Te&rsquo;&acirc;la</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Şar&acirc;b: &lsquo;Işk-ı il&acirc;h&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hum/ Humh&acirc;ne/ K&acirc;se/ Kadeh/ C&acirc;m/ S&uuml;r&acirc;h&icirc;: Kalb-i &lsquo;&acirc;şık</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	S&acirc;k&icirc;: M&uuml;rşid</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Har&acirc;b&acirc;t: &lsquo;&Acirc;lem-i n&acirc;s&ucirc;t</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	H&uuml;şy&acirc;r&icirc;: Mak&acirc;m-ı sahv</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Rind&icirc;: M&acirc;siv&acirc;dan kat&rsquo;-ı nazar idici mel&acirc;m&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Evb&acirc;ş/ L&acirc; ub&acirc;l&icirc;: S&acirc;lik-i n&acirc;-perh&icirc;z</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Şem&rsquo;: N&ucirc;r-ı il&acirc;h&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	N&acirc;hid: Z&uuml;hre yıldızı ki mur&acirc;d tecelli-yi il&acirc;h&icirc;dir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Nukl: Keşf ve ker&acirc;met</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Subh ve b&acirc;md&acirc;d: Zuh&ucirc;r-ı tecell&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Şeb&acirc;ng&acirc;h: Ahv&acirc;le m&acirc;lik olmak</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Şeb-i kadr: Lik&acirc;-yı env&acirc;r-ı tecelliyy&acirc;t</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Şeb-i yeld&acirc;: Elv&acirc;n-ı env&acirc;r-ı tecelliyy&acirc;tın nih&acirc;yetine vus&ucirc;l</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	K&acirc;fir: S&acirc;hib-i a&rsquo;m&acirc;l-i b&acirc;-tefrika yah&ucirc;d bir nefes Hak&rsquo;dan gafletdir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&lsquo;&Icirc;yd: Mak&acirc;m-ı cem&rsquo;dir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Nevr&ucirc;z: Mak&acirc;m-ı tefrika ya zuh&ucirc;r-ı tecell&icirc; Ters&acirc;: Dak&icirc;k olan me&rsquo;&acirc;n&icirc; ve hak&icirc;kat</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Ters&acirc;-be&ccedil;&ccedil;e: Me&rsquo;&acirc;ni-yi hak&icirc;kati tefekk&uuml;r</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Sab&acirc;: Feyz ve tecell&icirc; y&acirc;hud vesvese-i nefsden olan per&icirc;ş&acirc;nlık</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Muğbe&ccedil;e: Tecelliyy&acirc;t -ı faside</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Deyr: &lsquo;&Acirc;lem-i ins&acirc;n&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Kil&icirc;s&acirc;: &lsquo;&Acirc;lem-i hayev&acirc;n&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	C&ucirc;ş &uuml; hur&ucirc;ş: H&acirc;l&acirc;tı &acirc;şik&acirc;re itmek</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Nam&acirc;z: İctih&acirc;d-ı s&acirc;lik</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	R&ucirc;ze: Kat&rsquo;-ı ta&rsquo;alluk&acirc;t</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Zek&acirc;t: Terk-i v&uuml;c&ucirc;d ve tasfiye-i b&acirc;tın</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hacc: S&uuml;l&ucirc;k f&icirc;-tarikill&acirc;h</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Bey&acirc;b&acirc;n: Vek&acirc;i&rsquo;-i tar&icirc;k</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Ka&rsquo;be: Mak&acirc;m-ı vuslat</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hırka: Sal&acirc;hiyyet ve sel&acirc;met</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Secc&acirc;de: Tevecc&uuml;h ile b&acirc;tını şu&rsquo;lelendirmek</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Der-b&acirc;hten: &lsquo;A&rsquo;m&acirc;l-ı m&acirc;ziyeleri nazardan mahv itmek</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Terk: Kat&rsquo;-ı emel</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Reften: &lsquo;&Acirc;lem-i beşeriyyetden &lsquo;&acirc;lem-i erv&acirc;ha &lsquo;ur&ucirc;c Ric&rsquo;at. &lsquo;&Acirc;lem-i erv&acirc;htan &lsquo;&acirc;lem-i beşeriyyete gelmek.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Der&ucirc;n: &lsquo;&Acirc;lem-i melek&ucirc;t</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	B&uuml;r&ucirc;n: &lsquo;&Acirc;lem-i m&uuml;lk</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Bah&acirc;r: B&acirc;tında r&ucirc;haniyyet zuh&ucirc;r itmek.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	T&acirc;bist&acirc;n: Mak&acirc;m-ı ma&rsquo;rifet Zimist&acirc;n: Mak&acirc;m-ı kabz B&ucirc;st&acirc;n: Mahall-i m&uuml;ş&acirc;hede G&uuml;lz&acirc;r: G&uuml;ş&acirc;delik ve saf&acirc;-yı der&ucirc;n</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Nergis: &lsquo;&Acirc;mel vaktinde ferahdan kalbde z&acirc;hir olan net&icirc;ce ve ferah.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Serv: Tefekk&uuml;rden h&acirc;sıl olan &lsquo;&ucirc;l&ucirc;m ve istik&acirc;met</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Benefşe: Bir fikirdir ki onunla kuvvet-i idr&acirc;kiyye &lsquo;&acirc;melde kav&icirc; olur.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Sebze: &lsquo;Ayn-ı ma&rsquo;rifet</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Reyh&acirc;n: Riy&acirc;zetde g&acirc;yet tasfiyyeden h&acirc;sıl olan bir n&ucirc;rdır.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Ebr: Hic&acirc;b-ı der&ucirc;n B&acirc;r&acirc;n: N&uuml;z&ucirc;l-ı feyz Neşv: Terakk&icirc; N&acirc;z: &lsquo;İzzet bulmak S&uuml;rh&icirc;: Kuvvet-i s&uuml;l&ucirc;k Sebz&icirc;: Kem&acirc;l-i mutlak Zerd&icirc;: Sıfat-ı tev&acirc;zu&rsquo;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Sef&icirc;d&icirc;: Yek-reng&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Keb&ucirc;d&icirc;: Takl&icirc;d&icirc;-i muhib</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	C&ucirc;yb&acirc;r: S&uuml;l&ucirc;k ve &lsquo;ib&acirc;d&acirc;t</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&Acirc;b-ı rev&acirc;n: Kalb-i s&acirc;likde olan ferah-ı d&acirc;im&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Seyl: Galebe-i ahv&acirc;l-i kalb</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Nes&icirc;m: Feyz ve &lsquo;in&acirc;yet-i d&acirc;imi</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Nes&icirc;m-i seherg&acirc;h: Mak&acirc;m-ı tefrikada ve mak&acirc;m-ı cem&rsquo;de olan &lsquo;alaka ve ittis&acirc;lden &acirc;g&acirc;h olmak.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Mutrip: &Acirc;g&acirc;h idici</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Def: Ma&rsquo;ş&ucirc;k-ı hak&icirc;k&icirc;yi her nefes talebde olmak ya &lsquo;&acirc;şıkın &lsquo;indinde mahb&ucirc;bın esr&acirc;r ve haberini if&acirc;de idici.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Ter&acirc;ne: &Acirc;y&icirc;n-i muhabbet N&acirc;le/ Z&acirc;r: Taleb-i mahb&ucirc;b</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	P&acirc;y-k&ucirc;ften: Tevh&icirc;de dirler Dest-zeden: Vakt-ı muh&acirc;fazat37 Ken&acirc;r: Esr&acirc;r-ı H&uuml;d&acirc;&rsquo;yı bulmak</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	B&ucirc;se: Keyfiyyet ve me&rsquo;&acirc;ni-i kel&acirc;mı kab&ucirc;le isti&rsquo;d&acirc;d bulmak.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	K&uuml;lbe-i ahz&acirc;n: M&uuml;f&acirc;rakattan h&acirc;sıl olan h&acirc;let-i h&uuml;zn Gam-kede: Mest&ucirc;rluk mak&acirc;mı</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	B&acirc;m: &lsquo;&Acirc;lemiy&acirc;tın idr&acirc;kinden p&ucirc;ş&icirc;de olan mahall-i tecell&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Şehr: V&uuml;c&ucirc;d-ı mutlak</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	K&ucirc;y: Mak&acirc;m-ı &lsquo;ub&ucirc;diyyet</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Mahalle: Sıf&acirc;t-ı kem&acirc;l&acirc;t ile muttasıf olmak</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&Acirc;sit&acirc;n: A&rsquo;m&acirc;l ve &lsquo;ib&acirc;d&acirc;ta m&uuml;l&acirc;zemet</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Fery&acirc;d: Zikr-i hayr</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Fig&acirc;n: Ahv&acirc;l-ı der&ucirc;nı z&acirc;hir itmek</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Renc &uuml; derd: Bir emrin hil&acirc;f-ı ir&acirc;de &uuml;zere zuh&ucirc;rı ve muhibbin &lsquo;adem-i tahamm&uuml;lidir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	B&icirc;m&acirc;r&icirc;/ &Uuml;ft&acirc;deg&icirc;: Zuh&ucirc;r-ı cel&acirc;let-i ilah&icirc; ve infir&acirc;c-ı kalb Fakr: &lsquo;Adem-i ihtiy&acirc;c ila gayrill&acirc;h B&icirc;d&acirc;r&icirc;: Zuh&ucirc;r-ı feyz-i il&acirc;h&icirc; Sa&rsquo;&acirc;det: H&acirc;nden-i ezeli</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Şek&acirc;vet: R&acirc;nden-i ezeli, ne&rsquo;&ucirc;zu bill&acirc;h min z&acirc;lik P&acirc;k-b&acirc;z&icirc;: Tevecc&uuml;h-i h&acirc;lis</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Huz&ucirc;r: &lsquo;İb&acirc;det-i h&acirc;lis net&icirc;cesi olan ferah-ı dil ve mak&acirc;m-ı vahdet H&acirc;b: Gaflet ve killet-i &lsquo;ib&acirc;det sebebiyle ihtiy&acirc;nn f&acirc;ni olmaklıgı &lsquo;Alef: M&uuml;stelzim-i beşeriyyet olan şehev&acirc;t ve m&uuml;ştehiy&acirc;t S&acirc;r-b&acirc;n: M&uuml;rşid-i r&acirc;h-ı hak&icirc;kat Gevher: Me&rsquo;&acirc;n&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&Ccedil;evg&acirc;n: Takd&icirc;r-i ezel&icirc;-i H&uuml;d&acirc;-yı lemyezeli</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	G&ucirc;y: Takd&icirc;r h&uuml;kmi tahtında mecb&ucirc;r ve makh&ucirc;r olmak</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&lsquo;İn&acirc;yet: &lsquo;İbadet ve tevecc&uuml;hden h&acirc;sıl olan muhabbet-i emr-i H&uuml;d&acirc;&rsquo;dır</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hurde-g&icirc;r: &lsquo;&Acirc;şıkdan zuh&ucirc;ra gelen ta&rsquo;b&icirc;r-i ihtiy&acirc;r&icirc;</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&Acirc;ft&acirc;b: Fen&acirc;-yı mutlak ve vuslat ilall&acirc;h</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	M&acirc;ht&acirc;b: Tecelli-yi cem&acirc;l ve mihr ve muhabbet</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Matla&rsquo;: Mak&acirc;m-ı şuh&ucirc;du&rsquo;l-Hak</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Mağribu&rsquo;ş-Şems: Hakk&rsquo;ın ta&rsquo;ayyun&acirc;tla istit&acirc;rı ve r&ucirc;hın cesetle istit&acirc;rıdır.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Bas&icirc;ret: Kalbde bir n&ucirc;rdır ki anınla hak&acirc;yık-ı eşy&acirc; ve bev&acirc;tın-ı um&ucirc;r idr&acirc;k olunur. Nitekim basarla mahs&ucirc;s&acirc;t ve mubsir&acirc;t idr&acirc;k olınur.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Zerre-i Beyz&acirc; ve heb&acirc;: Şol maddedir ki Cen&acirc;b-ı Hak suver-i &lsquo;&acirc;lemi andan feth eyledi</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hey&ucirc;l&acirc;: Şol b&acirc;tın olan şeye dirler ki s&ucirc;ret-i z&acirc;hir ola.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hev&acirc;: Nefsin bir şeye meyl itmesidir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Vel&acirc;yet: &lsquo;Abdin Hakla &lsquo;inde fen&acirc;i&rsquo;n-nefs k&acirc;im olmasıdır.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	H&uuml;rriyyet: Ağy&acirc;rdan ve gayr-ı m&acirc;siv&acirc;dan ve şehev&acirc;t ve hev&acirc;dan &acirc;z&acirc;d olmak.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hak&icirc;kat-i Muhammediyye: Z&acirc;tın ta&rsquo;ayy&uuml;n-i evvel ve esm&acirc;-ı h&uuml;sn&acirc; i&rsquo;tib&acirc;riyle olan mertebesidir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	İlme&rsquo;l-yak&icirc;n: Enbiy&acirc; ve evliy&acirc;nın &icirc;r&acirc;d eyledikleri &lsquo;ul&ucirc;m ve me&rsquo;&acirc;rifle Hakk&rsquo;ı bilmek.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&lsquo;Ayne&rsquo;l-yak&icirc;n: M&uuml;ş&acirc;hede-i kalbiyye ile vahdet-i hak&icirc;k&icirc;yeyi m&uuml;ş&acirc;hede kılmak.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hakka&rsquo;l yak&icirc;n: Mak&acirc;m-ı cem&rsquo;-ı ehadiyyetde Hakk&rsquo;ı m&uuml;ş&acirc;hede kılmak.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hikmet: Hak&acirc;yık-ı eşy&acirc;ya ve hav&acirc;ssına ve lev&acirc;zımına ve ahk&acirc;m ve &acirc;s&acirc;rına &lsquo;&acirc;lim olmakdır. &lsquo;al&acirc; m&acirc; hiye &lsquo;aleyhi ve muktez&acirc;sıyla &lsquo;amel kılmakdır.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Mahv: Fen&acirc;-yı v&uuml;c&ucirc;d-ı abddir, z&acirc;t-ı hakda.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Mevt: İz&acirc;le-i hev&acirc;-yı nefs ve ifn&acirc;-yı şehev&acirc;t-ı tabi&rsquo;at kılmakdır.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Sev&acirc;d&uuml;&rsquo;l-vech f&icirc;&rsquo;d-d&acirc;reyn: Fen&acirc;fill&acirc;h h&acirc;line dirler şol haysiyyetten ki s&acirc;likin z&acirc;hiren b&acirc;tınan d&uuml;nyeviyyen ve uhreviyyen v&uuml;c&ucirc;dı kalmaya ve fakr-ı hak&icirc;k&icirc; ve &lsquo;adem-i asliyyesine r&uuml;c&ucirc;&rsquo; id&uuml;p c&uuml;mle v&uuml;c&ucirc;d-ı Hakk&rsquo;ı g&ouml;re. Anın&ccedil;&uuml;n &ldquo;iz&acirc; etemme&rsquo;l-fakru fehuvall&acirc;h&rdquo; dimişlerdir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	&lsquo;Am&acirc;&rsquo;: Hazret-i ehadiyyetdir, bu mertebeye &lsquo;am&acirc;&rsquo; didikleri Hak&rsquo;dan gayrı bir ehadin d&icirc;de-i idr&acirc;ki ana irmediginden ve basar bas&icirc;reti anı g&ouml;rmedigindendir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Muhabbet-i il&acirc;h&icirc;ye: Erb&acirc;b-ı d&acirc;niş (meyl&uuml;&rsquo;n-nefsi ile&rsquo;ş-şey&rsquo;i bikem&acirc;lin edreke f&icirc;h&icirc;) ile ta&rsquo;r&icirc;f id&uuml;p bu ma&rsquo;n&acirc; beyne&rsquo;l cismeyn tahakkuk ider pes m&uuml;mteni&rsquo;dir ki Cen&acirc;b-ı Hak muhabbet-i hak&icirc;k&icirc; ile bir şeye muhabbet ide kez&acirc;lik &lsquo;abd dahi Cen&acirc;b-ı Hakk&rsquo;a muhabbet-i hak&icirc;k&icirc; ile muhabbet idemez.Z&icirc;r&acirc; muhabbete cinsiyyet lazımdır. Pes Cen&acirc;b&#8211;ı Hakk&rsquo;ın bir şeye muhabbeti ir&acirc;de-i ihs&acirc;n-ı t&acirc;mdan kin&acirc;yedir ve &lsquo;abdın Cen&acirc;b-ı Hakk&rsquo;a muhabbeti iradet&uuml;&rsquo;t-ta&rsquo;a ve&rsquo;t-taharruz &lsquo;ani&rsquo;l-ma&rsquo;&acirc;s&icirc;den mec&acirc;zdır dey&uuml;p kin&acirc;ye ve mec&acirc;z ihtiy&acirc;r itmişlerdir&#8230;&rdquo;</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendi şiirlerde ge&ccedil;en sevgilinin, bir cinsiyeti olup olmadığına dair de g&ouml;r&uuml;şlerini ş&ouml;yle sıralar:</p>
<p>
	&ldquo;Ol t&acirc;ife ki muhabbete cinsiyyet ve m&uuml;n&acirc;sebet l&acirc;zımdır dirler, anlara cev&acirc;b oldır ki ne&rsquo;am, muhabbet semere-i m&uuml;n&acirc;sebetdir beyne&rsquo;l- m&uuml;tehabb&icirc;n. Pes m&uuml;n&acirc;sebet-i z&acirc;t&icirc; beyne&rsquo;l-Hak ve&rsquo;l-&rsquo;abd iki vech &uuml;zeredir, bir vechi min hays&uuml;&rsquo;l-mer&acirc;tib, &lsquo;abd mazhar-ı tecell&icirc;-yi v&uuml;c&ucirc;d-ı Hak&rsquo;dır ve bir vechi dahi &lsquo;abdin cemi&rsquo; mer&acirc;tib-i il&acirc;hiyyeden haz almasıdır, ya&rsquo;ni ahl&acirc;k-ı il&acirc;hiyye ile mutehallık ve evs&acirc;f-ı n&acirc;m&uuml;ten&acirc;hiyye ile muttasıf olmasıdır. Pes her kim ki evs&acirc;f-ı hakk&acirc;niyye ile ittis&acirc;fı ziy&acirc;de ola anın Hakk&rsquo;a muhabbeti ve &acirc;şn&acirc;lıgı ziy&acirc;de olur.&rdquo;</p>
<p>
	Vehb&icirc; Efendi bu a&ccedil;ıklamalardan sonra bir t&uuml;r soru cevap b&ouml;l&uuml;m&uuml;ne ge&ccedil;er. Bu b&ouml;l&uuml;mde şark edebiyatın temel teması olan &ldquo;aşk&rdquo;ın hangi sebeplerden &ouml;t&uuml;r&uuml; şaraba benzetildiği &uuml;zerindeki g&ouml;r&uuml;şlerini şu şekilde sıralar:</p>
<p>
	&ldquo;Eger su&acirc;l olınursa ki &lsquo;&acirc;rif&acirc;n-ı il&acirc;h&icirc; ve &lsquo;aşık&acirc;n-ı esr&acirc;r-ı n&acirc;m&uuml;ten&acirc;h&icirc; muhabbet-i il&acirc;hiyyeyi şar&acirc;ba teşb&icirc;h iderler. Pes beynehum&acirc; da m&uuml;n&acirc;sebet ve vech-i m&uuml;ş&acirc;behet nedir din&uuml;rse, cev&acirc;b budır ki &lsquo;ışk ve muhabbetin şar&acirc;b-ı s&ucirc;veriyye bir nice vechile m&uuml;ş&acirc;behet-i t&acirc;mmesi vardır. C&uuml;mle-i m&uuml;ş&acirc;behetden biri oldur ki şar&acirc;bın mak&acirc;m-ı evveli ve mustakarr-ı asl&icirc;si ka&rsquo;&icirc;r-i humdır. Be v&acirc;sıta-ı c&ucirc;şiş ve galey&acirc;n h&ucirc;r&ucirc;c ve zuh&ucirc;ra hareket ve meyel&acirc;n kılmakdadır. Kez&acirc;lik şar&acirc;b-ı muhabbet tengn&acirc;-yı s&icirc;ne-yi &lsquo;uşş&acirc;kda ve s&uuml;veyd&acirc;-yı dil-i her m&uuml;ştakda mest&ucirc;r iken bih&uuml;km-i galebe ve istil&acirc;-yı s&ucirc;ret ve iştiy&acirc;k-ı m&uuml;tek&acirc;d&icirc;-i zuh&ucirc;r ve muktez&icirc;-i bur&ucirc;z ve &lsquo;ub&ucirc;r kılmakdadır &lsquo;kegaley&acirc;ni&rsquo;l-hamri f&icirc;&rsquo;d-deni&rsquo; ve vech-i m&uuml;ş&acirc;behetden biri dahi oldur ki şar&acirc;b-ı suver&icirc; c&uuml;mle a&rsquo;z&acirc;ya nice s&acirc;r&icirc; ise kez&acirc;lik muhabbet v&uuml;c&ucirc;d-ı &lsquo;&acirc;şıkda &ouml;yle s&acirc;r&icirc;dir ve bir m&uuml;ş&acirc;behet dahi mey ş&acirc;ribini nice cevv&acirc;d ve sah&icirc; iderse kez&acirc;lik &lsquo;ışk dahi &lsquo;&acirc;şık eger bah&icirc;l ve le&icirc;m ise dahi c&ucirc;merd ve ker&icirc;m eyler, lakin mest-i mey bezl-i dirhem ve d&icirc;n&acirc;r ider ve mest-i &lsquo;ışk is&acirc;r &uuml; nis&acirc;r-ı c&acirc;n-ı b&icirc;kar&acirc;r ider.</p>
<p>
	Bir m&uuml;ş&acirc;behet dahi bu ikisi mest ve b&icirc;-b&acirc;l ve l&acirc; ub&acirc;li meşrebdir ve sıfat-ı havf ve haşyetinden hal&icirc;dirler her biri c&acirc;n-ı ş&icirc;r&icirc;nlerinden s&icirc;r olup ref -i perde-i hay&acirc; v&uuml; haşmet ve def&rsquo;-i hic&acirc;b-ı n&acirc;m&ucirc;s ve dehşet kılup kayd-ı hest&icirc;den hal&acirc;s ve zevk-ı mestlikle ihtis&acirc;s bulmışlardır ve bir m&uuml;ş&acirc;behet dahi tevazu&rsquo; ve niy&acirc;zmendlikdir. Z&icirc;r&acirc; mey ve muhabbet-i şarib ve &lsquo;&acirc;şıkını p&icirc;şg&acirc;h-ı tereffu&rsquo; ve ser-b&uuml;lendlikden &acirc;sit&acirc;n-ı bendelige ve m&uuml;stemendlige tenz&icirc;l ve nice &lsquo;az&icirc;z&acirc;n-ı cih&acirc;nı evc-i &lsquo;izzetden haz&icirc;z-i zillete efkende kılup hor ve zel&icirc;l ider ve bir m&uuml;ş&acirc;behet dahi ifş&acirc;-yı esr&acirc;rdır nitekim ş&acirc;rib-i mey ifş&acirc;-yı r&acirc;z-ı der&ucirc;n ider. &lsquo;&Acirc;şık dahi izh&acirc;r-ı hak&acirc;yık ve mev&acirc;c&icirc;d ve ibr&acirc;z-ı esr&acirc;r-ı b&uuml;t&ucirc;n ider. Miskin r&acirc;yih&acirc;sı v&uuml;c&ucirc;dına gamm&acirc;z olup gizlemesi m&uuml;mkin olmadıgı gibi ifr&acirc;t-ı muhabbet olan &lsquo;ışk dahi &lsquo;&acirc;şıkın ihtiy&acirc;rını selb id&uuml;p esr&acirc;r-ı der&ucirc;nını ve ahv&acirc;l-i pesend&icirc;delerini nih&acirc;n itmesi m&uuml;mkin degildir.</p>
<p>
	Pes ekser evliy&acirc;ull&acirc;h me&rsquo;&acirc;n&icirc; ve hak&acirc;yık-ı lib&acirc;s-ı elf&acirc;z ve hur&ucirc;fla melbes id&uuml;p ma&rsquo;k&ucirc;l&acirc;tı mahs&ucirc;sat mertebesine tenz&icirc;l iderler t&acirc; mahb&ucirc;s&acirc;n-ı hev&acirc;s ve mahc&ucirc;b&acirc;n-ı hads ve kıy&acirc;s olanlar hak&acirc;yık ve me&rsquo;&acirc;n&icirc;den behre-d&acirc;r olalar ve esr&acirc;r-ı ma&rsquo;k&ucirc;lat ve merm&ucirc;z&acirc;tı idr&acirc;k ideler eger me&rsquo;n&ucirc;s-ı tab&rsquo; ve me&rsquo;l&ucirc;f-ı nefsin hil&acirc;fı &uuml;zere &icirc;r&acirc;d eyleselerdi m&uuml;mkin ki fehmi &lsquo;as&icirc;r ve idr&acirc;ki gayr-ı yes&icirc;r olaydı ve bir f&acirc;ide dahi budır ki eger me&rsquo;&acirc;n&icirc; ve hak&acirc;yık-ı lib&acirc;s s&ucirc;retle &icirc;r&acirc;d olınmasına andan ehl-i ma&rsquo;n&acirc;dan gayrı kimse nesne fehm idemezdi, amma ka&ccedil;an s&ucirc;ret-i mahs&ucirc;sada &icirc;r&acirc;d olınsa nef&rsquo;i &lsquo;&acirc;mm ve f&acirc;idesi t&acirc;mm olur ve ekser olmışdır ki nice s&ucirc;ret-perestler me&rsquo;&acirc;n&icirc; ve hak&acirc;yıkı lib&acirc;s-ı s&ucirc;retle m&uuml;ltebis g&ouml;r&uuml;p bimuktez&acirc;-yı tab&icirc;&rsquo;at ana rağbet-i k&acirc;mile ile rağbet id&uuml;p s&ucirc;ret v&acirc;sıtasıyla v&acirc;sıl-ı ma&rsquo;n&acirc; olmışlardır ve lih&acirc;ze bu t&acirc;ife-i &lsquo;aliyyeden ekser kib&acirc;r g&uuml;ft&acirc;r-ı d&uuml;rer-b&acirc;rların bu vet&icirc;re &uuml;zere &icirc;r&acirc;d id&uuml;p z&uuml;lf ve h&acirc;l-ı mahb&ucirc;b&acirc;n ve gonc ve dell&acirc;l-ı meh-r&ucirc;y&acirc;n ve mey ve s&acirc;k&icirc; ve meyh&acirc;ne ve b&acirc;de ve k&acirc;se ve peym&acirc;ne ve b&icirc;-hod ve mest&acirc;ne ve b&ucirc;y-ı n&acirc;fe ve turra-i naz&uuml;k&acirc;ne elf&acirc;z ve &lsquo;ib&acirc;retiyle telaffuz ve tekell&uuml;m kılurlar. Nice s&acirc;dık kimseler bu &uuml;sl&ucirc;b &uuml;zere s&ucirc;retden ma&rsquo;n&acirc;ya v&acirc;sıl mu&rsquo;vec-tab&rsquo; ve sef&acirc;het-meşreb bu esr&acirc;rdan g&acirc;fil olup este&deg;ızu bill&acirc;h &lsquo;kullun ya&rsquo;melu &lsquo;al&acirc; ş&acirc;kiletihi&rsquo; esr&acirc;rı zuh&ucirc;ra gel&uuml;r. Ve lih&acirc;za Hazret-i H&acirc;fız-ı n&acirc;zım kaddesall&acirc;hu r&ucirc;hehu, bu d&icirc;v&acirc;n-ı şer&icirc;fini bu &uuml;sl&ucirc;b &uuml;zere bey&acirc;n id&uuml;p buyurur:</p>
<p>
	El&acirc; y&acirc; eyy&uuml;he&rsquo;s-s&acirc;k&icirc; edir ke&rsquo;sen ve n&acirc;vilh&acirc; ki &lsquo;ışk &acirc;s&acirc;n n&uuml;m&ucirc;d evvel vel&icirc; &uuml;ft&acirc;d m&uuml;şkilh&acirc; &rdquo;</p>
<p>
	Sonu&ccedil; olarak Vehb&icirc; Efendi&rsquo;nin H&acirc;fız&rsquo;a bakış a&ccedil;ısının, bu esere yazdığı mukaddime g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınarak tekrar incelemeye konu edilmesi gerektiği inancını taşımaktayız. Mevlev&icirc; tarikatının kendi devrinde &ouml;nde gelen bir ismi olan Konev&icirc;, ait olduğu &lsquo;irfan&icirc; şerh&rsquo; geleneğinin katı bir savunucusudur. Ş&acirc;rih, esasında bu mukaddimeyi yazmasaydı belki de ger&ccedil;ekten onun H&acirc;fız&rsquo;ın şiirlerini tek kalıba soktuğu fikrine itibar edilebilirdi. Fakat ş&acirc;rihin, eserinde takip edeceği y&ouml;ntemi savunması, kendisine yapılan yahut yapılacak tenkitlere cevap mahiyeti taşımaktadır.</p>
<p>
	<strong>Kaynak&ccedil;a</strong></p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Ahmed S&ucirc;d&icirc;-i Bosnev&icirc;. (1288/ 1871), Şerh-i S&ucirc;d&icirc;, İstanbul, Matbaa-i Amire, c.I (Şerh-i D&icirc;v&acirc;n-ı H&acirc;fız&rsquo;ın kenarında).</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Brown, Edward. (hş.1368) T&acirc;rih-i Edeb iy&acirc;t-ı İran, &Ccedil;ev.Gulam H&uuml;seyin, Tahran, İntişarat-ı M&uuml;rvar&icirc;d.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Bursalı Mehmet Tahir. (2000), Osmanlı M&uuml;ellifleri, İstanbul, Meral Yayınları.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Ceylan, &Ouml;m&uuml;r. (2000) Tasavv&ucirc;f&icirc; Şiir Şerhleri, İstanbul, Kitabevi Yayınları.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Devellioğlu, Ferit. (1997) Osmanlıca-T&uuml;rk&ccedil;e Ansiklopedik L&uuml;gat, İstanbul, Aydın Kitabevi Yayınları</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Ekber Bihr&ucirc;z, Şerh-i S&ucirc;d&icirc; ber B&ucirc;st&acirc;n, Tebr&icirc;z, h.ş.1352, C III Dihhuda, Ali Ekber. (1958) L&uuml;gatn&acirc;me, Tahran, 28C.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Hoca, Nazif M. (1980) S&ucirc;d&icirc;, Hayatı, Eserleri ve İki Risalenin Metni, İstanbul, İstanbul &Uuml;niversitesi Edebiyat Fak&uuml;ltesi Yayınları.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	İbn-i Manzur. (1990). Lis&acirc;n&uuml;&rsquo;l-Arab, Beyrut, D&acirc;ru Sadr.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Cevat İzgi(1994): &ldquo;Osmanlı Medreselerinde Riy&acirc;z&icirc; ve Tabi&icirc; İlimlerin Eğitimi&rdquo;,</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	İstanbul &Uuml;niv.Sosyal Bilimler Enstit&uuml;s&uuml;, İstanbul (Yayınlanmamış Doktora Tezi)</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	G&ouml;lpınarlı, Abdulbaki. (1985) Hafız Divanı, İstanbul, Milli Eğitim Baskı Evi.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Herevi, H&uuml;seyinali. (1999) Şerh-i Gazelha-yı Hafız, 5. baskı, Tahran, Neşr-i Tenvir.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	H&uuml;rremşahi, Behau&rsquo;d-din. (1987) H&acirc;fızn&acirc;me, 1.baskı, Tahran, İntişarat-ı S&uuml;ruş.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	H&uuml;rremşahi, Behau&rsquo;d-din. (2000) Zihn ve Zeb&acirc;n-ı H&acirc;fız, 6.baskı, Tahran, İntişarat-ı Nahid.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	H&uuml;rremşahi, Behau&rsquo;d-din. (2004) Hafız Hafıza-i Mast, 2.baskı, Tahran, Neşr-i Katre.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Karahis&acirc;ri, Mustafa b. Şemseddin. (1321) Ahter-i Keb&icirc;r, İstanbul, Matbaa-i Amire.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Aky&uuml;z, Kenan. (1995) Modern T&uuml;rk Edebiyatının Ana &Ccedil;izgileri, İstanbul, İnkıl&acirc;p Kitabevi.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Kirmani, Said Niyaz. (1987) Hafızşinasi, 2.baskı, Tahran, Enteşarat-e Pajeng,</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Muhammed Vehb&icirc; b. Hasan b. Konev&icirc;, 1288/ 1871Şerh-i D&icirc;v&acirc;n-ı H&acirc;fız, İstanbul, Matbaa-i Amire, c.I</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Pekolcay, Necla &#8211; Sevim, Emine. (1991) Yunus Emre Şerhleri, İstanbul, K&uuml;lt&uuml;r Bakanlığı Yayınları.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Rehber, Halil Hat&icirc;b, (1377) D&icirc;van-ı Gazeliyy&acirc;t -ı H&acirc;fız, Tahran, Safi Alişah Yay Rehber, Hal&icirc;l Hat&icirc;b G&uuml;list&acirc;n-ı Sa&rsquo;d&icirc;, Tahran, İntiş&acirc;r&acirc;t-ı Saf&icirc;aliş&acirc;h, h.ş.1368,</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Saadetpur, Ali. (2003) Cemal-ı Afitab, &ldquo;Şerhi Ber Divan-ı Hafız&rdquo; 3. baskı, Tahran,</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	İntişarat-ı İhya-ı Kitab,</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	S&uuml;r&ucirc;r&icirc;. Şerh-i D&icirc;v&acirc;n-ı H&acirc;fız, S&uuml;leymaniye k&uuml;t., Halet Efendi, no.716-717</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Nev&rsquo;iz&acirc;de Atay&icirc;, (1989) Hadaik&uuml;&rsquo;l- Hakayık fi Tekmilet&uuml;&rsquo;ş-Şak&acirc;yık, haz. Abdulkadir &Ouml;zcan.</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Şem&rsquo;i, Şerh-i D&icirc;v&acirc;n-ı H&acirc;fız, S&uuml;leymaniye k&uuml;t&uuml;phanesi, Halet Efendi, no.716-717</p>
<p style="margin-left:14.15pt;">
	Şemseddin Sami. (1978) K&acirc;mus-ı T&uuml;rk&icirc;, İstanbul, Bedir Yayınları</p>
<p>
	Purnamdariyan, Taki. (2003) G&uuml;mş&uuml;de-i Leb-i Dery&acirc;, 1.baskı, Tahran, İntişarat-</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/hafiz-i-sirazi-divani-ve-osmanli-serhleri/">Hafız-ı Şirazi Divanı ve Osmanlı Şerhleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>[Tavan Arası] Elçilik Mührünün Yüzük Kaşı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/tavan-arasi-elcilik-muhrunun-yuzuk-kasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3243</guid>

					<description><![CDATA[<p>İskender PALA &#160; &#160; Elini ver, bey&#8217;at edelim! Beni bırakınız, başkasını arayınız. &#214;n&#252;n&#252;ze bir iş &#231;ıkacak ki onun akıllar almaz, g&#246;n&#252;ller tahamm&#252;l etmez renkleri ve şekilleri vardır. Vezir olmak, emir olmaktan evl&#226;dır. Siz kimi se&#231;erseniz, ben de ona uyayım ve herkesten &#231;ok itaat edeyim. &#160; Ertesi g&#252;n yine s&#246;ylediler: &#8211; Elini ver bey&#8217;at edelim! &#8211; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/tavan-arasi-elcilik-muhrunun-yuzuk-kasi/">[Tavan Arası] Elçilik Mührünün Yüzük Kaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	<strong>İskender PALA</strong></h5>
<p align="center">
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<ul>
<li>
		Elini ver, bey&rsquo;at edelim!</li>
<li>
		Beni bırakınız, başkasını arayınız. &Ouml;n&uuml;n&uuml;ze bir iş &ccedil;ıkacak ki onun akıllar almaz, g&ouml;n&uuml;ller tahamm&uuml;l etmez renkleri ve şekilleri vardır. Vezir olmak, emir olmaktan evl&acirc;dır. Siz kimi se&ccedil;erseniz, ben de ona uyayım ve herkesten &ccedil;ok itaat edeyim.</li>
</ul>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ertesi g&uuml;n yine s&ouml;ylediler:</p>
<p>
	&ndash; Elini ver bey&rsquo;at edelim!</p>
<p>
	&ndash; Bu iş sizindir. (&#8230;) Siz kimi isterseniz, halife o olur. D&uuml;nk&uuml; d&uuml;ş&uuml;ncemdeyim ben.</p>
<p>
	&ndash; Biz de d&uuml;nk&uuml; karar &uuml;zereyiz ey kutlu kişi!..</p>
<p>
	&ndash; Şahit ol ya Rab!..</p>
<p>
	Bu son c&uuml;mleyi &uuml;&ccedil; defa tekrarlayan m&uuml;tebessim dudaklar Hz. Ali&rsquo;ye aitti. (&#8230;)&nbsp; Hani Efendiler Efendisi katında Musa&rsquo;ya g&ouml;re Harun olan&#8230; Bir insanda olabilecek b&uuml;t&uuml;n g&uuml;zel sıfatları taşıyan yiğit hani!.. Hani ilmin kapısı olan ve d&ouml;ne d&ouml;ne savaşan cengaver. Değirmi &ccedil;ehreli, iri ela g&ouml;zl&uuml;, hafif esmerce ve geniş omuzlu, &ccedil;elik pen&ccedil;eli Ali&#8230; Y&uuml;z&uuml;n&uuml; hi&ccedil; k&uuml;fre d&ouml;nd&uuml;rmeyen Ali&#8230; &Ccedil;ocukluğundan nurlu Ali&#8230; Z&uuml;lfikar&rsquo;ın keskin y&uuml;z&uuml;, D&uuml;ld&uuml;l&rsquo;&uuml;n tetikliği&#8230; D&uuml;şmana heybet, dosta g&uuml;ven&#8230; Ali&#8230; Toprağın babası&#8230; ve Allah&rsquo;ın aslanı Ali&#8230; Se&ccedil;ilmiş kul Ali&#8230;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; * * *</p>
<p>
	Necef&rsquo;e bombalar d&uuml;ş&uuml;yor&#8230; Meşhed&ndash;i Ali&rsquo;ye ateş yağıyor. Y&uuml;zyıllardır yaşayan efsanelerimiz alev alev&#8230; Kesikbaş destanı da, Kan Kalesi Cengi de; Kıssa&ndash;i Kahkaha ve Ejderha Destanı da yanıyor&#8230; Uhud hatırası Z&uuml;lfikar, yeniden ak korlara d&uuml;ş&uuml;yor şimdi Necef&rsquo;te, bağırlarda k&ouml;z k&ouml;z Ali t&uuml;t&uuml;yor&#8230; Elif Elif uzayıp &ldquo;ba&rdquo;nın altındaki noktanın sırrı duman duman &ccedil;ekiliyor g&ouml;klere&#8230; Necef&rsquo;te yıldız yıldız tutuşuyor felekler, inci inci d&ouml;k&uuml;lmek i&ccedil;in yerlere&#8230; Necef, sadefindeki inciye yas tutuyor, ve başına toprak da sa&ccedil;ıyor her nerede varsa can kuşları!.. Kapımızı &ccedil;alan sihirli bir &acirc;s&acirc;dır şimdi keder; her gece yarısında Necef&rsquo;te yeniden saplanır k&ouml;m&uuml;rleşmiş ucu toprağa, ve her seher taze bir meyve verir; acı mı acı&#8230;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; * * *</p>
<p>
	Meşhed&ndash;i Ali&rsquo;ye sı&ccedil;rayacak bir kıvılcım b&uuml;t&uuml;n ayak izlerini silecek Ali sevgisinin&#8230; Eşiklerde biriken g&ouml;zyaşları alıp başını gidecek uzaklara ve Fırat başını taştan taşa vuracak; Dicle kendini kederlere salacak&#8230; &Ccedil;inilerin mavi laleleri kan ağlayacak, kızıl g&uuml;lleri k&ouml;m&uuml;r karasına &ccedil;alacak&#8230; Zarafetin damıtıldığı duvarlara g&uuml;lle izleri karışacak ve modern y&uuml;zyıllara meydan okuyan bir vahşeti resmedecek&#8230; Zaman ki tanıktır, bunları saklayacak ve Kevser sak&icirc;sine, Kevser havuzu başında bir bir şikayet edecek&#8230;</p>
<p>
	Taala! Muhteşem miskinliğimiz y&uuml;z&uuml;nden, o g&uuml;n bizi de sorumlular arasında tutma&#8230;</p>
<p>
	Taala! Ya yeni yağmış karlara y&uuml;klenen dualarla serinlet Meşhed&ndash;i Ali&rsquo;yi; ya İbrahim&rsquo;in hissesine d&uuml;şen ateşleyin serin ve selamet eyle bah&ccedil;esini&#8230;</p>
<p>
	Taala! Habibin&rsquo;in dediğince &ldquo;Ali&rsquo;ye d&uuml;şmanlık edene Sen d&uuml;şman ol!&rdquo;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p align="right">
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/tavan-arasi-elcilik-muhrunun-yuzuk-kasi/">[Tavan Arası] Elçilik Mührünün Yüzük Kaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yarım Kalmış Bir Sevda…</title>
		<link>https://www.caferilik.com/yarim-kalmis-bir-sevda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3244</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bug&#252;n g&#252;neş bir kez daha doğdu kan ağlayarak senin yokluğunda&#8230; Bir kez daha r&#252;zgar seni &#231;ağırdı kimsenin duyamayacağı bir fısıltıyla ve senin yokluğunda bulutlar bile dile geldi, insanlara anlatmak istediği ama başaramadığı i&#231;in boşandığı g&#246;zyaşlarıyla&#8230; Her şey bu kadar mı manadan yoksun kalabilirdi bir anda? Bu kadar mı &#231;abuk dolabilirdi d&#252;nya h&#252;z&#252;nle sensizliğinde? Sana [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/yarim-kalmis-bir-sevda/">Yarım Kalmış Bir Sevda…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center">
	&nbsp;</p>
<p>
	Bug&uuml;n g&uuml;neş bir kez daha doğdu kan ağlayarak senin yokluğunda&#8230; Bir kez daha r&uuml;zgar seni &ccedil;ağırdı kimsenin duyamayacağı bir fısıltıyla ve senin yokluğunda bulutlar bile dile geldi, insanlara anlatmak istediği ama başaramadığı i&ccedil;in boşandığı g&ouml;zyaşlarıyla&#8230; Her şey bu kadar mı manadan yoksun kalabilirdi bir anda? Bu kadar mı &ccedil;abuk dolabilirdi d&uuml;nya h&uuml;z&uuml;nle sensizliğinde? Sana &ouml;zlemini anlatmak i&ccedil;in bu kadar mı dile gelebilirdi &acirc;lem canlı-cansız her varlığıyla?</p>
<p>
	Evet, ger&ccedil;ekten de her defasında seni y&acirc;d ediyordu &acirc;lem vaveyl&acirc; ederek. Her karanlık sensiz daha zifiri, her ıstırap sensiz daha &ccedil;ekilmez bir h&acirc;l alıyordu&#8230; D&uuml;nya sensiz daha anlamsız, tebess&uuml;mler sensiz daha riya dolu olmuştu bir anda. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sen &acirc;lemi anlamlandıran manaydın; &ccedil;&uuml;nk&uuml; değerler ancak seninle değer kazanmışlardı &ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ettiğin yolda. D&uuml;nya senin gibi bir g&uuml;zeli tanımıştı Mecnun&#39;un Leyla&#39;sındaki anlatamadığı edasını. Gamlar seninle unutulup, a&ccedil;ılan yareler seninle sarılmıştı&#8230;</p>
<p>
	Her zerre seni &ccedil;ağırırken feryadı figan ederek, ben de eşlik ettim her zerrenin yanıp yakıldığı hasret ateşine. Ben de h&uuml;z&uuml;nlendim, ben de d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k&ccedil;e kavruldum sensizliğin ateşinde&#8230; Belki seni g&ouml;rmek, seninle konuşmak nasip olmamıştı, ama hakkında ge&ccedil;iştirilerek anlatılan birka&ccedil; c&uuml;mle bile yetmişti bana, seni ve seni sen yapan değerlerini anlamaya. Hakikaten ender bulunur bir hazineydin sen; tadı baldan tatlı Kevser Havuzu olmayı l&acirc;yıkıyla hak etmiştin ger&ccedil;ekten&#8230; D&uuml;nya bir daha d&ouml;nemeyecekti seninle, g&uuml;neş bir daha doğamayacaktı senin gibi bir edep abidesi &uuml;zerine. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kadınlar, bir daha sahip olamayacaklardı senin gibi k&ouml;rden bile saklanacak bir edebe. Ne namahremlerle araya koyduğun perdeyi kaale alan olacaktı, ne de seni Seyyidet-&uuml; Nisai&#39;l-&Acirc;lemin yapan ahl&acirc;k&icirc; erdemlerini&#8230;</p>
<p>
	Artık kimse senin gibi olamıyor ya Zehra! Artık kimse utanmıyor, kimse senin gibi kaygısını &ccedil;ekmiyor, cansız bedeninin dahi belirecek olan v&uuml;cut uzuvlarının&#8230; Kimse sevinmiyor senin gibi, cesedi bile tebess&uuml;m edecek kadar kendisini namahrem g&ouml;zlerden koruyacak olan tabutu i&ccedil;in. Artık saramıyor analar yavrularını, senin Hasan ile H&uuml;seyn&#39;ini bağrına bastığın gibi. Hi&ccedil;bir M&uuml;sl&uuml;man d&uuml;ş&uuml;nemiyor artık senin gibi, kendi derdinden &ouml;nce kardeşininkini. Artık yavrularını tağutun yayıldığı yeşil sarayları yıkacak kadar yetiştiren dudaklar yok. Hi&ccedil;bir Ali basamıyor bağrına, Ali&#39;nin (a.s) seni defnederken bağrına bastığı gibi&hellip; Zaten Ali&#39;n de, Ali olmanın &ccedil;abasını verenler de yok artık, d&uuml;nyamızda eskisi gibi.</p>
<p>
	Gel de g&ouml;r, ey derdimi anlattığım gecelerde, zifiri karanlıklarımı bile aydınlatan nur! B&ouml;yle mi olacaktı senin yolcuların? B&ouml;yle mi olacaktı davanın sevdalıları?&#8230; Fatıma olma yolu hep b&ouml;yle ıssız mı kalacaktı?</p>
<p>
	Şimdi seni daha iyi anlıyorum&#8230; Şimdi seni yaralayanın kapının arkasındaki &ccedil;ivi, koluna gelen kam&ccedil;ı darbeleri olmadığını daha iyi biliyorum. Seni kam&ccedil;ıdan da, &ccedil;ividen de daha &ccedil;ok yaralayan, canını acıtan elleri, dilleri, y&uuml;rekleri şimdi daha iyi g&ouml;rebiliyorum.</p>
<p>
	Ey kalpleri sevgisiyle aydınlatan Seyyide, ey yolları anıldığı zaman adıyla a&ccedil;an Zehra, ey cehennem kapılarını y&uuml;zlere kapattıran Fatıma&#8230; Ey sevgisiyle hasta g&ouml;n&uuml;llere şifa veren, ey bizler i&ccedil;in cennetten &acirc;leme g&ouml;&ccedil; eden! Sen, Yaratan&#39;ın eliyle aşıklara aşkı tattırdığı habibesisin&hellip;</p>
<p>
	Gel de, g&ouml;n&uuml;l senin gibi bir g&uuml;zeli bir daha g&ouml;rs&uuml;n. Gel de, &acirc;lem seninle ve seni sen yapan davanla bir daha şereflensin.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/yarim-kalmis-bir-sevda/">Yarım Kalmış Bir Sevda…</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hum Göleti&#8217;nin Dalgaları</title>
		<link>https://www.caferilik.com/hum-goletinin-dalgalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3245</guid>

					<description><![CDATA[<p>KADİR AKARAS &#160; Kumların &#252;zerinden yavaş&#231;a s&#252;z&#252;l&#252;p taşların arasından ge&#231;en hafif r&#252;zgarın okşamasıyla, suyun y&#252;zeyi titriyordu. G&#246;letin kenarı, dalgaların vurmasıyla bir tazelik bulmuştu. Bazen de d&#252;şen bir yaprak, suyun hareketine kapılıyordu. Dağlar, saldıkları g&#246;lgeleriyle, tabiatın g&#246;rkemini canlandırıyordu &#226;deta. İ&#231; i&#231;e ge&#231;miş bol kıvrımlı dereler, &#231;&#246;l&#252;n esrarengiz enginliğinde kayboluyordu. Ufukta k&#252;&#231;&#252;k bir bulut par&#231;ası g&#246;r&#252;n&#252;yordu ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/hum-goletinin-dalgalari/">Hum Göleti&#8217;nin Dalgaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	KADİR AKARAS</h5>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
		Kumların &uuml;zerinden yavaş&ccedil;a s&uuml;z&uuml;l&uuml;p taşların arasından ge&ccedil;en hafif r&uuml;zgarın okşamasıyla, suyun y&uuml;zeyi titriyordu. G&ouml;letin kenarı, dalgaların vurmasıyla bir tazelik bulmuştu. Bazen de d&uuml;şen bir yaprak, suyun hareketine kapılıyordu. Dağlar, saldıkları g&ouml;lgeleriyle, tabiatın g&ouml;rkemini canlandırıyordu &acirc;deta. İ&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;miş bol kıvrımlı dereler, &ccedil;&ouml;l&uuml;n esrarengiz enginliğinde kayboluyordu. Ufukta k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir bulut par&ccedil;ası g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu ve geniş kumsalların &uuml;zerinde kuşlar u&ccedil;maktaydı. Her yeri derin bir sessizlik almıştı. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; de &ccedil;&ouml;l&uuml;n sessizliğinin bir fotoğrafıydı. Varlığın terenn&uuml;m&uuml;nden başka bir ses duyulmuyordu.</p>
</p>
<p>
	Zaman heyecanlı bir olayın beklentisi i&ccedil;indeydi ve tabiat, kulağa hoş gelen bir melodiye kucak a&ccedil;mıştı&#8230;</p>
<p>
	Hassas dakikalar ge&ccedil;ti&#8230;</p>
<p>
	Ses dalgaları boşluğu yarıp dağların derinliklerinde &ccedil;ınlayıp g&uuml;neş ışınlarına karışarak g&ouml;letin y&uuml;zeyine vurmaktaydı&#8230;</p>
<p>
	Su titriyor ve ebediyete kadar uzanacak okşayıcı dalgalarını y&uuml;kseltiyordu&#8230;</p>
<p>
	Y&uuml;kselen bu dalgalar &ccedil;ok ge&ccedil;meden g&ouml;letin sınırlarını aşacak, u&ccedil;suz bucaksız &ccedil;&ouml;llerin sonlarına, y&uuml;ksek dağların tepelerine, derin derelerin diplerine, sessiz kırların &uuml;zerine, mavi g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n kubbesine, meleklerin mek&acirc;nı g&ouml;klerin perdelerine, d&uuml;ş&uuml;nce ve ruhların derinliklerine ve insanlık tarihinin geleceğine kadar ulaşacak; derin, yaygın ve kalıcı etkisini g&ouml;sterecekti&#8230;</p>
<p>
	O g&uuml;n, o ıssız &ccedil;&ouml;lde, o kalabalık toplantıda s&ouml;ylenen temiz ve g&uuml;zel s&ouml;zler, hayat veren bir ruh gibi canlara işledi ve karanlıkları yaran bir nur gibi kalplere ışık sa&ccedil;tı. S&ouml;zler; eğitim ve &ouml;ğretim tarihinin en parlak s&ouml;zleri&#8230; İnsanlığın geleceğine &ouml;nem veren, insanlık kervanı yolunu şaşırmasın diye didinen bir &ouml;nderin aşk dolu kalbinden coşan s&ouml;zler&#8230; Evrenin ve insanın ebed&icirc; saadetinin temellerini kendinde barındıran, vahiy semasından doğan nurlu s&ouml;zler&#8230; Develerin mahfelerinden ve dağın eteklerinin sağlam taşlarından oluşan tabi&icirc; bir minberin &uuml;zerinden, &ccedil;&ouml;l&uuml;n &ouml;ğlen vaktinin berrak havasında, &ccedil;&ouml;l&uuml;n sakinleştirici atmosferinde, d&uuml;ş&uuml;ncelerin değişik olduğu bir ortamda, gafil beşere varlık hedefini hatırlatan, onu yaratılışın sır perdelerini aralamaya, k&acirc;inatın azameti &uuml;zerinde d&uuml;ş&uuml;nmeye zorlayan, kentlerin sınırlı muhitinden eser olmayan, alışılmış yerleşim b&ouml;lgelerinin kapı ve duvarlarından bir iz bulunmayan ve insan ruhunun &acirc;deta beyaz bir sayfa gibi her ger&ccedil;eği kabullenmeye hazır olduğu bir yerde s&ouml;ylenen s&ouml;zler&#8230;</p>
<p>
	S&ouml;zlerin sahibi; k&acirc;inatın se&ccedil;ilmişi, varlığın sırrına erip s&ouml;zc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yapan, eğitim ve &ouml;ğretimin ağır zahmetinin heyecanında bir &ouml;m&uuml;r t&uuml;keten, toplumun d&uuml;ş&uuml;ncelerinin ısl&acirc;hı i&ccedil;in canını ortaya koyan ve kurtuluş dininin yayılması i&ccedil;in 23 yıl boyunca &ccedil;aba sarf eden melek&ucirc;t&icirc; bir &ouml;nder&#8230; Şefkat dolu bir ısl&acirc;h&ccedil;ı&#8230; Candan aziz bir &ouml;ğretmen&#8230;</p>
<p>
	Evet, Hz. Muhammed&rsquo;den s&ouml;z ediyorum&#8230; O aziz yol g&ouml;sterici, o fedak&acirc;r eğitici, o sevgi ve erdem kaynağı &ouml;nderden.</p>
<p>
	Muhatapları; y&acirc;r&acirc;n ve ashabı&#8230; Hac farizasını, o siyas&icirc;-i&ccedil;tima&icirc; ibadeti hen&uuml;z yerine getiren, haccın gurur ve bencillik duygusunu s&ouml;k&uuml;p atan sahnelerini yeni yaşamış olan, ibadet ve yakarışın mutluluk ve sefasını ruhlarında hisseden M&uuml;sl&uuml;manlar&#8230;</p>
<p>
	İşte, sonsuza dek s&uuml;recek en kapsamlı saadet ve ahlak&icirc; tek&acirc;m&uuml;l projesinin tasarlandığı b&ouml;ylesi hassas bir zamanda, dinin beka sırrının aşik&acirc;r olacağı ve yaratılışın niha&icirc; neticesinin a&ccedil;ık bir şekilde tecelli edeceği dakikalarda vahyin dili konuşuyor, pak g&ouml;ğs&uuml;nde parlayan vahiy nuru, d&uuml;ş&uuml;nce ve ruhların sayfalarına nakşediyor&#8230; Peygamberlerin tarih boyu &ccedil;ektiği zahmetleri, onun 23 yıllık &ccedil;abalarıyla birlikte şimdi şu birka&ccedil; saatte &ouml;zetleniyor&#8230; Beşeriyetin saadet ve hidayet programı kıyamete kadar d&uuml;zenleniyor&#8230;</p>
<p>
	&Ouml;yleyse insanlığın tarihidir bu anlar; ge&ccedil;mişi ve geleceğidir&#8230;</p>
<p>
	K&acirc;inatın yaratılış sebebinin tecellisidir bu nurlu dakikalar&#8230;</p>
<p>
	İnsanlığın baş &ouml;ğretmeninin eli &uuml;zerinde, &ccedil;&ouml;l&uuml;n yakıcı sıcağında, yığınla insanların ve se&ccedil;kin M&uuml;sl&uuml;manların huzurunda, beşer &uuml;st&uuml; bir şahıs tanıtılıyor insanlığa; tarihin seyrini değiştirecek, tevhit bayrağını sonsuza dek dalgalandıracak, &acirc;lemi baştan başa tevhit &ouml;ğretilerinin n&uuml;fuzu altına alacak bir şahıs&#8230;</p>
<p>
	Y&uuml;ce İsl&acirc;m Peygamberi, ebed&icirc; saadet &ouml;nderini o kalabalık topluluğa şu şekilde tanıttı:</p>
<p>
	<strong>&ldquo;Kime ben mevl&acirc; isem, Ali ona mevl&acirc;dır&#8230;&rdquo;</strong></p>
<p>
	Bu s&ouml;z&uuml;, o &ccedil;&ouml;lde bulunan herkes, hatta kalabalığın en kenar noktasında bulunanlar yada izdiham ve sıcaktan dolayı &ccedil;adırlarına sığınanlar bile duydular ve Ali&rsquo;nin elini Resulullah&rsquo;ın elinde g&ouml;rd&uuml;ler.</p>
<p>
	Peygamber (s.a.a) bu a&ccedil;ık ve canlı tanıtımla, eğitim ve &ouml;ğretim vazifesini tamamladı, ağır ve niha&icirc; g&ouml;revini sona erdirdi&#8230; Ve d&uuml;nya tarihinde hareketli bir dalga oluştu, vahyin kaynağından kaynaklanan, onun iradesiyle oluşan bir dalga&#8230; Ve adalet, eşitlik, cesaret ve iman yelkenleriyle hareket eden insanlık gemisini, zamanın engin okyanusunda, mutluluk ve saadet sahiline doğru hareket ettirdi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/hum-goletinin-dalgalari/">Hum Göleti&#8217;nin Dalgaları</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümü Selamlamak</title>
		<link>https://www.caferilik.com/olumu-selamlamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3246</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; İran&#8217;ın g&#252;ney doğusunda &#231;ok b&#252;y&#252;k olmayan bir şehir&#8230; G&#252;neşi, &#231;&#246;l&#252; ve hurma ağa&#231;larıyla tanınan bir şehir&#8230; Kalbinde g&#252;zel, g&#246;rkemli geniş ve eski yapılara yer veren bir şehir&#8230; Kalesi, insanlık medeniyetinin merkezlerinden biri olarak tanınan bir şehir. Bir cuma sabahı ansızın &#246;l&#252;me &#8220;Selam&#8221; dedi&#8230; Bem kenti kalesiyle birlikte secdeye kapandı, bir daha da başını kaldıramadı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/olumu-selamlamak/">Ölümü Selamlamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p>
	İran&rsquo;ın g&uuml;ney doğusunda &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k olmayan bir şehir&#8230; G&uuml;neşi, &ccedil;&ouml;l&uuml; ve hurma ağa&ccedil;larıyla tanınan bir şehir&hellip; Kalbinde g&uuml;zel, g&ouml;rkemli geniş ve eski yapılara yer veren bir şehir&#8230; Kalesi, insanlık medeniyetinin merkezlerinden biri olarak tanınan bir şehir. Bir cuma sabahı ansızın &ouml;l&uuml;me &ldquo;Selam&rdquo; dedi&hellip;</p>
<p>
	Bem kenti kalesiyle birlikte secdeye kapandı, bir daha da başını kaldıramadı.</p>
<p>
	Bu kez sadece insanlar değil; sahip olduğu her şeyiyle t&uuml;m kent, &ouml;l&uuml;m&uuml; kabullendi.</p>
<p>
	Birka&ccedil; dakika sonra Kirman halkı, acı bir olayın ger&ccedil;ekleştiğini anladı. Kalpler burkuldu, dudaklar titredi, dizlerin bağı &ccedil;&ouml;z&uuml;ld&uuml;. Bu acının boyutları neydi acaba?</p>
<p>
	Bu korkun&ccedil; ve acı soru hızla t&uuml;m İran&rsquo;ı sardı. Bir m&uuml;ddet sonra acı cevap duyulmuştu &ldquo;Bem&rdquo;&hellip;</p>
<p>
	&Ccedil;ok ge&ccedil;meden &ldquo;Bem&rdquo;, t&uuml;m İran&rsquo;da kalplerin payitahtı oldu.</p>
<p>
	Kanlı, mazlum, parampar&ccedil;a olmuş &ldquo;Bem&rdquo;, sadece İran&rsquo;ın değil, t&uuml;m d&uuml;nyanın ilgi odağı oldu.</p>
<p>
	İnsanlık m&uuml;şterekleri burada kendini g&ouml;sterdi.</p>
<p>
	Acı, gam, keder, d&uuml;nyanın her yerindeki kalpleri sardı.</p>
<p>
	Bir kentin, halkıyla birlikte ani &ouml;l&uuml;m&uuml;, d&uuml;nya k&uuml;lt&uuml;r ve medeniyetinin en eski yadigarlarından birinin &ouml;l&uuml;m&uuml;, herkesi &uuml;z&uuml;nt&uuml;ye ve m&acirc;teme boğdu.</p>
<p>
	Bu, her renkten insanın Allah&rsquo;ın eliyle yaratılan insan&icirc; fıtratlarının aynı olduğunun g&ouml;stergesiydi.</p>
<p>
	Fakat şaşırtıcı olan şu ki, bu faciadan birka&ccedil; saat sonra bir anda toplu halde &ouml;l&uuml;m&uuml; selamlayan kentin insanları, &acirc;deta bir &ldquo;Anka&rdquo; gibi yıkıntıların arasından doğruldu ve bir sanat eseri yarattı.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Evet Bem kenti, halkıyla birlikte ebed&icirc; uykudan uyandı ve g&ouml;rkemli bir sahnenin y&ouml;netmeni oldu. Bu, milyonlarca insanın akt&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yaptığı bir sahneydi ve t&uuml;m bu akt&ouml;rler daha &ouml;nce bir kez olsun prova yapmış değildi.</p>
<p>
	Bunlar, acılara ortak olmanın, sevginin ve şefkatin en muhteşem g&ouml;sterisini sahnelediler.</p>
<p>
	Tahran&rsquo;da, Tebriz&rsquo;de, Meşhed&rsquo;de, Şirazda, Kirman&rsquo;da,&nbsp; kuzeyde yada g&uuml;neyde&hellip;yada d&uuml;nyanın her hangi bir yerinde&hellip;</p>
<p>
	Nerede bulunduğunun hi&ccedil;bir &ouml;nemi yoktu.</p>
<p>
	Gen&ccedil;, yaşlı, kadın, erkek, &ccedil;ocuk&hellip; Kim olduğun hi&ccedil; fark etmiyordu.</p>
<p>
	Zengin veya yoksul&hellip; Hangi toplumsal sınıftan olduğun da &ouml;nemli değildi.</p>
<p>
	G&ouml;zler aynı şeyi g&ouml;r&uuml;yordu. Kalpler aynı şey i&ccedil;in &ccedil;arpıyordu. Kan, coşkun nehirler gibi fedakarca ve c&ouml;mert&ccedil;e armağan ediliyordu.</p>
<p>
	G&ouml;zyaşı, bir an izin verecek olsa, yardım ulaştırmak telaşı veya yaralıların nakli i&ccedil;in yapılan koşuşturma bir an olsun fırsat verecek olsa, bir k&ouml;şede durup bu insanların neyh&uuml;z&uuml;nl&uuml; g&ouml;zlerine dizilen yaşları ve acıları paylaşmanın, aşkın, sevginin, dostluğun, i&ccedil;tenliğin temizliğin ve fedakarlığın oluşturduğu bu sahneyi ağlayarak izleyebilirdin.</p>
<p>
	Ne kadar g&uuml;zel ve tasvir edilmesi imkansız bir sahne&hellip;</p>
<p>
	Dinlemekle bir zerresinin bile anlaşılamayacağı izlemeye değer bir sahne&hellip;</p>
<p>
	Bu, hayatın ta kendisiydi.</p>
<p>
	Coşkunun ve bilincin ta kendisiydi. Her filimden, her &ouml;yk&uuml;den, &ccedil;ok daha g&uuml;zel; her gazelden ve her mesneviden &ccedil;ok daha sevgi dolu bir ger&ccedil;eklikti.</p>
<p>
	Yazılan şiirle, &ccedil;izilen resimle veya yapılan filimle hangi sanat eseri, bu iman ve insanlık denizinden bir damlayı yansıtabilir.</p>
<p>
	İlgin&ccedil;tir ki, coşkunun ve aşkın oluşturduğu bu g&uuml;zel sahnenin y&ouml;netmenliğini Bem kenti ve halkı yaptı. Bu kent ve bu halk, bu eseri ortaya koymadan birka&ccedil; saat &ouml;nce kitleler halinde &ouml;l&uuml;m&uuml; selamlamıştı. B&ouml;yle bir sanata ve bu sanat&ccedil;ılığa hayran olmamak elde değil.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/olumu-selamlamak/">Ölümü Selamlamak</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zeynebi Vuslat</title>
		<link>https://www.caferilik.com/zeynebi-vuslat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seyyid Seccad H&#220;SEYNİ &#160; Gurbet &#231;&#246;l&#252;nde şaşkınlığın Sana şaşırıp kaldığı g&#252;n, ateşin kalbinin yangınından utandığı g&#252;n, suya susamış hurma ağa&#231;larının Senin ve suyun susamışlığına susadıkları g&#252;n; Senin adın tarihin ebediyet sayfasına kazındı da biz Seni tanıdık. Zeyneb&#8217;in, Ali&#8217;nin &#246;zeti olduğunu bildik ki, konuşmaya başlayınca hayret ve sessizlik m&#252;hr&#252; &#231;ıngırakları bile istisna etmiyor! Bildik ki, Zeynep [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/zeynebi-vuslat/">Zeynebi Vuslat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	<strong>Seyyid Seccad H&Uuml;SEYNİ</strong></h5>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
		Gurbet &ccedil;&ouml;l&uuml;nde şaşkınlığın Sana şaşırıp kaldığı g&uuml;n, ateşin kalbinin yangınından utandığı g&uuml;n, suya susamış hurma ağa&ccedil;larının Senin ve suyun susamışlığına susadıkları g&uuml;n; Senin adın tarihin ebediyet sayfasına kazındı da biz Seni tanıdık.</p>
</p>
<p>
	Zeyneb&rsquo;in, Ali&rsquo;nin &ouml;zeti olduğunu bildik ki, konuşmaya başlayınca hayret ve sessizlik m&uuml;hr&uuml; &ccedil;ıngırakları bile istisna etmiyor! Bildik ki, Zeynep b&uuml;t&uuml;n tarih&icirc; direnişlerin azameti, yani yery&uuml;z&uuml;ndeki b&uuml;t&uuml;n kelebek sıfatlıların tecellisisin!</p>
<p>
	Belki de Sen bir mucize idin; Allah&rsquo;ın kendi dinini yeniden ihya etmek i&ccedil;in yaratmış olduğu bir mucize!</p>
<p>
	Ali ve Fatıma&rsquo;dan b&ouml;yle bir mucize hi&ccedil; de uzak değil. Eğer Sen Zehra ve Murteza&rsquo;nın mektebinde Hasan ve H&uuml;seyin&rsquo;in sınıf arkadaşı isen, b&ouml;yle olmalısın zaten!</p>
<p>
	Belki de &ldquo;<strong>Sana indirileni takip et</strong>&rdquo; hakikati bir gece Senin varlığına zemzeme edilmiş de Seni şiddetli bir kasırgaya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rm&uuml;ş. Belki de Sen her fel&acirc;ket ve afet karşısında tarihin en b&uuml;y&uuml;k lale bah&ccedil;elerinin bek&ccedil;isiydin. Belki de Sen ismetten &ouml;nce insanın en melekut&icirc; &ccedil;ehresi idin. İsmetin korunmuşluk belgesine sahip olmayanlar i&ccedil;in merdivenin son basamağıydın.</p>
<p>
	Sen H&uuml;seyin&rsquo;in diğer yarısısın demiyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; H&uuml;seyin en k&acirc;mil kemaldir. Senin H&uuml;seyin&rsquo;in tekrarı olduğunu da s&ouml;ylemiyorum. Zira sen uyansın, o ise İmam; Sen m&uuml;ritsin, o ise murat.</p>
<p>
	Ben diyorum ki, Sen H&uuml;seyin&rsquo;in boy aynasısın. Sen berraklık, temizlik ve sefada bir aynasın; gelişkinlik, cesaret ve hatta şahadetle H&uuml;seyn&icirc; bir portre.</p>
<p>
	Hi&ccedil; kimse Senin şahadetini ink&acirc;r edemez; Senin dudaklarının ve H&uuml;seyin&rsquo;in damarlarının buluştuğu o en Kerbela&icirc; an, Sen şehit olmuştun. Gece yarısı seccadelerinde oturarak kıldığın nafilelere şahit olduğu an, Sen şehit olmuştun. H&uuml;seyin&rsquo;in inci gibi dişlerinin saygısızlık sopasıyla g&ouml;sterildiği an, Sen şehit olmuştun. Tarihin b&uuml;t&uuml;n şehitleri Senin şahadetine şahittir.</p>
<p>
	Bilemiyorum hangi ateşli an, Senin semav&icirc; kalbini daha &ccedil;ok alevlendirmiş:</p>
<p>
	Senin hayatının ruhu olan H&uuml;seyin, dinmeyen bir ateşi andıran o acı veda kelimesiyle Kerbela hatırası alınlarınızı dağladığı an mı?</p>
<p>
	Zeynebiyye Tepesi&rsquo;nin sağlam ve kaygılı adımlarını &ouml;pt&uuml;ğ&uuml; ve ıstırap dolu g&ouml;zlerini kaygıyla s&uuml;zd&uuml;ğ&uuml; an mı?</p>
<p>
	Kırık mızraklıların kaybolmuş g&uuml;l&uuml;n&uuml; &ccedil;epe&ccedil;evre kuşattığı ve kesilmiş semav&icirc; boğazını koklamak i&ccedil;in &ldquo;<strong>Konuşan Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ın</strong>&rdquo;, g&ouml;ğs&uuml;ne saplanmış ok ve mızraklar arasından onu &ccedil;ekip &ccedil;ıkardığın an mı?</p>
<p>
	Kıraatinin &acirc;lemin kalbini titrettiği ve Sen başını dayamak ve kırmızı kanını İmam&rsquo;ının kanlı başına uyarak şafağı bekleyen nuran&icirc; y&uuml;z&uuml;n&uuml;n sabahına akıtmak i&ccedil;in mahfil direğini kendine sırdaş bulduğun an mı?</p>
<p>
	Veya Şam&rsquo;ın h&uuml;z&uuml;n dolu anlarında mı?</p>
<p>
	Ah Şam! Ah Şam! Taş şehri, s&ouml;vg&uuml; şehri, kirli g&ouml;zler ve aşağılık diller şehri! Rukayye&rsquo;nin babaya ısmarlandığı şehir!</p>
<p>
	Ama ey Zeynep! Ey gam ve kederi utandıran yiğit kadın! G&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml;n kan ağladığı, Fırat&rsquo;ın kana &ccedil;evrildiği, yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n titreyip par&ccedil;alandığı, kasırganın delice esip feryat ettiği, g&uuml;neşin k&ouml;şeye &ccedil;ekilip inlediği, ağıtın &acirc;lemin g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; yırtıp d&uuml;nyayı kapladığı anı iyi biliyorum, o an başsız H&uuml;seyin&rsquo;in bedeninin yanından ge&ccedil;ip;</p>
<p>
	Y&uuml;ce Allah&rsquo;a yakararak: <strong>&ldquo;Allah&rsquo;ım! Bu kurbanı bizden kabul et!&rdquo;</strong></p>
<p>
	Peygamber&rsquo;e seslenerek:<strong> &ldquo;B&uuml;t&uuml;n g&ouml;kteki meleklerin sana sal&acirc;t ve sel&acirc;m getirdikleri ey Muhammed&rsquo;im! Bedeni par&ccedil;a par&ccedil;a edilen, bu &ccedil;&ouml;lde yere serilen ve topraklar i&ccedil;erisinde kalan kişi senin H&uuml;seyin&rsquo;indir&hellip;&rdquo;</strong></p>
<p>
	Aziz annene seslenerek:<strong> &ldquo;Anneciğim! Ey d&uuml;nya kadınlarının en hayır&shy;lısı! Kerbela &ccedil;&ouml;l&uuml;ne bir bak ve oğlunun başını d&uuml;şman toprağının &uuml;st&uuml;nde g&ouml;r! Bedenini de kanlar i&ccedil;erisinde g&ouml;r! Ve sırtları &ccedil;ıplak katırlara bindirilen esaret altındaki &ccedil;ocuklarını g&ouml;r!&#8230;&rdquo; </strong></p>
<p>
	G&ouml;zyaşı akıtarak, titrek sesle, kardeşin İmam H&uuml;seyin&rsquo;e: <strong>&ldquo;Ben o kardeşin &ccedil;adırının iplerine kur&shy;ban olayım! Canımı ona feda ettiğim kimseye kurban olayım! Yaralı g&ouml;n&uuml;l ve susuzluktan ku&shy;rumuş dudaklarla şehit edilene kurban olayım! Damarlarından kanlar akan o sevgili ve şefkatli olana kurban olayım! Ben dedesi Peygamber, ne&shy;nesi Hatice, babası Ali ve annesi d&uuml;nya kadınları&shy;nın efendisi olan kimseye kurban olayım. Ben, &uuml;zerine g&uuml;n doğuncaya kadar namaz kılan kim&shy;seye kurban olayım!&#8230;&rdquo; </strong>dediğin andı.</p>
<p>
	Eyvah! Eyvah! G&ouml;zler k&ouml;r olsun, kulaklar işitmesin, kalpler &ccedil;arpmasın, herkes gitsin, varlık yok olsun da Sen <strong>Vedalaşma</strong><strong>; </strong>her zaman H&uuml;seyin&rsquo;le olacağım diye dememiş miydin? Nereye giderse onunla giderim diye dememiş miydin? Peki nereye Ya Zeynep! Nereye? O da H&uuml;seyin&rsquo;siz?!</p>
<p>
	Senin g&ouml;ğs&uuml;nde &ccedil;arpan kalp sabır ve direniş okyanusu idi. Kufe ve Şam&rsquo;da konuşma yapan o Alice boğazın; Ehl-i Beyt&rsquo;in, konuşan Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ın m&uuml;cessem bir ayetiydi. Ve biz Senin azametini t&uuml;m&uuml;yle tanımak i&ccedil;in yıllarca d&uuml;ş&uuml;nme ve araştırma caddesine koyulmak zorundayız.</p>
<p>
	Ama ey Zeynep! Ey direnci kırılmayan b&uuml;y&uuml;k insan! Ey b&uuml;y&uuml;k bayraktar! &ldquo;<strong>Kerbela&rsquo;da &ouml;ld&uuml;r&uuml;lenin intikamını alacak olanlar nerede?</strong>&rdquo; feryadı, H&uuml;seyin&rsquo;in aşıklarının kalp atışları h&acirc;line gelmiştir. H&uuml;seyin&rsquo;in mateminde ağlayan g&ouml;zler Allah&rsquo;ın baki kıldığı kimsenin, Ehl-i Beyt&rsquo;in mazlumiyetinin h&uuml;z&uuml;nl&uuml; hik&acirc;yesini &ldquo;<strong>Onları İmamlar kıldık ve Onları v&acirc;risler yaptık</strong>&rdquo; tecellisi ile tatlı bir sona erdirmesini g&ouml;zetler. Sen de Allah katında b&uuml;y&uuml;k bir değeri olan ellerinle il&acirc;h&icirc; kanın Rabbinden intikam alıcının zuhurunu dile ki, zuhurun g&uuml;zel cumasında &ldquo;<strong>Ey H&uuml;seyin&rsquo;in intikamcıları! İşte bu senin kanlara bulanmış H&uuml;seyin&rsquo;indir.</strong>&rdquo; feryadını aynısıyla seslendirelim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/zeynebi-vuslat/">Zeynebi Vuslat</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alisiz Yola Çıkılmaz</title>
		<link>https://www.caferilik.com/alisiz-yola-cikilmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3248</guid>

					<description><![CDATA[<p>H&#252;seyin Hatemi &#160; Son zamanlarda telkin edilmeye &#231;alışılan; &#8220;Ali&#8217;siz Alevilik, &#8220;Velisiz Alevilik&#8221; demektir. Sonucu da h&#252;srandır ve tağut&#238; zulmetlere d&#252;şmek demektir. &#8220;Allah iman edenlerin velisidir. Onları i&#231;inde bulundukları zulmetlerden &#231;ıkarıp nura iletir.&#8221;[1] &#8220;İman edenler&#8221;den olmak, Allah&#8217;ı &#8220;veli&#8221; edinmek; Allah&#8217;ın Veli kıldığı Ali&#8217;ye t&#226;bi olmakla olur. Zulmetlerden &#231;ıkıp Nur&#8217;a kavuşmak i&#231;in Ali&#8217;yi sevmek ve ona t&#226;bi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/alisiz-yola-cikilmaz/">Alisiz Yola Çıkılmaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	H&uuml;seyin Hatemi</h5>
<p align="center">
	&nbsp;</p>
<p>
	Son zamanlarda telkin edilmeye &ccedil;alışılan; &ldquo;Ali&rsquo;siz Alevilik, &ldquo;Velisiz Alevilik&rdquo; demektir. Sonucu da h&uuml;srandır ve tağut&icirc; zulmetlere d&uuml;şmek demektir.</p>
<p>
	&ldquo;<strong>Allah iman edenlerin velisidir. Onları i&ccedil;inde bulundukları zulmetlerden &ccedil;ıkarıp nura iletir.</strong>&rdquo;<a href="#_edn1" name="_ednref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	&ldquo;İman edenler&rdquo;den olmak, Allah&rsquo;ı &ldquo;veli&rdquo; edinmek; Allah&rsquo;ın Veli kıldığı Ali&rsquo;ye t&acirc;bi olmakla olur. Zulmetlerden &ccedil;ıkıp Nur&rsquo;a kavuşmak i&ccedil;in Ali&rsquo;yi sevmek ve ona t&acirc;bi olmak gerekir. Ali&rsquo;nin vel&acirc;yetine iman edenler, Allah&rsquo;ı veli edinen m&uuml;minlerdir.</p>
<p>
	Ali&rsquo;nin vel&acirc;yetini ikrar eden, Resul-i Ekrem&rsquo;in (s.a.a) n&uuml;b&uuml;vvet ve risaletini de ikrar eder. Rahmeten li&rsquo;l-&Acirc;lemin olan ve bizim i&ccedil;in Allah&rsquo;a &ldquo;Vesile&rdquo; olan Resul-i Ekrem (s.a.a), <em>&ldquo;Ben ve Ali aynı nurdanız.&rdquo;</em> buyurmuştur. Ali sevgisi ve Resul-i Ekrem (s.a.a) sevgisi birbirinden ayrılamaz. Ali&rsquo;nin vel&acirc;yetine iman etmeyenler, ya &ldquo;İsl&acirc;m&rdquo;ın zahir&icirc; mertebesinde kalıp da k&acirc;mil imana eremeyenler yahut en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, &ldquo;m&uuml;nafık&rdquo; olanlardır. İman ile Ali&rsquo;ye d&uuml;şmanlık asla bir arada olmaz. Bu sebeple Allah Kur&rsquo;an-ı Kerim&#39;de Resul&uuml;&rsquo;ne buyurmuştur ki: &ldquo;<strong>De ki: Ben sizden hi&ccedil;bir karşılık beklemiyorum, ancak </strong>(yine sizin hayrınız i&ccedil;in, ger&ccedil;ek m&uuml;minler olmanız ve felaha erişmeniz i&ccedil;in)<strong> yakınlar&rsquo;a sevgi istiyorum</strong>.&rdquo;<a href="#_edn2" name="_ednref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	Fatıma (s.a), esasen Resul-i Ekrem&rsquo;in (s.a.a) canındandır. Bu yakınlar&rsquo;ın (Kurba) ilki, Nur&rsquo;u Resul-i Ekrem&rsquo;in (s.a.a) Nur&rsquo;u ile bir olan Emir&rsquo;&uuml;l-M&uuml;minin Ali&rsquo;dir.</p>
<p>
	M&uuml;nafıkların Ali aleyhine uydurdukları &ldquo;tarih&icirc; ger&ccedil;ekler&rdquo;in (!) pisliğinden Ali&rsquo;yi ve İsl&acirc;m&rsquo;ı tenzih etmedik&ccedil;e, ger&ccedil;ek m&uuml;min olmaya imk&acirc;n yoktur.</p>
<p>
	Ali, Ehlibeyt&rsquo;in kimler olduğunu g&ouml;stermek, m&uuml;nafıkların elinden &ldquo;bilimsel dayanaklar&rdquo;ını (!) almak i&ccedil;in Beyt&rsquo;te doğan tek insandır. Ali&rsquo;yi ger&ccedil;ekten sevmeyen m&uuml;nafıklar, gafil ve cahilleri bu sebeple Beyt&rsquo;ten uzaklaştırmaya &ccedil;alışırlar, ta ki Beyt&rsquo;in ehli de tanınmasın!</p>
<p>
	Ali, -haşa- &ouml;nceleri gaflet ve cehalette iken &ccedil;ocuk yaşında M&uuml;sl&uuml;man olanların ilki değildir. Hatta Ali&rsquo;nin durumu o sırada Arap toplumunda İbrahim ve İsmail&rsquo;in (a.s) dinini devam ettiren Haniflerin durumundan da ayrıdır. Ali&rsquo;nin Nur&rsquo;u ve İsmet&rsquo;i doğuştandır. Resul-i Ekrem de (s.a.a) b&ouml;yle değil midir? Ne yazık ki gaflet ve cehalet ehli, Resul-i Ekrem&rsquo;in (s.a.a) ger&ccedil;ek ve y&uuml;ce makamını idrak etmedikleri gibi, Ali&rsquo;nin y&uuml;ce makamını hi&ccedil; kabul etmezler.</p>
<p>
	Ali&rsquo;nin kutlu babası Ebu Talib de m&uuml;şrik değil, Hanif, M&uuml;slim ve Resul-i Ekrem&rsquo;in (s.a.a) davetinden sonra da ger&ccedil;ek m&uuml;mindir. Resul-i Ekrem&rsquo;e (s.a.a) Kur&rsquo;&acirc;n vahyinin gelmesi &ccedil;er&ccedil;evesinde uydurulan m&uuml;nafık rivayetlerine de asla inanmayın! Resul-i Ekrem (s.a.a), Rahmeten-li&rsquo;l-&Acirc;lemin olduğu bilincine, esasen doğuştan sahip idi. O, kutlu ramazan gecesi esasen Hira Mağarası&rsquo;nda vahye muhatap olmak i&ccedil;in bulunuyordu. Yalnız da değildi, yanında Yar-i G&acirc;r&rsquo;ı da olan (mağara yoldaşı) Ali vardı.<a href="#_edn3" name="_ednref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Kur&rsquo;&acirc;n-ı Kerim Ali&rsquo;yi &ldquo;M&uuml;minlerin Salihi&rdquo; olarak ve Cebrail (a.s) ile birlikte Resul-i Ekrem&rsquo;in (s.a.a) yar ve yardımcısı olarak nitelemiştir. Maalesef &ldquo;m&uuml;nafıklar&rdquo; bunu da halktan gizlemiş, Kur&rsquo;&acirc;n-ı Kerim&rsquo;in bu ayetini, merhum Muhammed İkbal&rsquo;in deyişi ile, &ldquo;Allah&rsquo;ı, Cebrail&rsquo;i ve Allah&rsquo;ın Resul&uuml;&rsquo;n&uuml; de hayrete salacak bi&ccedil;imlerde tefsir ve tevil etmişlerdir.&rdquo;<a href="#_edn4" name="_ednref4" title="">[4]</a> Meallerde &ldquo;M&uuml;minlerin Salihi&rdquo; şeklindeki &ldquo;tekil&rdquo; ifade, &ldquo;Salih M&uuml;minler&rdquo; şeklinde &ccedil;oğullaştırılmış veya &ldquo;M&uuml;minlerin Salihi&rdquo;, ayet-i kerime&rsquo;nin n&uuml;zul sebebinden tamamıyla farklı ve &ccedil;elişkili isnatlar ile, başka kimseler olarak tefsir edilmiştir.</p>
<p>
	&ldquo;<strong>Allah iman edenlerin velisidir</strong>.&rdquo; ayet-i kerimesi, m&uuml;nafıklar tarafından yine Ali&rsquo;nin vel&acirc;yetini dışarıda bırakacak şekilde yorumlanmaya vesile olmaması i&ccedil;in, Allah, y&uuml;ce inayeti ile, Kur&rsquo;&acirc;n&rsquo;ı yine Kur&rsquo;&acirc;n ile tefsir etmiştir.</p>
<p>
	&ldquo;<strong>Sizin veliniz Allah&rsquo;dır, Resul&uuml;&rsquo;d&uuml;r ve iman etmiş olup namazı yerine getirenler ve r&uuml;k&ucirc;&rsquo;da zek&acirc;t verenlerdir.</strong>&rdquo;<a href="#_edn5" name="_ednref5" title="">[5]</a></p>
<p>
	Bu ayet-i kerime de Ali hakkında nazil olmuş ve &ccedil;oğul ifade ile de Ehlibeyt İmamları &ldquo;Veli&rdquo; olarak nitelenmiştir. Ehlibeyt İmamları&rsquo;nın her biri, M&acirc;&ucirc;n Suresi&rsquo;nde &ldquo;dini yalanlayanlar&rdquo; olarak nitelenen &ldquo;toplumsal yardımlaşma ve dayanışma&rdquo;yı (Maun&rsquo;u) &ouml;nleyen m&uuml;railerin d&uuml;zeninde, Maun&rsquo;un &ouml;nemini belirtmek ve mustazaflara haklarını ulaştırmak i&ccedil;in, gece karanlığında, sırtlarındaki erzak y&uuml;k&uuml;n&uuml;n ağırlığı dolayısı ile r&uuml;k&ucirc; h&acirc;linde yoksulları, &ccedil;aresizleri dolaşırlardı. İşte vel&acirc;yet b&ouml;yle olur ve Allah Ali&rsquo;nin ve Ehlibeyt İmamları&rsquo;nın vel&acirc;yetini bu ayet-i kerime ile de duymak ve kabul etmek isteyene a&ccedil;ıklamıştır. Ali&rsquo;nin ve on bir evl&acirc;dının -ki bu On Bir İmam Fatıma&rsquo;nın ve dolayısı ile Resul&uuml; Ekrem&rsquo;in (s.a.a) de evl&acirc;dıdır- vel&acirc;yeti Allah&rsquo;tandır. Gasp edilemez. Gasp edilecek olan ancak şekl&icirc; devlet reisliğidir (zahir&icirc; ulu&rsquo;l-emr sıfatı). Bunu da gasp ettirmemek, &ldquo;<strong>Emanetleri ehline tevdi ediniz.</strong>&rdquo;<a href="#_edn6" name="_ednref6" title="">[6]</a> ayet-i kerimesi dolayısı ile &ldquo;&uuml;mmet&rdquo;in &ouml;devi iken, maalesef &uuml;mmet &ccedil;oğunluğu bu bilinci g&ouml;stermemiş, emaneti ehline tevdi etmemiş, Seyyidu&rsquo;ş-Ş&uuml;heda H&uuml;seyin&rsquo;in şehadetinden sonra dahi uyanmamıştır. &ldquo;Vel&acirc;yet&rdquo;, &ldquo;Veli&rdquo;, &ldquo;Veliyyu&rsquo;l-Emr&rdquo;, &ldquo;Resulullah&rsquo;ın Halifesi&rdquo; kavramlarını, isim ve sıfatlarını tevcih etme yetkisi sadece Allah&rsquo;ta iken, bu sıfatlar bol keseden başkalarına tevcih edilmiştir.</p>
<p>
	Allah, y&uuml;ce inayeti ile, Ahz&acirc;b Suresi&rsquo;nin 33. ayet-i kerimesinde Ehlibeyt&rsquo;in &ldquo;İsmet&rdquo;ini belirtmiş iken, gaflet o dereceye varmıştır ki, bu ayet-i kerime de n&uuml;zul sebebine ve hikmetine tamamen aykırı bi&ccedil;imde yorumlanmaktadır.</p>
<p>
	Gaflette olmayanlar vardır. Fakat sayıları maalesef fazla değildir. Oysa Ali&rsquo;nin vel&acirc;yetinin bilincine ve Ali sevgisine ermeden, k&acirc;mil iman olmaz. Ne yazık ki on-on beş yıldan beri, Ali sevgisine sahip olanların g&ouml;nl&uuml;nden de bu sevgi &ccedil;ıkarılıp bunun yerine İblis&rsquo;in, tağut&icirc; tezah&uuml;rlerin sevgisinin yerleştirilmesi i&ccedil;in &ldquo;Ali&rsquo;siz Alevilik&rdquo; tuzağı kurulmuştur. Bu tuzağın, bu ancak sinekleri avlayabilecek olan &ldquo;&ouml;r&uuml;mcek ağı&rdquo;nın yerinde durmasının sebebi, m&uuml;nafıkların uydurduğu bazı asılsız rivayetlerin reddedilmemiş, &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;lmemiş olmasıdır.</p>
<p>
	Temizlik yapılmayan bir yerde, b&ouml;yle &ouml;r&uuml;mcek ağlarının bulunmasına şaşılmaz. Emir&rsquo;&uuml;l-M&uuml;minin ve Veliyullah olan Ali&rsquo;nin hayatı, bir m&uuml;minin feraseti ile, tekrar yazılmalıdır. Ali d&uuml;şmanlarının ve suret-i hak&rsquo;dan g&ouml;r&uuml;nen m&uuml;nafıkların tarih&icirc; (!) uydurmalarının &ccedil;&ouml;p&uuml;nden temizlenmedik&ccedil;e, &ldquo;Alisiz Alevilik&rdquo; mikrobunun da k&ouml;k&uuml; kesilemez. On D&ouml;rt Masumun her biri bir nur insanıdır. Bunların nuruna zulmet galip gelemez. Esasen il&acirc;h&icirc; nur olan bir yerde zul&uuml;m ve zulmet barınamaz. Onların vel&acirc;yetine g&ouml;n&uuml;lden ikrar vermeksizin, iman tatlılığını duymak nasip olmaz.</p>
<p>
	Ehlibeyt&rsquo;i sevenler, On D&ouml;rt Masum&rsquo;un vel&acirc;yetine imanı olanlar; Ali d&uuml;şmanlığının doruğa vardığı d&ouml;nemlerde &ldquo;Eşhedu enne Emir&rsquo;el-Muminine Alliyyen Veliyyullah!&rdquo; bilinci ve zikri ile bu d&ouml;nemleri atlatmışlardır. Ferd&icirc; zulmetler devam etmektedir.</p>
<p>
	Zulmetin devam etmesinin bir sebebi de, &ldquo;Teberrasız Tevella&rdquo; olabileceği gafletidir. Oysa Ali ile Muaviye birlikte &ldquo;Veli&rdquo; edinilemez. Ahz&acirc;b Suresi&rsquo;nde Allah&rsquo;ın yine y&uuml;ce inayeti ile bu konuda bizi uyardığına dikkat edelim:</p>
<p>
	Allah hi&ccedil; kimseye iki g&ouml;n&uuml;l vermemiştir. Tek g&ouml;n&uuml;lde de iki zıt sevgiyi sığdırmaya &ccedil;alışmak ruh ve akıl hastalıklarına sebep olur. Tercih yapmamız gerekir: Ya hak, yahut batıl! Hak Ali&rsquo;den, Ali haktan ayrılmaz. Ali&rsquo;yi se&ccedil;enler fel&acirc;ha erenlerdir. İster &ldquo;Alisiz Alevilik&rdquo; haric&icirc;liği, ister Muaviye taraftarlığı olsun, batılın tezah&uuml;rlerini se&ccedil;enler, hesap g&uuml;n&uuml;nde nadim olacak olanlardır.</p>
<p>
	Ali&rsquo;nin vel&acirc;yeti nurundan g&ouml;nl&uuml;m&uuml;z&uuml; yoksun bırakmak, bu cereyanı kesmek isteyenlerin sebep olduğu bir &ldquo;arıza&rdquo; da şu olabilir: Ali&rsquo;nin kendisi -haşa- mesel&icirc; &ldquo;İkinci Halife&rdquo; veya Muaviye gibi başarılı bir devlet adamı olmuş mudur ki, başkalarına da, hele &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra &ldquo;Vel&acirc;yeti&rdquo; ile &ldquo;himmet&rdquo; edebilsin? Vesvas&rsquo;ul-Hannas&rsquo;ın bu vesvesesine kapılmış olan ve şu anda hayatta olmayan, bu mahrumiyetine &ccedil;ok esef ettiğim tanınmış bir zat, &ldquo;Resul-&uuml; Ekrem&rsquo;den (s.a.a) sonra, Gadir-i Hum rivayetine sadık kalınsa idi, İsl&acirc;m &acirc;lemi, bug&uuml;nk&uuml; durumda olmazdı!&rdquo; dediğimde, derhal &ldquo;Fel&acirc;ket olurdu!&rdquo; cevabını vermişti. Sanki en b&uuml;y&uuml;k musibet, Kerbel&acirc; olayı, hi&ccedil; olmamış gibi!</p>
<p>
	Oysa Hazreti Mesih&rsquo;i sevenler, Hazreti Mesih İbn Meryem&rsquo;in &ccedil;armıha gerildiğine inandıkları h&acirc;lde, onu sevmekten vazge&ccedil;mezler. Biz de İsa&rsquo;yı sevenlerdeniz. Fakat onun &ccedil;armıha gerilmediğini biliriz. Ali&rsquo;nin şehit edildiğini, b&uuml;t&uuml;n İmamlar&rsquo;ın -Hazreti Sahibu&rsquo;z-Zaman&rsquo;a kadar- şehit edildiklerini, insanlık kurbanı H&uuml;seyin&rsquo;in Kerbel&acirc;&rsquo;sını bildiğimiz h&acirc;lde, Sefinet&rsquo;un-Necat&rsquo;ın başına gelen bu olayları, Kehf Suresi&rsquo;nde Hızır ve Musa kıssasında simgeli olarak belirtilen; d&uuml;nya imtihanı sona erinceye kadar, &ldquo;Sefinet&rsquo;un-Necat&rdquo;ın, &ldquo;Kurtuluş Gemisi&rdquo; olan Ehlibeyt&rsquo;in, &ldquo;hasara uğramış&rdquo; g&ouml;r&uuml;nmesi hikmeti ile izah eder ve &ldquo;o cihanda bu cihanda / Ali&rsquo;ye saydılar bizi&rdquo; demeyi, &ldquo;Eşhedu enne Emire&rsquo;l-M&uuml;minine Aliyyen Veliyyullah&rdquo; demeyi s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r&uuml;z. Ta ki &ldquo;Necmu&rsquo;s-Sakıb&rdquo; olan T&acirc;rık, zulmeti delip parlayacak olan Sahibu&rsquo;z-Zaman&rsquo;ın zuhuruna kadar!</p>
<p>
	İzzet, Allah&rsquo;ın, Resul&uuml;&rsquo;n&uuml;n ve &ldquo;m&uuml;minler&rdquo; olarak nitelenen On İki İmam&rsquo;ındır. M&uuml;nafıklar bunu bilmezler. H&uuml;sran da iman edenlere, Salihleri izleyenlere, hakkı ve bu c&uuml;mleden olarak Ali&rsquo;nin vel&acirc;yetini ve Necmu&rsquo;s-Sakıb&rsquo;ın zuhuruna kadar sabrı tavsiye edenlere değil, m&uuml;nafıklaradır.</p>
<p>
	M&uuml;minler bilirler ki, Kehf Suresi&rsquo;nde &ldquo;iki yetimin hazinesi&rdquo; olarak simgelenen il&acirc;h&icirc; sevginin &ouml;l&uuml;ms&uuml;z değerleri, Mehdi ve Mesih işbirliği ile yery&uuml;z&uuml;n&uuml; kaplayacaktır.</p>
<p>
	Recep ayı Regaib, Emiru&rsquo;l-M&uuml;minin&rsquo;in doğumu ve Bi&rsquo;set gecelerini ihtiva eden ay idi. Şaban&rsquo;da da İmam H&uuml;seyin&rsquo;in ve Sahibu&rsquo;z-Zaman&rsquo;ın doğum gecelerini kutladık.</p>
<p>
	Allah, bizi kendisinin vel&acirc;yetinden yansıyan Res&uuml;l&rsquo;&uuml;n&uuml;n, Ali&rsquo;nin ve Ehlibeyt&rsquo;in vel&acirc;yetinden ayırmasın!</p>
<p>
	&ldquo;Birbirimiz i&ccedil;in dua edelim, sevelim, sevilelim, d&uuml;nya kimseye kalmaz.&rdquo; (Yunus Emre) Kalacak olan il&acirc;h&icirc; sevginin nurudur. Ululuk ve y&uuml;celik ıssı olan Rabbimizin vechidir.</p>
<p>
	Allahumme Salli Ala Muhammed</p>
<p>
	Ve&rsquo;l-hamdulillahi Rabbi&rsquo;l-&Acirc;lemin&hellip;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="edn1">
<p>
			<a href="#_ednref1" name="_edn1" title="">[1]</a>&#8211; Bakara, 257</p>
</p></div>
<div id="edn2">
<p>
			<a href="#_ednref2" name="_edn2" title="">[2]</a>&#8211; Ş&acirc;r&acirc;, 42</p>
</p></div>
<div id="edn3">
<p>
			<a href="#_ednref3" name="_edn3" title="">[3]</a>&#8211; bk. C. Subhan&icirc;, Furuğ-i Vel&acirc;yet (Vel&acirc;yet Nur), 1368 H.Ş. s. 39</p>
</p></div>
<div id="edn4">
<p>
			<a href="#_ednref4" name="_edn4" title="">[4]</a>&#8211; Tahr&icirc;m, 4</p>
</p></div>
<div id="edn5">
<p>
			<a href="#_ednref5" name="_edn5" title="">[5]</a>&#8211; M&acirc;ide, 55</p>
</p></div>
<div id="edn6">
<p>
			<a href="#_ednref6" name="_edn6" title="">[6]</a>&#8211; Nis&acirc;, 58</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/alisiz-yola-cikilmaz/">Alisiz Yola Çıkılmaz</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seyr-i Süreyya Destanı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/seyr-i-sureyya-destani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3233</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; 1 Bir azimet destanıdır &#246;yk&#252;m&#252;z Cennet bah&#231;elerinde başlayan Gurbetlere bir yakınmadır s&#252;rg&#252;n&#252;m&#252;z Demir asa, demir &#231;arık Yery&#252;z&#252;nden sonsuzluğa Bitmeyen yolculuk İnsanın ser&#252;venidir H&#226;bil&#39;le başlamıştır t&#252;rk&#252;m&#252;z Nuh ile Cud&#238; dağında Uzun soluklu bir uzun hava Yakub&#39;un g&#246;zyaşlarıyla Nil&#39;in kuruyan yataklarıyla Bitmez t&#252;kenmez deva Ve Yusuf&#39;la başlar Kehkeş&#226;n Saraylara İlk ziy&#226;retimiz Z&#252;leyh&#226;&#39;nın katran kokulu sa&#231;larında Zincire [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/seyr-i-sureyya-destani/">Seyr-i Süreyya Destanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1</p>
<p>
	Bir azimet destanıdır &ouml;yk&uuml;m&uuml;z</p>
<p>
	Cennet bah&ccedil;elerinde başlayan</p>
<p>
	Gurbetlere bir yakınmadır s&uuml;rg&uuml;n&uuml;m&uuml;z</p>
<p>
	Demir asa, demir &ccedil;arık</p>
<p>
	Yery&uuml;z&uuml;nden sonsuzluğa</p>
<p>
	Bitmeyen yolculuk</p>
<p>
	İnsanın ser&uuml;venidir</p>
<p>
	H&acirc;bil&#39;le başlamıştır t&uuml;rk&uuml;m&uuml;z</p>
<p>
	Nuh ile Cud&icirc; dağında</p>
<p>
	Uzun soluklu bir uzun hava</p>
<p>
	Yakub&#39;un g&ouml;zyaşlarıyla</p>
<p>
	Nil&#39;in kuruyan yataklarıyla</p>
<p>
	Bitmez t&uuml;kenmez deva</p>
<p>
	Ve Yusuf&#39;la başlar</p>
<p>
	Kehkeş&acirc;n Saraylara</p>
<p>
	İlk ziy&acirc;retimiz</p>
<p>
	Z&uuml;leyh&acirc;&#39;nın katran kokulu sa&ccedil;larında</p>
<p>
	Zincire vurulur s&ouml;zlerimiz</p>
<p>
	İlk hapsimiz, ilk mektebimizdir</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2</p>
<p>
	&Ccedil;&ouml;lden fışkıran su</p>
<p>
	H&acirc;cer&#39;in mahrem t&uuml;rk&uuml;s&uuml;d&uuml;r</p>
<p>
	Mahramalar yatağıdır İsm&acirc;il</p>
<p>
	Ilgıt ılgıt akmaktadır y&uuml;reğimize</p>
<p>
	Hacer&#39;in</p>
<p>
	Kara Hacer&#39;in</p>
<p>
	Sabır taşıdır Hacer&#39;&uuml;l-Esved</p>
<p>
	Bir hasret kalemidir kasvet</p>
<p>
	Fatıma&#39;nın kaşlarında</p>
<p>
	Ayrılıklar bize kısmet</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 3</p>
<p>
	Şam yollarının garip yolcusu</p>
<p>
	Mekke&#39;nin yetim yolcusu</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n şiirlerin esin kaynağı</p>
<p>
	Sahr&acirc;-yı Cedit&#39;ten, Cebel-i T&acirc;rık&#39;a</p>
<p>
	Yemen&#39;den, Hadramut&#39;a</p>
<p>
	Sidret&#39;&uuml;l-M&uuml;nteh&acirc;&#39;dan, Anadolu&#39;ya</p>
<p>
	Hicaz &ccedil;&ouml;llerinden, Acem illerine</p>
<p>
	Kanayan bir sevdadır</p>
<p>
	Kadim sevdamızdır</p>
<p>
	Aşkımız, şiirimiz, şeriamızdır</p>
<p>
	T&acirc;if&#39;in yaralı başı</p>
<p>
	G&uuml;m&uuml;ş tepsilerde arz edilen</p>
<p>
	Salon Salome&#39;ye</p>
<p>
	Z&acirc;lim sultanların ezel&icirc; korkusudur</p>
<p>
	Mekke&#39;de yeniden dile gelen</p>
<p>
	Yahy&acirc;&#39;nın kesik başıdır</p>
<p>
	Zekeriy&acirc;&#39;nın lime lime doğranmış</p>
<p>
	Aziz naaşıdır</p>
<p>
	Bu, İsmail Oğulları&#39;nın</p>
<p>
	Sonu gelmez savaşıdır&#8230;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 4</p>
<p>
	Hacer&#39;in karalığında hicret</p>
<p>
	Mus&#39;ab&#39;ın aydınlığında Medine</p>
<p>
	Ali&#39;nin yatağında nusret</p>
<p>
	Yemin olsun ed-din&#39;e</p>
<p>
	Ve asırlar boyu beklenen</p>
<p>
	Zafer şarkısı</p>
<p>
	Şad etmişken y&uuml;reklerimizi</p>
<p>
	Ol Nebi&#39;nin vuslatında başladı</p>
<p>
	Ayrılık şarkısı&#8230;</p>
<p>
	Şam saraylarında</p>
<p>
	Mu&acirc;viye şehvetlerinde</p>
<p>
	Sabır taşlarını &ccedil;atlatırken ih&acirc;net</p>
<p>
	Muhammed, İs&acirc; aşkına</p>
<p>
	Dayanan Ali&#39;dir</p>
<p>
	Rebeze&#39;de yalnızlığa dirilirken şeh&acirc;det</p>
<p>
	Ebuzer&#39;e Eyvaah, Eyvaah!&#8230;</p>
<p>
	Yarelenen Ali&#39;dir</p>
<p>
	Mızrak u&ccedil;larında katledilen Mushaf&#39;a</p>
<p>
	Eyvaah, eyvaah!&#8230;</p>
<p>
	P&acirc;relenen Ali&#39;dir</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 5</p>
<p>
	Amm&acirc;r&#39;ı da analım dostlar, Amm&acirc;r&#39;ı da</p>
<p>
	Veysel Karan&icirc;&#39;ye de bir sel&acirc;m edelim</p>
<p>
	C&uuml;mle &Uuml;veys&icirc;lerin fahr&icirc; babası</p>
<p>
	Fahr-i k&acirc;inatın fahr&icirc; hırkası</p>
<p>
	Firkat ateşlerinde</p>
<p>
	H&acirc;relenen Ali&#39;dir</p>
<p>
	Bir perv&acirc;nedir F&acirc;tıma, evl&acirc;t acılarında</p>
<p>
	Allı turna kanatlarında</p>
<p>
	T&uuml;rk&uuml; t&uuml;rk&uuml;, ağıt ağıt</p>
<p>
	Kerbel&acirc; &ccedil;&ouml;llerinde</p>
<p>
	Z&acirc;relenen Ali&#39;dir</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 6</p>
<p>
	Ey K&ucirc;fe!&#8230; Z&acirc;lim K&ucirc;fe!&#8230; H&acirc;in K&ucirc;fe!&#8230;</p>
<p>
	Ben sana yanmam bill&acirc;hi</p>
<p>
	Asıl yandığım dost bakışlara</p>
<p>
	Uzaktan bakışlara</p>
<p>
	Tedirgin, &uuml;rkek</p>
<p>
	Hesap &uuml;zere oturuşlara</p>
<p>
	M&uuml;stağni duruşlaradır</p>
<p>
	Asıl yandığım</p>
<p>
	Zarif ih&acirc;netlere</p>
<p>
	&Ccedil;ok bilmiş kehanetleredir</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 7</p>
<p>
	Ve bir H&acirc;bil-K&acirc;bil kıssasıdır Kerbel&acirc;</p>
<p>
	Bir s&ouml;z &uuml;zre</p>
<p>
	Verilmiş bir s&ouml;z &uuml;zre</p>
<p>
	Mis&acirc;k &uuml;zre</p>
<p>
	Nice bin şeh&acirc;dettir Kerbel&acirc;</p>
<p>
	Ta ezelden, ibtida baştan</p>
<p>
	İsm&acirc;il&#39;in anısına</p>
<p>
	Kurb&acirc;n edilen</p>
<p>
	Bir &quot;K&acirc;l&ucirc; bel&acirc;&quot;dır Kerbel&acirc;</p>
<p>
	İlm &uuml;zre, silm &uuml;zre</p>
<p>
	Vahyedilmiş son &acirc;yet &uuml;zre</p>
<p>
	Tarih denilen defter-i kebire</p>
<p>
	Konulmuş son noktadır Kerbel&acirc;</p>
<p>
	Neb&icirc; noktasıdır&#8230; Mim noktasıdır&#8230;</p>
<p>
	Şeh&acirc;det noktasıdır!&#8230;</p>
<p>
	Gidişimiz artık ve nih&acirc;yet</p>
<p>
	Ol vaktedir</p>
<p>
	Ey Kerbel&acirc;!&#8230;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 8</p>
<p>
	Nice bin zikir h&acirc;leleriyle</p>
<p>
	Nice bin şeh&acirc;det l&acirc;leleriyle</p>
<p>
	Birlikte d&uuml;şt&uuml;ler Bu-Tur&acirc;b oğlunun</p>
<p>
	L&acirc;lez&acirc;rına</p>
<p>
	Eyyub&#39;un yeniden kan aktı yaralarına</p>
<p>
	Yak&ucirc;b&#39;un yeniden su d&uuml;şt&uuml; mahramalarına</p>
<p>
	Yusuf&#39;um, H&uuml;seyn H&uuml;seyn diye inledi</p>
<p>
	Yeniden</p>
<p>
	Mısır&#39;ın, Şam&#39;ın kahır zindanlarından</p>
<p>
	Muhammed&#39;in ruhu titredi</p>
<p>
	Kutlu Nebi&#39;nin bir daha kırıldı</p>
<p>
	M&uuml;barek dişi</p>
<p>
	Yeniden yarıldı sevdalı başı</p>
<p>
	Hamza&#39;nın ciğeri yeniden kanadı&#8230;</p>
<p>
	Asum&acirc;n ağladı&#8230; dağlar ağladı&#8230;</p>
<p>
	Salome&#39;nin sarayında Yahy&acirc; ağladı</p>
<p>
	H&uuml;seyn! H&uuml;seyn! Ya H&uuml;seyn sana mı d&uuml;şt&uuml;</p>
<p>
	Yahya&#39;nın yazgısını yeniden yazmak?</p>
<p>
	Zekeriy&acirc; ağladı, Meryem ağladı</p>
<p>
	Asiye&#39;nin tahtında İmran ağladı</p>
<p>
	Unutup, &ccedil;armıha gerilen acılarını</p>
<p>
	Meryem oğlu Mesih İs&acirc; ağladı</p>
<p>
	Ateşin g&uuml;l bah&ccedil;elerinde g&uuml;len İbr&acirc;him</p>
<p>
	G&uuml;lmeyi unuttu, giry&acirc;n ağladı</p>
<p>
	Hacer&#39;in Zemzem&#39;i, F&acirc;tıma&#39;nın Kevser&#39;i</p>
<p>
	Ağaca y&uuml;r&uuml;yen bengisu</p>
<p>
	Beyt&#39;&uuml;l-Mukaddes&#39;te</p>
<p>
	Yed-i Beyz&acirc; Mus&acirc; ağladı</p>
<p>
	Cebr&acirc;il, Mik&acirc;il, dahi İsr&acirc;fil</p>
<p>
	Levh-i Mahfuz&#39;da levha ağladı</p>
<p>
	Yedi kat g&ouml;kler, c&uuml;mle melekler</p>
<p>
	Ahd u peym&acirc;n ile sayh&acirc; ağladı</p>
<p>
	Kerbel&acirc;&#39;da şerha şerha &uuml;mmet yarası</p>
<p>
	Ehl-i Beyt derg&acirc;hında nefha ağladı</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 9</p>
<p>
	Nice bin zikir h&acirc;leleriyle</p>
<p>
	Nice bin şeh&acirc;det l&acirc;leleriyle</p>
<p>
	Birlikte d&uuml;şt&uuml;ler Bu-Tur&acirc;b oğlunun</p>
<p>
	L&acirc;lez&acirc;rına</p>
<p>
	Yetmiş iki kişiydiler</p>
<p>
	Zulme karşı yetmiş iki kişiydiler</p>
<p>
	Ve yanlarında</p>
<p>
	Ve azıklarında</p>
<p>
	Ne tandır ekmeği</p>
<p>
	Ne Zemzem suyu</p>
<p>
	Ne d&uuml;nya kaygusu</p>
<p>
	Ne &ouml;l&uuml;m korkusu</p>
<p>
	Haykırışların en asiliyle</p>
<p>
	Vazge&ccedil;işlerin en y&uuml;reklisiyle</p>
<p>
	Ayağa kaldırdılar</p>
<p>
	Kadim ser&uuml;venimizin</p>
<p>
	Kadim c&uuml;mlesini: &quot;L&acirc; il&acirc;he ill&acirc;llah&quot;</p>
<p>
	Ve gelmiş ge&ccedil;miş c&uuml;mle m&uuml;staz&#39;af g&ouml;n&uuml;llere</p>
<p>
	Ezilmiş g&ouml;n&uuml;llere</p>
<p>
	Y&uuml;reklerini vererek</p>
<p>
	Su serptiler&#8230; Suskunlara inat!&#8230;</p>
<p>
	Susuzluklarına inat!&#8230;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 10</p>
<p>
	Ne &ccedil;ocuklarının masum &ouml;l&uuml;mlerini</p>
<p>
	Ne kadınlarının merhamet &ccedil;ığlıklarını</p>
<p>
	Duymadılar</p>
<p>
	G&ouml;rmediler!&#8230;</p>
<p>
	&Ouml;zg&uuml;rl&uuml;k i&ccedil;in!&#8230; Aşk i&ccedil;in!&#8230; Sevda i&ccedil;in!&#8230;</p>
<p>
	Verilmiş mis&acirc;k i&ccedil;in</p>
<p>
	Sevda nedir bilen insanlık i&ccedil;in</p>
<p>
	Sure sure, &acirc;yet &acirc;yet u&ccedil;up gittiler</p>
<p>
	Ve bir adları kaldı y&acirc;dig&acirc;r</p>
<p>
	Altında kaldığımız</p>
<p>
	Ayaklar altına aldığımız</p>
<p>
	Hakk&#39;ını veremediğimiz!&#8230;</p>
<p>
	Bu yağan yağmur değil, &acirc;sum&acirc;n ağlar bize</p>
<p>
	G&ouml;k g&uuml;rlemesi değil bu, kahreder dağlar bize</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 11</p>
<p>
	Ve riv&acirc;yet edilir ki ey canlar</p>
<p>
	Canlar canı İm&acirc;m Ali</p>
<p>
	Dağların dahi taşıyamadığı</p>
<p>
	Dağ dağ olmuş dertlerini</p>
<p>
	Belki g&uuml;n gelir anlatır diye</p>
<p>
	G&uuml;n gelir bir volkan gibi</p>
<p>
	Fışkırır anlatır diye</p>
<p>
	Nice Yusuf&#39;lar mihmandarı</p>
<p>
	K&ouml;r kuyulara anlatır olmuş</p>
<p>
	Dinledik&ccedil;e g&ouml;zleri dolmuş kuyunun</p>
<p>
	Dinledik&ccedil;e kabarmış toprak y&uuml;reği</p>
<p>
	Taşları şak şak olmuş &quot;Şıkşıkıye&quot; fery&acirc;dından</p>
<p>
	&Ccedil;atlamak &uuml;zereymiş kuyu, patlama&shy;k &uuml;zere</p>
<p>
	&shy;&shy;&shy;&shy;&shy;&shy;- Bekle!&#8230; demiş İm&acirc;m Ali, beklemelisin</p>
<p>
	Daha nice yolcularım, daha nice g&ouml;zc&uuml;lerim</p>
<p>
	Konuk olacak sana&#8230; Her biri birer tanık</p>
<p>
	Her biri birer Yusuf olacak&#8230; Ve nice</p>
<p>
	Yakub&#39;lar g&ouml;zlerini em&acirc;net edecekler sana</p>
<p>
	Beklemelisin&#8230; beklemelisin&#8230;</p>
<p>
	Kuyu da kuyuymuş ha, Yakub&#39;un mir&acirc;sı gibi</p>
<p>
	Kuyu da kuyuymuş ha, Yusuf&#39;un r&uuml;y&acirc;sı gibi</p>
<p>
	Kuyu da kuyuymuş ha, H&uuml;seyn&#39;in du&acirc;sı gibi</p>
<p>
	Kuyu da kuyuymuş ey canlar&#8230; Kuyu da kuyuymuş</p>
<p>
	Peygamber davası gibi&#8230;</p>
<p>
	Ve beklemeye koyulmuş kuyu</p>
<p>
	Ve sabretmeye</p>
<p>
	Ve g&uuml;n saymaya koyulmuş</p>
<p>
	&Ouml;nce Hasan diye bir h&acirc;le kuşatmış g&ouml;vdesini</p>
<p>
	Sonra H&uuml;seyn diye bir l&acirc;le yeşertmiş &ccedil;evresini</p>
<p>
	Ak elleri, kan g&uuml;lleri, Zeyneb-i n&acirc;l&acirc;n gelmiş</p>
<p>
	Sine urup şebnem d&ouml;ken, F&acirc;tıma c&acirc;n&acirc;n gelmiş</p>
<p>
	Muhammed derg&acirc;hıdır, hangisini sayayım</p>
<p>
	İmam C&acirc;fer yolunda aşık-ı y&acirc;r&acirc;n gelmiş</p>
<p>
	Dağlar taşlar duymamış, insanlar işitmemiş</p>
<p>
	Kuyulara haykıran S&acirc;hib-i Zaman gelmiş</p>
<p>
	Z&acirc;lim zulme doymamış, bunca zul&uuml;m yetmemiş</p>
<p>
	Muhammed sadasıyla Duvaz-ı İm&acirc;m gelmiş</p>
<p>
	Ay batmış, g&uuml;n kararmış, devran d&ouml;nm&uuml;ş, g&uuml;l sararmış</p>
<p>
	Kuyunun y&uuml;reği de ey yarenler</p>
<p>
	Kabarmış da kabarmış</p>
<p>
	Ve dolmuş ağzına dek ve koyulmuş beklemeye</p>
<p>
	Son bir damla</p>
<p>
	Son bir şebnem</p>
<p>
	Son bir g&ouml;zyaşı diyerek</p>
<p>
	Ve g&uuml;n gelmiş ve beklenen o g&uuml;n gelmiş</p>
<p>
	Vakit be vakit</p>
<p>
	Saat be saat</p>
<p>
	G&uuml;n be g&uuml;n</p>
<p>
	Zaman dolmuş, seher solmuş</p>
<p>
	Ve bir S&uuml;reyy&acirc; yıldızı doğmuş</p>
<p>
	Yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n Selm&acirc;n y&uuml;z&uuml;ne</p>
<p>
	Acılı y&uuml;z&uuml;ne, Ebuzer y&uuml;reğine</p>
<p>
	Bir Z&uuml;lfik&acirc;r parıltısı vurmuş</p>
<p>
	Yer k&uuml;renin Hor&acirc;s&acirc;n y&uuml;z&uuml;ne&#8230;</p>
<p>
	Ve patlayıvermiş kuyu</p>
<p>
	Fışkırıvermiş c&uuml;mle kuyular</p>
<p>
	Yanardağlar misali</p>
<p>
	K&uuml;kreyivermiş</p>
<p>
	Aslan misali</p>
<p>
	Adına İm&acirc;m denmiş</p>
<p>
	Adına İm&acirc;m denmiş</p>
<p>
	Ve dile gelmiş c&uuml;mle &ccedil;&ouml;l denizcileri</p>
<p>
	Bakır &ccedil;&ouml;llere inat</p>
<p>
	Yeni bir &quot;Şıkşıkıye&quot; destanıdır bu</p>
<p>
	Hey canım hey!&#8230;</p>
<p>
	Em y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş şerha şerha</p>
<p>
	Şiir olmuş şehrayine</p>
<p>
	Dem y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş kalem i&ccedil;re</p>
<p>
	Bağlanmıştır ilmek ilmek</p>
<p>
	Pir y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş darağacına</p>
<p>
	Domurmuştur boncuk boncuk</p>
<p>
	Ter y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş p&acirc;k alnıma</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;lmemiş ihanetler</p>
<p>
	Şer y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş kerv&acirc;nıma</p>
<p>
	Buna rağmen merhem olmuş</p>
<p>
	H&acirc;l y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş her yanıma</p>
<p>
	Bir sitemk&acirc;r g&uuml;l&uuml;ş olmuş</p>
<p>
	G&uuml;l y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş abd&acirc;lıma&#8230;</p>
<h5>
	&nbsp;</h5>
<h5 style="text-align: right;">
	<em>Veysel Menekşe</em></h5>
<h5 style="text-align: right;">
	<em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 06-Haziran-1996</em></h5>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/seyr-i-sureyya-destani/">Seyr-i Süreyya Destanı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acem Şairi Şehriyar</title>
		<link>https://www.caferilik.com/acem-sairi-sehriyar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3234</guid>

					<description><![CDATA[<p>HASAN FERHENG&#206; Asıl adı S&#252;reyya olmasına rağmen Peri derdi, Muhammed H&#252;seyin ona. Peri isminin daha hoş olduğuna inanıyordu. S&#252;reyya da hoşlanıyordu bundan. Muhammed H&#252;seyin fak&#252;lte bah&#231;esinde gezinirken karşılaştı S&#252;reyya ile. S&#252;reyya; &#34;İsmim Peri değil.&#34; deyip g&#252;l&#252;msedi. Bunu &#246;yle bir edayla s&#246;yledi ki Peri olmaya razı olduğunu g&#246;steriyordu. Muhammed H&#252;seyin, oracıkta bir bankın &#252;zerine oturup Peri&#39;yi [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/acem-sairi-sehriyar/">Acem Şairi Şehriyar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	HASAN FERHENG&Icirc;</h5>
<p>
	Asıl adı S&uuml;reyya olmasına rağmen Peri derdi, Muhammed H&uuml;seyin ona. Peri isminin daha hoş olduğuna inanıyordu. S&uuml;reyya da hoşlanıyordu bundan.</p>
<p>
	Muhammed H&uuml;seyin fak&uuml;lte bah&ccedil;esinde gezinirken karşılaştı S&uuml;reyya ile. S&uuml;reyya; &quot;İsmim Peri değil.&quot; deyip g&uuml;l&uuml;msedi. Bunu &ouml;yle bir edayla s&ouml;yledi ki Peri olmaya razı olduğunu g&ouml;steriyordu.</p>
<p>
	Muhammed H&uuml;seyin, oracıkta bir bankın &uuml;zerine oturup Peri&#39;yi de davet etti oturmaya. O da; &quot;Başka bir zaman.&quot; deyip birazcık ayakta durdu. Muhammed H&uuml;seyin, hemen kalem kağıda sarılıp hayal d&uuml;nyasına daldı. Başını kaldırdığında Peri gitmiş, ama adına yazılan bir şaheser şiir &ccedil;ıkmıştı karşısına.</p>
<p>
	Y&uuml;r&uuml;yerek evine gitti, aynanın karşısına ge&ccedil;ip kendisini seyre koyuldu.</p>
<p>
	&ndash; N&#39;oluyor sana Şehriyar? diye sordu aynadaki adama.</p>
<p>
	&ndash; Aşık olmuşum.</p>
<p>
	&ndash; K&ouml;yden Tahran&#39;a geldikten beri herkesi kendine aşık ettin, kendin de başkasına mı aşık oldun?</p>
<p>
	&ndash; Neyleyim şair kalbi işte!</p>
<p>
	&ndash; Dikkat et de beni unutmayasın!</p>
<p>
	&ndash; Hayır! Belki ismim değişti, Şehriyar oldu ama, senden asla ayrılamam. Meraklanma.</p>
<p>
	Bunları kendi kendine konuştuktan sonra aynadan &ccedil;ıkabildi ancak!</p>
<p>
	Peri, fak&uuml;lte salonunda oturmuş, d&uuml;ş&uuml;nceye dalmışken Muhammed H&uuml;seyin&#39;in ayak seslerini duydu. Yerinden fırlayıp:</p>
<p>
	&ndash; Aşık şair, nasılsın? dedi.</p>
<p>
	&ndash; Yanılıyorsun.</p>
<p>
	&ndash; Hayır! Yanılmıyorum, sen aşıksın.</p>
<p>
	&ndash; Belki de!</p>
<p>
	Muhammed H&uuml;seyin otopsi dersine katılmadı. &quot;Bu derse katıldıktan sonra bir hafta kendimi toparlayamıyorum.&quot; diyordu. Bir insan bedeninin par&ccedil;alanmasına tahamm&uuml;l edemiyordu. Belki yarın, belki başka bir g&uuml;n kendisinin de b&ouml;yle olacağı d&uuml;ş&uuml;ncesi, &uuml;rpertiyordu onu.</p>
<p>
	Bu d&uuml;ş&uuml;nceler i&ccedil;indeyken Peri &ccedil;ıkageldi. &quot;Yine dalmışsın?!&quot; diyerek, kendisine gelmesini sağladı.</p>
<p>
	&quot;Hadi gidelim dedi, Muhammed H&uuml;seyin!&quot;</p>
<p>
	Behcetabad Parkı&#39;na gittiler. &quot;Buraya gelince &ccedil;ok rahatlıyorum. Kalbime g&uuml;&ccedil; ve ilham veriyor bu park.&quot; diyordu.</p>
<p>
	&ndash; Bu parkın hatıralarla dolmasını istiyorum; acı, tatlı ve boş hatıralarla.</p>
<p>
	&ndash; Neden acı hatıralar? Hatıralar tatlı olmalıdır. dedi Peri.</p>
<p>
	&ndash; Acı hatıralar da insanı ge&ccedil;mişine bağladığı i&ccedil;in tatlıdır. Hatıralar top yek&ucirc;n g&uuml;zeldir.</p>
<p>
	Parkta yavaş yavaş y&uuml;r&uuml;yorlardı. Muhammed H&uuml;seyin, Peri i&ccedil;in yazdığı şiiri ona okudu.</p>
<p>
	Peri&#39;nin heyecandan t&uuml;m bedeni titriyordu. &quot;Bu s&ouml;zler benim i&ccedil;in mi?! Bana mı?!&quot; diye şaşıyordu.</p>
<p>
	Muhammed H&uuml;seyin; &quot;Evet, senin i&ccedil;in; sadece senin i&ccedil;in.&quot; deyip ekledi:</p>
<p>
	&ndash; Ben aşkın y&uuml;celiğini severim, sonsuz olanını. Aşk sınırlı olursa, biter bir g&uuml;n. Y&uuml;z&uuml;ne aşık olursam, kısa zaman sonra yaşlılık bu y&uuml;z&uuml; değiştirir ve aşk biter.</p>
<p>
	&ndash; Anlamıyorum!</p>
<p>
	&ndash; Daha a&ccedil;ık s&ouml;yleyeyim: Cinsiyet &uuml;zerine kurulu aşkı sevmem. Cinsellik kokan aşklar habis aşktır. O zaman insan kendisinden ve aşkından nefret eder ve az &ouml;m&uuml;rl&uuml; olur.</p>
<p>
	&ndash; Belki haklısın!</p>
<p>
	&ndash; Bizim aşkımız sonsuzluğun aşkı olacak. Sende başka bir şeye, gizemli bir şeye aşığım ben. Belki bu aşktan dolayı bir g&uuml;n pişman bile olacağım. &quot;Neden sana aşık oldum?&quot; diye kendime sorup g&ouml;zyaşı d&ouml;keceğim. Ancak şimdi bu aşka muhtacım ben. Sen beni eğitiyor ve b&uuml;y&uuml;t&uuml;yorsun. Sen değil, senin i&ccedil;indeki gizem beni b&uuml;y&uuml;t&uuml;yor.</p>
<p>
	Peri, şaşkın ve hi&ccedil;bir şey anlamadan; &quot;Olabilir!&quot; diyebildi ancak.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	İki g&ouml;z yaşıyla bu gazeli yazdım sana</p>
<p>
	Belki bu vahşi ceylan ram olur bana.</p>
<p>
	Mutluluk sabahının umudu, gecenin ayrılığı</p>
<p>
	Sabah ağarıncaya dek ağarttı sa&ccedil;larımı.</p>
<p>
	Gen&ccedil;likten hayır g&ouml;rmeden aşkın kocalttı beni</p>
<p>
	Git ki kocayasın ey gen&ccedil;liğinden hayır g&ouml;rmemiş!</p>
<p>
	Visal şevkiyle yetiştirdim, buraya getirdim</p>
<p>
	Fidan b&uuml;y&uuml;d&uuml;, meyve başkalarına nasip oldu.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Senin g&ouml;nl&uuml;n&uuml; &ccedil;alıp bunca şiir hakkında yazılan biri ne kadar değerli biri olmalı?!</p>
<p>
	&Uuml;stat! Beni bunca sevmene rağmen benim i&ccedil;in hi&ccedil; şiir yazmadın.</p>
<p>
	Bunca insan, sana aşık ve hayran iken, sen de bir başkasına aşık isen, o insan &ccedil;ok değerli olmalı.</p>
<p align="center">
	***</p>
<p>
	Havalar iyice ısınmıştı. Tahran&#39;ın sıcak havası da artık kendisini iyiden iyiye hissettiriyordu.</p>
<p>
	Peri&#39;lerin kuzeyde, Hazar sahilinde yazlıkları vardı. Oraya gidiyorlardı. Seni de davet etti Peri, ancak kabul etmedin.</p>
<p>
	Peri&#39;nin babası albaydı. Fak&uuml;lteden izin alıp Peri&#39;yi de g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler. Onlar, seni Peri kadar severdi. Davete rağmen gitmeyi kabul etmedin ama, onlarla kalbin ve ruhun gitti.</p>
<p>
	Peri&#39;nin olmayışında, ruhun da sende yoktu &Uuml;stat!</p>
<p>
	Aslında Peri de gitmek istemiyordu, ayrılmak istemiyordu ama, senin ısrarlarını kıramadı.</p>
<p>
	Akşam olunca b&uuml;t&uuml;n keder ve acılar &uuml;zerine &ccedil;&ouml;km&uuml;ş, her şeyden kopmuş, Peri&#39;nin ayrılık acısıyla yanıyordun.</p>
<p>
	Arkadaşların bu h&acirc;lini g&ouml;r&uuml;nce, hocalara gidip sana izin kopardılar ve seni kuzeye yolladılar.</p>
<p>
	Peri&#39;lerin yazlığına gidişin de bir başkadır.</p>
<p>
	G&uuml;neş batmış, karanlık yeni &ccedil;&ouml;km&uuml;şt&uuml;. Issızlığı dalgaların sesi bozuyordu. Sen yazlığın bah&ccedil;e kapısında durup balkonda sazıyla son şiirini okuyan Peri&#39;yi dinliyordun. Dalga seslerine ayrılık acısıyla &ccedil;alınan sazın sesi eklenmiş, aşkın doruğuna taşıyordu Şehriyar&#39;ımızı.</p>
<p>
	Sazın tellerinden s&uuml;z&uuml;len aşk ahengi, şairimizin kalbini aşk miracına taşımıştı. D&ouml;n&uuml;ş, muhteşem.</p>
<p>
	Bu y&uuml;celikten Peri&#39;ye bir armağan gerekti ve o şairin dilinden d&ouml;k&uuml;lecek bir gazeldi:</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Sazınla can yakan bir seda olsun</p>
<p>
	Ta ki g&ouml;zlerinden yaşlar revan olsun.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Saz senin elinden kalbimin dertlerini s&ouml;yler</p>
<p>
	Şik&acirc;yetlerimi elindeki sazın telleri s&ouml;yler</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Sazının her telinde binlerce sır saklıdır</p>
<p>
	Korkarım a&ccedil;ılsın perdeler, d&ouml;k&uuml;ls&uuml;n sırlar</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Şehriyar g&ouml;zyaşı cevheriyle dilenmeye gelmiş</p>
<p>
	İşve ve nazından birazcık sadaka ister.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Kuzeyde g&uuml;nleriniz g&uuml;zel hatıralarla dolu, ancak visalin hicrana d&ouml;n&uuml;şeceğini kim bilebilirdi ki?</p>
<p>
	Peri de yazlıktan d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;. Ancak y&uuml;z&uuml;nde bir durgunluk ve h&uuml;z&uuml;n vardı; kederliydi. Her zamanki gibi hemen Muhammed H&uuml;seyin&#39;i aramadı. Tuhaftı bu h&acirc;li. Halbuki Muhammed H&uuml;seyin&#39;i g&ouml;rmeden edemezdi.</p>
<p>
	Muhammed H&uuml;seyin arayıp buldu onu:</p>
<p>
	&ndash; &Ccedil;ok durgunsun? dedi.</p>
<p>
	&ndash; Sana &ouml;yle geliyor! Yanılıyorsun.</p>
<p>
	&ndash; Hayır yanılmıyorum, bir h&acirc;ller olmuş sana! Behcetabad Parkı&#39;na gidelim biraz konuşuruz a&ccedil;ılırsın.</p>
<p>
	&ndash; Gidelim, iyi olur!</p>
<p>
	Parkta hep y&uuml;r&uuml;yorlar, başları aşağıda &uuml;zg&uuml;n ve isyank&acirc;r.</p>
<p>
	&ndash; Anlamıyorum, dedi Muhammed H&uuml;seyin.</p>
<p>
	&ndash; İnanamıyorum, bu vicdansızlıktır.</p>
<p>
	&ndash; General olmuş da bana ne?</p>
<p>
	&ndash; Babam albaydır, o ise general. Babamın &uuml;st&uuml;d&uuml;r, itaatsizlik edemez. Ben de istemiyorum, ama ne yapabilirim ki?</p>
<p>
	T&uuml;m umutlarını umut ağacının altında kaybetmiş, isyan dolu y&uuml;reklerle y&uuml;r&uuml;yorlardı.</p>
<p>
	Artık h&uuml;z&uuml;n dolu gurup vakti gelip &ccedil;atmıştı. Kızıl renge b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş g&uuml;neş, batışıyla yerini karanlığa bırakmış, hi&ccedil; sabah olmayacakmış gibi umut aydınlığı karanlığa b&uuml;r&uuml;nm&uuml;şt&uuml;. Y&uuml;r&uuml;yerek parktan &ccedil;ıkmış, Peri&#39;lerin evine doğru ilerliyorlardı.</p>
<p>
	Dudaklarından ara sıra d&ouml;k&uuml;len sayılı s&ouml;zc&uuml;klerden oluşan kısa c&uuml;mleler aşkın kutsallığını, umutsuzluğun umudunu, isyanının y&uuml;celiğini, vefasızlığın yakıcılığını ve acziyetin &ccedil;ekilmezliğini t&uuml;m ayrıntılarıyla yansıtıyordu.</p>
<p>
	Caddeler ne kadar da ruhsuzdu! Sokaklar ne kadar sıkıcı ve tuhaftı! Hi&ccedil; b&ouml;yle olmamıştı.</p>
<p>
	Ayrılıkla buluşmak i&ccedil;in ilerliyorlardı. Peri&#39;lerin evinin kapısına yetiştiler.</p>
<p>
	&ndash; Hadi git, dedi Muhammed H&uuml;seyin.</p>
<p>
	&ndash; Ayrılamam; seni &ccedil;ok seviyorum!</p>
<p>
	&ndash; İnanmıyorum.</p>
<p>
	&ndash; Seni yalnız bırakamam.</p>
<p>
	&ndash; Ruhumu yalnız bıraktıktan sonra, bedenim yalnız kalmış ne olur ki?</p>
<p>
	Muhammed H&uuml;seyin sırtını d&ouml;nerek y&uuml;r&uuml;meye başladı. Peri bir m&uuml;ddet dona kaldı. Nedense bir m&uuml;ddet sonra kendine gelip hızlı adımlarla Muhammed H&uuml;seyin&#39;e doğru y&uuml;r&uuml;d&uuml;.</p>
<p>
	Ayak seslerini tanımıştı. Ama geri d&ouml;n&uuml;p bakmadı.</p>
<p>
	Peri yetişip ellerini tuttu Muhammed H&uuml;seyin&#39;in ve:</p>
<p>
	&ndash; Seni evine kadar g&ouml;t&uuml;reyim, dedi.</p>
<p>
	&ndash; Ben giderim, kız değilim ki?</p>
<p>
	&ndash; Bunun kız-erkek olmakla ne ilgisi var?</p>
<p>
	Artık itiraz etmedi. &Ouml;yle y&uuml;r&uuml;yorlardı&#8230; Caddeleri ve sokakları ge&ccedil;ip Muhammed H&uuml;seyin&#39;in evine ulaştılar. Bu defa Muhammed H&uuml;seyin, Peri&#39;yi evine bırakmak i&ccedil;in tekrar geldikleri yolu geri d&ouml;nd&uuml;ler.</p>
<p>
	Bu birliktelik asla bitmesin istiyorlardı, ama ayrılmak zorundaydılar.</p>
<p>
	&ndash; Ben de ayrılmak istemem ama babam zor durumda kalacak. Babam i&ccedil;in senden ayrılmak zorundayım. Aslında senin i&ccedil;in de iyi olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sana da k&ouml;t&uuml;l&uuml;k etsinler istemem.</p>
<p>
	Denizlerin gelgitleri gibi bu iki aşığın gelgitleri de sabah g&uuml;neşi &ccedil;ıkıncaya kadar devam etmişti.</p>
<p>
	Kendilerine gelişleri g&uuml;neşin doğuşuyla oldu.</p>
<p>
	Muhammed H&uuml;seyin Peri&#39;yi evlerine bırakıp oradan ayrıldı ama, bu ayrılık ruhun bedenden ayrıldığı gibi yakıcıydı. Y&uuml;rekler ayrılık acısıyla tutuşuyordu. Artık vuslat umudu kalmamış, ayrılıkla tanışmışlardı.</p>
<p>
	Hatıralar dolu fak&uuml;lteyi son sınıfta iken bıraktı Muhammed H&uuml;seyin. Doktor olacaktı ama Peri&#39;siz neye yarar? Peri şiirleri onu mecnuna &ccedil;evirmişti. Dilden dile dolaşıyordu bu şiirler.</p>
<p>
	Bu d&ouml;nemde Şehriyar, zamanın bir&ccedil;ok &uuml;nl&uuml; şair ve edebiyat&ccedil;ısıyla tanıştı. &Uuml;n&uuml; artık t&uuml;m İran&#39;ı sarmıştı.</p>
<p>
	Dayanamadı ayrılığın acısına. Tahran&#39;ın cadde ve sokaklarını gezip durmaya başladı, belki bir yerde Peri&#39;yle karşılaşabilir diye.</p>
<p>
	Yine bir g&uuml;n vuslat umuduyla &ccedil;ıktığı umutsuz yolculuğunda Peri&#39;nin annesiyle karşılaştı. Sel&acirc;m verdi. Ayak&uuml;st&uuml; konuştular. G&ouml;z yaşları i&ccedil;inde gururunu ayaklar altına alarak; &quot;Son bir kez Peri&#39;yi g&ouml;reyim! Artık şimdi Bakan da olan General benim s&uuml;rg&uuml;n edilmemi istemiş, n&#39;olur son bir kez Peri&#39;nin y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;reyim!&quot; dedi Muhammed H&uuml;seyin.</p>
<p>
	Annesi kabul etti; &quot;Yarın akşam g&ouml;ndereceğim dedi, ama nereye gelsin?&quot;</p>
<p>
	&quot;Peri biliyor, hatıralarla dolu g&uuml;nlerimizi ge&ccedil;irdiğimiz Behcetabad Parkı&#39;nda buluşalım.&quot; dedi Muhammed H&uuml;seyin.</p>
<p>
	Ertesi g&uuml;n akşamın g&uuml;neşi kendini gizlemeden Behcetabad Parkı&#39;na geldi Muhammed H&uuml;seyin ve beklemeye koyuldu.</p>
<p>
	Peri&#39;nin annesi nedense evde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p taşındıktan sonra General&#39;in korkusundan Peri&#39;ye diyememişti bunu. Muhammed H&uuml;seyin bekliyordu, bekliyordu.</p>
<p>
	Her ge&ccedil;en an yılların acısını omuzlarına y&uuml;kl&uuml;yor, umutlarını t&uuml;ketiyordu. Ancak o, gecenin vuslat saati her anı olabilir d&uuml;ş&uuml;ncesiyle intizarını s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yordu. Peri&#39;nin geleceği noktaya g&ouml;zler dikilmiş, kalbindeki umutlar da gecenin t&uuml;kenişi gibi t&uuml;keniyordu.</p>
<p>
	İşte &Uuml;stat, bu t&uuml;kenişten doğan bir şiirin ebed&icirc;leştirdi senin hayatını. Anadilinde yazdığın bu şiirin inceliklerini anlamak i&ccedil;in Azer&icirc; olmak gerek.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ulduz sayarak g&ouml;zlemişem her gece yarı</p>
<p>
	Gec gelmededir yar, yine olmuş gece yarı</p>
<p>
	G&ouml;zler asılı, yok ne garaltı, ne de bir ses</p>
<p>
	Batmış gulağım, g&ouml;r ne d&uuml;ş&uuml;rmekdedi darı</p>
<p>
	Yatmış hamı, bir Allah uyaktır, daha bir men</p>
<p>
	Mennen aşağı kimse yok, ondan da yukarı</p>
<p>
	Gorhum budu yar gelmiye, birden yarıla s&uuml;bh</p>
<p>
	Bağrım yarılar, s&uuml;bh&uuml;m a&ccedil;ılma seni Tarı!</p>
<p>
	Tan ulduzu istir &ccedil;ıka, g&ouml;z yalvarır &ccedil;ıkma</p>
<p>
	O &ccedil;ıkmasa da, ulduzumun yoktu &ccedil;ıkarı</p>
<p>
	Gelmez, tanıram bahtımı, indi ağarar s&uuml;bh</p>
<p>
	Gaş bele ağardık&ccedil;a, daha baş da ağarı</p>
<p>
	Aşkın ki gararında vefa olmuyacakmış</p>
<p>
	Bilmem ki tebiet niye goymuş bu gararı?</p>
<p>
	Rişhendle gırcandı seher, s&ouml;yledi durma</p>
<p>
	Can korkusu var akşın, uduzdun bu kumarı</p>
<p>
	Oldum gara g&uuml;n, ayrılalı ol sarı telden</p>
<p>
	Bunca gara g&uuml;nlerdir eden rengimi sarı</p>
<p>
	G&ouml;zyaşları her yerden akarsa meni tuşlar</p>
<p>
	Deryaye bakar, bellidi &ccedil;ayların akarı</p>
<p>
	Ezbes meni yaprak kimi hicranda saraltıp</p>
<p>
	Baksan &ouml;z&uuml;ne sanki gızılg&uuml;ld&uuml;, gızarı</p>
<p>
	Mihrab-i şefekte &ouml;z&uuml;m&uuml; secdede g&ouml;rd&uuml;m</p>
<p>
	Gan i&ccedil;ere gemim yok, &uuml;z&uuml;m olsun sene sarı</p>
<p>
	Aşkı varıydı Şehriyar&#39;ın, g&uuml;ll&uuml; &ccedil;i&ccedil;ekli</p>
<p>
	Efsus, garayel esti, hezan oldu baharı</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Umut baharın hazana d&ouml;n&uuml;nce sabah olmuş, g&uuml;neş doğmuştu. Birka&ccedil; g&uuml;n ge&ccedil;meden s&uuml;rg&uuml;n emrin de &ccedil;ıkmıştı; artık hatıralardan ayrılman gerekiyordu. S&uuml;rg&uuml;n yerini kendin se&ccedil;tin, Nişabur&#39;a gidiyordun. Bu gidişin, Kemal&uuml;lm&uuml;lk gibi &uuml;nl&uuml; ressamla tanışmana sebep olmuştu; o da s&uuml;rg&uuml;n hayatı yaşıyordu.</p>
<p>
	Ona; &quot;Neden b&ouml;yledir?&quot; diye sordun.</p>
<p>
	O da, &quot;İran hep b&ouml;yleydi.&quot; dedi ve ekledi:</p>
<p>
	&quot;Başka yerde seni bulsalar değer verirler, ama despot &uuml;lkelerde şairler, sanat&ccedil;ılar ya hapiste, ya s&uuml;rg&uuml;nde ya da fakirlikte &ouml;l&uuml;p giderler.&quot;</p>
<p>
	S&uuml;rg&uuml;n hayatı daha bir yılını doldurmadan Şehriyar ayrılık acısını iyiden iyiye hissetmeye başladı ve hastalandı. &Ouml;l&uuml;m d&ouml;şeğinde can verecekken, bu &uuml;nl&uuml; şair izin alınarak Tahran&#39;a getirilip hastaneye yatırıldı.</p>
<p>
	&Ccedil;ok ge&ccedil;meden Peri gizli bir şekilde Şehriyar&#39;ı ziyaret eder ve bu g&ouml;r&uuml;şme Şehriyar&#39;ı iyileştirir, yine bir şiir sunulur aşkın vefasına inananlara. Bu şiir o g&uuml;nden bu g&uuml;ne dek İran halkının b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n ezberinde ve dilindedir. Şiir Fars&ccedil;a yazılmış olduğu i&ccedil;in terc&uuml;mesinin, orijinal letafet ve zarafetini yansıtamayacağını bilerek bir nebze olsun vefasızlığa sitem beyitlerini aşık kalplere sunmakta fayda g&ouml;r&uuml;yorum:</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Canım feda olsun sana, geldin ama şimdi niye?</p>
<p>
	Ey vefasız, şimdi ki takatsiz d&uuml;şt&uuml;m niye?</p>
<p>
	&#8230;&#8230;</p>
<p>
	Bug&uuml;n, yarın demene belki yetişmez &ouml;mr&uuml;m</p>
<p>
	Sana bug&uuml;n mihmanım ben, yarın niye?</p>
<p>
	&#8230;&#8230;</p>
<p>
	Nazlı yar, nazına bir &ouml;m&uuml;r gen&ccedil;lik vermişim</p>
<p>
	Git gen&ccedil;lere nazlan, yaşlanmış bana niye?</p>
<p>
	&#8230;&#8230;</p>
<p>
	Ey Şehriyar, sevgili olmadan &ccedil;ıkmazdın yola</p>
<p>
	Bu kıyamet yolculuğuna tenha niye?&#8230;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Hayat devam ediyordu ama solgun ve renksiz. Gen&ccedil;liğin heyecanı kalmamış, hazanın soğuk kışa d&ouml;n&uuml;ş&uuml;ndeki donukluk gibiydi sanki.</p>
<p>
	Artık hayatında Peri yoktu. O, General&#39;in eşi olmuştu, ancak sen onu hi&ccedil; unutmadın. &Uuml;nl&uuml; şair Saba; &quot;Evlen!&quot; dedi sana. Sen; &quot;Peri yoksa evlilik de yok!&quot; diyerek &ouml;mr&uuml;n&uuml;n sonuna kadar evlenmedin.</p>
<p>
	&Uuml;stat! Peri vefasızlık etti ancak, Muhammed H&uuml;seyin&#39;den edebiyat d&uuml;nyasına Şehriyar gibi bir g&uuml;neş kazandırdı bunun i&ccedil;in, ona t&uuml;m edebiyat d&uuml;nyası minnet bor&ccedil;ludur.</p>
<p>
	Peri, seni ve sende saklı olan irfan cevherini keşfetti, seni b&uuml;y&uuml;tt&uuml; ve derya etti.</p>
<p>
	İşte bu derya oluşunda, Ali gibi bir okyanusla buluştun ve mecaz aşktan hakik&icirc; aşka y&uuml;celdin.</p>
<p>
	Ayetullah Necef&icirc; Mar&#39;aş&icirc;, bir g&uuml;n Hz. Ali&#39;yi r&uuml;yasında g&ouml;r&uuml;r, gen&ccedil; bir şairin elini tutmuş, cennet kapısında; &quot;&Ouml;nden sen!&quot; diyor &quot;Şehriyar!&quot;</p>
<p>
	Şehriyar&#39;ı hi&ccedil; duymamıştı, bu r&uuml;yadan sonra Şehriyar&#39;la tanıştı ve l&uuml;tuf nazarı hep &uuml;zerinde oldu.</p>
<p>
	Aşk y&uuml;reğini yakmıştı senin &Uuml;stat! Ama bu yakış seni tam ayar altın h&acirc;line getirdi ve sen artık şairlikle birlikte ariftin&#8230;</p>
<p>
	Ayrılık g&uuml;nlerinde; &quot;Ben seyyidim ve bu, General&#39;i hel&acirc;k edecektir.&quot; demiştin, nitekim &ouml;yle de oldu. O, hayatından hayır g&ouml;rmedi, Peri ise hi&ccedil; unutamadığı aşkından dolayı hep ızdırap &ccedil;ekti.</p>
<p>
	Yıllar ge&ccedil;mişti &Uuml;stat! Bir g&uuml;n Peri&#39;den bir mektup aldın ve cevap olarak bir şiir yazdın; bu şiirde tek bahsetmediğin konu Peri konusuydu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; artık Peri&#39;yle bulduğun aşkın k&ouml;lesi olmuştun, Peri&#39;nin değil. Mevlana&#39;nın Şems&#39;e olan aşkı gibi. &Uuml;stat! Ne yazık ki bug&uuml;n&uuml;n aşıklarında o aşktan bir haber kalmamış, bug&uuml;n&uuml;n aşklarında s&ouml;z edilmeyen tek şey Allah&#39;tır. Halbuki senin Peri&#39;ye aşkında Allah aşkı vardı.</p>
<p>
	&Uuml;stat! Senin Allah&#39;a olan aşkın vasfedilemez.</p>
<p>
	Fenadan bekaya y&uuml;celişin, anlatılmaz bir miracın armağanıdır.</p>
<p>
	Peygamber ve Ali aşkına gelince, belki seni farklı kılan en &ouml;nemli &ouml;zelliğindir.</p>
<p>
	Ali i&ccedil;in yazdığın şiir, t&uuml;m maşukları kıskandıracak bir şaheserdir.</p>
<p>
	&Uuml;stat! şimdi ismin ve eserlerin bir &ccedil;ok dillere terc&uuml;me edilmiş &uuml;n&uuml;n d&uuml;nyanın bir &ccedil;ok yerine ulaşmış hele T&uuml;rk d&uuml;nyası adınla onur duymaktadır.</p>
<p>
	Her gece senin yokluğuna ağlarım g&ouml;z yaşı d&ouml;kerim. Seni andık&ccedil;a Ali hakkında yazdığın şiiri okuyup teselli buluyorum.</p>
<p>
	Alinin kuyulara anlattığı dertlerin terc&uuml;manısın sanki!</p>
<p>
	Şiirlerinle g&ouml;z yaşlarımı silsene &uuml;stad!</p>
<p>
	Artık Şehriyar denince, bu şiir seni anlatıyor.</p>
<p>
	Sen, maşukunda fena buldun, onunla beka diyarını satın aldın. Sen yoksun ama Ali şiirin var, H&uuml;seyin şiirin var ve diğer eserlerin.</p>
<p>
	&#8230; tarihi fena &acirc;leminden beka diyarına y&uuml;celişin. Milyonların g&ouml;nl&uuml;nde, şairler makberinde ve anayurdun Tebriz&#39;de ebedi istirahatındasın yinede t&uuml;m nesillere ve zamanlara &nbsp;ilham kaynağı oluyorsun &Uuml;stat!</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ruh&#39;un şad olsun. Ali ve H&uuml;seyin şefaat&ccedil;in..</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/acem-sairi-sehriyar/">Acem Şairi Şehriyar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mim Şehri</title>
		<link>https://www.caferilik.com/mim-sehri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3235</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzanmışta yatıyor, bir k&#252;&#231;&#252;c&#252;k selvi Tazecik minik kalbi kan sızıyor belli Sıkılı bir yumruk, bir şey saklıyor belki Avucunda bir taş, &#34;Mehdi&#34; neferi bil ki &#160; On ikiydi yaşı, bir k&#252;&#231;&#252;c&#252;k &#231;ocuktu &#214;l&#252;m ile her g&#252;n saklamba&#231; oynuyordu O hep b&#246;ylesine gidecek sanıyordu &#34;Kaim&#34; beyaz atında gelecektir diyordu &#160; İstemezdi &#246;l&#252;m&#252; Mehdi&#39;yi g&#246;rmeden G&#246;r&#252;p nur [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/mim-sehri/">Mim Şehri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>
	Uzanmışta yatıyor, bir k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k selvi</p>
<p>
	Tazecik minik kalbi kan sızıyor belli</p>
<p>
	Sıkılı bir yumruk, bir şey saklıyor belki</p>
<p>
	Avucunda bir taş, &quot;Mehdi&quot; neferi bil ki</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	On ikiydi yaşı, bir k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k &ccedil;ocuktu</p>
<p>
	&Ouml;l&uuml;m ile her g&uuml;n saklamba&ccedil; oynuyordu</p>
<p>
	O hep b&ouml;ylesine gidecek sanıyordu</p>
<p>
	&quot;Kaim&quot; beyaz atında gelecektir diyordu</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	İstemezdi &ouml;l&uuml;m&uuml; Mehdi&#39;yi g&ouml;rmeden</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;p nur cemalin, y&uuml;zlerinden &ouml;pmeden</p>
<p>
	&Ouml;l&uuml;m bu! Taze canlar sever; se&ccedil;er hepden</p>
<p>
	Bazan Kerbela&#39;dan, bazen Filistin&#39;den</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Bir kelime sıkışmış kalmış dudağında</p>
<p>
	Bir kemiğe benzer minicik kursağında</p>
<p>
	Kanın rengi vardır diken batmış g&ouml;z&uuml;nde</p>
<p>
	Ekber aksi vardır g&uuml;l kurusu y&uuml;z&uuml;nde</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Kalkmadı kolları son hamleyi yapmaya</p>
<p>
	Alemdar misali kesik kol savaşmaya</p>
<p>
	Zaman yok ve derman yok tekrar taş atmaya</p>
<p>
	En son kurşunu zalime fırlatmaya</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Minik bedeni toza toprağa bulanmış</p>
<p>
	G&ouml;ğ&uuml;n melekleri t&uuml;mden başına toplanmış</p>
<p>
	Meleklere durmadan oh edip dert yanmış</p>
<p>
	&quot;Kaim inip g&ouml;kten &ouml;c&uuml;n&uuml; alacakmış</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ne olur bir g&ouml;r&uuml;n bulutların ardından</p>
<p>
	Kov bu zalimleri mazlumların yurdundan</p>
<p>
	O zaman d&uuml;şer taş yaralı avucundan</p>
<p>
	Muhammed Cemal de g&uuml;l&uuml;mser mezarından</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ey en b&uuml;y&uuml;k devrimci neden gelmiyorsun?</p>
<p>
	Z&uuml;lfikar kuşanıp Z&uuml;lcenah binmiyorsun?!</p>
<p>
	H&uuml;seyn&#39;in kanını yerden kaldırmıyorsun?</p>
<p>
	Anan Zehra&#39;nın acısın dindirmiyorsun?</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h5 style="text-align: right;">
	ALİ AVNİ SİLLELİ</h5>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/mim-sehri/">Mim Şehri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahilde Bir Çakıl Taşı&#8230;</title>
		<link>https://www.caferilik.com/sahilde-bir-cakil-tasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3236</guid>

					<description><![CDATA[<p>S. SECCAD KARAKUŞ &#160; &#199;eşitli kitap veya dergilerde İsl&#226;m dini hakkında g&#246;r&#252;ş bildiren, bu arada İsl&#226;m&#39;dan &#246;vg&#252;yle bahseden Hıristiyan d&#252;ş&#252;n&#252;r ve yazarlara rastlamışsınızdır, muhakkak. Bu y&#252;zden bu gibi yazılar bizleri şaşırtmamaktadır. Ancak bu t&#252;r yazılar &#231;eşitli a&#231;ılardan kaleme alınmış olduğundan, bazen M&#252;sl&#252;man halk i&#231;in ilgin&#231; ve ilgi &#231;ekici olabiliyor. Bu arada Arap Hıristiyan d&#252;ş&#252;n&#252;r ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/sahilde-bir-cakil-tasi/">Sahilde Bir Çakıl Taşı&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	S. SECCAD KARAKUŞ</h5>
<h1 align="center">
	&nbsp;</h1>
<p>
	&Ccedil;eşitli kitap veya dergilerde İsl&acirc;m dini hakkında g&ouml;r&uuml;ş bildiren, bu arada İsl&acirc;m&#39;dan &ouml;vg&uuml;yle bahseden Hıristiyan d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r ve yazarlara rastlamışsınızdır, muhakkak. Bu y&uuml;zden bu gibi yazılar bizleri şaşırtmamaktadır. Ancak bu t&uuml;r yazılar &ccedil;eşitli a&ccedil;ılardan kaleme alınmış olduğundan, bazen M&uuml;sl&uuml;man halk i&ccedil;in ilgin&ccedil; ve ilgi &ccedil;ekici olabiliyor.</p>
<p>
	Bu arada Arap Hıristiyan d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r ve yazarların ayrı bir yeri vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar, diğer Hıristiyanlara kıyasla İsl&acirc;m hakkında sağlıklı bilgi edinme noktasında daha şanslıdırlar. Y&uuml;zyıllar boyunca Arap ve İsl&acirc;m topraklarında -&ouml;zellikle Filistin ve L&uuml;bnan&#39;da- ana dilleri Arap&ccedil;a olan Hıristiyanlar yaşaya gelmiştir.</p>
<p>
	Arap Hıristiyan d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rler, İsl&acirc;m&#39;ı tanımak i&ccedil;in birinci elden kaynaklardan yararlanma imk&acirc;nına sahiptirler. Onlar Kur&#39;&acirc;n, Nehc&#39;&uuml;l-Bel&acirc;ğa gibi kaynakları ve İsl&acirc;m tarihiyle ilgili temel eserleri asıl Arap&ccedil;a metninden okuyabilmekte, b&ouml;ylece İsl&acirc;m dini hakkında daha sağlam bilgiler edinebilmekte ve daha sağlıklı araştırma yapabilmekteler. Cebran Halil Cebran, Mihail Nuayme gibi &uuml;nl&uuml; Hıristiyan yazarların İsl&acirc;m hakkındaki g&ouml;r&uuml;şleri meşhurdur. Doktor S&uuml;leyman Kattan&icirc; ve Doktor M&uuml;nif Musa&#39;nın İmam Ali (a.s) ve İmam H&uuml;seyin (a.s) hakkındaki yazı ve konferansları okumaya ve duymaya değer. Marun Abbud&#39;un da Resul-i Ekrem (s.a.a) hakkındaki methiyesi de &ouml;yle.</p>
<p>
	Ancak b&uuml;t&uuml;n bunlardan &ccedil;ok daha &ouml;nemlisi, Hıristiyan bir şairin İsl&acirc;m tarihini, Arap tarihinin en b&uuml;y&uuml;k hamaseti (kahramanlık destanı) olarak şiire d&ouml;k&uuml;p 300 sayfayı bulan bir eser meydana getirmesi ve bu hamasetin en &ouml;nemli b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; de &quot;Gadir Bayramı&quot; bilerek eserinin adını da <strong>&quot;İyd&#39;ul-Gad&icirc;r&quot; (Gadir Bayramı)</strong><a href="#_edn1" name="_ednref1" title="">[1]</a> koymasıdır.</p>
<p>
	Arap Hıristiyan şair Pavlus Sel&acirc;me, bu eserini 17 yıl &ouml;nce (H. 1406/M. 1986) yayınlamıştır. Bu eser yayınlandığı g&uuml;nden itibaren hem i&ccedil;erdiği g&uuml;zel şiirleri, hem konusu ve hem de sunuş yazısıyla y&uuml;zlerce M&uuml;sl&uuml;man ve Hıristiyan okurun dikkatini &ccedil;ekmiştir. Pavlus Sel&acirc;me&#39;nin bu kitapta 50&#39;ye yakın kasidesi vardır. Bu kasidelerde Resul-i Ekrem&#39;in doğum &ouml;ncesinden başlayarak Kerbel&acirc; faciasını ve Kerbel&acirc; esirlerinin Şam ve K&ucirc;fe&#39;de uğradıkları mezalimi dillendirmiştir. İlk kasidesi y&uuml;ce Allah&#39;a yalvarış ile başlayıp İmam Ali&#39;nin &ouml;vg&uuml;s&uuml;yle bitmektedir. Yine y&uuml;ce Allah&#39;a yalvarışla başlayan son kasidesinde ise şair, &Uuml;meyye Oğulları hakkındaki g&ouml;r&uuml;şlerini dile getirdikten sonra İmam Ali&#39;ye hitap ederek bu kasideleri yazmakla meşgul olduğu sıradaki rahatsızlığı ve hastalığına değinip Hz. İsa, Hz. Muhammed (s.a.a), Hz. Ali ve İmam H&uuml;seyin&#39;e uyarak hastalığından dolayı &ccedil;ektiği acılara karşı sabrettiğini ifade etmektedir.</p>
<p>
	Pavlus Sel&acirc;me, eserinin &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&quot;Bug&uuml;n Arap d&uuml;nyasının en b&uuml;y&uuml;k gereksinimi, tarihinin kahramanlarını tanıyıp onlara uymaktır. Bu kahramanların başında ise Ali gelmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onda olan şecaat, yiğitlik, beceri ve liyakat diğer hi&ccedil;bir kahramanda g&ouml;r&uuml;lmemiştir. Nitekim hi&ccedil;bir kimse de, zalimler karşısında H&uuml;seyin gibi yiğit&ccedil;e bir kıyam ger&ccedil;ekleştirmemiştir.</p>
<p>
	Sonra ş&ouml;yle ekliyor:</p>
<p>
	&quot;Bu ikisine de şaşmamak gerek. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; birincisi Muhammed&#39;in b&uuml;y&uuml;t&uuml;p eğittiği bir kahraman, ikincisi ise Muhammed&#39;in ciğerparesidir.&quot;</p>
<p>
	Şairin ifade ettiğine g&ouml;re, bu eseri meydana getirmesi tam 6 ay s&uuml;rm&uuml;ş. Bu altı ayın &uuml;&ccedil; ayını İsl&acirc;m tarihi kaynaklarını m&uuml;tal&acirc;a etmekle ge&ccedil;irmiş. &Ouml;nyargısız bir eser meydana getirebilmek i&ccedil;in de daha &ccedil;ok Ehl-i S&uuml;nnet kaynaklarına başvurmuştur. &Uuml;&ccedil; ay s&uuml;ren bu derin ve kapsamlı araştırmasından sonra da, &uuml;&ccedil; ay da kasideleri yazması s&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Bu, her iki g&uuml;nde bir kaside yazmıştır, demektir. Kasideleri vezin bakımından aynı vezinde olmasına karşın, kafiyeleri değişmektedir. Hastalığı dikkate alındığında eserinin sonundaki şu s&ouml;z&uuml;ne hak vermemek elde değildir:</p>
<p>
	&quot;Eğer hastalık g&uuml;&ccedil;s&uuml;z d&uuml;ş&uuml;rmeseydi beni / M&uuml;tenebbi ve Buhtur&icirc;<a href="#_edn2" name="_ednref2" title="">[2]</a> ayağımın tozuna dahi yetişemezlerdi.&quot;</p>
<p>
	Şair, okuyucuların kafasında oluşabilecek bir soruyu da &ouml;ng&ouml;rerek ş&ouml;yle yazıyor:</p>
<p>
	&quot;Bazı okuyucular; &#39;İsl&acirc;m&icirc; bir kahramanlık destanını şiire d&ouml;kmekten bu Hıristiyan adama ne?!&#39; diyebilirler. Bunlara ş&ouml;yle diyorum: Evet ben Hıristiyanım ama, tarih b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya aittir. Ben Hıristiyanım ama, d&uuml;nyaya dar bir pencereden bakmıyorum. D&uuml;nyayı olduk&ccedil;a geniş bir g&ouml;zeriminden seyrediyorum. Ben g&ouml;r&uuml;n&uuml;rde bir putperest (Budist) olan Gandih&#39;i bir kıddis olarak g&ouml;r&uuml;yorum. <strong>B&uuml;t&uuml;n yaratıkların Allah&#39;ın ıyali olduğuna</strong><a href="#_edn3" name="_ednref3" title="">[3]</a> inanıyorum. <strong>Takva ve Allah&#39;a yakınlık dışında hi&ccedil;bir Arab&#39;ın Arap olmayana karşı bir &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; olmadığına</strong><a href="#_edn4" name="_ednref4" title="">[4]</a> inanıyorum.&quot;</p>
<p>
	&quot;Evet, ben Hıristiyanım ama, b&uuml;t&uuml;n yer k&uuml;resinde milyonlarca insanın g&uuml;nde beş kez adını saygı ile andıkları<a href="#_edn5" name="_ednref5" title="">[5]</a> insanın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; karşısında eğiliyorum. &Ouml;yle ulu bir insandır ki o, b&uuml;t&uuml;n Adem ve Havva oğulları arasında ondan daha y&uuml;ce ve daha evrensel bir başkası yok. O ki doğumuyla cahiliye karanlıklarını yardı ve &uuml;zerinde nurlu harflerle <strong>&#39;L&acirc; il&acirc;he illallah&#39;</strong> yazılı olan tevhit bayrağını dalgalandırarak &acirc;leme ışık sa&ccedil;tı.&quot;</p>
<p>
	&quot;Yine bazıları, İsl&acirc;m Peygamberi&#39;nin onca ashabı i&ccedil;inde, neden Ali&#39;yi se&ccedil;ip onun kahramanlık destanını yazdığımı sorabilirler. Bu soruya verilecek en iyi cevap, bu şiirlerimdir. Kaldı ki bu şiirler, M&uuml;sl&uuml;manların adını andıklarında <strong>&#39;radıyallahu anh, kerremellahu vecheh ve aleyhissel&acirc;m&#39;</strong><a href="#_edn6" name="_ednref6" title="">[6]</a> gibi ifadelerle saygı duydukları; Hıristiyanların, toplantılarında hikmetli s&ouml;zlerinden &ouml;rnek verdikleri, takvası ve al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml;l&uuml;ğ&uuml; karşısında eğildikleri; zahitlerin, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rlerin ve hatiplerin hayranı oldukları bir insanın y&uuml;celiklerinden bir nebzedir sadece. Tarihte y&uuml;zlerce kişinin, b&uuml;y&uuml;k bir sapıklık olduğu h&acirc;lde ona il&acirc;hlık yakıştırmasında bulunmaları da onun y&uuml;ce şahsiyetini ve insanların ona olan aşk ve hayranlıklarını g&ouml;stermektedir.&quot;</p>
<p>
	Pavlus Sel&acirc;me s&ouml;zlerini ş&ouml;yle s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor:</p>
<p>
	&quot;Siz bana Şi&icirc; de diyebilirsiniz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; eğer Şi&icirc;lik, Ali ve pak Ehlibeyti&#39;ni sevmek, zulme karşı ayaklanmak ve tarih boyunca İmam H&uuml;seyin ve evl&acirc;tlarının uğradıkları mezalim ve musibetlere &uuml;z&uuml;lmek ve mahzun olmak ise, evet ben Şi&icirc;yim.&quot;</p>
<p>
	&quot;Ey Ebu&#39;l-Hasan (Ali)! Benim şiirim senin engin denizinin sahilindeki bir &ccedil;akıldan ibarettir. Ancak bu &ccedil;akıl, senin H&uuml;seyin&#39;inin aziz kanıyla boyanmıştır. O h&acirc;lde, bu hamas&icirc; şiiri kabul buyur ve ebediyet cennetinin tahtından, kalemini senin adınla şereflendiren şu g&uuml;&ccedil;s&uuml;z adama bir nazar eyle!&quot;</p>
<p>
	Bu kitapta &quot;Gadir G&uuml;n&uuml;&quot;n&uuml;n dışında İmam Ali&#39;nin cihadı, Havari&ccedil; (Haric&icirc;ler) fitnesi ve İmam&#39;ın Hz. Fatıma&#39;yla evlenmesi de şiir diliyle anlatılmıştır. Ancak &quot;Yevm&#39;&uuml;l-Gad&icirc;r&quot; (Gadir G&uuml;n&uuml;) adlı kasidesi bu eserin en g&uuml;zel kasidelerindendir.</p>
<p>
	Şair, şiirlerine d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; dipnotlarda Ebu&#39;l-Feda Mes&#39;ud&icirc;, Taber&icirc;, İbn-i Esir ve İbn-i Hallikan gibi tarih&ccedil;ilerden naklen bazı a&ccedil;ıklamalara da yer vermiştir ki İsl&acirc;m tarihine aşina olmayanlar da yeterince yararlanabilsinler.</p>
<p>
	Bu eserin son beyitlerinde Hıristiyanlar hakkındaki bazı Kur&#39;&acirc;n ayetlerine de işaret ediyor. Hani buyuruyor ya:</p>
<p>
	<strong>&quot;İnsanlar i&ccedil;inde m&uuml;minlere d&uuml;şmanlıkta en şiddetli olanların Yahudiler ve Allah&#39;a ortak koşanlar olduğunu g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n. M&uuml;minlere sevgice en yakın olanların da, &#39;Biz Hıristiyanız.&#39; diyenler olduğunu&nbsp; g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n. Bu, onların arasında keşişler ve rahiplerin varolmasından ve onların b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k taslamadıklarından dolayıdır. Peygamber&#39;e indirileni (Kur&#39;an&#39;ı) işittikleri zaman, ger&ccedil;eği tanımalarının sonucu olarak g&ouml;zlerinden yaşlar akarken onların ş&ouml;yle dediklerini g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n: &#39;Ey Rabbimiz, inandık, bizi de (ger&ccedil;eğe) şahit olanlar arasında yaz.&nbsp; Rabbimizin bizi iyi kullar arasına katacağını umarken Allah&#39;a ve bize gelen ger&ccedil;eğe ni&ccedil;in inanmayalım?&#39; B&ouml;ylece Allah onları bu s&ouml;zlerinden dolayı altlarından ırmaklar akan i&ccedil;lerinde temelli olarak kalacakları cennetler ile &ouml;d&uuml;llendirdi. Bu, iyi kulların m&uuml;k&acirc;fatıdır.&quot;</strong><a href="#_edn7" name="_ednref7" title="">[7]</a></p>
<p>
	Evet, bu ayetlerde s&ouml;z&uuml; edilen Hıristiyanmlar, hi&ccedil; kuşkusuz, Pavlus Sel&acirc;me gibileridir ki eserinin son beyitlerinde ş&ouml;yle diyor:</p>
<p>
	&quot;Ben yiğitlik, ilham, adalet ve g&uuml;zel ahl&acirc;k aşığıyım. Evet, Ali peygamber değildi ama, ahl&acirc;kı peygamber ahl&acirc;kıydı. Ey y&uuml;ce Tanrım! Sen b&uuml;t&uuml;n &acirc;lemlerin Rabbisin. Şefkat ve rahmetini b&uuml;t&uuml;n &acirc;lemlere indir ve elimin yazdığı bu eserin sevabını&nbsp; şu g&ouml;zleri yaşlı kuluna ulaştır! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu eser &ouml;yle bir insanın anısına yazılmış ki yaratılış &acirc;lemi, T&acirc;h&acirc;&#39;dan (Hz. Muhammed) sonra onun gibi birini g&ouml;rmemiştir. Ey g&ouml;k, şahit ol ve ey yer, al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml;l&uuml;kle ikrar et ki ben Ali&#39;yi andım.&quot;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="edn1">
<p>
			<a href="#_ednref1" name="_edn1" title="">[1]</a>&#8211; Pavlus Sel&acirc;me, Iyd&#39;&uuml;l-Gad&icirc;r, Dar&#39;ul-Kitab el-L&uuml;bnan&icirc;, Beyrut, 1986.</p>
</p></div>
<div id="edn2">
<p>
			<a href="#_ednref2" name="_edn2" title="">[2]</a>&#8211; M&uuml;tenebb&icirc; ve Buhtur&icirc;: Abbas&icirc; d&ouml;neminin &uuml;nl&uuml; iki şairi.</p>
</p></div>
<div id="edn3">
<p>
			<a href="#_ednref3" name="_edn3" title="">[3]</a>&#8211; Peyamber&#39;den nakledilen bir hadisin i&ccedil;eriği.</p>
</p></div>
<div id="edn4">
<p>
			<a href="#_ednref4" name="_edn4" title="">[4]</a>&#8211; Yine Peyamber&#39;den nakledilen bir hadisin i&ccedil;eriği.</p>
</p></div>
<div id="edn5">
<p>
			<a href="#_ednref5" name="_edn5" title="">[5]</a>&#8211; M&uuml;sl&uuml;manların g&uuml;nde beş kez okudukları ezan ve kıldıkları namazlarında Hz. Muhammed&#39;in peygamberliğine şahadet getirmelerine işaret ediyor.</p>
</p></div>
<div id="edn6">
<p>
			<a href="#_ednref6" name="_edn6" title="">[6]</a>&#8211; Genellikle Şi&icirc; M&uuml;sl&uuml;manlar, Hz. Ali&#39;nin adını andıklarında &quot;aleyhissel&acirc;m&quot;, S&uuml;nn&icirc; M&uuml;sl&uuml;manlar da &quot;kerremellahu vecheh&quot; veya &quot;radıyallahu anh&quot; derler.</p>
</p></div>
<div id="edn7">
<p>
			<a href="#_ednref7" name="_edn7" title="">[7]</a>&#8211; Maide, 82-85.</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/sahilde-bir-cakil-tasi/">Sahilde Bir Çakıl Taşı&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yâ Fâtıma</title>
		<link>https://www.caferilik.com/ya-fatima/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3237</guid>

					<description><![CDATA[<p>Musa AYDIN &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; F&#226;tıma, y&#226; F&#226;tıma, ruhumuz y&#226; F&#226;tıma C&#226;nımız c&#226;n&#226;nımız, onurumuz d&#226;ima &#160; Bir g&#252;neştin, Mekke ufkunda doğdun F&#226;tıma Nurun ile zulmeti, zulm&#252; boğdun F&#226;tıma &#160; Ey n&#252;b&#252;vvet bağının, aşk ıtırlı şahg&#252;l&#252; Aşığız biz ıtrına, ey Resul&#39;&#252;n Bet&#251;l&#39;&#252; &#160; Ey rız&#226;sı Allah&#39;ın rız&#226;sı ey F&#226;tıma Sevgisi Hak İsl&#226;m&#39;ın es&#226;sı ey F&#226;tıma &#160; Ey Allah&#39;ın [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ya-fatima/">Yâ Fâtıma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="margin-left: 28.35pt; text-align: right;">
	Musa AYDIN</h5>
<p>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; F&acirc;tıma, y&acirc; F&acirc;tıma, ruhumuz y&acirc; F&acirc;tıma</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	C&acirc;nımız c&acirc;n&acirc;nımız, onurumuz d&acirc;ima</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Bir g&uuml;neştin, Mekke ufkunda doğdun F&acirc;tıma</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Nurun ile zulmeti, zulm&uuml; boğdun F&acirc;tıma</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey n&uuml;b&uuml;vvet bağının, aşk ıtırlı şahg&uuml;l&uuml;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Aşığız biz ıtrına, ey Resul&#39;&uuml;n Bet&ucirc;l&#39;&uuml;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey rız&acirc;sı Allah&#39;ın rız&acirc;sı ey F&acirc;tıma</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Sevgisi Hak İsl&acirc;m&#39;ın es&acirc;sı ey F&acirc;tıma</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey Allah&#39;ın haremi, habibesi F&acirc;tıma</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&quot;Babasının annesi&quot;, n&acirc;ibesi F&acirc;tıma</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey n&uuml;b&uuml;vvet meyvesi, ey vel&acirc;yet zevcesi</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey im&acirc;met annesi, ey tah&acirc;ret zirvesi</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Sen tah&acirc;ret m&uuml;lk&uuml;n&uuml;n &quot;İsmet-i K&uuml;br&acirc;&quot;sısın</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Vel&acirc;yet sem&acirc;sının parlayan Zehra&#39;sısın</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	F&acirc;tıma ey &quot;Zekiyye&quot;, F&acirc;tıma ey &quot;Merziye&quot;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	F&acirc;tıma ey &quot;T&acirc;hira&quot;, F&acirc;tıma ey &quot;R&acirc;ziye&quot;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&quot;M&uuml;b&acirc;reke&quot; F&acirc;tıma, k&acirc;in&acirc;t vurgun sana</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey &quot;Muhaddese&quot; ana, &quot;H&acirc;niye&quot;sin her cana</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&quot;Sıddıkat-&uuml;ş Şehide&quot;, ey &quot;Zehr&acirc;y-ı Merziye&quot;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey cennetin niş&acirc;nı, &quot;Huriyyet-&uuml;l İnsiyye&quot;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Fazlına ş&acirc;hid senin Kur&#39;&acirc;n&#39;daki &acirc;yetler</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	V&uuml;cudunda saklıdır, nice sırlar, hikmetler</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey nik&acirc;hı sem&acirc;da, Hak eliyle kıyılan</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Yolunuz hak yoludur, başkası hepten yalan</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey hilkatin cevheri, Ehl-i Beyt&#39;in mihveri</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey insanlık &ouml;rneği, ey kadınlar serveri</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Hay&acirc;, takv&acirc;&nbsp; tims&acirc;li, ilim irf&acirc;n kem&acirc;li</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	B&uuml;t&uuml;n &acirc;lem i&ccedil;inde, eşin Murtez&acirc; Ali</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&Acirc;şıkların bezminde şem-i mahfil F&acirc;tıma</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Tufanlı deryalara sensin s&acirc;hil F&acirc;tıma</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	İmrendirdin &acirc;lemi, y&uuml;kseldiğin r&uuml;tbeyle</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	R&uuml;sv&acirc; ettin z&acirc;limi, okuduğun hutbeyle</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ey hakikat madeni, ey izzetin mektebi</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Takdim ettin &acirc;leme, Hasaneyn&#39;i, Zeyneb&#39;i</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Ger&ccedil;i soldu Muhsin&#39;in, a&ccedil;ılmamış g&uuml;l iken</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Hakkın delili oldu, zalim g&ouml;z&uuml;nde diken</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Zulme kıy&acirc;m dersini, mazl&ucirc;mlar senden aldı</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Aşkın y&uuml;ce sırrını, &acirc;şıklar sende buldu</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Sen ey Y&uuml;ce Allah&#39;ın mucizesi, &acirc;yeti</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Sen ey Arş&#39;ın ziyneti, sen ey Hakk&#39;ın rahmeti</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Bir aynasın ki sende, Hak eyledi tecell&icirc;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Aldı c&uuml;mle evliy&acirc;, senden ders-i tevell&icirc;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	B&uuml;t&uuml;n g&uuml;zel sıfatlar, sende buldu kendini</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Fazlın coştu sığmadı, yıktı s&ouml;z&uuml;n bendini</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Tanıyamaz hakkıyla seni asla &acirc;lemler</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Yazamaz ki fazlını, &acirc;lemdeki kalemler</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Sevgin benim serm&acirc;yem, k&acirc;in&acirc;ta değişmem</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Bu sevgiyle bir anı, bir hayata değişmem</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	Sonsuz sel&acirc;m sana ey vesiley-i sel&acirc;met</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&Acirc;şıkların bekliyor, senden medet, in&acirc;yet</p>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<h1>
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</h1>
<p style="margin-left:28.35pt;">
	&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/ya-fatima/">Yâ Fâtıma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaside-yi Fatıma</title>
		<link>https://www.caferilik.com/kaside-yi-fatima/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3238</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#160; Ey Hacer&#226;n!.. Es-sel&#226;m!.. Bir hik&#226;yet edeyim Sırr-ı &#34;Nefsin Vahide&#34;, p&#252;r vik&#226;yet edeyim &#160; Dediler &#194;dem&#39;dir bu, topraktan yaratılmış İlm-i ledun babında, ism ile donatılmış &#160; Sormazmısın ya Havva, hangi cevher nurudur?! &#194;b-ı Kevser havzında, F&#226;tıma zuhurudur &#160; Ne topraktan, ne etten, hilkati Vahidetten Haberini sudan sor, s&#246;yler kadr-&#252; kıymetten &#160; G&#246;rmez misin ey [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kaside-yi-fatima/">Kaside-yi Fatıma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>
	&nbsp;</h1>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ey Hacer&acirc;n!.. Es-sel&acirc;m!.. Bir hik&acirc;yet edeyim</p>
<p>
	Sırr-ı &quot;Nefsin Vahide&quot;, p&uuml;r vik&acirc;yet edeyim</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Dediler &Acirc;dem&#39;dir bu, topraktan yaratılmış</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	İlm-i ledun babında, ism ile donatılmış</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Sormazmısın ya Havva, hangi cevher nurudur?!</p>
<p>
	&Acirc;b-ı Kevser havzında, F&acirc;tıma zuhurudur</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Ne topraktan, ne etten, hilkati Vahidetten</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Haberini sudan sor, s&ouml;yler kadr-&uuml; kıymetten</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	G&ouml;rmez misin ey nalan, fuzulide z&acirc;re su</p>
<p>
	Fatıma&#39;dır &ccedil;&uuml;n sebeb, c&uuml;mle derde &ccedil;&acirc;re su</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Nasıl ki Muhammed&#39;e mukaddem Neb&icirc; &Acirc;dem</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Havva&#39;ya da &ouml;ylece F&acirc;tıma şibh-i H&acirc;tem</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&Ouml;yle yıldızlar vardır, g&ouml;r&uuml;nmez her sahrada</p>
<p>
	Saklıdır sırr-ı nis&acirc;, F&acirc;tıma-t&uuml;z Zehra&#39;da</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Şol Nil&#39;in bucağında uyuyan Musa&#39;ya sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Meryem&#39;in kucağında b&uuml;y&uuml;yen İsa&#39;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Nice b&uuml;y&uuml;ler bozan, y&uuml;r&uuml;yen as&acirc;&#39;ya sor</p>
<p>
	M&uuml;zzemmil Mustafa&#39;yı, Hatice K&uuml;bra&#39;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&Uuml;veysiler nezdinde r&ucirc;ber&ucirc; g&ouml;rmeyen var</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Bu sırrın beyanını, P&acirc;y-ı P&acirc;k M&acirc;hz&acirc;&#39;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Cennet ayağa d&uuml;şm&uuml;ş, h&uuml;rmetin kimler bilir?</p>
<p>
	Anneler kıymetini, F&acirc;tım&acirc; Feyz&acirc;&#39;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Hallac-ı Mansur dah&icirc; &ccedil;ekemedi bu y&uuml;k&uuml;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Marifet servetini, erbab-ı Rıza&#39;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Kalb ile sal&acirc;t kılan Seccad-ı Zeynel var ki</p>
<p>
	Mak&acirc;mat hayretini F&acirc;tım&icirc; A&#39;za&#39;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Vecdini v&uuml;cud eyler, taki Divan&#39;a gire</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Bet&uuml;l&#39;&uuml;n m&uuml;rvetini Cevad-ı Feza&#39;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	C&uuml;mb&uuml;ş-i beşer ile d&acirc;v&acirc; bitmez kul na&ccedil;&acirc;r!..</p>
<p>
	Fatıma gayretini, kavga v&ucirc; niz&acirc;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Arıdan bal umarlar, iğnesin unuturlar</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	S&acirc;&#39;y-i Zehr&acirc; zahmetin, C&acirc;fer-&icirc; Sez&acirc;&#39;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Beng&icirc;su toprak i&ccedil;re, aşk ile n&uuml;fuz eder</p>
<p>
	Zemzemin hakikatin, ol Yed-i Beyza&#39;ya sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	İbrahim&#39;de nerde su? Kuruyan Sara&#39;ye sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Arafat Muhaciri, sessiz b&icirc;&ccedil;&acirc;reye sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Yakub ağlar Yusuf&#39;a; İbrahim İsmail&#39;e</p>
<p>
	Duvaz evl&acirc;t acısın, kanayan y&acirc;re&#39;ye sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Kırmızı g&uuml;l, yeşil g&uuml;l, kan ile zehr i&ccedil;erler</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&Acirc;b-ı hayat hasretin, d&uuml; ciğer p&acirc;re&#39;ye sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Bostan u G&uuml;listan&#39;dır, Sad&icirc; s&ouml;yler kim dinler?</p>
<p>
	L&acirc;lez&acirc;r&#39;ın ahını, T&ucirc;r&acirc;b-&icirc; z&acirc;re&#39;ye sor</p>
<h4>
	&nbsp;</h4>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Kuyuya fery&acirc;d ni&ccedil;in? Sahib-i Zaman&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&quot;K&uuml;lli Arzın Kerbel&acirc;!..&quot; o k&acirc;mil insana sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Nemrud&#39;un ateşini s&ouml;nd&uuml;ren su kandedir?</p>
<p>
	Necm-i Zehra tahtında, F&acirc;r&icirc;s&icirc; Selman&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Zerd&uuml;şt&#39;&uuml;n mabedinde, &acirc;teşkede &ccedil;&uuml;n ağlar</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	F&acirc;tım&acirc; derg&acirc;hında, M&uuml;cteb&acirc; Hasan&#39;a sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&quot;Minel m&acirc; k&uuml;ll&icirc; şey hayy&quot; Kevser-i F&acirc;tım&acirc;&#39;dır</p>
<p>
	C&ucirc;ş u hayret seyrinde, Yunus&#39;u Umm&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Eyyub&#39;dan sabrı &ouml;ğren; Yakub&#39;dan ağlamayı</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Yağmurun sırrı nedir? Yusuf-i zindana sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Yetimlere s&uuml;t veren, bilmez mi c&acirc;n&acirc;nını</p>
<p>
	Hilm ile h&acirc;lim bilen, Halime Hand&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Kandiller &ccedil;erağ yanar, &ccedil;ehar s&uuml;t&ucirc;n sıtkında</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	S&uuml;reyya ışığını, Mir&acirc;c-ı Şamdana sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	S&uuml;meyye&#39;ye es-sel&acirc;m, cehdine kurban olam</p>
<p>
	Ehl-i Beyt evl&acirc;dını, Ammar-ı cand&acirc;na sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Ehl-i Beyt hicranından, hı&ccedil;kırır hep g&ouml;n&uuml;ller</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Muhammed rıhletini, firkat-i suz&acirc;na sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Muntazır bekler imiş, muttasıl kanar g&uuml;ller</p>
<p>
	F&acirc;tıma tebess&uuml;m&uuml;n, b&acirc;h&acirc;r-ı h&acirc;z&acirc;na sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Daim tekbir sesinden, &ccedil;ınlar &ccedil;ini kubbeler</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&quot;Şıkşıkiyye&quot; nutkunu beş vakit ez&acirc;na sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Tabatab&acirc;i H&uuml;seyn, Muhammed&#39;den ne s&ouml;yler?</p>
<p>
	Kur&#39;&acirc;n&#39;ın sırlarını, Tefsir-i Miz&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Her eseri taharet verir, Mutahhar&icirc;&#39;nin</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Taharetin sırrını, şehit Murtaza&#39;na sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Kevir&#39;in sahibine g&ouml;n&uuml;l dolusu Sel&acirc;m</p>
<p>
	Şeriat-ı Zehra&#39;yı Ali&#39;ce yazana sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Pirimizi y&acirc;d eyle, tamam olsun kaside</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	F&acirc;tıma miz&acirc;nını, şahları bozana sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Hicaz bilir, Şam bilir, Acem ili tam bilir</p>
<p>
	F&acirc;tıma muhabbetin, ister t&acirc; Fiz&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	D&ouml;rt mevsim dile gelir, bahar ile yaz ile</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Hararet-i Bet&uuml;l&#39;&uuml;, kar ile tozana sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	M&uuml;rekkep h&uuml;z&uuml;n d&ouml;ker, kalemler vezin d&ouml;ker</p>
<p>
	Şiirin annesini, Nesim&icirc; Ozan&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Teberriden ne haber?&#8230; Tevell&acirc; ver muteber</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Me&acirc;d u Kıyametı, Bey&acirc;t-i iz&acirc;n&#39;a sor</p>
<p>
	Gez dolaş c&uuml;mle alem, s&ouml;ylesinler yek &acirc;v&acirc;z</p>
<p>
	F&acirc;tım&acirc;&#39;nın m&uuml;rvetin, Zeyneb-&icirc; Z&icirc; Ş&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Cibril vermiş mihrini, Ali ş&acirc;dum&acirc;n olsun</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Sadaka-yı Ruku&#39;u, sarp yokuş aşana sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Dağılmış Kirmanşahlar, hani nerde mihmanlar?</p>
<p>
	Resul&uuml;n etrafında, cehd ile koşana sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Evl&acirc;d-ı Muhabet&icirc;, F&acirc;tıma&#39;yla remz eder</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Has&acirc;n u H&uuml;seyin&#39;le, her daim coşana sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	R&acirc;viy&acirc;n-ı ahbar&acirc;n, onca yıldır nakleder</p>
<p>
	Methine vezin yetmez, nesir u n&acirc;zıma sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	K&acirc;l ile nizam verir, nazmı bilmez nizamdar</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Tazammun-u dil nedir, Mus&acirc;-yı K&acirc;zım&#39;a sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	D&acirc;v&acirc;-yı Fedek sanma, dinlemeden usanma</p>
<p>
	Figan-ı B&icirc;l&acirc;l nedir?.. Pir Sultan s&acirc;zıma sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Z&uuml;lf&icirc;k&acirc;r H&uuml;nkar eli, kandedir Kanber Vel&icirc;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Seyr&acirc;nı d&uuml;ld&uuml;l nedir?&#8230; &Uuml;&ccedil; h&acirc;lden &acirc;z&acirc;ma sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Mevlevi Sem&acirc;zenler ni&ccedil;in d&ouml;ner sanırsın?..</p>
<p>
	&Acirc;şık-ı perv&acirc;ney-i, &Acirc;lem-i Nizama sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Pes bu sevda elinden, &acirc;şıkların dilinden</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Serser&icirc; div&acirc;neyi, kışıma, yazıma sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	G&ouml;r Veysel ne yoldadır, bir perişan haldedir</p>
<p>
	Bil&acirc;l&icirc; ter&acirc;neyi, F&acirc;tıma kızıma sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Herkes bilmez y&acirc;reyi, &acirc;şık-ı bi&ccedil;&acirc;reyi</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Tarik-i merhaleyi, l&uuml;zum-u l&acirc;zıma sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Gel bu s&ouml;z&uuml; dinle sen, yeme i&ccedil;me g&uuml;lme sen</p>
<p>
	Ser&acirc;z&acirc;d beklemeyi, tadıma tuzuma sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	T&acirc;liptir aşka mahpes, bırakmaz y&acirc;r&acirc;nını</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	İlim hikmet ne imiş, İm&acirc;m-ı Merd&acirc;n&#39;a sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	S&uuml;rg&uuml;n&uuml;m&uuml;z hep &ccedil;&ouml;le, sırr-ı hikmet ne ola?</p>
<p>
	Sahra-yı Kerbel&acirc;&#39;da, H&uuml;seyn&icirc; Ferm&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Sakin durur hep diller, m&uuml;stağni Mervaniler</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	M&uuml;staz&#39;af feryadını, Ebuzer derm&acirc;na sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Şehn&acirc;me şerhin yaza, İkbal gelsin av&acirc;za</p>
<p>
	Firdevs&#39;in a&#39;l&acirc;sını, H&uuml;seyn&icirc; İrf&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	D&ouml;rt kit&acirc;bın m&acirc;n&acirc;sın, &ccedil;&ouml;zememiş kurr&acirc;lar</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&Acirc;l-i İmr&acirc;n mahl&acirc;sın, Azim-i Kur&#39;&acirc;n&#39;a sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	İbr&acirc;him&#39;in r&uuml;yasın, akıl &ccedil;ekmez y&acirc;renler</p>
<p>
	Duvaz İmam d&acirc;v&acirc;sın, İsm&acirc;il Kurb&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Elif gibi dosdoğru, numune-i niş&acirc;ne</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Sa&ccedil;larımız ağardan, Emr-i H&uuml;k&uuml;mr&acirc;na sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Anadolu ilinde, nice F&acirc;tım&acirc; vardır</p>
<p>
	Taptuk Emre &ouml;n&uuml;nde, Elif&#39;&ccedil;e durana sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Hangi kapıyı &ccedil;alsan, ne&ccedil;e kamu konuşsan</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	C&uuml;mlesi der ber&acirc;ber, r&ucirc;z&icirc;g&acirc;r b&acirc;r&acirc;na sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Anaya ramdır başı, hele kimin kardaşı</p>
<p>
	Eşikteki g&ouml;z yaşı, Veysel-i K&acirc;r&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Acem ilden ses gelir; m&uuml;nkire nekes gelir</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Nefes kesen s&acirc;d&acirc;yı, Y&acirc;r&acirc;n-ı Selman&#39;a sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ne Bağdat&#39;tan, ne Şam&#39;dan, ne K&acirc;hire, Amman&#39;dan</p>
<p>
	Nid&acirc;y-ı Ehl-i Beyt&#39;i, m&uuml;lk-i Hor&acirc;s&acirc;n&#39;a sor</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Pir-i Aşk&#39;ın yolunda, Beyt-uz Zehr&acirc; uğrunda</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Cezbe-i aşka gelip, s&icirc;neler vurana sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	C&uuml;mle m&uuml;staz&#39;aflara, nefes veren ses nedir?</p>
<p>
	Fery&acirc;d-ı F&acirc;tıma&#39;yı, Pir-i Cemar&acirc;n&#39;a sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Attığı her adımda, F&acirc;tıma&#39;dan niş&acirc;n var</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	G&ouml;r F&acirc;tıma ne imiş, O R&ucirc;h-i Rahm&acirc;n&#39;a sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&Acirc;siye ge&ccedil;ti candan, ciğerp&acirc;re c&acirc;n&acirc;ndan</p>
<p>
	Valde-i im&acirc;m&acirc;nı, d&ouml;rt direk erk&acirc;na sor&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Veysel Hocam gayrı pes, mehel yoktur yavaş es</p>
<p style="margin-left:42.55pt;">
	Mal&ucirc;mu il&acirc;m nedir?.. Zamana, mek&acirc;na sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	G&ouml;n&uuml;l susmak istemez, c&ucirc;şa geldi pes demez</p>
<p>
	F&acirc;tıma!.. Ya F&acirc;tıma!&#8230; Aşkımız her c&acirc;na sor</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<h5 style="text-align: right;">
	<em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Veysel Menekşe</em></h5>
<h5 style="text-align: right;">
	<em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 12-Ekim-1996</em></h5>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kaside-yi-fatima/">Kaside-yi Fatıma</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yusuf&#8217;un Güzelliği</title>
		<link>https://www.caferilik.com/yusufun-guzelligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3223</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsmail Derya/Ehli Beyt &#214;ğretisi 1-2 G&#252;zel y&#252;zl&#252; &#231;ocuk, teyzesinin kucağına oturmuş, onun yaşlı g&#246;zlerine bakıyordu&#8230; Neden ağlıyordu teyzesi? A&#231; mıydı yoksa? Susuz muydu? Hayır,ne a&#231;tı ne susuzdu. Teyzesi yaşlı g&#246;zlerle ikide bir ona sarılıp &#246;p&#252;yor, hasretle kokluyor, bağrına basıyordu. Teyzesinin g&#246;zyaşlarıyla ıslanan yanağını sildi. Kadıncağız, kucağındaki &#231;ocuğa pek d&#252;şk&#252;n g&#246;r&#252;n&#252;yordu. Onu&#160; &#246;p&#252;p kokladık&#231;a h&#252;zn&#252; artıyor, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/yusufun-guzelligi/">Yusuf&#8217;un Güzelliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">
	İsmail Derya/Ehli Beyt &Ouml;ğretisi 1-2</h6>
<p>
	G&uuml;zel y&uuml;zl&uuml; &ccedil;ocuk, teyzesinin kucağına oturmuş, onun yaşlı g&ouml;zlerine bakıyordu&#8230;</p>
<p>
	Neden ağlıyordu teyzesi?</p>
<p>
	A&ccedil; mıydı yoksa?</p>
<p>
	Susuz muydu?</p>
<p>
	Hayır,ne a&ccedil;tı ne susuzdu.</p>
<p>
	Teyzesi yaşlı g&ouml;zlerle ikide bir ona sarılıp &ouml;p&uuml;yor, hasretle kokluyor, bağrına basıyordu.</p>
<p>
	Teyzesinin g&ouml;zyaşlarıyla ıslanan yanağını sildi.</p>
<p>
	Kadıncağız, kucağındaki &ccedil;ocuğa pek d&uuml;şk&uuml;n g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu. Onu&nbsp; &ouml;p&uuml;p kokladık&ccedil;a h&uuml;zn&uuml; artıyor, bahar bulutu gibi ağlıyordu.</p>
<p>
	Birden, g&ouml;zleri g&uuml;lmeye başladı.</p>
<p>
	Bir kurtuluş yolu bulmuştu galiba.</p>
<p>
	Artık ağlamıyordu, ansızın g&ouml;zyaşları kesilivermişti.</p>
<p>
	Bu &ccedil;ocuk kızkardeşinin emanetiydi. &Ccedil;ok seviyordu onu. Gece g&uuml;nd&uuml;z pervaneler gibi etrafında d&ouml;ner durur, bir an olsun yanından ayırmazdı.</p>
<p>
	Oysa şimdi ayrılık zamanı gelip &ccedil;atmıştı işte.</p>
<p>
	Artık b&uuml;t&uuml;n kalbiyle sevdiği yeğeninden ayrılması gerekiyordu.</p>
<p>
	Ve bu ayrılık onun i&ccedil;in &ccedil;ok zordu.</p>
<p>
	Kendi &ccedil;ocuğu olmadığı i&ccedil;in&nbsp; babası onu getirip kendisine verdiğinde &ccedil;ok sevinmiş, itina g&ouml;stermiş, bir anne gibi bağrına basıp b&uuml;y&uuml;tm&uuml;şt&uuml; onu.</p>
<p>
	Ve şimdi babası gelip &ccedil;ocuğunu istiyordu haklı olarak.</p>
<p>
	&quot;Erkek &ccedil;ocuk babasının elinde yetişmeli&quot; diyordu.</p>
<p>
	Bu &ccedil;ocuk i&ccedil;in eğitim ve &ouml;ğretim zamanı gelip &ccedil;atmıştı ve onun i&ccedil;in babasından daha iyi bir &ouml;ğretmen olamazdı.</p>
<p>
	&Ccedil;ocuğu babasına g&ouml;t&uuml;rmeye hazırlanan teyzesi, onu bir yıl daha kendi yanında alıkoyabilmek i&ccedil;in son bir &ccedil;are bulmuştu.</p>
<p>
	Bu &ccedil;ocuğa tutkundu &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Onsuz edemezdi.</p>
<p>
	Onların aile mirası olan kıymetli m&uuml;cevherlerle s&uuml;sl&uuml; soy kemerini getirip g&ouml;mleğin altından &ccedil;ocuğun beline bağladı.</p>
<p>
	Sonra da elinden tutup babasının evine g&ouml;t&uuml;rd&uuml; onu.</p>
<p>
	Hz. Yakub hasretle yavrusuna sarılmış ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k Yusuf&#39;unu &ouml;p&uuml;p koklamaya başlamıştı.</p>
<p>
	Yusuf da babasının kollarında pek mutluydu şimdi.</p>
<p>
	Ama bu mutluluk uzun s&uuml;rmedi.</p>
<p>
	Teyzesi telaşla geri d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;&#8230;</p>
<p>
	Hz. Yakub (a.s)&#39;ın soru dolu bakışlarıyla karşılaşınca &quot;Aile mirasımız olan kemer kaybolmuş&quot; dedi kekeleyerek, &quot;Yusuf almış olmasın? &Ccedil;ocuk ya, belki hoşuna gitmiş, alıp saklamıştır?!&quot;</p>
<p>
	Hz. Yakub Yusuf (a.s)&rsquo;ı sessizce yere koydu.</p>
<p>
	&Uuml;zerini aradılar.</p>
<p>
	Kemer, g&ouml;mleğinin altından beline bağlanmıştı!..</p>
<p>
	Odadakiler bir an suskunlukla birbirlerine baktılar.</p>
<p>
	Hz. Yakub (a.s) meseleyi anlamış, ama hi&ccedil; sesini &ccedil;ıkarmamayı yeğlemişti.</p>
<p>
	Şefkatli g&ouml;zlerle Yusuf&#39;un teyzesine baktı.</p>
<p>
	Kadıncağız hem ağlıyor, hem &quot;&Ccedil;ocuk işte, zararı yok&quot; diyordu, &quot;Ama bende biraz daha kalsa b&ouml;yle şeyler yapmayacaktır&#8230;&quot;</p>
<p>
	&Ccedil;ocuğun cezalandırılmasını ister gibiydi&#8230;</p>
<p>
	Bu d&uuml;nyadaki ilk yargılama değildi elbet; ama Yusuf (a.s) hen&uuml;z k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ocuktu ve bir hata işlese bile &ccedil;ocukları yargılamazlardı&#8230;</p>
<p>
	Kaldı ki Yusuf (a.s) hata da işlememiş, hırsızlıkta yapmamıştı.</p>
<p>
	Bir &ccedil;ocuğa iftira atmaksa &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir g&uuml;nahtı.</p>
<p>
	Hz. Yakub (a.s) hal&acirc; susuyor, kadıncağızın ne yapacağını merak ediyordu.</p>
<p>
	Ve kadıncağız hemencecik kararını verdi. Şikayet&ccedil;i, kadı oldu ve masum bir yavrucağın su&ccedil;lu olduğuna karar vererek onu kucağına alıp &ouml;p&uuml;p koklayarak g&ouml;t&uuml;rd&uuml;!..</p>
<p>
	O &ccedil;ağlarda topluma Hz. Halil İbrahim (a.s)&rsquo;in dini egemendi.</p>
<p>
	Ve bu dinin kurallarında &quot;hırsızlık yapan bir insanın, mal sahibinin yanında kalıp bir yıl s&uuml;resince ona k&ouml;lelik yapması&quot; &ouml;ng&ouml;r&uuml;l&uuml;yordu!.</p>
<p>
	Baba, oğlunu savunamadı, bu g&ouml;stermelik mahkeme kararına acıyla g&uuml;l&uuml;mseyerek teslim oldu.</p>
<p>
	Teyzesi istediğine ulaşmanın mutluluğuyla Yusuf&#39;u kucaklayıp g&ouml;t&uuml;rd&uuml;.</p>
<p>
	İnsanlık tarihi varlığından itibaren bu t&uuml;r yargılamalara fazlasıyla şahit olmuştur. B&ouml;ylece k&uuml;&ccedil;&uuml;k Yusuf bir yıl daha teyzesinde kaldı.</p>
<p>
	Teyzesi g&uuml;nah işlemiş, ona zulmederek sevgisini g&ouml;stermişti.</p>
<p>
	Yusuf, k&ouml;le gittiği evin efendisi, teyzesi ise onun&nbsp; k&ouml;lesiydi. Kadıncağız onun etrafında pervaneler misali d&ouml;n&uuml;yor, biricik Yusuf&#39;unun bir dediğini iki etmiyordu.</p>
<p>
	Onu nasıl &uuml;zebilirdi ki, devranın en temiz, en se&ccedil;kin, en n&acirc;dide insanına iftira atmış, ona bir yıl daha hizmet edebilmek i&ccedil;in onu hırsızlıkla su&ccedil;lamıştı!..</p>
<p>
	Sevgi, aşk ve tutku neler yaptırmaz ki insana!.. Seveni deli eder, sevdiği i&ccedil;in akla gelmedik delilikleri yapar.</p>
<p>
	Seven, sevdiğinin k&ouml;lesidir artık.</p>
<p>
	Sevilen ise sultan&#8230;</p>
<p>
	Yusuf k&ouml;le olarak gittiği bu evde sultandı..</p>
<p>
	G&uuml;zellik elbette iyi bir şeydir, kim demiş g&uuml;zellik k&ouml;t&uuml;d&uuml;r diye? Ama her zaman g&uuml;zellik mutluluk getirmiyor işte&#8230; Kimi zaman başına bel&acirc; da olabiliyor, g&uuml;zelin g&uuml;zelliği&#8230;</p>
<p>
	G&uuml;zelliği y&uuml;z&uuml;nden başına gelmedik belalar kalmayan nice insanlar vardır d&uuml;nyada&#8230;</p>
<p>
	Yusuf da bu g&uuml;zellerden biridir işte.</p>
<p>
	Hem de g&uuml;zeller g&uuml;zeli&#8230;</p>
<p>
	Ve il&acirc;hi terbiye okulunun b&uuml;t&uuml;n insanlığa &ouml;rnek olarak se&ccedil;tiği bu model, g&uuml;zelliğin b&uuml;t&uuml;n boyutlarını b&uuml;t&uuml;n yan etkileriyle birlikte de insanlığa sunması a&ccedil;ısından olağan&uuml;st&uuml; bir ibret tablosudur.</p>
<p>
	Bu tablonun ressamı, Allah Teal&acirc;&#39;nın&nbsp; &quot;tevekk&uuml;l melekesi&quot;, &quot;samimi iman&quot; ve &quot;iffet ve şeref&quot;tir.</p>
<p>
	Hz. Yusuf (a.s) b&uuml;t&uuml;n bunların timsaliydi.</p>
<p>
	Ve Hz. Yusuf (a.s) nice belalara, minnetlere katlanarak &quot;Yusuf&quot; olduğunu ispatlamış ve Rabbinin &ccedil;etin ama g&uuml;zel sınavlarından alnının akıyla &ccedil;ıkmayı başararak b&uuml;t&uuml;n bir insanlığa ebed&icirc; &ouml;rneklerden biri olarak sunulma şerefine kavuşmuştur.</p>
<p>
	Ve Hz. Yusuf (a.s) ne &ccedil;ektiyse g&uuml;zelliğinden &ccedil;ekmişti&#8230; G&uuml;zelliği&nbsp; başına &ccedil;ok işler a&ccedil;mış ve &ccedil;ocuk yaşta k&ouml;leliğin acısını tatmıştır. Bu g&uuml;zellik onu anne ve baba sevgisinden mahrum bırakmıştır.</p>
<p>
	Ve g&uuml;zellik, &ccedil;ocukluk yıllarından başlayarak &ouml;mr&uuml;n&uuml;n sonuna kadar hi&ccedil; beklenmedik s&uuml;rprizlerle karşılaştırdı Hz. Yusuf&#39;u&#8230; Acı ve tatlı, ama &ccedil;oğu acı hatıralar yazdırdı Yusuf&#39;un kaderine&#8230;</p>
<p>
	2. B&ouml;l&uuml;m</p>
<p>
	Bir yıllık k&ouml;lelik devri de &ccedil;abucak bitiverdi; Yusuf i&ccedil;in&nbsp; sultandan farksız ge&ccedil;en k&ouml;lelik devri g&ouml;z a&ccedil;ıp kapayıncaya kadar sona erdi ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k Yusuf, babasının evine gelip kendisini onun şefkatli kollarına attı Babası da &ccedil;ok seviyordu Yusuf&#39;u.</p>
<p>
	Y&uuml;z&uuml; g&uuml;zel, &ouml;z&uuml; g&uuml;zeldi Yusuf&rsquo;un&#8230;</p>
<p>
	Fiziki yapısı fevkal&acirc;de alımlı, inanılmayacak kadar yakışıklı bir insandı ve bir o kadar da iyi ahlaklı, mert, sevecen, cana yakın ve d&uuml;r&uuml;stt&uuml;.</p>
<p>
	Onu sevmemek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;yd&uuml; hi&ccedil;?..</p>
<p>
	Y&uuml;z&uuml; kalbinden, kalbi y&uuml;z&uuml;nden g&uuml;zel bir g&uuml;zellik &acirc;bidesi&#8230;</p>
<p>
	İffet, şeref, onur ve mertlik timsali&#8230;</p>
<p>
	Akıl ve zekaca pek şaşırtıcı bir seviyede, edebiyata tutkun, fevkalade g&uuml;zel konuşur ve şiir s&ouml;ylerdi.</p>
<p>
	Akla gelebilecek ne kadar iyilik ve g&uuml;zellik varsa hepsi bir arada Yusuf&#39;ta toplanmıştı.</p>
<p>
	Onun sevgisi g&uuml;nden g&uuml;ne Hz. Yakub (a.s)&rsquo;ın g&ouml;nl&uuml;n&uuml; doldurmaktaydı, Hz. Yakub ona diğer evlatlarından &ccedil;ok daha fazla ilgi g&ouml;stermekteydi. Bu y&uuml;zden onlar Yusuf&#39;u kıskanmaya başlamışlardı. Yusuf onlarla babalarının sevgisi arasında bir duvar gibiydi şimdi.</p>
<p>
	İşte bu sırada Yusuf bir r&uuml;ya g&ouml;rd&uuml;. Bu r&uuml;ya onun parlak bir geleceği olduğunu m&uuml;jdelemekteydi.</p>
<p>
	Hz. Yakub&#39;un Hz. Yusuf&#39;a olan sevgisi kat kat artmıştı.</p>
<p>
	&quot;R&uuml;yamda on bir yıldızın g&uuml;neş ve ayla birlikte &ouml;n&uuml;mde secde ettiğini g&ouml;rd&uuml;m&#8230;&quot;<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
<p>
	Babası olayı anlamış, oğlunun g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; r&uuml;yayı tabir etmişti. &quot;Bu r&uuml;yayı sakın kardeşlerine anlatma oğlum&quot; dedi, &quot;Seni kıskanıp bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmalarından korkarım&#8230;&quot;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
<p>
	&quot;Allah Teala seni kardeşlerinden &uuml;st&uuml;n kılmış ve sana yaradılış aleminin sırlarını &ouml;ğreteceğini bildirmiştir. Baban, annen ve b&uuml;t&uuml;n ailen i&ccedil;in iftihar vesilesi olacak, peygamberlik mertebesiyle şereflendirileceksin. Baban Yakup&#39;la b&uuml;y&uuml;kbaban İshak&#39;ın ve onun babası İbrahim&#39;in ulaştığı makama sen de ulaşacaksın!<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Babası, Yusuf&#39;a kardeşlerinin kıskan&ccedil;lığını hatırlatmış, onu uyarmıştı.</p>
<p>
	Kıskan&ccedil; insan, kendisinin saadeti i&ccedil;in uğraşacağı yerde, başkalarının saadetini elinden almaya &ccedil;alışır.</p>
<p>
	Kendisini doruklara ulaştıracağına, doruktakileri aşağı &ccedil;eker; zulmeder&#8230;</p>
<p>
	Başarması halinde ger&ccedil;ek bir cinayet işlemiş olur, bir masumun vebalini alır, kendisi ise hi&ccedil;bir şey elde etmez.</p>
<p>
	Başaramazsa vaktini ve enerjisini boşa harcamış ve &ouml;mr&uuml;n&uuml; bir &quot;hi&ccedil;&quot; i&ccedil;in t&uuml;ketmiş olur.</p>
<p>
	Kıskan&ccedil;lık, aşağılık kompleksidir; haset, kişinin kendini k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmesiyle oluşan psikolojik bir k&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;md&uuml;r. Hele bencillikle liyakatsizlik aynı insanda bir araya gelirse; haset ve kıskan&ccedil;lık bu bileşimin ka&ccedil;ınılmaz acı meyvesidir.</p>
<p align="right">
	&nbsp;</p>
<p align="left">
	Derken, babasının tahmini doğru &ccedil;ıktı, kardeşleri Yusuf&#39;&#39;u kıskandılar ve ona zehirlerini akıtıp tuzak kurdular.</p>
<p align="left">
	Bir canilikti bu.</p>
<p align="left">
	Onları i&ccedil;ten i&ccedil;e kemiren kıskan&ccedil;lık duygusu dayanılmaz bir işkence gibiydi; dayanacak g&uuml;&ccedil;leri kalmayınca, mutluluklarına g&ouml;lge d&uuml;ş&uuml;ren bu engeli ortadan kaldırmaya karar verdiler ve onu &ouml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in anlaştılar. (Yusuf, 9)</p>
<p align="left">
	B&ouml;ylece, yery&uuml;z&uuml;nde emsali bulunmayan &quot;melek gibi g&uuml;zel&quot;, kendini kardeşleri idama mahkum ettiler.</p>
<p align="left">
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; babaları onu daha &ccedil;ok seviyordu.</p>
<p align="left">
	Evet, Yusuf&#39;un tek g&uuml;nahı buydu: &Ccedil;ok sevilmek!..</p>
<p>
	Bu ise, ruhunu hasetle besleyen liyakatsiz insanlar i&ccedil;in affedilmesi imkansız bir su&ccedil;tu!</p>
<p>
	Yusuf, daha &ouml;nce kardeşlerinin beyninde tek tek idam edilmişti zaten. Ama idamın niteliğini&nbsp; tartışmak i&ccedil;in &quot;kardeşlerden oluşan idam konseyi&quot; gizlice kendi aralarında bir toplantı d&uuml;zenlediler.</p>
<p>
	Ama kardeşlerden biri idam kararına karşı &ccedil;ıkmıştı!</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; o diğerleri gibi kompleksli ve ukdeli değildi. Yusuf&#39;u kıskanmıyor, hatta onu seviyordu.</p>
<p>
	Ruhunu kıskan&ccedil;lıkla beslemediği i&ccedil;in o diğer dokuz kardeşinden daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;.</p>
<p>
	Kıskan&ccedil; olmadığından, Yusuf&#39;un &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesi onun derdine derman olmayacak, i&ccedil;ini soğutmayacaktı. Kardeşlerini bu korkun&ccedil; cinayetten vazge&ccedil;irtebilmek i&ccedil;in Yusuf&#39;un &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesinin değil, s&uuml;rg&uuml;n edilmesinin daha uygun olacağını s&ouml;yledi.</p>
<p>
	Değişik bir teklifti bu.</p>
<p>
	Ama Yusuf&#39;u o diyardan s&uuml;rmek &ccedil;ok zordu.</p>
<p>
	Diğerleri ş&uuml;pheli ve &ouml;fkeli bakışlarla onu s&uuml;zerken o pl&acirc;nını a&ccedil;ıkladı:</p>
<p>
	Onun planı uygulanacak olursa hem Yusuf o beldeden ebediyen s&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş olacak, hem kimse bundan sorumlu tutulamayacak, hem de kardeşlerinin kanına elleri bulaşmayacaktı.</p>
<p>
	Diğerlerinin bunun nasıl m&uuml;mk&uuml;n olabileceğini sormalarına fırsat vermeden o, pl&acirc;nını a&ccedil;ıkladı:</p>
<p>
	&quot;Yusuf&#39;u &ouml;ld&uuml;rmeyin. Onu, kervanların yolu &uuml;zerindeki kuyulardan birine atın, su almaya gelenler onu bulur ve kendileriyle birlikte alıp g&ouml;t&uuml;r&uuml;rler!&quot; <strong>(Yusuf, 10)</strong></p>
<p>
	Bu teklif daha iyiydi! B&ouml;ylece kardeş katili olmadan, yollarının &uuml;zerinde bir engel ve babalarıyla kendi aralarında bir duvar gibi g&ouml;rd&uuml;kleri kardeşlerini ortadan kaldırmış olacaklardı.</p>
<p>
	İdam kararı yerine s&uuml;rg&uuml;n komplosu kuruldu.</p>
<p>
	Hep birlikte kalkıp babalarına gittiler: &quot;Yusuf&#39;un bizimle birlikte &ccedil;ıkmasına izin ver, onu kendimizle dağa, bayıra avlanmaya g&ouml;t&uuml;relim, i&ccedil;i a&ccedil;ılmış olur biraz. Evde oturmaktan canı sıkıldı &ccedil;ocukcağızın. Oğlan &ccedil;ocuğu bu, gezmek, dolaşmak ister, oynayıp a&ccedil;ılmak ister biraz, bu şekilde evde hapsetmeniz doğru değil onu&quot;dediler.</p>
<p>
	&Ccedil;ok yerinde bir &ouml;neriydi aslında. Ama babaları bunda bir tehlike olduğunu sezdi, oğluna yırtıcı bir kurdun tuzak kurduğu duygusuna kapıldı.</p>
<p>
	Hz. Yakub (a.s) bu duyguya kapılmakta haklıydı. Bir değil, dokuz yırtıcı kurt pusuya yatmıştı Yusuf&#39;unu par&ccedil;alamak i&ccedil;in&#8230;</p>
<p>
	Oğullarının bu teklifini reddetti.</p>
<p>
	Ama onlar ısrar ettiler.</p>
<p>
	Babaları dayanamayıp i&ccedil;indeki duyguyu a&ccedil;ıkladı: &quot;Onun bir kurda yem olmasından korkarım&quot;&#8230;(Yusuf, 13)</p>
<p>
	&quot;Olur mu &ouml;yle şey?!&quot; dediler, &quot;Biz onu yalnız bırakır mıyız hi&ccedil;? Bizimle birlikte olduktan sonra korkacak ne var? Bunca adam arasında kurt gelip de onu kapacak değil ya!&quot; (Y, 14)</p>
<p>
	Onlar da haksız değildi aslında! İki ayaklı kurtlar varken, d&ouml;rt ayaklı hayvancağızlara kim kaptırırdı yemini?!</p>
<p>
	Israrlarından vazge&ccedil;mediler.</p>
<p>
	Babaları s&ouml;yleyecek hi&ccedil;bir makul cevap bulamıyordu.</p>
<p>
	Evet, neden oğlunun gezip dolaşmasına izin vermiyor, onu adeta kafesteki kuş gibi evden dışarı bırakmıyordu?</p>
<p>
	Herkes gibi zavallı Yusuf&rsquo;un da dolaşmak, dağların temiz havasını solumak en doğal hakkıydı.</p>
<p>
	Baba ne diyebilirdi ki?</p>
<p>
	İzin vermek zorunda kaldı.</p>
<p>
	Neşeyle Yusuf&#39;u alıp g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler.</p>
<p>
	Ve pl&acirc;nlarını ger&ccedil;ekleştirmekte teredd&uuml;de kapılmadılar, onu bir kuyuya attılar, g&ouml;mleğini kana bulayıp, sağını, solunu par&ccedil;aladıktan sonra getirip babalarının &ouml;n&uuml;ne koydular, pek &uuml;zg&uuml;nm&uuml;ş gibi yaşlı g&ouml;zlerle babalarına başsağlığı dilediler.</p>
<p>
	Yusuf&#39;la gitmiş, Yusufsuz d&ouml;nm&uuml;şlerdi.</p>
<p>
	Emanete ihanet etmişlerdi.</p>
<p>
	Babalarını ikna edebilmek i&ccedil;in dallı budaklı bir de yalan uydurdular:</p>
<p>
	&quot;h baba! Biz oyuna dalmış, Yusuf&#39;u da elbiselerimizin yanında n&ouml;bet&ccedil;i bırakmıştık. Tam o sırada kurt gelip Yusuf&#39;u par&ccedil;alamış!..&quot; (Y, 13-17)</p>
<p>
	Yusuf&#39;u canından &ccedil;ok seven babalarını ikna edememişlerdi. Bu raporun uydurma olduğu belliydi&#8230; Babaları sorular sormadan edemiyor, ama bu sorulara cevap verecek kimse &ccedil;ıkmıyordu.</p>
<p>
	Neden Yusuf ka&ccedil;madı? Ni&ccedil;in bağırıp yardım istemedi? Ni&ccedil;in direnmedi? Kurt onu par&ccedil;alarken onun hi&ccedil; mi gıkı &ccedil;ıkmadı? Yoksa o feryat etti de yardımına koşan mı olmadı?</p>
<p>
	&#8230; Ve cevapsız kalan daha nice sorular&#8230;</p>
<p>
	Onca g&uuml;&ccedil;l&uuml; kuvvetli kardeş, bir Yusuf&#39;u nasıl koruyamamıştı?</p>
<p>
	Korumaları katiliydi Yusuf&#39;un &ccedil;&uuml;nk&uuml;&#8230;</p>
<p>
	Ne de k&ouml;t&uuml; korumalardı onlar&#8230;</p>
<p>
	Babalarının karşısında g&ouml;zyaşları d&ouml;k&uuml;p &ouml;yle ağlıyorlardı ki, onları katillikle su&ccedil;layabilmek hi&ccedil; mi&nbsp; hi&ccedil; bilgece bir davranış olamazdı. Kardeş kardeşe kıyar mıydı hi&ccedil;? Kıyacak olsa, b&ouml;ylesine ağlayıp matemlere g&ouml;m&uuml;l&uuml;r m&uuml;yd&uuml;?</p>
<p>
	Hz. Yakub (a.s) pek &ccedil;etin bir imtihanla sınanmaktaydı&#8230;</p>
<p>
	Dahası, Yusuf&#39;un g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; r&uuml;ya ne olacaktı şimdi? Onun b&uuml;t&uuml;n kardeşlerinden &uuml;st&uuml;n olacağı, parlak bir geleceğe sahip olacağı m&uuml;jdeleniyordu o r&uuml;yada&#8230; Yakub peygamber (a.s) bunun herhangi bir r&uuml;ya olmadığından emindi. Kalbinden y&uuml;kselen bir fısıltı, Yusuf&#39;un &ouml;lmediğini ve b&uuml;t&uuml;n bunların uyduruk şeyler olduğunu s&ouml;yl&uuml;yordu ona&#8230; Ama oğulları&#8230; Ağlayarak Yusuf&#39;un &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne şehadet ediyorlardı. On şahit ve onu da onun kardeşi&#8230;</p>
<p>
	Yusuf&#39;unu almışlardı elinden&#8230;</p>
<p>
	Bilge baba, oğullarının sahte g&ouml;zyaşlarını kendi ger&ccedil;ek g&ouml;zyaşlarıyla karşıladı.</p>
<p>
	Ağladı.</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Yusuf hayatta da olsa, onu bir daha g&ouml;remeyecekti artık&#8230; Yusuf ondan koparılmıştı işte&#8230;</p>
<p>
	Herşeyi anlamıştı, ama&nbsp;&nbsp; diğerlerini buna nasıl inandırabilirdi?</p>
<p>
	Anladığı hakikatin tamamını nasıl anlatabilirdi herkese?</p>
<p>
	&quot;Yusuf&#39;umu kopardınız benden&quot; diyerek hazin hazin ağladı.</p>
<p>
	Oğullarına, pek anlamlı bir cevap verdi:</p>
<p>
	&quot;Yaptığınız &ccedil;irkin işe, makul bir kılıf uydurdunuz!&quot;(Y. 18)</p>
<p>
	&quot;Bu, bana gelen bir musibet, bana gelen bir acı&#8230; Bana, Rabbimin rızası ve O&#39;nun yardımını umarak bu felaket karşısında gereğince sabretmek, tahamm&uuml;l g&ouml;stermek d&uuml;şer!</p>
<p>
	Ve Yakub, gece g&uuml;nd&uuml;z Yusuf&#39;u hatırlayıp ağladı, bu b&uuml;y&uuml;k felakete peygamberce bir sabır g&ouml;sterdi.</p>
<p>
	Oğulları, k&uuml;&ccedil;&uuml;k kardeşlerini ortadan kaldırabilmeyi başarmanın mutluluğunu yaşıyordu şimdi.</p>
<p>
	Başkalarının derdine sevinen, saadeti başkalarının felaketinde arayanlara yazıklar olsun!..</p>
<p>
	Ertesi g&uuml;n kardeşleri, tekrar Yusuf&#39;u attıkları kuyuya gittiler .</p>
<p>
	Ama ona yiyecek vermek veya onu giydirmek i&ccedil;in değil,oraya onun hayatta kalıp kalmadığını &ouml;ğrenmek i&ccedil;in gitmişlerdi.</p>
<p>
	Kuyuda &ouml;lm&uuml;ş olmasını arzuluyorlardı.</p>
<p>
	Ama ya birileri onu kuyudan &ccedil;ıkarır ve o da kim olduğunu s&ouml;ylerse? O zaman onlar Yusuf&#39;u alıp doğruca babasına getirmezler mi?!</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n pl&acirc;nları suya d&uuml;şer, herkese rezil olurlardı o zaman!</p>
<p>
	Kuyuya vardıklarında bir kervanın orada mola verdiğini g&ouml;rd&uuml;ler.</p>
<p>
	Kervanın sucusu kuyudan su &ccedil;ekmek istemiş, Yusuf&#39;u bulmuştu.</p>
<p>
	Kovadan su yerine, ayın on d&ouml;rd&uuml; gibi bir mercan &ccedil;ıkmıştı adeta.</p>
<p>
	&Uuml;zerinde bir g&ouml;mleği bile yoktu, &ccedil;ıplaktı, a&ccedil;tı&#8230;</p>
<p>
	Yusuf o gece kuyuda sabahlamış, ertesi g&uuml;n kuyuya atılan kovaya sarılıp kuyudan &ccedil;ıkıvermişti.</p>
<p>
	O zor durumda, k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k yaşta g&ouml;sterdiği bu zeka, cesaret ve soğukkanlılık herkesi şaşırtmıştı.</p>
<p>
	Kervanın sucusu kovada su yerine Yusuf&#39;u g&ouml;r&uuml;nce hayretten k&uuml;&ccedil;&uuml;k dilini yutacak gibi olmuştu.</p>
<p>
	Hayatı boyunca b&ouml;ylesine g&uuml;zel ve melek y&uuml;zl&uuml; bir &ccedil;ocuk g&ouml;rmemişti.</p>
<p>
	İnsan olamazdı bu.</p>
<p>
	Ya periydi, ya da cin.</p>
<p>
	&Uuml;zerinde elbise yoktu.</p>
<p>
	İnsan yavrusunun bu ıssız yerde bu derin kuyunun dibinde ne işi vardı?</p>
<p>
	Hayır, hayır, insanoğlu b&ouml;ylesine b&uuml;y&uuml;leyici bir g&uuml;zelliğe sahip olamazdı.</p>
<p>
	Belki de hayaldi bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;?</p>
<p>
	Bu peri veya cin yavrusu neden g&ouml;z a&ccedil;ıp kapayıncaya kadar ortalıktan kaybolmuyordu hemen?</p>
<p>
	Korku ve merakla, &uuml;rkek adımlarla yaklaştı, biraz uzak durmaya &ccedil;alışarak &ccedil;ocuğa dokundu!</p>
<p>
	Bu bir insandı!</p>
<p>
	Gayri ihtiyari bir sevin&ccedil; &ccedil;ığlığı attı. Kervandakiler koşup geldiklerinde kuyudan &ccedil;ıkan bu mahlukun kim olduğunu değil, ne olduğunu tartışmaya başlamışlardı.</p>
<p>
	Kimi periler şahının &ccedil;ocuğu, kimi ayın, kimi g&uuml;neşin oğlu diyordu&#8230;</p>
<p>
	Yusuf&rsquo;un kardeşleri hemen yanlarına geldiler.</p>
<p>
	&quot;Bu &ccedil;ocuk bizim k&ouml;lemizdir, d&uuml;n ka&ccedil;mıştı&quot; dediler, &quot;D&uuml;nden beri aramadığımız yer kalmadı.</p>
<p>
	K&ouml;lenin kuyuda ne işi vardı?</p>
<p>
	Kervandakilerle Yusuf&#39;un kardeşleri arasında kısa bir tartışma başladı.</p>
<p>
	Yusuf her şeyi g&ouml;r&uuml;yor, duyuyor, anlıyor, ama hi&ccedil;bir şey s&ouml;ylemiyordu.</p>
<p>
	Kardeşleri onu vahşice soyup kuyuya atmış, şimdi yine &ccedil;ıkagelmişlerdi!</p>
<p>
	Ve onu satmak i&ccedil;in pazarlık ediyorlardı kervandakilerle!</p>
<p>
	Ne diyebilirdi ki?</p>
<p>
	Hen&uuml;z k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bir &ccedil;ocuktu o.</p>
<p>
	Bizzat kendi kardeşleri ona b&ouml;yle davrandıktan sonra elin yabancısı neler yapmazdı ki?</p>
<p>
	Sustu Yusuf&#8230;</p>
<p>
	İnanılmaz bir sabır ve soğukkanlılıkla onları dinliyor, izliyordu.</p>
<p>
	Rabb&#39;ini tevekk&uuml;l ederek, olacakları beklemekteydi.</p>
<p>
	D&uuml;r&uuml;stt&uuml; o; bu nedenle de kendine g&uuml;veni sonsuzdu.</p>
<p>
	Tartışma fazla uzun s&uuml;rmedi, ağabeyleri, az bir para karşılığında Yusuf&#39;u bu yabancılara sattılar<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>
<p>
	Alan da razıydı, satan da.</p>
<p>
	Alan, b&ouml;ylesine emsalsiz bir cevheri neredeyse bedavaya getirebildiği i&ccedil;in, satan da, yollarının &uuml;zerindeki maniayı ortadan kaldırıp onu uzak diyarlara k&ouml;le olarak sattığı i&ccedil;in memnundu&#8230;Yusuf da memnun muydu bu alışverişten acaba?</p>
<p>
	Ağlıyor muydu? Hayır&#8230;</p>
<p>
	G&ouml;zlerinin &ouml;n&uuml;nde ağabeyleri onu satmış, karşılığında para bile alıp gitmişlerdi işte!</p>
<p>
	Şimdi yapayalnızdı Yusuf.</p>
<p>
	Allah&#39;tan başka sığınacağı, O&#39;ndan başka derdini s&ouml;yleyeceği kimsesi yoktu onun.</p>
<p>
	Bir k&ouml;le olarak satılıvermişti g&ouml;z a&ccedil;ıp kapayıncaya kadar.</p>
<p>
	Her k&ouml;le, k&ouml;le pazarında satılığa &ccedil;ıkarılır ve satılmasına bizzat şahit olur.</p>
<p>
	Ama k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bir &ccedil;ocuğun, ağabeyleriyle yabancılar arasındaki bu pazarlığa şahit olması tarifi imkansız bir acı demektir.</p>
<p>
	Yusuf k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k ve yapayalnızdı.</p>
<p>
	Onlarsa kocaman adamlar&#8230;</p>
<p>
	G&uuml;&ccedil;l&uuml;ler zayıfları ezerler, bu hep b&ouml;yledir zaten.</p>
<p>
	Zenginler yoksulların, toklar a&ccedil;ların halini sormaz hi&ccedil;bir zaman&#8230;</p>
<p>
	Doğru bir alışveriş miydi bu?</p>
<p>
	Kardeş kardeşi satar mıydı?</p>
<p>
	Alıcı, mala, satıcı da aldığı fiyata sahip olabildi mi ger&ccedil;ekten?</p>
<p>
	B&ouml;yle bir m&uuml;lkiyet anlayışı doğru mudur?</p>
<p>
	Bu sorulara cevap verecek kim vardı orada? Kardeşleri Yusuf&#39;u k&ouml;le olarak satıp gitmişlerdi işte&#8230;</p>
<p>
	Yusuf&#39;un kardeşleri kendi beldelerine, kervan da, mallarını satacağı &uuml;lkeye doğru yola koyulmuştu bile.</p>
<p>
	Yusuf i&ccedil;in yepyeni, karanlık ve belirsiz bir gelecek başlıyordu.</p>
<p>
	Ama o, sabır ve soğukkanlılıkla geleceği karşılamaya hazırdı.</p>
<p>
	Rabb&#39;ine inanıyor, O&#39;nun daima hak ve mazlumiyetten yana olduğunu biliyordu.</p>
<p>
	Herkes kendi yurduna giderken Yusuf, yerinden yurdundan uzaklaşıyordu şimdi. Annesinin şefkatli kollarına bir kez olsun artık kendisini atamayacak, babasının o huzur ve g&uuml;ven veren tebess&uuml;m&uuml;n&uuml; bir daha hi&ccedil; g&ouml;remeyecekti.</p>
<p>
	İnsanoğlunun kaderi her an inanılmaz s&uuml;rprizlerle doludur.</p>
<p>
	Yusuf bir gecede sultanlıktan k&ouml;leliğe itilivermişti işte!</p>
<p>
	Babası şu anda neredeydi acaba?</p>
<p>
	Ne yapıyordu şimdi?</p>
<p>
	Ne &ouml;nemi vardı ki b&uuml;t&uuml;n bunların? Olanlar olmuş, Yusuf bir k&ouml;le olarak yabancılara satılmıştı.</p>
<p>
	Ya Yusuf? O sırada Yusuf ne haldeydi acaba? Kervan adım adım onu evinden barkından uzaklaştırırken o ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu o sırada?&quot; Ağabeylerim bana bunu yaptıktan sonra, yabancılar neler etmez?&quot; diye mi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu kara kara?</p>
<p>
	İsrailoğulları kendilerinden birine b&ouml;yle davrandıktan sonra, vay onlardan olmayanın haline&#8230;</p>
<p>
	Kendi kardeşini &uuml;&ccedil; pula satan bu kavim, başkalarının kardeşine neler yapmaz ki&#8230;</p>
<p>
	Ve bug&uuml;n b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya bir kez daha bu yalın hakikati işgal altındaki Filistin topraklarında olanca acılığıyla seyretmiyor mu?</p>
<p>
	İsrailli yahudiler b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyanın g&ouml;z&uuml; &ouml;n&uuml;nde Filistin M&uuml;sl&uuml;manlarının kolunu, dirseğini taşlarla par&ccedil;alayıp kaburgalarını dipcik darbeleriyle kırmıyorlar mı?</p>
<p>
	&quot;Evimden &ccedil;ık!&quot; diyerek kendilerine taştan başka atacak birşey bulamayan zavallı Filistinlileri bir yandan alabildiğine ezip katlederken, diğer taraftan onları b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya ter&ouml;ristmiş gibi g&ouml;stermiyor mu? İsrailoğulları&#8230;</p>
<p>
	Hepsi b&ouml;yle değil elbet, Yusuf da onlardan biridir; ama&nbsp; acaba İsrailoğulları arasında ka&ccedil; Yusuf vardır? &quot;Yakup&quot;lar ka&ccedil; tanedir, bu insan eşkıyası ve cellatlar &ccedil;etesi kavimde?</p>
<p>
	Yusuf nereye gittiğini ve bu işin sonunun nereye varacağını biliyor muydu acaba?</p>
<p>
	Kendisini nasıl bir kaderin beklediğinden haberi var mıydı?</p>
<p>
	&Ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir ilahi g&ouml;reve hazırlanmakta olduğunu biliyor muydu o sırada Yusuf?!</p>
<p>
	Yusuf Binlerce h&uuml;r yaradılışlı insanı ger&ccedil;ek ve kalıcı k&ouml;lelikten kurtarmaya ve &uuml;lkesini mutlak bir yok oluşun eşiğinden d&ouml;nd&uuml;rmeye doğru adım attığının farkında mıydı?</p>
<p>
	Nuh tufanından sonra ilk kez d&uuml;nyaya adil bir devlet d&uuml;zenini kendisinin takdim edeceğini, kendisindeki bu inanılmaz g&uuml;zelliği b&uuml;t&uuml;n insanlığa taksim edip yaşadığı beldeyi b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle g&uuml;zelleştireceğine akıl erdirebilir miydi o sırada?</p>
<p>
	Acının ne olduğunu, acı &ccedil;ekenler bilir.</p>
<p>
	K&ouml;leliğin ne demek olduğunu da &ccedil;ocukluğundan beri bu acıyı yaşamış olanlar&#8230; İnsanları k&ouml;lelikten kurtaracak olan işte onlardır; acıları onlar teskin edebilir ancak. Ağır bir bedel &ouml;deyerek h&uuml;rriyetine kavuşabilen şerefli insanlar bilir ancak h&uuml;rriyetin ne demek olduğunu&#8230; Ve ancak b&ouml;yle insanlar beşeriyete h&uuml;rriyeti armağan edebilecek m&uuml;cadelelere &ouml;nc&uuml;l&uuml;k edebilirler.</p>
<p>
	Tok karınla a&ccedil;lara liderlik edilemez.</p>
<p>
	Refah i&ccedil;inde yaşayanlar, yoksullarla, &ccedil;ıplakların davasını savunamaz&#8230;</p>
<p>
	H&uuml;rriyetinden mahrum edilmeyenler, başkalarının h&uuml;rriyeti i&ccedil;in kendilerini tehlikeye atamaz&#8230;</p>
<p>
	Yusuf, b&uuml;t&uuml;n bu acıları yaşamakta olan halkını kurtarmak i&ccedil;in bu d&uuml;nyaya g&ouml;nderilmiştir. Bu y&uuml;zdendir ki onun da b&uuml;t&uuml;n bu acıları &ccedil;ekmesi, hepsini bilfiil yaşaması gerekmektedir. O, yiğit, fedakar, h&uuml;r, diren&ccedil;li, d&uuml;r&uuml;st ve herşeye rağmen iffetli olunabileceğini şahsen ispatlayabilmelidir. İşte o zaman bir milleti peşinden s&uuml;r&uuml;kleyebilecek ve başkalarına s&ouml;z ge&ccedil;irebilecektir.</p>
<p>
	Hi&ccedil;bir kavmin akıllıları, birinin s&ouml;z&uuml;ne rastgele uymaz, ardından y&uuml;r&uuml;mezler&#8230; &Ouml;nce onu tanımaya &ccedil;alışır, kim olduğuna, neler g&ouml;r&uuml;p, nelere katlandığına bakarlar&#8230;</p>
<p>
	Kervandakiler Yusuf&#39;a nasıl davrandılar acaba?</p>
<p>
	O devirlerde zengin k&ouml;le sahipleri, k&ouml;lelerine nasıl davranmaktaydılar?</p>
<p>
	Kardeşin kardeşe nasıl davrandığını g&ouml;rd&uuml;k.</p>
<p>
	Bir de k&ouml;le sahibinin k&ouml;leye nasıl davrandığına bakalım şimdi.</p>
<p>
	Ve k&ouml;lenin de, k&ouml;le sahibinin de kalplerini elinde tutan bir &quot;Y&uuml;celer y&uuml;cesi merhametliler merhametlisi Rahman&quot;ın, her işinde nice hikmetler, nice sırlar, nice nimet ve bereketler olduğunu da unutmadan ibretle, hayretle izleyelim Yusuf&#39;u&#8230;</p>
<p>
	G&ouml;relim Mevl&acirc; neyler.</p>
<p>
	Neylerse g&uuml;zel eyler!..</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p align="center">
	-*-</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Yusuf&#39;u satın alan kervan uzun bir yolculuktan sonra Mısır&rsquo;a vardı. K&ouml;le pazarında Yusuf&#39;u satışa &ccedil;ıkardılar. Kısa zamanda Yusuf&#39;a &ccedil;ok fazla m&uuml;şteri &ccedil;ıktı. Bu g&ouml;r&uuml;lmemiş g&uuml;zelliğe kimse fiyat bi&ccedil;emiyor, fiyatı arttık&ccedil;a artıyordu. Derken, Mısır kralı Yusuf&#39;u satın aldı, ama k&ouml;le edinmek i&ccedil;in değil, evlatlık edinmek i&ccedil;in.</p>
<p>
	Mısır kralı evlat sahibi olamıyordu.</p>
<p>
	B&ouml;ylece Yusuf&#39;un bu k&ouml;leliği de &ccedil;ok kısa s&uuml;rd&uuml; ve bir g&uuml;nde k&ouml;lelikten veliahdlığa y&uuml;kseliverdi!</p>
<p>
	Mısır kralı Yusuf&#39;u evine g&ouml;t&uuml;r&uuml;p eşine verdi, &quot;İşte sana g&uuml;zelim bir evlat!&quot; dedi, &quot;Ona iyi bak, onu iyi yetiştir, bundan iyi evlatlık bulamazsın!&quot;</p>
<p>
	Evet, o d&ouml;nemlerde zenginler ve soylular arasında &ccedil;ocuk sahibi olamayanlar, se&ccedil;kin k&ouml;leleri satın alıp evlatlık edinirlerdi. &Ccedil;ocukluktan satın alınarak yetiştirilen bu k&ouml;leler, efendilerinin en yakını olurlardı.</p>
<p>
	Bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k k&ouml;lenin fizik&icirc; yakışıklılığının yanısıra huy ve ahlakının da fevkalade g&uuml;zel olması, edep ve zekaca da pek se&ccedil;kin olduğunu g&ouml;stermesi, Mısır kralını hayran bırakmış hi&ccedil; teredd&uuml;t etmeden onu satın alıp evlatlık edinmek i&ccedil;in yetiştirmeyi planlamıştı.</p>
<p>
	Şimdi Yusuf k&ouml;le değil, Mısır h&uuml;k&uuml;mdarının evlatlığıydı.</p>
<p>
	Kaderin tuhaf cilveleri vardır&#8230;</p>
<p>
	Kardeşleri Yusuf&#39;a d&uuml;şmanlık etmiş, ama bir başkası&nbsp; onu azizleyip bağrına basarak evlatlık edinmişti.</p>
<p>
	Yusuf d&uuml;r&uuml;st ve inan&ccedil;lıydı. Bu y&uuml;zdendir ki Y&uuml;celer Y&uuml;cesi Rabb&#39;i, onu s&uuml;rekli kollamakta, g&ouml;zetmekteydi.</p>
<p>
	Mısır sultanı elbette ki Yusuf&#39;a layık bir baba değildi ve onunla Yakup Peygamber (a.s) kıyaslanamazdı; ama Yusuf, onun i&ccedil;in pek ideal bir evlattı ş&uuml;phesiz.</p>
<p>
	Yusuf&#39;tan daha iyi bir oğul kime nasip olabilirdi ki o sırada?</p>
<p>
	Yusuf&#39;un v&uuml;cudu kralın sarayında nimetler i&ccedil;inde m&uuml;reffeh bir hayat yaşıyor, ama ruhu kafesteki bir kuş gibi &quot;baba&quot; diyerek &ccedil;ırpınıyordu. &Ouml;z kardeşleri babasından annesinden ve doğup b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml; diyarından koparmışlardı Yusuf&#39;u.</p>
<p>
	K&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta hem anne babasından ayrılmış, hem vatanından s&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş, uzaklaştırılmıştı.</p>
<p>
	Yakup Peygamber de (a.s) Yusuf&#39;unun yokluğuna dayanamamış, gece g&uuml;nd&uuml;z g&ouml;zyaşı d&ouml;km&uuml;şt&uuml;. Yusuf&#39;un ayrılığıyla g&ouml;zleri sağlığını&nbsp; yitirmiş, sa&ccedil;ı-sakalı kısa s&uuml;rede bembeyaz olmuştu.</p>
<p>
	Yusuf, Kur&#39;an&#39;ın terbiyesiyle eğitilen bir peygamber adayı olduğu halde, k&ouml;le pazarında ağzını a&ccedil;ıp tek kelime itiraz etmemişti.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n insanlardan o sırada &uuml;st&uuml;n olduğu halde kimseye karşı b&uuml;y&uuml;klenmemiş, zerrece kibir g&ouml;stermemişti&#8230; Mısır azizine kendisini tanıtmadı asla &quot;Ben Hz. Halil İbrahim&#39;in torunu, Hz. Yakub&#39;un oğluyum&quot; demedi.</p>
<p>
	&quot;Devrin peygamberi benim babamdır&quot; diyerek b&ouml;b&uuml;rlenmedi&#8230;</p>
<p>
	Hi&ccedil;, ama hi&ccedil;bir şey s&ouml;ylemedi kimseye&#8230;</p>
<p>
	Ağzını kapatabilmek ve sırrı a&ccedil;mamasını becermek her insanın yapabileceği bir şey değildir, bu sadece g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve kendisinden emin insanların huyu ve hasletidir.</p>
<p>
	Zorluklar ve sıkıntılardan şikayet&ccedil;i olup sızlanmak ve hayatın inişli &ccedil;ıkışlı yollarında kendine g&uuml;venini bir an olsun yitirmeyip, kişilik ve karakterini koruyabilmek, daha &ccedil;ocuk yaşındayken Hz. Yusuf&#39;un (a.s) en belirgin&nbsp; &ouml;zelliklerindendi.</p>
<p>
	O gurbet ellerde onca yalnızlık ve sıkıntılı anlarında bir kez olsun kimseye yalvarmadı, &quot;ben şuyum, ben buyum, falan peygamberin oğlu, filan peygamberin soyundanım&quot; demedi; hi&ccedil; &ouml;v&uuml;nmedi, hi&ccedil; kibirlenmedi.</p>
<p>
	Hz. Yusuf (a.s)&rsquo;ın bu davranışında b&uuml;t&uuml;n insanlığın alması gereken bir ders vardır. Kendini tanıtmak istiyorsan babanla, dedenle, soy-sopunla tanıtma; kendini kendi gayretin ve &ccedil;abanla, kendi ahlakın ve kendi huyunla tanıt. Sen kendini tanıtabilirsen, gerisi kendiliğinden gelir zaten.</p>
<p>
	Kendisine şuradan buradan, şu veya bu şahıs veya hadiseden pay &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışanlar, bizzat kendilerinde hi&ccedil;bir olumlu haslet taşımayan karakter fakirleridir.</p>
<p>
	G&uuml;&ccedil;l&uuml; karakterler Allah&#39;tan başka dayanağa sırtlarını vermezler.</p>
<p align="center">
	-*-</p>
<p>
	Yusuf giderek serpilip gelişiyor, b&uuml;y&uuml;d&uuml;k&ccedil;e g&uuml;zelliği, karakteri ve yetenekleriyle daha bir b&uuml;y&uuml;leyici hal alıyordu.</p>
<p>
	O fevkaladeydi, ama zerrece gururlanmıyor, mağrur olmuyordu.</p>
<p>
	Kendisini bildi bileli hayat bir okuldu onun i&ccedil;in. Her an yeni şeyler &ouml;ğreniyor, &ouml;ğrendik&ccedil;e kulluğu ve tevazusu artıyordu. Onun &ouml;ğretmeni, b&uuml;t&uuml;n &ouml;ğretmenlerin &ouml;ğretmeniydi; yaratılış aleminin &ouml;ğreticisi, yetiştiricisiydi onun Rabb&#39;i&#8230;</p>
<p>
	Onun &uuml;stadı, &uuml;statlar &uuml;stadıydı&#8230;</p>
<p>
	Ruh ve bilgi g&uuml;zelliği, fiziki g&uuml;zelliğinden kat kat fazlaydı ve Yusuf, her boyutuyla g&uuml;nden g&uuml;ne ilerliyor, kemale erişiyordu. Sevgili Rabb&#39;i her g&uuml;n ona yeni bir ders veriyor, ilmini, edebini ve kemalini doruğa ulaştırmasına yardımcı oluyordu.</p>
<p>
	Ne mutlu kendisini Rabb&#39;inin &ouml;ğretmenliğine teslim edenlere&#8230; Ne mutlu O&#39;ndan &ouml;ğrendiğini kulağına k&uuml;pe edinenlere&#8230;</p>
<p>
	Ge&ccedil;mişte yaşadığı acı olaylar da onun i&ccedil;in bir dersti. Babası, halası, atıldığı kuyu, ağabeylerinin hasedi, kervan başının k&ouml;lesi olmak, Mısır azizinin evlatlığına se&ccedil;ilmek&#8230; B&uuml;t&uuml;n bunlar birer okuldu Yusuf i&ccedil;in, rengarenk bir ders c&uuml;mb&uuml;ş&uuml;, ibretler zinciriydi. İlmine ilim, tecr&uuml;besine tecr&uuml;be katıyor onu feleğin &ouml;rs&uuml;nde vura-vura &ccedil;elikleştiriyordu.</p>
<p>
	Mısır azizinin evi, bu ders halkalarından biri ve en zor olanıydı.</p>
<p>
	Yusuf bu evde kemal ve olgunluğunun doruğuna ulaştığında sevgili Rabb&#39;i onu peygamberlikle şereflendirdi.</p>
<p>
	Ve Yusuf (a.s) kavmi i&ccedil;in Allah&#39;ın rahmeti oldu, Rabb&#39;inin mesajlarını insanlara iletmekle g&ouml;revlendirildi.</p>
<p>
	B&ouml;ylece &ccedil;ocukken g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; r&uuml;ya ger&ccedil;ekleşmiş, babasının tabiri doğru &ccedil;ıkmıştı, Yusuf (a.s) insanları kula değil, Allah&#39;a tapmaya davet etmekle m&uuml;kellef kılınmıştı!..</p>
<p>
	O devirde Mısır, d&uuml;nyanın en gelişmiş &uuml;lkesiydi, &ccedil;ağın en ileri medeniyeti Mısır&#39;da kurulmuştu.</p>
<p>
	Ama Yusuf (a.s)&#39;ın ilahi mektepte alması gereken bir ders daha kalmış, g&ouml;ğ&uuml;slenmesi gereken bir felaket daha d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;şt&uuml;.</p>
<p>
	Bu, onun son sınavı olabilirdi&#8230;</p>
<p>
	Bu sınavdan sonra halk onu tanıyacak, iffet ve d&uuml;r&uuml;stl&uuml;ğ&uuml; dillere destan olacaktı.</p>
<p>
	İşte o zaman insanları Rabb&#39;ine davet ettiğinde herkes onu tanıyıp onun &ccedil;ağrısına canla başla koşacaklardı.</p>
<p>
	Evet, Yusuf&#39;un bu kemal yolundaki son basamağı da tırmanabilmesi i&ccedil;in bir sınavdan daha ge&ccedil;mesi gerekiyordu. Zor mu zor bir sınavdı bu; ama Yusuf&#39;u &ccedil;ifte su verilmiş &ccedil;eliğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;recekti sonu&ccedil;ta&#8230;</p>
<p>
	Nice b&uuml;y&uuml;k insanları dize getirmiş, nice temiz canları yenilgiye uğratmış bir sınavdı bu.</p>
<p>
	Gen&ccedil; Yusuf, bundan &ouml;nceki sınavlardan başarıyla alnının akıyla &ccedil;ıkmıştı. Bunu da başarıyla vermesi gerekiyordu. B&ouml;ylece insanlar, Y&uuml;ce Rablerinin g&ouml;nderdiği el&ccedil;ilerin en zor sınavları başarıyla veren n&acirc;dide &ouml;ğrenciler arasından se&ccedil;ilip g&ouml;revlendirildiğini g&ouml;recek ve b&ouml;ylece onlara gereğince g&uuml;venebileceklerdi.</p>
<p>
	Bu, Yusuf&#39;un o g&uuml;ne kadar verdiği b&uuml;t&uuml;n sınavlardan zordu.</p>
<p>
	Zira Yusuf&#39;un en zayıf anında, g&ouml;n&uuml;l meselesine sırt &ccedil;evirmesini gerektiriyordu!</p>
<p>
	İnsanın kendisiyle olan savaşı, başkasıyla savaşmasından &ccedil;ok daha zordur. Bundan &ouml;nceki sınavlar Yusuf i&ccedil;in &quot;k&uuml;&ccedil;&uuml;k cihad&quot;dı, buysa Yusuf&#39;un &quot;cihad-ı ekber&quot;iydi&#8230; Nice b&uuml;y&uuml;k insanların, nice yiğit erenlerin bir anlık olsun ayaklarının s&uuml;r&ccedil;t&uuml;ğ&uuml; &ccedil;ok zorlu, &ccedil;ok &ccedil;etin bir cihad&#8230;</p>
<p>
	Yusuf kıssasının bu noktası, psikoloji ve insan bilim uzmanlarınca laboratuara alınması gereken son derece&nbsp; &ouml;nemli noktaları kapsar. Burada insanın kendisiyle savaşında kadının mı, yoksa erkeğin mi daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; olduğu, hangi şartlarda kimin mağlup, kimin g&acirc;lip geldiği konusu ele alınmaktadır.</p>
<p>
	İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana bu zorlu savaşta kaybeden tarafın genellikle erkekler olduğunu itiraf etmek gerekir.</p>
<p>
	Evet, bir halter yarışında erkekler kadınlardan daha fazla ağırlık kaldırabilirler, ama insanın g&uuml;c&uuml;n&uuml; kudretini &ouml;l&ccedil;en şey halter yarışı değildir. Kadınla erkek m&uuml;cadelesinde s&ouml;m&uuml;r&uuml;ye karşı bir m&uuml;cadele t&uuml;r&uuml; vardır; biri diğerini s&ouml;m&uuml;rmek istediğinde, ona karşı diren&ccedil; g&ouml;sterebilmektir bu g&uuml;c&uuml;n &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;&#8230;</p>
<p>
	Bu t&uuml;r bir savaşta kadının &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; iki silahı vardır. Her ikisini de kullanması halinde erkeği genellikle mağlup etmekte, sırtını yere vurmaktadır. Bu silahların her ikisi de erkeğin kalbini ve g&ouml;nl&uuml;n&uuml; hedef alır, v&uuml;cudunu değil&#8230; Kadının erkeği dize getirmek i&ccedil;in kullandığı birinci silahı g&ouml;zyaşıdır; ağlayarak erkeğin şefkat ve sevgi duygusunu tahrik eder, kalbinde burukluk yaratır ve onun iradesini ele ge&ccedil;irme şansını kazanır.</p>
<p>
	İkinci silahıysa naz, cilve ve işvesidir.</p>
<p>
	Bu iki yolla kadın, erkeğin kalbini fethedip onun iradesine egemen olabilir ve onu mağlup eder.</p>
<p>
	Hz. Yusuf (a.s) bu savaşın n&acirc;dide kahramanıdır. Kadının g&ouml;zyaşı ve dişilik silahı karşısında dize gelip yenilmeyen ve iffetini koruyarak b&uuml;t&uuml;n erkeklere pratik bir &ouml;rnek kesilen se&ccedil;kin bir insan olarak adını insanlık tarihine ge&ccedil;irmiş ve Hz. Nuh Tufanından sonra insanlığa &quot;g&ouml;n&uuml;l fırtınası&quot;nda geminin nasıl sapasağlam sahile vardırılabileceğini &ouml;ğretmiş ve bunun m&uuml;mk&uuml;n olduğunu ispatlamıştır.</p>
<p align="center">
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> &#8211; Yusuf: 4</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> &#8211; Yusuf: 5</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> &#8211; Yusuf: 6</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; Hadisenin tamamı Yusuf Suresi&#39;nin ayetlerinden aktarıldığı i&ccedil;in sık sık bu ayetleri tekrarlamak yerine, okuyucuların Kur&#39;an&#39;da Yusuf Suresi&#39;ne bakmaları daha isabetli olacaktır. İ. Bendiderya-</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/yusufun-guzelligi/">Yusuf&#8217;un Güzelliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gökteki Bulutun Sırrı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/gokteki-bulutun-sirri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3239</guid>

					<description><![CDATA[<p>SADULLAH AYDIN Peygamberimiz k&#252;&#231;&#252;kken Ebu Talib&#39;in yanında yaşıyordu. Evleninceye kadar da Ebu Talib&#39;in yanında kaldı. &#199;&#252;nk&#252; Peygamberimizin Ebu Talip&#39;ten başka kimsesi yoktu. Peygamberimiz daha yedi yaşına varmadan annesini, babasını ve dedesini kaybetmişti. Ebu Talip &#231;ok iyi, merhametli ve anlayışlı bir insandı. Peygamberimizi &#231;ok severdi. Hatta &#231;ocuklarından bile daha &#231;ok severdi. Peygamberimiz de Ebu Talib&#39;i &#231;ok [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gokteki-bulutun-sirri/">Gökteki Bulutun Sırrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 style="text-align: right;">
	SADULLAH AYDIN</h5>
<p>
	Peygamberimiz k&uuml;&ccedil;&uuml;kken Ebu Talib&#39;in yanında yaşıyordu. Evleninceye kadar da Ebu Talib&#39;in yanında kaldı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Peygamberimizin Ebu Talip&#39;ten başka kimsesi yoktu. Peygamberimiz daha yedi yaşına varmadan annesini, babasını ve dedesini kaybetmişti.</p>
<p>
	Ebu Talip &ccedil;ok iyi, merhametli ve anlayışlı bir insandı. Peygamberimizi &ccedil;ok severdi. Hatta &ccedil;ocuklarından bile daha &ccedil;ok severdi. Peygamberimiz de Ebu Talib&#39;i &ccedil;ok severdi. Kısacası Ebu Talip, Peygamberimizin hem annesi, hem de babası gibiydi.</p>
<p>
	Ebu Talip nereye gitse, Peygamberimizi de yanında g&ouml;t&uuml;r&uuml;rd&uuml;. Peygamberimiz olmadan hi&ccedil;bir yere gitmezdi.</p>
<p>
	Ancak bir defasında onu g&ouml;t&uuml;rmek istemedi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; gideceği yer &ccedil;ok uzaktı. Ticaret kervanıyla beraber Şam&rsquo;a gidecek ve kervanda bulunan mallarını orada satacaktı. Peygamberimiz o zamanlar k&uuml;&ccedil;&uuml;kt&uuml;. Uzun yolculuklara dayanamazdı.</p>
<p>
	&nbsp;Ticaret kervanı hazırlandı. Ebu Talip devesine bindi. Ailesiyle vedalaştı. Tam devesini s&uuml;r&uuml;yordu ki, birden Peygamberimiz devenin yularını tuttu.</p>
<p>
	Ebu Talip, okşayan bakışlarını Peygamberimizin y&uuml;z&uuml;ne dikti:</p>
<p>
	&shy;&mdash; Bir arzun var mı yavrum? diye sordu.</p>
<p>
	Peygamberimizin g&ouml;zleri dolu dolu oldu. Ağlamaklı bir sesle:</p>
<p>
	&mdash; Beni kime bırakıp da gidiyorsun amcacığım? dedi. Senden başka kimim var ki bu d&uuml;nyada?</p>
<p>
	Peygamberimizin bu s&ouml;zleri, Ebu Talib&#39;i &ccedil;ok duygulandırdı. Peygamberimizin elinden tuttu. Onu arkasına bindirdi. B&ouml;ylece Peygamberimiz de amcasıyla birlikte Şam&rsquo;a giden ticaret kervanına katıldı ve kervan uzun yolculuğuna başladı.</p>
<p>
	Şam yolu &uuml;st&uuml;nde b&uuml;y&uuml;k bir manastır vardı. Manastırda Bahira adlı bir muvahhit yaşardı. Bahira, &ccedil;evrede takvası ve ilmiyle meşhurdu. Manastırdan &ccedil;ıkmaz, ibadetle meşgul olurdu. Manastırın &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;en ticaret kervanlarıyla hi&ccedil; ilgilenmezdi.</p>
<p>
	Peygamberimizin i&ccedil;inde bulunduğu kervan gelip manastırın tam karşısında konakladı. Rahip Bahira, manastırın penceresinden ilgisiz bakışlarla kervanı seyretti. Ama birden bakışları canlandı. Hayretle kervana baktı. Ger&ccedil;ekten de kervanın bulunduğu yerde &ccedil;ok ilgin&ccedil; bir şey oluyordu.</p>
<p>
	Mevsim yazdı. &Ccedil;&ouml;l sıcağı her tarafı kavuruyordu. Kervanın konakladığı yerde bir tek ağa&ccedil; yoktu. Kervan sıcaktan kavruluyordu. Hava a&ccedil;ıktı, bulut yoktu.</p>
<p>
	Ancak, nereden geldiği bilinmeyen bir bulut, kandil gibi kervanın &uuml;st&uuml;nde duruyordu. Kervan nereye gitse, bulut da oraya gidiyordu. Kervanın bir kısmını s&uuml;rekli g&ouml;lgeliyordu.</p>
<p>
	Rahip Bahira hayrete d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. Bu berrak g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nde o tek bulut nereden gelmişti? Bulutun sırrı neydi? Muhakkak kervanda &ccedil;ok değerli bir Allah dostu vardı. Ve o bulut, bu Allah dostunu g&ouml;lgeliyordu.</p>
<p>
	Rahip Bahira, bulutun sırrını &ccedil;&ouml;zmeye karar verdi. Bu niyetle kervanı yemeğe davet etti.</p>
<p>
	Peygamberimiz kervandakilerin en k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml; olduğu i&ccedil;in, onu eşyaların yanında bıraktılar ve yemeğe gittiler.</p>
<p>
	Rahip Bahira, kervandakilere ikramda bulundu. &Ccedil;aktırmadan hepsinin tek tek y&uuml;z&uuml;ne baktı. Aradığı adamı bulamamıştı. Bulut yerinde duruyor mu diye kervanın konakladığı yere baktı. Gizemli bulut yerinde duruyordu.</p>
<p>
	Rahip Bahira, kervanın başkanına merakla sordu:</p>
<p>
	&mdash; Hepiniz geldiniz mi?</p>
<p>
	&mdash; Evet, saygı değer Bahira!</p>
<p>
	&mdash; Emin misin?</p>
<p>
	&mdash; Tabi&icirc; eminim. Kervandakilerin hepsi geldi. K&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ocuğun dışında sayımız tam.</p>
<p>
	Rahip Bahira, heyecanla atıldı:</p>
<p>
	&mdash; Onu da &ccedil;ağırın l&uuml;tfen.</p>
<p>
	Ebu Talip s&ouml;ze karıştı:</p>
<p>
	&mdash; Eşyalara bakıyor, hem gelmese de olur.</p>
<p>
	&mdash; Hayır, hayır! L&uuml;tfen o da gelip yemek yesin.</p>
<p>
	Ebu Talip, Peygamberimizi &ccedil;ağırttı. Peygamberimiz geldi. O gelir gelmez g&ouml;kteki bulut kayboldu.</p>
<p>
	Rahip Bahira, Peygamberimizi g&ouml;r&uuml;r g&ouml;rmez onu tanıdı. Peygamberimizin son resul olduğunu anladı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; son peygamberin y&uuml;z şeklinin tarifini Tevrat ve İncil&#39;de okumuştu.</p>
<p>
	Rahip Bahira, Peygamberimize b&uuml;y&uuml;k bir saygı g&ouml;sterdi. Onu baş k&ouml;şeye oturttu. İkramda bulundu. Peygamberimizin alnındaki nur, onun tavırları, Rahip Bahira&#39;yı iyice inandırdı.</p>
<p>
	Rahip Bahira, Peygamberimizle uzun bir sohbet yaptı. Sohbet esnasında Peygamberimize:</p>
<p>
	&mdash; Ey &ccedil;ocuk! dedi, Sen &ccedil;ok akıllı ve iyi birisin. Seni &ccedil;ok sevdim. L&uuml;tfen elbiseni yukarı kaldır da omuzlarının arasını &ouml;peyim. Ben beğendiğim insanların omuzlarının arasını &ouml;perim.</p>
<p>
	Halbuki Rahip Bahira&#39;nın amacı başkaydı. O Peygamberimizin omuzları arasında peygamberlik m&uuml;hr&uuml; olup olmadığına bakmak istiyordu.</p>
<p>
	Peygamberimiz omuzlarını a&ccedil;tı. İki k&uuml;rek kemiğinin ortasında peygamberlik m&uuml;hr&uuml; g&ouml;r&uuml;nd&uuml;. Rahip Bahira heyecanla m&uuml;hr&uuml; &ouml;pt&uuml;. Sonra Ebu Talib&#39;i bir k&ouml;şeye &ccedil;ekti. Yavaş bir sesle:</p>
<p>
	&mdash; Bu &ccedil;ocuğun nesisin? dedi.</p>
<p>
	Ebu Talip:</p>
<p>
	&mdash; Babasıyım. diye cevap verdi.</p>
<p>
	Rahip Bahira, ş&uuml;pheyle Ebu Talib&#39;in y&uuml;z&uuml;ne baktı.</p>
<p>
	&mdash; Ger&ccedil;ekten babası sen misin? diye sordu. Benim bildiğim kadarıyla bu &ccedil;ocuğun yetim olması l&acirc;zım.</p>
<p>
	&mdash; Evet, doğru&#8230; Yetim ve &ouml;ks&uuml;zd&uuml;r. Yeğenim olduğu ve yanımda yaşadığı i&ccedil;in babası olduğumu s&ouml;yledim.</p>
<p>
	&mdash; Ayrıca adının Muhammed veya Ahmed olması gerekiyor.</p>
<p>
	Ebu Talip, şaşırarak:</p>
<p>
	&mdash; Adının Muhammed olduğunu nasıl bildiniz? dedi.</p>
<p>
	&mdash; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu &ccedil;ocuk bir peygamberdir. Kutsal kitaplarda onunla ilgili bilgiler var. B&uuml;y&uuml;y&uuml;nce &quot;Hatem&rsquo;&uuml;l-Enbiya&quot; olacak. Yani &quot;Son Peygamber.&quot;</p>
<p>
	&mdash; &Ouml;yle mi?</p>
<p>
	&mdash; Evet, &ouml;yle&#8230;</p>
<p>
	Ebu Talip dalgın dalgın mırıldandı:</p>
<p>
	&mdash; Ben onun sıradan bir insan olmadığını anlamıştım.</p>
<p>
	Rahip Bahira endişeli bir sesle:</p>
<p>
	&mdash; Onu Şam&rsquo;a g&ouml;t&uuml;rme! diye konuştu. Mallarını burada sat.</p>
<p>
	&mdash; Neden?</p>
<p>
	&mdash; &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Şam&rsquo;da bilgin Hıristiyan ve Yahudi din adamları &ccedil;oktur. Onu tanıyabilirler. Kıskan&ccedil;lığa kapılıp ona bir zarar verebilirler.</p>
<p>
	Rahip Bahira, duygusal ve h&uuml;z&uuml;nl&uuml; bakışlarla peygamberimize baktı. Derin bir i&ccedil; ge&ccedil;irerek:</p>
<p>
	&mdash; Ah, ah! diye mırıldandı. Ne kadar masum bir oturuşu var. Ama bu d&uuml;nyada &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;l&uuml;k g&ouml;recek. &Ccedil;ok acı &ccedil;ekecek. Kavmi ona inanmayacak. Onu yalancılıkla su&ccedil;layacak. Ona ve ashabına yapılmadık zul&uuml;m bırakmayacaklar. Ah, ah! Keşke o zamana kadar yaşasaydım da onu destekleseydim. Ancak yaşlı bir adamım. O zamana kadar kalmayacağımı biliyorum.</p>
<p>
	Ebu Talip, Rahip Bahira&rsquo;nın s&ouml;zlerine inandı. Şam&rsquo;a gitmemeye karar verdi. Ticaret mallarını o b&ouml;lgeye yakın bir panayırda sattı ve hemen Mekke&rsquo;ye geri d&ouml;nd&uuml;.</p>
<p>
	O g&uuml;nden sonra Peygamberimize daha &ccedil;ok &ouml;zen g&ouml;sterdi. Onu &acirc;deta g&ouml;z&uuml; gibi korudu. Peygamberimiz kırk yaşına gelip de kendisine vahiy inince yine Peygamberimizi korudu. İsl&acirc;m d&uuml;şmanlarına karşı Peygamberimizin en b&uuml;y&uuml;k koruyucusu oldu. Hatta Peygamberimizi daha iyi savunabilmek i&ccedil;in imanını bile gizledi. Kısacası, &ouml;l&uuml;nceye kadar Peygamberimizi sevmekten ve desteklemekten asla vazge&ccedil;medi. Rahip Bahira&#39;nın; &quot;Ah, keşke yaşasaydım da onu d&uuml;şmanlarına karşı savunsaydım!&quot; s&ouml;z&uuml; hi&ccedil;bir zaman aklından &ccedil;ıkmadı. Bu s&ouml;z&uuml; s&ouml;ylerken onun o h&uuml;z&uuml;nl&uuml; sesi, hep kulaklarında &ccedil;ınlayıp durdu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/gokteki-bulutun-sirri/">Gökteki Bulutun Sırrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yusuf&#8217;un Güzelliği</title>
		<link>https://www.caferilik.com/yusufun-guzelligi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3224</guid>

					<description><![CDATA[<p>3. B&#246;l&#252;m &#160;İsmail Derya/Ehli Beyt &#214;ğretisi 3 &#160; Mısır sultanının eşi gen&#231; ve fevkal&#226;de g&#252;zel bir kadındı. Naz-u nimetler i&#231;inde yaşıyordu, ama iki ins&#226;n&#238; nimetten mahrumdu ve bu mahrumiyetin biri, diğerini de beraberinde getirmekdeydi: Birincisi kocasından, ikincisi de &#231;ocuktan mahrum olmasıydı&#8230; Bu hayata, olanca zorluğuna rağmen tahamm&#252;l etmekteydi. Kocası k&#252;&#231;&#252;k Yusuf&#39;un elinden tutup da onu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/yusufun-guzelligi-2/">Yusuf&#8217;un Güzelliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center">
	3. B&ouml;l&uuml;m</p>
<p align="right">
	&nbsp;İsmail Derya/Ehli Beyt &Ouml;ğretisi 3</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Mısır sultanının eşi gen&ccedil; ve fevkal&acirc;de g&uuml;zel bir kadındı. Naz-u nimetler i&ccedil;inde yaşıyordu, ama iki ins&acirc;n&icirc; nimetten mahrumdu ve bu mahrumiyetin biri, diğerini de beraberinde getirmekdeydi: Birincisi kocasından, ikincisi de &ccedil;ocuktan mahrum olmasıydı&#8230;</p>
<p>
	Bu hayata, olanca zorluğuna rağmen tahamm&uuml;l etmekteydi.</p>
<p>
	Kocası k&uuml;&ccedil;&uuml;k Yusuf&#39;un elinden tutup da onu eve getirdiğinde bir anne şefkatiyle Yusuf&#39;u bağrına basıp sevmişti onu. Ama nihayet, bir k&ouml;le olarak satın almışlardı Yusuf&#39;u&#8230; Onun varlığı evdeki &ccedil;ocuk boşluğunu gidermiş ve Yusuf&#39;a annelik ederek bu arzusuna ulaşmıştı.</p>
<p>
	Ama Yusuf giderek b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş, b&uuml;y&uuml;y&uuml;p serpildik&ccedil;e g&uuml;zelliğine g&uuml;zellik katmıştı.</p>
<p>
	İnanılmayacak kadar yakışıklı, alımlı ve ağırbaşlıydı.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha&#39;nın gen&ccedil; Yusuf&#39;a karşı beslediği duygular artık &ccedil;ok farklıydı,</p>
<p>
	Yusuf&#39;a tutkundu o. Yusuf&#39;un sadece y&uuml;z&uuml; ve fiziki yapısı değildi g&uuml;zel olan ; onun fevkal&acirc;de kişiliği, ağırbaşlılığı, saygı dolu i&ccedil;tenliği, &ccedil;alışkanlığı ve bilgeliği&#8230; B&uuml;t&uuml;n bunlar Z&uuml;leyha&#39;nın aklını başından almaya yetmişti.</p>
<p>
	Elindeki bu nadide inciyi hi&ccedil; kimseye kaptıramazdı.</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;n&uuml;şte evliydi, ama kocasından mahrum olduğunu kime anlatabilir, bu derdini kime a&ccedil;abilirdi ki?</p>
<p>
	Yusuf&#39;a olan tutkusu g&uuml;nbeg&uuml;n artıyordu.</p>
<p>
	Dahası, Yusuf onun k&ouml;lesi gibiydi, her emrine itaat etmekle m&uuml;kellefti ve şimdiye kadar da onun emrinden birkez olsun &ccedil;ıkmış değildi.</p>
<p>
	Aynı evde, bu şartlar altında yaşıyor olmak, Z&uuml;leyha i&ccedil;in dayanılmaz bir hal almaya başladı.</p>
<p>
	Yusuf&#39;a tutkundu o; deliler gibi sevdiği Yusuf&#39;sa her g&uuml;n onunla aynı evde ve onun emrinde ve yanındaydı.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha &ccedil;eşitli yollarla Yusuf&#39;un aklını &ccedil;elmeye &ccedil;alışmış, ama her defasında Yusuf inanılmaz bir iffet ve d&uuml;r&uuml;stl&uuml;k &ouml;rneği sergileyerek ondan uzak durmayı yeğlemişti.</p>
<p>
	Mısır h&uuml;k&uuml;mdarının eşi, bir kadının kullanabileceği her silahı deniyor, her erkeğin aklını başından alabilecek t&uuml;rl&uuml; oyunlar, t&uuml;rl&uuml; işvelere başvuruyordu.</p>
<p>
	Yusuf, efendisine ihanet etmeyecek kadar temiz ve iffetliydi.</p>
<p>
	İnanılmaz derecede g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir kişiliği vardı.</p>
<p>
	Sır saklamak zordur&#8230; Bazı sırlarsa &ccedil;ok zor&#8230;</p>
<p>
	Hele aşkı gizleyebilmek &ccedil;ok daha zordur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; &acirc;şık olanın g&ouml;z&uuml;, eli, ayağı, kısacası b&uuml;t&uuml;n davranışları ele verir onu; bunca muhabiri olan bir ger&ccedil;eği saklı tutabilmek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?</p>
<p>
	Mısır sultanının sarayındaki hizmetkarlar, sultanın eşinin Yusuf&#39;a aşık olduğunu anlamışlardı. Onun b&uuml;t&uuml;n ısrarlarına rağmen Yusuf&#39;&#39;un efendisine ihanet etmemedeki kararlılığını da g&ouml;r&uuml;yor, biliyordu. Saraydaki bu haber tez elden b&uuml;t&uuml;n şehre yayılmış, herkes Yusuf&#39;un temizlik ve d&uuml;r&uuml;stl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; konuşmaya başlamıştı.</p>
<p>
	Yusuf, yavaş yavaş dillere destan oluyordu.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha&#39;nın aşkıyla Yusuf&#39;un iffet, d&uuml;r&uuml;stl&uuml;k ve mertliği, bibirini &ccedil;ağrıştıran iki kavramdı artık. Z&uuml;leyha&#39;nın aşkından s&ouml;zedenler, Yusuf&#39;un bu hadisedeki fevkal&acirc;de tutumunu anlatıyor ve onun d&uuml;r&uuml;stl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; &ouml;v&uuml;yordu. Bir erkeğin bir kadını elde etmek i&ccedil;in pek &ccedil;ok şeyler yaptığı g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml; o g&uuml;ne değin; ama bir kadının bir erkeğin peşinden bunca koşması ve olanca g&uuml;zelliğine rağmen s&uuml;rekli red cevabıyla karşılaşması duyulmuş şey değildi.</p>
<p>
	Avcı, avın peşinden gider, onu kovalar, bu herkesin bildiği ve kimsenin yadırgamadığı bir hakikattir.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha olayında hakikat bunun tam tersidir; avcı, avından ka&ccedil;makta ve av, avcının peşini bırakmamaktadır!</p>
<p>
	Yusuf&#39;la Z&uuml;leyha kıssasının b&uuml;t&uuml;n insanlığa &ouml;rnek bir ders olarak sunulmasının nedeni budur.</p>
<p>
	Yusuf, inan&ccedil; ve şeref sahibi bir insanın nelere kadir olabileceğini bilfiil b&uuml;t&uuml;n insanlığa ispatlamış ve bu &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;yle tarihe ge&ccedil;meyi haketmiş bir insanlık incisidir.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha, dişiliğinin b&uuml;t&uuml;n silahlarını kullandığı halde karşısında ge&ccedil;it vermez bir dağ, demirden bir set bulmaktadır.</p>
<p>
	Ve Z&uuml;leyha, bazı psikolojik &ouml;zelliklerle &ccedil;evre şartlarının cinsellik &uuml;zerindeki etkilerini de hesaba katarak son bir &ccedil;areye başvurdu.</p>
<p>
	Efendisine itaat etmeyen k&ouml;lenin cezası pek ağırdı o devirlerde&#8230;</p>
<p>
	Efendisi emreder de k&ouml;le, itaat etmez mi?</p>
<p>
	Ama Yusuf itaat etmedi bu emre.</p>
<p>
	O k&ouml;le değildi &ccedil;&uuml;nk&uuml;.</p>
<p>
	Kimse bilmese de, kendisi biliyordu bu ger&ccedil;eği.</p>
<p>
	Kimse ona g&uuml;nahı emredemezdi.</p>
<p>
	Yusuf, Rabbinin kendisini se&ccedil;ip g&ouml;revlendirdiği ger&ccedil;eğini biliyordu; ama bunu bir sır olarak saklıyor; kimseye s&ouml;lemiyordu.</p>
<p>
	Kendisinin kim olduğunu s&ouml;yleyerek karşısındakine ayağını denk atmasını tavsiye etmeyecek kadar b&uuml;y&uuml;k bir kişiliğe sahipti Yusuf.</p>
<p>
	Herkesin onu k&ouml;le olarak g&ouml;r&uuml;p k&ouml;le olarak kullanması &ouml;nemli değildi.</p>
<p>
	&Ouml;nemli olan, ahdine sadakat g&ouml;stermesi ve doğru bildiği hakikatten y&uuml;z &ccedil;evirmemesiydi.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha&#39;nın emri, Yusuf&#39;un melekuti d&uuml;nyasının prensiplerine aykırıydı.</p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;n&uuml;şte bir k&ouml;leydi o; bu nedenle de efendisine kayıtsız şartsız itaat etmesi gerekirdi.</p>
<p>
	B&uuml;luğ &ccedil;ağının dayanılmaz baskısı altında bu emre canla başla koşması beklenirdi.</p>
<p>
	Kendisine bunca iyiliklerde bulunup onu yetiştiren bu kadını b&ouml;ylesine yalvartmaması umulurdu&#8230;</p>
<p>
	Ama o, herhangi biri değildi asla&#8230;</p>
<p>
	Yusuf&#39;tu o&#8230;</p>
<p>
	Herkesten umulan, beklenen ve herkes&ccedil;e gerekli g&ouml;r&uuml;len şeyler Yusuf&#39;tan beklenemez, ona gerek&ccedil;e olarak kabul ettirilemezdi.</p>
<p>
	Yusuf, bir anda, &uuml;stelik en zor anında, b&uuml;t&uuml;n emirleri &ccedil;iğneyip tuğyan etti.</p>
<p>
	Sadece bir fermana kulak verdi.</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Yusuf&#39;un nazarında Rabbinin bir fermanı, Z&uuml;leyha&#39;nın binlerce fermanını ge&ccedil;ersiz kılabilecek kadar aziz ve değerliydi&#8230;</p>
<p>
	Ve onun peygamberlik delillerinin en başta gelenidir bu&#8230;</p>
<p>
	En zayıf anında ve en dayanılmaz şartlarda hayv&acirc;n&icirc; arzularını bastırarak ins&acirc;n&icirc; arzularını ger&ccedil;ekleştirebilmek&#8230;</p>
<p>
	Ka&ccedil; babayiğidir k&acirc;rıdır bu?</p>
<p>
	O şartlarda Z&uuml;leyha&#39;nın kıskıvrak yakaladığı hangi Yusuf Z&uuml;leyha&#39;yı reddedebilecek kadar nefsine hakim ve Rabbine teslimdir?</p>
<p>
	İşte bunu başarabilen Yusuflara Y&uuml;ce Allah en b&uuml;y&uuml;k nimetlerini vaadetmiş ve onlardan razı olmuştur.</p>
<p>
	Bunu başarabilen Yusuf, peygamberlikle taltif edilmiş, karşısında meleklerin secde ettiği bir varlığa d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r!..</p>
<p>
	Ve, Yusuf&#39;un b&uuml;t&uuml;n g&uuml;zelliği de budur aslında&#8230;</p>
<p>
	Budur herkese nasip olmayan n&acirc;dide g&uuml;zellik&#8230;</p>
<p>
	Yusuf, bu g&uuml;zelliğiyle insanlık semasında &ouml;l&uuml;ms&uuml;z bir sancak gibi dalgalanır hal&acirc;&#8230;</p>
<p>
	D&uuml;şmanla savaşmak kolay değildir.</p>
<p>
	Hele dostla savaşmak bir hayli zor&#8230;</p>
<p>
	Bir de insanın kendisiyle savaşı var ki, en zorudur bu; hatta en imkansızı&#8230;</p>
<p>
	Ve Yusuf, bu imkansızı m&uuml;mk&uuml;n kılıp kendisini yenebilmiş &ccedil;ok n&acirc;dir isimlerden biridir.</p>
<p>
	Yusuf, sahibesinin emrini &ccedil;iğneyerek onu reddetti.</p>
<p>
	Kendisini evlatlık edinerek ona g&uuml;venen Mısır sultanına ihanet etmedi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Rabbi onu &uuml;st&uuml;n kılmış ve Mısır azizinin ona babalık etmesini sağlamıştı.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha&#39;nın bu şeytanca komplosu karşısında, Yusuf Suresinin</p>
<p>
	23. ayetinde, onun ş&ouml;yle dediği ge&ccedil;er:</p>
<p>
	&quot;&#8230; Ben, b&ouml;yle bir şey yapmaktan Allah&#39;a sığınırım. Rabbim O&#39;dur benim; sahibim sadece Allah&#39;tır benim! O, bana hep iyilikte bulunmuş, herzaman imdadıma koşmuştur, Rabbime asla isyan edemem, O&#39;nun emrini &ccedil;iğneyemem!&quot;</p>
<p>
	Evet, Rabbi, bir kez daha Yusuf&#39;un imdadına koşmuş ve peygamberini g&uuml;naha bulaşmaktan ve insanlara ihanet etmekten korumuştu.</p>
<p>
	Yusuf, bu fevkalade kulluk g&uuml;c&uuml;yle, imkansızı başarmıştı&#8230;</p>
<p>
	Y&uuml;celer Y&uuml;cesi Allah Teala hazretleri Yusuf olmak isteyen ve samimiyetle emrine itaat eden b&uuml;t&uuml;n kullarına karşı b&ouml;ylesine şefkatlidir&#8230;</p>
<p>
	Yusuf olmanın zahmetlerine katlanan herkes, Rabbinin yardım ve nusretlerine sahip olacaktır.</p>
<p>
	O; kendisine doğru bir adım atana, koşar.</p>
<p>
	Kendisinden yardım isteyenin hemencecik yanıbaşında hazır olur.</p>
<p>
	Ama, Rabbinin değil, kendi isteklerinin peşinde koşan ve ancak başı sıkışınca Rabbini hizmete &ccedil;ağıranların yardımına kim koşacaktır?</p>
<p>
	Yusuf, efendisinin namusuna saygılı olması gerektiğini anlattıysa da Z&uuml;leyha onu dinlemedi.</p>
<p>
	Onun bu davranışı karşısında Yusuf&#39;un tek yolu kalmıştı: Ka&ccedil;mak.</p>
<p>
	Yusuf, hızla odadan &ccedil;ıkıp ka&ccedil;maya başladı.</p>
<p>
	Av, yine avcının peşini bırakmıyordu.</p>
<p>
	Yusuf, kilitli kapıyı a&ccedil;maya &ccedil;alışırken Z&uuml;leyha ardından yetişip onu yakalamıştı.</p>
<p>
	Yusuf onun elinden sıyrılmak isterken g&ouml;mleğinin yakası arkadan yırtıldı.</p>
<p>
	Ama Yusuf, kendisini g&uuml;naha davet eden kadının elinden kurtulabilmeyi başardı.</p>
<p>
	Herkes d&uuml;şmanından uzak durur, d&uuml;şmandan ka&ccedil;mak şaşılası birşey değildir ki&#8230; Ama Yusuf&#39;un şaşılası hareketi, onun kendi kendisinden ka&ccedil;masıdır. Yusuf, kendi benliğinden, kendi Rabbine doğru ka&ccedil;maktadır.</p>
<p>
	Ne g&uuml;zel bir ka&ccedil;ıştır bu&#8230;</p>
<p>
	Bu kritik anda Z&uuml;leyha&#39;nın kocası &ccedil;ıkageldi&#8230;</p>
<p>
	Ve bu beklenmeyen olaya son lahzasında ulaştı.</p>
<p>
	Mısır sultanı Yusuf&#39;u eğitip yetiştirmesi i&ccedil;in onu, eşi Z&uuml;leyha&#39;ya teslim etmişti. Ama Z&uuml;leyha Yusuf&#39;u yanlış bir y&ouml;ne s&uuml;r&uuml;klemek istemişti şimdi. Onun bu girişimi hem &quot;Yusuf&#39;a, hem kendisine, hem kocasına bir zul&uuml;md&uuml; a&ccedil;ık&ccedil;a.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha, kocasına ihanet etmeye yeltenmişti a&ccedil;ık&ccedil;a&#8230;</p>
<p>
	Kocasının tam&nbsp; &ccedil;ıkageldiği sırada g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; manzara, bu acı ger&ccedil;eği anlamasına yetmişti. Herşey, ihanet eden tarafın Z&uuml;leyha olduğunu g&ouml;steriyordu.</p>
<p>
	Ama kadının fendi, kadının fitnesi&#8230;</p>
<p>
	Kadında fevkal&acirc;de bir g&uuml;&ccedil; gizlidir.</p>
<p>
	Bu kritik anında bu g&uuml;&ccedil; Z&uuml;leyha&#39;nın imdadına koştu; Z&uuml;leyha &ccedil;ar&ccedil;abuk zihnini toparlayarak olayın akışını değiştirdi ve ger&ccedil;eği bir &ccedil;ırpıda saptırmayı başardı!</p>
<p>
	Kocasına sığınıp ağlamaklı bir sesle haykırdı: &quot;S&ouml;ylesene; senin eşine k&ouml;t&uuml; g&ouml;zle bakmaya yeltenen birinin cezası nedir? Hapse atılmak veya acı işkencelere uğratılmaktan başka bir şey mi?!&quot;</p>
<p>
	Ve Z&uuml;leyha, bir &ccedil;ırpıda Yusuf&#39;u su&ccedil;lamış, onu zan altında bırakmıştı!</p>
<p>
	Aşkta yenilen insanlar bazen her &ccedil;ılgınlığa başvurabilmektedirler.</p>
<p>
	Aşkta yenilen insanlar bazen sevdiklerine d&uuml;şman kesilirler, aşkın bir anda d&uuml;şmanlığa d&ouml;n&uuml;ş&uuml;verdiği, kin ve nefretle karardığı bu anlar insanoğlunun en aşağılık anlarından biridir.</p>
<p>
	O d&ouml;nem Mısır&#39;ının kanunlarında evli kadına sataşmanın cezası hapis veya kırba&ccedil;lanmaktı; işlenen bu su&ccedil;, s&ouml;z konusu kadının kocasına karşı işlenmiş bir ihanet olarak değerlendiriliyordu.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha&#39;nın bu iftirası dayanılır gibi değildi; o g&uuml;ne kadar hep susmuş ve hi&ccedil;bir zaman kendisini savunma ihtiyacı hissetmemiş olan Yusuf, burada susamadı artık, Z&uuml;leyha&#39;nın yalan s&ouml;ylediğini ve kendisinin su&ccedil;suz olduğunu vurguladı.</p>
<p>
	İftiraya uğrayan birinin susması caiz değildir, t&ouml;hmet karşısında kendisinin kendisini savunması bir farzdır.</p>
<p>
	Bu, Yusuf&#39;un uğradığı ikinci iftiraydı.</p>
<p>
	Ona atılan ilk iftira, hırsızlıktı; ama o sırada k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bir &ccedil;ocuk olduğundan kendisini savunamamış, kendisine reva g&ouml;r&uuml;len zulm&uuml;n farkına dahi varamamıştı.</p>
<p>
	Ama şimdi kendisini savunabilecek g&uuml;c&uuml; ve r&uuml;şd&uuml; vardı.</p>
<p>
	İşin ilgin&ccedil; tarafı, ona atılan her iki iftiranın da kadın tarafından atılmış olması ve her ikisinin de onu &ccedil;ok seviyor olmasıydı.</p>
<p>
	Ama birinci iftira, vuslat i&ccedil;indi; ikincisiyse eziyet i&ccedil;in!&#8230;</p>
<p>
	Yusuf&#39;un bu iftira karşısında kendisini &quot;Ben hi&ccedil;birşey yapmadım; o beni kendisiyle birlikte olmaya zorluyordu&quot; s&ouml;z&uuml;yle savunduğu ge&ccedil;er Kur&#39;an&#39;da&#8230;</p>
<p>
	Yusuf, Z&uuml;leyha&#39;nın kendisine s&uuml;rekli sarkıntılık ettiğini o g&uuml;ne kadar kimseye s&ouml;ylememiş, evli bir kadının bu sırrını ifş&acirc; ederek onun yuvasını yıkmamayı, bu &ccedil;iftin mutluluğunu bozmamayı yeğlemişti.</p>
<p>
	Yusuf gammazlık edecek, kimseyi ispiyonlayacak biri değildi. Hataları affeden, su&ccedil;ları bağışlayan bir karakteri vardı onun.</p>
<p>
	Ama burada susamazdı artık. Zira konuşulması gereken yerde susmak, erliğe de yakışmaz, erenliğe de&#8230; Yusuf er ve erendi, akıl ve zek&acirc; timsaliydi.</p>
<p>
	Mısır sultanı, Yusuf&#39;un bu ithamı reddetmesi karşısında ne yapacağını şaşırmıştı; Z&uuml;leyha&#39;ya mı inanacaktı şimdi, Yusuf&#39;a mı?!</p>
<p>
	Yusuf&#39;u &ccedil;ok iyi tanıyordu. Yusuf&#39;u kendisi b&uuml;y&uuml;tm&uuml;şt&uuml; &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Onun temizlik, iffet ve d&uuml;r&uuml;stl&uuml;ğ&uuml;nden zerrece kuşkusu yoktu.</p>
<p>
	Kendi eşini de tanıyor, onun &ouml;zelliklerini de biliyordu. İ&ccedil;ten i&ccedil;e, eşinin bu olayda su&ccedil;suz olmasını temenni ediyordu.</p>
<p>
	B&uuml;t&uuml;n mesele, Yusuf&#39;la Z&uuml;leyha hadisesinde hi&ccedil;bir şahide başvurulamamasıydı. Bu gizli olayın hi&ccedil;bir şahidi yoktu &ccedil;&uuml;nk&uuml;!</p>
<p>
	Ama hi&ccedil;bir hakikat ebediyen gizli kalmamıştır..</p>
<p>
	Bu olayda da &ouml;yle oldu. Mısır sultanının kendi ailesinden biri, adet&acirc; gaybdan inen bir melek gibi son&nbsp; anda sultanın imdadına yetişerek onu bu kararsızlık ve &ouml;ld&uuml;r&uuml;c&uuml; tedirginlikten kurtardı:</p>
<p>
	&quot;Eğer Yusuf&#39;un g&ouml;mleği &ouml;n taraftan yırtılmışsa, Yusuf yalancıdır, arka taraftan yırtılmışsa, Z&uuml;leyha yalan s&ouml;ylemektedir!&quot;</p>
<p>
	Mısır sultanı Yusuf&#39;un o g&uuml;n giydiği g&ouml;mleği istedi, g&ouml;mlek arkasından yırtılmıştı!</p>
<p>
	Yusuf&#39;un su&ccedil;suz olduğu, Mısır sultanının eşinin ona iftira attığı g&uuml;n gibi aşikar olmuştu şimdi.</p>
<p>
	Ama sultan, kendi eşini cezalandıracak mıydı acaba?</p>
<p>
	Eşine d&ouml;nerek &quot;Bu iftira&quot; dedi. &quot;Siz kadınların hilesinden kaynaklanın bir yalan! Siz kadınların fitne ve hilesi pek tehlikelidir ger&ccedil;ekten!&quot;</p>
<p>
	Kur&#39;an, Mısır sultanının, eşine bunu s&ouml;yledikten sonra Yusuf&#39;a d&ouml;n&uuml;p bu olayın &uuml;zerini &ouml;rtmesini ve Z&uuml;leyha&#39;yı affetmesini istediğini ve Z&uuml;leyha&#39;ya da &quot;Hatalı olan sensin, senin g&uuml;nahkar olduğun anlaşıldı, g&uuml;nahının bağışlanmasını dile&quot; dediğini buyurur.</p>
<p>
	B&ouml;ylece Mısır sultanı da kendi eşini affetmiş ve onu bağışlamış, bu olay da b&ouml;ylece kapanmıştı o g&uuml;n&#8230;</p>
<p>
	-*-</p>
<p>
	Z&uuml;leyha&#39;nın Yusuf&#39;a olan tutkusu s&ouml;n&uuml;p gidecek bir alev değildi asla. Bir an bu tutku d&uuml;şmanlığa d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş ve Z&uuml;leyha onu su&ccedil;lamışsa da, aradan &ccedil;ok kısa bir zaman ge&ccedil;tikten sonra Yusuf&#39;a beslediği aşk yeniden alevlenmiş, hele kocasının kendisini affetmesi &uuml;zerine bu tutku daha da artmıştı.</p>
<p>
	Yusuf, alel&acirc;de g&uuml;zellerden biri gibi değildi ki Z&uuml;leyha ondan kolayca vazge&ccedil;ebilsin&#8230;</p>
<p>
	G&ouml;ren herkesi şaşkına uğratan fevkal&acirc;de bir &ccedil;ekiciliği vardı Yusuf&#39;un.</p>
<p>
	Z&uuml;leyha &ccedil;aresiz kalakalmıştı bu aşkın kemendinde&#8230;</p>
<p>
	Yusuf&#39;u seven, ona g&ouml;n&uuml;l veren birinin bir daha ondan vazge&ccedil;ebilmesi m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;yd&uuml; hi&ccedil;?&#8230;</p>
<p>
	Daha da k&ouml;t&uuml;s&uuml;, aynı evde yaşamalarıydı.</p>
<p>
	Yusuf&#39;u her an karşısında g&ouml;ren, onunla aynı &ccedil;atı altında ve k&ouml;le-efendi stat&uuml;s&uuml;yle yaşayan Z&uuml;leyha i&ccedil;in Yusuf&#39;tan vazge&ccedil;ebilmek imkansızdı.</p>
<p>
	Yusuf&#39;u g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e aklı başından gidecek gibi oluyordu Z&uuml;leyha&#39;nın&#8230; bu duruma tahamm&uuml;l edebilmek ger&ccedil;ekten &ccedil;ok, ama &ccedil;ok zordu. &Uuml;stelik, Z&uuml;leyha, ona olan ilgi ve aşkını gizlemiyordu da artık!..</p>
<p>
	Bu kıssanın devamını gelecek sayıda okuyabilirsiniz&#8230;inşaalah</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/yusufun-guzelligi-2/">Yusuf&#8217;un Güzelliği</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakk&#8217;ın Busesi</title>
		<link>https://www.caferilik.com/hakkin-busesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3240</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nur-u ve&#231;hin ile hak yol aranır Sevgin ile pirim, kalpler sınanır L&#252;tf&#252;n ile canda iman arınır L&#252;tfeyle bu cana, imana Ali&#39;m! Cennet cemalinden esince nesim Ney&#39;ler hasretinle yanmaz mı Ali&#39;m? Narı da nuru da edensin taksim L&#252;tfeyle bu cana, imana Ali&#39;m! İman beldesinin kalesi sensin Kalplerin fatihi, neşesi sensin Hakk&#39;ın k&#226;inata busesi sensin L&#252;tfeyle bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/hakkin-busesi/">Hakk&#8217;ın Busesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>
	<br />
	Nur-u ve&ccedil;hin ile hak yol aranır<br />
	Sevgin ile pirim, kalpler sınanır<br />
	L&uuml;tf&uuml;n ile canda iman arınır<br />
	L&uuml;tfeyle bu cana, imana Ali&#39;m!</p>
<p>	Cennet cemalinden esince nesim<br />
	Ney&#39;ler hasretinle yanmaz mı Ali&#39;m?<br />
	Narı da nuru da edensin taksim<br />
	L&uuml;tfeyle bu cana, imana Ali&#39;m!</p>
<p>	İman beldesinin kalesi sensin<br />
	Kalplerin fatihi, neşesi sensin<br />
	Hakk&#39;ın k&acirc;inata busesi sensin<br />
	L&uuml;tfeyle bu cana, imana Ali&#39;m!</p>
<p>	Adem&#39;e şefaat etmişti adın<br />
	Eyyub&#39;la anılır sabrın ve yadın<br />
	Semanın yolları ilminle aydın<br />
	L&uuml;tfeyle bu cana, imana Ali&#39;m!</p>
<p>	Medyen &ccedil;&ouml;llerinde Musa&#39;ya sursun<br />
	Vuslatta Yakub&#39;un g&ouml;z&uuml;nde nursun<br />
	İmanıma, billah, ebed onursun<br />
	L&uuml;tfeyle bu cana, imana Ali&#39;m!</p>
<p>	Ey Rahmet omzunda put kıran Halil<br />
	Esenlik kapında olunca hail<br />
	Nemrut amacına olur mu nail<br />
	L&uuml;tfeyle bu cana, imana Ali&#39;m!</p>
<p>	Hicret gecesi can kılı&ccedil; elinde<br />
	Gadir saikası k&uuml;fr&uuml;n beyninde<br />
	Varlığın virdisin &quot;Levl&acirc;k&quot; dilinde<br />
	L&uuml;tfeyle bu cana, imana Alim!</p>
<p>	Ey Yusuf&#39;a hemdem gurbet elinde<br />
	Ey Yunus&#39;un virdi her dem dilinde<br />
	İsa&#39;nın icazı senin elinde<br />
	L&uuml;tfeyle bu cana, imana Alim!</p>
<p>	H&acirc;ş&acirc;, ne haddime şirke d&uuml;şeyim!<br />
	Kulluğun m&uuml;lk&uuml;ne diken d&ouml;şeyim<br />
	Vel&acirc;yet bağından ayrı d&uuml;şeyim<br />
	L&uuml;tfeyle bu cana, imana Alim!</p>
<p>	<em>Recep-1423 / Eyl&uuml;l-2002<br />
	Cafer Hamidi</em></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/hakkin-busesi/">Hakk&#8217;ın Busesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yusuf’un Güzelliği 4</title>
		<link>https://www.caferilik.com/yusufun-guzelligi-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3225</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Ismail Derya/Ehli Beyt &#214;ğretisi 4 Sonu&#231;suz sevda Z&#252;leyha&#39;nın huzurunu ka&#231;ırmıştı. Sevgisini ortaya koyduktan sonra bir s&#252;re onu unuttuysa da, &#246;zellikle kocasının su&#231;unu affettiğine emin olup normal yaşamına d&#246;nd&#252;kten sonratekrar aşk ateşi alevlenerek t&#252;m v&#252;cudunu yakmaya başlamıştı. Yusuf&#39;un g&#252;zelliği de kolay kolay vazge&#231;ilebilecek t&#252;rden değildi. Onun cemalini g&#246;ren yerinde donup kalıyor, ge&#231;ip gitmeye g&#252;c&#252; yetmiyordu; [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/yusufun-guzelligi-4/">Yusuf’un Güzelliği 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>
	&nbsp;</p>
<h5 style="text-align: right;">
	Ismail Derya/Ehli Beyt &Ouml;ğretisi 4</h5>
<p>
	Sonu&ccedil;suz sevda Z&uuml;leyha&#39;nın huzurunu ka&ccedil;ırmıştı. Sevgisini ortaya koyduktan sonra bir s&uuml;re onu unuttuysa da, &ouml;zellikle kocasının su&ccedil;unu affettiğine emin olup normal yaşamına d&ouml;nd&uuml;kten sonratekrar aşk ateşi alevlenerek t&uuml;m v&uuml;cudunu yakmaya başlamıştı.</p>
<p>
	Yusuf&#39;un g&uuml;zelliği de kolay kolay vazge&ccedil;ilebilecek t&uuml;rden değildi. Onun cemalini g&ouml;ren yerinde donup kalıyor, ge&ccedil;ip gitmeye g&uuml;c&uuml; yetmiyordu; bu y&uuml;zden ger&ccedil;ekten Z&uuml;leyha zavallıydı; perişandı. Z&uuml;leyha s&uuml;rekli Yusuf&#39;u g&ouml;r&uuml;yor ve aşk ateşi daha da alevleniyordu. Ona karşı koymaya, aşkını gizlemeye g&uuml;c&uuml; yetmiyordu; hele Yusuf&#39;un direnişiyle karşılaşması ona olan aşkını daha da artırıyordu.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Kadınlar Mısır krali&ccedil;esinin aşkını ve gen&ccedil; k&ouml;lesinin takva ve iffetini konuşuyor, Z&uuml;leyha&#39;yı kınıyorlardı.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>&nbsp;Krali&ccedil;enin bu aşk ve tutkunluğu artık k&ouml;şe-bucakta konuşulan en tatlı sohbet durumuna gelmişti.</p>
<p>
	Evet; onlar haklıydılar; &ccedil;&uuml;nk&uuml; daha Yusuf&#39;u g&ouml;rmemişlerdi. Eğer Yusuf&#39;u g&ouml;rm&uuml;ş olsalardı Z&uuml;leyha&#39;yı bu şekilde acımasızca kınamazlardı.</p>
<p>
	Değerli inciler genellikle g&ouml;zlerden uzak, m&uuml;cevherler haznesinde tutulurlar. İnsanlığın paha bi&ccedil;ilmez incisi olan Yusuf da g&ouml;zlere az g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu ve Mısır halkı onun takva ve cemal destanından sadece duyduklarıyla yetiniyorlardı.</p>
<p>
	Bu dedikodular Mısır krali&ccedil;esine ulaştı;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>&nbsp;yeterince zeki olan krali&ccedil;e peşinden konuşanlardan intikam almayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;.</p>
<p>
	B&uuml;y&uuml;k bir toplantı d&uuml;zenleyerek kadınları davet etti. Her birine &ouml;zel bir minder ve yaslanmaları i&ccedil;in bir de yastık hazırladı.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
<p>
	Herkes kendi yerine oturarak tatlı tatlı sohbet etmeye başladılar. Ev sahibi misafirleri turun&ccedil;la ağırladı.</p>
<p>
	Hizmet&ccedil;iler turun&ccedil; tepsisini getirip misafirlere sundular. Herkes bir turun&ccedil; ve onu kesmek i&ccedil;in bir bı&ccedil;ak eline aldı.</p>
<p>
	O sırada Z&uuml;leyha Yusuf&#39;tan misafirlerin kendisini g&ouml;rmesi i&ccedil;in i&ccedil;eri girmesini istedi.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>&nbsp;Yusuf i&ccedil;eri girdi.</p>
<p>
	Kadınların g&ouml;z&uuml; Yusuf&#39;un alımlı cemaline takılınca bir anda yerlerinde kuruyup kaldılar g&ouml;zlerine inanamıyorlardı. Acaba bu g&ouml;rd&uuml;kleri bir r&uuml;ya mı yoksa bir ger&ccedil;ek mi? Bir anda kendilerinden ge&ccedil;ip her şeyi unuttular.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>&nbsp;dudaklarını ısırıp; ellerindeki bı&ccedil;akla turun&ccedil; yerine fena bir şekilde ellerini kestiler.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a>&nbsp;Bu g&uuml;zellik abidesi karşısında kendinden ge&ccedil;memek ve hayran kalmamak g&uuml;zellik duygusu olan kimsenin harcı değildi.</p>
<p>
	Mısır krali&ccedil;esi planını &ccedil;ok iyi bir şekilde ger&ccedil;ekleştirmiş ve hedefine ulaşmıştı. B&uuml;t&uuml;n kadınlar Z&uuml;leyha&#39;nın d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; tuzağa d&uuml;şm&uuml;ş hepsi Yusuf&rsquo;a hayran olmuştu.</p>
<p>
	Mısır krali&ccedil;esi gece-g&uuml;nd&uuml;z Yusuf&#39;u g&ouml;r&uuml;p onun aşkıyla tutuşup yanıyor ve buna tahamm&uuml;l ediyorduysa Mısır kadınları daha ilk g&ouml;r&uuml;şlerinde Yusuf&#39;a g&ouml;n&uuml;l vermişlerdi.</p>
<p>
	Hepsi, bu beşer değildir dediler. Olsa olsa bu g&uuml;zel bir melektir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>&nbsp;Onlardaki durumu g&ouml;ren Z&uuml;leyha fırsatı ka&ccedil;ırmayıp onlara ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	&ldquo;Beni kendine hayran kılan budur; arkamdaki s&ouml;ylenti ve kınamaların sebebi budur!<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>&nbsp;Şimdi bana hak veriyor musunuz? Y&uuml;zlerce kere bana az bir iltifat g&ouml;stermesi i&ccedil;in yalvardım ama o hep beni g&ouml;rmezlikten geldi!<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
<p>
	Z&uuml;leyha Mısır kadınlarının kendisinin dert ortağı olduklarını g&ouml;r&uuml;nce kocasının karşısında inkar ettiği su&ccedil;unu bu defa farkına varmadan onların karşısında itiraf etti. Sonra a&ccedil;ık&ccedil;a Yusuf&#39;u tehdit etmeye başladı:</p>
<p>
	Artık tahamm&uuml;l&uuml;mde kalmadı. Eğer daha fazla direnirse zindana attırır, ora işkence ettiririm.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>
<p>
	Mısır kadınları Z&uuml;leyha&#39;nın bu s&ouml;zlerine karşı bir şey s&ouml;ylemediler hatta onlar da Z&uuml;leyha&rsquo;nın d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; duruma acıyarak ona destek verdiler.</p>
<p>
	G&uuml;nler ge&ccedil;iyor ama Yusuf&rsquo;un tavrında en k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir yumuşama g&ouml;r&uuml;lm&uuml;yordu. Z&uuml;leyha&rsquo;nın b&uuml;t&uuml;n &ccedil;abaları sonu&ccedil;suzdu Yusuf&rsquo;un g&ouml;nl&uuml;ne taht kuran Allah aşkı o kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml;yd&uuml; ki d&uuml;nyanın hi&ccedil; bir g&uuml;zellik ve zevki Yaratıcısının emirleriyle &ccedil;eliştiğinde artık zevk olmaktan &ccedil;ıkıyor ve nefret edilecek en acı iş g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;n&uuml; kazanıyordu.</p>
<p>
	&nbsp;Yusuf da bir insan olarak kadınlara karşı erkeğin v&uuml;cuduna yerleştirilmiş olan ilgi ve sevginin ne kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir duygu olduğunu biliyor ve bizzat bu duyguların gen&ccedil; bir delikanlı olarak kendinde hissediyordu. Yusuf bu amansız m&uuml;cadele sahnesinde onun nefsi isteklerine uyarak iffet &ccedil;izgilerini &ccedil;iğnememesini sağlayan Allah Teala&rsquo;ya sığınmak olduğunu bildiği i&ccedil;in s&uuml;rekli Allah&rsquo;a sığınıyor ve hatta her şeyin insanı g&uuml;naha sevk ettiği b&ouml;yle bir ortamda kalmamak i&ccedil;in Allah&rsquo;a yalvarıyordu:</p>
<p>
	&ldquo;Allah&#39;ım! Hapislerde kalmak benim i&ccedil;in b&ouml;yle bir ortamda kalmak ve onların isteğine boyun eğmekten daha hayırlıdır. Allah&#39;ım! Bunların k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;nden koru beni. Eğer l&uuml;tf&uuml;n benim &uuml;zerimde olmazsa ve bunlara y&ouml;nelirsem cahillerden olurum.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>&nbsp;</p>
<p>
	Ve Allah Yusuf&rsquo;un duasını kabul etti<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>&nbsp;Sonunda su&ccedil;suz olmasına rağmen zindana atıldı.</p>
<p>
	Ziyafet meclisinden sonra Mısır&#39;da Z&uuml;leyha&rsquo;dan başka Yusuf&#39;a hayran olanlarda &ccedil;oğalmış ona ulaşma fırsatını bulan bir &ccedil;ok kadın &ccedil;eşitli yollarla onun g&ouml;nl&uuml;n&uuml; olmaya &ccedil;alışıyordu Ama Yusuf&rsquo;un g&ouml;nl&uuml;n&uuml; &ccedil;elmiş olan aşk bambaşkaydı o, g&uuml;zellerin g&uuml;zeli t&uuml;m g&uuml;zellikleri yaratan en sadık ve samimi sevgiyle insanı seven Allah&rsquo;ın aşkına g&ouml;nl&uuml;n&uuml; vermiş artık kimseye verecek hi&ccedil;bir şeyi yoktu. Yusufa, g&ouml;re istek ve sevgiler ancak bu y&ouml;r&uuml;nge de olmak kaydıyla veya en azından bu sevgiyle &ccedil;elişmemek kaydıyla bir anlam taşır aksi taktirde hi&ccedil;bir anlamı yoktu. İşte Yusuf&rsquo;un ger&ccedil;ek g&uuml;&ccedil; kaynağı onun kalbindeki bu hakiki aşkın oluşturduğu muhabbetin ona verdiği g&uuml;&ccedil;t&uuml;. Yusuf katı y&uuml;rekli, duygusuz aşk ve muhabbet duygularından nasibini almamış biri de değildi; Yusuf ger&ccedil;ek&nbsp; aşk ve sevda adamıydı ama onun sevdasını a&ccedil;ıp s&ouml;yleyebileceği bir dert ortağı yoktu; herkes maddi alemin kafesi i&ccedil;inde her şeyin sınırlı olduğunu sandıkları i&ccedil;in Yusuf&rsquo;u anlayan onun tutumlarına bir mana verin kimse yoktu.</p>
<p>
	Bir su&ccedil; işlememiş olmasına rağmen yine Z&uuml;leyha&rsquo;nın tahrikleri sonucu Yusuf&#39;un ge&ccedil;ici olarak zindana atılmasına karar verildi!<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>
<p>
	Sonu&ccedil;ta g&uuml;zellik meleği zindana atılarak aradığı huzura kavuştu; Mısır kralının evinde her istediği şey emrinde olmasına rağmen ruhu rahatsızdı; bir taraftan aşkından yanıp k&uuml;l olan kadının isteğine teslim olması m&uuml;mk&uuml;n değildi, bir taraftan da onun perişan haline acıyordu. Yusuf, sevgi timsaliydi, kalbi şefkat ve merhametle doluydu. B&ouml;yle bir kadınla savaşmak kolay bir iş değildi. Fakat zindanda savaşması gerekmiyordu artık; ruhen huzur i&ccedil;indeydi; zaten uzun s&uuml;reden beri bu huzuru arıyordu.</p>
<p>
	Yusuf&#39;un zindana atılması onun takva ve temizlikte ş&ouml;hretini zirveye ulaştırdı. Mısır halkı eşine rastlamadıkları bir ger&ccedil;eğe şahit olmuşlardı. Onun beşerden &uuml;st&uuml;n bir beşer, m&uuml;kemmel bir insan ve bir insanlık &ouml;rneği olduğunu anlamışlardı.</p>
<p>
	İyi bir insan olan Mısır kralı Yusuf&#39;un zindana atıldığını bilmiyordu; her zaman olduğu gibi emir altındakiler &uuml;stlerinin haberleri olmadıan sorumlu oldukları nice su&ccedil;lar işliyorlar!</p>
<p>
	Yusuf hapisin zor şartlarında bile, Allah&rsquo;ın isteği doğrultusunda insanlara olan muhabbet duygusu gereğince onları aydınlatmak i&ccedil;in bir fırsat arıyordu ve maddi hayatın şatafatından uzak olan her şeyin d&ouml;rt duvardan ibaret olduğu zindan insanların d&uuml;ş&uuml;nmeleri yolundaki engelleri kaldırdığı i&ccedil;in b&ouml;yle bir fırsatı oluşturmuştu. Mısır kralının k&ouml;lelerinden ikisi Yusuf&#39;un zindanda kader arkadaşı olmuşlardı.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>&nbsp;Onları Yusuf&#39;u tanımış ve onun, sıradan bir beşerin bilmediği şeyleri bildiğini y&uuml;ce erdemlere sahip bir insan olduğunu farketmişlerdi.</p>
<p>
	Her biri g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; r&uuml;yanın kendilerinin geleceğiyle ilgili bir haber olduğunu anlamış olacaklar ki r&uuml;yalarının tabirini &ouml;ğrenmek istiyorlardı.</p>
<p>
	Yusuf&#39;un yanında yer alarak kendi g&ouml;rd&uuml;kleri r&uuml;yalarını anlattılar. Birisi dedi:</p>
<p>
	&#8211; R&uuml;yada &uuml;z&uuml;m sıkıp suyunu &ccedil;ıkardığımı g&ouml;rd&uuml;m!<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>
<p>
	Diğeri ş&ouml;yle dedi:</p>
<p>
	&#8211; R&uuml;yada başımın &uuml;zerinde bir ekmek tabağı olduğunu g&ouml;rd&uuml;m; g&ouml;kteki kuşlar ondan yiyorlardı.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>
<p>
	Yusuf&#39;tan r&uuml;yalarını tabir etmesini isteyerek, senin doğru ve iyi bir kişi olduğunu g&ouml;r&uuml;yoruz dediler.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>
<p>
	Yusuf</p>
<p>
	&#8211; R&uuml;yanızı tabir edeceğim; bu Rabb&#39;in bana &ouml;ğrettiklerindendir..<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>
<p>
	Yusuf fırsattan istifade r&uuml;yalarının sırrını onlara a&ccedil;ıp s&ouml;ylemeden herkesin bilmesi gerekli olan yaratılış sırrını onlara anlatmaya &ccedil;alıştı Onlara insanın kendi yaratılış gayesinin ne olduğunu ve insana yakışır bir şekilde ve bilin&ccedil; d&uuml;zeyine y&uuml;kselerek her şeyi yaratan Allah&rsquo;ı tanıması gerektiğini vurguladı:</p>
<p>
	&#8211; Ben Allah&#39;a inanmayıp kıyameti inkar edenlerin inan&ccedil;larını reddederek babalarım İsmail, İshak ve Yakup&rsquo;un dinini izlemekteyim.</p>
<p>
	Bilin ki alemlerin Rabb&#39;ine ortak koşmak yanlıştır; &ccedil;&uuml;nk&uuml; Rabb&#39;imizin eşi ve ortağı yoktur. Bu bilme nimetini bize veren yine odur. Fakat insanlardan &ccedil;oğu nank&ouml;rd&uuml;rler, nimetin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; yerine getirmezler.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>
<p>
	Ey hapis arkadaşlarım! Birka&ccedil; tanrıya tapınmak ve hep hayatın eksenini değiştirerek bir &ccedil;ıkmazdan diğer &ccedil;ıkmaza bir seraptan diğer serap peşinde koşmak mı iyidir, yoksa tek olan her şeyi yaratan merhameti sonsuz olan ve her varlığı kendi kemaline ulaştırmaya kudretli olan tek Allah&#39;a inanarak hayatımızı hak &uuml;zerine kurmak mı??<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a>&nbsp;&Ouml;yle bir ilah ki sonsuz bir g&uuml;ce sahiptir, istediği olur, istemediği de olmaz. İbadet ve kulluk O&#39;na layıktır. Oysa diğer tanrılar hep insanın kendi hayalinin &uuml;r&uuml;n&uuml;d&uuml;r ve hi&ccedil;bir ger&ccedil;eği olmadığı i&ccedil;in insanın yaşantısına eksen olamadığı gibi insanı da kendine tutsak yapar.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>
<p>
	Her şeyin ilahı birdir. Alemlerin Rabb&#39;i ve t&uuml;m varlıkları yoktan var eden sadece O&#39;dur; O kendisinden başkasına ibadet ve kulluk etmeyin, buyurmuştur. İnsanların &ccedil;oğu bilmeseler bile sağlam ve ebedi din ancak Allah&rsquo;a inanıp ona tapmaktır.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>
<p>
	Yusuf bu s&ouml;zleriyle ilk olarak kendisini tanıtıyor, ailesinden bahsediyordu ve değerli babalarının ismini anıyordu; vasfını halkın duyduğu peygamberlerin ismini anıyordu ve kendisinin bu temiz soydan olduğunu bildiriyordu. Hakk&#39;ın halka g&ouml;nderdiği el&ccedil;ilerin, iki a&ccedil;ıdan tanınmış olmaları gerekirdi:</p>
<p>
	İlki insanların onları takvalı, d&uuml;r&uuml;st ve salih kişiler olarak tanıması gerekirdi; iki zindan arkadaşıda Yusuf&rsquo;u bu sıfatlarla tanıdıklarını itiraf ediyordu.</p>
<p>
	Diğeri ise d&uuml;r&uuml;st ve salih bir soydan gelmeleri gerekirdi.</p>
<p>
	İşte bu nedenle Yusuf babalarını tanıttı; soylu tertemiz bir aileye bağlı olduğunu anlattı. Halkı Hakk&#39;a davet eden bir kişi hem kişisel y&ouml;n&uuml;yle ve hem de ailevi &ouml;zelliği ile temiz ve se&ccedil;kin olması insanların yanında daha etkili olmalarını sağlar ve &ccedil;ağrılarının akıl ve mantık sahiplerince kabul edilmesi daha kolay olur.</p>
<p>
	Yusuf&#39;un mesajı gayet net ve a&ccedil;ıktı; bu &ccedil;ağrının, biri olumlu ve diğeri ise olumsuz iki y&ouml;n&uuml; vardı:</p>
<p>
	Bu &ccedil;ağrı bir taraftan &ccedil;eşitli tanrılara inanmayı ve Allah&rsquo;a ortak koşmayı reddetmek esasına ve diğer taraftan bir ve tek olan Allah&#39;a tapmak temeli &uuml;zerine kuruluydu. &Uuml;stelik bu davette zorlama yoktu; &ccedil;&uuml;nk&uuml; din ve inan&ccedil;ta zorlama olmazdı. İşte bu nedenle Yusuf iki zindan arkadaşını davetini kabul etmekte serbest bırakmış, inancını kabul etmeyi ve doğrulamayı onların &uuml;zerine bırakmıştı.</p>
<p>
	İsteseler kabul edeceklerdi, istemeseler kimse onları bu inanca girsinler diye zorlamayacaktı.</p>
<p>
	Bir inancı kabul etmek d&uuml;ş&uuml;nerek olmalıydı. Yusuf bu s&ouml;zleriyle onlara d&uuml;ş&uuml;nme fırsatı verdi. Sağlam ve kısa bir davetten sonra arkadaşlarının r&uuml;yalarını tabir etmeye başladı:</p>
<p>
	&#8211; R&uuml;yasında &uuml;z&uuml;m sıktığını g&ouml;renin zindandan &ccedil;ıkarak kralın &ouml;zel hizmet&ccedil;isi olacağını, ona şarap sunmakla g&ouml;revlendirileceğini; r&uuml;yasında başındaki ekmek tabağından kuşların yediğini g&ouml;renin ise asılacak ve g&ouml;kteki kuşlar başının etini koparıp yiyeceğini onlara s&ouml;yledi.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>
<p>
	Sonra ş&ouml;yle devam etti:</p>
<p>
	&#8211; Bu kesin ve değişmez bir gelecektir.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>
<p>
	Evet; Yusuf&#39;un dediği gibi oldu. Arkadaşlarından biri asıldı, diğeri ise kralına şarap sunmakla g&ouml;revlendirildi.</p>
<p>
	Yusuf, kurtulacak olandan kendisinin su&ccedil;suz yere zindana atıldığını krala hatırlatmasını istedi.</p>
<p>
	Arkadaşı Yusuf&#39;un bu isteğini kabul etmesine rağmen kralın yanında bir makama ulaşınca verdiği s&ouml;z&uuml; unutuverdi ve b&ouml;ylece bu b&uuml;y&uuml;k insan yıllar boyu zindanda kaldı.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>
<p>
	G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, bir makama ulaşmadan &ouml;nce, vaatlerde bulunulması o makama ulaştıktan sonra ise verilen s&ouml;zlerin unutulması bir &ccedil;ok insanda g&ouml;r&uuml;nen genel bir hudur.</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<div>
	&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p>
			<a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a>&#8211; &quot;Şehirde birtakım kadınlar: Vezir&#39;in karısı, uşağının nefsinden murat almak istemiş! Sevda, onun bağrını yakmış! Biz onu a&ccedil;ık bir sapıklık i&ccedil;inde g&ouml;r&uuml;yoruz!&quot; dediler.&quot; (Yusuf: 30)</p>
</p></div>
<div id="ftn2">
<p>
			<a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a>&#8211; &quot;(Kadın), onların (dedikodu yaparak kendisini dile d&uuml;ş&uuml;rme) d&uuml;zenlerini işitince&#8230;&quot; (Yusuf: 31)</p>
</p></div>
<div id="ftn3">
<p>
			<a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a>&#8211; &quot;&#8230;Onlara (adam) g&ouml;nderdi (yemeğe davet etti.) Onlar i&ccedil;in dayanacak yastıklar hazırladı ve her birine de bir bı&ccedil;ak verdi&#8230;&quot; (Yusuf: 31)</p>
</p></div>
<div id="ftn4">
<p>
			<a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> &#8211; &quot;&#8230;(Kadınlar, &ouml;nlerine konan meyveleri soyup yemekle meşgul iken) Yusuf&#39;a: &quot;&ccedil;ık karşılarına!&quot; dedi.&quot; (Yusuf: 31)</p>
</p></div>
<div id="ftn5">
<p>
			<a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> &#8211; &quot;&#8230;Kadınlar Yusuf&#39;u g&ouml;r&uuml;nce onu (g&ouml;zlerinde) b&uuml;y&uuml;tt&uuml;ler&#8230;&quot; (Yusuf:&nbsp; 31)</p>
</p></div>
<div id="ftn6">
<p>
			<a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> &#8211; &quot;&#8230;(Ona hayranlıklarından &ouml;t&uuml;r&uuml;) ellerini kestiler&#8230;&quot; (Yusuf: 31)</p>
</p></div>
<div id="ftn7">
<p>
			<a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a>&#8211; &quot;Ve: &quot;Allah i&ccedil;in, haşa bu insan değildir; bu ancak g&uuml;zel bir melektir!&quot; dediler.&quot; (Yusuf: 31)</p>
</p></div>
<div id="ftn8">
<p>
			<a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a>&#8211; &quot;(Kadın) dedi ki: &quot;İşte siz beni bunun i&ccedil;in kınamıştınız!&quot;&quot; (Yusuf: 32)</p>
</p></div>
<div id="ftn9">
<p>
			<a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a>&#8211; &quot;Andolsun ben kendisinden murat almak istedim de o, iffetinden &ouml;t&uuml;r&uuml; (beni) reddetti.&quot; (Yusuf, 32)</p>
</p></div>
<div id="ftn10">
<p>
			<a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a>&#8211; &quot;Ama kendisine emrettiğimi yapmazsa, elbette zindana atılacak ve al&ccedil;alanlardan olacaktır!&quot; (Yusuf:&nbsp; 32)</p>
</p></div>
<div id="ftn11">
<p>
			<a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a>&#8211; &quot;(Yusuf): &quot;Rabb&#39;im dedi bana g&ouml;re zindan, bunların beni davet ettiği şeyden iyidir. Eğer onların d&uuml;zenini benden savmazsan onlara meylederim ve cahillerden olurum!&quot; (Yusuf:&nbsp; 33)</p>
</p></div>
<div id="ftn12">
<p>
			<a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> &#8211; &quot;&#8230;Rabb&#39;i onun duasını kabul buyurdu &#8230;&quot; (Yusuf:&nbsp; 34)</p>
</p></div>
<div id="ftn13">
<p>
			<a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a>&#8211; &quot;Sonra (aziz ve adamları Yusuf&#39;un masumluğu hakkındaki) bu delilleri g&ouml;rd&uuml;kleri halde yine onu bir s&uuml;re zindana atmaları kendilerine uygun geldi.&quot; (Yusuf:&nbsp; 35)</p>
</p></div>
<div id="ftn14">
<p>
			<a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> &#8211; &quot;Onunla beraber iki delikanlı daha zindana girdi&#8230;&quot; (Yusuf:&nbsp; 36)</p>
</p></div>
<div id="ftn15">
<p>
			<a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a>&#8211; &quot;Onlardan biri dedi ki: &quot;Ben d&uuml;ş&uuml;mde şarap sıktığımı g&ouml;r&uuml;yorum.&quot; (Yusuf:&nbsp; 36)</p>
</p></div>
<div id="ftn16">
<p>
			<a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a>&#8211; &quot;&Ouml;teki de dedi ki: &quot;Ben de, g&ouml;r&uuml;yorum ki başımın &uuml;st&uuml;nde ekmek taşıyorum, kuşlar (gelip) ondan yiyor.&quot;&quot; (Yusuf:&nbsp; 36)</p>
</p></div>
<div id="ftn17">
<p>
			<a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a>&#8211; Bunun yorumunu bize haber ver zira biz seni g&uuml;zel davrananlardan g&ouml;r&uuml;yoruz.&quot; dedi.&quot; (Yusuf:&nbsp; 36)</p>
</p></div>
<div id="ftn18">
<p>
			<a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a>&#8211; &quot;Bu (r&uuml;ya)nın yorumunu size haber vermiş olurum&#8230; Bu (yorum) Rabb&#39;imin bana &ouml;ğrettiği şeylerdendir (bu bilgileri Rabb&#39;im bana l&uuml;tfetti).&quot; (Yusuf:&nbsp; 37)</p>
</p></div>
<div id="ftn19">
<p>
			<a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a>&#8211; &quot;Ben, Allah&#39;a inanmayan, ahireti de inkar eden bir kavmin dinini terk ettim. Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub&#39;un dinine uydum. Bizim, herhangi bir şeyi Allah&#39;a ortak koşmağa hakkımız yoktur. Bu (tevhid), bize ve b&uuml;t&uuml;n insanlara Allah&#39;ın bir l&uuml;tf&uuml;d&uuml;r, ama insanların &ccedil;oğu ş&uuml;kretmezler.&quot; (Yusuf:&nbsp; 37-38)</p>
</p></div>
<div id="ftn20">
<p>
			<a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[20]</a>&#8211; &quot;Ey benim zindan arkadaşlarım, (d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n bir kere) &ccedil;eşitli tanrılar mı iyi, yoksa her şeyi (h&uuml;km&uuml; altında tutan) kahredici tek Allah mı?&quot; (Yusuf:&nbsp; 39)</p>
</p></div>
<div id="ftn21">
<p>
			<a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title="">[21]</a>&#8211; &quot;Siz, O&#39;nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taptığı bir takım (anlamsız boş) isimlere tapıyorsunuz.&quot; (Yusuf:&nbsp; 40)</p>
</p></div>
<div id="ftn22">
<p>
			<a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title="">[22]</a>&#8211; &quot;Allah onlar(ın ger&ccedil;ekliği) hakkında hi&ccedil; delil indirmemiş (onlara hi&ccedil;bir g&uuml;&ccedil; vermemiş)tir. H&uuml;k&uuml;m, yalnız Allah&#39;ındır. O, yalnız kendisine tapmanızı emretmiştir işte doğru din budur. Ama insanların &ccedil;oğu bilmezler.&quot; (Yusuf:&nbsp; 40)</p>
</p></div>
<div id="ftn23">
<p>
			<a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title="">[23]</a>&#8211; &quot;Ey zindan arkadaşlarım, (r&uuml;yanıza gelince) biriniz (eskisi gibi) yine efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak kuşlar onun başından yiyecek.&quot; (Yusuf:&nbsp; 41)</p>
</p></div>
<div id="ftn24">
<p>
			<a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title="">[24]</a> &#8211; &quot;&#8230;Sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.&quot; (Yusuf:&nbsp; 41)</p>
</p></div>
<div id="ftn25">
<p>
			<a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title="">[25]</a> &#8211; &quot;O iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye dedi ki: &quot;Benim efendin (kralın)ın yanında an (benim su&ccedil;suz olduğumu krala hatırlat).&quot; Fakat Şeytan o adama, (Yusuf&#39;un durumunu) efendisine s&ouml;ylemeyi unutturdu, (bundan &ouml;t&uuml;r&uuml; Yusuf), birka&ccedil; yıl zindanda kaldı.&quot; (Yusuf:&nbsp; 42)</p>
</p></div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/yusufun-guzelligi-4/">Yusuf’un Güzelliği 4</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kayıp Gözyaşı</title>
		<link>https://www.caferilik.com/kayip-gozyasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamex.com/?p=3241</guid>

					<description><![CDATA[<p>KADİR AKARAS Hi&#231; denedin mi bir gece vakti kalemi eline alıp yaşadığın duyguları yazmayı? Gecenin karanlığı h&#252;z&#252;nlerinin &#252;zerine &#231;&#246;kt&#252;ğ&#252;nde ya da ne bileyim h&#252;z&#252;nlerin gecenin &#252;zerine baskın yaptığında aynı duyguları paylaşacağın kimse olmuyor ya, işte o zaman bir kalem ve bir kağıt ne kadar da vefalı dost oluyor insana! Kalem senin yerine g&#246;z yaşı d&#246;kecek [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kayip-gozyasi/">Kayıp Gözyaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">
	KADİR AKARAS</p>
<p align="center">
	Hi&ccedil; denedin mi bir gece vakti kalemi eline alıp yaşadığın duyguları yazmayı?</p>
<p>
	Gecenin karanlığı h&uuml;z&uuml;nlerinin &uuml;zerine &ccedil;&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;nde ya da ne bileyim h&uuml;z&uuml;nlerin gecenin &uuml;zerine baskın yaptığında aynı duyguları paylaşacağın kimse olmuyor ya, işte o zaman bir kalem ve bir kağıt ne kadar da vefalı dost oluyor insana!</p>
<p>
	Kalem senin yerine g&ouml;z yaşı d&ouml;kecek kadar duygulanıyor! Kağıt ise, bir tarla gibi dertlerinin tohumlarını yeşertmeye can atıyor!</p>
<p>
	Hangi dost bunca fedak&acirc;rlığa katlanabilir ki?!</p>
<p>
	Bu gece yine g&ouml;z pınarlarımdan akan g&ouml;z yaşlarım kalemimden g&ouml;n&uuml;l tarlama s&uuml;z&uuml;yor&#8230; Kim bilir acıların aktığı tarladan nasıl tatlı meyveler elde edilecektir?!</p>
<p>
	Neden bu gece kağıt ve kaleme ihtiya&ccedil; duydum ki yine?!</p>
<p>
	Belki gecenin karanlığındaki yalnızlığım itti bu sığınmaya!</p>
<p>
	Ya da g&ouml;ğs&uuml;ndeki zul&uuml;m yarasıyla inleyen, g&ouml;zyaşları g&uuml;r&uuml;lt&uuml;ler i&ccedil;inde kaybolan ve dudaklarında tebess&uuml;m resmi &ccedil;izmeyen &ldquo;yalnız&rdquo;ın yanında olduğum i&ccedil;in yalvarıyorum kağıt ve kaleme!</p>
<p>
	Hani acı bir zulme uğramış birinin y&uuml;z&uuml;ne d&uuml;şen iz, en g&uuml;zel giysiler giyse de, y&uuml;z&uuml;nden hi&ccedil; silinmiyor ya, işte şimdi yanı başımda duran bir iz vardır, izi silinmişlerin i&ccedil;inde! Ama bu acı iz, hi&ccedil; silinmemiş asırlardır ve &ouml;ylece acı acı bakıyor, donuk bakanların utanmaz y&uuml;z&uuml;ne!</p>
<p>
	Bazen haykırmak geliyor i&ccedil;imden&#8230; Ama boğazımda d&uuml;ğ&uuml;mleniyor feryatlarım, tıpkı o b&uuml;y&uuml;k &ldquo;yalnız&rdquo; gibi.</p>
<p>
	Feryatlarım g&ouml;zyaşına d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor&#8230; Hı&ccedil;kırıklar i&ccedil;inde h&uuml;z&uuml;n evime/beyt&#39;&uuml;l-ahzana sığınıyorum tıpkı o b&uuml;y&uuml;k &ldquo;aşık&rdquo; gibi.</p>
<p>
	Haykırmak isteyip de haykıramadığım ve boğazımda d&uuml;ğ&uuml;mlenen feryadı yine kalemim anlıyor ve ağlıyor kalp tarlasına&#8230;</p>
<p>
	Neden g&uuml;listanda kargalar &ouml;t&uuml;yor?! Neden g&uuml;listanın kızıl g&uuml;l&uuml; koparılıyor ve neden h&acirc;l&acirc; bu kızıl g&uuml;l&uuml;n g&ouml;zlerinden kan damlıyor?!</p>
<p>
	Bu kanlı kızıl g&uuml;l, aşıkların boynuna takılan aşk madalyası mı? Yoksa aşktan nasiplenmeyip de aşk seccadesinde suyla abdest alanların riya namazına vurulmuş bir ret m&uuml;hr&uuml; m&uuml;?</p>
<p>
	Acılar, aşk ehlini takatsiz d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;nde artık kalkıp ayakları &uuml;zerinde duramayan aşığın tek dayanağı olur&#8230; Başını sevgilinin kalbi &uuml;zerine koyar, &ouml;ylece g&ouml;z yaşı d&ouml;ker, aşkın ateşini daha da alevlendirir, kor eder ve yakar kendini bu kor ateşte&#8230;</p>
<p>
	İşte budur aşkın sırrı!..</p>
<p>
	Gecenin karanlığında kanayan kızıl g&uuml;le tutkunsun, aşkını haykıramıyor, g&ouml;z yaşına h&acirc;kim olamıyorsun&#8230; Yapacağın tek şey kalır:</p>
<p>
	Takatsiz ayakların &ccedil;ekip g&ouml;t&uuml;r&uuml;r seni gizli makberin şem&rsquo;i etrafına&#8230; Pervane olursun, duvarlar arasına mahpus olmuşların diyarına u&ccedil;arsın&#8230; Başını sevgilinin kalbi &uuml;st&uuml;ne koymak niyetine yaslarsın &ccedil;epe&ccedil;evre &ccedil;evrilmiş duvarların soğuk y&uuml;z&uuml;ne&#8230; Ağlarsın, g&ouml;z yaşların akar&#8230; Kızıl g&uuml;l&uuml;n kanına karışır ve kanla karışık g&ouml;zyaşınla abdest alırsın. Oturursun aşk seccadesine ve y&ouml;nelirsin b&uuml;y&uuml;k aşkın doğduğu kıbleye&#8230;</p>
<p>
	O zaman yalnızlığı doyasıya yaşarsın&#8230; Yalnız olursun, bir olursun ve tek olursun&#8230;</p>
<p>
	Artık ikilik yoktur&#8230; Tek bir şey vardır ve t&uuml;m şeyler o Tek i&ccedil;indir&#8230; Kızıl g&uuml;l de seni, o Tek&rsquo;e g&ouml;t&uuml;ren sırat-ı m&uuml;stakimdir.</p>
<p>
	O Zehra&rsquo;dır; y&uuml;z&uuml;nde, kolunda ve g&ouml;ğs&uuml;nde aşkın madalyasını taşıyan.</p>
<p>
	O Zehra&rsquo;dır; riya seccadesinde kılınan namazlara ret m&uuml;hr&uuml; vuran.</p>
<p>
	O, &ldquo;Tek&rdquo; olanın rıza ve gazap mizanı ve habibinin &Uuml;mm&uuml; Ebiha&rsquo;sıdır.</p>
<p>
	O, acılara mana katan, g&ouml;zyaşlarına kutsiyet veren, aşk ehline kıble kılavuzu olan kızıl g&uuml;ld&uuml;r.</p>
<p>
	O, Medine&rsquo;nin mahzun bakışlı g&ouml;z&uuml;, zemzemin &ccedil;ağlayan pınarı, Ali&rsquo;nin kuyulara anlattığı yalnızlık &ouml;yk&uuml;leridir.</p>
<p>
	O, y&uuml;z&uuml;nde zulm&uuml;n kahredici izlerini g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze taşıyan, mazlumiyetin simgesi, zalimlerin hesap vereceği g&uuml;n&uuml;n kahhar adıdır.</p>
<p>
	O, yeşil sarayların ta&ccedil; ve tahtlarını yıkan Musa&rsquo;nın asası, Hasan&rsquo;ın anasıdır.</p>
<p>
	O, aşk minası Kerbel&acirc;&rsquo;da, izzetli &ouml;l&uuml;m&uuml; se&ccedil;en; aşk, kan, g&ouml;zyaşı ve felsefeyle yoğrulmuş olan H&uuml;seyn&rsquo;in &ouml;ğretmeni, esarette &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; yaşayan ve &ouml;ğreten Zeyneb&rsquo;in hocasıdır.</p>
<p>
	Ve O, Medine&rsquo;nin g&ouml;n&uuml;l kıblesi, vel&acirc;yet g&uuml;listanının kızıl g&uuml;l&uuml;, ve hazin aşkların kayıp g&ouml;zyaşı</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com/kayip-gozyasi/">Kayıp Gözyaşı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.caferilik.com">Caferilik.com | Türkiye Caferileri Sitesi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
