“Akıl, tecrübeleri korumaktır ve en hayırlı tecrübe, sana öğüt veren tecrübedir.” Nehc’ul-Belağa, 31. mektup İmam Ali (a.s)

Rızık ve İnsanın Çabası

Rızık ve İnsanın Çabası

Soru

Belirlenmiş rızıkla insanın çabası arasındaki ilişki nedir?

Kısa Cevap

Rızık iki kısımdır:

1. Kazanılması gereken rızık

2. Kesin olan rızık

Kesin olan rızık, insana verilmiş olan varlık, ömür, çeşitli imkânlar, aile ortamı ve yetenekleri gibi şeylerdir. Bu tür rızıkla insan, çaba sarf edebilmek için gereken güç, dikkat ve beceriye sahip olur ve iş yapmaya kadir olur. Bu tür rızkı kullanmak sayesinde kişi kazanılması gereken rızka erişebilir. İnsan, kazanması gereken rızkı elde etmek için çaba göstermenin yanı sıra, Yüce Yaratıcıya yönelip ona yalvarması gerekir. Hatta süt emen çocuğun bile bu sahadaki çabası ağlayıp bağırmasıdır; bu çabası sayesinde anne sütünü elde eder. Ancak biraz gelişince çabası başka bir şekil alarak düşünce ve faaliyet şeklinde somutlaşır ve buna bağımlı olarak rızkının nicelik ve niteliği de değişir.

Kısacası insan, kendisine bir rızık olarak bahşedilen yeteneklerini kullanarak fikreder ve bir çabaya girer. Bu çabayı kullanma sonucu da kazanılması gereken şartlı rızkı elde eder.

İnsana erişmesi kesin olan rızık mutlaka gelir ve azalıp eksilmesi de mümkün değildir. Ne insanların ihtirası onu çoğaltır ne de insanların az çabası onun gelişini engeller. Ama kazanılan rızkı, gerekli ortamını oluşturarak azaltıp çoğaltmak mümkündür.

Ayrıntılı Cevap

Bu sorunun cevabını iki mukaddime ve bir sonuç şeklinde vereceğiz:

1. Mukaddime: Allah’ın üzerine aldığı ve garanti ettiği rızık, yaratılanların varlığını sürdürebilmesi için onlara ulaşması gereken paydan ibarettir. Elbette, rızık vermeyi Allah üzerine aldı ve onu garanti etti derken, kullar arasında yaygın olan kefalet ve garanti kavramlarından farklı bir anlamı kastediyoruz. Kur’ân’da “Her canlının rızkı Allah’ın üzerinedir”[1] denmektedir. Bu ayetle ilgili olarak şu noktaya dikkat edilmelidir: rızıkları üzerine alan yaratılmış olan birisi değil, varlık âlemini ve evrendeki düzeni var eden her şeyin yaratıcısı olan Allah’tır. O’nun bir şeyi üzerine alması ile bu âlemdeki düzenin bir parçası olan ve diğer varlıklardan etkilenen bir yaratığın bir şeyi üstlenmesiyle farklıdır.

Bu yüzden Allah’ın hikmetli işini ve O’nun rızık vericiliğini bilmek bu âlemdeki düzeni bilmek sayılır. Bizim bu âlemin bir parçası olmamız hasebiyle, evrendeki diğer parçalar ve öğeler gibi bir takım vazifelerimiz vardır. Elbette rızıklar ve sahip olduğumuz haklar konusundaki yaratılışımız da veya ilahî kanunlarca belirlenen yükümlülüklerimiz de Allah’ın rızık vericiliğinin tecellilerinden sayılır. Bütün canlılarda bulunan beslenme gücü ve sistemi de Yüce Allah’ın rızık vericiliğinin mazharlarından sayılır. Kuşkusuz Allah, her mahlûku bir takım istekler ve eğilimlerle donatmış, sonra onu kendi ihtiyaçlarını karşılamak için hareket etmek ve çaba göstermekle görevlendirip yönlendirmiştir. İşte bu fikir ve çaba, Allah’ın ona rızkını ulaştırmasına ortam hazırlamaktadır.

Yaratılış âleminin öğeleri arasında özel bir alaka, onları birbirlerine bağlamıştır. Kişi çocukluk döneminde kendi rızkını elde etme gücüne sahip olmadığı için onun rızkı hazır olarak kendisine sunulmaktadır. Ama zamanla güç kazandıkça ve rızkını elde etme gücüne sahip oldukça artık rızkı eskisi gibi rahatlıkla ona sunulmaz; sanki onun rızkı götürülüp uzak bir noktaya bırakılır ve ona doğru gidip elde etmesi istenir. Genel olarak rızkın hazırlığı, rızık isteyenin gücü ve kendisine rızkı bulmak için verilen yetenekler arasında ters bir orantı vardır. Bu yüzden bitki ve hayvanlara göre daha üstün bir yapıya sahip olan ve ihtiyaçları daha kapsamlı olan insanın rızkı, kendisinden daha uzaktır. Buna binaen insan daha güçlü araçlarla donanmıştır. İnsan vücudunda gelişmiş bir yol bulma ve maksada ulaşma sistemi yerleştirilmiştir. Ona akıl ve düşünme gücü verilmiş, vahiy ve peygamberler ona yardım etmiş ve kendisi için bir takım görevler belirlenmiştir. Bütün bunlar Allah’ın rızık vericiliğinin tecellilerinden sayılır. Bu yüzden şiirlerde şöyle denmiştir:

İblis seni korkutsa korkma sakın
Diş veren ekmekte verir elbet
Gündüzü yaratan gücüdür Allah’ın
Bunca didinme rızkını gönderir elbet
Çocuğu şekil veren karnındayken annenin
Ömür gibi rızkı da belirlemiştir elbet

Elbette bu bir gerçektir. Ancak bunun anlamı dişlere sahip olmanın, insanın sofrasında sürekli pişirilmiş ekmeğin hazır bulunacağının garanti edilmesi değildir. Bunun anlamı şudur: Eğer ekmek (yenecek madde) olmasaydı elbette diş de olmazdı; diğer yandan da eğer diş olmasaydı ekmeğin yaratılmasına gerek kalmazdı. Yani yaratılış nizamında, rızık ile rızkı yiyen ve rızkı elde etme araçları ile rızkı tüketme sistemi arasında ilişki vardır. İnsanı yaratan, ona beslenmesi için diş vermişse, mutlaka tabiatta yararlanabileceği maddeleri de yaratmıştır. Çalışmak için gerekli olan düşünce ve gücü verdiği gibi, görevini yerine getirmek için gerekli eğilimi de ona vermiştir. Bütün bunların hepsi Allah’ın rızık vericiliğinin mazharı sayılırlar.[2]

2. Mukaddime: Rızık iki kısımdır: İlki peşine düştüğümüz kazanılması gereken rızık, ikincisi kesin olan rızık.[3]

Bizim peşimizde olan, hatta kaçacak olsak bile yine de bize ulaşan kesin rızık. Hadiste bu konuda şöyle denir:

“Eğer insan ölümden kaçtığı gibi rızkından kaçacak olsa bile mutlaka rızkı onu yakalar, ölümün onu yakaladığı gibi.”[4]

Bu tür rızık, değişmeyen ilahî kaza ve kaderden kaynaklanır. Allame Tabatabaî bu konuda şöyle diyor: “Rızıkla rızık yiyen birbirinden ayrılmaları mümkün olmayan iki şeydir. Rızık yiyenin yaşantısını sürdürmeyi isteyip ama kendisi için bir rızkın yaratılmamış olması anlamsız bir varsayımdır. Yine bir rızkın var olmasının yanı sıra o rızkı yiyecek birinin bulunmayışı da mümkün değildir. Buna göre, rızık ilahî kazanın bir parçası sayılır, denilebilir.”[5]

Kazanılması gereken rızık ise onu arayan için mukadder kılınan rızıktır. Bu rızkın peşi sıra gitsek ve ona ulaşmanın şartlarını yerine getirsek mutlaka elde ederiz. Gerçekte bu rızka ulaşmak için bizim çabamız da nedenin bir parçası sayılır. Eğer çabamız, gayb âlemi tarafından hazırlanan diğer sebeplerin yanında yer alırsa o zaman bu rızka ulaşmak kesin olur. Bu konu ile ilgili olarak Emirülmüminin Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Arayanı için garanti edilmiş olan çeşitli rızıkları arayın.”[6]

Bu rızık türünde, peşince gitmeksizin garantiye alınmış olması da imkânsızdır. Buna göre insan için Allah tarafından hazırlanan iki çeşit rızıktan bir kısmı kayıtsız şartsız olduğu gibi bir kısmı da şartlıdır. Kayıtsız şartsız mukadder kılınan rızık her türlü şartlar altında insana erişir; bu tür rızıktan belirlenen miktar, insana ulaşmayınca onun eceli gelmez. Peygamber (s.a.a) buyurmuştur ki:

“İnsanın rızkı tamamlanmadıkça ölümü gelip çatmaz.”[7]

Aranıp kazanılması gereken rızkın elde edilmesi, bir takım işlerin yapılmasına bağlıdır. Bu işler yapılıp gerekli şartlar insan tarafından oluşturulmadıkça bu rızık insana ulaşmaz.[8]

Kesin olan rızık, insana verilmiş olan varlık, ömür, çeşitli imkânlar, aile ortamı ve yetenekleri gibi şeylerdir. Bu tür rızıkla insan, çabası için gereken güce, dikkat ve beceriye sahip olur ve iş görmeye kadir olur. Bu tür rızkı kullanmak sayesinde, kişi kazanılması gereken rızka erişmek için yeni kapıları yüzüne açar. Kazanılması gereken rızıkta herkes kendi çabasının yanı sıra Yüce Yaratıcının kapısına yönelip ona yalvarması gerekir. Hatta süt emen çocuğun bile bu sahadaki çabası ağlayıp bağırmasıdır; bu çabası sayesinde anne sütünü elde eder. Ancak biraz gelişince çabası başka bir şekil alarak düşünce ve faaliyet şeklinde somutlaşır ve buna bağımlı olarak rızkının nicelik ve niteliği de değişir.

Kısacası insanın peşinden gelen ve hiçbir kaydı ve şartı olmadan verilen rızık sonucu insanda fikir ve çaba oluşur ve bu çabayı kullanması sonucu da kazanılması gereken şartlı rızkı elde eder.

İnsana erişmesi kesin olan rızık mutlaka gelir ve azalıp eksilmesi de mümkün değildir. Ne ihtiraslı insanların ihtirası onu kazandırır ne de çalışmaya isteksiz insanların pasifliği onu gelişini engeller.[9] Ama kazanılan rızkı gerekli ortamını oluşturmak sayesinde azaltıp çoğaltmak mümkündür. Örneğin iyi niyetli olmak ve sürekli abdestli dolaşmak insanın rızkını çoğaltan manevî etkenlerden sayılmıştır.

Bir kişi Resulullah’a (s.a.a) rızkımın çok olmasını istiyorum dedi. Resulullah (s.a.a): “Rızkının çoğalması için sürekli abdestli ol.” [10] diye cevap verdiler.

Yine Ali (a.s) buyurmuştur ki:

“İyi niyetli olan kişinin rızkı bol olur.”[11]

Rızıkla rızık yiyen arasındaki ilişkiyi ve rızka erişmek için insanlara verilen donanım ve imkânları öğrendikten sonra, bizlere düşen rızkı elde etmek için en sağlam yolun ne olduğunu öğrenip güç ve enerjimizi onu elde etmek için kullanmak ve bu yolda yalnız Allah’a güvenmektir.

–—


[1]     Hud, 6.

[2]     Mutahharî, Murtaza, Bist Goftar, s. 127.

[3]     Nehcü’l-Belağa, Mektup: 31.

[4]     Muhammed Reyşehrî, Huseynî, Seyyid Hamid, Muntahab-ı Mizanu’l-Hikme, hadis, 2564.

[5]     Allame Tabatabaî, Seyyid Muhammed Huseyn, Tefsirü’l-Mizan, c. 18. cüz, 27 s. 377.

[6]     Muntahab-ı Mizanu’l-Hikme, Hadis, 2555.

[7]     a.g.e. hadis, 2561.

[8]     Rızık, lügatta yararlanılan şey anlamındadır.

[9]     Meclisî, Biharu’l-Envar, c. 77, hadis, 2574.

[10]    Muntahab-ı Mizanu’l-Hikme, hadis, 2574.

[11]    a.g.e. hadis, 2579.