Kardeşin için (yaptıkları ve söyledikleri sebebiyle) özür bulmaya çalış. Eğer özür bulamazsan bir özür uydur (kötü zanda bulunma.) el-Bihar, 75/197/15 Hz. Muhammed (s.a.a)

Hz. Mehdi’nin (a.f) Şehadeti

Hz. Mehdi’nin (a.f) Şehadeti

Soru

Zamanın İmamı (a.f) kimin eliyle şehadete erecektir ve ondan sonraki dönem ne kadar sürecektir?

Kısa Cevap

İmam-ı Zaman’ın (a.f) ömrünün sonu hakkında iki gurup rivayet mevcuttur. Birinci guruptaki rivayetler onun tabii bir ölümle, ikinci guruptaki rivayetler ise şehadet ile ömrünün noktalanacağını bildirmektedir. Ama onun katilinin kim olduğu noktasında elde kabul edilir bir rivayet ve delil mevcut değildir. Aynı şekilde İmam-ı Zaman’ın (a.f) vefatından kıyamete dek süren zaman aralığını beyan eden muteber bir delile de rastlamadık. Elbette bu müddetin uzun olma ihtimali daha güçlüdür. İmam-ı Zaman’dan (a.f) sonra ricatın gerçekleşeceği, bazı imamların dünya hayatına döneceği, devlet yönetecekleri ve bazı ölülerin de dirileceği Şia’nın kesin inançlarındandır.

Ayrıntılı Cevap

Kur’an “Her nefis ölümü tadacaktır”[1] diye buyurmaktadır. Tüm yaratıklar hakkında ilahi bir sünneti beyan eden bu âyet esasınca İmam-ı Zaman (a.s) da dünya adaletini sağladıktan ve dünya devletini kurduktan sonra bu dünyadan göçecektir. Mehdi, tabii bir ölümle mi yoksa şehadet ile mi dünyadan göçecektir? Bir gurup rivayetten istifade edildiği üzere İmam tabii bir ölümle dünyadan göçecektir. Aşağıdaki rivayetler bu kabildendir:

1. Ümmü Seleme Peygamber’den (s.a.a) şöyle nakletmektedir:

“Mehdi benim hanedanımdan ve Fatıma’nın evlatlarındandır. O, halk arasında Peygamberin sünnetiyle amel edecek, yedi yıl kalacak, sonra dünyadan göçecek ve Müslümanlar kendisinin namazını kılacaklardır.”[2]

2. “Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik”[3] âyet-i kerimesinin tefsiri hakkında belirtilen bir rivayette İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“(Burada) İmam Hüseyin (a.s) ile yetmiş yareninin (ricat ederek) gelmesi kastedilmektedir. İki taraflı sarı miğferler takmış şahıslar halka Hüseyin’in döndüğünü ilan edecektir. Müminler onun hakkında hiçbir şek ve şüphe etmeyecek ve onun deccal ve şeytan olmadığını bileceklerdir. O, sizin aranızda hal ile hükmedecek hüccettir. Onun İmam Hüseyin (a.s) olduğuna yönelik Şiilerimizin gönüllerinde marifet pekişince, Hz. Mehdi vefat edecektir. Onu yıkayacak, kefenleyecek, tahnit edecek ve toprağa gömecek şahıs da Hüseyin olacaktır. İmam ve vasi dışında hiç kimse vasinin (kefen ve defin) işlerini üstlenemez.”[4]

3. Bir başka rivayette de dünyaya ilk ricat edecek şahıs kimdir diye sorulan bir sorunun cevabında İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Kıyam edecek Mehdi’nin ardından İmam Hüseyin (a.s) dönecektir … Hüseyin (a.s), kendisiyle birlikte şehid olmuş yarenleriyle birlikte gelecek ve tıpkı Musa bin İmran’a eşlik etmek için gönderildikleri gibi, yetmiş peygamber kendisine eşlik edecektir. Mehdi (a.s) yüzüğünü ona verecektir. O halde Hüseyin (a.s) Mehdi’nin (a.s) gusül, kefen ve tahnit işlerini üstlenecek ve kendisini toprağa gömecek kimsedir.” [5]

Diğer bir gurup rivayetten de onun şehadete ereceği anlaşılmaktadır:

1. İmam Hasan Mücteba’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir:

“Allah’a yemin olsun ki, bu işi (imamet) Ali ve Fatıma’nın on iki evladının ele alacağına ve hepimizin zehirleneceği veya öldürüleceğine dair Allah Resulü bizim ile ahitleşmiştir.” [6]

2. İmam Sâdık (a.s) da bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Allah’a yemin olsun ki bizden öldürülmeyen ve şahadete ermeyen hiç kimse yoktur.” [7]

3. İmam Rıza’dan (a.s) da aynı atrzda hadis nakledilmiştir.[8]

Bu iki gurup rivayet göz önünde bulundurulduğunda İmam Mehdi’nin (a.f) vefatı hakkında açık ve kesin bir görüş dile getirmek zor görünmektedir. Ama şehadet ile ölüm arasındaki ilişki türünün mutlak genel ve has olması; yani ölümün tabii ölme ve şehadeti kapsaması ve şahadetin de bir tür ölüm olması ve onun dışında olmaması hasebiyle, birinci gurup rivayetler şehadet olarak yorumlanabilir ve görünüşteki çelişki giderilebilir. Çünkü birinci gurup rivayetler ölüm hususunu bildirme sadedindedir, ölümün niteliğini bildirme sadedinde değildir. Eğer İmam Mehdi’nin şehadete ereceği farzı kabul edilirse o zaman onun katili kimdir? İlzamu’n-Nasib kitabında bazı âlimlerden nakledilen bir takım tabirler esasınca İmamın katili şöyle tanıtılmıştır: “Mehdi’nin (yönetimdeki) yetmiş yılı sona erince ölüm kendisine yaklaşacaktır. “Beni Temim”den “Saide” adında erkekler gibi sakalı olan bir kadın, İmam yoldan geçerken bir ev üzerinden kendisine bir taş atacak ve onu öldürecektir. Mehdi vefat ettikten sonra İmam Hüseyin (a.s) onu toprağa gömme işini üstlenecektir.”[9]

Şehid Muhammed Sadık Sadr bu sözü değişik şekillerde eleştirmiş ve eksikliklerini dile getirmiştir.[10] Bu cümleden olmak üzere şöyle yazmıştır: Bu metin esasen konuyu (Mehdi’nin şehadeti) ispat edebilme kabiliyetinde değildir. Zira rivayet Ehlibeyt İmamlarından nakledilmemiştir, aksine tanımadığımız bazı âlimlerden nakledilmiştir. Hatta bu metin –göründüğü kadarıyla- bazı rivayetlerin içeriğine işaret etse de ne senedi ve ne de hangi imamdan nakledildiği belli olmayan mürsel bir rivayete dönüşmektedir. Buna ek olarak, belirtilen rivayetlerin senedi genellikle zayıf, içerikleri zihinden uzak ve hiçbir şeyi ispatlayamayacak türdendir.[11]

Zamanın imamından (a.f) ve onun vesilesiyle dünya birleşik devletinin kurulmasından sonra ricat gerçekleşecektir. Ricat, zamanın imamının zuhurundan sonra bazı kimselerin ve bu cümleden olmak üzere imamların dirilmesi manasındadır. Rivayetlerde Hz. İsa gibi bazı peygamberlerin, İmam Hüseyin (a.s) gibi bazı imamların, Selman-ı Farisi, Mikdad, Cabir b. Abdullah Ensari, Malik Eşter ve Mufazzal gibi Resulullah ve imamların bazı sahabelerinin ricat edeceği açıkça belirtilmiştir. Ricat inancı Şiilerin akidelerinden olup hakkında birçok rivayet zikredilmiştir. Hatta Allâme Meclisî gibi bazıları bu rivayetlerin tevatür[12] düzeyinde olduğuna inanmaktadır.[13]

–—


[1]      Âl-i İmran, 185.

[2]      Allâme Meclisî, Biharu’l-Envar, c. 51, s. 104, h. 39.

[3]      İsra, 6.

[4]      Kuleynî, el-Kafi, c. 8, s. 250; aynı şekilde bkz. Biharu’l-Envar, c. 53, s. 94, h. 103.

[5]      Biharu’l-Envar, c. 53, s. 103, h. 130.

[6]      Biharu’l-Envar, c. 27, s. 217, h. 19.

[7]      a.g.e., 209, h. 7.

[8]      a.g.e., 214, h. 16.

[9]      Yezdî, Hairi Ali, İlzamu’n-Nasib fi İsbati’lHücceti’l-Gaib, c. 2, s. 167.

[10]    Seyyid Muhammed Sadık Sadr, Tarih-i ma Ba’d ez Zuhur, s. 881-883.

[11]    Ber Gerefte ez Mahname-i Mevud, no. 83.

[12]    Hadis ilminde rivayetler üç kısma ayrılmaktadır: a) Mütevatir Hadisler: Birçok grubun naklettiği ve bu rivayet masumun sözüdür diye bizde yakin uyandıran rivayetlere denir. b) Mustafiz Rivayetler: İtibar ve değer olarak mütevatir hadislerin derecesinde olmayan ama itibarı haber-i vahitten fazla olan rivayetlere denir. c) Haber-i Vahit: Az bir grubun naklettiği ve rivayet değeri açısından önceki iki kısımdan daha düşük olan rivayetlere denir.

[13]    Biharu’l-Envar, c. 23, s. 359.