Cihad, cennet kapılarından bir kapıdır ki Allah onu özel evliyaları için açmıştır.Kafi, c. 4, s. 5 İmam Ali (a.s)

Kanaatin Etkileri ve Cimrilikle Farkı

Kanaatin Etkileri ve Cimrilikle Farkı

Soru

Kanaatin hayatımıza etkileri nelerdir ve onu cimrilikle nasıl ayırt edebiliriz?

Kısa Cevap

Kanaat lügatte ihtiyaç duyulan eşyalardan daha azıyla yetinme ve şahsın nasibinde olan şeye razı olması manasına gelmektedir. Kanaat kelimesi bazen hadislerde mutlak razı olma manasında da kullanılmıştır. Kanaat ve cimrilik arasındaki fark hakkında şunları söylemek gerekir: Kanaat daha çok bireysel ahlak konusunda geçmekte ve potansiyellerden düzenli bir şekilde yararlanma, masraf ve harcamalarda aşırılıktan sakınma ve her ne kadar az olsa da ilahî nimetlere razı olmakla alakalıdır. Cimrilik ise toplumsal ahlakla ilişkilidir ve bir insanın, başkalarının yardımına koşacağı yerde cimrilik yaparak harcamada bulunmaktır.

Ayrıntılı Cevap

Kanaat konusuna girmeden önce kanaat kelimesinin lügat ve ıstılahi manasını ve cimrilikle olan farkını inceleyeceğiz ve daha sonra kanaatin insan yaşamı üzerindeki etkilerine değineceğiz:

Kanaatin Manası ve Cimrilikle Farkı

Kanaatin Manası: Kanaat lügatte, ihtiyaç duyulan eşyalardan daha azıyla yetinme ve şahsın kendi nasibinde olan şeye razı olması manasına gelmektedir.[1] Kanaat kelimesi bazen hadislerde mutlak razı olma manasında da kullanılmıştır. İmam Ali (a.s) Osman bin Huneyf’e yazdığı mektupta şöyle buyurmaktadır:

“Bana, ‘Müminlerin Emiri’ denildikten sonra zamanın zorluklarında onlara ortak olmamaya, sıkıntılı yaşantılarında onlara örnek olmamaya razı olur muyum?” [2]

Ahlak ilminde, kanaat hırsın karşısında kullanılmaktadır. Kanaat sıfatı, şahsın ihtiyacı olduğu kadarına ve zaruret miktarıyla yetinmesine ve ondan fazlasını talep etmemesine sebep olur.[3]

Bu nedenle azla yetinene ve mutsuz olmayana ve kendi payına razı olan kimseye kani diyebiliriz.

Kanaatin Cimrilikle Farkı: Kanaat ve cimrilik arasındaki fark hakkında şunları söylemek gerekir: Kanaat daha çok bireysel ahlak konusunda geçmekte ve imkânlardan düzenli bir şekilde yararlanma, masraf ve harcamalarda aşırılıktan kaçınma ve her ne kadar az olsa da ilahî nimetlere razı olmakla alakalıdır. Cimrilik ise toplumsal ahlakla ilişkili olmakta ve insanın başkalarının yardımına koşacağı ve kendi maddî imkânlarını toplumun ihtiyaç duyduğu yerlerde kullanması gerektiği yerde cimrilik yaparak harcamada bulunmamaktır. Kanaat insan zatının yücelik ve büyüklüğü ve züht ve tahammülünün sembolüdür. Oysaki cimrilik, rezile sıfatlardan ve nefsin hakirliğinden kaynaklanan bencillik sembolüdür.

Bu alanda insanlar dört kısma ayrılır:

1. Kendileri yerler ve başkalarına da verirler; bunlar infak ehlidir.

2. Kendileri yemezler ama başkalarına infak ederler; bunlar fedakârlardır.

3. Kendileri yerler ama başkalarına infak etmezler; bunlar cimridir.

4. Kendileri yemezler ve aynı şekilde başkalarına da vermezler; bunlar aşağılıktır.

Mümkündür ki insan, kendi malından hem kendi faydalanmayabilir ve hem de başkalarına vermeyebilir. Bu aşağılığın son noktası ve cimrilikten de kötüdür; zira cimri olan insan başkalarına vermez, ama kendisi kendi malından faydalanır. İnsanın kanaate riayet ederek hem kendisi kendi malından gerektiği kadarınca faydalanması ve hem de onun fazlasını infak ve bağışta bulunarak aynı şekilde başkalarını da kendi yararlandıklarına ortak etmesi ve toplumun ve ihtiyaç sahiplerinin derdine ortak olması en iyi durumdur.

Akıl, kanaati seçmede en önemli etkendir. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Akıllı olan kanaat eder.” [4]

Akıl, kanaati değerli etkileri nedeniyle seçmekte ve şahsın yararına bilmektedir. Kanaatin etkilerinden bazıları şunlardır: İnsanın başkalarına ihtiyaç duymaması, insanın yokluklar karşısında tahammül gücü kazanması ve sabretmesi. Gerçi kanat ehli bir insan, imkânlardan daha az istifade eder, ama kanaatin sonucundan dolayı bu ameli akıl kabul eder. Şahıs, dünya ve nefsi hakkında ilmi ne kadar çok olursa insanî konulara daha derinden teveccüh edebilir ve kanaat sıfatı gibi makbul olan insani sıfatları kabullenmeye kendini hazırlar.

Şu ana kadar yaptığımız açıklamalarda kanaatin, insan hayatında, davranışlarında ve maişetindeki cilvesinin züht olduğunu görüyoruz. Zahitçe bir yaşam, hakikatte kanaatli sade bir yaşamdır; tamahtan, rahatlıktan, gösterişten ve çeşitliliğe düşkünlükten uzak bir yaşamdır.

Emirülmüminin Ali de (a.s) kanaati, sade, hafif ve gösterişi olmayan şeklinde tefsir etmektedir:

“Dininizin salim kalması için dünyalığın azlığına kani olun. Zira mümini, yeterli olan dünyalık az bir şey de kanaatkâr kılar.” [5]

Genel anlamda kanaatin, cimrilik yapmak veya harcamamak manasında olmadığına teveccüh etmeliyiz; kanaat insanın kendi imkânlarından doğru bir şekilde ve uygunca yararlanması ve toplumca genel kabul gören masraf olgusuna riayet etmesi ve İslâmî düsturlara uygun şekilde istifade etmesidir; bu konularda aşırılıktan ve har vurup harman savurmaktan sakınmaktır.

Kanaatin Etkileri

Kanaat, genel olarak olumlu (müspet) ve olumsuz (menfi) olmak üzere birçok etkiye sahiptir. Burada kanaatin bazı müspet ve menfi neticelerine değineceğiz:

Olumlu Sonuçları:

İzzet ve Üstünlük: Kur’ân açıkça izzetin Allah’a, Resulü’ne ve müminlere has olduğunu beyan etmektedir;[6] bu izzet ve üstünlüğün önemi o kadar fazla ki, mümin insana hiçbir şekilde başkalarının karşısında kendisini zelil ve hor duruma düşürmesine izin verilmemiştir. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Allah tüm işlerin yetkisini mümine vermiştir ama ona zelil olma ve hor görülme yetkisini vermemiştir. Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu işitmedin mi: “İzzet Allah’ın, Peygamberi’nin ve müminlerindir.” O halde müminin her zaman izzetli olması ve zillete boyun eğmemesi gerekmektedir.” [7]

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Müminin kendini zelil duruma düşürmesi uygun değildir.”[8]

Şüphesiz insanın aziz ve üstün olmasına neden olan ve onu zillet ve horluktan kurtaracak şeylerden bir tanesi kanaatkâr olmasıdır.

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Hiç kimse kanaatkâr insandan daha aziz değildir.”[9]

Kanaat izzet vesilesidir.[10] Kanaat izzet ve halka muhtaç olmama vesilesidir.[11] Kanaat en kalıcı izzettir.[12]

Bitmez Tükenmez Hazine: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Kanaat, yok olmayan bir hazinedir.”[13]

“Kanaat bitmeyen bir servettir.”[14]

Hz. Ali (a.s) bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Hiçbir hazine kanaatten daha ihtiyaç giderici değildir.”[15]

Kanaat ve Muhtaçsızlık (Zenginlik): Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:

“Zenginlik, servetin çokluğuyla değildir, gerçek zenginlik, muhtaçsızlık ruhuna sahip olmaktır.”[16]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Her kim Allah’ın kendisine rızık olarak verdiğine kani olursa, o insanların en zenginidir.” [17] Ve aynı şekilde şöyle buyurmuştur: “Zenginliklerin en iyisi kanaattir.”[18]

Emirülmüminin (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Kanaat zenginliğin başıdır.”[19]

Olumsuz Sonuçları:

Zillet ve Horluk: Allah’ın onun için mukadder ettiğine razı olmayan kimse, ister istemez başkalarının mallarına tamah edecek ve neticede de onlara muhtaçlık elini uzatacaktır ve bu onun hor görülmesine ve zelil olmasına neden olacaktır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Bir müminin kendisini alçaltacak bir arzu ve meylinin olması ne çirkindir.”[20]

Allame Meclisî hadisin açıklamasında şöyle söylemektedir: “ İnsanın hor görülmesine ve zelil olmasına neden olan arzu ve meylinden kasıt, başkalarına el açarak onlardan bir şey istemesidir; ancak Allah’a el açma ve ondan istemek, zillet olmadığı gibi yücelik ve izzet sebebidir.[21]

Sürekli Tedirginlik: Tamah ve hırsın neticelerinden biriside bitmeyen bir kaygı ve tedirginliktir.İmam Bâkır (a.s), “Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” Taha Sûresi 131. âyetinin nüzulü hakkında şöyle buyurmuştur:

“Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu âyeti işittiğinde doğruldu ve şöyle buyurdu: Allah’a gönül bağlamayanı dünyanın hasreti öldürür, başkasının servet ve malına göz dikmeyi bırakmayanın hüznü uzun olur, haşmi azalmaz ve Allah’ın nimetini sadece yiyecek ve içeceklerde gören kimsenin ise ömrü az ve derdi ve acısı yakın olur.”[22]

Bu nedenle insan, hayatında her zaman denge ve orta halliliği kaybetmemeli, kanaati kendine ölçü almalıdır; aksi halde saadet ve mutluluğu göremez.

–—


[1]     Tureyhî, Fahruddin, Mecmeu’l-Bahreyn, Tahran, Kitabfuruşiyi Murtezevî, şemsi 1375, c. 4, s. 384.

[2]     Nehcü’l-Belağa, Kum, İntişarat-ı Hicret, s. 418, 45. mektup.

[3]     Nerakî, Molla Mehdi, Camiu’s-Saadat, Beyrut, Muessesetu’l-A’lemi li-Matbuat, c. 2, s. 104.

[4]     Amedî, Abdu’l-Vahid bin Muhammed, Gureru’l-Hikem ve Dureru’l-Kelim, Kum, İntişarat-ı Defter-i Tebligat, şemsi 1366, s. 391.

[5]     a.g.e, s. 393.

[6]     Münafikun, 9.

[7]     Kuleynî, Muhammed bin Yakup, el-Kâfi, Tahran, Daru’l-Kitabi’l-İslâmiye, şemsi 1365, c. 5, s. 63.

[8]     Seyyid bin Tavus, el-Yakin, Kum, Müessese-i Daru’l-Kitab, kameri 1413.

[9]     Gureru’l-Hikem ve Dureru’l-Kelim, s. 392.

[10]    a.g.e, s. 391.

[11]    a.g.e.

[12]    a.g.e.

[13]    Nişaburî, Muhammed bin Hasan, Ravzatu’l-Vaizin, Kum, İntişarat-ı Rezi, s. 456.

[14]    a.g.e.

[15]    Nehcü’l-Belağa, Kum, İntişarat-ı Daru’l-Hicret, s. 540.

[16]    Harranî, Hasan bin Şu’be, Tuhefu’l-Ukul, Kum, İntişarat-ı Camiayı Müderrisin, s. 57.

[17]    el-Kâfi, c. 2, s. 139.

[18]    Tabersî, Ebu’l-Fazl Ali bin Hasan, Mişkatu’l-Envar, Necef-i Eşref, Kitaphane-i Haydariye, şemsi 1385, s. 130.

[19]    Gureru’l-Hikem ve Dureru’l-Kelim, s. 382.

[20]    el-Kâfi, c. 2, s. 139.

[21]    Meclisî, Muhammed Bâkır, Biharu’l-Envar, Beyrut, Müessesetu’l-Vefa, kameri 1404, c. 70, s. 171, hadis 25.

[22]    a.g.e, c, 67, s. 317, hadis 25. Bu bölüm Noktehayi Agaz kitabından özetlenmiştir; Mehdevi Kenî, Muhammed Rıza, Tahran, Defter-i Neşr-i Ferheng-i İslâmî, şemsi 1376.