(Gece namazı), rızkı bollaştırır; borcun ödenmesine vesile olur; üzüntüyü giderir ve gözü aydınlatır. (Sevabü’l-A’mal, s.42) İmam Cafer-i Sadık (a.s)

Fatiha Sûresindeki Nimet Verilenler, Gazaba Uğramışlar ve Sapmışlar

Fatiha Sûresindeki Nimet Verilenler, Gazaba Uğramışlar ve Sapmışlar

Soru

Namazlarda okuduğumuz “Nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğramışların ve sapmışların değil.” âyetinde geçen nimet verilenler, gazaba uğramışlar ve sapmışlardan maksat kimlerdir ve ne gibi özellikleri vardır?

Kısa Cevap

Kur’an-ı Kerim, Fatiha Sûresinde insanları üç kısma ayırmaktadır. Başka sûrelerde de onların kimler olduğunu açıklayarak muhatap için manayı tam olarak pekiştirmiştir. Allah’ın kendilerine nimet verdiği kimseler olan birinci gurup dört sınıftır: Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihler. Bunlar Allah’ın nimet verdiği, Allah’ın seçtiği kimselerdir. Onların en büyük özelliği Allah’a itaat etmeleridir.

Birbirlerine çok benzeyen ikinci ve üçüncü guruplar (gazaba uğramışlar ve sapmışlar) hakkında çeşitli ihtimaller verilmiştir. İhtimallerden biri sapmışların normal sapanlar olduğu, gazaba uğramışların ise inatçı ve münafık sapmışlar olduğudur. Diğer bir ihtimal İslam’a daha çok düşman olan Yahudilerin gazaba uğramışlar olduğu, onlara göre inatçılığı daha az olan Hıristiyanların da sapmışlar olduğudur. Üçüncü ihtimal ise kendi sapmışlıklarının yanı sıra başkalarını da saptırmaya çalışanların gazaba uğramışlar olduğu ama bu amaç için uğraşmayanların sapmışlar olduğudur.

Ayrıntılı Cevap

Kur’an, Fatiha Sûresinde insanları üç kısma ayırıyor:

1) Hidayet nimetine sahip olup sabit kadem kimseler. 2) Gazap edilmişler. 3) Sapmışlar.

a) Kur’an bu gurupları örnekler vererek açıkladığından, biz de âyetlere dayanarak onların kimler olduğunu açıklayacağız.

Nisa Sûresinde “Nimet verilenler” grubunu şöyle açıklıyor:

“Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse işte onlar Allah’ın, nimetleriyle nimetlendirdiği peygamberlerle, doğrularla, şehitlerle ve salihlerle beraberdirler ve ne de güzel arkadaştır onlar.”[1]

Âyet, Allah’ın nimet verdiği dört gurup insanı (peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihler) tanıtmaktadır. Onların belli başlı özellikleri vardır. Bu özelliklerin en önemlisi ve ortak olanı salih amel ve doğru konuşmaktır.

b) Hak yolu kenara itmek ve Allah’ın dergahından kovulmak yönünden birbirlerine çok yakın olan ve farklılıkları fazla olmayan ikinci ve üçüncü kısımdakiler için araştırmacılar rivayetlere dayanarak üç ihtimal vermişlerdir:

1- Bu iki kelimenin Kur’an’daki kullanımına baktığımızda “Gazaba uğramışlar”ın “Sapmışlar”dan daha kötü ve daha zor bir merhalede olduklarını görmekteyiz. Başka bir deyişle “Sapmışlar” normal sapmış kimselerdir ama “Gazaba uğramışlar” inatçı veya münafık sapanlardır. Bu yüzden Allah onlara birçok yerde gazap ve lanet etmiştir.[2]

2- Bazı müfessirlere göre “Sapmışlar”dan kasıt Hıristiyanlar, “Gazaba uğramışlar”dan kasıt ise Yahudilerin sapmışlarıdır.

Bu yorum, onların İslami davet karşısındaki tutumlarından kaynaklanmaktadır. Zira Kur’an’ın da açıkça belirttiği gibi Yahudi sapkınları İslami davete karşı özel bir kin ve düşmanlık sergiliyorlardı. Âlimleri İslam’ı müjdelemelerine rağmen İslam geldikten sonra çeşitli sebeplerle –örneğin maddî menfaatlerinden- dolayı İslam’ın en büyük düşmanı kesildiler. İslam’ın ve Müslümanların ilerlemesini engellemek için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Hıristiyanların sapmışları ise İslam’a karşı bu kadar düşmanlık sergilemiyorlardı. Sadece hak dini tanıyamamışlardı. Bu yüzden onlara “Sapmışlar” denmiştir.[3]

Bununla birlikte onlara “Gazaba uğramışlar“ demek daha doğru olacaktır. Ancak dikkat etmek gerekir ki bu ifade genelin bireye tatbikidir. Yani onlar bu anlamın en belirgin örnekleridir. “Gazaba uğramışlar” ve “Sapmışlar”ın kapsadığı kimseler daha çoktur.

3- “Sapmışlar”dan maksadın, kendilerinin yanı sıra başkalarını da saptırmak istemeyen kimseler olma ihtimali de verilmiştir. Oysa “Gazaba uğramışlar” hem kendileri sapmışlardır, hem de başkalarını saptıranlardır. Yani bütün güçleriyle başkalarını kendi yollarına çekmeye çalışan kimselerdir.[4]

Kur’an’ın “Sapmışlar” ve “Gazaba uğramışlar” için verdiği örneklerden bazıları şunlardır:

“Bir de, Allah’ın, hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük girdabı onların başına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!”[5]

“Kim küfrü imanla değişirse artık doğru yoldan sapmış olur.”[6]

“İnandıktan sonra kafirlikle yüreği genişleyen kimseyedir Allah’ın gazabı ve onlara pek büyük bir azap var.”[7]

Kur’an’ın “Sapmışlar” ve “Gazaba uğramışlar” diye saydığı bu kimselerin tümünün ortak özelliği Allah’a isyan etmeleridir. Onlar bir şekilde Allah Teâlâ’ya karşı gelerek “Sapmışlar” ve “Gazaba uğramışlar” sınıfına girmişlerdir.

–—


[1]     Nisa, 69.

[2]     Mekarim Şirazî, Nâsır, Tefsir-i Numûne, c.1, s.54, Daru’l-Kutubu’l-İslamiyye, 1. Baskı, Tahran, h.ş. 1374.

[3]     a.g.e., c. 1, s. 55.

[4]     a.g.e., c. 1, s. 56.

[5]     Fetih, 6.

[6]     Bakara, 108.

[7]     Nahl, 106.