İnsanoğlu yaşlandıkça onda iki şey gençleşir: Mal hırsı ve yaşama hırsı. el-Hisal, 73/112 Hz. Muhammed (s.a.a)

“On iki Emir / Halife” Hadisi Hakkında Bazı Ehl-i Sünnet Alimlerinin Yorumları

“On iki Emir / Halife” Hadisi Hakkında Bazı Ehl-i Sünnet Alimlerinin Yorumları

Ehli Beyt Öğretisi 4

Ehl-i Sünnet hadis şarihleri ve alimlerinin büyük bir şaşkınlığa düştüğü ve dengesiz görüşler beyan ettiği hususlardan biri “on iki halife” ile ilgili hadislerdir. Bir grubu hilafet ve halifelerin zahirine bakarak halifelerin sayısının bu hadislerde zikredilen sayıdan çok olduğunu görmüş, dolayısıyla da bu hadisi şerhetmekten kaçınmış ve bu hadislerlerle ilgili soruları cevapsız bırakmışlardır. Örneğin İbn-i Arabi, Sünen-i Tirmizinin şerhinde şöyle demektedir:

“Biz on iki emiri şöyle saydık: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Muaviye, Yezid, Muaviye bin Yezid, Mervan, Abdulmelik bin Mervan, Velid, Süleyman, Ömer bin Abdulaziz, Yezid bin Abdulmelik, Mervan bin Muhammed ve Seffah…” İbn-i Arabi kendi zamanında yaşayan Abbasilerin 27. halifesine kadar  sayayarak şöyle demektedir:

“Eğer on iki kişi sayacak olursak sayı açısından Süleyman’a kadar varır ve eğer mana açısından sayacak olursak sadece beş kişiyi seçebiliriz; yani dört halife ile Ömer bin Abdulaziz’i. Doğrusu ben bu hadis için bir anlam bulamıyorum. ”[1]

Diğerleri ise halifelerin sayısının çokluğu hususunda bir takım tutarsız yorumlar yapmışlardır. Kadı Ayyaz, hükmeden halifelerin sayısının on ikiden fazla olduğu hususunda şöyle demektedir:

“Bu itiraz yersizdir. Zira Peygamber sadece on iki kişinin hükmedeceğini beyan etmemiştir. Dolayısıyla sayılarının on ikiden fazla olmasının bir sakıncası yoktur.”[2] 

Bizzat Kadı Ayaz’ın kendisi de, on iki kişiyi belirleme hususunda şu yorumu getirmektedir:

“Ümmetin ittifakla kabul ettiği halifeler şunlardır: önce üç halife, ardından Sıffın’de hakemlere başvurma olayı gerçekleşene kadar Ali ve onun ardından Muaviye halife oldu ve İmam Hasan ile barış yaptığında da halk Muaviye’nin etrafında toplandı. Daha sonra da halk Yezid’in etrafında toplandı ve İmam Hüseyin başa geçemeden öldürüldü. Yezid ölünce de insanlar dağıldı. İbn-i Zübeyr’in öldürülmesinin ardından Abdulmelik bin Mervan’ın etrafında toplanıldı. Daha sonra da insanlar onun, Velid, Süleyman, Yezid ve Huşam adındaki dört oğlunun etrafına toplandılar. Bu arada Ömer b. Abdulaziz bir süre hakimiyeti ele geçirdi.

Huşam’dan sonra insanların etrafında toplandığı Velid b. Yezid b. Abdulmelik on ikinci halifedir. O da tam dört yıl hükmetmiştir.[3] 

Celaluddin Suyuti ise başka bir yorumda bulunarak:

“On iki imamdan maksat İslam yaşadığı müddetçe, yani kıyamete kadar gelip hak ile amel edecek olanlardır. Bunların birbiri ardınca gelmesinin zarureti yoktur” demekte ve sözlerine şunları eklemektedir:

“Bu on iki kişiden sekiz kişisi şunlardır: “Dört halife, Hasan, Muaviye, İbn-i Zübeyr ve Ömer b. Abdulaziz…” Abbasi halifesi Mehdi’de bunlardan biri olabilir. Zira o da  Abbasiler arasında Emevilerin arasında yer alan Ömer b. Abdulaziz gibidir. Adaleti sebebiyle Abbasi halifesi Tahir de bunlardan biri olabilir. Ayrıca iki kişinin de bunlardan olması muhtemeldir ki bu iki kişiden biri Ehl-i Beyt’in Mehdi’sidir.[4]

Ehl-i Sünnet alimlerinden İbn-i Cevzi ise bu hadisle ilgili başka bir yorumda bulunarak şöyle demektedir:

“Peygamber (s.a.a) bu hadisinde kendisinden ve ashabından sonraki duruma işaret etmektedir. Çünkü sahabenin hükmü kendi hükmüyle ilgilidir. Dolayısıyla Peygamber (s.a.a) sahabe döneminden sonraki hükümetlerin durumunu haber vermektedir. Güya o, Ümeyye oğullarının halifelerine işaret etmiştir. “Din sabit kalır” ifadesi ise hükümetin  on iki imama kadar ayrı şekilde devam edeceği anlamındadır. Daha sonra daha zor bir döneme ulaşacaklardır. Beni Ümeyye oğullarının ilki Yezid b. Muaviye, sonuncusu ise Mervan’dır. Sayıları ise on üç kişidir. Osman, Muaviye ve İbn-i Zübeyr sahabeye dahil oldukları için, onlardan söz etmemiştir. Sahabi olduğu ihtilaflı olduğu veya halkın Abdullah bin Zübeyr’in etrafında toplanmasının ardından yenik düştüğü için Mervan bin Hakem’i saymayacak olursak on iki sayısını da bulmuş oluruz. Hilafet Ümeyye oğullarından ayrılınca, ve Abbasiler gelip durum tamamen değişinceye kadar büyük fitneler koptu ve bir çok savaşlar çıktı.[5]

Şimdi de yakın geçmişte, Arabistan’ın fetva dairesinin başkanı Abdulaziz bin Baz’ın bu hadisle ilgili şu ilginç görüşüne bir bakalım:

“Bu ümmetin işi ayakta durur…” hadisinden de anlaşıldığı üzere bu on iki imam zamanında din ayakta kalacak ve hak aşikar olacaktır. Bu ise Ümeyye oğullarının çöküşünden önceki döneme aittir. Bu dönemin sonunda ihtilaf ve fitne çıkmış ve toplum dağılıp parçalanmıştır. Bazı ilim ehlinin de dediği gibi bu konuda doğru olan inanç şudur ki Peygamber (s.a.a)’in  hadisinde yer alan on iki imamdan maksat  şunlardır: “Dört halife, Muaviye, Oğlu Yezid, Abdulmelik bin Mervan, Dört oğlu ve Ömer bin Abdulaziz’ dir ki toplam on iki halife olmaktadır. Bunların zamanında din ayakta idi, İslam her yere yayılmış, hak aşikar olmuş ve cihat berkarar idi.[6]

Evet bunlar Ehl-i Sünnet şarihlerinin ilginç tefsir ve yorumlarıydı. Hepsinden de ilginç olanı, tarihte büyük cinayetler ve sayısız fesatlar dosyası bulunan kimselerin dinin salah, yüceliş ve izzet sebebi sayılmış olmalarıdır. Örneğin bunlardan biri olan Yezid içkici köpeklerle oynayan, namaz kılmayan, Kabe-i Müşerrefe’yi mancınıkla taşlayan, Peygamberin Medine’sine saldıran, Resulullah’ın torununu Kerbela’da şehit eden biriydi. Bunlardan bir diğeri olan Abdulmelik’in en küçük kötülüğü ise, Haccac gibi birisini Irak halkına musallat etmesi ve sayısız sahabe ve Tabiileri katletmesiydi. Hakeza bunlardan biri sayılan Velid bin Yezid ise, Allah’ın hükümlerini çiğnemiş, Kabe’nin üstünde şarap içmeye kalkışmış, Kur’an’ı oklamış ve bu yaptığıyla övünerek şiir okumuştur. Acaba bu kimseler mi İslam’ı aziz, yüce ve berkarar kılmıştır? Emevi kalıntısı olan bu düşüncelerin ilim, fıkıh ve dirayetin yerine geçmesi ne kadar da üzücü bir olaydır.

 

 

 

 


[1]Şerh-u Süneni Tirmizi, 2/68-69

[2]Şerh-u Müslim-i Nevevi.

[3]Feth’ul Bari, 13/171

[4]Tarih’ul-Hulefa/12

[5]Feth’ul Bari, 13/182

[6]Mecellet’ul Camiat’ul İslamiyye, 3.sayı, 1969