“Ümmetim birbirine karşı kin beslemedikleri sürece asla onlar karşısında bir düşman boy gösteremez.” Kenz’ul Ummal, 11044 Resulullah (s.a.a)

Doğal Afetler

Doğal Afetler

Soru

Deprem, sel ve tufan, ilahî azaplar mıdır yoksa normal doğal sebeplerden mi kaynaklanmaktadır? Japonya ve diğer gelişmiş ülkelerdeki gibi inşaat yapımındaki gerekli kural ve teknolojiye dikkat etmek, ilahî azabın önünü mü almaktadır?

Kısa Cevap

Sel, deprem ve tufan gibi tabiattaki hoş olmayan olayların ortaya çıkmasındaki hedef sadece azap etmek değil, ilahî nimetlerin hatırlatılması, gaflet uykusundan uyanma, yeteneklerin ortaya çıkması, hayatın devamı ve zalimlerin ve asilerin azap edilmesi ve bunun gibi değişik sonuçları vardır. Bunların hepsi, tabiat olaylarının ortaya çıkma hedeflerinden olabilirler. Buna ilave olarak, bir hadisenin maddesel illetlerinin olmasıyla beraber aynı zamanda ilahî bir azap olmasının arasında hiçbir çelişki yoktur. Çünkü ilahî azaplar da Allah’ın maddeye koyduğu kanunlar ve sebep sonuç ilkesine göre nazil olmaktadır.

Başka bir deyişle, varlık âleminde olan her varlık, Allah’ın irade ve isteğine göre gerçekleşmektedir. Yüce Allah da kendi iradesini illiyet, sebepler ve illetler kanununa göre uygulamaktadır ve maddî illetler de Allah’ın irade ve isteğine bağlıdır. Tabiat olaylarının ortaya çıkması, doğal sebepler ve ilahî iradenin düzenine göredir. Sonuç olarak, tabiat olaylarının ortaya çıkması, maddî sebepler vesilesiyle ve ilahî iradenin düzenine göre olduğu için, onların ortaya çıkmasını engellemek veya azaltmak da aynı şekilde maddî kanunların ve ilahî isteğin doğrultusundadır. Onların gerçekleşmesini engelleme imkânının olmasının da bir kişinin veya bir toplumun azaba uğratılmasıyla hiçbir çelişkisi yoktur.

İnsanların duçar oldukları belalar iki kısımdır: Doğal afetler ve ahlâkî afetler (dış ve iç). İnsanlardaki helak edici olan ahlâkî rezilliklerin, doğal afetlerin gerçekleşmesine sebep olabilecekleri kendi yerinde ispatlanmıştır. Yani genel olarak her ikisinin de azap edici yönü olabilir. İlahi azaplar, refah ve dünyevî imkânlara sahip olma haliyle de birleşebilir ve ilahî azapların çeşitlerini, sel, deprem ve bunun gibi hadiselerde sınırlamak da doğru değildir.

Ayrıntılı Cevap

Hoş olmayan doğal olayların, ilahî azap olup olmadığı konusunun incelenmesi için birkaç noktaya dikkat edilmelidir:

1. İnsanın yaratılış hedefi, dünyada hoş bir şekilde yaşaması değildir. İnsanın asıl hedefi gerçek saadete ulaşmaktır ve bu da ancak Allah’a ibadet etme ve O’na yaklaşma sayesinde gerçekleşebilir.

2. Tabii olayların, bazı yönlerden faydalı sonuçları vardır ve insana asıl hedefine ulaşmasında yardımcı olmaktadır. Çünkü bu hadiselerin kötülüğü görecelidir; yani biz bu olayları, zarara uğrayan insanlara göre şer bilmekteyiz, aynı yılan zehrinin insanlar ve zarar gören diğer canlılar için kötü bilmemiz gibi, ama bu zehir yılanın kendisi için hatta topraktaki zehirlerin yayılmasını önlediği ve bu zehirleri kendi vücudunda depoladığı için genel anlamda diğer canlı varlıklar için bile kötü değildir. Mevlana şöyle diyor:

Yılan zehri yılan için hayattır
Mutlak anlamda bir şeyi kötü görme cihanda
Ama o yılan insan için ölümdür
Kötülüğü göreli gör ve gerçeği anla[1]

Doğal olayların da, insanların genel yaşayışı ve genel düzeni açısından, değerli sonuçları vardır.

Bunların bazı faydalı sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz:

a) Yeteneklerin ortaya çıkması: İnsanın doğası gereği, maddî ve manevî yeteneklerinin çoğu ancak zorluklarla karşılaşıp, sorunlarla mücadele etmesi sayesinde ortaya çıkar. Aynı sporcu birisinin beden kaslarının sadece zor ve yorucu antrenmanlar sayesinde gelişmesi gibidir. İnsanın ruhî ve manevî kabiliyetlerinin bir kısmı da musibetlerle karşılaşması ve hayatın zorluklarının üstesinden gelmek için yapılan çabalarla ortaya çıkmaktadır. Örneğin birçok ilmî keşif ve buluşlar, insanın zorunlu ihtiyaçlarının etkisiyle kendi bireysel ve toplumsal sorunlarını çözmek için ortaya çıkmıştır. Kur’ân-ı Kerim, her zorluk ve musibetin sonunda bir kolaylığın olduğu gerçeğini vurgulamaktadır.[2]

Bundan başka, Kur’ân-ı Kerim’e göre ilahî kurallardan birisi de, insanın, hayatın değişik bölümlerinde imtihan edilmesidir[3] ve bu da insanın gizli yeteneklerinin geliştirilmesi içindir. İmam Ali (a.s) de, insanın gizli yeteneklerinin ortaya çıkmasında, zorlukların etkisini çok güzel bir benzetmeyle şöyle beyan etmektedir:

“Bilin ki sahralardaki ağaç daha katı ve sert; bağ bahçe içindeki ağaçlar ise daha zayıf ve naziktirler.”[4]

b) Gafletten Uyandırma: Belaların en önemli getirilerinden birisi de dünya nimetlerine dalması sonucu gaflet uykusuna duçar olmuş insanı uyandırması, Allah karşısındaki görevlerini hatırlatması ve büyüklenmesini tevazua çevirmesidir. Kur’ân-ı Kerim, bu konuya işaret ederek peygamberlerin kavimlerinin, isyan etmekten vazgeçip hak karşısında teslim olana kadar sürekli çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını beyan etmektedir.

“Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiğimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki sığınıp yakarsınlar.”[5]

c) İlahi nimetlerinin değerlerini bilmek:Hoş olmayan doğal olayların bir diğer faydası da, insanın ilahî nimetlerin önemini anlaması ve onun değerini bilmesidir. Çünkü “Afiyetin değerini musibete duçar olan anlar.” İmam Sâdık’tan (a.s) da şöyle nakledilmektedir:

“Belalar, iyi ve kötü insanların her ikisine de ulaşsa da, Yüce Allah onu her iki gurup için de ıslah olma vesilesi karar kılmıştır. İyilere ulaşan bela ve afetler, geçmişte Allah’ın onların hizmetine sunduğu nimetlerin hatırlanmasını sağlamaktadır ve bu iş onları şükretmeye yönlendirmektedir.”[6]

3. Muhakkak ki insanın bilmediklerine oranla bildikleri, ucu bucağı görülmeyen okyanus karşısındaki bir damla suya benzer. Sadece dış dünyada değil, insanın kendi vücudunda dahi insanlığın ulaşamadığı bilinmeyen birçok sırlar vardır. İnsanın bilgisinin sınırlı olduğuna nazaran, şer zannettiğimiz her oluşumun bütün sır ve şifrelerine bilgimizin olduğunu iddia etmemiz mümkün değildir. Bu oluşumlarda bizim haberimizin olmadığı birçok maslahatlar olabilir ve bir şeyi bilmemek onun olmadığı anlamına gelmez. Bu anlatılanlara göre, ihtiyatlı bir şekilde hüküm verilmesi daha iyi olur. Çünkü gerçekte hayır olan bir şeyi şer bilme ihtimalimiz çok büyüktür. Kur’ân-ı Kerim, bu hakikati çok güzel bir şekilde anlatmaktadır:

“Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür.” [7]

4. Gaflet edilmemesi gereken bir diğer önemli nokta da, insanın kendi davranışının, şerlerin meydana gelmesindeki etkisidir. İnsan irade sahibi ve genel sebep-sonuç kanununa tabi bir varlıktır. Onun, doğru olmayan seçimi, kendi iradesiyle yapmış olduğu bazı amelleri, bazı bela ve musibetlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadırlar.[8]Kur’ân-ı Kerim, şöyle buyurmaktadır:

“O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.”[9]

Hz. Ali (a.s), bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Kuşkusuz ki Allah, kulunu, kötü amelleri sebebiyle ürünlerinden eksilterek, bolluk ve bereketini kısarak, hayır hazinelerinin kapılarını kapatarak; tövbe edecek kimsenin tövbe etmesi, kötülükten vazgeçeceklerin kötülükten vazgeçmesi, öğüt alacakların öğüt alması, sakınacakların da sakınması için imtihan eder.”[10]

Ahlâkî kötü sıfatlar ve beğenilmeyen davranışların, tabiattaki belalara nasıl etki ettiğini ve onların arasında nasıl bir ilişkinin olduğunun incelenmesi, başlı başına geniş bir makalenin yazılmasını gerektirmektedir ki şimdilik konumuzun dışındadır.

Ama ilerlemiş ülkelerin ilimden faydalanarak bazı yıkıcı doğal olayların önünü almalarına gelince, öncelikle çirkin amellerden kaynaklanan azaplardan kaçmanın mümkün olmadığını ve hüküm verirken de sadece kısa bir zaman dilimine bakmanın doğru olmadığını hatırlatmamız gerekmektedir. Örneğin İkinci Dünya Savaşı’nda ülkeler, doğal afetlerden daha fazla bir şekilde yıkıma ve hasara uğradılar. Bu savaşların ve belaların ortaya çıkma sebebi de başta olan güç sahiplerinde olan karakter ve ahlâkî özelliklerdi. ­Üstelik gelişmiş toplumlarda yaşayan insanlar şimdi ruhsal ve psikolojik güvensizlik ve toplumsal bozukluklar gibi başka belalara duçar olmuşlar ve ruhsal azap çekmektedirler.

Gizli bağ demir bağdan beter
Demir bağı kırmaya balta yeter
Demir bağ ayrılır da
Gizli bağı ayırmaya yoktur deva.

En önemlisi, Yüce Allah’ın bu beğenilmeyen tabiat hadiselerinde, değişik insanlar ve toplumlar için farklı hedefleri olmasıdır. Bu hadiseler mümin insanlar için rahmettir. Çünkü ya günahlarının keffaresi ve ahiret azabının hafifletilmesine sebep olmakta, hatta bazı rivayetlere göre onlara şehit sevabı yazılmaktadır[11]ya da gaflet uykusundan uyanmayı ve ilahî nimetlerin hatırlanmasını sağlamaktadır. Ama mümin olmayanların böyle bir fazilete kabiliyetleri yoktur. Dünyada nimet ve lezzet halinde olabilirler ama ahirette dünya azabıyla kıyas edilemeyecek elim azaplara duçar olacaklardır.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Bela, zalim bir insan için edep etme vesilesi, mümin birisi için imtihan vesilesi, peygamberler için derecelerinin artma vesilesi ve evliyalar için de keramet vesilesidir.”[12]

5. İnsan sabrederek, istikamet göstererek ve musibet doğuran zorluklarla karşılaşıp ruhunu kemale erdirerek musibetlerden faydalandığı zaman, bu belalar onun için nimet olur. Ama eğer zorluklar karşısında kaçmayı seçer ve feryat ederek şikâyetlenirse bela onun için gerçekten bela olur. Dünya nimetleri de musibetler gibi, aynı şekilde saadet ve refah vesilesi veya bedbahtlık vesilesi olabilir.

Buna göre bir şeyin nimet sayılması, insanın o nimetler karşısında verdiği tepkiye, şükredip şükretmemesine bağlıdır. Aynı şekilde bir hadisenin bela ve azap olması da insanın onlar karşısında verdiği tepkiye, sabırlı olması veya iradesiz ve sabırsız olmasına bağlıdır.

6. İlahi ve manevî cezası olan şeyler ancak bela sayılabilir; yani insanın kötü amelinin eserleri, gerçek bela ve musibetlerdir. Çünkü bunlar insanın kendi iradesinin neticeleri ve hiçbir hayır ve kemalin de oluşumuna vesile değillerdir. Örneğin rivayetlerde geldiği gibi kalp katılığı insan için bir beladır.

“Yüce Allah, hiçbir kulu, kalp katılığından daha fazla bir azapla azaplandırmamıştır.”[13] Çünkü kalp katılığı cezası hissedilmemektedir ve bu yüzden de uyanma ve tembih vesilesi olmadığı için ilahî lütuf ve rahmet vesilesi sayılmamaktadır. Kalp katılığı amele etki ettiği için yüzde yüz azaptır.[14]

7. Tabiat olayları, illetlerin bir araya gelmesinin bir sonucudur ve bu illetlerin bazılarının birbirine olan nispetleri yan yana bir sıra halinde ve bazıları da bir doğrultuda birbirlerinin illetleri halindedirler. Her halükârda bir gurup maddî ve manevî sebepler (insanın bazı amelleri de hadiselerin oluşmasında etkilidir) bir tabiat olayının tam illetini oluşturmaktadır ve hepsi de Allah’ın irade ve isteğiyle oluşmuş olan dünyadaki genel düzenin içinde yer almaktadırlar. Tabiat olaylarının gerçekleşmesi veya onların önünün alınması, her ikisi de ilahî düzene göredir ve onun dışında da değildir. Yüce Allah, ne zaman bir topluluğa azap indirmeyi irade ederse, birçok yerde kendi yarattığı bu illet ve sebep yoluyla azap etmektedir. Tabiat olaylarının ortaya çıkması veya ortaya çıkmalarının engellenmesi, her ikisi de ilahî düzene göredir ve onun dışında değildir. Onların azap vesilesi olmalarının da bir sakıncası yoktur.

–—


[1]      Şehit Mutahharî, İlahi Adalet, s. 130-134.

[2]      İnşirah, 5 ve 6’ncı âyetler: “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.”

[3]      Enbiya, 25; Bakara, 155.

[4]      Nehcü’l-Belağa, 45. mektup.

[5]      A’raf, 94.

[6]      Biharu’l-Envar, c. 3, s. 139.

[7]      Bakara, 216.

[8]      İslâmî Öğretiler, c. 1, s. 81-85, özeti.

[9]      A’raf, 96. Daha fazla açıklama için şu kaynağa başvurabilirsiniz: Numûne Tefsiri, c. 6, s. 265-274 ve c. 1, s. 53, Bakara Sûresinin 7. âyetinin tefsirinde.

[10]    Nehcü’l-Belağa, 143. Hutbe.

[11]    Usul-u Kâfi, c. 1, s. 353.

[12]    Mustedreku’l-Vesail, c. 2, s. 438.

[13]    Mustedreku’l-Vesail, c. 13, s. 93.

[14]    Adl-i İlahi, s. 164-165.