“Allah’tan afiyet talep edin. Zira yakından sonra afiyetten daha iyi bir nimet hiç kimseye verilmemiştir.” Sunen-u İbn-i Mace, 3849 Resulullah (s.a.a)

Sahih Hadisler

Sahih Hadisler

Soru

Âlimler ve müçtehitler sahih hadisleri, uydurma ve tahrif olmuş hadislerden hangi yolla ayırmaktalar?

Kısa Cevap

Hadis uydurma, hadisin metninde azaltma, çoğaltma ve değişiklikler yapma olayı maalesef İslam’ın başlangıcından beri vardır. Muhalifler ve münafıklar bu tehlikeli yola başvurarak hep İslam’a darbe vurma amacını gütmüşlerdir. Karşılığında ise Resulullah (s.a.a), Masum İmamlar (a.s) ve onların peşinden giden değerli âlimler böyle bir tehlikenin farkında olduklarından rivayetlerin senetlerini bilmek, doğru ve güvenilir ravileri tanımak, zayıf olanları reddetmek amacıyla Rical ilmini yaygınlaştırmak, hadisin metnini korumak içinde hadislerin İmamlara (a.s) ve âlimlere sunulması, nüshaların karşılaştırılması, hadis naklinin icazeti, fihrist metodu gibi çok etkili yöntemler geliştirerek bu entrikaları etkisiz hale getirmişlerdir.

Bu yüzden bugün Şia’nın genelde rivayet mecmualarında, özellikle Kütüb-ü Erbaa’da (Kâfi, Tehzib, İstibsar, Men La Yahduruhu’l-Fakih) olan hadisler çeşitli süzgeçlerden geçirildiğinden, zengin ve sağlam hadisler elimize ulaşmıştır. Ayrıca âlim ve müçtehitler, özellikle Rical ve Diraye ilminin âlimleri günümüzde dahi uydurma ve bozuk rivayetleri ortaya çıkarmak için en küçük bir ihmalde bulunmamakta, daima dikkatli bir bekçi gibi Kur’ân’dan sonra İslâm’ın en büyük sermayesi olan bu değerli hadisleri korumak ve sahtelerini temizlemek amacıyla büyük çabalar sarf etmektedirler.

Ayrıntılı Cevap

Muhalifler ve münafıklar tarafından yapılan hadis uydurma, hadisin metninde azaltma, çoğaltma ve değişiklik yapma olayı Peygamberimiz’in (s.a.a) zamanında başlamıştır. Bunlar fırsatçıların, Müslümanların saflarına ne kadar nüfuz ettiklerini göstermektedir. Resulullah (s.a.a) bu kötü işin sonucunu önlemek için kendi zamanında uyarılarda bulunmuş, akıl ve insaf sahiplerine bu tehlikeyi bildirmiştir. Masum İmamlar (a.s) ve ardı sıra değerli âlimlerde bu büyük tehlikenin farkına vardıklarından böyle durumlarla mücadele etmek için çeşitli metotlar geliştirmişlerdir.

Müslümanların düşünce tarihi göstermektedir ki din âlimleri, Peygamber (s.a.a) ve Masum İmamlardan (a.s) gelen hadis ve rivayetlerin doğruluğuna emin olmak dâhil olmak üzere ilimin bütün alanlarında yönlendirmeler yapmışlardır. Hadisin doğruluğunu anlamak için ortaya koyulan çeşitli yöntemler, bu çabanın ne kadar geniş bir çapta yapıldığının delilidir. Aşağıda onlardan bazılarına işaret ediyoruz:

1- Şia hadislerinin çoğu, İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam Cafer Sadık’tan (a.s) elimize ulaşmıştır. Her ne kadar daha öncede hadis alanında kitaplar yazılmışsa da geneli bu dönemde yazılmıştır. Şeyh Mufid, “İrşad” da, İbn Şehraşub “Menakib” de ve Tabersî “A’lam-ul Vera” da İmam Sadık’tan (a.s) bahsederken şöyle yazmaktalar: “Mezhep farklılığına rağmen İmam Sadık’tan (a.s) rivayet eden güvenilir kimselerin sayısı dört bin kişiyi bulmaktadır.[1] Onların içinde kitap yazmaya muvaffak olanlar da var ki, sonraları bu kitaplar “Usul-u Erbaa Mie (Dört Yüz Usul)” diye meşhur olmuşlardır. Bu dört yüz usul, Şia’nın ilk yazılan eserlerindendir. Onlardan şu anda elimizde çok azı kalmışsa da rivayetlerinin çoğu, Kütüb-ü Erbaa’da (Kâfi, Tehzib, İstibsar, Men La Yahduruhu’l-Fakih) gelmiştir.” [2]

Usul kelimesinin çoğulu olan “Asıl” ı şöyle tanımlamışlardır: Ravi’nin herhangi bir vasıta olmadan İmam’ın (a.s) kendisinden duyup yazdığı şeye denir. Ama başka bir kitap aracılığıyla İmam’dan (a.s) alınıp toplanan mecmuaya Fer’ ve ilk kaynağa da Asıl denmektedir.[3] Bu yüzden, eksiklik, fazlalık ve unutkanlık ihtimali bu naslarda çok azdır.

Demek ki ilk kaynaklar, en üst seviyede her türlü cerhden temizdirler. Gerçi, rivayetlerde takiyye veya Usul yazarlarının birinin adına kitap yazmak gibi ihtimaller söz konusu olsa da kitabın kendi sahibinden duymak veya kitabı onun yanında okumak yahut hadis şeyhinin hadis nakletmeyi talebesine izin vermesi gibi Tahammülü’l-Hadis (aldığı hadisleri başkasına nakletmek üzere yüklenmek) yol ve metotları göz önüne alındığında, kitap uydurma ihtimali mantığın kabul edebileceği ölçüde ortadan kalkmaktadır. Bunlar, Şia hadis usulünün kaynaklarını, her türlü sahtekârlıktan ve hileden korumak için yapılan dikkat ve çabalardı. Ama bütün bu çabalara rağmen Masum’un (a.s) söylemediği hadislerde Şia kitaplarına girmiştir. Onların temizlenmesi için Şia hadis tarihinde aşağıda da getireceğimiz şeyler meydana gelmiştir. İddiacının da itiraf ettiği gibi Gulat ve Müfevvizeler birçok hadis uydurmuşlardır. Ama bu, rivayet kitaplarımızın böyle rivayetlerle dolu olduğu ve onlardan temizlenmediği anlamına gelmez. Aksine bu iş bir kaç merhalede gerçekleşmiştir. Bu temizlik, Rical’e de ait değildir. Uydurma: 1-Hadisin senet ve metnini uydurma, 2-Görünüşte sahih senetle (senet doğrudur ama başka bir rivayete aittir) hadisin metnini uydurma olarak iki şekilde olduğundan onları temizlemek de iki şekildedir: a) Metin ve senedi temizleme, b) Metini temizleme.

a) Metin ve Senedi Temizleme

1- Şia mirasındaki uydurma hadisler hakkında ilk uyarı Masum İmamlar’dan (a.s) gelmiştir. Onlar (a.s), hadis uyduran kimselere dikkat çekmiş, uydurma hadislerdeki fikir ve manaların türüne işaret etmişlerdir. Abdullah b. Meskan, İmam Sadık’ın (a.s) bazı ashabından Onun (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Allah, Muğire b. Said’e lanet etsin! O, babam İmam Bâkır’ın (a.s) adına hep yalan hadis uydurmaktadır. Allah, ateşin sıcaklığını ona yapıştırsın. Allah, bizim hakkımızda bizim inancımız olmayan şeyleri bize nispet veren kimseye lanet etsin. Allah, bizi yaratan, kendisine döneceğimiz ve bütün işlerimizin elinde olduğu Allah’a kulluk derecesinden bizi indiren kimseye lanet etsin.”[4]

Böyle uyarılar, bu sapıtmış gurupların isim ve düşüncelerinin senet ve metinlerden uzaklaştırılmasına neden olmuştur. Masumların (a.s) ashabı ve Şia muhaddisler dikkat ve titizlikleriyle böyle sapıklılıkları önemli ölçüde temizlemişlerdir.

2. Bu temizlemeler, Kütüb-ü Erbaa (Kâfi, Tehzib, İstibsar, Men La Yahduruhu’l-Fakih) yazarları zamanında da yapılmıştır. Kendilerinin de dediği gibi uzman ve ahdine bağlı kimselerden Allah’la kendileri arasında hüccet olacak hadisleri toplamışlardır.[5] Yani kendilerine göre sahih olan hadisleri toplamışlardır. Öte yandan eskilere göre sahih ıstılahının, bir rivayetin söylendiğine itminan etmeleri demek olduğunu biliyoruz.[6] Bu da metin ve senet yönünden yapılan inceleme neticesinde bir hadisin Masum’un (a.s) ağzından çıktığına itminan etmekle oluyordu.

Kısacası, Rical-i Erbaa biyografisi kitaplarından (Rical-i Keşşî, Fihrist-i Necaşî, Rical-i Tusî, Fihrist-i Tusî) önce bu alanda birçok Rical kitabı vardı. Yani hadislerin elenmesine Masumların (a.s) zamanında başlanmıştır. Muhaddislerimiz, hadislerin ricalini göz önüne alarak hadis yazarlardı, yoksa gözü bağlı, eleştirmeden, cerh ve tadil yapmadan bu işi yapmamışlardır. Örneğin, Abdullah b. Cebele Kenanî (ö. 219 h.), Muhammed b. İsa Yaktinî, Hasan b. Mahbub (ö.224 h.), Hasan Ali b. Fazzal (ö.224 h.) vs. gibilerinde rical kitapları vardı.[7]

Bundan sonra Erbaa’nın rical ve biyografi kitapları yazıldı. Bu kitaplarda ravileri ve rivayet kitaplarını tanıma ve yazarlarına ait olup olmadığı konusunda birçok çalışmalar yapılmıştır.

b) Metnin Temizlenmesi

Hadislerin metnini her türlü kasıtlı ve kasıtsız değişim ve tahriften ayrıştırmak için şu yollardan yararlanılmaktadır:

1- Hadisin Masumlara (a.s) ve Âlimlere Sunulması: Metin elemesinde Masumların ashabı, özellikle İmam Rıza (a.s) ve İmam Askerî’nin (a.s) ashabının uyguladığı yöntemlerden biri rivayetlerin Masumlara (a.s) sunulması, onların sahih ve uydurma olduğundan emin olunmasıdır.

Rivayetlerde “Arzu’l-Hadis” (Hadis Sunumu) denen bu yol, daha çok ilk dönemde yani Masumların (a.s) olduğu dönemde yazılan hadislerde görülmektedir. Bu yöntemle hadis, Masum İmam’a (a.s) veya büyük ve güvenilir ashabından birine sunulmakta, hadisin metnindeki kelimelerin teyit ya da reddi alınmaktaydı.

Hadis sunumu, hadis naklinin doğuşuyla başlamış ve devamlı olagelmiştir. Eski hadis kitaplarında İmam Ali’ye (a.s),[8] İmam Hasan’a (a.s),[9] İmam Hüseyin’e (a.s),[10] İmam Seccad’a (a.s),[11] İmam Bâkır’a (a.s),[12] İmam Sâdık’a (a.s)… hadis sunumu örnekleri vardır.

Birçok hadisin İmam Sâdık’a (a.s) sunumu, onun (a.s) döneminde bu işin ciddileştiğini göstermektedir. Bu dönemde teşeyyü hüviyeti sabitleşmiş, Caferî Şiası, Zeydî ve diğer Şia fırkalardan ayrılmıştır. Bu mektepte hadis ehli ve eğitilmiş raviler, Şia’ya ve İmamlarına (a.s) nispet verilen her şeyin doğruluğunun ölçüldüğü mihenk taşlarıydı. Onlarda yazılmış veya nakledilmiş hadislerin sunumunu yaparak, Şia’nın mirasını garanti altına aldılar. Bu dönemin tehlikeli hareketi Guluv hattıdır. Gulat, makam sevdalarından dolayı Masum İmamlara (a.s) gerçek makamlarından daha üstün makamlar uydurmuş ve kendilerini de onların (a.s) halifeleri olarak görüp kötü maksat ve hedeflerine ulaşmak istemişlerdir. Masum İmamlar (a.s) da daha baştan bu sapık ve tehlikeli grubun farkına varmış ve başkalarına da bunun zararını söylemişlerdir. Bunların çeşitli örneklerine rical kitaplarında, özellikle Rical-i Keşşî’de Ebu’l-Hattap ve Yunus bin Zebyan gibi gulatların durumlarında rastlamaktayız.[13]

Aynı şekilde Yunus b. Abdurrahman, İmam Rıza’ya (a.s) birçok hadis sunmuş, İmam (a.s) da onların çoğunu reddetmiştir.[14] Bunun benzeri Benî Fezzal’in kitapları içinde yapılmıştır. İmam Hasan Askerî (a.s), o kitapların ravilerini teyit etmiştir.[15]

Hadis sunum yöntemi, yüzeysel yaklaşımların Şia hadislerinden çıkmasına ve dar düşünceli uydurmacıların -sayıları da az değildi- hadislerden uzaklaşmasına neden olmuştur. İmam’ın bir hadisi reddetmesi, Şia saflarına girmiş birçok münafığın korkarak hadis nakletmesine engel olmaya ve onları o pak sahadan uzaklaştırmaya yetmiştir. Ancak yinede tümüyle temizlendiği söylenemez.

2- Nüshaları Karşılaştırma: Bu metot eskiden beri âlimler, Peygamber’in (s.a.a) ve Masumların (a.s) ashabı arasında olan bir metottu. Yani belirli sürelerde naslar, hadis kitapları ve el yazması eserler güvenilir kimselerin sahih ve asıl yazılarıyla karşılaştırılır ve tatbik edilirdi. Bu metot, kasıtlı ve yanlışlıkla yapılan tahrifleri, fazlalıkları ve eksiklileri gidermek için yapılan bir çabaydı.

3- Hadis Nakli İcazeti: Hadis âlimleri nakil icazetini, Tahammülü’l-Hadis’in en önemli yollarından biri olarak kabul eder ve hadislerin naklinin doğruluğuna destek amacıyla karşılıklı alışverişe önem verirlerdi. Şöyle ki, hadis ilmi üstatları yazılı veya şifahi hadisleri rivayet etme iznini talebelerine verirlerdi. Ve genellikle bu icazetlerde üstatların, hadis şeyhleri ve eserlerinin isimlerini getirirlerdi. Örneğin ünlü fakih, değerli muhaddis ve hicri 3. y.y’ın Mukaddes Kum şehrindeki parlak çehrelerden biri olan Ahmed b. İdris Eş’ari Kummî, 11. İmam olan, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) huzuruna varma şerefine nail olmuştu. O, çeşitli ilimleri Ahmed b. İshak Kummî (İmam-ı Zaman’ın (a.s) Kum şehrindeki temsilcisi) gibi kendi asrının ünlü İmamiye üstat ve âlimlerinden ve Şia’nın onlarca başka parlak çehresinden almış, fıkıh ve hadis alanlarında değerli kitaplar yazmıştır. O, Masum İmamlardan (a.s) çeşitli rivayetler nakletmiştir. Onun mektebinde bilgin talebeler yetişmiş ve ondan rivayet izni almışlardır. Onun en önemli ve en meşhur öğrencisi Sıkatu’l-İslâm Muhammed b. Yakup Kuleynî’dir. Şia’nın en güvenilir hadis kitabı olan “Kâfi” Kuleynî’nin eseridir. O, İbn İdris’in rivayetlerini vasıtasız nakletmiştir.

Rivayet icazetinin önemli faydalarından biri, hadislerin senetlerinin Masum İmamlara (a.s) ulaşmasıdır. Üstatlar genellikle rivayet icazetlerinde senet silsilesini Molla Muhammed Taki Meclisî, şehit-i Evvel, Allâme Hillî veya Şeyh Tusî gibi büyük şeyhlerden birine ulaştırır ve orada dururlardı. Çünkü büyük şeyhlerin usulü belli idi.

4- Fihrist Metodu: İlk dönem âlimlerin uyguladığı bir metottu. Yani rivayetleri bir takım karinelerle ölçer ve onları kabul ya da reddederlerdi. Örneğin Kum ekolünde olanlar, guluv konusunda çok katıydılar. Öyle ki İbn Velid, Saffar’ın Basairu’n-Derecat kitabının dışında bütün kitaplarını nakletmiştir.[16]Hâlbuki onların hepsini yazan Muhammed b. el-Hasan el-Saffar’dır. Veya yine İbn Velid, Nevadiru’l-Hikme’nin birkaç ricalinin dışında bütün ricalleri teyit ediyor.[17] Bu ret, onlar zayıf olduğundan dolayı değil, aksine bir rivayet bu senetle bu kitapta geldiği için reddedilmiştir.

Bu metot, her ne kadar şahsi ve içtihadi olsa da onunla rivayetlerin metninde bir çeşit temizlik yapılmaktadır.

5- Rivayetlerin Metninin Kur’ân’ın Açık Öğretileriyle Uyumu: Metotlardan bir diğeri, rivayetlerin Kur’ân’a sunulmasıdır. İslâm Peygamberi (s.a.a) ve Masum İmamlar (a.s) defalarca şöyle buyurmuşlardır:

“Bizden size bir hadis ulaştığında onu Allah’ın kitabıyla karşılaştırın, Kur’ân’a uyanı alın (ona göre amel edin), muhalif olanı da bir kenara bırakın veya bize döndürün (doğru yâda yanlışlığını bize sorun).’[18]

Aynı şekilde Allah, menfaatine düşkün fırsatçılara karşı değerli nebevî mirası korumak için hakkın peşinden olan Müslümanların başvurabileceği koruyucular koymuştur. Hakkın peşinde olan kimselerden biri Selim b. Kays el-Hilali’dir. O, peygamber adına söylenen yalanların, karıştırmaların, iktibasların ve nakildeki farklılıkların farkına varmış ve Peygamber’in (s.a.a) hadislerinin yalnızca Ehl-i Beyt’in (a.s) doğru ilminden alınmasının mümkün olduğunu anlamıştır.[19]

Kısacası Masumların (a.s) ve ashabının sıkı çabaları, ciddi çalışmaları ve zorlu mücadeleleri sonucunda bugün zengin ve bir ölçüye kadar sağlam miraslar elimize ulaşmıştır. Ama âlimler ve müçtehitler bu çabaların yanı sıra sahih rivayetleri diğer rivayetlerden ayırmak için yinede senet ve metinde derin araştırmalar yapmanın, başka karine ve deliller bulmanın gerekli olduğuna inanmaktalar. Âlimler ve müçtehitler rivayetlerin senedi ve Kütüb-ü Erbaa’nın rivayetlerini aldığı ilk kitapların, onları yazanlara ait olup olmadığı hakkında yaptıkları araştırmaların sonucunda muhtemelen bazı kesin karinelere göre senet ve metini sahih olmayan rivayetleri kabul etmeyebilirler.

Örneğin bir rivayetin, 1-Kesinlikle Kur’ân’a muhalif olması, 2-Usul-u Mezhebe muhalif olması, 3-Tarih boyunca İmamiye âlimlerinin onu dikkate almaması, 4-Takiyyeden dolayı söylenmiş olması, 5-Uydurma olduğuna dair alametlerin olması vb. gibi karinelere göre reddedebilirler. Bu ve daha başka birçok önemli ve bilimsel yollar var ki, günümüz âlim ve müçtehitleri onları bir rivayetin kabul veya reddinde kullanmaktadırlar.

–—


[1]     Kazım Müdirşaneçî, Tarih-i Hadis, s. 91.

[2]     A.g.e.

[3]     Muhammed Yusuf Harirî, Ferheng-i Istılahat, s. 11.

[4]     Mamakanî, Telhis-u Mikyasi’l-Hidaye, s. 156.

[5]     Saduk, Men La Yahduruhu’l-Fakih, c. 1, s. 3 (Camia-yı Müderrisin yayınları).

[6]     Ali Ekber Seyfi Mazenderanî, Mikyasu’r-Rivaye fi İlmi’d-Diraye, s. 44.

[7]     Kazım Müdirşaneçî, a.g.e, s. 56-57.

[8]     Ricalu’l-Keşşî, c. 2, s. 692-700; Kitab-u Selim b. Kays el-Hilali, c. 2, s. 558-562.

[9]     Tabakat-u İbn Saad, c. 3, s. 26, Müsned-i İmam Mücteba’dan nakletmiştir, s. 535, 36. hadis.

[10]    Kitab-u Selim b. Kays el-Hilali, c. 2, s. 628; el-Müstedrek Ala’s-Sahiheyn, c. 3, s. 187, 4798. hadis; Daaimu’l-İslâm, c. 1, s. 142; el-Caferiyat, s. 5, 42. hadis; Tefsir-i Ayyaşi, c. 1, s. 157, 530. hadis.

[11]    el-Kâfi, c. 8, s. 15, 2. hadis; Kitab-u Selim b. Kays el-Hilali, c. 2, s. 559; Ricalu’l-Keşşî, s. 104, No:167.

[12]    Şeyh Tusî, el-Fihrist, s. 176; Maani’l-Ahbar, s. 382, 13. Hadis.

[13]    Ricalu’l-Keşşî, s. 291, 292, 363, 364, 546; Meaniyu’l-Ahbar, s. 181, 1. hadis; Biharu’l-Envar, c. 26, s. 140, 12. Hadis…

[14]    Ricalu’l-Keşşî, s. 224.

[15]    Kulliyatun fi İlmi’r-Rical, s. 278.

[16]    Ricalu’l-Keşşî, s. 251, Muhammed b. El-Hasan el-Saffari’nin yaşamı, (Daveri baskısı).

[17]    Rical-i Necaşî, s. 245, Muhammed b. Ahmed b. Yahya’nın yaşamı, (Daveri baskısı).

[18]    Tehzibu’l-Ahkâm, c. 7, s. 275: Nebi’nin (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) şöyle buyurdukları rivayet edilir…

[19]    Abdulhadi Mesudî, Mecelle-i Ulum-i Hadis, sayı:6.