“Her kim bana bir defa salavat gönderirse, Allah yüzüne afiyetten bir kapı açar.” Cami’ul-Ahbar, 153/344 Resulullah (s.a.a)

İmam Cafer-i Sâdık’a (a.s) Göre Kur’an Kârisinin Özellikleri

İmam Cafer-i Sâdık’a (a.s) Göre Kur’an Kârisinin Özellikleri

Soru

İmam Cafer-i Sâdık’a (a.s) göre Kur’an kârisi ne gibi özellikler taşımalıdır?

Kısa Cevap

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) Kur’an kârisinin taşıması gereken bir takım özellikler ve vasıflar zikretmiştir. Bunlar arasında şu vasıflar zikredilebilir: Ehl-i Beyt’in velayetini bilmesi, Kur’an’ı doğru okuması, Kur’an’ı okurken ondan etkilenmesi, abdestli olması, doğru bir kimse olması, yağcılıktan uzak durması, Kur’an’a karşı tevazu ve huşu göstermesi, ilim öğrenme yolunda çaba göstermesi, Kur’an okumaktan maddi çıkar gütmemesi, Kur’an’daki âyetlere ve emirlere amel etmesi ve ihlaslı olması.

Ayrıntılı Cevap

Kur’an âlemlerin Rabbi tarafından insanların hidayeti için gönderilmiştir ve okurken ondan daha fazla yararlanabilmek için Masumlar tarafından bir takım yöntemler beyan edilmiştir. Biz bu konuyla ilgili İmam Cafer-i Sâdık’tan (a.s) nakledilen bazı hadislere işaret edeceğiz:

1- Ehl-i Beyt’in Velayetine İnanmak

Ehl-i Beyt’in velayetini kabul etmek ve onları sevmek bütün amellerin ve bu amellerin arasında yer alan Kur’an okumanın kabul edilmesinin başlıca şartları arasındadır. Tabersî, İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder:

“İlim ehli biziz, düşmanlarımız ise cahillerdir ve bizim Şiamız da akıl sahibi kimselerdir. Velayetsiz ve Ehl-i Beyt’i sevmeden ilmin ve Kur’an okumanın bir faydası yoktur hatta güzel okusa bile.” [1]

Hüseyin bin Ebi Âlâ, İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“… Kur’an kârisi Şia olursa Allah onu hesapsız cennete götürür ve onun kendi ailesinden ve mümin kardeşlerinden olan dostları hakkında şefaatini kabul buyurur.” [2]

2- Kur’an’ı Doğru Okumak

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Bu kitap, âyetleri hakkında düşünsünler diye sana indirdiğimiz kutlu bir kitaptır.”[3]

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) bu âyet-i kerime hakkında şöyle buyuruyor:

Kastedilen âyetlerin vakfına, vaslına ve diğer âdâbına riayet ederek sahih kıraat etmeleri, manası üzerinde düşünmeleri, ahkâmına amel etmeleri, vaatlerine ümit bağlamaları, uyarılarından korkmaları, kıssalarından ibret almaları, emredileni kabul etmeleri ve yasaklananı terk etmeleridir. Allah’a andolsun ki maksat sadece âyetleri ezberlemek, harflerini öğretmek ve sûreleri okumak değildir. Ne yazık ki onlar onun harflerini ezberliyor ama sınırlarını zayi ediyorlar. Oysa maksat âyetler üzerinde hakkınca düşünmek ve onun hükümlerine amel etmektir. Allah buyuruyor ki “Bu kitap, âyetleri hakkında düşünsünler diye sana indirdiğimiz kutlu bir kitaptır.”[4]

3- Kur’an’dan Etkilenmek

İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurdular:

“Kur’an okuyan kişi rahmet âyetine ulaşınca en iyi isteklerini Allah’tan istemeli ve azap âyetine varınca cehennem ateşinden, dünya ve ahiret azabından Allah’a sığınmalıdır.” [5]

4- Abdestli Olarak Kur’an Okumak

Gerçekte Kur’an okumak, Allah’ın sözlerini duymaktır. Buna göre Kur’an okuyan kişi Allah’ın huzuruna çıkmış sayılır.[6] Bu durumda edep gereği Kur’an okuyanın abdestli olması gerekir.

Hasan bin Ebi’l-Hasan Deylemî kendi kitabında İmam Cafer-i Sâdık’ın şöyle buyurduğunu nakleder:

“Kur’an okumak zikirden daha üstündür, zikir de sadakadan daha üstündür, sadaka oruçtan daha üstündür ve oruç da cehennem ateşine karşı bir siperdir.” Yine şöyle buyurmuştur: “Kur’an okuyan kişi namazda ayakta durduğu halde Kur’an okursa okuduğu her harf karşılığında yüz sevap ona verilir, oturarak Kur’an okursa elli sevap ona verilir. Namaz dışında abdestli olarak okuduğu her harf için yirmi beş sevap verilir ve abdestsiz okursa ona on sevap verilir. Her harften kastım eliflammim (bir âyet) değildir, her harf için yani elif için on sevap, lam için on sevap ve mim için on sevap alır…” [7]

5- Doğru Olması ve Yağcılıktan Uzak Durması

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: Benim ümmetim; Kur’an kârileri yöneticilere yağcılık yapmadıkça, âlimleri azgınlara uymadıkça ve iyileri kötülere meyletmedikçe Allah’ın lütuf ve desteğine mazhar olur. Ancak bu durumlara düşerlerse Allah kendi lütfunu onların üzerinden çeker, zalimler onlara musallat olur ve onlara en kötü zulümleri yapar, bundan sonra da zavallılık ve fakirlik onlara takdir edilir. Sultanın sarayına sığınan bir Kur’an kârisi görürsen bil ki o hırsızdır. Sakın aldanmayasın! O, benim maksadım zulmü kaldırmak ve mazlumu savunmaktır der ama bu da şeytanın bir aldatmacasıdır. Bunu bir ağ yapmış ve Kur’an okumasını da kendi kötü hedefine varmak için bir merdiven kılmıştır.” [8]

6- Kur’an’a Karşı Tevazu ve Huşu

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Kim Kur’an okur ama Kur’an okuması huzu ve huşu ile birlikte olmaz, kalbini etkilemez ve Allah’ın korkusu gönlüne yerleşmezse gerçekte bu Kur’an kârisi Kur’an’ın makam ve mertebesini basite almış ve Kur’an’ın sahibinin makamını küçük görmüştür. Böyle bir kâri mutlaka apaçık ziyan edenler arasındadır.”

Yine şöyle buyurmuştur:

“Kur’an okumak için üç şeye ihtiyaç vardır: Huşu içerisinde bir kalp, meşguliyeti olmayan bir beden, halvet bir yer. (Kur’an okuyan kimse) kalbini Allah için huşulu kılacak olursa şeytan ondan kaçar …” [9]

Yüce Allah buyurmuştur ki:

“Kur’an okuduğunda kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.”[10]

7- Maddi Kazanımlar için Kur’an Okumamak

İmam Cafer-i Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Kur’an’a sarılın. Bazıları “Falanca Kur’an kârisidir” desinler diye Kur’an okur, bazıları da çıkar ve dünya menfaati için Kur’an okur. Bunlarda bir hayır yoktur. Bazıları da namazlarında, gece ve gündüzlerinde ondan yararlanmak için Kur’an okurlar. (Doğru Kur’an okuyan işte bunlardır.)” [11]

8- Kur’an’a Amel Etmek

Kur’an okuyan kişinin doğal olarak Kur’an’a diğer insanlardan daha fazla amel etmesi beklenir. Eğer bunun aksini yaparsa, yani Kur’an’a amel etmezse ve günah bataklığına gömülürse, onun cezası diğer insanlardan daha ağır olur.

İmam Cafer-i Sâdık kendi babaları vasıtasıyla Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakleder:

“Kıyamette cehennem üç gurupla konuşur: Yöneticiler, kâriler, ve zenginler. Yöneticiye der ki: “Ey Allah’ın kendisine hükümranlık verdiği kimse! Adaleti uygulamadın” ve onu kuşun taneyi yuttuğu gibi yutar. Kâriye der ki “Ey kendisini halkın yanında iyi gösteren kişi! Günah işleyerek Allah’la mücadele ettin! “ Cehennem onu da yutar. Zengin kişiye de “Ey Allah’ın kendisine lütuf olarak bol dünyalık verdiği kişi! Zavallı kimse senden borç istediğinde cimrilik yaptın” der ve onu da yutar.” [12]

9- Okurken İhlaslı Olmak

İbadetlerin kabul olmasının önemli şartlarından biri ihlaslı olmak ve temiz bir niyetle o işi yapmaktır. Kur’an kârisi de Kur’an okurken halis bir niyetle okumalıdır. Ama başkalarının ilgisini çekmek veya sesini güzelleştirmek için Kur’an okursa bunun bir sevabı olmadığı gibi, yükünü ve vebalini de artırır.

İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Size Kur’an’ı tavsiye ediyorum. Kur’an öğrenin. İnsanlardan bazıları “falan adam kâridir” desinler diye Kur’an öğrenirler, bazıları da “falancanın ne güzel sesi var” desinler diye Kur’an öğrenirler. Bunlarda bir hayır yoktur. Ama bir gurup da gece ve gündüzlerini Kur’an ile geçirmek için Kur’an öğrenirlar ve kimsenin bilip bilmemesini de düşünmezler.” [13]

–—


[1]     Allâme Hillî, Elfeyn, s. 827, Sa’di yayınları, Tahran, 1. baskı. Nitekim şöyle nakledilir: Bir gün Hz. Ali (a.s) Kumeyl ile birlikte Kûfe sokaklarından geçiyordu. Bir evden Kur’an okuma sesi geldi. Kâri güzel sesle Kur’an okuyordu. Kumeyl keşke ben bu kârinin vücudundaki bir tüyü olsaydım, dedi. Hz. Ali (a.s): “Bunu isteme. Neden böyle dediğimi de anlayacaksın.” buyurdu. Sonraları Nehrevan Savaşı gerçekleştiğinde Haricîler öldürüldüler. Hz. Ali (a.s) savaş meydanında ölülerin arasında geziyordu ve o kârinin gövdesine varınca “Kumeyl’i çağırın” dedi. Kumeyl geldiğinde ona “Bu adamı tanıyor musun?” dedi. Kumeyl: “Hayır” dedi. İmam “Bu, o gece vakti emmen huve kanitun anaelleyl âyetini okuyan kişidir. Sen o zaman isteğini dile getirmiştin. Acaba şimdi de onun gövdesinin bir tüyü olmak ister misin?” buyurdu…

[2]     Saduk, Sevabu’l-A’mal, s. 239, Saduk yayınları, Tahran, 1. baskı.

[3]     a.g.e., s. 29.

[4]     Deylemî, İrşadu’l-Kulub, çev. Tabatabâî, s. 314, Camiayı Muderrisin, Kum, 5. baskı.

[5]     Behbûdî, Muhammed Bâkır, Güzide-i Kafi, c. 2 s. 213, İntişarat-ı İlmi ve Ferhengi, Tahran, 1. baskı.

[6]     Bütün âlem Allah’ın huzuru sayılmasına rağmen Kur’an okuma hali özel bir mana taşır.

[7]     Naicî, Muhammed Hüseyin, Adab-ı raz-u niyaz, s. 245, Kiya yayınları, Tahran, 1. baskı.

[8]     Mecmua-ı Verram, tercüme: Muhammed Riza Ataî, s. 163, Astan-ı Kuds yayınları, Meşhed, 1. baskı.

[9]     Misbahu’ş-Şaria, tercüme: Gilanî, Abdurrezzak, s. 112-113, Peyam-ı Hak yayınları, 1. baskı.

[10]    Nahl, 98.

[11]    Usul-i Kafi, tercüme: S. Cevad Mustafavî, c. 4 s. 410, İlmiye İslamiye yayınları, Tahran.

[12]    Dureru’l-Ahbar, tercüme: Hicazî, Seyyid Mehdi, Seyyid Ali Rıza, Defter-i Mutalaat yayınları, Kum, 1. Baskı, h.ş. 1419.

[13]    Naicî, Muhammed Huseyin, Âdâb-ı Raz-u Niyaz, s. 247.