İnsanlardan Allah’ı en çok bilen kimse, Allah’tan en çok niyazda bulunandır. Gurer’ul-Hikem, 3260 İmam Ali (a.s)

Mikdad bin Esved

Mikdad bin Esved

Soru

Mikdad b. Esved hakkında bilgi sahibi olmak istiyorum, biyografisi ve hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz?

Kısa Cevap

Mikdad, Fil yılının 16’sında dünyaya geldi ve Mikdad b. Esved Keldî olarak tanındı. Babasının ismi Amr’dır. Mikdad, Allah Resulü’ne (s.a.a) iman eden on üçüncü Müslüman ve Müslümanlığını açıklayan ilk yedi kişiden biridir. Dolayısıyla sabıkînden kabul edilmektedir. O iki defa hicret etmiştir bu yüzden “Haceru’l-Hicreteyn” olarak adlandırılmıştı. Peygamber’in (s.a.a) emri ile gerçekleşen birinci hicreti Habeşistan’a, ikinci hicreti ise Medine’yeydi.

Resulullah (s.a.a) amcasının kızı olan Zubaa binti Zubeyr b. Abdulmuttalib’i, Mikdad ile evlendirdi ve bu mübarek evlilikten Mabed adında bir erkek ve Kerime adında bir kız çocuğu dünyaya geldi.

Mikdad, Peygamber Efendimizin döneminde birçok savaşa katılmıştır ve Uhud Savaşı’nda, savaştan kaçmayarak Peygamber’i (s.a.a) yalnız bırakmayan ve O’nu savunmaya devam eden sayılı kimselerden biri idi.

Peygamber’in vefatından sonra da onun varisi Hz. Ali (a.s) ve vilayetin önde gelen savunucularından olmuştur. Mikdad hakkında birçok rivayet nakledilmiştir ve bu rivayetlerde hakkı seven, cennete âşık, sağlam iman sahibi olarak tanıtılmıştır. Hicri 33. yılda, yetmiş yaşında Cerf denilen bölgede Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Ayrıntılı Cevap

Mikdad, Fil yılının 16’sında yani Peygamber Efendimizin (s.a.a) risaletinden 24 yıl önce dünyaya gelmiştir. Babası Yemen bölgesinde yaşayan, Kende taifesinden Amr adında bir şahsiyetti, bu yüzden Mikdad, Kendî olarak meşhurdu.[1]

Mikdad, Allah Resulü’ne (s.a.a) ilk iman getiren ve imanını ilk açıklayan kimselerden idi. İslâm’ın ilk dönemlerinde birçok zahmet ve zorluğa katlanmıştı. Öyleki ilk olarak Allah Resulü (s.a.a) tarafından Habeşistan’a hicret etmesi söylendi. Mikdad, Habeşistan’a hicret eden üçüncü gurup Müslümanlar ile bir süre orada yaşadı, daha sonra Mekke’ye geri döndü. Burada Resulullah’ın (s.a.a) hizmetinde bulundu. Allah Resulü’nün Mekke’den Medine’ye hicret etmesinden sonra, Mikdad da Peygamber’in peşi sıra Medine’ye hicret etti fakat ne zaman hicret ettiği tam olarak bilinmemektedir ama büyük bir ihtimalle hicretin birinci yılının Şevval ayında Ebu Ubeyde’nin seriyesine katılarak Medine’ye hicret etti. Mikdad bu şekilde iki defa hicret ettiği için ona “Haceru’l-Hicreteyn” denilmekteydi.[2]

Mikdad’ın Evliliği

Ebu Hayyan İmam Rıza’dan (a.s) şöyle rivayet etmiştir:

“Cebrail Peygamber’in huzuruna vararak şöyle arz etti: “Ey Muhammed! Allah sana selam ediyor ve şöyle diyor: “Genç kızlar ağaç meyveleri gibidir. Meyve yetişince onu toplamaktan başka çare yoktur. Aksi takdirde güneş ve rüzgâr onu yok eder. Genç kızlar da buluğa erişince onları evlendirme dışında bir çare yoktur. Aksi takdirde fitneye düşmesi muhtemeldir.” Peygamber (s.a.a) ardından minbere çıktı, konuşma yaptı ve Allah’ın emrini tebliğ etti. Halk, “Kime kocaya verelim?” diye sordu. Peygamber, “Onların dengi olan kimselere” diye buyurdu. Halk, “Kimler denk sayılır?” diye sorunca da Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Müminler birbirinin dengidir.” Daha sonra orada minberin üzerinde Zubeyr bin Abdulmuttalib’in kızı Zubaa’yı Mikdad bin Esved ile evlendirdi.”

Zubaa örnek kadınlardan, ilk Müslüman olanlardan ve diğer Müslümanlarla Medine’ye hicret edenlerden idi. O Peygamber Efendimizden (s.a.a) on bir hadis nakletmiştir. Zubaa, taife ve aile yönünden o zamanki toplumun en önde gelenlerinden birisi idi, yine de Resulullah (s.a.a) onu Mikdad ile evlendirdi ve sonrasında şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Amcam kızı Zubaa’yı Mikdad ile evlendirdim ki evlilik işi kolaylaşsın ve mümin olan kimselere kızlarını versinler, evlilikte ailevi yönden üstünlüğü göz önünde bulundurmasınlar.” [3]

Mikdad ile Zubaa’nın evliliğinden iki çocukları oldu. Biri Kerime adında kız çocuğuydu. Babasından rivayet nakletmiştir ama Mabed adında erkek olan diğer çocuğu Cemel Savaşı’nda Ayşe’nin yanında savaşmış ve o savaşta da öldürülmüştü.[4]

Mikdad, Allah Resulünün (s.a.a) döneminde gerçekleşen bütün savaşlara katılmıştı. En önde savaşarak Allah, Resulü (s.a.a) ve İslâm için canını ortaya koyuyordu. Onun Bedir ve Uhud Savaşı’nda göstermiş olduğu kahramanlıklar tarih sayfalarında parlamaktadır. O Müslümanların ilk süvarilerindendi. Bedir Savaşı’nda atlı olarak savaşan iki kişi bulunmaktaydı; biri Mikdad diğeri de Zubeyr’di.[5]

Uhud Savaşı’nda da çok önemli sorumlulukları yerine getirmiş ve canını ortaya koyarak biran olsun Resulullah’ı (s.a.a) terk etmemişti. Öyle ki Müslümanlar yenilgiye uğramaya başladıklarında herkes Peygamber’i (s.a.a) savaşın ortasında yalnız bırakarak kaçmıştı. Savaştan kaçmayan ve Peygamber’i (s.a.a) koruyanlar sadece şu kimselerdi: Hz. İmam Ali (a.s), Talha, Zubeyr, Ebu Ducane, Abdullah b. Mesud ve Mikdad.[6]

Mikdad, Allah Resulünün (s.a.a) vefatından sonra, Resulullah’ın (s.a.a) vasiyetine vefalı kalan, hakkı, hakikati ve Hz. Ali’nin (a.s) vilayetini savunan sayılı kimselerin başında gelmektedir. Peygamber’in vefatından sonra yaşanan o üzücü olaylar ve hak İmam Ali’yi (a.s) yalnız bırakmaları Mikdad’ın imanında zayıflık oluşturmadı. Bu önemli anda Mikdad, Selman ve Ebuzer Hz. Ali’yi (a.s) bırakmadılar ve imamlarını savunmaya, yanında yer almaya devam ettiler. Bu yüzden İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlar Allah Resulünün (s.a.a) vefatından sonra, Peygamber’in (s.a.a) yolundan ve yönteminden döndüler, dönmeyen sadece üç kimse idi: Selman, Ebuzer ve Mikdad.”[7]

Faziletiyle İlgili Hadisler

Mikdad’ın fazileti ve üstün ahlâkî kemalleri hakkında geniş konular işlenmiş ve bu hususta birçok rivayet nakledilmiştir. Şimdi onlardan bazılarına değinelim:

1. Peygamber’den (s.a.a) şöyle nakledilmektedir:

“Yüce Allah bana dört kişiyi sevmemi emretti.” “Onlar kimlerdir?” diye sordular. Resulullah üç defa buyurdu: “Ali (a.s) onların ilkidir, diğer üçü ise Ebuzer, Selman ve Mikdad’dır.”[8]

2. İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurdu:

“Peygamber’den sonra yoldan çıkmayanları sevmek her Müslüman’a farzdır. Onlardan bir kaçı Selman, Ebuzer ve Mikdad’dır.”[9]

3. Enes b. Malik Allah Resulünün (s.a.a) şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Cennet ümmetimden üç kişiye müştaktır.” Hz. Ali (a.s) kimler olduğunu sorunca, buyurdu: “Allah’a yeminler olsun ki onların ilki sensin ve diğer üçü Selman, Ebuzer ve Mikdad’dır.”[10]

4. İmam Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilmiştir:

“İmanın on derecesi bulunmaktadır; Mikdad sekizinci, Ebuzer dokuzuncu ve Selman da onuncu derecededir.”[11]

5. Müslüman hadis bilimcileri arasında kullanılan önemli kavramlardan biri de “Erkân-ı Erbaa” tabiridir. Ki bu dört rükün; Selman, Ebuzer, Mikdad ve Ammar’dan oluşmaktadır. Hadis ve tarih âlimleri Ehlibeyt İmamlarından sonra en fazla övülen ve haklarında değişik hadislerde faziletleri bildirilen başlıca kimselerin bunlar olduğunu gördükten sonra, dinin sağlam temelleri olarak kabul edip bu dört şahsiyet için “Erkân-ı Erbaa” tabirini kullanmışlardır.[12]

6. Şia kelimesi Peygamber’den (s.a.a) sonra kullanılmaya başlanılan bir kavram değildir, bilakis Peygamberimizin (s.a.a) döneminde kullanılmıştır ve ilk defa Şia olarak tanınan kimseler: Selman, Ebuzer, Mikdad ve Ammar Yasir’dir.[13]

7. Kur’ân’da Resulullah’ın (s.a.a) risaleti karşılığında istenilen tek şey onun Ehl-i Beyt’ini sevmektir. İşte Mikdad bunu gerçekleştirmeyi başaran ve meveddet âyetine vefalı kalan kimsedir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Ben, buna karşılık sizden, yakın akrabamı/Ehlibeytimi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum.”[14]

Birçok Ehl-i Sünnet ve Şia âlimi bu âyetin tefsirinde Peygamber’in (s.a.a) çekmiş oldukları karşılığında Ehl-i Beyt’inin sevilmesi gerektiğini söylemişlerdir.

İmam Sâdık (a.s) buyuruyor:

“Bu âyet nazil olduğu zaman Resulullah (s.a.a) halka şöyle buyurdu: “Yüce Allah benim için sizlere bir hak bırakmıştır, acaba onu yerine getirecek misiniz?” Hiç kimse cevap vermedi. Ertesi gün Allah Resulü (s.a.a) aynı soruyu tekrarladı yine cevap vermediler, üçüncü gün de sordu yine halktan bir cevap alamadı. Sonra buyurdu: “Benim üzerinizde olan hakkım; altın, gümüş gibi maddî şeyler değildir.” Dediler: “Peki, öyleyse nedir?” Resulullah (s.a.a) meveddet âyetini okudu ve “Bu Allah tarafından nazil olmuştur” diye buyurdu. Halk: “Biz de kabul ediyoruz” dediler.”

Hadisin devamında İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Allah’a yeminler olsun hiç kimse bu âyete vefa etmedi, ümmet içerisinden sadece yedi kişi vefa etti ki şunlardan ibarettir: Selman, Ebuzer, Mikdad, Ammar, Cabir b. Abdullah Ensarî, Resulullah’ın (s.a.a) evinde bulunan kölelerden biri ve Zeyd b. Erkam. İşte bu yedi kişi Peygamber’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’ine tamamen vefalı oldular, onları sevdiler ve böylece risaletin ücretini en iyi şekilde ödemiş oldular.”[15]

8. Mikdad, Peygamber’den (s.a.a) sonra defalarca hâkim olan rejimin karşısında durmuş, halifelerin hilafetine karşı gelmiş ve Ehl-i Beyt’in hakkını savunmuştur.[16]

Peygamber’in (s.a.a) bu vefalı sahabesi ve Hz. Ali’nin (a.s) hakkının savunucusu nihayetinde hicri 33. yılda, yetmiş yaşında Cerf denilen bölgede hakkın rahmetine kavuşmuştur.[17]

–—


[1]     Muhammed Muhammedî, Sima-i Mikdad, s. 13-23.

[2]     Abdullah Mamakanî, Kamusu’r-Rical, c. 9, s. 114.

[3]     Allâme Meclisî, Biharu’l-Envar, c. 6, s. 779.

[4]     Şeyh Abbas Kummî, Muntehu’l-Amal, s. 161.

[5]     Allâme Eminî, el-Gadir, c. 9, s. 116.

[6]     Tabakat-ı İbn Sad, c. 3, s. 114. Bkz. Muhammed Muhammedî, Sima-i Mikdad, s. 37.

[7]     Şeyh Abbas Kummî, Muntehu’l-Amal, s. 160.

[8]     Şeyh Abbas Kummî, Muntehu’l-Amal, s. 160.

[9]     Allâme Meclisî, Biharu’l-Envar, c. 6, s. 779.

[10]    Şeyh Abbas Kummî, Muntehu’l-Amal, s. 160.

[11]    Hayatu’l-Kulub, c. 2, s. 883. Bkz. Muhammed Muhammedî, Sima-i Mikdad, s. 60.

[12]    Muhammed Muhammedî, Sima-i Mikdad, s. 90-91; Şeyh Abbas Kummî, Muntehu’l-Amal, s. 160.

[13]    Muhammed Muhammedî, Sima-i Mikdad, s. 91.

[14]    Şura, 23.

[15]    Muhammed Muhammedî, Sima-i Mikdad, s. 96.

[16]    Muhammed Muhammedî, Sima-i Mikdad, s. 122.

[17]    Muhammed Muhammedî, Sima-i Mikdad, s. 123.