Dünya hiç bir mümine sefalı değildir. Nasıl olsun ki! Halbuki dünya onun zindanı ve belasıdır. Kenz’ul-Ummal, 6090 Hz. Muhammed (s.a.a)

Kur’an Kıraatinin Bâtınî Âdâbından Kasıt

Kur’an Kıraatinin Bâtınî Âdâbından Kasıt

Soru

Kur’an kıraatinin bâtınî âdâbından kasıt nedir?

Kısa Cevap

Kur’an, Hz. Resulullah’ın ebedî mucizesi ve yüce Allah’ın kelamı olması itibariyle, İslam’ın başından beri Müslümanlar arasında özel bir saygı ve değere sahiptir. Müslümanlar, Kur’an âyetlerine teveccühle ve Peygamber Efendimizin (s.a.a) tavsiye ve hadisleri doğrultusunda, bu semavi kitabın kıraatinde bile şu ana kadar eşi görülmemiş şekilde özel âdâp ve şartlara riayet etmişlerdir. Kur’an’ın bu tür bir âdâpla tilavet edilmesi, bu semavî kitabın zâhirî tilavet âdâbı diye şöhret buldu. Ama rivayetlere binaen Kur’an’ın bir zâhirî ve birçok bâtınî boyutunun olduğundan, onun kıraat âdâbı da aynı şekilde birinci merhalede bir takım zâhirî âdâp ve bir sonraki merhalede de bâtınî adap olmak üzere Kur’an bağlamındaki âdâplar iki kısma ayrıldı. Bazı Kur’an âyetlerinde ve Peygamber (s.a.a) ve İmamların rivayetlerinde bu konuya en güzel şekilde değinilmiştir.

Ayrıntılı Cevap

Kur’an’ın tilavet âdâbını; âdâb-ı zâhirî ve âdâb-ı manevî ya da bâtınî olarak iki kısma ayırabiliriz. Kur’an tilavetinin zâhirî âdâbında bir takım mukaddime ve şartlara riayet etmek gerekir ki kendi yerinde beyan edilmiştir.

Kur’an’ın bâtınî âdâplarına, Kur’an âyetlerine ve rivayetlere teveccüh ederek ulaşmamız mümkündür, Kur’an-ı Kerim birkaç âyette Kur’an-ı Kerim’i tilavet edenlere, Kur’an’ı tertille ve derinlemesine düşünerek okumalarını tavsiye ediyor ve şöyle buyuruyor:

“Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.”[1]

Başka bir âyet-i kerimede ise şöyle buyuruyor:

“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.”[2]

Bu iki âyete ve hadislere teveccüh edilirse hem Kur’an-ı Kerim’in tilavetinin zâhirî âdâbını hem de bâtınî âdâbını irade ettiği görülür. Bakara Sûresinin 121. âyetinin zımninde yer alan hadiste, İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Kur’an tilavetinin hakkını vererek okuyanlar, biz Ehl-i Beyt’iz.”[3]

Tabii olarak İmam Sâdık (a.s) burada tilavet edenlerin gerçek mısdakını beyan etmektedir ve birçok mü’min, Kur’an’ın zâhirî ve bâtınî âdâbına riayet ederek gerçek manada Kur’anı Kerim’i tilavet edenler derecesine ulaşabilirler. Bu nedenle “Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”[4] âyetinin beyanında İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Kur’an’ı hakkıyla tilavet etmekten kasıt, âyetleri dikkatli okumaları, hakikatlerini idrak etmeleri, hükümlerine amel etmeleri, vaatlerine ümitli olmaları, azabından korkmaları, kıssalarından ibret almaları, emirlerine boyun eğip yasaklarını kabul etmeleridir. Allah’a yemin olsun ki Kur’an’ın hakkıyla tilavet edilmesi, âyetleri ezberlemek, kelime ve harflerini birbiri ardınca okumak ya da sûreleri tilavet etmek değildir. Onlar Kur’an harflerini ve kelimelerini ezberlediler ama sınır ve anlamlarını zayi ettiler. Kur’an’ı hakkıyla tilavet etmekten kasıt, âyetleri üzerinde düşünmek ve hükümlerine amel etmektir. Nitekim Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”[5]

Bu nurani hadisi dikkate alarak Kur’an tilavetinin bâtınî âdâbı hakkında aşağıdaki konulara değinmemiz mümkündür:

1. Ne zaman vaatte bulunulan bir âyete denk gelirse, ona ulaşma ümidini taşısın ve ne zaman da bir uyarı âyetine denk gelirse ona müptela olacağından korksun. Sonuç itibariyle ne zaman cennet veya cehennem âyetine denk gelirse dursun ve Allah’tan cenneti isteyip cehennemden O’na sığınsın.[6]

İmam Ali (a.s) müminlerin özellikleri hakkında şöyle buyurmuştur:”

Geceleri ayakları üzerinde durup Kur’an âyetlerini ona has adapla, anlamını düşünerek ağır ağır (tertil üzere) okurlar. O sırada müjdeleyen bir âyet geçtiği zaman, ona gönül bağlarlar ve ona ulaşmak için sevinçten sanki sevdiği azizi gelen biri gibi o şevke gönül bağlarlar. Ama korkutucu bir âyet geçtiği zaman, can kulaklarını ona verirler. Bedenlerini bir titreme sarar. Kalpleri korku içindedir, bedenleri ise zayıf. Cehennem alevlerinin uğultusu ve ateşli zincir halkalarının birbirine çarpması adeta kulaklarında yankılanmaktadır. (rükûda) iki büklüm olurlar, gözyaşları akar ve böylece kurtulmaları için (bu azaptan) Allah’a sığınırlar.”[7]

2. Kur’an tilavetinin bâtınî âdâbından bir diğeri; Kur’an’ı anlamak, âyetleri üzerinde tedebbür etmek, ilahi hükümleri bilmek ve amel etmektir. İmam Sâdık (a.s), İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmektedir:

“Biliniz ki dikkatle ve tedebbürle kıraat edilmeyen Kur’an’da hayır yoktur.”[8]

3. Kur’an’ın beşeri bir kelam olmadığı ve yaratıcının azameti dikkate alınmalıdır. Nitekim kelamı tazim etmek, mütekellimi tazim etmektir.

4. Kur’an tilavetinin bâtınî âdâbından bir diğeri de tahliyedir (تحلیه); yani kendisini okuduğu her âyetin muhtevasına göre ayarlamaktır. Eğer enbiyaların hikâye ve kıssalarını okuyorsa onlardan ibret alsın ve eğer ilahi isim ve sıfatları kıraat ediyorsa onun mısdaklarına dikkat etsin.[9]

5. Tahliye (تخلیه) de Kur’an’dan bir şeyler öğrenmek isteyenler için Kur’an kıraatı âdâplarından bir tanesidir. Kur’an’a yönelen birisi, Kur’an’ı anlamasını etkilememesi için kesinlikle kendisini önyargılardan arındırmlı ve zihnini şüphelerden temizlemelidir.[10]

6. Kur’an tilavetinin bâtınî âdâbından biri de özellikle kibir, riya[11], haset ve tama etme gibi kötü sıfatları bertaraf etmektir. Zira paslanmış kalple Kur’an’a yönelen insanda hak kelamının mana ve mefhumu tecelli etmez.

7. Kur’an tilavetinin manevî âdâbından en üstünü, ruhsal ve manevî temizliktir. İnsan temiz olana kadar Kur’an kendi hakikatlerini ona göstermez; çünkü şöyle buyurmuştur.

“Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir.”[12]

Şairin dediği gibi: “Önce temiz ol, sonra o pak olana nazar et.”

8. Kur’an tilavetinin bâtınî âdâbından bir diğeri; Kur’an karisinin Kur’an’a sıradan bir metne bakar gibi değil, şifa veren bir nüsha unvanıyla bakması ve ondan şifa beklemesidir. Rivayetlerde Kur’an’a bu şekilde bakanların olduğunu ve ondan dertlerinin devasını talep ettiklerini görüyoruz. Yüce Allah kalplerinin şifasını Kur’an’dan alan kariler hürmetine bela ve düşmanları halktan uzaklaştırmakta ve rahmet yağmurlarını onlara nazil etmektedir.[13]

–—


[1]     Müzzemmil, 4. âyet.

[2]     Bakara, 121. âyet.

[3]     Kuleynî, Muhammed bin Yakup, el-Kafi, Tahran, Daru’l-Kitabu’l-İslamiye, c. 1, s. 215, h.ş.

1365.

[4]     Sad, 29. âyet.

[5]     Mekarim Şirazî, Nâsır, Tefsir-i Numûne, Tahran, Daru’l-Kitabu’l-İslamiye, c. 1, s. 432, h.ş. 1374.

[6]     Meşhedî, Muhammed, Kenzu’d-Dekaik ve Bahru’l-Garaib, Tahran, Sazman-ı İntişarat-ı Vezaret-i İrşad, c. 2, s. 132, h.ş. 1368.

[7]     Nehcü’l Belağa, Subhi Salih, s. 304.

[8]        el-Kafi, c. 1, s. 36.

[9]     Kaşifi Sebzevarî, Molla Hüseyin, Cevahiru’t-Tefsir, Tahran, Defter-i Neşr-i Miras-ı Mektup, tarihsiz, s. 270.

[10]    a.g.e, tasarruflu.

[11]    “İnne mine’n nasi men yegreu’l Kur’an’e liyugale fulanun kari’un ve minhum men yegreu’l Kur’an’e liyetlube bihi’d Dünya ve la hayere fiz zalike ve minhum men yegreu’l Kur’an’e liyentedi’e bihi fi salatihi ve leylihi ve neharihi.”; Hürr Âmulî, Muhammed bin Hasan, Vesailu’ş Şia, Kum Âlu’l-Beyt, c. 6, s. 182, h.k. 1409.

[12]    Vakıa, 79. âyet.

[13]    “Ve Raculun garee’l Kur’an’e fevezea devae’l Kur’an’i ala dai kalbihi feeshere bihi leyletu ve etme’e bihi neharehu, ve game bihi fi mesacidihi ve tecafa bihi an firaşihi febaulaike yedfe’ullahu’l azizu’l Cabbaru’l Bela’e ve baulakike yudilullahu azze ve celle mine’l A’dai ve baulake yünezzelullahu azze ve celle el- gayse mine’s Semai. Fevallahi lehaulai fi gurrei’l Kur’ani e’azzun mine’l kibriyti’i ehmer.”; el-Kafi, c. 2, s. 627.