“İktidarın afeti, zulüm ve isyandır.” Gurer’ul-Hikem, 3972 İmam Ali (a.s)

Ubey bin Ka’b’ın

Ubey bin Ka’b’ın

Soru

Ubey bin Ka’b’ın hakkında bilgi verir misiniz?

Kısa Cevap

Ubey bin Ka’b, Hz. Peygamber’in (s.a.a) en meşhur sahabelerinden biridir. Bütün Müslümanların yanında saygıya sahiptir. Şiî kaynaklarında ondan sınırlı sayıda rivayet nakledilmiştir. Rical bilginleri, onu Allah Resulü’nün sahabelerinden ve vahiy kâtiplerinden saymışlardır. Kendisinden nakledilen rivayetler göz önünde bulundurulduğunda, onun Ehl-i Beyt’e (a.s) ve özellikle de İmam Ali’ye (a.s) yönelik sevgi ve muhabbeti kavranabilir.

Ayrıntılı Cevap

Ubey bin Ka’b, Hz. Peygamber’in (s.a.a) en meşhur sahabelerinden, Kur’ân karilerinden ve kıraat ilmi uzmanlarından biridir.[1] Kendisi Şia ve Ehli Sünnet’i içeren tüm Müslümanlar nezdinde saygıya sahiptir.[2] Rical bilginleri, onu Allah Resulü’nün sahabelerinden ve vahiy kâtiplerinden saymışlardır.[3] Kendisinden nakledilen rivayetler göz önünde bulundurulduğunda, onun Ehl-i Beyt’e (a.s) ve özellikle de İmam Ali’ye (a.s) yönelik sevgi ve muhabbeti kavranabilir. Şia kaynaklarında kendisinden gelen rivayetlerinden birisi, Hz. Muhammed’in halifesiyle ilgili hadiselerdendir. O, örnek bir kararlılıkla Gadir Hum hadisesi ve hilafet hakkında Hz. Peygamber’in hadislerini halka nakletmiş ve onlarla hilafeti gasp edenlere karşı mücadele etmiştir.

Tabersî “İhticac” kitabında Ubey bin Ka’b’ın mücadelesini detaylıca nakletmiştir ve biz kısa olması için sadece onun bazı bölümlerine işaret ediyoruz: Ebubekir’in Ramazan ayının birinci Cuma günündeki hutbesinin ardından Ubey bin Ka’b ayağı kalkmış ve şöyle konuşmuştur:

“Ey Allah’ın hoşnutluğunu göz önünde bulunduran ve Kur’ân’da ilahi övgüye mazhar olan Muhacirler ve ey iman şehrinde sakin olan ve bu yüzden Allah’ın Kur’ân’da övdüğü siz Ensar, unuttunuz mu yoksa kendinizi unutkanlığa mı vuruyorsunuz, ahdinizi mi bozdunuz yoksa dininizi mi değiştirdiniz, alçaklığı mı seçtiniz yoksa aciz mi oldunuz? Allah Resulü’nün (s.a.a) (Gadir günü) aramızda ayağa kalkıp Ali’yi karşımıza koyarak “Ben kimin velisi isem Ali onun velisidir ve ben kimin nebisi isem Ali onun reisidir” diye buyurduğunu unuttunuz mu? Allah Resulü’nün ona şöyle buyurduğunu hatırlamıyor musunuz: “Ey Ali senin benim yanımdaki konumun Harun’un Musa’nın yanındaki konumudur, sadece benden sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir. Benden sonra ümmetin sana itaat etmesi, tıpkı onların ben hayattayken bana itaat etmesi gibi farzdır.” Hz. Peygamber’in “Her ne zaman sizin aranızda olmadığımda Ali’yi size halife kıldıysam, kendim gibi bir ferdi size atamışımdır” diye buyurduğunu unuttunuz mu?

Hz. Peygamber’in (s.a.a) vefat etmeden önce bizi Fatıma’nın evinde topladığını ve şöyle buyurduğunu unuttunuz mu: “Yüce Allah Musa’ya “Ehlinden bir kardeş seç, onu nebi karar kıl ve onun ailesini evlat edin ta ki onları her afetten koruyayım ve her şek ve şüpheden temizleyeyim” diye vahyetti. Musa, Harun’u kardeşliğe seçti ve onun evlatlarını kendisinden sonra İsrail oğullarının önderleri karar kıldı. Şimdi de Yüce Allah “Sen de Ali’yi kardeşliğe seç ve onun evlatlarını kendi evlatların say (ümmetin imamları kıl) ki ben onları tıpkı Harun’un evlatları gibi temizledim ve bil ki ben nübüvveti senin ile sona erdirdim ve senden sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir” diye vahyetti.”

İşte o evlatlar hidayet bulmuş imamlardır. Allah’a yemin olsun ki siz Peygamber’in vefatından sonra onun ahdine vefa göstermediniz ve onun itreti hakkında ihtilafa düştünüz. Diğerleri de bu meselede kendi görüş ve düşüncelerine başvurdu.” [4] Bütün bu hususlar Ubey bin Ka’b’ın velayete, Hz. Peygamber’in (s.a.a) İmam Ali (a.s) hakkındaki buyruğuna bağlılığını ve bu hususu yaydığını göstermektedir. Ubey bin Ka’b, Hz. Peygamber’in vefatından birkaç yıl sonra dünyadan göçmüştür.

Kendisinin vefatı hakkında ihtilaf vardır. Bir gurup onun Osman döneminde vefat ettiğini belirtmektedir. İbn Hacer’in “el-Esabe” kitabında öne sürdüğü görüşe göre ise kendisi Ömer’in hilafeti döneminde ve Hicri 22 yılında vefat etmiştir.[5] Son olarak Şia kaynaklarında Ubey bin Ka’b’dan pek rivayet bulunmadığını ve bu yüzden kendisinin rivayetleri hakkında Ehl-i Beyt’in (a.s) bir görüşüne rastlanmadığını hatırlatırız.

–—


[1]     İbn Abdulbir, el-İstiab fi Marifeti’l-Ashab, c. 1, s. 65, Daru’l-celil, Beyrut, h.k. 1412.

[2]     Örneğin Ehl-i Sünnet kaynaklarında nakledildiği üzere ikinci halife ona “Müslümanların efendisi” lakabını vermiştir. Bkz. İbn Esir, Esedu’l-Gaye, c. 1, s. 61, Daru’l-Fikr, Beyrut, h.k. 1409.

[3]     Allâme Hillî, Kitab-ı Rical, s. 22, Daru’z-Zahair, Kum, h.k. 1411.

[4]     Tabersî, Fazl b. Hasan, İhticac, tercüme: Mazenderanî, c. 1, s. 254-260, İntişarat-ı İslamiye, Tahran, h.ş. 1381.

[5]     Askalanî, İbn Hacer, el-Esabe, c. 1, s. 181, Daru’l-Kutubi’l-İlmiye, Beyrut, h.k. 1415.