İnsanlardan Allah’ı en çok bilen kimse, Allah’tan en çok niyazda bulunandır. Gurer’ul-Hikem, 3260 İmam Ali (a.s)

Kötülüklerin Kime İsnat Edileceği Meselesi

Kötülüklerin Kime İsnat Edileceği Meselesi

Soru

Nisa Sûresinin 78. âyetinde kötülük ve iyiliklerin hepsinin Allah’tan olduğu belirtilmiştir. Oysa sonraki âyette kötülüklerin insandan olduğu buyurulmuştur. Bu âyetlere göre kötülükler Allah’a mı yoksa insana mı isnat edilmektedir?

Kısa Cevap

Bu âyetler birkaç surette açıklanabilir:

1. Allah her şeyi yaratmıştır ama yaratılışın varlıksal kemalini engelleyen şeyler anlamındaki gerçek kötülük ve şer, yokluktan başka bir şey değildir ve bundan dolayı yaratılacak bir kabiliyet de taşımamaktadır. Ama Allah’ın mahlûklarının birbirleriyle çatışması nedeniyle bu kötülük meydana geldiği için kötülükler de Allah’a isnat edilebilir. Öte taraftan Allah kendi varlıksal kemalini hiçbir yerden esirgememektedir, lakin insanlar bazı yerlerde kendi ihtiyarlarıyla onu kabul etme kapasitelerini yok etmektedirler. Dolayısıyla kötülük, bir mahlûkun ihmalkârlık yaptığı yerde hâsıl olmaktadır. O halde kötülükleri insanlara, iyilikleri ise Allah’a isnat etmek pekâlâ mümkündür.

2. Allah bize amel etme gücü verdiğinden tüm fiiller Allah’a isnat edilir. Öte taraftan kötü seçimiyle Allah’ın yaratıkları arasında bozgunculuğun çıkmasına neden olan varlık insan olduğundan kötülükler ona aittir. Allah’ın lütfu, iyiliklerin kaynağı olduğundan dolayı da iyilikler O’na aittir.

3. Bir rivayette ilk âyetteki iyilik ve kötülüklerden maksadın, Allah’ın, kulların amelleriyle bir irtibatı olmaksızın kendilerine sunduğu şeyler ve ikinci âyette ise kulların amelleri neticesinde kendileri için hasıl olan kötülük ve iyilikler olduğu belirtilmiştir.

Ayrıntılı Cevap

Böyle açık bir farklılıkla iki âyetin birbiri ardınca gelmesi, Kur’an’ın açıklamak istediği bir hususa işaret etmektedir. İki âyetin içeriğini dikkatle incelemek suretiyle mezkûr soruya yönelik her biri ayrı bir cevap sayılabilecek birkaç hususa rastlamaktayız:

1. Kur’an âyetlerinden istifade edildiği üzere bizim kötülük veya iyilik olarak addettiğimiz şeyler de dahil olmak üzere her şeyi Allah yaratmıştır[1] ve yarattığı her şeyi de güzel ve iyi yaratmıştır.[2] O halde dünyada olan her şey Allah’a aittir ve her şeyin varlığı kendisi için hayırdır. Ama kötülükler yokluktan kaynaklanmaktadır ve Allah’ın yaratma fiili onlara taalluk etmemektedir. Elbette kötülük ve şerden maksat bir varlığın hedefine yakınlaşmasına engel olan şeylerdir. Bundan dolayı tüm varlıklar Allah’ın yaratığı olması hasebiyle, varlıkların ameli ve ilişkileri neticesinde ortaya çıkan kötülük ve şerler de Allah’a isnat edilmektedir. Bu, ilk âyette değinilen konudur. Ama öte taraftan kötülük ve şer, Allah’ın bir mevcudun varlıksal kemalini kendisinden aldığı yerde çıkmaktadır. Allah da hiçbir zaman engin rahmeti nedeniyle hayır ve rahmet bahşetmekten geri durmamaktadır. Elbette bireylerde bunu kabul etme kapasitesi mevcut olmadığı zaman durum değişir. Çünkü bu kapasiteyi icat etmek veya yok etmek bizzat insanların elindedir. O halde burada hayırların Allah tarafından ve kötülüklerin ise ihmalkârlıklarıyla ilahi rahmeti kabul etmeyen kullar tarafından olduğu söylenebilir. Bu da ikinci âyetin manasıdır.[3]

2. Diğer bir bakışla âyet-i kerime şu hususa işaret olabilir: İyi veya kötü, güzel veya çirkin amel ve fiillerimiz de dâhil olmak üzere evrendeki tüm hadiseler bir açıdan Allah ile ilgilidir. Çünkü bize güç veren, irade özgürlüğü bahşeden O’dur. Ama aynı halde amellerimiz bize isnat edilmekte ve varlığımızdan türemektedir. Zira ameli belirleyen etken bizim irade ve ihtiyarımızdır. Bu yüzden biz amellerimiz karşısında sorumluyuz ve amellerimizi Allah’a isnat etmek, belirtildiği gibi bizi sorumluluktan uzaklaştırmaz ve determinizm inancına yol açmaz. Bundan dolayı iyilik ve kötülükler Allah’tandır diye buyurulduğu yerde Allah’ın her şeye yönelik failliğine işaret edilmektedir. Kötülükler sizdendir diye buyurulduğu yerde de bizim failliğimize, irade ve ihtiyarımıza işaret edilmektedir.[4]

3. Ehl-i Beyt’e (a.s) ait rivayetlerde bu iki âyet için yapılan başka bir tefsire daha işaret edilmiştir.[5] Buna göre iyilik ve kötülükler Kur’an’da iki manaya sahiptir: Birinci manadaki iyilik ve kötülüklerin insanın ihtiyarî amelleriyle bir irtibatı yoktur. Bazı hastalıklar ve sağlık durumları bu kabildendir. İkinci manadaki iyilik ve kötülükler ise insanın amelleri neticesinde meydana gelmekte ve bu dünyada amellerin ceza ve ödülü olarak belirginleşmektedir. Bazı kuraklıklar ve nimetler bu kabildendir. Birinci âyetteki iyilik ve kötülükler birinci manada, ikinci âyetteki iyilik ve kötülükler de ikinci manadadır.

–—


[1]     Enam, 101.

[2]     Secde, 7.

[3]     Tabatabâî, Seyyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan fi Tefsiri’l-Kur’an’dan yararlanılmıştır. Tercüme: Musevi Hemedanî, Seyyid Muhammed Bâkır, c. 5, s. 10, Defter-i İntişarat-ı İslamî Camia-ı Müderrisin-i Havza-ı İlmiye Kum, Kum, 1417.

[4]     Mekarim, Şirazî, Nâsır, Tefsir-i Numûne, c. 4, s. 22’den yararlanılmıştır. Daru’l-Kutubi’l-İslamiyye, Tahran, h.ş. 1374.

[5]     Kummî, Ali b. İbrahim, Tefsir-i Kummî, c. 1, s. 144, Müessese-i Daru’l-Kitab, Kum, h.k. 1404.