Bizim hakkımızda aşırı gitmekten sakının. Bizi terbiye edilmiş kullar olarak bilin. Böylece faziletimiz hakkında istediğinizi söyleyiniz. el-Hisal, 614/10 İmam Ali (a.s)

İmâm Ali”nin (as) İmâmeti

İmâm Ali”nin (as) İmâmeti

1- İmâm Cafer-i Sâdık'tan (a.s) babaları kanalıyla Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

"Ben (Mirac gecesinde) göğe çıkarıldığımda, Rabb'im Ali hakkında bana üç kelimeyle açıklamada bulundu ve 'Ya Muhammed!' diye bana hitapta edince, ben 'Emrine amadeyim ey Rabb'im' dedim; bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Ali, muttakilerin İmâmı, yüzü akların önderi ve müminlerin reisidir."[1]

2- Abdullah b. Mufazzal İmâm Cafer-i Sâdık'tan (a.s), o da babasından, o da babalarından Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir:

"Ben göğe götürüldüğüm gece, Rabb'im (celle cela-luhu) benimle konuşup şöyle buyurdu: 'Ey Muhammed!' Ben 'Emrine amadeyim ey Rabb'im' dediğimde, şöyle buyurdu: 'Ali senden sonra benim halk üzerindeki hüccetim ve bana itâat edenlerin imâmıdır; ona itâat eden bana itâat etmiştir ve kim ona karşı gelirse, bana karşı gelmiştir. Onu ümmetin için tayin et ki, senden sonra onunla hidâyet bulsunlar."[2]

3- Resulullah (s.a.a):

"Ben korkutucuyum, Ali ise hidâyet edendir. Ya Ali, seninle hidâyet arayanlar hidâyet bulacaklardır."[3]

4- Senetli bir şekilde İmâm Cafer-i Sâdık (a.s), babası İmâm Muhammed Bâkır'dan (a.s), o da İmâm Zeynü'l-Âbidîn'den (a.s), o da babası İmâm Hüseyin'den (a.s), o da Hz. Emirü'l-Müminin Ali'den (a.s) şöyle nakletmiştir:

"Resulullah (s.a.a) bana buyurdu ki: 'Ey Ali, sen mu'-minlerin emiri ve muttakilerin imâmısın. Ya Ali, sen vasîlerin efendisi, Peygamberlerin ilminin vârisi, sıddıkların en iyisi ve önde gidenlerin en üstünüsün.

Ya Ali, sen dünya kadınlarının efendisinin eşi ve gönderilmiş Resullerin en iyisinin halifesisin. Ya Ali, sen müminlerin mevlâsı ve benden sonra bütün insanların üzerindeki hüccetisin. Seni seven cenneti ve sana düşman olan (cehennem) ateşini hak etmiştir.

Ya Ali, beni nübüvvete seçen ve bütün yaratıklardan üstün kılan (Allah'a) andolsun ki, eğer bir kimse Allah-u Teâlâ'ya bin yıl ibâdet etse dahi, senin ve senin evladından olan imâmların velâyetini kabul ettiği takdirde ancak Allah ondan bu ibâdetini kabul eder; senin velâyetin ise ancak senin ve senin evladından olan imâmların düşmanlarından teberri edildiği takdirde kabul olur. Bunu Cebrâîl bana haber verdi; isteyen iman eder, istemeyen de kâfir olur!"[4]

5- İbn Abbâs, Resulullah'ın (s.a.a) Hz. Ali'ye (a.s) hitaben şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

"Ya Ali, sen Müslümanların imâmı, Müminlerin Emi-ri, yüzü akların önderi ve benden sonra bütün halkın üzerindeki Allah'ın hüccetisin. Sen vasîlerin efendisi ve Peygamberlerin efendisinin vasîsisin.

Ya Ali, ben yedinci göğe, oradan da "Sidretü'l-Müntehâ"ya ve oradan da nur perdelerinin bulunduğu yere götürüldüğümde ve Rabb'im benimle münacat etme lütfunda bulunduğunda, bana şöyle buyurdu: 'Ya Muhammed!'

Ben 'Emrine amadeyim ey benim Rabb'im, sen bereketli ve yücesin!' dedim; devamen şöyle buyurdu: 'Hiç şüphesiz Ali, benim velilerimin imâmıdır ve bana itâat eden kimsenin nurudur. O, muttakilere elzem kılınan kelimedir; kim ona itâat ederse, bana itâat etmiş olur; kim ona karşı gelirse, bana karşı gelmiş sayılır; bunu ona müjde ver." Hadisi dinleyen Hz. Ali 'Ya Resulallah dedi, benim makamım orada zikredilecek kadar yücelmiş mi?!'

dediğinde, 'Evet ya Ali dedi, bunun için Rabb'ine şükret.' Bunun üzerine Hz. Ali (a.s), Allah'ın kendisine verdiği nimetlere şükür için secdeye kapandı. Ardından Allah Resulü şöyle buyurdu: 'Kaldır başını ya Ali, Allah seninle meleklerine iftihar etti."[5]

 

1- Yine bir hadisinde Allah Resulü'nün (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

"Hiç şüphesiz ben Ali'denim, Ali de bendendir; o benim tıynetimden yaratılmıştır. Benden sonra halkın imâmı da odur; benim sünnetimden ihtilaf ettiklerini onlara açıklayacaktır.

O, Müminlerin Emiri, yüzü akların önderi, müminlerin reisi, vasîlerin en iyisi, dünya kadınlarının efendisinin eşi ve hidâyet imâmlarının babasıdır.

Ey insanlar, kim Ali'ye muhabbet beslerse, ben de ona muhabbet beslerim ve kim Ali'ye buğz ederse, ben de ona buğz ederim. Kim Ali'yle ilişkide olursa, ben de onunla ilişki kurarım ve kim Ali'yle ilişkisini keserse, ben de onunla ilişkimi keserim. Kim Ali'ye cefa ederse, ben de ona cefa ederim. Kim Ali'yi severse, ben de onu severim ve kim Ali'ye düşmanlık beslerse, ben de ona düşman kesilirim…"[6]

2- İbn Abbâs Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakletmektedir:

"Hak Ali iledir ve Ali de hak ile; benden sonra imâm ve halife de odur; kim ona sarılırsa, hedefine ulaşır ve kurtulur; kim de ondan yüz çevirirse, yolunu kaybeder ve şaşırıp kalır; benim gusül ve kefenleme işlerimi de yine o üstlenir ve borçlarımı eda eder; iki torunum Hasan ve Hüseyin'in babası da yine odur…"[7]

3- Ebû Saîd ise Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakletmiştir: "Ali, benden sonra her müminin imâmıdır."[8]

4- Senetli bir rivâyette İmâm Cafer-i Sâdık'tan (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

"Hiç şüphesiz Allah meleklerine şöyle vahyetti: 'Bu benim nurumdan bir nurdur; onun gövdesi nübüvvet ve dalı ise imâmettir. Nübüvvet kulum ve Resulüm olan Muhammed içindir; imâmet ise hüccetim ve velim olan Ali içindir. Eğer o ikisi olmasaydı, yaratıklarımı yaratmazdım!'

Bilmiyor musun ki Resulullah (s.a.a) Gadîr-i Hûm'da Ali'nin elinden tuttu -öyle ki insanlar onların koltuk altının beyazlığını gördüler- ve onu Müslümanların mevlâsı (velâyet sahibi) ve imâmları olarak tayin etti. Bilahare Allah'ın Resulü (s.a.a)şöyle buyurdu: "Ali'ye itâat edin; zira hiç şüphesiz o, mutahhar ve masumdur, asla yolunu şaşmaz ve bedbaht olmaz."[9]

5- Resulullah (s.a.a): "Ali hâdi (hidâyet edici)dir."[10]

6- Ebûzer-i Gıfârî uzun bir hadiste Resulullah (s.a.a) 'den şöyle nakletmiştir; buyurdu:

"Ali iyilerin önderi ve kâfirlerin katilidir."[11]

7- Abdullah b. Es'ad b. Zürâra, Resulullah (s.a.a)-'den şöyle nakletmiştir:

"Rabb'im beni Mirac'a götürdüğünde, Ali hakkında üç şeyi bana vahyetti: 'O (Ali), muttakilerin imâmı, müminlerin efendisi ve yüzü akların önderidir."[12]

8- İmâm Cafer-i Sâdık (a.s) babaları kanalıyla Resu-lullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

"Ben (Mirac gecesinde) göğe çıkarıldığım zaman, 'Sid-retü'l-Müntehâ'ya vardığımda, şöyle nida edildim: 'Ey Muhammed, Ali'ye hayrı tavsiye et; hiç şüphesiz o, Müslümanların efendisi, muttakilerin imâmı ve Kıyâmet gününde yüzü akların önderidir."[13]

1- İbn Abbâs, Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakletmektedir:

"Benden sonra, Ali b. Ebî Tâlib'den daha üstün birisini, gökyüzü gölgelememiş ve yeryüzü üzerinde taşımamıştır. Hiç şüphesiz o, ümmetimin imâmı ve emiridir. Odur, benim vasîm ve halifem.

Kim benden sonra ona uyarsa, hidâyet bulur, kim de ondan başkasıyla hidâyet ararsa, yolunu kaybeder ve şaşkın kalır. Benim Nebîyy-i Mustafâ; Ali b. Ebî Tâlib'in faziletinde söylediğim, değildir hevâ; bunlar bana olunan vahiydir mutlaka!…"[14]

2- Yine İbn Abbâs, Allah Resulü'nden (s.a.a) şöyle nakletmiştir:

"Hiç şüphesiz Allah bana şöyle vahyetti: 'Ben Ali'yi Müminlerin Emiri kıldım. O hâlde kim ona emirlik taslamak isterse, onu lanetlerim ve kim ona muhalefet ederse, onu azap ederim.

Ey Muhammed, şüphesiz ben Ali'yi Müslümanların imâmı kıldım. O hâlde, kim ondan öne geçmeye çalışırsa, onu rezil ederim. Kesinlikle, Ali vasîlerin efendisidir."[15]

3- Senetli bir hadiste, Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakledilmiştir.

"Ya Ali, sen benden sonra imâm ve emirsin. Sensin benden sonra söz sahibi ve vezir. Ümmetim içerisinde senin asla bir benzerin yoktur."[16]

4- Zeyd b. Erkam nakletmiştir; Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

"Acaba kendisine teslim olduğunuzda asla helak olmayacağınız kimseyi size göstereyim mi? Hiç şüphesiz sizin imâmınız ve veliniz Ali b. Ebî Tâlib'dir. O hâlde, ona karşı iyi niyetli davranın ve onu tasdik edin; hiç şüphesiz Cebrâîl beni buna emretmiştir."[17]

5- Resulullah (s.a.a): "Allah-u Teâlâ bana şöyle vahyetti: 'Şüphesiz ki Ali, hidâyet sancağı ve benim velilerimin imâmı ve bana itâat edenlerin nurudur."[18]

6- Resulullah (s.a.a): "Ali, halkın (bir rivâyete göre ise insanların) imâmıdır."[19]

7- Resulullah (s.a.a): "Allah (Tebareke ve Teâlâ) yer yüzüne baktı ve ondan beni seçti ve beni peygamber kıldı. Sonra ikinci defa baktı ve ondan Ali'yi seçip imâm kıldı.

Daha sonra bana onu kendime kardeş, dost, vasî, halife ve vezir olarak seçmemi emretti. O hâlde, Ali bendendir ve ben de Ali'denim. O, benim kızımın eşi ve iki torunum Hasan ve Hüseyin'in babasıdır…"[20]

8- Resulullah (s.a.a): "Benden kısa bir süre sonra karanlık bir fitne meydana gelecektir. Onda ancak Allah'ın sağlam kulpuna sarılan kurtulacaktır." 'Ya Resulallah, sağlam kulp nedir?'

diye sorduklarında, şöyle buyurdu: 'Vasîlerin efendisinin velâyetidir.' Yine 'Ya Resulallah, vasîlerin efendisi kimdir?' diye sordular; 'Müminlerin Emiridir" buyurdu. "Peki Müminlerin Emiri kimdir?" dediklerinde ise, "Müslümanların benden sonraki mevlâsı ve imâmı olan kimsedir." Bilahare "Müslümanların mevlâsı kimdir?" diye sordular; "Kardeşim, Ali b. Ebî Tâlib'dir" cevabını verdi."[21]

9- Ebû Hazmâ, Cafer b. Süleyman, Müslime b. Ab-di'l-Melik, Ahmed b. Abdullâh ve Ali b. Muhammed, hepsi Dâvûd b. Süleyman'dan, o da İmâm Rızâ'dan (a.s) şöyle nakletmiştir:

"Resulullah (s.a.a) 'O gün ki her topluluğu, kendi imâmlarıyla çağıracağız'[22] âyetinin tefsirinde şöyle buyurmuştur: 'Her topluluk kendi zamanlarının imâmıyla, Rab'lerinin kitabıyla ve peygamberlerinin sünnetiyle çağırılacaklardır.' Ve şöyle buyurdu: 'Ya Ali, şüphesiz sen Müslümanların efendisi, muttakilerin imâmı, yüzü akların önderi ve müminlerin reisisin."[23]

10- Resulullah (s.a.a) Hz. Ali'ye (a.s) hitaben: "Allah'ım, ona sebat ver; onu hidâyet edici ve hidâyet edilmiş birisi kıl."[24]

 


[1]- El-Emâlî (Şeyh Sadûk), s.385, Bihârü'l-Envâr, c.18, s.340, El-Gadîr, c.8, s.88 (az farkla).

[2]- İsbâtü'l-Hüdât, c.2, s.66, El-Emâlî (Şeyh Sadûk), s.387.

[3]- İhkâkü'l-Hak, c.4, s.301.

[4]- Kenzü'l-Fevâid, s.185.

[5]- Bihârü'l-Envâr, c.18, s.337.

[6]- El-Emâlî (Şeyh Sadûk), s.109.

[7]- İsbâtü'l-Hüdât, c.1, s.573.

[8]- Uyûn-u Ahbâr-ir Rızâ, c.1, s.281, Bihârü'l-Envâr, c.38, s.121, İsbâtü'l-Hüdât, c.2, s.35.

[9]- İsbâtü'l-Hüdât, c.2, s.38.

[10]- İhkâkü'l-Hak, c.15, s.312.

[11]- Nehcü's-Sabâğa, c.4, s.131, İsbâtü'l-Hüdât, c.2, s.212.

[12]- El-Hisâl, s.116, Keşfü'l-Yakîn, s.470, Müstedreküs Sahîhayn (Hâkim), c.3, s.138 (az farkla).

[13]- El-Emâlî (Şeyh Tûsî), c.1, s.196.

 [14]- Kenzü'l-Fevâid, s.208, Bihârü'l-Envâr, c.38, s.152.

[15]- İsbâtü'l-Hüdât, c.2, s.242.

[16]- El-Emâlî (Şeyh Sadûk), s.48.

[17]- El-Müsterşed, s.632.

[18]- İsbâtü'l-Hüdât, c.2, s.286.

[19]- İhkâkü'l-Hak, c.15, s.75.

[20]- Kemâlü'd-Din, s.257.

[21]- Keşfü'l-Yakîn, s.250, Gâyetü'l-Merâm (yeni baskı), s.74.

[22]- İsrâ, 71.

[23]- Keşfü'l-Yakîn, s.493.

[24]- İhkâkü'l-Hak, c.7, s.77.