“Vezirlerin afeti kötü tabiatlı olmaktır.” Gurer’ul-Hikem, 3929 İmam Ali (a.s)

Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz (s.a.a) İle Alay

Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz (s.a.a) İle Alay

 

Bismillahirrahmanirrahim

Taki Akbula

 

Herhangi bir sebeple Allah'ın hak dini karşısında direnenler, peygamber ve ilahi önderlerin şahsiyetini zedelemek için çeşitli yollara başvururlar.

Kur’an'ı Kerim, peygamberlere karşı yapılan ithamlardan bazılarına vurgu yapmıştır.

 

Hz. Nuh’u (a.s) yoldan çıkmakla suçlamışlardır: “Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni gerçekten apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz!” (Araf, 60)

 

Hz. Hud'a (a.s) deli demişlerdir: Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Biz seni kesinlikle bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz. Ey kavmim! dedi, ben beyinsiz değilim; fakat ben âlemlerin Rabbinin gönderdiği bir elçiyim.” (Araf,  66 ve 67)

 

Hz. Şuayb'e (a.s) aciz demişlerdir: “Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.” (Hud, 91)

 

Hz. Salih'i (a.s) yalancılık ve tekebbürle suçlamışlardır: “Zikir (vahy), aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı küstahın biridir! (Sâlih'e dedik ki): Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.” (Kamer, 26 ve 27)

 

Hz. Musa'yı (a.s) sihirbazlık ve delilikle suçlamışlardır: Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!” (Şuera 34) ve “Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.” (Şuera, 27)

 

Yüce Peygamberimize de (s.a.a) büyücü, büyülenmiş ve deli demişlerdir: “…Kâfirler: Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz, dediler.” (Yunus, 2) “…Ve zalimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.” (Furkan, 8) ve Dediler ki: Ey kendisine Kur'an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!” (Hicr, 6)

   

Gördüğünüz gibi Allah peygamberlerinin (Allah’ın selamı üzerlerine olsun) toplum içindeki itibarlarını sarsmak için onlara yersiz yakıştırmalarda bulunmuşlar. Çünkü önderlik olgusu, dini toplumunun asıl temelidir. Bu temele herhangi bir zararın gelmesi, bütün toplum ve din erkânı için tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Hak dinin düşmanları bu konuyu iyi kavradıklarından dolayı, her zaman bu asıl temeli yani İslam’ın önderini, mümkün olan her yolla zayıflatarak tahrip etmek istemişlerdir.

 

Peygamberlerin (a.s) şahsiyetlerini tahrip etme hususunda uygulanan yöntemlerden birisi de onlarla alay etme metodudur. Kur’an-ı Kerim’de yer yer bu konuya değinilmiştir: Onlara bir peygamber gelmeyedursun, hemen onunla alay ederlerdi.” (Hicr, 11) ve “Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi;…” (Enbiya, 41)

 

Özellikle de Peygamber Efendimiz (s.a.a) karşısında İslam’ın başından günümüze kadar bu yola başvurulmuş ve bu şekilde o yüce şahsiyetin öğretilerinin önünün alınacağı sanılmıştır. Nitekim son zamanlarda İslam’ın bütün dünya çapında hızlı bir şekilde yayılmasını çekemeyen Siyonistler ve onların yanlılarının çabaları bu konuyu açık bir şekilde göstermektedir.

 

Kur’an-ı Kerim’i ve tarihi okuyan birisi bu olumsuz faaliyetlerin tarih boyunca olduğunu görecektir. Bazen müminlerle alay edilmiş, bazen Allah’ın ayetleriyle alay edilmiş ve bazen de Allah’ın elçileriyle alay edilmiştir. 

 

Kur’an-ı Kerim, İslam düşmanlarının Peygamber Efendimiz (s.a.a) ile alay ettiklerini şöyle beyan ediyor: O inkârcılar seni gördükleri zaman, seni alaya alıyorlar.” (Enbiya, 36) ve “(Resûlüm!) Kâfirler seni gördükleri zaman: Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?, diyerek seni hep alaya alırlar. Hâlbuki onlar, çok esirgeyici Allah'ın Kitabını inkâr edenlerin ta kendileridir.” (Enbiya, 36)

 

Allah-u Teala, alay edenler karşısında Peygamberimize (s.a.a) yeteceği vadesini veriyordu: “Sana emir olunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir! (Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz. And olsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz. Sen şimdi Rabbini hamd ile tespih et ve secde edenlerden ol!” (Hicr, 94 ve 97)

 

Peygamberlerle alay edenlere mühlet verilmiştir ve sonunda cezalandırılacaklardır

 

Kur’an’ın alaycılara bir müddet meydan verildiğini buyurmaktadır. Çünkü Allah zorba padişahlar gibi derhal cezalandırmaz, bilakis onun sonsuz rahmeti, günahkârlara da fırsat vermeyi gerektirir. Bu bir kaç gün mühlete aldanıp sonunda cezaya çarptırılacaklardır: “Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi. Ben de o kâfirlere bir süre için mühlet verdim. Sonra da tuttum onları cezalandırdım. O vakit azabım nasıl imiş (gördüler).” (Rad, 32)

 

Bu bir kaç gün mühlete aldanmakta olduklarının farkına varmayışlarının sebebi, kendi kötü amelleri ve ıslah olmayışlarıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim bu bağlamda şöyle buyuruyor: “Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir.” (Kehf, 57)

 

Aslında onların o kötü amelleri ve günahları, kalplerine bir ağırlık ve kulaklarına da bir sağırlık olmuştur. Bu yüzden de anlamazlar.

 

Alay ettikleri şeyler bir gün onlara musallat olacaktır: “And olsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi; ama onları alaya alanları, o alay konusu ettikleri şey kuşatıverdi.” (Enbiya, 41)  

 

Günümüzde Peygamberimizle alay etme olayı geniş bir alanda sürdürülmektedir. Asılsız romanlar, karikatürler, filmler, tiyatrolar, Kur’an yakma girişimleri, fıkralar ve Peygamberimize hakaret içeren daha nice çalışmalar…

 

İslam düşmanları Peygamber Efendimizi (s.a.a) ne kadar olumsuz bir şekilde insanlara yansıtmak isteseler, kesinlikle bu ters bir etki doğuracak, insanları o yüce şahsiyeti daha iyi tanımaya itecektir. Allah nurunu tamamlayacaktır.

 

Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimizi (s.a.a), bütün bu tahrip edici çalışmalar karşında korumuştur. Bize düşen görev de, sevgili Peygamberimizin (s.a.a) çehresini bozmak için yapılan faaliyetler karşısında var gücümüzle Peygamberimizi korumak ve düşmanların kötü emellerini suya düşürmektir. Belki de Peygamberimize (s.a.a) ve onun Ehlibeyti’ne (a.s) salavat göndermenin hikmeti de bu olsa gerek. Yani her zaman bazıları Peygamberimize saldıracak ve biz de salavatlarımızla bunlara bir nevi karşılık vermiş olacağız. Onun için salavat göndermenin fazileti hakkında birçok rivayet naklolmuştur.

Bütün bunlara ilave olarak yapılması gereken sosyal kültürel faaliyetler de her zaman olduğu gibi devam ettirilmelidir.