Allah için ilmin üstünlüğü ibadetin üstünlüğünden daha sevimlidir.Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 167 Hz. Muhammed (s.a.a)

Din Nedir?

ZİYA TÜRKYILMAZ

Dinin toplumsal işlev ve yansımaları konusunda öteden beri süregelen tartışmaların temelinde hiç kuskusuz dine bakış tarzı yatmaktadır. Çünkü din kelimesinin bir Budist ile bir Yahudi arasında, bir Hıristiyanla bir Müslüman arasında farklı çağrışımlar yapması normal karşılansa da aynı dinin mensubu iki Müslümanın zihninde farklı çağrışımlar yapmasının sebepleri, araştırılması ve üzerinde dikkatle durulması gerekli bir konudur. Bu temel faktör aydınlığa kavuşturulmadığı sürece, günümüzde dinin, mahiyeti, hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı, bu hükümlerin çağın koşullarına uyup uymadığı, dinin kişinin vicdanıyla ilgili kişisel bir olgu mu yoksa öteki boyutları yanında birtakım toplumsal fonksiyonu da olan bir disiplin mi olduğu vb. başlıklar altında yüzeysel tartışmalar kalıbında gündeme getirilmesi, gerçekte değer yargıları, inançları ve ibadetleri konusunda inananların kafasını karıştırmak ve temelsiz tartışmalarla oyalamaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Çünkü böyle münazara ve tartışmalara katılan tarafların her biri ancak dinden ne anladığını düşünce ve ifadelerine yansıtacaktır. Ayrı bir ifadeyle, dinin özü ve boyutları hakkında görüş ileri süren kişinin din anlayışı bilinmediği sürece gerçek niyeti ve ne anlatmak istediği kolaylıkla anlaşılamaz. Bunun için bir Müslüman olarak İslâm açısından dinin kapsamlı bir tanımını yapmadan önce başkalarının dinden ne anladığını, din mefhumu içerisine neleri dahil edip etmediklerini, kısacası dini nasıl tanımladıklarını incelemeyi gerekli görüyoruz. Çünkü bugün İslâm adına bir Müslüman olarak görüş ileri sürenlerin bir bölümü maalesef İslâm'ın değil de başka düşünce akımlarının etkisi altında din yorumları yapmaktadırlar.

Öte yandan dinin mahiyeti, hükümleri, kişisel ve toplumsal yansımaları hakkındaki münazaralar ancak dinin belli bir tanımı çerçevesinde yararlı olabilir. Dini halkın afyonu veya insanın Allah'la kişisel ilişkisiyle sınırlayan biriyle, dini insanın dünyevî ve uhrevî hayatına tüm boyutlarıyla yön veren bir inanç ve uygulama sistemi olarak algılayan birinin, herhangi bir dinî konuda farklı düşünceler ileri sürecekleri açıktır. Çünkü dine kişisel bir olgu olarak bakan kimse, söz konusu hükmü kendi tanımladığı dinin kapsamı dışında tuttuğu için, din açısından gerekliliğine, daha münazaranın başında karşı çıkacaktır. Ancak bu niyetini açıkça ortaya koyma yerine muhataplarının tepkisini çekmemek için onların inançlarına inanıyormuş gibi demagoji yaparak yine kendi din anlayışını ortaya koyacaktır.

Din nedir? Din hangi konuları kapsamına alır? Dinin temel ilkeleri farklı yorumlara açık mıdır? Din genelde toplumu, özelde kişiyi ilgilendiren düşünce beyanı, özgürlük, insan hakları, toplumsal ilişkiler vb. konularda nasıl bir yaklaşımda bulunur? Din ve beşerî düşünce ekolleri arasında ortak yönler olabilir mi? Veya din insan düşüncesine ne kadar değer verir? Bu ve benzeri sorular konusunda sunacağımız incelemelere temel oluşturması için bu makalede dinin tanımı konusunda ileri sürülen görüşleri etraflıca incelemeye çalışacağız.

BATIDA DİNİN TANIMI VE DEĞERLENDİRİLMESİ

Müslüman düşünür ve bilim adamlarının din tanımı, dine bakış ve değerlendiriş tarzları, İslâm'ın kendini nasıl tanımladığı bahsine girmeden önce, batıda tarihî süreç içerisinde çeşitli bilim dallarında ileri sürülen din tanımlarını incelemeyi uygun gördük. Yeni çağdan bu yana sosyal bilimler dallarında din tanımı ve değerlendirmesi yapan batılı bilim adamlarının konuyla ilgili görüşlerini -hangi sebeplerden kaynaklandığı ve nasıl bir ortamda gündeme getirildiğine değinmeden- aktarmamız, İslâm'ın din tanımı ve yorumuna herhangi bir fayda sağlayacağı için değil de, aktaracağımız din tanımlarının genelde din bağlıları, özelde ise Müslüman düşünür ve bilim adamları üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağı içindir. Ayrı bir ifadeyle, bugün İslâm ve din adına ileri geri ahkâm kesen ve ilâhî mesajı bilerek veya farkında olmadan tahrife kalkışanların kimlerin sözlerini taklit ve tekrar ettikleri aydınlığa kavuştuğunda dinî konulardaki tartışmaların daha iyi anlaşılacağına inanıyoruz.

Din, Latince'de "religio" kelimesi ile anlatılır. Köken bilimi açısından iki farklı görüş vardır. Birincisine göre "religio" kelimesi, "bağlamak ve cemaat" anlamlarına gelen "religare" kökünden; öteki görüşe göre ise "saygıyla kendisini toplamak" anlamına gelen "religere" kökünden gelmektedir. Hangi kökten gelirse gelsin, Latince "religio" kelimesi, "Allah'a karşı saygıyla karışık bir bağlılık" duygusunu anlatır.(1)

Din tanımında bulunan batılı bilim adamlarının tanımlarını, kesin çizgilerle olmasa da, din karşıtı olanlar ve olmayanlar olarak iki bölüme ayırarak incelemek mümkündür:

a- Din Karşıtı Tanımlar:

1- Ludwig Feuerbach (1804-1872):

"Din ilkesel olarak kayıt altına girmektir. Buna göre iki kişi arasındaki her türlü kayıt ve sınırlanma bir tür dindir. Cinsel aşk ve iki cins arasındaki ilişkiler de bu tanıma göre bir dine dönüşür."(2)

2- Karl Marks (1818-1883):

"Din halkın afyonudur."(3) "Din toplumsal ilişkilerin bir ürünü ve yansımasıdır. Öyle bir yansıma ve uygulama ki bir perde gibi bu ilişkilerdeki derin eşitsizliklerin görünmesini engeller."(4)

3- Max Muller (1823-1900):

"İlk din, tabiat kuvvetleri karşısında korku, sevgi ve fayda duygularından doğmuştur. Din, bunlar üzerine kurulmuş bir illizyondur  (vehimdir). Din zihnin alamayacağı şeyi zihne sığdırmak, ifade edilmesi imkânsız olan şeyi ifade etmek ve namütenahiye (sonsuza) meyletmektir."(5)

4- Sigmund Freud (1860-1939):

"Din, insanın kendi dışındaki tabiat güçlerine ve kendi içindeki içgüdülere karşı çaresizliğinden kaynaklanmıştır. Din, insanlığın gelişme sürecinin bir ürünüdür. Din, şehvet içgüdüsünün şuur sahasında aldığı tezahürlerden ibarettir."(6) "Din insanlık için bir tehlike olagelmiştir."(7)

5- Samuel King ( – ):

"Din müphem, belirsiz bir kavram olagelmiştir. Genellikle birbirine karşıt hükümler vermiş (savaş ve barış, tekebbür ve tevazu, servet ve fakirlik vb.), dilenciliğe teşvik etmiş, başka kurumların işlevini engellemiş, savaş tahrikçisi olmuş, ayrılık ve taassup ateşini körüklemiş ve bilimin ilerlemesini önlemiştir."(8)

Bu konuda ileri sürülmüş din karşıtı tanımlara örnek olarak sunduğumuz yukarıdaki din tanımlarını eleştirel bir değerlendirmeye tutarsak:

1- Bu tanımlarda dinin sözcük anlamıyla terim anlamı karıştırılmış ve bir kavram kargaşası meydana gelmiştir.

2- Din kavramı ile dinin tatbiki, uygulama biçimleri birbirine karıştırılarak bir din tanımı yapılmaya çalışılmıştır. Ve bunun gibi din ile dindarların davranışları aynı kefeye konularak birbirinden ayrı tutulmamış ve sonuçta dindarların veya genel olarak din mensuplarının davranışları dinin özü, içeriği olarak sunulmak istenmiştir.

3- Tahrif edilmişler de dahil, tek tanrılı dinlerle, ilkel olarak tanımlanan çok tanrılı şirk kökenli dinler aynı bakış açısından değerlendirilmiş, aynı sebeplere dayandırılmak istenmiştir. Bu doğrultuda konuyu basite indirgeyerek dinin temelinde insanın tabiat karşısında duyduğu aczin, hayretin ve korkunun veya sevgi ve ümidin yattığı gibi bilimsel olmayan teoriler ileri sürmüşlerdir.

4- Tanımcılar kendi düşünce sistemlerinin haklılığını ispatlamak, kendi dünya görüşü ve hayat tarzlarını tevil etmek için insaf ve bilimsel olmaktan uzaklaşarak kendi düşünce ve davranışlarını savunmaya yönelik din tanımları ileri sürmüşlerdir.

Gerçek veya temel ilkelerinden uzaklaşmış tevhid kökenli bir dini kabullenmek, düşünce disiplininde ister istemez bazı sınırlamaları, mülâhazaları gerektireceğinden, bu durumdan kaçış yolu olarak dini kökten inkâr yöntemine sığınmışlardır. Ayrı bir ifadeyle, kayıtsız şartsız bir serbestlik ve başıboşluk yanlısı olmaları, onları din hakkında böyle tanımlar ortaya koymaya sevk etmiştir. Ve nitekim Kur'ân-ı Kerim kıyamet ve dinin inkâr edilmesinin sebeplerini beyan ederken başıboşluğa olan eğilimi bu sebepler arasında saymaktadır:

"Fakat insan, önünün açık olmasını diler. 'Kıyamet günü (de) ne zaman(mış)?' diye sorar."(9) Yani gelecek zamanlarında da fısk u fücura, günaha devam etmek, tam bir serbestlik içinde yaşamak istediği için inkârcı bir soru yönelterek; "Kıyamet günü de ne zamanmış?" der. Din tanımında bulunan inkârcılar da, kendi düşünce ve hayat tarzlarını haklı göstermek amacıyla, dini bütün boyutlarıyla kökten reddetmek zorunda görürler kendilerini.

b- Din Karşıtı Olmayan Tanımlar:

Yukarıda değinildiği üzere, din hakkında birbirinden farklı tanımlar yapılmış, dinin ortaya çıkış sebepleri ve kökleriyle ilgili farklı görüşler ileri sürülmüştür. İnkârcıların konuyla ilgili tanımları, dinler arasında herhangi bir fark gözetmeksizin açıktan açığa dine karşı bir tavır sergilerken, din karşıtı olmayanlar tarafından ileri sürülen görüşlerin hak dinle uygunluk arz ettiği sanılmasın. Aksine, gerçek din ile batılı bilim adamları arasında yaygınlık kazanmış bilimsel ve felsefî din tanımları arasında büyük farklılıklar olduğu kesindir ve bunlardan bazılarını aktararak kısaca incelemeye çalışacağız.

1- John Locke (1632-1704):

"Diyanet, halkın vicdanıyla ilgili ve Tanrı'yla insanlar arasındaki ilişkilerden ibarettir."(10)

Bu tanıma göre din, insanın Allah'la kişisel bir ilişkisinden ibaret olup kişinin kendisi ve toplumla ilişkisini kapsamına almaz. Ahlâkî değerler konusunda bir görüşü olmayan böyle bir dinin toplumsal işlevi de söz konusu olamaz.

2- Emanuel Kant (1724-1804):

"Din, bütün görevlerimize tanrısal buyruklar gibi bakmaktır."(11)

3- G.W. Friedrich HEGEL (1770-1831):

"Din, felsefeden hemen sonra gelen, akıl ve ruhun sürekli ve bağımsız faaliyetlerinden oluşan bir sistemdir."(12) "Din, kendi özünden haberli ruhtur, sonludan sonsuza yükselmedir."(13)

4- Emil Boutroux (1845-1921):

"Din, bilimsel görüş yanında iman ve his görüşünün hakkını istemesinden ibarettir."(14) "Din, tanrı hayatına doğrudan doğruya iştiraktir. Din, insanın namütenahi (sonsuz) kudret ile birleşmesidir."(15)

5- Benedetto Croce (1860-1952):

"Din, eksik bir felsefedir. Din, ruhsal hayatın sürekli ve zorunlu bir şekli değil, bilakis geçici bir belirtisidir."(16)

Yukarıdaki son dört tanımda açıkça görüldüğü üzere, felsefe ve filozoflar, dini felsefenin kendi sistemine göre ele alıp, idrak olayından hayat kudretine, evrensel kavramlardan manevî gerginlik hâline, özü hissetmek ve duymaktan bağlılık ve teslimiyete kadar, onu çeşitli tarzlarda tarif ve tefsir etmeye çalışmışlardır.(17) Ancak bu tanımlarda din soyut, zihinsel bir kavram olmaktan öteye geçmemekte, dinin insanın kişisel ve toplumsal hayatındaki işlevi görmezlikten gelinmiştir. İtalyan filozof Benetto Croce'nin tanımında açıkça ortaya konulduğu üzere, çoğu batılı filozoflar açısından din, hayatın vazgeçilmez ve sürekli bir parçası değil de akıl ve zihnin insan ruhuyla ilgili soyut ve geçici bir belirtisinden ibarettir.

Batılı ruh bilimciler ise din konusuna kendi bilimsel incelemeleri açısından bakmış, bu konuda din tanımları yapmışlardır.

6- Herbert Spencer (1820-1903):

"Din zekânın üstünde, her yerde hazır ve nazır bir şeyin varlığına inanmaktan ibarettir."(18)

7- Edward Tylor ( – ):

"Din, birtakım ruhanî varlıklara inanmaktan ibarettir. Bu ruhanî varlıklar kendi varlıklarını müdrik, insanların malik oldukları kuvvetlerin üstünde kuvvet sahibi varlıklardır. Bu ruhanî varlıklar ölülerin ruhları, periler ve cinler olabileceği gibi gerçek mabutlar da olabilir."(19)

8- William James (1842-1910):

"Din, insanın kendisini kaynağa ve yüce ruhlara bağlaması ve irtibatlandırmasıyla elde ettiği durumdur."(20)

Ruh bilimciler, daha çok ilkel dinler üzerindeki incelemelerini din hakkında genelleştirmişlerdir. Animizm (canlıcılık) ekolünün temsilcisi Tylor, ilkel dinlerle gerçek dini birbirine karıştırırken, pragmatizm ekolünün kurucusu Amerikalı filozof William James, yaptığı tanımın açıklamasında dinî inanç, hüküm ve ibadetleri dinin tanımı dışında tuttuğunu, çünkü bütün bunların dinin zahirini oluşturduğunu belirtmektedir. William James, dinin sonuç ve semeresini dinin kendisiyle karıştırmıştır. Onun ruh hâleti olarak belirttiği şey, gerçekte dine bağlılığın sonucudur, dinin kendisi değil. Öte yandan bu ruh hâli, sadece ibadetin semeresidir, dinin bütün boyutlarına bağlılığın değil.

Batılı toplum bilimciler, dinin mahiyetiyle meşgul olmayıp onun toplumsal koşullarla olan ilişkisi üzerinde durmuşlardır. Dinî inançların ve bunların gereği olan normların doğruluğu veya yanlışlığı ile değil, insanların inançları dolayısıyla bazı normlara uydukları ve diğerlerinden başka türlü hareket ettikleri ile ilgilenirler.(21) Ünlü sosyolog Durkheim'ın bu konudaki tanımı örnek olarak sunulabilir.

9- Emile Durkheim (1858-1917):

"Din, mukaddes ve mukaddes olmayan şeyler hakkında inançlar ve ibadetlerden oluşan ortak bir disiplindir. Bu inançlar ve ibadetler, onları kabul eden kimseleri ahlâkî ve toplumsal açıdan manevî bir cemaat hâlinde birleştirir."(22)

Durkheim'a göre toplum, Tanrı yerine geçmektedir. Yani dinin kaynağı toplumun kendisidir, başka bir varlık değil.

İSLÂM'A GÖRE DİN TANIMI

Dinin Sözcük Anlamı:

Arapça bir kelime olan "din" aşağıdaki anlamlarda kullanılmıştır: Mükâfat, itaat, İslâm, örf ve âdet, insanın iman ettiği şey, ispat, takva, isyan vs.(23) Din kelimesi millet, İslâm, siret, âdet, hesap, hâl, mülk, hüküm, ceza, kaza, tedbir, itaat, ibadet, şeriat, iman, takva, yol, saltanat ve idare, ivaz vs.(24) Dinin kelime manası, Allah'a ibadet ve iman hakkında her milletin tuttuğu yoldur.(25)

Bu tanımlar arasında mükâfat, itaat ve insanın izlediği yol, dinin terim anlamına daha yakındır ve Kur'ân'da da daha çok bu üç anlamda kullanılmıştır.(26) Görüldüğü üzere dinin sözcük anlamını tanımlayanların ortaklaşa üzerinde durdukları anlam, inanç olarak insanın takip ettiği yoldur.

Dinin Terim Anlamı:

Birinci Tanım: Seyyid Şerif Cürcanî: "Din, akıl sahiplerini peygamberlerin tebligatını kabul etmeye davet eden ilâhî bir kanundur."(27)

İkinci Tanım: Allâme Muhammed Hüseyin Tabatabaî (1902-1981): "Din, Kur'ân terminolojisinde insan için izlenilmesi kaçınılmaz hayat yöntemidir."(28)

Üçüncü Tanım: İslâm Ansiklopedisi (D.B. Mc Donald): "Din, Allah tarafından kurulup, mensuplarını dünya ve ahirette necata sevk eden itikat ve amellerden ibaret bir müessesedir."(29)

Dördüncü Tanım: Prof. Muhammad Taki Misbah: "Din, terim olarak, evren ve insanın yaratıcısına inanç ve bu inançlara uygun pratik emirlerden ibarettir."(30)

Yukarıdaki tanımların her biri dinin bir veya birçok yönünü kısa ve öz ifadelerle beyan etmekle birlikte, ayrı ayrı değerlendirildiklerinde, yine de tanımın şümulüne giren şeylerin hepsini kapsamlarına almadıkları dikkatten kaçmamaktadır. Bu tanımların her biri, hiç kuşkusuz Kur'ân-ı Kerim'deki ayetlerden veya Kur'ân'ın ruhundan ilham alınarak ileri sürülmüş ifadelerdir. Ancak bu tanımların bazılarında din akait ve ibadetlerle sınırlı tutulmuş, ruhsal ve düşünsel konuların önemli bir bölümü tanım dışında bırakılmıştır. Öte yandan din kelimesi, Kur'ân'da her yerde aynı anlamda kullanılan tek bir terim olarak geçmediği için, sadece tanımlanan anlamın kastedildiği söylenemez. Bu tanımların bazılarında dinin inançla ilgili bölümü görmezlikten gelinirken, bazılarında insanın kendisi ve Allah'la ilişkileri tanım dışında tutulmuştur. Yukarıdaki tanımların doğruluğunu kabul etmekle birlikte "din" hakkında daha kapsamlı şöyle bir tanımın daha uygun olacağını düşünüyoruz:

"Din, peygamberlerin yüce Allah tarafından tebliğ etmek, insanlara ulaştırmakla görevlendirildikleri konuların tümünden ibarettir."(31)

Bu tanımdan hareketle denilebilir ki:

a- Peygamberlerin insanlara Allah Tebarek ve Tealâ tarafından tebliğ ettikleri konular, halkın maddî hayatı ve bu dünyasıyla ilgili olduğu gibi, manevî hayatı, ahireti ve öteki dünyasıyla da ilgilidir. Peygamberlerin misyonunda tek yönlülüğe rastlanmaz.

b- "Din" insanın ilişkilerinin bütün boyutlarını kapsamına alır. İnsanın hem Allah'la ilişkisini, hem halkla ilişkisini, hem de kendisiyle ilişkisini içeren reçeteler sunar.

c- Kur'ân-ı Kerim'in bazı ayetlerinde "din" kelimesi, bu son tanımda belirtilen anlamda kullanılmıştır: "O, peygamberini hidayetle ve hak dinle; o dini bütün dinlere üstün kılmak için gönderendir. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar."(32) "O size, dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi şeriat (hukuk düzeni) yaptı."(33)

d- "Din" insanın vicdanını ilgilendiren kişisel konuları içerdiği gibi, insanın toplumsal hayatını, yani başka insanlarla ve devlet de dahil bütün medenî kurumlarla olan ilişkilerini düzenleyen ilkesel ve bazen ayrıntılı hükümleri, kanun ve kuralları da içerir.

Batıda çeşitli bilim dallarında meşgul olmuş, dallarında kayda değer eserler vermiş ve bugünkü  batı toplumları ve dünyanın başka yerlerindeki toplumlarda dinin özüne, mahiyetine karşı yeni yeni din anlayışlarının ortaya çıkmasına ortam hazırlamış bilim adamlarının "din" tanımları ve dine yaklaşımlarına ilâveten İslâm'ın "din" tanımına kısaca yer verdiğimiz makalemizin, günümüzde dine karşı ve din adına ileri sürülen görüş ve düşünce akımlarının anlaşılmasına yardımcı olmasını, dinin menşei, hedefi, toplumsal işlevleri konulu incelemelere bir başlangıç teşkil etmesini ümit ederiz.

DİPNOTLAR:

1- A. Adnan Adıvar, Bilim ve Din, İstanbul 1980, s.14; Kâmil Kaya, Din-Devlet İlişkileri ve DİB., İstanbul 1998, s.26.

2- Ludwig Feurbach, Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Farsça'ya çev. Perviz Babaî, Tahran, s.47.

3- Jacques Austruy, Kapitalizm Marksizm ve İslâm, çev. Agâh Oktay Güner, İstanbul 1978, s.85.

4- Andre Peter, Marks ve Marksizm, Farsça çev. Şucaeddin Ziyaiyan, Tahran, s.105.

5- Yümni Sezen, Sosyolojide ve Din Sosyolojisinde Temel Bilgiler ve Tartışmalar, M.Ü. İlahiyat Fak.Vakfı Yayınları, İstanbul 1990, s.191-192.

6- Amiran Kurtkan Bilgiseven, Genel Sosyoloji, İstanbul 1986, s.32.

7- Erich Fromm, Psikanaliz ve Din, çev. Aydın ARITAN, İstanbul 1981, s.26.

8- Samuel KING, Sociology, Farsça çev. Müşeffik Hemedanî,Tahran 1965, s.127,144 ve 145.

9- Kıyamet Suresi: 5-6.

10- John Locke, İnsan Anlığı Üzerine Deneme, Farsça tercümesinden.

11- Mehmet AYDIN, Kant ve Çağdaş İngiliz Felsefesinde Tanrı Ahlâk İlişkisi, Ankara 1981, s.96.

12- A. Adnan ADIVAR, a.g.e., s.15.

13- Yümni Sezen, Sosyoloji Açısından Din, İstanbul 1988, s.8.

14- A. Adnan ADIVAR, a.g.e., s.17.

15- M. Rahmi BALABAN, Son Asrın İlim Adamlarına Göre İlim, Ahlâk, İman, DİB. Yayınları, Ankara, s.144.

16- A. Adnan ADIVAR, a.g.e., s.15.

17- Yümni SEZEN, a.g.e., s.7.

18- Emile DURKHEIM, Din Hayatının İptidai Şekilleri, çev. Hüseyin Cahit. c.1, İstanbul 1923. s.146-147.

19- Emile DURKHEIM, a.g.e., c.1, s.60.

20- Seyyid Muhammed MURTAZAVÎ, Keyhan Gazetesi, sayı: 16848.

21- Sulhi DÖNMEZER, Sosyoloji, İstanbul 1990, s.261.

22- Emile DURKHEIM, a.g.e., c.1, s.94.

23- Lisan'ul-Arab.

24- El-Mevarid.

25- Şemsettin SAMİ, Kamus-i Türki, c.1, İstanbul 1985, s.26.

26- Seyyid Muhammed MURTAZAVÎ, a.g.e.

27- Seyyid Şerif CÜRCANÎ, Ta'rifat, İstanbul 1300, s.72; Din-Devlet İlişkileri ve DİB., s. 31.

28- Allâme Muhammed Hüseyin TABATABAÎ, Amuziş-i Din, Tahran 1980.

29- D. B. MC DONALD, İslâm Ansiklopedisi, c.3, MEB. Yayınları, İstanbul 1977, s.590.

30- Muhammed Taki MİSBAH, Amuziş-i Akaid, Tahran, c.1, s.28.

31- S. M. Murtazavî, a.g.e.

32- Tevbe Suresi: 33.

33- Şûra Suresi:13.