Hz. Mehdi’nin (a.s.) Gaybeti Nasıl Gerçekleşmiştir? 

Hz. Mehdi’nin (a.s.) Gaybeti Nasıl Gerçekleşmiştir? 

Bilmek gerekir ki, bir kişinin veya bir nesnenin bedeniyle gaip olması yahut insanın fiil ve davranışlarının gözlerden saklanması, peygamberlerin, velilerin ve seçkin müminlerin mucizeleri ve kerametleri tarihinde benzersiz değildir; bu olaylar sıkça vuku bulmuştur.

Yüce âyetin tefsirinde şöyle buyurulur:
“Kur’an’ı okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanlar arasına gizli bir perde koyarız.” (İsrâ: 45)

Bu âyetin zahiri, Yüce Allah’ın Kur’an okurken Peygamber’i (s.a.a.) onu incitmek isteyen kâfirlerden gizlediğine delalet etmektedir. Bazı tefsirlerde belirtilmiştir ki Allah Teâlâ, Peygamber’i (s.a.a.) Kur’an’ı okuduğu sırada Ebû Süfyan’dan, Nadr bin Hâris’ten, Ebû Cehil’den ve Hammâletü’l-Hatab’dan gizlemiştir. Onlar gelip onun önünden geçmişler fakat kendisini görememişlerdir. (Tebersî, Mecmeu’l-Beyân, c.6, s.645; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c.4, s.186)

İbni Hişâm Sîresinde Peygamber’in (s.a.a.) mübarek zatının Hammâletü’l-Hatab olan Ümmü Cemîl’in gözünden gizlenmesiyle ilgili bir rivayeti aktarır. Rivayetin sonunda Peygamber’den (s.a.a.) şu cümleyi nakleder:
“Allah onun gözünü benden aldı (ve beni ondan gizledi.)”
(İbni Hişâm, c.1, s.238 ve diğer rivayetler)

Mekke’den Medine’ye hicret sırasında da muteber tarihlere göre, peygamberin (s.a.a.) evinin kapısında onu öldürmek için toplanan müşrikler, kendisini görememişlerdir. Peygamber (s.a.a.) Hz. Ali’yi (a.s.) kendi yatağına yatması için görevlendirdikten sonra dışarı çıkmış, bir avuç toprak alarak onların başına serpiştirmiş ve “Yâsin vel-Kur’anil hekim”den “Fehum lâyubsirun” kısmına kadar okuyarak oradan geçmiştir; kimse onu görmemiştir. (İbni Hişâm, c.2, s.333; İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, c.1, s.227–228; İbnü’l-Esîr el-Cezerî, el-Kâmil fi’t-Tarih, c.2, s.103)

Ed-Dürrü’l-Mensûr tefsirinde İmam Cafer-i Sâdık’ın (a.s.) babasından, onun da İmam Zeynelâbidîn’den (a.s.) onun da Emirül Müminin Ali’den (a.s.) rivayet ettiği uzun bir hadise yer alır. Bu rivayet de konuyu doğrulamaktadır.

Ayrıca şu âyetin tefsirinde:
“Önlerinden bir set, arkalarından bir set çektik; onları perdeledik, artık görmezler.” (Yâ Sîn: 9)
Tefsir kitaplarında bu konuyu açıklayan rivayetler bulunmaktadır. (Tûsî, et-Tibyân, c.8, s.446; Tebersî, Mecmeu’l-Beyân, c.8, s.649–650; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c.5, s.258–259 ve diğer tefsirler)

İmamlardan (a.s.) bazılarının hayatında da bu tür örnekler görülür. Mesela İmam Zeynelâbidîn’in (a.s.) Abdülmelik bin Mervân’ın görevlilerinden gizlenmesi. Bu olay Şiî âlimlerce nakledildiği gibi Ehl-i Sünnet âlimlerinden İbni Hacer tarafından da rivayet edilmiştir. (İbn Hacer el-Heytemî, es-Savâiku’l-Muhrikah, s.200)

Dolayısıyla bir kişinin gaip olması, geçmişte vuku bulmuş bir olaydır.

Ancak bedenin kaybolmaksızın kişinin kimliğinin gizli kalması ve tanınmaması çok daha basit bir hâdisedir. Çoğu zaman mucizeye veya doğaüstü bir hadise gerek duymaksızın gerçekleşir. Zira birçok durumda bedenen açıkta olan kimseleri görürüz ama onları tanımayız.

Bu açıklamadan sonra sorunun cevabı şöyledir:
Gaybetin hikmeti, doğruluğu ve faydası hem bedenen kaybolma hem de kimliğin bilinmemesi durumunda elde edilir. İmam’ın (a.s.) gizli kalması, insanların onu tanımaması veya ona zarar verememesi gibi gaybetin gayelerine her iki hâlde de ulaşılır. Ancak rivayetlerin ve bazı kimselerin onun (a.s.) huzuruna kabul olduklarını anlatan tarihi hikâyelerin toplamından anlaşılmaktadır ki Hz. Mehdi’nin (a.s.) gaybeti hem görünmezlik hem de tanınmazlık şeklinde vuku bulmuştur. Hatta bazen aynı anda iki şekliyle gerçekleşmiştir: Bir kişi onu görmüş fakat tanımamıştır; bir diğeri ise aynı anda onu hiç görmemiştir.

Bazı olaylarda daha önce değinildiği gibi Peygamber Efendimiz (s.a.a) bazı kimseler tarafından görülürken, bazıları tarafından görülmüyordu. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bir bedenin tamamen gözden kaybolması mucize ve tabiatın olağan akışının bozulması olmadan gerçekleşmez.

Ancak bir kimsenin isminin, kimliğinin gizli kalması veya tanınmaması olağan bir şekilde de mümkündür.
Yine de kimi durumlarda bu halin uzun sürmesi ya da insanların onu tanımaya ve kim olduğunu öğrenmeye yönelmemelerinin sağlanması, olağanüstü bir müdahale ve ruhlar üzerinde tasarrufu gerektirebilir.
Allah-u Teâlâ yüce kudretiyle, kendi iradesinin gerçekleşmesi ve velîsinin korunması için, gerek alışılmış sebeplerle gerek olağanüstü yollarla, gerekli bütün şartları — kimi zaman doğrudan, kimi zaman da bizzat o yüce zat aracılığıyla — uygun gördüğü şekilde hazırlar.

Alıntı: Ayetullah el-Uzma Safi Gülpaygani’nin eseri İmametle İlgili On Soruya Cevap kitabından